Yerel Haberler
Ankara
16 Nisan 2026 Perşembe - 00:25 İçişleri Bakanlığı: "Okullarımızdaki güvenlik tedbirleri artırılmıştır" İçişleri Başkanlığı tarafından okullardaki güvenlik tedbirlerinin artırıldığı açıklandı. İçişleri Bakanlığı tarafından, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan silahlı saldırı olaylarının ardından açıklama yapıldı. İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, "Kahramanmaraş’ta bir okulumuzda meydana gelen silahlı saldırı, hepimizin yüreğini dağlamıştır. Bu elim hadisede hayatını kaybeden evlatlarımıza ve öğretmenimize Allah’tan rahmet; ailelerine, eğitim camiamıza ve aziz milletimize başsağlığı diliyoruz. Yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar temenni ediyoruz. Olayın ilk anından itibaren devletimiz tüm kurumlarıyla birlikte sahadadır. Süreç; güvenlik, adli, idari ve eğitim boyutlarıyla çok yönlü ve titizlikle yürütülmektedir. İçişleri Bakanlığı olarak mülkiye ve polis başmüfettişlerimiz görevlendirilmiştir. Adli süreç, Adalet Bakanlığımızın koordinasyonunda hassasiyetle sürdürülmektedir. Millî Eğitim Bakanlığımız da dört başmüfettişle idari inceleme sürecini başlatmıştır. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız, saldırıdan etkilenen yavrularımızın ve ailelerinin rehabilitasyon süreçlerini titizlikle yürütecektir" denildi. Sabah saat 09.00’da valiler, il emniyet müdürleri, il jandarma komutanları ve il milli eğitim müdürleri ile çevrimiçi toplantı yapılacağı söylenen açıklamada, "Sabah saat 09.00’da, valilerimiz, il emniyet müdürlerimiz, il jandarma komutanlarımız ve il millî eğitim müdürlerimizle bir araya gelerek geniş kapsamlı bir değerlendirme toplantısı gerçekleştireceğiz. Millî Eğitim Bakanımız Sayın Yusuf Tekin’in katılımıyla gerçekleştireceğimiz bu toplantıda, okullarımızın ve çevresinin güvenliğine yönelik tedbirleri bütün boyutlarıyla ele alacak, gerekli adımları süratle hayata geçireceğiz. Evlatlarımızın huzur ve güven içinde eğitim alması en temel önceliğimizdir. Bu doğrultuda ilgili tüm bakanlıklarımız ve kurumlarımızla güçlü bir koordinasyon içerisinde çalışmaktayız" ifadelerine yer verildi. Okullarda güvenlik önlemlerinin artırıldığı söylenen açıklamada, "Bu acı hadise üzerinden provokasyon üretmeye, milletimizin acısını istismar etmeye, suçu ve suçluyu övmeye, dezenformasyon yaymaya çalışanlar hakkında da gerekli işlemler kararlılıkla yürütülmektedir. Siber Suçlar, İstihbarat, Güvenlik ve Asayiş Daire Başkanlıklarımız tüm birimleriyle azami gayret göstermektedir. Okullarımızdaki güvenlik tedbirleri artırılmıştır. Sosyal medyada siber devriye çalışmalarımız kesintisiz bir şekilde büyük bir titizlikle yürütülmektedir. Devletimiz güçlüdür. Kurumlarımız eş güdüm içindedir" denildi.
15 Nisan 2026 Çarşamba - 23:39 81 ilde sosyal medyada halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayan kişiler hakkında adli işlem başlatıldı Adalet Bakanlığı, 81 ilde bulunan 171 ağır ceza cumhuriyet başsavcılığı koordinesinde, Telegram, sosyal medya ve diğer dijital mecralarda halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayan kişiler hakkında adli işlemler başlatıldığını açıkladı. Adalet Bakanlığının sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, "Kahramanmaraş ilinde meydana gelen okul saldırısı sonrasında, dijital platformlar üzerinden yapılan paylaşımlar ve sanal ortamda gelişen faaliyetler devletin yetkili birimleri tarafından yakından takip edilmektedir. Bu kapsamda, 81 ilde bulunan 171 ağır ceza cumhuriyet başsavcılığı arasında milletimizin huzur ve güvenlinin sağlanması amacıyla gerekli koordinasyon sağlanmış ve başta Telegram olmak üzere sosyal medya ve diğer dijital mecralarda, şiddeti öven, suçu ve suçluyu meşrulaştıran, korku ve panik oluşturmaya yönelik içerik paylaşan ve halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayan kişiler hakkında gerekli adli işlemler ivedilikle başlatılmıştır" ifadelerine yer verildi. Suç teşkil eden paylaşım yapan şahısların gözaltına alma işlemlerinin devam ettiği belirtilen açıklamada, "Cumhuriyet başsavcılıklarınca, ilgili kolluk birimleriyle koordinasyon içerisinde hareket edilerek dijital ortamlarda ‘sanal devriye’ faaliyetleri etkin şekilde yürütülmekte, suç teşkil eden içeriklerin kısa sürede tespit edilerek suç unsuru içeren paylaşımlarda bulunduğu değerlendirilen şahıslar hakkında gözaltı ve arama işlemleri dahil olmak üzere gerekli adli süreçler titizlikle yürütülmektedir" denildi.
