Yerel Haberler
Sivas
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 13:26 Sivas ile Giresun’un arasında yer alan 64 km’lik baraj dolup taştı Sivas’ın en büyük baraj göllerinden Kılıçkaya’da doluluk oranı yüzde 100’ün üstüne çıktı, göl kenarındaki tesisler sular altında kaldı. Sivas’ın Suşehri ilçesi ve Giresun’un Şebinkarahisar ilçesi sınırları içerisinde yer alan 64 kilometrekare genişlikteki Kılıçkaya baraj gölünde doluluk oranı yüzde 100’ün üstüne çıktı. Elektrik üretimi ve tarımsal sulamada kullanılan baraj gölünün taşması ile göl kenarındaki tesisler sular altında kaldı. Geçtiğimiz yıllarda kuraklık nedeniyle ineklere otlak olan göl zemininden geriye iz kalmadı. Gölün dolup taşmasına, kış aylarında yağan yoğun karlar ve aralıksız eden yağışlar neden oldu. Bir haftada taştı Bir hafta önce piknik yaptığı alanın şimdi sular altında kaldığını belirten Adem Yılmaz, "Bu sene sürekli yağmur yağdı. Cumartesi günü söğüt ağaçları altında piknik yaptık, bugün sular altında kaldı. Kılıçkaya barajında genç ve yaşlılar burada piknik yapıp eğleniyorlar. Bu sene kış boyu kar, yağmur çok yağdı, baraj tamamen doldu" dedi. Uyarı levhaları dikildi Köylere ve sosyal tesislere hizmet veren yolun bir kısmı su altında kalınca Suşehri Özel İdare ekipleri yan yol çalışması yaptı ve jandarma ekipleri uyarı levhaları dikti. Gölün taşmasıyla tarım arazilerinin zarar görmemesi için önümüzdeki günlerde savaklardan Kelkit çayına su bırakılması bekleniyor. 7 milyon metreküp hacme sahip Kelkit çayı üzerinde 1990 yılında hizmete alınan Kılıçkaya Barajının toplam kapasitesi 7 milyon metreküp olarak belirtiliyor. Akarsu yatağından yüksekliği ise 134 metre. Normal su göl hacmi 1400 hektar metreküp. Normal su kotunda göl alanı ise 64 kilometrekare. Barajdan yıllık 332 GWh’lık elektrik enerjisi üretiliyor.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 11:03 Çocuk yaşında engelli kaldı, azmi onu hayattan kopartmadı Sivas’ta bedensel engelli Abdurrahman Doğan, bir torna tezgahında baba mesleği tespih ustalığını sürdürüp hayatını idame ettiriyor. Kent merkezinde yaşayan Abdurrahman Doğan, yüzde 80 engeline rağmen hayata tutunma azmi ile dikkat çekiyor. 1982 yılında hayata gözlerini açan ve 11 yaşında geçirdiği bir ameliyat sonrası yüzde 80 engelli kalan Doğan, 2005 yılında Jandarma Dikimevi’nde çalışmaya başlayarak oradan emekli oldu. Emekliliğinin ardından boş durmak istemeyen ve hayatını idame ettirebilmek için gelir elde etmek zorunda kalan Doğan, baba mesleği olan tespih ustalığına merak saldı. Engeline rağmen çalışmaktan vazgeçmeyen Doğan, açtığı imalathanede tespih üreterek günlerini geçirmeye başladı. Baba mesleği olan tespih imalatında uzun yılları geride bırakan Doğan, yaptığı tespihleri sanata dönüştürüyor. "Aklım yettiğinden beri tespihlerin içindeyim" Küçüklüğünde babasının el matkabında kendilerine tespih yapımını öğrettiğini ifade eden Abdurrahman Doğan, "Babamızın mesleği ölmesin diye tespih yapımına gönül verdik. 