SAĞLIK
Manisa’daki hastalara mesir macunu dağıtıldı 02 Mayıs 2026 Cumartesi - 14:48:58 Manisa Büyükşehir Belediyesi, bu yıl 486’ncısı düzenlenen Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali coşkusunu hastanelere taşıdı. Festival etkinliklerine katılamayan hastalar ve refakatçileri, belediye ekiplerinin ziyaretiyle geleneksel şifalı mesir macununa kavuştu. Sosyal belediyecilik anlayışıyla hareket eden Manisa Büyükşehir Belediyesi, hastanede tedavi gördüğü veya refakatçi olduğu için festival alanına gidemeyen vatandaşlardan gelen talepler üzerine harekete geçti. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’ya ulaştırılan, "Hastanede olduğumuz için festivale katılamadık, bizlere de mesir macunu ulaştırabilir misiniz?" talepleri kısa sürede karşılık buldu. Üç büyük hastanede dağıtım yapıldı Başkan Dutlulu’nun talimatıyla Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı ekipleri tarafından organize edilen çalışmada Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi, Manisa Şehir Hastanesi ve Merkez Efendi Devlet Hastanesi ziyaret edildi. Ekipler, servisleri tek tek ziyaret ederek hasta ve yakınlarına mesir macunu ikram etti. Vatandaş odaklı hizmet anlayışını vurgulayan Başkan Besim Dutlulu, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: "Mesir macunu geleneği, toplumun her kesimine hitap eden köklü bir mirastır. Festival heyecanını yerinde yaşayamayan vatandaşlarımızın talebine kayıtsız kalmamız mümkün değildi. Ekiplerimiz aracılığıyla bu şifalı geleneği hastanelerimize ulaştırdık. Tek dileğimiz, bu kadim mirasın herkese şifa ve moral olmasıdır." Hastanede festival sürpriziyle karşılaşan vatandaşlar, kendilerini unutmayan Manisa Büyükşehir Belediyesi’ne ve Başkan Besim Dutlulu’ya teşekkür ederek memnuniyetlerini dile getirdi. Bu anlamlı çalışma, hem kültürel mirasın yaşatılmasına hem de hastaların moral bulmasına katkı sağladı.
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 14:00 Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Eroğlu: "Veteriner hekimlerin çalışma alanları çok geniş" KASTAMONU (İHA) – Kastamonu’da bölgedeki veteriner odalarının temsilcileriyle bir araya gelen Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, "Sağlıklı hayvan, gıda, çevre ve toplum hedefi için veteriner hekimlerin haklarının teslim edilmesi gerekiyor" dedi. Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi’nin 5’inci Bölge Oda Başkanları Toplantısı Kastamonu’da gerçekleştirildi. Şehit Şerife Bacı Öğretmenevi2nde gerçekleştirilen toplantıya Kastamonu, Düzce, Samsun, Çankırı, Ankara, Bartın, Sinop, Bolu, Tokat, Çorum, Zonguldak ve Amasya illerinden veteriner odalarının başkanları katıldı. "Veteriner hekimlerin çalışma alanları çok geniş" Toplantıda konuşan Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, Dünya Veteriner Hekimler Günü’nün önemine değinerek, "Gıda ve sağlığın koruyucuları veteriner hekimlerin çalışma alanları çok geniş. Hayvan sağlığı, hayvan refahı, hayvan hakları, hayvansal üretim, çevre sağlığı, veteriner halk sağlığı, biyoteknoloji, biyogüvenlik ve tabii ki insan sağlığı sonuçta hizmet eden bir meslek grubu. Hayvan ve insan sağlığına aynı anda hizmet eden meslek grubu dünyada sadece veteriner hekimlerdir. Bugün sadece bir kutlama günü değil, aynı zamanda veteriner hekimliğin farkındalığını ortaya koyma, yaşama ve hayata dair olan hizmetlerini ortaya koymak ve daha ileri noktalarda standartları geliştirilmiş bir veteriner hekimlik uygulamaları günüdür" dedi. Veteriner hekimlere yönelik yapılan yasal düzenlemelere değinen Eroğlu, "Türkiye’de 72 veteriner hekim odamız var. Bütün odalarımız mesleğimizin sorunlarını ve daha ileri noktalara nasıl taşınması gerektiğini gösteren etkinlikler yapıyorlar. 41. Madde gibi çok önemli bir konumuz vardı. Biliyorsunuz üç yıldan beri bir türlü bir sonuca gidilememişti. Geçen ay Tarım Komisyonu’ndan 41. Madde geçti. İnşallah önümüzdeki günlerde de genel kurula gelecek. Tabii bakanlığın konuyu sahiplenmesi, bakanlık eliyle meclise gitmesi önemliydi" dedi. Devlet nezdindeki temsil taleplerini yineleyen Eroğlu, "Ulusal Tek Sağlık Koordinasyon Kurulu kararı alındı Kasım ayında. Biz bu kurulda, ülkemizdeki 47 bine yaklaşan veteriner hekimi temsil eden yasal bir kurum olarak yer almamız gerektiğini devletimizin çeşitli makamlarına ilettik. Ayrıca veteriner fakültelerinde bir kontenjan azaltıldı. Çok sevindirici bir durumdu, bunun devam etmesini istiyoruz. Yüzdelik dilim, taban puan uygulaması, son sınıf öğrencilerine ücret verilmesi gibi konuları büyük bir dikkatle takip ediyoruz. Sağlıklı hayvan, gıda, çevre ve toplum hedefi için veteriner hekimlerin haklarının teslim edilmesi gerekiyor" şekinde konuştu. Toplantının açılış konuşmasını yapan Kastamonu Veteriner Hekimler Odası Başkanı Hacı İbrahim Maşalacı ise toplantının hayırlara vesile olması temennisinde bulundu.