DMM’den Türkiye’deki arazi varlıklarının maden sahası olarak ruhsatlandırıldığı iddialarına yalanlama
08 Nisan 2026 Çarşamba - 17:10 DMM’den Türkiye’deki arazi varlıklarının maden sahası olarak ruhsatlandırıldığı iddialarına yalanlama Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM), bazı sosyal medya mecralarında ve çeşitli yayın organlarında yer alan Türkiye’nin farklı illerindeki arazi varlığının bir kısmının maden sahası olarak ruhsatlandırıldığı iddialarının gerçeği yansıtmadığını açıkladı. Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, "Bazı sosyal medya mecralarında ve çeşitli yayın organlarında yer alan ülkemizin farklı illerindeki arazi varlığının büyük bir kısmının ’maden sahası olarak ruhsatlandırıldığı’ yönündeki iddialar gerçeği yansıtmamaktadır. Türkiye genelinde fiili olarak maden üretimi yapılan toplam alan, ülke yüzölçümünün sadece binde 1,8’ine tekabül etmektedir. İllere göre fiili kazı oranları da iddia edilenin aksine hiçbir ilimizde yüzde 1’i dahi geçmemektedir. (Örneğin Artvin’de binde 1, Giresun’da on binde 4, Kütahya’da binde 4,1, Çanakkale’de binde 1,5, Balıkesir’de binde 6,4, İzmir’de binde 6, Trabzon’da on binde 3, Muğla’da binde 4,5, Ordu ve Gümüşhane’de ise on binde 8 seviyesindedir)" denildi. Asılsız paylaşımların gerçeği yansıtmadığı vurgulanan açıklamada, "Ayrıca maden faaliyetleri sona eren alanların da rehabilitasyon çalışmalarıyla doğaya yeniden kazandırılması kanuni bir zorunluluktur. Asılsız paylaşımlarla oluşturulan algı operasyonları, milli ekonomimize değer sağlayan madencilik sektörünü karalamaya yönelik açık bir dezenformasyon kampanyasıdır. Çalışmalar ’önce insan, sonra çevre, sonra katma değerli madencilik’ ilkesiyle sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda titizlikle yürütülmektedir" ifadelerine yer verildi.
‘Sıfır Atık ile Doğaya Saygı Duy Projesi’ başlıyor
08 Nisan 2026 Çarşamba - 16:29 ‘Sıfır Atık ile Doğaya Saygı Duy Projesi’ başlıyor Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile OPET, ‘Sıfır Atık ile Doğaya Saygı Duy Projesi’ni hayata geçiriyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile OPET arasında ‘Sıfır Atık ile Doğaya Saygı Duy Projesi’ kapsamında Sıfır Atık İş Birliği Protokolü düzenlenen törenle imzalandı. Protokolü, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı adına Çevre Yönetimi Genel Müdürü Fatih Turan, OPET adına ise Yönetim Kurulu Kurucu Üyesi Nurten Öztürk imzaladı. Protokol kapsamında akaryakıt istasyonlarının yalnızca hizmet sunulan alanlar olmaktan çıkarılması, çevre bilincinin güçlendiği ve topluma yayıldığı merkezlere dönüştürülmesi hedefleniyor. Proje çerçevesinde sıfır atık ilkeleri doğrultusunda sürdürülebilir seyahat kültürüne dikkat çekmek amacıyla ‘Sıfır Atık Yolculuğu Kısa Film Yarışması’ düzenlenmesi planlanıyor. Akaryakıt tesislerinde sıfır atık uygulamalarının yaygınlaştırılması, atıkların kaynağında ayrı toplanması ve geri kazanım süreçlerinin güçlendirilmesi amaçlanıyor. Proje kapsamında ayrıca sosyal sorumluluk faaliyetleriyle toplumsal farkındalığın artırılması hedefleniyor. Türkiye’nin yedi bölgesinden seçilecek 7 ilde karayolu kenarlarındaki ceplerde çevre temizliği etkinlikleri düzenlenmesi, toplanan atıklarla ‘Sıfır Atık Yolu’ ve ‘Sıfır Atık Duvarı’ gibi konsept uygulamaların hayata geçirilmesi planlanıyor. "90 milyon atığı geri kazanmasaydık bunları bir yere depolama yapacaktık" İstanbul’un iki yıllık su tüketimine eş değer bir su tasarruf sağladıklarını belirten Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürü Fatih Turan, "Akaryakıt tasarrufu olarak baktığımızda yine ülkemizdeki kayıtlı motorlu taşıtların dağıtım şirketi olarak OPET onu uzmanlık alanına giriyor. Bir yıldaki tükettiği akaryakıt eş değer bir akaryakıtla tasarruf etmiş olduk. Doğa ve çevreyle ilgili istatistik şöyle, 90 milyon