1993 yılında geçirdiğim bir ameliyat sonrası vücudumun yüzde sekseni engelli kaldı. 2005 yılında girmiş olduğum sınavla Dikimevi’nde iş başı yaptım. Emekli olduktan sonra da memleketime geldim ve burada baba mesleğini devam ettirmeye çalışıyorum. Aklım yettiğinden beri tespihin içindeyiz. Çok küçükken babam el matkabında bize tespih yaptırırdı, babamın yanında küçüklükten bu işin inceliklerini öğrendik" dedi. "Yaptığım tespihler dünyanın her bölgesinde" Müşterilerin istediği her üründen kısa sürede tespih yapabildiğini dile getiren Doğan, "Kullanılan malzemeye göre bazı tespihler 1 gün, bazıları 10 gün sürüyor. Şimdiye kadar yaptığım tespihin sayısını bilmiyorum ama yaptığım tespih sayısı bini geçmiştir. Dünyanın her yerinde bir birinde farklı ürünlerle yaptığım tespihlerim mevcut" şeklinde konuştu. "Engel; yürekte ve düşüncede olmasın, gerisinin önemi yok" Engelli çocuğa sahip ebeveynlere seslenen Doğan, "Bize engel olanlar haricinde bizim yaptığımızın hiçbir sanatın, işçiliğin bir zorluğu yok. Zorluğu olsa da biz onu bir şekilde aşarak üstesinden geliyoruz. Hiçbir engel aşılmayacak engel değildir. Engel yürekte ve düşüncede olmasın geri kalan bütün engeller aşılır. Özellikle anne babalar benim çocuğum yapamaz diye olumsuzluğa kapılmasınlar, yeter ki azmedilsin azmin zaferi mutlaka gelecektir" ifadelerine yer verdi.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 10:37 Bozkırda nadir görülen menderes ıslah öncesi dron ile görüntülendi Sivas’ın Kangal ilçesinde her mevsim farklı bir manzara sunan menderes, ıslah öncesi dron ile görüntülendi. Sivas’ın Kangal ilçesine bağlı Mühürkulak köyünden doğarak 15 kilometre yol kateden akarsu, kıvrımlı görüntüsüyle dikkat çekiyor. Mancılık köyü yakınlarından geçen ve bozkırda menderes oluşturan akarsu, tepeden bakıldığında eşsiz bir görüntü oluşturuyor. Bozkırın ortasında vahayı andıran ve her mevsim farklı bir güzelliğe bürünen akarsu, Tohma Çayı ile birleşerek Fırat Nehri’ne dökülüyor. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nce yapılan arazi toplulaştırma çalışması çerçevesinde ıslah çalışması başlatılan menderes, eski görüntüsünü kaybedecek. Kıvrımlı yapısını yitirecek olan menderes, ıslah çalışmaları öncesi dron ile görüntülendi. "Menderes özelliği kalmayacak" Menderesin tepeden bakıldığında eşsiz görüntülere sahne olduğunu ifade eden köy sakinlerinden İsmail Yolcu, "Burasının belki de son görüntüleri çekilmiş olacak. Çünkü ıslah edilecek ve o kıvrımlı görüntüsü kalmayacak. Burası 1915 yılından bu yana akan bir kaynak suyu. Bu bölgeyi besleyen bir dere burası. Aşağıda bir dere ile daha birleşip Tohma Çayı’nı oluşturuyorlar. Daha sonrasında ise Fırat Nehri’ne karışıyor. Şu anda toplulaştırma projesiyle birlikte ıslah ediliyor. Menderes özelliği kalmayacak ama dere olarak devam edecek. O kıvrımlı ve güzel görüntüsünü kaybedecek" dedi.
