Yerel Haberler
Tunceli
Tunceli’de 2 kişinin hayatını kaybettiği kavgaya ilişkin davada sanığa iki kez müebbet hapis 29 Nisan 2026 Çarşamba - 17:09:23 Tunceli’nin Nazımiye ilçesinde cemevi başkanı ile 18 yaşındaki yeğeninin hayatını kaybettiği kavgaya ilişkin davada sanığa indirimsiz 2 kez müebbet hapis cezası verildi. Tunceli’nin Nazımiye ilçesi Kılköyü’nde 25 Mayıs 2025’te Kılköyü Düzgün Baba Cemevi Başkanı Yaşar Seyrek (50) ile yeğeni Deniz Seyrek’in (18) ölümüyle sonuçlanan silahlı kavgaya ilişkin Tunceli Adliyesi 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada karar açıklandı. Mahkeme heyeti, sanık H.Y. hakkında "kasten öldürme" suçundan iki kez müebbet hapis cezası verilmesine hükmetti. Sanığın eylemine yönelik "meşru müdafaa" ve "haksız tahrik" hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına karar veren mahkeme, Türk Ceza Kanunu’nun 62. maddesi kapsamında düzenlenen "takdiri indirim" nedenlerini de uygulamadı. Mahkeme, sanığın duruşmadaki tutum ve davranışları ile bir daha suç işlemeyeceği yönünde olumlu bir kanaat oluşmadığı gerekçesiyle cezada herhangi bir indirim yapmadı. Karar sonrası açıklamalarda bulunan Deniz Seyrek’in ablası Heval Seyrek, "25 Mayıs 2025 tarihinde katil tarafından iki canımız alındı. Düzgün Baba Cemevi Başkanı Yaşar Seyrek ve kardeşim Deniz Seyrek. Bugün Tunceli Adliyesi’nde görülen davamızda katil iki kez müebbet cezasına çarptırıldı. Öncelikle adalete teşekkür etmek istiyoruz. Onun dışında acımız hiçbir şekilde hafiflemedi ve bu acı geçecek gibi değil. Ama bir nebze de olsa içimize su serpildi. Katile sahip çıkanların çabaları boşa çıktı. Bugün adalet yerini buldu" dedi. 25 Mayıs 2025’te Nazımiye ilçesi Kılköyü’nde yaşanan olayda, aralarında daha önceden husumet bulunan H.Y. ile Cemevi Başkanı Yaşar Seyrek arasında tartışma çıkmış, çıkan arbede sonucu H.Y. silahıyla Yaşar Seyrek ve yeğeni Deniz Seyrek’e ateş açmıştı. Saldırıda Yaşar Seyrek olay yerinde hayatını kaybederken, ağır yaralı olarak Tunceli Devlet Hastanesi’ne kaldırılan 18 yaşındaki Deniz Seyrek de doktorların çabalarına rağmen kurtarılamamıştı.
Memur-Sen ve Eğitim Bir-Sen Kadınlar Komisyonu Başkanı Aydın: ’’Munzur Üniversitesinde mobbinge direnmek ne yazık ki birinci öncelik haline gelmiştir”
24 Mayıs 2024 Cuma - 14:50 Memur-Sen ve Eğitim Bir-Sen Kadınlar Komisyonu Başkanı Aydın: ’’Munzur Üniversitesinde mobbinge direnmek ne yazık ki birinci öncelik haline gelmiştir” Memur-Sen ve Eğitim Bir-Sen Kadınlar Komisyonu Başkanı Sıdıka Aydın, işçisinden memuruna, öğrencisinden akademisyenine, çalışılamaz, yaşanılamaz hale gelen Munzur Üniversitesinde mobbinge direnmenin birinci öncelikleri haline geldiğini söyledi. Tunceli’de Memur Sen ve Eğitim Bir-Sen üyeleri, Munzur Üniversitesinde yaşanan mobbinglerden dolayı rektörlük önünde basın açıklamasında bulundu. Yolsuzluğa, hukuksuzluğa, haksızlığa boyun eğmeyenlerin ve haklı olanların mağdur edilmesini protesto ettiklerini belirten Memur Sen ve Eğitim Bir-Sen Kadınlar Komisyonu Başkanı Sıdıka Aydın, ’’Munzur Üniversitesi, 2008 yılında kurulduğu günden bu yana genç ve dinamik yapısıyla akademi dünyasında Doğu Anadolu’nun parlayan üniversitesi olmuştur. Son 1 