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 12:40 KBÜ’den Alzheımer ve benzeri hastalıklara umut ışığı Karabük Üniversitesi Tıp Fakültesinde yürütülen ve TÜBİTAK tarafından desteklenen deneysel araştırmada, Trokserutin’in nörodejeneratif hastalıklardaki etkileri dünyada ilk kez kapsamlı şekilde incelendi. Karabük Üniversitesi (KBÜ) Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Fizyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Demir’in yürütücülüğünü yaptığı "Kainik Asit ile Oluşturulan Deneysel Nörodejenerasyon Modelinde Trokserutinin Nöroprotektif Etkilerinin ve Galektin-3 İlişkisinin Araştırılması" başlıklı bilimsel çalışma; Alzheimer, Parkinson ve Huntington gibi nörodejeneratif hastalıkların tedavisine yönelik önemli bulgular ortaya koydu. TÜBİTAK destekli projede, beynin temel uyarıcı nörotransmitteri olan glutamatın aşırı birikiminin sinir hücrelerinde ciddi hasara yol açtığına dikkat çekildi. Bu durumun bilişsel ve motor bozukluklarla seyreden, ilerleyici ve geri dönüşümsüz özellikteki nörodejeneratif hastalıkların gelişiminde önemli rol oynadığı vurgulandı. "Yaşlanan nüfusla hastalıklar artıyor" Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Demir, dünya nüfusunun giderek yaşlandığını belirterek, "Dünya nüfusu yaşlandıkça hem Türkiye’de hem de dünyada Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıkların görülme sıklığı artmaktadır. Bu hastalıkların temelinde oksidatif stres, nöroinflamasyon ve bazı kimyasal habercilerin dengesizliği yer almaktadır" dedi. Araştırmada deneysel model kullanıldığını ifade eden Demir, "Mikrocerrahi yöntemle denekler üzerinde kainik asit kullanarak nörodejenerasyon modeli oluşturduk. Bu modelde beyin hasarı ve nöron kaybını gözlemleyerek hastalığın mekanizmasını inceleme imkânı bulduk" diye konuştu. "Trokserutin umut verdi" Çalışmada Trokserutin’in etkilerini incelediklerini kaydeden Demir, elde edilen sonuçların dikkat çekici olduğunu belirterek şunları söyledi: "Son dönemde önem kazanan Galektin-3 proteini üzerine de yoğunlaştık. Trokserutinin hem nöroinflamasyonu hem de oksidatif stresi azalttığını, ayrıca Galektin-3 seviyelerini düşürdüğünü tespit ettik. Elde ettiğimiz sonuçlar oldukça olumlu." Elde edilen bulguların gelecekte yeni tedavi yöntemlerine kapı aralayabileceğini vurgulayan Demir, "Bu çalışma dünya ve Türkiye’de ilk olma özelliği taşıyor. Uluslararası saygın bir dergide yayınlanmak üzere kabul edildi. Bu bizim için son derece umut verici" ifadelerini kullandı.