Definecilerin talan etti, asırlık kilise harabeye döndü
04 Nisan 2025 Cuma - 10:50 Definecilerin talan etti, asırlık kilise harabeye döndü Sivas’ın Kangal ilçesinde bulunan ve yıllarca definecilerin talanına uğrayan Mancılık Kilisesi, restore edilmeyi bekliyor. Kangal ilçesine bağlı Mancılık köyünde bulunan ve geçmişinin hangi yıla dayandığı bilinmeyen kilise restore edilmeyi bekliyor. Rivayetlere göre içerisinde keşişlerin yetiştiği kilisenin duvarlarında çeşitli dini semboller bulunuyor. Ermeni yapısı kesme taş bir bina olan Mancılık Kilisesi, bazı bölümlerinden sökülen taşlarına rağmen ayakta duruyor. Köy sakinlerinin iddiasına göre dönemin Merkez Bankası olan kilise, yıllarca definecilerin talanına uğradı. Başta zemini olmak üzere çevresinde bulunan birçok noktada kazı yapılan kilise, restore edilerek inanç turizmine kazandırılmayı bekliyor. "Asırlarca çevre kiliselere Merkez Bankalığı yapmış bir yer" Mancılık köyü muhtarı Özkan Baltacı, "Şu anda Mancılık köyünde bulunan ve Sit Alanı olarak ilan edilen kilisedeyiz. Burası asırlarca çevre kiliselere Merkez Bankalığı yapmış bir yer. Kilisenin şu anki hali harap halde. Buranın restorasyonunun yapılması ve turizme kazandırılmasını yetkililerden bekliyoruz. Restore edilse vatandaşlarımıza ek bir gelir, köyümüze katkı sağlayabilir. 30 sene öncesi ile şimdiki hali bir değil. Buranın bir an önce restore edilip hem devletimize hem köyümüze katkı sunması lazım" dedi. Köy sakinlerinden Ayşe Dallıkavak, "Kayınvalidemden duyduğum kadarıyla eskiden çok daha güzelmiş. Altı tahta döşeli olup duvarlarda resimler varmış. Burası restore edilsin ve köyümüze kazandırılsın isteriz" şeklinde konuştu. "Bir şey bulup da ihya olanı duymadık" Mancılık köyünde doğup büyüyen Yılmaz Balta ise, "Bu kilise eskiden çok güzeldi. Çocukken biz içerisinde oynardık. Defineciler çok fazla deforme ettiler. Adamlar gelip taşı kırıyor. Taşın içinde de hiçbir şey yok aslında ama kulaktan dolma bilgilerle insanlar geliyorlar. Biz burada bir şey bulup da ihya olanı duymadık. Yetkililerin bir an önce el atmasını istiyoruz. Hem köyümüz hem de Sivas için restore edilerek turizme kazandırılmış olur" diye konuştu.
Ekonomi uzmanı boykotu yorumladı: "Boykot, Türk ekonomisine suikast ve darbedir"
03 Nisan 2025 Perşembe - 10:40 Ekonomi uzmanı boykotu yorumladı: "Boykot, Türk ekonomisine suikast ve darbedir" Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Sosyal Politika Uzmanı Doç. Dr. Abdulkadir Yüksel, 2 Nisan boykotunun Türkiye ekonomisine ciddi zararları olacağını belirterek, tüm bunları Türk ekonomisine yapılmış bir darbe, suikast ve sabotaj olarak değerlendirdiğini vurguladı. Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi ve ardından tutuklanması üzerine Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, iktidara yakın şirketler ve medya kuruluşları için 24 Mart’ta boykot çağrısı yapmıştı. Özel’in 2 Nisan’da yapılan yerli ve milli ürünlerin boykot edilmesi yönündeki çağrısı ise ekonomi dünyası ve kamuoyunda tepkilere yol açmıştı. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Abdulkadir Yüksel, boykot çağrısını anlamanın mümkün olmadığını belirerek, "Bir ülkenin ekonomisinin yavaşlatılması, hiçbir tarafa fayda sağlamaz. Bir ülkede esnaf, üretici, sanayici yani her görüşten insan bulunmaktadır. 