atığı geri kazanmasaydık bunları bir yere depolama yapacaktık. Düzenli depolama alanına ihtiyacımız olacaktı. Bu alanın eş değerinde 55 bin futbol sahasına eş değer bir alan söz konusu. Alt alta baktığımızda aslında küçük bir hareket ki buna biz sıfır atık diyoruz" diye konuştu. "Petrol ve türevli ürünlerinde biz ülke olarak dışa bağımlıyız" Petrol ve türevi ürünlerde Türkiye’nin dışa bağımlı olduğuna değinen Turan, "Son bir ayda yaşanan bölgesel savaşta da gördük ki en ufak bir kriz anında ülke ekonomileri özellikle petrole bağımlı ülkelerin bir kere ekonomik dengeleri sarsılıyor. Dolayısıyla küçük bir hareket ama çok kıymetli ve önemli bir hareket. Bu çerçevede bizler insanoğlu olarak sanki doğanın, tabiatın sahibiymiş gibi onun efendisiymiş gibi bir davranış biçimine giriyoruz ama değiliz. Biz aslında bu doğanın bir parçasıyız" şeklinde konuştu. "Havayı kirletiyoruz, suyu kirletiyoruz, toprağı kirletiyoruz" OPET Yönetim Kurulu Kurucu Üyesi Nurten Öztürk ise gelecek nesillere sağlıklı bir dünya bırakılması gerektiğini belirterek, "Her birimiz birey olarak üzerimize düşen görevleri tam yapıyor muyuz? Yaptığımızı zannediyoruz. Yeteri kadar duyarlı mıyız? Duyarlı olduğumuzu zannediyoruz. Evet duyarsız olanlar, bilimsiz olanlar var ama en bilinçli olanlarımız, en duyarlı olanlarımızın dahi hatalarıyla çevremizi kirletiyoruz. Hepimiz kirletiyoruz. Havayı kirletiyoruz, suyu kirletiyoruz, toprağı kirletiyoruz. Bize ait olmayan çocuklarımıza ait olan bir dünyayı çocuklarımıza sağlıklı bir şekilde bırakamıyoruz. Oysa bunu bırakamamak bizim için bir suç, bir utanç olmalı. Çocuklarımızın geleceğini düşünmek dünyamızın geleceğini düşünmek öncelikli görevlerimiz arasında olmalı" dedi.
Ankara’da Hakan Çakır cinayeti davasında sanıklara ceza yağdı
08 Nisan 2026 Çarşamba - 16:26 Ankara’da Hakan Çakır cinayeti davasında sanıklara ceza yağdı Ankara’nın Keçiören ilçesinde 23 yaşındaki Hakan Çakır’ın hayatını kaybettiği kavgaya ilişkin davada karar verildi. Duruşmada sanıklara ceza yağdı. Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya tutuklu sanıklar Ahmet Emir Zeynal, Cemal Zeynal, suça sürüklenen çocuklar B.S.Z. ve T.Y.Z. ile tutuksuz sanıklar Eyyüp Demir, Şahin Çakır, Hakkı Can Çakır ve Umut Kılınç ile taraf avukatları katıldı. Duruşma, kapalılık kararı nedeniyle basına kapalı olarak gerçekleştirildi. Mahkeme heyeti, sanık Cemal Zeynal ve Ahmet Emir Zeynal hakkında "kasten öldürme" suçundan müebbet, "öldürmeye teşebbüs" suçundan 28 yıl hapis cezası verdi. Mahkeme, suça sürüklenen çocuklardan B.S.Z.’nin "kasten öldürme" ve "kasten öldürmeye teşebbüs" suçlarından 32 yıl, T.Y.Z.’nin de aynı suçlardan 25 yıl hapisle cezalandırılmalarına ve sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Umut Kılınç ise hakaret suçundan para cezasına çarptırıldı. Hakan Çakır’ın babası Şahin Çakır ve Eyyüp Demir tüm suçlamalardan beraat ederken, ağabey Hakkı Can Çakır ise basit yaralama suçundan 10 bin lira adli para cezasına çarptırıldı. Verilen kararın ardından adliyede alkış sesleri yükselirken, bazı kişilerin ağladığı görüldü. Ölen gencin yakınları, duruşma sonrası adliye önünde açtıkları pankartlarla basın açıklaması yaptı. "4 sanıkta bütün suçlardan dolayı ceza aldı" Dosyada kararın verildiğini dile getiren Avukat Umur Yıldırım, "Zeynal ailesindeki tüm sanıklar, Hakan’ı öldürmeden dolayı müebbet, Şahin ağabey ve Hakkı’yı öldürmeye teşebbüsten dolayı ikişer defa müebbet yollamasıyla ceza aldı. Yine annesi ve Eyüp Bey’i yaralamadan dolayı ayrı ayrı 5 defa ceza aldılar. Burada yetişkin olan baba Cemal Zeynal ve Ahmet Zeynal müebbet artı 28 ve 30 yıl aldılar. Müebbet de var tabii ki. 14 yaşındaki sanık suçu tamamen kabul etmişti. Aslında tek başına bu eylemi gerçekleştirdiğini söylemişti, mahkeme buna itimat etmedi. Yine 14 yaşındaki çocuk için de müebbet hapis cezası verdi ama Türk Ceza Kanunu’nun 31. maddesinden dolayı cezasında indirim uyguladı. Küçük olan çocuk için toplamda 24 yıl ceza çıktı tüm bu suçlardan dolayı. 