yılda maalesef ki üniversitenin kurucu değerlerine sırt çevirmiş, hukuk tanımaz keyfi bir yönetim anlayışıyla yönetilmektedir. Mobbingten mahkeme kararlarına uymamaya, hukuka aykırı işlemlerin alenen icrasından makama yakışmayan her türden davranışın sergilenmesine varıncaya değin totaliter bir dikta idaresinin bütün unsurlarına sahip bir şekilde üniversite yönetilmekte. Üniversite çalışanlarımızın kurucu felsefelerine inanarak muhafaza ettikleri heyecan, geldiğimiz noktada bitmiş durumda. Çalışanlar mutsuz ve umutsuz. Bu nedenledir ki 50’den fazla idari personel, Munzur Üniversitesinden ayrılmak istemekte ve YÖK’ün üniversitelerarası yer değişikliği düzenlemesinin ivedilikle hayata geçirilmesini talep etmekte. Personelin mesai başlangıcındaki ilk işi, bugün kendilerine nasıl bir hukuk ve mantık dışı bir işlemin veya kararın tebliğ edildiğini aramak olmuştur. Stalinist zihniyetin egemen olduğu demir perde ülkelerini aratmayan, baskıcı, boğucu, şüpheci, personeli ’iç düşman’ olarak kodlayan bu zihniyet yüzünden personel kampüs içinde birbiriyle sohbet edemez hale gelmiştir. Her personelin her davranışı sorgulanır hale gelmiş, en basit ve sıradan bir davranış veya söze niyet okuma yoluyla rektör aleyhtarlığı etiketi yapıştırılmış, çalışma barışı ve iş huzuru mazideki uzak bir anı olarak kalmıştır. Bir rektör, üniversitenin ihalelerindeki yaklaşık maliyeti neden öğrenmek ister, neden daire başkanlarına talimat vererek filanca mal veya hizmetin filanca kişiden alınmasının yerinde olduğu telkininde bulunur. Neden usulüne uygun yürütülen bir ihalenin gerekçesiz bir şekilde iptalini ister. Neden açıkça şahıs veya firma ismi zikrederek ihalenin bu kişilere verilmesini ister. Ve neden bu istekleri öncesinde hem sorumlu olan daire başkanlarına diğer personelin içinde hakaret eder, tehditler savurur, mobbing uygular, suç isnadı ve iftiralarda bulunup zan altında bırakır. Kadın personele yönelik hicap duyacağı imalarda bulunmak, personelin şeref ve haysiyetine yönelik açık ve üstü kapalı söylemlerde bulunmak gibi ahlak ve edep yoksunu davranışların ayrıntılarına girmeye gerek bile duymuyoruz” dedi. ’’Açılacak akademik kadrolara özel şartlara kılıf uydurulmaktadır’’ Rektörün göreve gelir gelmez daire başkanlarını birden fazla kişinin bulunduğu resmi toplantı ortamları başta olmak üzere kalabalık ortamlarda şüpheli ihale iş ve işlemler gerçekleştirdikleri ithamında bulunduğunu söyleyen Aydın, ’’Performanslarını beğenmediği, görevden alınmalarının gerekli olduğu şeklindeki söylemlerde bulunduğu, ihalelerin yaklaşık maliyet bilgilerini öğrenmek istediği, ihalelerin kendi belirlediği veya yönlendirdiği kişi veya firmalara verilmesi yönünde telkinlerde ve yönlendirmelerde bulunduğu, ihtiyaç olmadığı halde ihtiyaç ileri sürülerek gerekli olmayan alımların yapıldığı veya yaptırılmaya çalışıldığı, daire başkanlıkları uhdesindeki iş ve işlemlerin belirli şube müdürleri eliyle yürütülmesini sağladığı iddiaları bir değil birden fazla kişi tarafından şikayet konusu edilmiş, YÖK Denetleme Kurulu göreve çağrılmıştır. Lojman dağıtımları ve tahsisi kanun ve kural tanımaz bir şekilde keyfi olarak yapılmakta, hukuki ve haklı beklentiler alenen