Yerel Haberler
Adana
28 Mayıs 2026 Perşembe - 12:44 Kozan’da cinayet soruşturmasında 6 şüpheli gözaltına alındı Adana’nın Kozan ilçesinde arazi anlaşmazlığı nedeniyle Kurban Bayramı arefesinde iki grup arasında çıkan tartışmada 1 kişiyi öldürdüğü, 2 kişiyi ise yaraladığı öne sürülerek gözaltına alınan 6 şüpheli adliyeye sevk edildi. Edinilen bilgilere göre, olay 26 Mayıs Kurban Bayramı arefesinde Kozan ilçesindeki kurban pazarında meydana geldi. İddiaya göre yaklaşık 4 yıl önce arazi anlaşmazlığı nedeniyle aralarında husumet bulunan iki aile arasında pazarda başlayan tartışma, daha sonra Çanaklı Mahallesi’ne taşındı. Pompalı tüfek ve silahların kullanıldığı kavgada başından vurulan Sinan Köten ağır yaralandı. Sağlık ekipleri tarafından Adana Şehir Hastanesi’ne kaldırılan Köten, doktorların tüm müdahalesine rağmen kurtarılamadı. Olayda yaralanan M.K. ile K.K.’nin hastanedeki tedavilerinin sürdüğü öğrenildi. Kozan Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Kozan İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliği ekipleri tarafından yürütülen çalışma çerçevesinde olay yerinde 6 şüpheli gözaltına alınırken, olayda kullanılan silahlar ele geçirildi. Olayın baş şüphelisi olduğu belirtilen İ.T. ile birlikte M.T., F.T., Y.T., E.G. ve C.G., emniyetteki ifadelerinin ardından geniş güvenlik önlemleri altında bugün adliyeye sevk edildi. Şüphelilerin adliyedeki işlemleri sürüyor.
28 Mayıs 2026 Perşembe - 10:50 Göl içindeki Augusto Antik Kentin olduğu yer sit alanı ilan edildi Adana’nın Sarıçam ilçesinde bulunan Seyhan Baraj Gölü Rezervuar Alanı, Augusto Antik Kentin olduğu yer Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararıyla 1. derece arkeolojik sit alanı ilan edildi. Resmî Gazete’de 11 Ocak 2026 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren karar, bölgedeki tarihi ve kültürel mirasın korunması açısından önemli bir adım olarak değerlendirildi. Seyhan Baraj Gölü’nde su seviyesinin düştüğü dönemlerde Sarıçam ilçesine bağlı Karaömerli Mahallesi yakınlarında Roma dönemine ait Augusta Antik Kenti kalıntıları yeniden gün yüzüne çıkıyor. M.Ö. 1. yüzyıla tarihlenen antik kentten bugüne kadar sikkeler, mezar taşları ve çeşitli mimari parçaların bulunduğu, bu eserlerin Adana’daki müzelerde korunduğu öğrenildi. Bu alan Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararıyla 1. derece arkeolojik sit alanı ilan edildi. Resmî Gazete’de 11 Ocak 2026 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren kararla birlikte Seyhan Baraj Gölü rezervuar alanı ile çevresindeki tarihi bölgeler koruma altına alınırken, bölgede yapılacak tüm kazı, bilimsel araştırma ve imar planlarının birinci derece arkeolojik sit statüsüne uygun şekilde yürütülmesi kararlaştırıldı. Yetkililer, sit kararının alınmasında bölgede tarih öncesi ve antik döneme ait kalıntıların bulunma ihtimali ile kültürel miras değerinin yüksek olmasının etkili olduğunu belirtti. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan tarihçi yazar Cezmi Yurtsever, sit alanı kararının önemli olduğunu belirterek bölgede kapsamlı arkeolojik çalışmalar yapılması gerektiğini söyledi. Yurtsever, "Roma İmparatoru Augustus’un eşi Livia anısına, günümüzden yaklaşık 2000 yıl önce bir antik kent inşa edildi. O kentin tarihiyle ilgili, o dönem kullanılan paralar gün yüzüne çıkıyor. Bir yüzünde Livia, diğer yüzünde ise Nehir tanrıçası bulunuyor. Arkeolojik kazı yapılmadan yalnızca yüzeyden görülen bir antik kentin varlığı biliniyor" dedi. Bölgede sualtı arkeoloji çalışmalarının yapılması gerektiğini ifade eden Yurtsever, "Oranın sit alanı olarak değerlendirilmesi geç kalınmış bir karardır. 1955 yılında sular orayı kaplamış. Üzerinden 71 yıl geçmiş. Bugün sit alanı ilan edilmiş olsa da sualtında kalan çok sayıda eser var. Buna rağmen bölgede çalışma yapılması gerekiyor" diye konuştu. Yurtsever ayrıca bölgede tiyatro binası, sütunlar, yollar ve su kanallarına ait kalıntılar bulunduğunu öne sürerek, yapılacak bilimsel çalışmaların Adana tarihine önemli katkılar sunacağını kaydetti.
