Yerel Haberler
Antalya
Antalya’da bayramda 43 uygulama noktasında 3 bin 217 personel görev başında 19 Mart 2026 Perşembe - 15:16:00 Ramazan Bayramı tatilinin başlamasıyla birlikte kent genelinde güvenlik ve trafik tedbirleri artırıldı. 13 Mart tarihinde başlayan önlemler 23 Mart’a kadar devam edecek. Trafikte 222 ekibin görev yapacağı kentte güvenlik ve asayişin sağlanması kapsamında 402 ekip, 3 bin 217 personel, 2 atlı polis timi, 45 motosikletli yunus polis timi, 1 helikopter, 9 insansız hava aracı, 10 dedektör köpek ve 18 yaya devriye timi sahada olacak Antalya Valisi Hulusi Şahin, Ramazan Bayramı tatili süresince kent genelinde uygulanacak güvenlik ve trafik tedbirlerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Bayram tatiliyle birlikte artması beklenen yoğunluk nedeniyle emniyet, jandarma ve sahil güvenlik birimlerince kapsamlı bir planlama yapıldığını belirten Vali Şahin, vatandaşların huzur ve güven içinde bayram geçirmesi için tüm birimlerin sahada olacağını söyledi. Trafikte 222 ekip görev yapacak Alınan tedbirler ve görevlendirmelere ilişkin bilgi veren Vali Hulusi Şahin, İl Emniyet Müdürlüğü tarafından ara tatilin başladığı 13 Mart tarihinden itibaren önlemlerin uygulanmaya başlandığını ve bu tedbirlerin 23 Mart’a kadar süreceğini ifade etti. Şahin, "İl Emniyet Müdürlüğümüz tarafından ara tatilin başladığı 13 Mart tarihinden itibaren tedbirler alınmaya başlandı ve bunlar 23 Mart tarihine kadar devam edecek. 24 saat esasına göre öncelikle trafik tedbirleri kapsamında 222 trafik ekibi görevlendirildi. 73 şahin timi, 295 ekip ve bin 179 personel görevlendirildi" dedi. Asayiş için helikopter, İHA, dedektör köpek ve atlı polis de sahada Özellikle 19 Mart ile 23 Mart tarihleri arasında genel güvenlik ve asayiş tedbirlerinin daha da yoğunlaştırıldığını kaydeden Şahin, İl Emniyet Müdürlüğü koordinesinde çok sayıda personel ve teknik unsurun görevlendirildiğini belirtti. Vali Şahin, "Bununla birlikte özellikle 19 Mart - 23 Mart tarihleri arasında yine İl Emniyet Müdürlüğümüzce alınan genel güvenlik ve asayiş tedbirleri kapsamında da 402 ekip, 3 bin 217 personel, 2 atlı polis timi, 45 motosikletli yunus polis timi, 1 helikopter, 9 insansız hava aracı, 10 dedektör köpek ve 18 yaya devriye timi görevlendirilmek suretiyle 43 uygulama noktasında vatandaşlarımızın bayramı huzurlu bir ortamda geçirmesi için gerekli tüm tedbirleri aldık" diye konuştu. Jandarma da binlerce personelle görev yapacak Jandarma birimlerinin de bayram tatili boyunca sahada olacağını vurgulayan Şahin, günlük ve toplam görevlendirme sayılarını da paylaştı. Şahin, "Diğer taraftan jandarma birimlerimizce günlük 195 tim, 930 personel ile toplam 845 devriye faaliyeti icra ediliyor ve bayram tatili süresince toplam 2 bin 150 tim ve 10 bin 99 asayiş personeli görev yapmış olacak. Jandarma trafik birimlerimizce de günlük 55 trafik timi, 135 trafik personeli ile toplam 165 trafik devriyesi faaliyeti icra ediliyor. Bayram tatili süresince toplam 498 trafik timi, bin 215 trafik personeli görevlendirilmiş olacak" ifadelerini kullandı. Sahiller ve denizlerde de sıkı denetim uygulanacak Bayram süresince yalnızca kara yollarında değil, denizlerde ve sahillerde