ihlal edilmekte, hiçbir duyuru ve ilan olmaksızın gizli kapaklı kararlarla lojman dağıtımları gerçekleştirilmektedir. Ağustos 2023 tarihinden bu yana lojman dağıtımı ve tahsisi konusunda üniversite web sayfasında hiçbir ilana ve duyuruya yer verilmemesi, neyin gizlendiği sorusunu akla getirdiği kadar, keyfiliğin, ulufe dağıtır gibi bazı kesimlere lojman verildiğinin gizlendiğini ifşa etmiyor mu. Kamu yönetimi alanında nelerin olmaması gerektiği konusunda bütün ülkeye örnek olma misyonu edinmiş Munzur Üniversitesinde benzeri görülmemiş ilginç bir uygulama hayata geçirilmiştir. Rektör talimatıyla yapıldığı iddia edilen uygulamaya göre, kendisine lojman tahsis edilen üniversite personelinin mesai saatleri sonrasında lojmanda olup olmadıkları, daha doğrusu işleri biter bitmez lojmana gidip gitmedikleri, lojmanın ışıkları yanmıyorsa tutanak tutularak personel lojmanı neden kullanmadıkları sorusuna muhatap kılınmıştır. Üniversitede ders verme görevini yerine getirebilecek akademik personel olmasına rağmen üniversite dışından kişilere ders görevi verilerek yersiz görevlendirmeler suretiyle hem kamu zararına sebebiyet verilmekte, hem de açılacak akademik kadrolar da hukuka aykırı özel şartlara kılıf uydurulmaktadır. Öğretim elemanı kadrolarına atama, liyakat ve akademik yeterlilik ayaklar altına alınmak suretiyle yükseköğretimde ders vermiş olmak gibi özellikle kişiye özel bir şart sayesinde yüzlerce kişi arasından nokta atışla akademik alımlar gerçekleştirilmektedir. Öğretim elemanı alımlarında ince bir hukuksuz işçilik gerçekleştirilerek, şeklen hukuka uygun görülen ancak arka planda bir adayı işaret edecek biçimde yükseköğretimde ders vermiş olmak gibi spesifik olarak ek koşullar belirlenmektedir. Üniversitede çalışan veya yıllardır kadro bekleyen adayların başvurabilme hakları bile engellenmekte, akademik yeterliliği şüpheli kişiler ilana tek aday olarak başvurabilmekte ve kadrolara atanarak üniversitede kadrolaşmaya gidilmektedir. Hukuksuz işlemlere karşı açtığımız davalarda verilen iptal kararları, mahkemelere ve hukuk düzenine meydan okuyan bir şekilde uygulanmamakta ya da ufak değişikliklerle dava konusu kararlar yeniden alınmakta ve mahkeme kararları işlevsiz bırakılmaktadır. Davalar aleyhe sonuçlanmış ise hemen uygulanmakta, lehte kararlar ise kasten geciktirilmektedir’’ diye konuştu. ’’Haksızlığa, yapılanlara dur diyoruz’’ Üniversite tarafından açılan veya aleyhe açılan davalarda, dava takibinde üniversitenin hukuk müşavirliğinin göz ardı edildiğini ifade eden Aydın, ’’Mahkemelerce istenilen bilgi ve belgelerin hukuk müşavirliği atlanarak talimatla genel sekreterlik tarafından gönderildiği, bu suretle hukuki denetim olmaksızın eksik veya yersiz bilgi ve belge göndermek suretiyle davaların keyfi ve kişiye özel olarak takip edilerek kurum zararına yol açan sonuçlara sebebiyet verdiği görülmektedir. İlgili mevzuat gereğince sendika şubesi yönetim kurulunda görevli sendika yöneticilerinin, sendikanın veya konfederasyonun toplantı yer, tarih ve süresini belirten yazılı talebi üzerine kamu hizmetlerini aksatmamak şartıyla toplantı süresince kurumca idari izinli sayılacağı açık olmasına rağmen, sendikal toplantıya