Stres ve travmalar vitiligo hastalığını tetikliyor
30 Ocak 2024 Salı - 10:43 Stres ve travmalar vitiligo hastalığını tetikliyor Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Deri ve Zührevi Hastalıkları (Dermatoloji) Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Durdu, vitiligonun dünya nüfusunun yaklaşık yüzde birini etkileyen yaygın bir hastalık olduğunu kaydetti. Deri ve Zührevi Hastalıkları (Dermatoloji) Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Durdu, vitiligo hastalığıyla ilgili açıklamalarda bulunarak, “Doğumdan sonra herhangi bir yaşta başlayabilen bu hastalığın derinin ne kadarını etkileyeceğini tahmin etmek mümkün değildir. Tek ve küçük bir yama şeklindeki beyazlaşmadan, derinin tamamının rengini değiştirecek kadar genişliğe de ulaşabilir. Derinin sürtünmesi veya çizilmesi gibi tekrarlanan travmalar ala oluşumunu tetikleyebilir” dedi. Prof. Dr. Durdu, melanosit hücreleri tarafından yapılan melanin, deriye normal rengini veren pigment maddesi olduğunu henüz anlaşılmayan bir nedenle ala yamalarında melanositler mevcut olsalar da melanin üretmediklerini belirterek, “Genetik kökenli olan bir hastalıktır ancak hastaların sadece üçte birinde ailevi bir öykü vardır, yani ala hastalığı olan birisinin çocuğunda da mutlaka bu hastalık gelişecek diye bir durum yoktur. Bununla birlikte ala, vücudun bağışıklık sisteminin bazı kendi hücrelerine yanlışlıkla saldırıp bir kısmını ortadan kaldırmasıyla karakterize otoimmün diye adlandırılan hastalıklardan biridir. Bu nedenle ala hastalarında tiroit hastalığı ve diğer otoimmün durumlar daha yaygındır” diye konuştu. “Psikolojik etkileri önemsenmeli” Tüm ırklardan kadın ve erkekleri eşit oranda etkileyen vitiligonun kesinlikle bulaşıcı bir hastalık olmadığının altını çizen Prof. Dr. Murat Durdu, “Yavaş bir gelişim gösterir. Renk veren pigment maddesi bazı hastalarda geri dönebilir, ala görünümü düzelebilir ancak tamamen düzelme oldukça nadir bir durumdur. Sağlık açısından hayati bir önem arz etmemesine rağmen kozmetik kaygılar nedeniyle hastaların toplumdan izole olmasına neden olabilir. Hastalığın psikolojik etkileriyle baş etme konusunda profesyonel bir yardım alınması hastalar ve ebeveynler için yararlı olacaktır’’ dedi. Durdu, açıklamalarına şöyle devam etti: “Herhangi bir kızarıklık ve kepeklenme olmadan, deride pembemsi beyaz veya tamamen beyaz alanlar oluşur. Ağrı ve kaşıntının olmadığı bu lekeler genellikle simetriktir ve vücudun her iki tarafını da etkiler. Ancak bazen bir alana sınırlı olabilirken nadiren de tüm vücuda yayılabilir. Vücudun belli bir alanını tutan ala tipi, hayatın erken döneminde gelişir ve ilk bir yıl içerisinde bu alanın çevresine hafif bir eğilim göstererek sabit hale gelir. Bu ala tipi sadece bir alanda sınırlı kalır, yayılmaz fakat genellikle tedaviye daha dirençlidir. Ala için en yaygın bölgeler, eller ve yüz, gözlerin, burun deliklerinin, ağzın, göbeğin, cinsel organların çevresi ve koltukaltı, kasık gibi vücudun kıvrım yerleridir. Ala, kıl köklerinde yer alan renk hücrelerini de etkileyerek kılların ya da kaş veya kirpiklerin de beyazlamasına neden olabilir. Hastalığın aktif olduğu dönemlerde derinin çizilen ve darbeye uğrayan yerlerinde ala gelişme eğilimi vardır.’’ “Vitiligoyla birlikte diğer otoimmün hastalıklar da kontrol edilmeli” Vitiligonun çoğu zaman biyopsi almadan, klinik muayene ile teşhis edilebilir olduğunu ifade eden Prof. Dr. Murat Durdu, “bazen mor ışık testi yapılarak hem teşhis doğrulanır hem de özellikle açık tenli kişilerde etkilenen bölgelerin yaygınlığı tespit edilir. Ala teşhisi konulduktan sonra tiroid hastalığını ve diğer otoimmün hastalıkları kontrol etmek için bazı kan testleri yapılabilir’’ dedi. Hastalığın kalıcı tedavisinin çoğu zaman mümkün olmadığını belirten Prof. Dr. Durdu, “Hastalığın yaygınlığına, hastanın yaşına ve mevcut şartlarına göre güneşten korunma, kortizonlu ilaçlar, kortizon dışı ilaçlar, ışık tedavisi, cerrahi tedavi, lazer tedavisi, ağartma tedavisi, deri kamuflajı gibi çok sayıda seçenekten birine hasta ile birlikte karar verilerek tedaviye başlanır. Tedaviye destek olmak için de travmaya sebep olabilecek sporlardan, sert giysilerden, stresten, banyoda kese yapmaktan, deriye kimyasal madde temasından kaçınılmalı ve dengeli beslenilmelidir” şeklinde konuştu.
AOSB Bölge Müdürü Akpınar: “Yenilikçi bir OSB olarak, sinerjiyi önemsiyoruz”
30 Ocak 2024 Salı - 09:47 AOSB Bölge Müdürü Akpınar: “Yenilikçi bir OSB olarak, sinerjiyi önemsiyoruz” Adana Organize Sanayi Bölgesi, yenilikçi ve sosyal bir OSB olarak işbirliğinin öneminden hareketle diğer OSB’ler ile bilgi ve deneyim paylaşımında bulunarak, sinerji oluşturuyor. Türk Sanayisinin Güneydeki Üssü AOSB, bu çerçevede İstanbul Anadolu Yakası Organize Sanayi Bölgesi ekibini konuk etti. İstanbul Anadolu Yakası OSB Bölge Müdürü Ayla Dev ve birim yöneticilerinden oluşan heyet, AOSB Bölge Müdürü Ersin Akpınar ve birim yöneticilerinin katılımıyla AOSB Seyhan Salonu’nda düzenlenen toplantıya katıldı. Toplantıda, her iki bölgenin stratejik hedefleri, sektörel dinamikleri ve potansiyel iş birliği fırsatları ele alındı. Heyet, AOSB Bölge Müdürlüğü binası giriş katında bulunan ve elektrik dağıtım şebekesinin 7/24 izlenebildiği SCADA sistemini, son teknoloji sistemle bölge güvenliğinin sağlanmasına hizmet eden İzleme ve Koordinasyon Merkezini, atık su, kullanma suyu, AOSB Beton Santrali ve Yüreğir Devlet Hastanesi Semt Polikliniğini yerinde inceledi. Heyete, tüm kamu kuruluşlarının aynı çatı altında hizmet verdiği Kamu Kampüsü, girişimcilik ekosistemine katkı sunan Küp Girişimcilik Merkezi, AR-GE ve tasarım hizmetleri faaliyetleri, Üniversite - Sanayi işbirlikleri çerçevesinde yapılan çalışmalar, AOSB katılımcılarını dijital dünya ile buluşturan AIP Export, sanayicilere eğitim desteği sağlayan AOSB Akademi gibi bir çok hizmetlerin yanında, inşaatına başlanan AOSB Anaokulu Projesi hakkında bilgi verildi. AOSB Bölge Müdürü Ersin Akpınar, bölgeye ilişkin genel bilgilendirmede bulunduğu heyete, sanayicilere sundukları ve fark oluşturan hizmetleri anlattı. Akpınar, sanayiciye ekonomik şartlarda elektrik, su ve doğal temin ettikleri gibi beton santrali de kurduklarını, saatte 130 m beton üretim kapasiteli tesisi ile; Bölge Müdürlüğü ve bölgede bulunan sanayicilerin ihtiyacı olan betonu kaliteli üretim, uygun fiyat politikasıyla ürettiklerini söyledi. Akpınar, sanayicilerine enerji ve beton tedariğinin yanı sıra enerji verimliliği danışmanlığı, beton ürünleri imalatı, elektrik üretim santrali kurmak üzerine hizmetler verebilmek adına çalışmalarını sürdürdüklerini kaydetti. Akpınar, yenilikçi bir OSB olarak sinerjiyi önemsediklerini, OSB’ler arası bu güçlü sinerjiyi daha da büyütmek adına, kurumsal vizyonları birleştirmeye, karşılıklı bilgi ve deneyim paylaşımına devam edeceklerini sözlerine ekledi. İstanbul Anadolu Yakası OSB Bölge Müdürü Ayla Dev ise AOSB Bölge Müdürü Ersin Akpınar ve ekibini fark oluşturan hizmetlerinden dolayı tebrik ederek, misafirperverliklerinden dolayı teşekkür etti.