Görme kaybı yaşarken ders çalıştı, şimdi doktorlarıyla meslektaş olmayı hedefliyor
14 Mart 2026 Cumartesi - 12:07 Görme kaybı yaşarken ders çalıştı, şimdi doktorlarıyla meslektaş olmayı hedefliyor Hastanede tedavi gördüğü sırada görme kaybına rağmen ders çalışan MS hastası Ege Ünal, şimdi kendisini tedavi eden doktorlarla meslektaş olmanın hayalini kuruyor. Lise yıllarında görme kaybı şikayetiyle hastaneye başvuran Ege Ünal’a Multiple Skleroz (MS) tanısı konuldu. O yıllarda hastanede yatarken görme kaybına rağmen test çözmeye ve ders çalışmaya devam eden Ünal, tıp fakültesini kazandı. Şu anda 2’nci sınıf öğrencisi olan Ünal, nöroloji alanına ilgi duyduğunu belirterek hastalığıyla ilgili farkındalık oluşturmayı ve MS’in sanıldığı kadar umutsuz bir hastalık olmadığını insanlara anlatmayı hedeflediğini söyledi. Akademik hayatının yanı sıra okulunun müzik grubunda gitar çalan Ünal, tedavi gördüğü hastanede de konserler verdi. Ünal, ileride kendisini tedavi eden doktorlarla meslektaş olmanın hayalini kuruyor. "Gözüm görmezken bile hastanede yatarken ders çalışmaya çalışıyordum" Tıp fakültesini kazanmasında hastanede yaşadığı sürecin çok büyük bir etkisi olduğunu dile getiren Ünal, "Hastanede yattığım dönemlerde özellikle etrafımdaki o doktor figürlerini gördükçe benim hep motivasyonum arttı. Ben ilk hastaneye yattığımda 11’inci sınıftaydım ve çok fazla stresim vardı. Aynı zamanda üniversite sınavını çok kafaya takan bir insandım. Gözüm görmezken bile hastanede yatarken ders çalışmaya çalışıyordum. Test çözmeye, deneme çözmeye çalışıyordum ve bu motivasyonumda tabii ki doktorları görmem çok beni etkilemişti" diye konuştu. "Hastalığım üzerinde çalışmak her zaman benim için bir hayal oldu" Ünal, nöroloji bölümünde uzmanlaşmak istediğini belirterek sözlerine şöyle devam etti: "Ben tıpı yazarken hep diyordum. Ben nöroloji istiyorum diye. Çünkü hastalığım üzerinde çalışmak her zaman benim için bir hayal oldu. Hastalığımla ilgili insanları bilgilendirmek, hatta insanları tedavi edebilmek benim için çok büyük bir gurur kaynağı olur gerçekten. Şu an 2’nci sınıftayım. Henüz kesinlikle şu olacağım diyemiyorum. Fakat başladığımdan beri nörolojiye her zaman ilgim oldu." Aynı zamanda sosyal yaşantısından da hiç kopmadığını ifade eden Ünal, "Tedavi gördüğüm hastanede defalarca konser verdim. Birinci sınıftan itibaren okulumuzun müzik grubuna katıldım ve hep sosyal gönüllülük projelerimizde, çocuk hastanesinde, tıp bayramlarında hastanemizde sahnelerimiz oldu, konserlerimiz oldu" ifadelerini kullandı. "İşin dışarıdan göründüğü kadar umutsuz olmadığını onlara anlatabilmek benim için bir ideal oldu" Ünal, hastalığıyla alakalı araştırma yapmak istediğini ve insanları bilgilendirmek istediğine dikkati çekerek şu ifadeleri kullandı: "Hastalığımın başından beri kendime hep benim gibi bu durumla karşılaşan gençleri, benim ailem gibi bu durumla karşı karşıya kalan ve bu konuda çok gerilmiş olan aileleri rahatlatmak, bilgilendirmek ve işin dışarıdan göründüğü kadar hiçbir zaman umutsuz olmadığını onlara anlatabilmek benim için her zaman bir ideal oldu. Hangi alanda çalışırsam çalışayım, benim gibi bu durumla karşı karşıya kalan herkesi bilgilendirmek, hepsine bir örnek olmak benim için gerçekten çok önemli bir durum haline geldi. Ben ne doktoru olursam olayım, MS benim için her zaman kırmızı bir çizgi olacak ve ben o konuda her zaman insanları bilgilendirmek ve yönlendirmek amacıyla elimden geleni yapacağım." Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde çocuk nöroloji eğitim ve idari sorumlusu olan Prof. Dr. Ayşegül Neşe Çıtak Kurt, ise MS’in genç yetişkin hastalığı olduğunu dile getirerek, en sık 20 ve 40 yaş aralığında görüldüğünü ifade etti. Genç hastaların tanı aldıktan sonra kaygılı ve endişeli bir süreç yaşadıklarını anlatan Kurt, "Tanı netleştikten sonra tedavi ile ilgili planlarımız, atak tedavisi, koruyucu tedaviler, planlarımızı aileyle paylaşıyoruz. Bu konuda da aslında erken tanı ile birlikte uygun tedavi seçimi ile hastamızın normal yaşantısına devam edeceğini, düzenli kontroller ve ilacını aksatmama şartıyla mümkün olduğunu onlara anlatıyoruz" şeklinde konuştu. "Hasta hekim ilişkisi bizim için iki meslektaşa dönüştü" Kurt, Ünal’ın düzenli kontrollerle ve uygun tedaviyle hayatını normal bir şekilde sürdürdüğünü aktardı. Ünal’ın meslektaşı olacağı için mutluluk duyduğunu belirten Kurt, "Derse gidiyorum merdivenlerden hızlı hızlı çıkarken arkamdan bir ses duydum ve döndüm. Ege’ydi seslenen ama bir anda şaşırdım. Ege yani poliklinikte karşılaşıyoruz hani tıp fakültesinde ne iş olabilir diye. ‘Hocam ben artık hastanızım ama aynı zamanda da öğrenciniz oldum’ dedi. O an yaşadığım mutluluğu size hiçbir şekilde tarif edemem ve artık hasta hekim ilişkisi bizim için iki meslektaşa dönüşmüştü. Kendisinin hikayesini anlatırken farkındalık oluşturmak, benzer aileler ve gençler için motivasyon oluşturmayı her zaman kendisine bir görev edindi" diye konuştu.