katılan sendikamız yöneticisi hakkında soruşturma açılmasının, sendikaya gözdağı vermekten ibaret olduğu pekala bilinmektedir. Biliyoruz ki yapılan bütün bu hukuksuzluklar ve keyfilikler sendikamız tarafından gündeme getirilerek ’yanlışa yanlış’, ’haksızlığa haksızlık’, ’ahlaksızlığa ahlaksızlık’ dediğimiz için sendika yöneticilerimiz, temsilcilerimiz, komisyonlarımız ve üyelerimiz hedef alınmakta, yersiz ve mesnetsiz soruşturmalar ve görev yeri değişiklikleriyle gözdağı verilmekte, üyelerimiz üzerinde istifa baskısı kurulmaktadır. İşçisinden memuruna, öğrencisinden akademisyenine, çalışılamaz, yaşanılamaz hale gelen Munzur Üniversitesinde mobbinge direnmek ne yazık ki birinci öncelik haline gelmiştir. Sürekli korkuyla, sürekli huzursuzlukla, sürekli diken üstünde bilim üretilemez, geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimiz yetiştirilemez, tam anlamıyla yaşanamaz bir hale gelmiştir. Sendika olarak, yapılan işlemlerin haksız, hukuksuz olduğunu ifade ediyoruz ve haksızlığa, yapılanlara dur diyoruz. Haklı olanların mağdur edildiği, sayısız usulsüzlüğün yapıldığı, tepki gösterenlere parmak sallandığı bu yönetimi ve anlayışını protesto ediyoruz. Bütün bu hukuksuz ve haksız, hukuka, kanuna ve ahlaka aykırı iş ve işlemler, YÖK Denetleme Kuruluna tarafımızca şikayet konusu edilmiştir. Umuyoruz ki yetkili ve sorumlu makamlar, bu iddiaları ciddiyetle araştırıp hukukun gereğini yerine getirmelidir” şeklinde konuştu.
Şehit savcı Murat Uzun’un kanı yerde kalmadı
23 Mayıs 2024 Perşembe - 12:00 Şehit savcı Murat Uzun’un kanı yerde kalmadı Tunceli’nin Ovacık ilçesinde 2023’te düzenlenen operasyonda etkisiz hale getirilen 3 teröristten 2’sinin turuncu kategoride arandığı, 1’inin, 2012 yılında Ovacık’ta savcı Murat Uzun’un şehit edilmesi olayında yer aldığı tespit edildi.Tunceli’nin Ovacık ilçesi Doludibek kırsalında 19 Ekim 2023’te 3 bölücü terör örgütü üyesi ele geçirildi. Teröristlerin kimlik tespitine yönelik yapılan çalışmalarda Edesa-Saadet kod adlı Hatice Yılmaz’ın ve Eser Kod adlı Dilan Durak’ın turuncu kategoride aranan teröristler olduğu belirlendi. Bu tespitlerde terörist Edesa-Saadet kod adlı Hatice Yılmaz’ın Ovacık’ta 19 Eylül 2012’de şehit edilen savcı Murat Uzun’un şehit edilmesi olayında yer aldığı tespit edildi.’’Şehit savcımızın kanı yerde kalmadı’’Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu, ’’19 Ekim 2023 yılında Ovacık ilçesi Doğudibek kırsalında bir operasyon icra edilmişti. Jandarmamız etrafını sarmış teslim ol çağrısını yapıyor, JÖH burada deniyor, yaşamayı tercih et deniyor. 3 terörist yaşamayı değil öldürülmeyi tercih ettiler. Bunun sonucunda da etkisiz hale getirildiler. Bu teröristlerin kimlikleri belli oldu. Bu 3 teröristten 2 tanesi sözde özel kuvvet kategorisinde ve turuncu kategoriye ait teröristlerdi. Tespit edilen örgüt mensuplarından Edesa-Saadet kod adlı Hatice Yılmaz, 19 Eylül 2012’de şehit olan savcı Murat Uzun’un da faillerinin arasında olduğu tespit edildi. Şehit savcımızın kanı yerde kalmadı. Şehitlerimizin ruhu tekrar şad olsun’’ dedi.Öte yandan DEM Parti Batman Milletvekili Zeynep Oduncu, etkisiz hale getirilen terörist Hatice Yılmaz’ın cenazesine katılmıştı.