2 Nisan boykotu tüm tarafları etkileyecek bir boykot olarak değerlendirebilir. Özellikle bayram döneminde yavaşlayan ekonomik hal, bayram sonrasında esnaf ve üretici için ilk siftah olarak değerlendirilir. Fakat 2 Nisan’da esnafın böyle bir boykot ile karşılaşmasının esnaf açısından da hayret verici olduğunu düşünüyorum" ifadelerine yer verdi. "Ülkenin milli bütünlüğü açısından ciddi bir tehlike ortaya çıkartabilir" Doç. Dr. Abdulkadir Yüksel, bu durumun sosyal ayrımcılığa neden olabileceğini belirterek, "Boykot kelime anlamı olarak belli bir amacı gerçekleştirmek için amaç ile ilgili işletme, kurum, ülke ya da politik unsurları baskı altına almaktır. Son zamanlarda Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından yapılan boykot çağrılarını ‘tüketim boykotu’ veya ‘ekonomik boykot’ olarak değerlendirebiliriz. Yurt içinde yerli işletmelerin siyasi görüş farklılıkları sebebiyle boykot edilmesi, çok tehlikeli bir sosyal ayrımcılığa sebep olur. Özellikle ilerleyen süreçlerde boykot derinleşerek mahallelere bile yansıyabilir. Mahallelerde o bakkal şu görüşte, şu bakkal şu görüşte, gibi ayrımcılıklara insanları götürebilir. Bu durum ülkenin milli bütünlüğü açısından ciddi bir tehlike ortaya çıkartabilir. 2 Nisan tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı tarafından insanların katılım yapması için duyurulan boykot çağrısını anlamak mümkün değildir. Bir ülkenin ekonomisinin yavaşlatılması, hiçbir tarafa fayda sağlamaz. Bunu istemenin de anlaşılır olduğunu düşünmüyorum" dedi. "Emek savunuculuğu yapanların, bu boykot çağrısında bulunmaları anlaşılır gibi değildir" Bir ülkede siyasi görüş farklılığı ile ekonominin tamamına boykot çağrısında bulunmak, sosyal ayrımcılığın fitilini yakabileceğini söyleyen Doç. Dr. Yüksel, "Emek piyasası türetilmiş talebe dayalı bir piyasadır. Mal ve hizmet üretimi ile emek talebi arasında doğrusal bir ilişki vardır. Mal ve hizmet üretimi durursa, emeğe yani çalışana olan talepte azalır. Özellikle emek savunuculuğu yapanların, bu boykot çağrısında bulunmaları anlaşılır gibi değildir. Tüm bunlar dikkate alınmadan 2 Nisan boykotunu, ‘Demokratik Hak’ gömleği ile pazarlamaya çalışılmasının doğru olmadığını düşünüyorum. Tüm bunları Türk ekonomisine yapılmış bir darbe, suikast ve sabotaj olarak değerlendiriyorum. Bin bir emekle köyünde ürettiği ürünü, bayram sonrasında getirip pazarda satmak için saatlerini harcayan amcaların, teyzelerin ve emekçilerin hakkını bu boykot çağrısını yapanların ödeyebileceklerini düşünmüyorum. Bir ülkede siyasi görüş farklılığı ile işletmelere, markalara, kurumlara veya ekonominin tamamına genel olarak boykot çağrısında bulunmak, sosyal ayrımcılık ateşinin fitilini yakabilir" diye konuştu. "Yerli ürünlere karşı yapılan boykotu anlamak mümkün değildir" Yüksel, "Boykotun Türkiye ekonomisine mutlaka ciddi zararları olacaktır. Bunu rakam bazında söylemesek bile, ekonomi Türkiye’de artık davranışsal zemine oturdu. Mevcut durum insanların davranışlarını etkileyip sosyal ayrımcılığa sebep olacaktır. Ekonomik zarardan çok, belki de insanların sosyal ayrımcılığa yönelmesinin daha tehlikeli olduğunu ifade edebiliriz. Yerli ürünlere karşı yapılan boykotu anlamak mümkün değildir. Çünkü bir ülkede üretilen mal ve hizmet, o ülkenin değeridir. Bunları kim üretirse üretsin, hangi görüşte olursa olsun, bu ürünlere karşı yapılan boykot kararının doğru olmadığını ifade edebiliriz. Bunu isteyebilmek için bu ülkenin milletine düşman olmak gerekir. Bu durumun Cumhuriyet Halk Partisi tarafından uzatılmayacağını umut ediyorum. Durum uzatılırsa eğer, karşı blokta yer alan insanlar da aynı şekilde davranışlar sergilemeye başlayacaklardır. Türkiye’nin ekonomi ve sosyal siyasi durumu açısından sıkıntılı sürecin fitilini ateşleyebileceğini söyleyebiliriz" şeklinde konuştu.