Yerel Haberler
Ankara
ATO Başkanı Baran: "Türk moda sektörünü, dünya modasına yön verecek bir noktaya taşımayı hedefliyoruz"
03 Şubat 2026 Salı - 11:03 ATO Başkanı Baran: "Türk moda sektörünü, dünya modasına yön verecek bir noktaya taşımayı hedefliyoruz" ATO Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, Başkent Ankara’nın moda ve hazır giyim sektörü açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirterek, "Ankara Hazır Giyim ve Moda Günleri ile bu potansiyeli daha görünür ve daha sürdürülebilir kılmayı, Türk moda sektörünü, dünya modasına yön verecek bir noktaya taşımayı hedefliyoruz" dedi. Ekonomik potansiyeli, hazır giyim-tekstil sektörlerindeki gücü ve kültürel birikimiyle, moda sektörünün odağı haline gelen Başkent Ankara, sektörün yeni buluşma noktası ’Ankara Hazır Giyim ve Moda Günleri- Ankara Capital of Fashion’a (COF’26) dördüncü kez ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Ankara Ticaret Odası’nın da destekleriyle, Ankara Giyim Sanayicileri Derneği (AGSD) öncülüğünde, 11-13 Şubat tarihlerinde ATO Congresium’da kapılarını açmaya hazırlanan buluşma, Ankara’yı moda ve hazır giyim alanında bölgesel bir çekim merkezi haline getirerek, üretici, marka, alıcı ve tasarımcıları aynı çatı altında buluşturmayı ve yeni iş birlikleri ile ihracat fırsatlarına kapı açmayı hedefliyor. "Sektör, üretim, ihracat ve istihdamın taşıyıcı kolonu durumunda" ATO Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran yaptığı değerlendirmede, Ankara Hazır Giyim ve Moda Günleri’nin sektörün önemli buluşma noktalarından biri haline geldiğini belirterek, Başkent Ankara’nın sahip olduğu çok yönlü potansiyelin, moda ve hazır giyim sektörü açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirtti. Baran, "Hazır giyim ve tekstil, üretimden ihracata, istihdamdan katma değere kadar ekonomimizin taşıyıcı kolonlarından biri. Ankara da bu alanda güçlü bir üretim altyapısına, tasarım kabiliyetine ve köklü bir birikime sahip. Ankara Hazır Giyim ve Moda Günleri ile bu potansiyeli daha görünür ve daha sürdürülebilir kılmayı; Türk moda sektörünü, dünya modasına yön verecek bir noktaya taşımayı hedefliyoruz" açıklamasında bulundu. "Üretim ve tasarım gücümüzü daha güçlü anlatmalıyız" Ankara’nın moda, tekstil ve hazır giyim alanındaki birikiminin uzun yıllara dayandığını vurgulayan ATO Başkanı Baran, "Ankara’nın önemli bir üretim potansiyeli, tasarım yetkinliği ve gelişmeye açık markalaşma potansiyeli var. Bu tür organizasyon ve platformlarda güçlü bir anlatımla Ankara’nın bu gücünü daha görünür kılabiliriz. Ankara Hazır Giyim ve Moda Günleri, bu vizyonun önemli adımlarından birini oluşturuyor" ifadelerini kullandı. Sektörün Ankara Ticaret Odası’nda 2 No’lu Konfeksiyon-Hazır Giyim-Triko ile 17 No’lu Tekstil-Tuhafiye-Mefruşat Meslek Komiteleri aracılığıyla temsil edildiğini de hatırlatan Baran, ATO olarak sektörün gelişimine yönelik her türlü çalışmanın içinde olmaya devam edeceklerini de kaydetti.