de güvenlik tedbirlerinin artırıldığını belirten Vali Hulusi Şahin, Sahil Güvenlik Grup Komutanlığı’nın da kapsamlı bir görev planlaması yaptığını söyledi. Şahin, "Son olarak denizlerimizde de emniyet ve asayişin muhafaza edilebilmesi için Sahil Güvenlik Grup Komutanlığımız tarafından bayram süresince denizlerimiz ve sahillerimizde 56 deniz, 56 kara aracı ile 48 görev noktasında toplam 360 personel ile ayrıca bir dalış timi ve bir de narkotik arama köpeği ile görev yapılacak. Hepimiz sahadayız hepimiz. Hedefimiz huzurlu bir bayram tatili geçirebilmek" dedi. "Şu anda turizm anlamında olumsuz bir durum yok" Antalya’da hem iç turizmde hareketlilik yaşandığını hem de Ortodoks dünyasının Paskalya dönemi nedeniyle yabancı ziyaretçilerin gelmeye başladığını ifade eden Şahin, turizm verilerinin şu aşamada olumlu seyrettiğini söyledi. Antalya’ya yönelik ziyaretçi hareketliliğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Şahin, "Tahmini sayı veremem ama rakamlarımız iyi. Biliyorsunuz hem iç turizmin hareketli olduğu bir dönemi yaşıyoruz hem de diğer ülkelerden özellikle Ortodoks dünyadan misafirlerimiz geliyor Paskalya bayramları nedeniyle" diye konuştu. "İranlı turist kaybını iç turizmle absorbe edeceğimizi değerlendiriyorum" Nevruz dönemlerinde Antalya’nın ciddi sayıda İranlı turist ağırladığını ancak mevcut bölgesel gelişmelerin bu tabloyu etkilediğini kaydeden Şahin, buna rağmen iç turizmin dengeleyici rol oynayabileceğini ifade etti. Şahin, "Bu mevsimde Nevruz döneminde ciddi bir İran turisti alırdık ama Orta Doğu’daki İran, ABD, İsrail çatışması nedeniyle artık alamıyoruz maalesef. Ama onu da iç turizmle absorbe edeceğimizi değerlendiriyorum. Şu anda turizm anlamında olumsuz bir durum yok" dedi. "Dünya ekonomisinin etkilenmeyen hiçbir parçası kalmaz" Yaz sezonuna ilişkin değerlendirme yapmak için henüz erken olduğunu belirten Vali Hulusi Şahin, Orta Doğu’daki çatışmaların seyrinin turizm başta olmak üzere küresel ekonomi açısından belirleyici olacağını söyledi. Şahin, açıklamasını şöyle sürdürdü: "Yaz için ise konuşmak için erken çünkü henüz Orta Doğu’daki çatışmanın boyutları netleşmedi. Devam edip etmeyeceği konusunda da şu an itibariyle bir şey söyleyemiyoruz. Ama şunu ifade etmek isterim. Eğer bu çatışma artacak olursa sadece turizm değil, sadece Türkiye ekonomisinde değil, dünya ekonomisinin etkilenmeyen hiçbir parçası kalmaz."
5.Uluslararası Antalya Mimarlık Bienali 3-9 Kasım’da Kepez’de yapılacak
02 Kasım 2025 Pazar - 11:47 5.Uluslararası Antalya Mimarlık Bienali 3-9 Kasım’da Kepez’de yapılacak Türkiye’nin ilk ve tek uluslararası mimarlık bienali olma özelliğini taşıyan "Antalya Mimarlık Bienali"nin beşincisi, bu yıl Kepez Belediyesi ev sahipliğinde 3-9 Kasım tarihleri arasında Pil Fabrikası yerleşkesi ve Mimar Sinan Kongre Merkezi’nde düzenlenecek. Mimarlar Odası Antalya Şubesi tarafından iki yılda bir düzenlenen Uluslararası Antalya Mimarlık Bienali (IABA), sekiz yıl aradan sonra yeniden kente dönüyor. Türkiye’nin ilk ve tek uluslararası mimarlık bienali olma özelliğini taşıyan etkinlik, 3-9 Kasım 2025 tarihleri arasında "ARADA / In-Between" temasıyla beşinci kez düzenlenecek. Kepez Belediyesi ev sahipliğinde gerçekleştirilecek Bienal, Prof. Dr. C. Abdi Güzer başkanlığında, Prof. Dr. Lale Özgenel ve Hazal Türkyılmaz küratörlüğünde; Pil Fabrikası Yerleşkesi ve Mimar Sinan Kongre Merkezi olmak üzere iki merkezde eşzamanlı olarak hayata geçirilecek. 