Yerel Haberler
Adana
Feke’de 26 yıllık sorun çözüldü: 10 kilometrelik dere ıslahıyla su baskınları önlendi
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:37 Feke’de 26 yıllık sorun çözüldü: 10 kilometrelik dere ıslahıyla su baskınları önlendi Adana’nın Feke ilçesine bağlı Tapan bölgesinde 26 yıldır yaşanan su baskını sorunu, Feke Belediyesi’nin girişimleriyle yapılan dere ıslah çalışmalarıyla çözüldü. 10 kilometrelik alanda yürütülen çalışma sayesinde özellikle İncirci ve Kurtlar mahallelerinde yer alan tarım arazileri ve evler su baskınlarından kurtuldu. Feke ilçesine bağlı Tapan bölgesinde 9 mahalleyi etkileyen sel ve su taşkınları, son yıllarda özellikle yoğun yağışlarla birlikte ciddi zarara neden oluyordu. 2023 ve 2024 yıllarında iki kez sel afetine maruz kalan İncirci Mahallesi’nde vatandaşlar zor günler yaşamıştı. Feke Belediyesi’nin girişimiyle başlatılan çalışma ile dere yatağı derinleştirilerek genişletildi, böylece taşkın riski büyük ölçüde ortadan kaldırıldı. "26 yıllık sorun çözüldü" Bölgenin tek kadın muhtarı olan İncirci Mahallesi Muhtarı Vesile Sarıboğa, yapılan çalışmalardan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Mahallemizdeki derelerin taşması nedeniyle yıllardır evlerimizi ve tarım arazilerimizi su basıyordu. Sorunu başkanımıza ilettik. O da sağ olsun hemen çalışmalara başladı. 26 yıllık bir sorunumuz çözüldü. Allah emeği geçenlerden razı olsun" dedi. "Üstü açık tünel gibi oldu" Tankerli Mahallesi Muhtarı Yusuf Tanrıverdi ise bölgede ilk kez bu denli kapsamlı bir ıslah çalışmasının yapıldığını belirterek, "Bugüne kadar üçüncü kez dere ıslahı yapılıyor ama bu kadar detaylı ve geniş kapsamlı bir çalışma daha önce yapılmamıştı. Öncekilerde derinlik yetersizdi. Şimdi adeta üstü açık bir tünel gibi oldu" diye konuştu. "Sel riski azaldı" Vatandaşlardan Hüseyin Tanrıverdi ise, 1999 yılında açılan dere yatağının bu çalışma ile ciddi oranda genişletildiğini ve sel riskinin önemli ölçüde azaldığını söyledi. Yapılan dere ıslah çalışmasıyla birlikte buğday, mısır, nohut ve fasulye gibi ürünlerin yetiştirildiği tarım arazileri de koruma altına alındı. Vatandaşlar, hem evlerini hem de geçim kaynaklarını güvence altına alan bu çalışmanın bölge için hayati önem taşıdığını belirtti.