Uzmanı uyardı: "Cildinizi düzelteyim derken psikolojinizden olmayın"
14 Mart 2026 Cumartesi - 12:04 Uzmanı uyardı: "Cildinizi düzelteyim derken psikolojinizden olmayın" Uzman Psikolog Dilruba Işın, akne tedavilerinde kullanılan ilaçların özellikle psikolojik rahatsızlık geçmişi bulunan kişilerde bu ilaçların duygu durumunu olumsuz etkileyebileceğini belirterek, tedavi sürecinde hekimle iş birliğinin önemine dikkat çekti. İnsanlar aknelerinden kurtulmak için çeşitli ilaçlara başvuruyor. Özellikle ağızdan kullanılan akne ilaçları, cilt sorunlarının giderilmesinde etkili bir tedavi yöntemi olarak tercih ediliyor. Ancak bu ilaçların bazı durumlarda insan psikolojisini de etkileyebiliyor. Bazı araştırmalar bu ilaçların depresyon, anksiyete, duygu durum değişiklikleri ya da kendine zarar verme eğilimi gibi psikolojik sorunları tetikleyebileceğini ileri sürerken, bazı çalışmalar ise ilaçların psikiyatrik bir yan etkisinin bulunmadığını gösteriyor. Bu nedenle tedavi sürecinde bireylerin psikolojik geçmişinin değerlendirilmesinin önem taşıyor. Özellikle daha önce depresyon, kaygı bozukluğu ya da farklı bir psikiyatrik rahatsızlık öyküsü bulunan kişilerin ilaç kullanımı öncesinde bu durumları hekimleriyle paylaşması gerekiyor. Tedavi sürecinde ortaya çıkabilecek duygu durum değişikliklerinin de yakından takip edilmesi öneriliyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Uzman Psikolog Dilruba Işın, oral akne ilaçlarının psikolojik etkileriyle ilgili bilimsel çalışmaların farklı sonuçlar ortaya koyduğunu belirterek, "Bazı araştırmalar bu ilaçların depresyon, anksiyete ya da duygu durum bozukluklarını tetikleyebileceğini söylerken bazı çalışmalar ise psikiyatrik bir yan etki bulunmadığını ortaya koyuyor" dedi. Bu nedenle ilaç kullanımında bireysel değerlendirme yapılması gerektiğini vurgulayan Işın, "Eğer bir kişiye ağızdan kullanılan akne ilacı öneriliyorsa mutlaka psikiyatrik öyküsüne bakılmalı. Kişinin güncel olarak depresyon, anksiyete ya da duygu durum bozukluğu gibi bir problemi olup olmadığı değerlendirilmelidir. Bu değerlendirmeden sonra ilaç kullanımına başlanması daha sağlıklı olacaktır" diye konuştu. "Psikiyatrik öyküsüne bakmak gerekiyor" Dilruba Işın, kişide herhangi bir psikiyatrik hastalığa yatkınlığını değerlendirip bu şekilde ilaç kullanılması gerektiğini söyleyerek, "Burada bu tür ilaçları kullanan kişilerin bireysel olarak değerlendirilmeli eğer hekimleri tarafından oral kullanılan akne ilaçlarının önerildiği hastalar varsa bu hastanın psikiyatrik öyküsüne bakmak gerekiyor. Güncel olarak yaşadığı herhangi bir depresyon, anksiyete, duygu durum bozukluğu, mod bozuklukları ya da herhangi bir psikiyatrik hastalığa yatkınlığı var mı bunlar değerlendirilmeli zaten sonrasında ilaç kullanımına başlanılabilir. Ben de kendi klinik çalışmalarımda bu ilaç grubunu kullanan danışanlara özellikle hekimle iş birliği yapmalarını öneriyorum. Bu noktada ilaç süreci boyunca bireyde duygu durum bozukluğu, mod düşüklüğü ya da karamsarlık açığa çıkarsa bunu da mutlaka hekimlerine bildirmeliler. Tüm bunlara ek olarak söylenilenleri kenara bırakırsak bir de pozitif yan etkileri olduğunu söyleyen çalışmalar var" dedi. "Kişi kendinin farkında olması gerekiyor" Işın, uzman kontrolünün önemine vurgu yaparak, "Akne problemi yaşayan bireylerde