17 yaşındaki B.Z. isimli sanık için de yine öldürmeden dolayı müebbet verdi. Yaşı küçük olduğundan dolayı cezada indirim uyguladı. Totalde 30 yıla yakın bir ceza verdi B.Z. için. Tüm 4 sanıkta bütün suçlardan dolayı ceza aldı. Tutukluluk hallerinin devamına karar verildi. Adalet bir nebze olsun bizim için sağlandı. Umarım bu karar istinaf ve Yargıtay’dan da geçerek kesinleşir. Bundan sonra umarım bir emsali olmaz. İçimiz bir nebze olsun soğudu ama bu adalet bizim için sağlanmadı. Nihayetinde Hakan öldü ve geri gelmeyecek" dedi. "Adalet yerini buldu" Gözü dolan baba Şahin Çakır ise, "Ben sadece Umur Yıldırım diyorum. Sağ olsun bugüne kadar yanımızdan ayrılmadı. Bize kardeşlik yaptı, çocuklarıma ağabeylik yaptı. Tüm ailelere sesleniyorum. 2-3 avukat tutmayın, tek Umur Yıldırım yeter. Bu kadar diyorum. Başka bir şey yok. Adalet yerini buldu. Tüm gelen arkadaşlarımıza, dostlarımıza, herkese canı gönülden teşekkür ediyorum. Hakkınızı helal edin" diye konuştu.
Amharca dilinde kaleme alınmış tarihi eser Etiyopya’ya iade edildi
08 Nisan 2026 Çarşamba - 16:12 Amharca dilinde kaleme alınmış tarihi eser Etiyopya’ya iade edildi Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ge’ez alfabesiyle Amharca dilinde kaleme alınmış el yazması tarihi eserin Etiyopya’ya iade edildiğini açıkladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı, ahşap kapak ve deri yapraklardan oluşan, Ge’ez alfabesiyle Amharca dilinde kaleme alınmış Etiyopya kökenli el yazması tarihi eserin Etiyopya’ya iade edildiğini duyurdu. Eser, Ankara Cumhuriyet Meclisi’nde düzenlenen törenle Etiyopya’nın Ankara Büyükelçisi Adem Mohamed Mahmud’a teslim edildi. Törende konuşan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı, Türkiye ve Etiyopya’nın kültür varlığı kaçakçılığı konusunda benzer tehditlere maruz kaldığını dile getirdi. "Kültür varlığı kaçakçılığı küresel bir sorun haline gelmiştir" Tarihi eser kaçakçılığının sadece bir ülkeye özgü olmadığını, birçok ülkede gerçekleştiğini ve bu durumun herkesi tehdit eden bir hal olduğunu belirten Yazgı, "Ülkemiz ile Etiyopya köklü geçmişleri ve zengin kültürel mirasları nedeniyle kültür varlığı kaçakçılığı konusunda benzer tehditlere maruz kalan iki dost ülkedir. Günümüzde kültür varlığı kaçakçılığı yalnızca kaynak ülkeleri değil, tüm insanlığı tehdit eden küresel bir sorun haline gelmiştir. Yasa dışı kazılar ve organize suç ağları, tarihi eserleri ait oldukları bağlamdan koparmakta, bu durum yalnızca maddi değil aynı zamanda telafisi güç kültürel kayıplara da yol açmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti olarak kültürel mirası koruma, gelecek nesillere aktarma ve yasa dışı trafikle mücadele konusundaki kararlılığımızı her platformda sürdürüyoruz. Ülkemiz yalnızca kaynak ülke olarak değil, aynı zamanda kültür varlığı kaçakçılığına konu olabilecek eserler açısından da bir transit güzergah haline gelmeme konusundaki kararlılığını da güçlü bir şekilde sürdürmektedir. Bu doğrultuda ülkemiz yasa dışı ticaretin her aşamasına karşı etkin denetim mekanizmalarını işletmekte, bu alanda örnek bir duruş sergilemektedir. Bu kapsamda Türkiye son yıllarda yürüttüğü etkin diplomasi, hukuki girişimler ve uluslararası işbirlikleri sayesinde çok sayıda kültür varlığının ait olduğu ülkelere iadesini sağlamış, aynı zamanda kendi kültürel mirasını da koruma yönünde önemli adımlar atmıştır" diye konuştu. "Etiyopya kökenli yazma eserin ait olduğu topraklara iadesini gerçekleştiriyoruz" Amharca dilinde kaleme alınmış el yazması kitabın iadesini Etiyopya’nın Ankara Büyükelçiliği’ne gerçekleştirdiklerini ifade eden Yazgı, "Etiyopya kökenli yazma eserin ait olduğu topraklara iadesini