2025 buluşması 4.5 başlığı ile 2011’de Kesişmeler temasıyla başladığı yolculuğunu Şablon (2013), Geleceği Düşünmek (2015) ve Süreklilik (2017) temalarıyla sürdürdü. 2019’da planlanan 5. Bienal, COVID-19 pandemisi nedeniyle ertelendi. Bu kesintinin ardından 2025 buluşması, "4.5" başlığıyla, hem bu aralığı hem de olağana dönüş sürecini simgeliyor. "4.5", küresel belirsizliklerin ortasında yeniden düşünmeyi, yeniden üretmeyi ve yeniden başlamayı temsil ediyor. Yeni dünya düzeninde mimarlık ve kent Değişen dünya düzeni, mimarlığın ve kentin doğasını dönüştürüyor. Teknolojik gelişmeler, çevresel krizler, dijitalleşme, göç ve kimlik gibi olgular, mekânın anlamını ve sınırlarını yeniden tanımlıyor. "Arada" olmak; yerel ile küresel, gelenek ile yenilik, fiziksel ile dijital, doğal ile yapılı çevre arasındaki akışkan sınırların tam ortasında bir konumlanmayı ifade ediyor. IABA 4.5, bu aradalığı bir fikir alanına dönüştürerek mimarlık ve kent üzerine yeni düşünme biçimlerini, eleştirel yaklaşımları ve üretimleri görünür kılmayı amaçlıyor. Disiplinler arası bir buluşma Bienal; mimarları, plancılarını, sanatçıları, akademisyenleri, öğrencileri, yerel yönetimleri ve kentlileri aynı çatı altında buluşturacak. Sergiler, paneller, atölye çalışmaları, sunumlar, mimar ve sanatçı turları, öğrenci etkinlikleri, deneysel çalışmalar, açık çağrı seçkileri ve kent yürüyüşleriyle Antalya, bir hafta boyunca disiplinler arası bir diyalog alanına dönüşecek. Katılımcılar, bugünün dünyasında "arada" olma hâlini tartışarak, mimarlığın geleceğine dair yeni bakış açıları geliştirecekler. Geçmişle gelecek arasındaki sahne Bienalin ana merkezi olan Pil Fabrikası Yerleşkesi, endüstri mirasının yeniden işlevlendirilmesiyle geçmişle geleceği buluşturan özgün bir mekâna dönüşecek. Ana serginin yanı sıra, yan sergiler, açık çağrı seçkileri ve deneysel mimarlık üretimleri bu mekânda yer alacak. Pil Fabrikası, "arada" kavramının fiziksel karşılığını temsil eden çok katmanlı bir deneyim alanı sunacak. Mimar Sinan Kongre Merkezi, davetli mimarların konuşmaları, paneller ve sunumlarla bienalin entelektüel buluşma noktası olacak. Bu karşılaşmalar, farklı coğrafyalardan gelen katılımcıların katkısıyla zenginleşen bir fikir ve tartışma zemini oluşturacak. Kente ve mimarlığa yeniden bakmak Yalnızca mimarlık profesyonellerine değil, kente, kentliye ve mimarlık kültürüne ilgi duyan herkese açık bir diyalog alanı olarak IABA 2025, mimarlığın kamusal alandaki görünürlüğünü güçlendirmeyi ve tartışmaları sergi salonlarının ötesine taşımayı hedefliyor. Bienal, kısa süreli bir etkinliğin ötesinde, Antalya’nın mimarlık belleğinde kalıcı bir zemin oluşturmayı amaçlıyor. Mimarlığın kentle, toplumla ve zamanla kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye çağıran Uluslararası Antalya Mimarlık Bienali 4.5, 3-9 Kasım 2025 tarihleri arasında Kepez Belediyesi ev sahipliğinde tüm katılımcılarını bu kolektif deneyimi paylaşmaya davet ediyor.