Kan şekeri yüksekliği tüm organları etkiliyor
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:57 Kan şekeri yüksekliği tüm organları etkiliyor Prof. Dr. Melek Eda Ertörer, Türkiye’de giderek artan diyabet vakalarına dikkat çekerek diyabetin sadece ‘şeker hastalığı’ olarak algılanmasının büyük bir yanılsama olduğunu, bu metabolik bozukluğun kalpten böbreklere, gözlerden sinir sistemine kadar tüm vücudu etkileyen çok yönlü bir hastalık olduğunu vurguladı. Günümüzde diyabetin görülme sıklığı yalnızca artmakla kalmıyor, hastalık çok daha genç yaş gruplarında ortaya çıkıyor. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Melek Eda Ertörer, özellikle çocukluk çağında dahi tip 2 diyabet tanısı konulabildiğini, bunun da modern yaşamın getirdiği kötü beslenme alışkanlıkları, hareketsizlik ve obezite ile doğrudan ilişkili olduğunu belirtti. Ertörer, diyabetin artık sadece yaşlılara özgü bir hastalık olmadığının altını çizdi. "Birçok diyabet vakası tesadüfen yapılan kan şekeri ölçümüyle ortaya çıkıyor" Prof. Dr. Ertörer, diyabetin iki ana tipi bulunduğunu belirterek, "Tip 2 diyabet toplumda en yaygın görülen formdur. Genellikle ileri yaşta ortaya çıkan ve başlangıçta ağızdan alınan ilaçlarla kontrol altına alınabilen bu form, zamanla insülin gerektirebilir. Tip 1 diyabet ise genellikle çocukluk döneminde başlar ve yaşam boyu insülin tedavisi gerektirir. Ancak bu ayrım mutlak değil, ileri yaşlarda da tip 1 diyabet gelişebilir. Birçok diyabet vakası asemptomatik olarak seyredebiliyor. Yani kişi herhangi bir belirti yaşamadan, tesadüfen yapılan kan şekeri ölçümüyle diyabet tanısı alabiliyor. Bununla birlikte, çok su içme, sık idrara çıkma, ağız kuruluğu ve kilo kaybı gibi klasik semptomlar da göz ardı edilmemeli" dedi. "Tedavide insülin bir ceza değil, gereklilik" Prof. Dr. Melek Eda Ertörer, diyabet tedavisinde insülin kullanımının bir ceza değil, ihtiyaç olduğuna dikkat çekerek, "Özellikle tip 1 diyabetli bireylerde insülin tedavisi vazgeçilmez bir unsurdur. Tip 2 diyabette ise bazı dönemlerde -örneğin stres, ameliyat, enfeksiyon gibi durumlarda- geçici insülin ihtiyacı doğabilmektedir. Hastaya, ‘diyetine uymazsan insüline başlarım’ demek son derece yanlış bir yaklaşımdır. İnsülin, yaygın ön yargıların aksine hastalığın doğal seyrine göre gerekli hale gelen bir tedavi aracıdır" diye konuştu. Diyabetin uzun yıllar kontrolsüz kalması durumunda, pankreasın insülin üretim kapasitesinin de giderek azaldığını belirten Ertörer, bu nedenle diyabetle yaşayan bireylerin zamanla insüline ihtiyaç duymasının olağan olduğunu vurguladı. Ertörer, tedavi sürecinin kişiye özel olduğunu ve doğru yönetildiğinde yaşam kalitesini artırmanın mümkün olduğunu ifade etti. "Kendimizi korumak elimizde" Toplumda diyabetin görülme sıklığının yüzde 15’in üzerinde olduğunu belirten Prof. Dr. Ertörer, "Bu oran gizli diyabet ve prediyabet evresindeki bireyler dahil edildiğinde yüzde 30’lara kadar çıkmaktadır. Bu tabloyu tersine çevirmek için sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi şart. Diyabetten korunmak için düzenli egzersiz yapmak, işlenmiş ve rafine şeker içeren gıdalardan uzak durmak, kompleks karbonhidratları tercih etmek, sigaradan uzak durmak ve ideal kiloyu korumak önemli. Bu öneriler yalnızca diyabetten değil, kalp-damar hastalıkları ve obezite gibi diğer kronik hastalıklardan da korunmada etkilidir" dedi.