Bakan Şimşek: "Ocak ayına özgü faktörlerin, enflasyonun ana eğilimi üzerindeki etkisinin sınırlı kalmasını öngörüyoruz"
03 Şubat 2026 Salı - 11:01 Bakan Şimşek: "Ocak ayına özgü faktörlerin, enflasyonun ana eğilimi üzerindeki etkisinin sınırlı kalmasını öngörüyoruz" Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, "Ocak ayına özgü faktörlerin, enflasyonun ana eğilimi üzerindeki etkisinin sınırlı kalmasını öngörüyoruz. Arz yönlü adımlarla desteklenen dezenflasyon politikalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz" dedi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan ocak ayı enflasyon verilerine ilişkin sosyal medya hesabından açıklamalarda bulundu. Ocak ayı enflasyon gerçekleşmesinde, olumsuz hava şartların etkisiyle uzun dönem ortalamasının oldukça üzerinde artan gıda fiyatları ile dönemsel unsurlar belirleyici olduğunu belirten Şimşek, "Aylık enflasyon, beklentilerin üzerinde gerçekleşirken yıllık enflasyon yüzde 30,7’ye geriledi. Yıllık hizmet enflasyonundaki düşüş 21 aydır aralıksız devam ederken, temel mal enflasyonu yüzde 17,4 ile ılımlı seyrini sürdürdü. Yıllık kira enflasyonu ise bir önceki yılın aynı ayına göre 44 puan azaldı. Ocak ayına özgü faktörlerin, enflasyonun ana eğilimi üzerindeki etkisinin sınırlı kalmasını öngörüyoruz. Arz yönlü adımlarla desteklenen dezenflasyon politikalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz. Böylece enflasyonun ana eğiliminin gerilemesini ve fiyatlama davranışlarındaki katılıkların azalmasını bekliyoruz" ifadelerine yer verdi.
Türk Eğitim-Sen Başkanı Geylan: "Üniversitelerde üç dönem uygulamasına geçilmeden önce kapsamlı bir gereklilik yapılmasını zorunlu görüyoruz"
03 Şubat 2026 Salı - 10:44 Türk Eğitim-Sen Başkanı Geylan: "Üniversitelerde üç dönem uygulamasına geçilmeden önce kapsamlı bir gereklilik yapılmasını zorunlu görüyoruz" Türkiye Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmetleri Kolu Kamu Çalışanları Sendikası (Türk Eğitim-Sen) Genel Başkanı Talip Geylan, "Üniversitelerde üç dönem uygulamasına geçilmeden önce kapsamlı bir gereklilik yapılmasını zorunlu görüyoruz" dedi. Türk Eğitim-Sen Başkanı Talip Geylan, yükseköğretimde lisans eğitiminin üç dönem esasına göre yeniden yapılandırılabileceği, başarılı ve isteyen öğrencilerin lisans eğitimini üç yılda tamamlamasına imkân tanınacağı yönündeki haberlere ilişkin açıklamalarda bulundu. Bu noktada önemli olan hususun eğitimde nicelik değil, nitelik olduğunu belirten Geylan, "Türk Eğitim-Sen olarak altını önemle çiziyoruz: Eğitimde nicelik (süre) değil, nitelik (etkililik) esastır. Bu denli köklü bir sistem değişikliği; pedagojik, akademik, sosyal ve ekonomik boyutlarıyla kapsamlı bir gereklilik ve etki analizi yapılmadan hayata geçirilemez" dedi. Amerika-Avrupa Yükseköğretim Alanı’nda lisans programlarının çoğunlukla 180-240 AKTS-3-4 yıl aralığında yapılandığı, Avrupa Kredi Transfer Sisteminde 60 AKTS’nin bir akademik yıla karşılık geldiğini dile getiren Geylan, ancak bu durumun, Türkiye’deki tüm üniversiteler ve her program için ‘üç döneme geçiş’ gibi köklü bir değişimin gerekli olduğu anlamına gelmeyeceğini kaydetti. Bu ölçekte bir düzenlemenin pedagojik, akademik, sosyal ve iktisadi sonuçları olan sistem değişikliği olduğunu söyleyen Geylan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Üç dönem modeli hangi somut probleme çözüm getirmektedir? Hangi programlarda, hangi veriler ışığında ihtiyaç doğmuştur? Mezun niteliği, ders yükü, ölçme-değerlendirme kalitesi, staj ve uygulama süreleri, öğrenci refahı ve akademik üretkenlik açısından beklenen kazanımlar nelerdir? Öğrenci, aile, üniversite, personel ve kamu açısından bir maliyet-fayda analizi yapılmış mıdır? Bu sorular yanıtlanmadan ve paydaşlarla tartışılmadan atılacak adımlar, kamuoyunda ve akademik dünyada haklı tereddütler oluşturmaktadır. Ayrıca kamuoyuna yansıyan model tartışmaları, yaz