Antalya Ticaret Borsası Ekim ayı hal endeksi açıklandı
02 Kasım 2025 Pazar - 10:58 Antalya Ticaret Borsası Ekim ayı hal endeksi açıklandı Antalya hallerinde işlem gören domates, meyve ve sebze işlem miktar ve fiyatlarına ait endeks değerleri, 2025 Ekim ayında sebze fiyat endeksi yıllık olarak yüzde 10,49 oranında azalırken, meyve işlem fiyat endeksi yüzde 6,10 artış gösterdi Antalya Ticaret Borsası Ekim ayında Antalya hallerinde işlem gören domates, meyve ve sebze işlem miktar ve fiyatlarına ait endekslerini açıkladı. Ekim ayında miktar endeksleri domateste 18, meyvede 46 ve sebzede 27, fiyat endeksleri ise domateste 2624, meyvede 3429 ve sebzede 2221 olarak gerçekleşti. Miktar endeksi değişimleri, aylık olarak domateste yüzde 50,71, meyvede yüzde 6,14 ve sebzede yüzde 57,32 arttı. Yıllık olarak sebzede yüzde 15,49 artarken, domateste yüzde -9,42, meyvede ise yüzde -5,57 azaldı. Yıllık miktar endekslerindeki değişim, domates ve meyve miktar endeksinde ortalama civarında, sebze miktar endeksinde ise rekor artışla gerçekleşti. Yıllık fiyat endekslerindeki değişim, meyve fiyat endeksinde ortalama üstü, domates ve sebze fiyat endeksinde ise ortalamanın altında gerçekleşti. Ekim ayında domates fiyat endeksi ise yıllık olarak yüzde -8,44 azalırken, bu azalış miktardaki yüzde -9,42 azalışa rağmen gerçekleşti. Meyve fiyat endeksi yıllık olarak yüzde 51,88 arttarken, aynı dönemde meyvenin yıllık işlem miktarı yüzde -5,57 azaldı. Bu durum fiyat endeksindeki yükselişte etkili oldu. Sebzedeki fiyat endeksi yıllık olarak yüzde -10,49 azaldı. Aynı dönemde sebzenin yıllık işlem miktarı yüzde 15,49 oranında artış gösterirken, bu durum fiyat endeksindeki düşüşte etkili oldu. Ekim ayında domates işlem miktar endeksi yüzde 50,71 artarken, işlem fiyat endeksi yüzde 47,10 artış gösterdi. Son yedi yılın Ekim ayları dikkate alındığında, işlem miktar endeksi üçüncü en yüksek artış, son yedi yılın Ekim ayları dikkate alındığında, işlem fiyat endeksi ise üçüncü en büyük artış olarak kaydedildi. Ekim ayında meyve işlem miktar endeksi yüzde 6,14 artarken, işlem fiyat endeksi yüzde 6,10 artış gösterdi. Son yedi yılın Ekim ayları dikkate alındığında, işlem miktar endeksi üçüncü en düşük artış son yedi yılın Ekim ayları dikkate alındığında, işlem fiyat endeksi ise üçüncü en düşük artış olarak kaydedildi. Ekim ayında sebze işlem miktar endeksi yüzde 57,32 artarken, işlem fiyat endeksi yüzde 23,12 artış gösterdi. Son yedi yılın Ekim ayları dikkate alındığında, işlem miktar endeksi üçüncü en yüksek artış, son yedi yılın Ekim ayları dikkate alındığında, işlem fiyat endeksi ise üçüncü en yüksek artış olarak kaydedildi.
Prof. Dr. Abdullah Erdoğan: "Son 5 yılda akciğer kanseri görülme sıklığı yüzde 15 arttı"
02 Kasım 2025 Pazar - 10:49 Prof. Dr. Abdullah Erdoğan: "Son 5 yılda akciğer kanseri görülme sıklığı yüzde 15 arttı" Akciğer kanseri erken dönemde belirti vermeden ilerleyerek en ölümcül kanser türü olmaya devam ediyor. Göğüs Cerrahisi Prof. Dr. Abdullah Erdoğan, "1-30 Kasım Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı" kapsamında hastalıkla ilgili bilinmesi gerekenleri anlattı. Memorial Antalya Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Abdullah Erdoğan, "1-30 Kasım Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı" kapsamında hastalıkla ilgili bilinmesi gerekenleri anlattı. Erdoğan, akciğer kanserinin dünya genelinde en sık görülen kanser türlerinden biri olduğunu belirterek, "2022 yılında küresel ölçekte yaklaşık 2 milyon 480 bin yeni akciğer kanseri vakası teşhis edilmiş, 1,8 milyon kişi ise bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Bu rakamlar, akciğer kanserinin hem en yaygın hem de en ölümcül kanser türü olduğunu ortaya koymaktadır" dedi. Sigara kullanımı, hava kirliliği ve radon gibi çevresel