kaygı bozukluğu, depresyon, sosyal fobi, düşük özgüven gözükebilir ama akne tedavisi sonrasındaysa bu semptomlarda ciddi bir düzelme açığa çıktığını vurguluyor. Bu yüzden oral kullanılan akne ilaçları hem böyle daha dikkatli kullanılması gereken bir yerdeyken, kullanıldıktan sonra da olumlu yan etkilere de sahip. Bir psikolojik rahatsızlık geçmişiniz varsa ya da ailenizde böyle bir öykü varsa lütfen bunu hekiminize bildirin ki ona göre bir tedavi planı uygulasın. Ben de klinik çalışmalarımda bu konuyu çok önemsiyorum. Kişinin geçmişinde psikolojik rahatsızlık öyküsü varsa ilaç kullanımı olumsuz etkileyebilir ve tetikleyici bir faktör olabilir. Her şey yolunda giderken, bir iyileşme gösterirken bu ilaçla birlikte bir tetiklenme yaşayabilir. Bu yüzden kendileri açısından da farkında olmaları gerekiyor. Hekimler belki depresyon, anksiyete, duygu durum bozuklukları gibi konularda hastalarını bilinçlendirirken bu etkilerin de çok daha düşük yaşanabileceğini de yanı sıra eklemeliler. Cildimizi düzeltmek tabi çok önemli özellikle popüler medya tarafından yöneltilen bir şeydir. Pürüzsüz, parlak ciltler olarak da çok fazla vurgulanıyor. Bu tedaviye başlanmadan önce kendilerini zaten kötü de hissedebiliyorlar. Bu kötü hissedişin sonucunda bir tedaviye başlanıyor ve bu tedaviyi ve etkilerini kapsamlıca bilmek hem psikolojilerini korumaya hem de ciltlerini düzeltir diye düşünüyorum" ifadelerine yer verdi.
Sık idrara çıkmak her zaman hastalık göstergesi değil
14 Mart 2026 Cumartesi - 11:14 Sık idrara çıkmak her zaman hastalık göstergesi değil SAMSUN (İHA) – Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Önder Çinar, sık idrara çıkmanın her zaman bir hastalık göstergesi olmadığını belirterek, özellikle aşırı çay ve kahve tüketiminin gün içinde tuvalete daha sık gitmeye yol açabildiğini söyledi. Uzmanlar, gün içinde fazla miktarda çay ve kahve tüketmenin idrar söktürücü etkisi nedeniyle sık idrara çıkmaya neden olabileceğini belirterek, bu içeceklerin ölçülü tüketilmesi gerektiğini ifade ediyor. Özellikle yoğun tempoda çalışan ve gün içinde çok sayıda kahve veya çay tüketen kişilerde bu durum daha sık görülebiliyor. Medicana International Samsun Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Önder Çinar, böbrek sağlığını korumak için günlük sıvı tüketimi ve içecek alışkanlıklarının önemine dikkat çekti. "İdrar rengi önemli bir gösterge" Böbrek sağlığı açısından idrar renginin önemli bir gösterge olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Önder Çinar, açık ve berrak renkte idrarın genellikle yeterli su tüketildiğini gösterdiğini belirterek, "Yoğun sarı renkte idrar ise çoğu zaman vücudun yeterince su almadığının işareti olarak değerlendiriliyor. Sağlıklı böbrek fonksiyonları için gün boyunca yeterli miktarda su içmek büyük önem taşıyor. Böbrekler, vücuttaki toksinleri temizleyen hayati organlardır. Böbrek sağlığını korumak için günlük su tüketimini artırmak, çay ve kahve tüketimini sınırlamak, dengeli ve sağlıklı beslenmek, düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemek önemlidir. Yaşam tarzında yapılacak basit değişiklikler böbrek sağlığını korumada önemli rol oynuyor. Özellikle sıvı tüketimine dikkat etmek ve idrar rengini takip etmek, vücudun su ihtiyacını anlamak için pratik bir yöntemdir" dedi.