tatilinin üçüncü döneme dönüştürülmesi ve eğitim-öğretim takviminin sıkışması ekseninde yoğunlaşmaktadır." Türkiye’de birçok lisans programının 240 AKTS ile tamamlandığını söyleyen Geylan, teknik olarak AKTS’nin; öğrenci iş yüküne dayalı bir planlama olduğunu ve disiplinli, başarılı öğrenciler için hızlandırılmış mezuniyete zaten imkân tanıdığını kaydetti. Geylan asıl sorunun, sistemin kendisinden çok uygulamadaki kısıtlar olduğunu ifade ederek, "Önerimiz açıktır; üç döneme geçmeden, mevcut iki dönem sistemi korunarak; dönemlik alınabilecek AKTS/kredi üst sınırı, tüm öğrenciler ya da belirli başarı ölçütlerini sağlayan öğrenciler için yüzde 25-yüzde 30 oranında artırılmalıdır. Böylece isteyen ve yeterliliği olan öğrenciler, akademik takvimi kökten değiştirmeden üç yılda mezun olabilir" şekline konuştu. "‘Koşullu artırma’ senaryoları ve esnek kayıt modülleri güncellenmelidir" Birçok üniversitede öğrencilerin ders alma kapasitesini fiilen belirleyen unsurun yalnızca akademik kurul kararları olmadığına dikkat çeken Geylan, Öğrenci İşleri Bilgi Sistemi (ÖİBS) yazılımlarındaki kısıtlar, entegrasyon sorunları ve ders kayıt süreçlerindeki yapısal darboğazların da belirleyici rol oynadığını ifade etti. Geylan, "ÖİBS yazılımlarında yer alan kredi-AKTS tavanı tanımları, ‘koşullu artırma’ senaryoları ve esnek kayıt modülleri güncellenmelidir. Ders çakışması, kontenjan yönetimi, şube planlaması ve danışman onayı süreçleri ise veriye dayalı ve sorunsuz biçimde işletilecek şekilde iyileştirilmelidir. Ayrıca ‘hızlandırılmış mezuniyet’ seçeneği, pilot uygulamalar ve program bazlı düzenlemeler yoluyla kontrollü biçimde yaygınlaştırılmalıdır" dedi. "Üç dönem modeli; öğrenci yaşamı, staj ve çalışma hayatı açısından risklidir" Türkiye’de öğrencilerin önemli bir bölümünün yaz aylarında çalıştığına, staj yaptığına, saha uygulamalarına katıldığına, yurt içi ve yurt dışı hareketlilik programlarıyla deneyim kazandığına, gönüllülük faaliyetleri yürüttüğüne dikkat çeken Genel Başkan Talip Geylan, "Üç dönem; bu alanları daraltma, öğrencinin iş-staj-seyahat-dil-mesleki gelişim dengesini bozma ve dolayısıyla mezuniyet sonrası çalışma hayatına hazırlığı zayıflatma riski taşır. Üç dönem düzenlemesinin yalnızca ders haftaları değil, ölçme-değerlendirme döngüsü, bütünleme süreçleri, ders planlama, danışmanlık, kayıt-intibak-mezuniyet işlemleri gibi çok katmanlı iş yükünü de yıl içine yayar" ifadelerine yer verdi. Geylan, bu durumun, öğretim elemanlarının araştırma-geliştirme, proje, yayın ve laboratuvar-saha çalışmalarına ayırdığı zamanı daraltabileceğine; idari personelde ise dönemsel yoğunlukları kalıcı yoğunluğa dönüştürerek tükenmişlik riskini yükseltebileceğine dikkat çekti. Geylan, yükseköğretimin, ticari bir hizmet sektörü gibi ele alınamayacağını söyleyerek, "Yükseköğretim, ticari mantıkla yılın 12 ayı işletilen bir hizmet sektörüne indirgenemez. Kampüslerdeki işletmelerin gelirleri veya bazı programlarda azalan öğrenci sayıları üzerinden daha uzun süre kampüste tutma gibi bir algı oluşması düzenlemenin toplumsal meşruiyetini zedeler. Bu nedenle karar süreçleri azami şeffaflıkla yürütülmelidir" ifadelerini kullandı. "Üniversitelerde üç dönem uygulamasına geçilmeden önce kapsamlı bir gereklilik yapılmasını zorunlu görüyoruz" Geylan, sözlerini "Türk Eğitim-Sen olarak; üniversitelerde üç dönem uygulamasına geçilmeden önce kapsamlı bir gereklilik ve etki analizi yapılmasını, paydaş görüşlerinin alınmasını zorunlu görüyoruz. Yükseköğretimde alınacak her karar; yalnızca ‘süre’ odaklı değil, nitelik, etkililik, öğrenci refahı, akademik üretkenlik ve toplumsal fayda ekseninde bütüncül olarak değerlendirilmelidir. Sürecin tüm paydaşlarıyla istişare edilmeden, getirisi ve götürüsü hesaplanmadan, pilot uygulamalarla test edilip sonuçları analiz edilmeden hiçbir düzenleme plansız biçimde hayata geçirilmemelidir" şeklinde tamamladı.