Adana’da Türkiye’nin 6. ’Alçak Yörünge Uydu Yer Gözlem İstasyonu’ kuruldu
30 Ocak 2024 Salı - 09:43 Adana’da Türkiye’nin 6. ’Alçak Yörünge Uydu Yer Gözlem İstasyonu’ kuruldu Adana’da Alçak Yörünge Uydu Yer Gözlem İstasyonu kuruldu. İstasyon çalışanları Alper Gezeravcı’nın da içerisinde olduğu Uluslararası Uzay İstasyonu’nu ve bütün uyduları 24 saat izleyip bilimsel çalışmalar gerçekleştiriyor. Bilim adamları Alper Gezeravcı’ya uluşmaya çalışıyor. Türkiye’nin Milli Uzay Programı kapsamında "ilk insanlı uzay misyonu" hedefine ulaşmasıyla uzay faaliyetleri hız kazandı. Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Havacılık ve Uzay Mühendisliği Bölümü’nde görevli öğretim üyesi Doç. Dr. Ahmet Refah Torun’un danışmanlığı ve bilişim teknolojileri uzmanı Volkan Dağlı’nın liderliğinde üniversitenin çatısına ‘Alçak Yörünge Uydu Yer Gözlem İstasyonu’ kuruldu. Türkiye’nin 6.’sı oldu Türkiye’de 6. olan istasyon, bölgenin de tek istasyonu konumunda. İstasyonda 7 gün 24 saat çalışmalar sürerken, hangi uyduların ne zaman geçeceği tahminleri yayınlanarak, gözlem yapmak isteyen gözlemcilere duyuruluyor. Ayrıca sistem sayesinde Akdeniz’in üzerinden geçen uydulara bağlanılıyor ve ses-görüntü aktarımı yapılıyor. Alper Gezeravcı’ya ulaşmak istiyorlar Uydulardan alınan verilerle Türkiye’nin uzay çalışmalarına katkı sunan ekip, ayrıca Alper Gezeravcı’nın da içerisinde bulunduğu Uluslararası Uzay İstasyonu’nu Akdeniz üzerinden geçerken sürekli takip ediyor. Ekip, günde 3 defa Uluslararası Uzay İstasyonu’nun Akdeniz üzerinden geçtiğini belirtip, Alper Gezeravcı’ya ulaşıp konuşmak istiyor. “Artık dünya ile koordineliyiz” İhlas Haber Ajansı’na konuşan ekip lideri Volkan Dağlı, projenin öneminde bahsetti. Dağlı, “Bu ağ kapsamında kurduğumuz istasyonda Adana’nın üstünden geçen alçak yörüngedeki uyduların açık olarak gönderdikleri sinyalleri alıp işleyebiliyoruz. Aynı zamanda dünyanın başka yerlerindeki uydu sahipleri kendi uydularıyla iletişime geçmek için bizim kapsama alanımıza girdiğinde istasyonumuza bağlanıp gözlem emri verebiliyorlar. Biz de aynı şekilde dünyadaki başka istasyonlara bağlanıp farklı uydular için gözlem yapabiliyoruz” ifadelerini kullandı. “Uzaydaki uydulara bağlanabiliyoruz” Türkiye’nin Milli Uzay Programı’nın hız kazanarak devam edeceğini aktaran Dağlı, “Türkiye’de astronotumuzun uzaya çıkması önemli bir gelişme. Kendi küpsat uydularımızı veya bazı parçaları yapmak için girişimlerin de olmasını isteriz. Biz o girişimleri yapmaya çalışıyoruz şu anda. Uluslararası Uzay İstasyonu da alçak yörüngede olduğu için istasyon servisinden oranın telsiz iletişimine bağlanabiliyoruz” dedi. “Alper Gezeravcı Çukurova’ya selam verebilir” Alper Gezeravcı’ya ulaşmak istediklerini aktaran Volkan Dağlı, “Alper Gezeravcı bizim üzerimizden geçerken isterse eğer bize bağlanabilir ve Çukurova’ya selam verebilir. Biz de bunu kendi istasyonumuzdan kaydedebiliriz. Bizler için onur olur” diye konuştu. “Uluslararası gözlem ağının parçası olduk” Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Havacılık ve Uzay Mühendisliği Bölümü’nde görevli öğretim üyesi Doç. Dr. Ahmet Refah Torun ise kendi küpsat uydularını yapmak istediklerini belirtti. Torun, “Bu projeyle Adana’daki ilk Türkiye de ise 6’ncı uydu gözlem istasyonunu kurmuş olduk. Bu bizim için önemli bir adım çünkü uluslararası gözlem ağının bir parçası olduk bu şekilde. Şu anda kendimiz küpsat uydusu yapma üzerine de çalışıyoruz. İnşallah ilerleyen zamanlarda o uydumuzu yollayıp kendi verilerimizi de toplayabileceğiz” dedi.