bugün hep birlikte gerçekleştiriyoruz. Bakanlığımız koordinasyonunda yürütülen titiz çalışmalar neticesinde Balıkesir’in Bandırma ilçesinde güvenlik güçlerimizce ele geçirilen bu kıymetli eserin ahşap kapaklı 68 deri yapraktan oluşan ve Ge’ez alfabesiyle Amharca dilinde kaleme alınmış bir el yazması kitap olduğu tespit edilmiştir. Siyah ve kırmızı mürekkeple işlenen bu nadide parça, Etiyopya’nın 20. yüzyılın başına kadar devam eden köklü el yazması geleneğini yaşatan önemli bir örnektir. Bu eser yalnızca bir bütün olarak değil, tek bir yaprağı dahi uluslararası hukuk ve ulusal mevzuatımızın kapsamında koruması gereken bir kültür varlığıdır" şeklinde konuştu. "Türkiye Cumhuriyeti’ne ve özveriyle çalışan kolluk kuvvetlerine şükranlarımı sunuyorum" Bu tarihi eserin iade edilme sürecinden dolayı Türk hükümetine teşekkürlerini sunan Büyükelçi Mahmud, "Son derece önemli bir ana tanıklık ediyoruz. 2015 yılında Balıkesir’in Bandırma ilçesinde bulunan bu tarihi el yazmasını resmen teslim almak için huzurunuzda bulunuyoruz. Etiyopya adına Türkiye Cumhuriyeti’ne ve özveriyle çalışan kolluk kuvvetlerine şükranlarımı sunuyorum. Bu paha biçilemez eser, kaçakçılığın faaliyetlerinin karanlığından sizin kararlılığınız, profesyonel duruşunuz ve uluslararası mirasın korunmasına yönelik derin saygınız sayesinde kurtarılmıştır" ifadelerini kullandı. Tören, Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı ve Büyükelçi Adem Mohamed Mahmud’un eserle hatıra fotoğrafı çekilmesiyle son buldu.
Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Geylan: "Mahkemeler, kamu işvereninin kolaylaştırıcısı değildir"
08 Nisan 2026 Çarşamba - 16:01 Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Geylan: "Mahkemeler, kamu işvereninin kolaylaştırıcısı değildir" Türkiye Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmetleri Kolu Kamu Çalışanları Sendikası (Türk Eğitim-Sen) Genel Başkanı Talip Geylan, "Yargının görevi, sendikal hakları güvence altına almaktır. Mahkemeler, kamu işvereninin kolaylaştırıcısı değildir" dedi. Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, Ankara 4. İş Mahkemesi’nin öğrenci gelişim raporlarının doldurulmasına yönelik Türk Eğitim-Sen ile birlikte dört sendikanın aldığı eylem kararını iptal ettiğini belirtti. Geylan, bu kararın hukuksuz olmasının yanı sıra sendika kanununa, anayasal haklara ve başta Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) kararları olmak üzere evrensel kaidelere aykırı olduğunu ifade etti. "Mahkemeler kamu işvereninin kolaylaştırıcısı değildir" Mahkemenin eylem kararını iptal etmesini hukuka aykırı bulduğunu ifade eden Geylan, "Ankara 4. İş Mahkemesi’nin öğrenci gelişim raporlarının doldurulmasına yönelik alınan eylem kararını garabet bir hükümle iptal etmesi hukuksuz olmasının yanı sıra sendika kanununa, anayasal haklara ve ILO kararları başta olmak üzere evrensel kaidelere açıkça aykırıdır. Yargının görevi, sendikal hakları güvence altına almaktır. Mahkemeler, kamu işvereninin kolaylaştırıcısı değildir. Türk Eğitim-Sen Merkez Yönetim Kurulu tarafından öğrenci gelişim raporlarının doldurulmaması konusunda 8 Ocak tarihinde eylem kararı alınmıştır. Alınan eylem kararının iptali talebi ile Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Ankara 4. İş Mahkemesi nezdinde dava açılmıştır. Yapılan yargılamada mahkeme makamınca ilk duruşmada sendikamız ile beraber 4 sendikanın aldığı eylem kararlarının iptaline karar verilmiştir. Kamu görevlilerinin sendika kurmasının yasalaştığı günden bugüne kadar herhangi bir eylem kararının mahkeme tarafından iptalinin istenildiğine hiç rastlanılmamıştır" ifadelerini kullandı. "Kamu çalışanlarının sendika kurma özgürlüğü anayasa maddesi 51 ile güvence altındadır" Türk Ceza Kanunun 118. maddesinde sendikal hakların kullanılmasının engellenmesinin suç sayıldığını vurgulayan