Burtom’dan 14 Mart Tıp Bayramı kutlaması
14 Mart 2026 Cumartesi - 11:08 Burtom’dan 14 Mart Tıp Bayramı kutlaması Burtom Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Uzm. Dr. Erol Kılıç, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Kılıç, mesajında hekimlerin, sağlık çalışanlarının ve hekim adaylarının insan hayatını koruma yolundaki fedakârlıklarına dikkat çekerek tüm sağlık camiasının 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutladı. Dr. Kılıç’ın kutlama mesajı şöyle : "Değerli Meslektaşlarım, Kıymetli Sağlık Emekçilerimiz ve Yarınlarımızın Teminatı Hekim Adaylarımız; Bugün, modern tıp eğitiminin başlangıcını temsil eden ve vatan savunmasındaki onurlu duruşuyla tarihe mal olan 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutlamanın gururunu yaşıyoruz. Tıp camiası olarak bizler, sadece bir mesleği icra etmiyor; insanın en temel hakkı olan yaşama hakkına hizmet ederek kutsal bir sorumluluğu omuzlarımızda taşıyoruz. Sağlık, insanın sahip olduğu en sessiz hazinedir; onu korumak ise dünyanın en onurlu nöbetidir. Burtom Sağlık Grubu olarak 35 yıla yaklaşan yolculuğumuzda, bu nöbeti hep aynı hassasiyetle tuttuk. Bilginin deneyimle, teknolojinin insan sevgisiyle harmanlandığı kurumumuzda; en büyük gücümüzün sahip olduğumuz ileri teknolojik altyapı değil, o cihazlara ruh veren değerli hekimlerimiz ve sağlık çalışanlarımızın özverisi olduğunun farkındayız. Hekimlik; büyük fedakarlıklar gerektiren, mesai kavramı gözetmeksizin geceyi gündüze katan ve her şeyden önce yüksek bir etik değerler bütününü şart koşan bir yaşam biçimidir. Bilim ve merhametin ışığında yürüdüğümüz bu yolda; bir hastanın teşekkürü, bir canın hayata yeniden tutunması bizler için her türlü yorgunluğu unutturan, dünyevi tüm karşılıkların üzerindeki tek ödüldür. Bu duygu ve düşüncelerle; ömrünü insan hayatını kurtarmaya adamış tüm hekimlerimizin, sağlık sistemimizin her kademesinde büyük bir gayretle çalışan sağlık emekçilerimizin ve idealleriyle aramıza katılmaya hazırlanan hekim adaylarımızın 14 Mart Tıp Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyorum. Toplum sağlığına katkı sağlamak adına gösterdiğiniz bu üstün gayret için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyor; hep birlikte sağlıkla, başarıyla ve huzurla geçecek nice yıllar diliyorum."
Kubba’dan Tıp Bayramı mesajı
14 Mart 2026 Cumartesi - 10:39 Kubba’dan Tıp Bayramı mesajı Medical Point Gaziantep Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Hayrullah Kubba, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla mesaj paylaştı. Medical Point Gaziantep Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Hayrullah Kubba, sağlık hizmeti alanındaki en son teknolojileri ve bilimsel gelişmeleri takip ederek, hastalarımıza en kaliteli sağlık hizmetini sunmayı amaçladıklarını belirten Kubba, sağlık sektöründeki tüm çalışanların 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutladı. Kubba mesajında, "Sağlık, hayatın en kıymetli değerlerinden biridir ve bunu korumak için gece gündüz demeden çalışan tüm sağlık çalışanlarımız, en büyük takdiri hak ediyor. Tıp Bayramı, sağlık sektöründeki emekçilerin fedakarlıklarını hatırladığımız, bir arada olmanın, dayanışmanın önemini vurguladığımız bir gündür. Bugün, yalnızca bir meslek günü kutlaması değil, aynı zamanda sağlık hizmeti veren tüm doktorlarımıza, hemşirelerimize, sağlık teknisyenlerimize, idari personele ve tüm çalışanlarımıza minnettar olduğumuzu dile getiriyoruz" dedi. Hayrullah Kubba, "Her bir sağlık çalışanı, insan hayatını kurtarmak için yalnızca profesyonel bilgi ve becerilerini değil, aynı zamanda insana olan derin sevgilerini, özverilerini de ortaya koymaktadır. Bu zorlu görevleri üstlenen tüm çalışanlarımız, toplum sağlığını güvence altına alıyor. Onlar, her şartta insanı önceleyen bir anlayışla, her an her yerde hizmet vermek için varlar" ifadelerini kullandı.