Op. Dr. Karaoğlan: “Ağrılardan eklem içi enjeksiyonuyla kurtulmak mümkün”
30 Ocak 2024 Salı - 09:41 Op. Dr. Karaoğlan: “Ağrılardan eklem içi enjeksiyonuyla kurtulmak mümkün” Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Mehmet Zeki Karaoğlan, eklem içi enjeksiyonların ağrıyı azaltmak, iltihabı (inflamasyonu) baskılamak, eklem içi hasarlı yapıları onarmak ve günlük yaşam kalitesini artırmak amacıyla yapıldığını söyleyerek, “Erken evre kıkırdak hasarı olup, ameliyat için erken dönemde olan hastalarda veya ameliyat olmayı istemeyen hastalarda tedavi amacıyla eklem içi enjeksiyonlar yapılabilir” dedi. Medical Park Adana Hastanesi’nden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Mehmet Zeki Karaoğlan, eklem içi enjeksiyonlarda amacın etken maddeyi doğrudan eklem içine uygulayarak etkisini maksimum düzeye çıkarmak olduğunu vurgulayarak bu amaçla en sık yapılan uygulamalar hakkında bilgilendirmede bulundu. Op. Dr. Karaoğlan, “Eklemlerde farklı nedenlerle ortaya çıkan kıkırdak hasarı, zamanla özellikle diz ve kalça eklemlerinde daha sık olmak üzere aşınma, kireçlenmeye (osteoartrit) bu da eklem hareketleri sırasında ağrı ve hareket kısıtlılığına yol açar. Aşınan kıkırdak doku kendisini yenileyemez ve iyileştiremez” şeklinde konuştu. “Kortizon yılda 3 defadan fazla önerilmez” Kortikosteroidlerin (kortizon), lokal anestezik bir ilaç ile birlikte enjeksiyonunun ağrılı ortopedik birçok hastalığın tedavisinde kullanıldığını işaret eden Op. Dr. Mehmet Zeki Karaoğlan, uygulamanın lokal kemik erimesine yol açabileceğinden yılda 3 defadan fazla uygulanmasının önerilmediğini belirtti. “Ağrı ve hareket kısıtlılığını azaltmak için hyaluronik asit uygulanabilir” Hyaluronik asidin (sodyum hyaluronat) eklemlerdeki sinovyal sıvıların yapısında bulunan, eklemlere elastikiyet (şok emici) ve kayganlık veren doğal bir madde olduğundan bahseden Op. Dr. Karaoğlan, ”Kireçlenme nedeniyle bu maddenin üretimi azalır. Sürtünme ve aşınmaya bağlı oluşan ağrı ve hareket kısıtlılığını azaltmak ve günlük yaşam kalitesini artırmak için uygulanır. En sık uygulandığı yer diz eklemidir” ifadelerini kullandı. “PRP uygulaması ile yavaşlayan hücre yenilenmesinin yeniden sağlanıyor” PRP’nin (trombositten zengin plazma), hastanın kendi kanının alınıp santrifüj edilmesi sonrası elde edilen plazma sıvısı yoğun trombosit içerdiğini ve tombositin vücudumuzdaki hasarlı dokuların onarımı ve doğal hallerine dönmelerini sağlamak için gerekli olan büyüme faktörlerini içerdiğini dile getiren Op. Dr. Karaoğlan, ”Amaç yavaşlayan hücre yenilenmesinin yeniden sağlanmasıdır. Ağrılı ortopedik pek çok