Geylan, "Milli Eğitim Bakanlığı, sendikal faaliyetlerin korunması ve engellenmemesi adına yapılan tüm düzenlemelerin aksine mahkemeden bu faaliyetlerin engellenmesi için karar verilmesini talep etmiş ve maalesef mahkeme tarafından bu yönde karar verilmiştir. Kamu çalışanlarının sendika kurma, örgütlenme ve hak arama özgürlüğü Türkiye Cumhuriyeti Anayasası madde 51 ile güvence altındadır. Bu güvence yalnızca kağıt üzerinde bir hak değildir; bizzat korunması gereken dokunulmaz bir özgürlük alanıdır. Türk Ceza Kanunu’nun 118. maddesi de sendikal hakların kullanılmasının engellenmesini suç olarak tanımlar. Üstelik bu suç, sadece fiziki müdahalelerle değil; hukuka aykırı her türlü yöntemle ortaya çıkabilir. Yargıtay içtihatları da bu konuda son derece nettir. Sendikal faaliyetin engellenmesi bir ‘tehlike suçu’dur. Yani zararın gerçekleşmesi dahi beklenmez, hak kullanımının engellenmesi ihtimali dahi suçun oluşması için yeterlidir. Anayasa Mahkemesi kararları defalarca şunu vurgulamıştır; sendikal haklar demokratik toplumun temelidir. Bu haklara yönelik müdahaleler karşısında devletin koruma yükümlülüğü vardır" dedi. "Bugün ise görünen tablo, bu yükümlülüğün yerine getirilmediğini göstermektedir" Türk Eğitim-Sen olarak bu sürecin sonuna kadar takipçisi olacaklarını dile getiren Geylan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bugün ise görünen tablo, bu yükümlülüğün yerine getirilmediğini göstermektedir. Anayasal bir hakkın kullanımının iptal kararıyla fiilen imkansız hale getirilmesi, TCK 118 kapsamında düzenlenen ‘sendikal hakların engellenmesi’ suçunun yargı eliyle işlenmesi anlamına gelmektedir. Ankara 4. İş Mahkemesi’nin bu kararı açıkça sendikal eylemlerin kısıtlanması ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın bundan sonraki süreçte sendikaların karar alma ve eylem yapma özgürlüğüne açıkça müdahale etme yolunu açmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı Danıştay kararları doğrultusunda sendika üyelerini cezalandıramadığı için sendikamızı hedef alarak eylem kararını iptal ettirmiştir. Türk Eğitim-Sen bu sürecin sonuna kadar takipçisi olacaktır. Tüm hukuki yollara başvuruda bulunacak ve yanlış hesap Bağdat’tan dönecektir. Üyelerimizin gönlü ferah olsun, Türk Eğitim-Sen yıllardır verilen mücadeleler ile alınan birçok sendikal hakkın bir mahkeme kararı ile elimizden alınmasına asla müsaade etmeyecektir."
Eşini ve kızını öldürüp, diğer kızını yaraladıktan sonra intihar eden emekli uzman çavuşun psikolojisinin bozuk olduğu iddiası
08 Nisan 2026 Çarşamba - 15:32 Eşini ve kızını öldürüp, diğer kızını yaraladıktan sonra intihar eden emekli uzman çavuşun psikolojisinin bozuk olduğu iddiası Ankara’da bunalıma girdiği ileri sürülen emekli uzman çavuş, tabanca ile eşini ve iki kızını vurduktan sonra aynı silahla intihar etti. Saldırı sonucu kızlardan biri ve annesi hayatını kaybederken, ağır yaralanan diğer kızın durumunun ağır olduğu öğrenildi. Olay, dün akşam Sincan ilçesi Hürriyet Mahallesi İrfan Züm Caddesi’ndeki bir apartman dairesinde meydana geldi. Alınan bilgilere göre, emekli Uzman Çavuş Remzi Büyükköprü (55), beylik tabancasıyla eşi Deniz Büyükköprü (46) ile kızları Simge Büyükköprü (21) ve Irmak Nehir Büyükköprü’yü (16) vurduktan sonra aynı silahla başına ateş etti. Olayda Irmak Nehir, anne Deniz ve baba Remzi Büyükköprü olay yerinde hayatını kaybederken, çenesinden vurulan ve ağır yaralı halde evden kaçmayı başaran Simge Büyükköprü ise Ankara Şehir Hastanesi’ne kaldırıldı. Olay yerindeki incelemelerin ardından anne, baba ve vefat eden kızlarının cenazesi otopsi için Adli Tıp Kurumu’na götürüldü. Buradaki işlemlerin ardından anne ile kızının Eskişehir’de, intihar eden adamın ise Kırıkkale’de toprağa verileceği öğrenildi. Büyük kızından babasının psikolojik problemleri olduğu iddiası Simge Büyükköprü’nün