Prof. Dr. Yavuz: "Bazı kanser türleri erken yakalanabilir"
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:40 Prof. Dr. Yavuz: "Bazı kanser türleri erken yakalanabilir" Kanser tedavisinde erken tanının faydalarına dikkat çeken Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Yavuz erken tanılanan kanserlerde tedavi başarısının arttığını ve bazı kanser türlerini erken teşhis için geliştirilen tarama testlerinin yapılması gerektiğini söyledi. Kanser günümüzde daha sık görülen hastalık grubunun başında geliyor. Araştırmalar, tüm dünyada 5 kişiden birinin hayatının bir döneminde kanserle tanışacağını gösteriyor. 100’den fazla kanser türü olduğuna dikkat çekerek bazı kanser türlerinin erken aşamada tespit edilebildiğini söyleyen Acıbadem Adana Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Yavuz, İhlas Haber Ajansı’na açıklamalarda bulundu. "Tarama testleri gelişti" Prof. Dr. Sinan Yavuz, tüm dünyada kalpten sonra en sık ölüme yol açan hastalıklarda kanser ikinci sırada yer aldığına dikkat çekerek, "Her bir kanser farklı tedavi gerektiriyor. Meme, prostat gibi sık görülen bazı kanser türlerinin tarama testleri oluyor ve böylece erken tanı sağlanıyor. Sağlık alanında önemli gelişmelere imza atan teknolojiler, özellikle meme ve akciğer kanserinde küçük nodüllerin tespit edilmesini sağlayarak erken tanı ve tedavi sürecinde etkili oluyor. Hızla gelişen sağlık teknolojisi, ilerde farklı kanser türlerinin de tarama testlerinin geliştirilmesi anlamına geliyor. Biz uzmanlar, erken tanıyı özellikle vurguluyoruz. Çünkü, erken tanı, tedavi başarısını artıyor. Aynı zamanda hastanın yaşam kalitesi de yükseliyor. Bununla birlikte ileri evrelerde kullanılan radikal cerrahi, çok ajanlı kemoterapi ve radyoterapi gibi tedavi ihtiyaçlarını ortadan kaldırarak, kullanılacak tedavilerin yan etkilerinden korunmada ve organ korunmasında fayda sağlıyor" dedi. "Farkındalık, erken tanı oranının yükselmesine yol açıyor" Erken tanıda toplumsal farkındalığın çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sinan Yavuz, "Koruyucu hekimliğin gelişmesi, topluma yönelik bilgilendirme oranın artması gibi pek çok faktör, kanser alanında toplumsal farkındalığın artmasına, dolayısıyla da erken tanı oranının yükselmesine yol açıyor. Farkındalık adına daha çok çabalamamız da gerekiyor" ifadelerini kullandı. "Tarama testleri önemli" Önlenebilir ve tarama testleriyle erken yakalanabilir kanserlerin görülme sıklığını ve ölüm oranlarını azaltmak amacıyla aile hekimleri, Kanser Erken Teşhis Eğitim Merkezleri (KETEM) ve hastanelere başvurulması gerektiği konusunda bilgi veren Prof. Dr. Sinan Yavuz, "Güzel bir söz vardır ’Eğer bir sağlık sorununuz yoksa çok sorununuz vardır. Ama bir sağlık sorununuz varsa, tek sorununuz vardır: O da sağlığınızı geri kazanmak.’ Kanser gibi önemli ve ciddi sonuçları olan hastalıklarda, beslenmeden egzersize kanser riskini düşüren davranışları hayata geçirmek, tarama testlerini ihmal etmemek, her hangi bir belirti görüldüğünde geciktirmeden uzmana gitmek kanserin çok başında, erkenden yakalanmasını sağlıyor" diye konuştu. "Yaşam kalitesi ve ömür uzuyor" Kansersiz yaşamın artık mümkün olduğuna vurgu yapan Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Yavuz, daha sonra şunları söyledi: "Erken tanının konulduğu ve gerekli tedavilerin uygulandığı hastalarda kansersiz yaşam, ömrün uzaması ve kanserin kronik bir hale dönüşmesi mümkün. Gelişmeler tanıdan tedavi biçimlerine kadar tüm kategorilerde var. Organ koruyucu cerrahi tekniklerle yaşam kalitesini yükseltiliyor. Radyoterapi teknolojileri, çok ileri düzeyde hem tümör kontrolü üst seviyede yapılıyor hem de tedavilerin yan etkileri azalıyor. Sistemik tedavilerde ise geleneksel kemoterapi halen ilk başvurulan tedavi olsa da bazı erken evre kanser hastalarında tablet şeklinde ve immünoterapi yani bağışıklık sistemini güçlendiren tedaviler, fark oluşturuyor."