hastalığın tedavisinde kullanılır. Kas tendon yaralanmaları, erken dönem eklem kıkırdak hasarının tedavisinde, tendinit-epikondirit (tenisçi ve golfçü direği), kalkaneal spur(topuk dikeni), kronik omuz kas-tendon yırtıklarının tedavisinde uygulanabilir. Genellikle 3-4 hafta ara ile 2-3 uygulama şeklinde yapılır” diye konuştu. “Kök hücre uygulamasında erken evre ve doğru hasta seçimi çok önemli” Sağlıklı bir kaynaktan alınan kök hücrelerin farklılaşarak hasarlı dokuların yerine geçebileceğini vurgulayan Op. Dr. Mehmet Zeki Karaoğlan, “Kök hücre uygulaması eklem kireçlenmelerinde (özellikle diz ve kalça ekleminde) kaynamayan kemik kırıklarında, tendon hasarlarında (omuz tendon yırtığı), menisküs yırtıklarında tedaviyi desteklemek amacıyla kullanılabilir. Günümüzde sıklıkla kişinin kendisinin (otojenik) göbek yağı ve kemik iliğinden elde edilen kök hücreler, steril ameliyathane şartlarında, lokal veya genel anestezi altında uygulanır. Kordon kanından (allojenik) laboratuvar ortamında istenilen sayı ve özellikte elde edilen kök hücreler ise poliklinik şartlarında kolaylıkla uygulanabilir. Diz, omuz ve kalça ekleminde erken dönem kıkırdak hasarı olan ağrılı ekleme sahip hastalarda da kök hücre uygulaması yapılabilir. Eklem kıkırdak yüzeyinin tamamına yakınında kayıp olması durumunda ise uygun bir tedavi yöntemi değildir. Tedavinin başarılı olabilmesi için kök hücre uygulamasında erken evre ve doğru hasta seçimi çok önemlidir” diyerek açıklamaları sonlandırdı.
Gribal enfeksiyonlardan korunmak için 5 önemli beslenme önerisi
30 Ocak 2024 Salı - 09:34 Gribal enfeksiyonlardan korunmak için 5 önemli beslenme önerisi Beslenme ve Diyet Uzmanı P. Gizem Akgül, grip vakalarının hızla arttığı kış günlerinde bağışıklık sistemini doğru beslenerek güçlendirmenin önemli olduğunu kaydederek, “Akdeniz diyeti çok sağlıklı. Günde 2-3 porsiyon farklı renklerde meyve tüketmeyi ve mevsim sebzeleri ile hazırlanmış rengarenk zeytinyağlı, taze limon eklenmiş salatalar eklemeyi ihmal etmeyin” dedi. Acıbadem Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı P. Gizem Akgül, her yaş grubundan insanı etkileyen ve özellikle havaların soğuması ile birlikte hızla yayılarak salgına dönüşen mevsimsel grip yani influenzadan korunmak için çok önemli bilgiler verdi. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre mevsimsel grip enfeksiyonlarının dünya genelinde 650 bin kadar insanın ölümüne neden olduğunu belirten Diyetisyen Akgül, kış aylarında sağlığımızı korumak ve enfeksiyon hastalıklarına karşı doğru beslenerek bağışıklığı güçlendirmenin ve böylece de bu enfeksiyonlardan korunmanın mümkün olabileceğini söyledi. Akgül, gribal enfeksiyonlardan korunmak için 5 önemli beslenme önerisini şu şekilde sıraladı: 1. “C vitaminini içeren gıdalara yer açın” Yapılan bazı araştırmaların C vitamini eksikliğinin enfeksiyonlara yakalanma ihtimalini arttırdığına dikkat çeken Diyetisyen Akgül, “C vitamininden zengin beslenmek ve eğer hekim veya diyetisyeniniz öneriyorsa C vitamini takviyesi kullanmak enfeksiyonların önlenmesi ve tedavisinde yardımcı