geçirdiği ameliyatın ardından yoğun bakım servisine alındığı öğrenildi. Çenesinden vurulduğu için konuşamayan Simge Büyükköprü’nün hastanede kağıda babasının bunalımda olduğunu, maddi problemleri bulunduğunu ve kendisini önce odaya kilitleyip, daha sonra kaçarak kurtulduğunu yazdığı öğrenildi. "Ara sıra her evde olduğu gibi bağırma ve kavga seslerini duyardık" Olayla ilgili konuşan apartman yöneticisi Levent Çolak, "Bu kadar şiddetli bir olay olacağını tahmin etmemiştik. Saldırıya uğrayan kızlardan biri yoğun bakım servisinde tedavi görüyor. Saldırgan olayı gerçekleştirdikten sonra başına ateş ederek intihar etmiş. Neden böyle bir şey yaptığını bilmiyoruz. Fazla samimi olduğumuz bir komşumuz değildi. Komşumuzun psikolojisi hakkında da bir bilgimiz yok. Ara sıra her evde olduğu gibi bağırma ve kavga seslerini duyardık. Dışarıda kaldığımız için müdahale etme imkanımız olmazdı. 10 senedir burada ikamet ediyorlarmış. Yaralı kızlardan biri evden kaçmayı başararak komşusuna sığınmış. Onun da durumu ağırmış. Ameliyattan çıkmış, çenesinden vurulmuş. İlgili ekipler buradaydı, çalışmalarını gerçekleştirdiler" dedi. "Üzerinde kan lekeleri vardı" Komşulardan Taner Öcal ise, "Evimde oturduğum sırada ambulansların geldiğini gördüm. Olayla ilgili ekiplere ihbarda bulunmuş diğer komşularımız. Jandarmaya kapıyı açtık. Yaralanan kızı gördüm, üzerinde kan lekeleri vardı. Ağzından yaralıydı. Konuşamadığı için eliyle evini işaret ediyordu. Bildiklerimizin hepsi bu kadar" ifadelerini kullandı. Olayla ilgili soruşturma devam ediyor.
‘Enerjide Teknolojik ve İnovatif Çözümler Yarışması’nın kazananı belli oldu
08 Nisan 2026 Çarşamba - 15:09 ‘Enerjide Teknolojik ve İnovatif Çözümler Yarışması’nın kazananı belli oldu Teknolojide kadın liderliğini ve inovasyonu destekleyen Teknolojide Kadın Derneği’nin (Wtech) düzenlediği ‘Enerjide Teknolojik ve İnovatif Çözümler Yarışması’ sonuçlandı. Geçtiğimiz dönemlerde Birleşmiş Milletler’in küresel hedefleri olan tarım ve su alanlarında farklı isimlerde iki kez gerçekleştirilen yarışma, birçok genç kadının teknoloji dünyasındaki varlığını güçlendirmek için ilham olmuştu. Birleşmiş Milletler’in sürdürülebilir kalkınma amaçları çerçevesinde ‘Erişilebilir Enerji’ temasıyla hayata geçirilen yarışma, kadın girişimcilerin yenilikçi projelerini desteklemeyi amaçlıyor. Wtech, kurulduğu günden bu yana teknolojik girişimlerde kadın liderliğini önceliklendirerek sürdürülebilir bir geleceğin inşasına katkı sağlıyor. Teknolojide Kadın Derneği Kurucusu ve Yönetim Kurulu Eş Başkanı Zehra Öney ile Enerjisa Perakende Şirketleri Genel Müdürü Ersin Esentürk’ün açılış konuşmalarını yaptığı törende, Türkiye’nin kadın girişimcilerinin enerji alanında teknolojik çözümler sunduğu rekabetçi bir sürecin ardından tarımda enerji maliyetini azaltmaya yönelik projesi ile jüriyi etkileyen Up-techlabs, 600 bin liralık büyük ödülün sahibi oldu. Törende konuşan Enerjisa Enerji Perakende Satış Şirketleri Genel Müdürü Ersin Esentürk, Enerjisa’nın 2023 yılından beri ‘daha iyi gelecek’ vizyonuyla hareket ettiklerini belirterek, "Tüm iş faaliyetlerimizi, sosyal sorumluluk projelerimizi, toplumsal yatırım projelerimizi bu vizyon odağıyla yürütüyoruz. Böylece sürdürülebilirliğin çevresel, sosyal ve ekonomik alanlarına da dokunmuş oluyoruz. Biz bugün ‘Enerjide Teknolojik ve İnovatif Çözümler Yarışması’ düzenledik. Burada esasında iki tane temel unsur var odaklandığımız. Bir tanesi işin teknoloji tarafı, diğeri de insan tarafı. Teknoloji tarafında esasında bu dünyadaki sürdürülebilirliği, bu gezegen için bir fayda sağlamaya çalışan çözüm önerilerini bugün burada dinlerken ama aynı zamanda bu platformlardaki girişimcilerin bu faaliyetleri kadın temsiliyle yaptıklarına da bakıyoruz. Dolayısıyla sadece burada teknolojik çözüm getirmek değil, aynı zamanda kadınların aktif bir