Diyarbakır’da kolon kanserine dikkat çekmek için sunumlar gerçekleştirildi
14 Mart 2026 Cumartesi - 10:09 Diyarbakır’da kolon kanserine dikkat çekmek için sunumlar gerçekleştirildi Diyarbakır’da Memorial Hastanelerinde kolon kanserine dikkat çekmek için sunumlar yapıldı. Memorial Diyarbakır ve Memorial Dicle Hastanesinde düzenlenen etkinliklere hastane yöneticileri, doktorlar, çalışanlar ve vatandaşlar katıldı. Konferans salonunda yapılan konuşmalarda kolon kanserinin dünyada en sık görülen üçüncü kanser türü olduğuna dikkat çeken doktorlar, hastalığın gelişim süreci ve korunma yolları hakkında detaylı sunumlar yaptı. Sunumların ardından açıklamalarda bulunan Memorial Sağlık Grubu Direktörü Abdurrahman Aktaş, mart ayının kolon kanseri farkındalık ayı olduğunu söyledi. Bunun rengi olarak da maviyi, gökyüzünün ve denizin mavisini seçerek hayata ve canlılığa vurgu yaptıklarını belirten Aktaş, çünkü erken teşhise en fazla olumlu yanıt veren kanser türlerinden biri kolon kanseri olduğunu dile getirdi. Aktaş, Memorial olarak sadece sağlığın tedavi edici yönünü değil, aynı zamanda kitlelerde sağlık farkındalığının, sağlık okuryazarlığının ve bilinçlenmenin de oluşmasına dair sorumluluk gördüklerini belirterek, "Her ne kadar bugünlerde deniz ve gökyüzü maviliğinden savaşlarla bir renk kaybetmiş olsa da insanımızın rengi sağlıkla buluşup erken teşhisle hayata bağlansın diyoruz" dedi. Gastroenteroloji Uzm. Doç. Dr. Nurettin Tunç ise kolon kanserinin dünyada en sık görülen üçüncü kanser ve dünyada kansere bağlı ölümlerin en sık ikinci sebebi olduğuna değinerek, "Dünyada en sık ölüm sebebi meme kanseri iken, ikincisinde kolon kanseri var. Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Gastroenteroloji Derneği’nin önerileriyle 45 yaşını geçen her vakada bu açıdan kolonoskopi taraması önerilmekte. Şuna dikkat çekmek istiyorum; özellikle hiçbir şikayeti olmayan hastalarda da tarama amacıyla kolonoskopi tetkiki önermekteyiz" diye konuştu. Cerrahi Onkoloji ve Genel Cerrahi Uzm. Musluh Hakseven de, mart ayının kolon kanseri farkındalık ayı olduğunu, bu kapsamda ülke genelinde ve dünya genelinde çeşitli etkinlikler yapıldığını kendilerinin de bu kapsamda kendi hastalarıyla farkındalık toplantısı gerçekleştirdiklerini kaydetti. Hakseven, "Kolon kanseri yaşı gittikçe küçülmekte. Eskiden 50 yaşında taramaya başlarken, şu an kolon kanseri için tarama yaşı 45’e çekildi. Dolayısıyla gittikçe artan bir hastalık yüküyle karşı karşıyayız. Bizim elimizdeki en önemli silah da bunu erken tespit etmek. Hastalık bulgu verdiğinde, semptom başladığında; şişkinlik, kanama gibi şikayetler ortaya çıktığında artık gecikmiş oluyoruz. Bu nedenle erken dönemde mutlaka tarama yapmak gerekiyor. Hiçbir şikayet olmasa bile kolonoskopi yapılması lazım. Ailede kanser öyküsü varsa, kanser öyküsü olan hastanın kardeş ve anne-babasında taramayı özellikle o hastanın tanı yaşından 10 yıl öncesine kadar indirmek gerekiyor. Bazen sendromik durumlar da olabiliyor, ırsi durumlar gibi. Bu durumlarda taramalar 25-30 yaşlarına kadar başlayabiliyor. Dolayısıyla tarama burada en hayat kurtarıcı şey" şeklinde konuştu.
MCBÜ Hafsa Sultan Hastanesi’nde Robotik Cerrahi dönemi başladı
13 Mart 2026 Cuma - 17:43 MCBÜ Hafsa Sultan Hastanesi’nde Robotik Cerrahi dönemi başladı Manisa Celal Bayar Üniversitesi (MCBÜ) Hafsa Sultan Hastanesi’nde ileri teknolojiye sahip Da Vinci X Robotik Cerrahi Sistemi hizmete alındı. Sistemle birlikte hastanede minimal invaziv (kapalı) cerrahi uygulamaları ileri teknoloji desteğiyle yapılmaya başlandı. Kurulan sistem sayesinde MCBÜ Hafsa Sultan Hastanesi, Türkiye’de robotik cerrahi teknolojisini aktif olarak kullanan 10. kamu üniversite hastanesi olurken, Manisa da Da Vinci robotik cerrahi sistemi bulunan 12. il olarak robotik cerrahi altyapısına sahip şehirler arasına girdi. Robotik cerrahi teknolojisi sayesinde Manisa ve çevre illerde yaşayan hastalar, ileri teknoloji ile gerçekleştirilen kapalı ameliyatlara artık kendi bölgelerinde ulaşabilecek. Yüksek hassasiyetle gerçekleştirilen bu operasyonlar; daha küçük kesiler, daha az kan kaybı, hastanede daha kısa kalış süresi ve hızlı iyileşme gibi önemli avantajlar sağlıyor. Sistem başta üroloji, genel cerrahi ile kadın hastalıkları ve doğum branşları olmak üzere birçok cerrahi alanda kullanılabilecek. Böylece hastanenin ileri cerrahi teknoloji kapasitesi güçlenirken, verilen sağlık hizmetlerinin kalitesi de daha üst seviyeye taşınacak. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan MCBÜ Rektörü Prof. Dr. Rana Kibar, robotik cerrahi sisteminin üniversite hastanesi için önemli bir adım olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: "Hafsa Sultan Hastanesinde ilk kez uygulanan robotik cerrahi yöntemiyle böbrek alma ameliyatı (nefrektomi) başarıyla gerçekleştirildi. Daha az ağrı, daha hızlı iyileşme ve yüksek hassasiyet sağlayan bu ileri teknoloji artık Manisa’nın hizmetinde. Emeği geçen tüm sağlık ekibimizi kutluyoruz. Robotik cerrahi sisteminin hizmete alınması hem sağlık hizmetlerinin niteliğini artıran hem de üniversitemizin bilimsel ve teknolojik altyapısını güçlendiren önemli bir yatırımdır. Bu altyapı aynı zamanda tıp fakültemizde yürütülen eğitim ve araştırma faaliyetlerine de katkı sağlayacaktır. Sürecin başından itibaren destek veren AK Parti Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekilimiz Sayın Bahadır Yenişehirlioğlu’na şehrimiz ve üniversitemiz adına teşekkür ediyorum."
Selçuk Üniversitesinde 14 Mart Tıp Bayramı kutlandı
13 Mart 2026 Cuma - 17:33 Selçuk Üniversitesinde 14 Mart Tıp Bayramı kutlandı Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından 14 Mart Tıp Bayramı kapsamında düzenlenen programda öğretim üyelerine cübbe giydirildi, bilimsel çalışmalarıyla öne çıkan akademisyenler ödüllendirildi. Rektör Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz, 2026 Yatırım Programı’na alınan 800 yataklı yeni hastane projesinin Üniversite ve bölge için önemli bir sağlık merkezi olacağını söyledi. Sultan Alparslan Kültür Merkezinde düzenlenen programda akademisyenler, sağlık çalışanları ve öğrenciler bir araya geldi. Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz, üniversitenin sağlık alanındaki gelişimine dikkat çekti. Yılmaz, "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tensipleri ile 2026 Yatırım Programı’na alınan 800 yataklı yeni hastane projesi, Üniversite ve bölge için önemli bir sağlık merkezi olacak" dedi. Rektör Prof. Dr. Yılmaz, ayrıca mevcut hastanede sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmaya yönelik çalışmalar kapsamında 5 yeni ameliyathane, preoperatif polikliniği, yeni laboratuvar binası, çocuk ve yetişkin kan alma ünitesi, fizik tedavi polikliniği ve sterilizasyon ünitesinin hizmete alındığını kaydetti. 18 yataklı modern günübirlik servis, yeni onkoloji polikliniği, radyasyon onkolojisi ünitesi ile radyoloji görüntülüme sistemine yönelik de çalışmalarının sürdüğünü aktardı. 2025 yılında hastanede yaklaşık 1,5 milyon poliklinik hizmeti verildiğini ifade eden Yılmaz, "Elbette bu başarı tesadüf değildir. Bu başarı; hekimlerimizin emeğinin, sağlık çalışanlarımızın fedakarlığının ve akademisyenlerimizin bilimsel gayretinin bir sonucudur" diye konuştu. Programa katılan İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yusuf Yavuz da hekimliğin insan hayatına doğrudan dokunan bir görev olduğunu belirterek "Hekimlik; yalnızca bir meslek değil, insanın en zor anında yanında olmayı gerektiren büyük bir sorumluluktur. İnsanların duasını almak, acılarını dindirmek ve hayatlarına dokunabilmek hekimliğin en kıymetli yönüdür" dedi. Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüsnü Alptekin ise 14 Mart Tıp Bayramı’nın tarihi arka planına değinerek tıp eğitiminin Osmanlı’dan günümüze uzanan gelişimini anlattı. Programda konuşmaların ardından bilimsel çalışmalarda en yüksek puanları alan öğretim elemanlarına ve ödüle değer görülen akademisyenlere teşekkür belgeleri takdim edildi. Profesör ve doçent ünvanı alan öğretim üyelerine cübbe giyme merasiminin de gerçekleştirildiği programda, 2024 - 2025 Eğitim Öğretim Yılı Gelişim Sınavı birincileri ile dönem birincilerine de teşekkür belgesi verildi. Programa Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Ak, Genel Sekreter Mustafa Karakışla, Konya İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri, İlaç ve Tıbbi Cihaz Hizmetleri Başkanı Prof. Dr. Emre Korkut da katıldı.