olur. C vitamini önemli bir antioksidandır ve hücre hasarına karşı hücrelerimizi korur. Enfeksiyon kapıldığında beyaz kan hücreleri azalır ve yenilerinin üretimi için C vitamini önemli yere sahiptir” dedi. Enfeksiyon durumlarında normalde almamız gerekenden daha fazla C vitaminine ihtiyaç duyduğumuzu ifade eden Diyetisyen Akgül, doğal C vitamini kaynaklarını “Maydanoz, kırmızı biber, koyu yeşil yapraklı sebzeler, lahana, brokoli, kızılcık, kivi, turunçgiller gibi sebze ve meyveler” olarak sıraladı. 2. “Gripsavar turpgillerden tüketin” Turpgillerin içerdiği fitokimyasallar ile antioksidan kapasitenin artmasına yardımcı olduğunu belirten Akgül, “C vitamini de içeren turp, DNA hasarının önlenmesi için de önemli bir kök sebzedir. Hücrelerin yapısı üzerine olumlu etki gösterir ve kansere, virüs ve bakterilere karşı koruyucu etki gösterir. Özellikle gribal enfeksiyonlar gibi bağışıklığın desteklenmesi gereken durumlarda bağışıklığınızı desteklemek için turpu farklı şekillerde üzerine limon sıkarak, bal ile tatlandırarak da tüketebilirsiniz” diye konuştu. 3. “Kuersetin içeren gıdalara yer açın” Diyetisyen Akgül, sebze ve meyvelerde bulunan kuersetin maddesinin hem fiziksel hem de zihinsel olarak bireyleri olumlu etkilediğine, antioksidan olduğuna ve enfeksiyonlara karşı koruduğuna dikkat çekti. Akgül, kuersetinin özellikle fındık ve ayçiçeği gibi yağlı tohumlar ile çilek, elma, domates, üzüm, soğan gibi sebze ve meyvelerde bulunduğunu dile getirdi. Yağlı tohumlarda ayrıca E vitamini bulunduğunu ve E vitamininin, selenyum ile birlikte alındığında antioksidan özelliğinin arttığını ve vücuttaki enfeksiyonların parçalanmasına katkı sağladığını sözlerine ekledi. 4. “Omega- 3 takviyesi faydalıdır” Soğuk sularda yaşayan balıkların en iyi Omega-3 kaynağı olduğunu vurgulayan Diyetisyen Akgül, Omega-3’ün vücutta sentezlenmediği için dışarıdan alınması gereken çoklu doymamış yağ asidi olduğunu ifade etti. Amerikan Kalp Derneği’nin yetişkin bireyler için Omega-3 ihtiyacının karşılanabilmesi için haftada en az 2 porsiyon balık tüketilmesini tavsiye ettiğini aktaran Diyetisyen Akgül, bu şekilde bağışıklık sisteminin desteklenerek, kişinin enfeksiyon hastalıklarına karşı daha iye korunacağının altını çizdi. 5. “Akdeniz diyeti bağışıklık sistemini destekler” Yağlı tohumlar, baklagiller, tam tahılları içeren Akdeniz diyetinin sebze ve meyvelerden zengin bir diyet olduğunu vurgulayan Diyetisyen Akgül şunları söyledi: “Akdeniz diyeti antioksidan kapasitenin artmasını destekleyerek bağışıklık sistemini güçlendirir. Baklagiller ve tam tahılların içerdiği posa sayesinde hastalıklardan korunmada önemli bir yere sahiptir. Akdeniz diyeti Omega-3 yağ asitlerinden zengindir, bağışıklık hücrelerinin aktivitesinin artmasına destek olur. Akdeniz diyetinde önemli bir yere sahip olan zeytinyağı antioksidan etki gösterir ve LDL kolesterolün düşmesine yardımcı olur. Günde 2-3 porsiyon farklı renklerde meyve tüketmeyi ve yemeklerin yanına mevsim sebzeleri ile hazırlanmış rengarenk zeytinyağlı, taze limon eklenmiş salatalar eklemeyi ihmal etmeyin.”