şekilde bunun içerisinde rol almalarını da bekliyoruz. Değerlendirme kriterimiz olarak bu da var. Çünkü Teknolojide Kadın Derneği’nin misyonlarından bir tanesi de bilim ve teknoloji alanındaki kadın istihdamını artırmak. Bu proje de aslında buna hizmet ediyor. Çünkü biz daha sürdürülebilir bir geleceğin daha kapsayıcı olduğunda şekilleneceğini düşünüyoruz" diye konuştu. "Yeni enerji dünyasının geleneklerine de alışmak çok önemli" Enerji sektörünün en kritik dönüşüm alanı hakkında üç şey söyleyebileceğini kaydeden Esentürk, şöyle konuştu: "Bir tanesi elektrifikasyon, dijitalleşme ve verimlilik. Çünkü enerji dünyası da kendi içinde değişiyor. Elektrik talebi artarken buradaki ihtiyaçlar da kendi arasında şekilleniyor. Artık yapay zeka, e-mobilite sektörünün büyümesi, veri merkezleri ve şehirleşme derken burada ciddi bir talep artışı var. Ve yeni enerji dünyasının geleneklerine de alışmak çok önemli. Burada teknoloji birçok kolaylığı sağlayacak. Çünkü tüketiciler sadece elektriği tüketen değil aynı zamanda bunu üreten, depolayan bir şekilde enerji sistemlerinin kullanıcısı haline gelecek. Daha doğrusu daha karmaşık bir sistem olacak. Bunun bir tarafı da aslında insan odağı. Çünkü teknolojinin yanında insanlar burada aynı zamanda yeni fikirlerin teknolojinin gelişmesini bu girişimcilik ekosistemini geliştirerek yeni fikirlerle bu sektöre katma değer sağlayacağını düşünüyorum. Çünkü daha sürdürülebilir, daha kapsayıcı bir gelecek için bunlar çok elzem. Olması gerekenler." "Önümüzdeki dönemki faaliyetlerimizle de kadın istihdamına öncelik vermeye devam edeceğiz" Kadınların hem iş hayatında hem enerji sektöründe istihdamlarının çok önemli olduğuna değinen Esentürk, "Biz dernek olarak bunu çok yakından takip ediyoruz. Aynı zamanda Enerjisa olarak bununla alakalı bir misyon edinmiş durumdayız. Maalesef hem Türkiye’de hem de dünyada kadın istihdamının çok fazla olduğu bir sektör değil. Bugün uluslararası arenada da sadece yüzde 20’sini kadınlar oluşturuyor. Dolayısıyla bu sayının artırılması sektör için çok önemli. Bunu sadece bir fırsat eşitliği olarak görmemek lazım. Daha sürdürülebilir, daha güçlü, daha çözüm üreten esasında sürecin bir parçası olacağını düşünüyorum. Dolayısıyla biz önümüzdeki dönemki faaliyetlerimizle de kadın istihdamına öncelik vermeye devam edeceğiz" ifadelerini kullandı. "Enerji dönüşümü içerisinde girişimcilik ekosisteminin çok önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum" Esentürk, yarışmanın kendisini çok heyecanlandırdığını, umutlarını artırdığını vurgulayarak, "Enerji dönüşümü içerisinde girişimcilik ekosisteminin çok önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum. Sadece büyük yatırımlarla değil, bizlere düşen de daima bir gelecek için buradaki insan kaynağını, fırsatları, buradaki o girişimcilik ruhunu büyüterek genişletmek ve buradaki farkındalığı da artırmak" açıklamasında bulundu. "Yarışmacıların güçlü fonlardan 800 bin euro gibi yüksek bir fon almasını destekledik" Teknolojide Kadın Derneği Başkanı Zehra Öney ise, kuruluş hedeflerinin Türkiye’de uzman, yetkin, yapay zeka çağında üretken, dünyada ses getirecek sistemler üretebilecek, dünyada üretilmiş sistemlerle de rekabet edebilecek insanları yetiştirmek olduğunu söyleyerek, şu ifadelere yer verdi: "Kurumların bu aşamada dernekle el ele güçlü, uzman, istihdamda yer alabilecek ya da girişim yapabilecek insanları yetiştirdiği bir yapıyız aslında. Sürdürülebilirlik de bizim çok önem verdiğimiz bir konu. Geçtiğimiz yıllarda suyu ve tarımı değerlendirdik. Hatta birinci seçtiğimiz kurumlar dünyaya açıldılar. Biz onlara sadece bir ödül vermekle kalmadık. Aynı zamanda bir yıl boyunca destekleyip, kamuyla ilişkilerini yönetip, onların güçlü fonlardan 800 bin euro gibi yüksek bir fon almasını destekledik. Ve şu anda dünya pazarlarına açılmış durumdalar."