faktörlerin riski artırdığını belirten Erdoğan, son yıllarda adenokarsinom alt tipinin de dikkat çekici şekilde arttığını ifade etti. Türkiye’de çeyrek milyon yeni kanser vakası Türkiye’de akciğer kanserinin özellikle erkeklerde en sık görülen kanser türü olduğunu söyleyen Erdoğan, "Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nün 2023-2024 verilerine göre, 2024 yılında toplam yeni kanser vakasının yaklaşık 250 bin olduğu tahmin ediliyor. Kansere bağlı ölümler 132 bin ila 140 bin arasında değişmektedir" diye konuştu. Erdoğan, "Akciğer kanseri bu vakaların önemli bir kısmını oluşturmakta, erkeklerde ilk sırada, kadınlarda ise 4-5. sırada yer almaktadır. Erkeklerde görülme oranı 56,7/100 bin kişi olup, toplam kanser vakalarının yaklaşık yüzde 20-25’ini oluşturmaktadır" dedi. 5 yılda yüzde 15 artış Son 5 yılda vaka sayısında artış yaşandığını belirten Prof. Dr. Abdullah Erdoğan, "2020 verilerine göre yıllık yeni akciğer kanseri vaka sayısı 25-30 bin civarındaydı. 2024’e gelindiğinde bu rakam nüfus artışı ve sigara kullanım oranları nedeniyle yüzde 10-15 oranında yükselmiştir" ifadelerini kullandı. Ayrıca Erdoğan, "Endüstriyel bölgelerde görülme oranı 3/100 binden 66/100 bine kadar değişebiliyor. Bu durum hava kirliliği ve radon maruziyetinin etkisini açıkça göstermektedir. Kadınlarda ise sigara kullanımının artmasıyla vaka sayısı her yıl yüzde 5-7 oranında yükseliyor" dedi. Erken tanı hayat kurtarıyor Akciğer kanserinin Türkiye’deki kanser ölümlerinin yüzde 25-30’unu oluşturduğunu hatırlatan Erdoğan, "Sigara, bu vakaların yüzde 80-90’ından sorumludur. Hastalık genellikle öksürük, nefes darlığı, göğüs ağrısı ve kilo kaybı gibi belirtilerle ortaya çıkar. Ancak erken evrede fark edilmesi güçtür" şeklinde konuştu. Erdoğan, "50-80 yaş arası, 20 paket-yıl sigara öyküsü olan bireyler için düşük doz bilgisayarlı tomografi (BT) taraması çok önemlidir. Bu tarama sayesinde erken evrede tanı konulan hastalarda sağkalım oranı yüzde 60-90’a kadar çıkabiliyor" dedi. Yeni tedavi yöntemleri umut veriyor Tedavi alanındaki gelişmelerin umut verici olduğunu belirten Erdoğan, "Son yıllarda immünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerle sağkalım oranları yüzde 44 oranında artmıştır. Ancak bu ilerlemelerin sürdürülebilir olması için farkındalık ve erişilebilir tarama programları şarttır" dedi. Akciğer kanserinden korunmak mümkün Akciğer kanserinin büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık olduğunu söyleyen Erdoğan, "Sigara ve tütün ürünlerini bırakmak: Sigara akciğer kanserinin yüzde 90 nedenidir. Bırakıldıktan sonra 5 yılda risk yüzde 30-50 oranında azalır. Sağlıklı beslenme ve egzersiz: Antioksidan zengin gıdalar ve düzenli egzersiz riski yüzde 20-30 azaltabilir. Çevresel risklerden korunma: Radon, hava kirliliği ve asbest maruziyetine dikkat edilmelidir. Erken tarama programlarına katılmak: Düşük doz BT taraması, erken tanıyla sağkalımı yüzde 60-90 artırır. Aile öyküsü takibi: Ailede kanser öyküsü varsa düzenli kontroller yapılmalıdır. Alkol ve obezite kontrolü: Alkolü sınırlamak ve ideal kiloyu korumak ek riskleri azaltır" alınabilecek önlemleri bu şeklinde sıraladı. "Sigara gerçek bir düşman" "Sigara içenlerde akciğer kanseri riski içmeyenlere göre 20-25 kat fazladır" diyen Prof. Dr. Abdullah Erdoğan, "Bırakma sonrası bu risk hızla azalır ve 10-15 yıl içinde içmeyenlerin seviyesine yaklaşır. Yapılan araştırmalar, sigarayı bırakmanın kanser teşhisi konduktan sonra bile sağkalımı ortalama 22 ay uzattığını göstermektedir" ifadelerini kullandı. Ayrıca Erdoğan, "Sigarayı bırakmak, sadece akciğer kanseri değil, KOAH, kalp-damar hastalıkları ve birçok ciddi rahatsızlığı da önler. Eğer sigara kullanıyorsanız, bugün atacağınız bir adım hayatınızı kurtarabilir" diyerek sözlerini tamamladı.
Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ar: "Ulusal veri tabanları dünyaya referans oluyor"
02 Kasım 2025 Pazar - 10:37 Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ar: "Ulusal veri tabanları dünyaya referans oluyor" Antalya’da düzenlenen 51. Ulusal Hematoloji Kongresi’nde, kronik miyeloid lösemi hastalarının tedavisine ilişkin yapılan anket sonuçları, yenilikçi ilaçlara erişimde yaşanan zorluklar, çocukluk çağı hematolojik hastalıklarında erişkine geçiş ihtiyacı ve hematoloji uzmanı sayısının yetersizliği gündeme geldi. Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Muhlis Cem Ar, "Hastaların en çok merak ettikleri; bu iş nasıl gidecek? Nasıl sonuçlanacak" dedi. İkinci Başkan Prof. Dr. Şule Ünal Cangül, "Talasemi hastaları artık pediatriden mezun olmalı; erişkine geçiş yapmalılar" derken, Prof. Dr. Selami Koçak Toprak, "CAR-T tedavisi devrimsel bir gelişme ancak pahalı ilaçlara erişimde tüm dünyada zorluk yaşanıyor" ifadelerini kullandı. Genel Sekreter Prof. Dr. Özgür Mehtap ise, "Hekim sayısı azaldıkça iş yükü artıyor; iş yükü arttıkça tercih azalıyor. Bu kısır döngünün kırılması gerekiyor" değerlendirmesinde bulundu. Türk Hematoloji Derneği tarafından düzenlenen 51. Ulusal Hematoloji Kongresi, 28 Ekim-2 Kasım tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirildi. Basın toplantısında konuşan Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Muhlis Cem Ar, bu yılki kongrenin gelmiş geçmiş en yoğun katılımla yapıldığını vurgulayarak şu bilgileri verdi: "58 yıllık bir derneğin 51. kongresi, bu sene bini aşkın katılımcı var. Şu ana kadar yapılmış en kalabalık hematoloji kongresi. Gerek endüstri, gerek hekim arkadaşlarımızın ya da hematolojiyle uğraşan bilim dallarının büyük bir ilgisi var. Programın uzunluğuyla birlikte artan bildiri sayısı ile 400’e aşkın bildiri geldi. Bunların 274’ü hakemler tarafından seçildi ve ilk defa bu sene üç ayrı sözlü sunum, başkanın seçtikleri, tartışmalı posterler… Gelen gençlerin de kendilerini ifade edebilecekleri, çok güzel çalışmalarıyla katkıda bulunacakları bir kongre oldu. Sekiz tane bildiri ödül kazandı" dedi. "Ulusal veri tabanları dünyaya referans oluyor" Prof. Dr. Ar, Türkiye’nin çok merkezli hematoloji veri tabanlarının uluslararası literatürde büyük ilgi gördüğünü belirterek, "Talasemi yani Akdeniz Anemisi veri tabanımız var. İçine 6 bin hastanın verileri işleniyor. Benzeri bir şekilde lenfoma veri tabanı var; içinde iki bin küsur hastanın verileri oluşuyor. Lösemilerle ilgili bir veritabanımız var. Bunlardan ulusal sonuçlarımızı oluşturuyoruz ve bunlar dünyanın önemli dergilerinde yayınlanıyorlar. Son iki sene içinde 22 tane bu tür yayın çıktı. Hem bizim ulusal olarak hastalıklarla durumumuz nedir? Nasıl tedavi ediyoruz? Başarılı sonuçlarımız nedir onları gösteriyor bize, hem de ileriye yönelik neler yapmalıyız? Neler eksik? Nasıl gidiyoruz? Bu konuda da önemli ipuçları taşıyor" ifadelerini kullandı. Türkiye’de ilk kez KML Hasta-Hekim Anketi yapıldı Kronik Miyeloid Lösemi (KML) hasta-hekim anketi ile ilgili 2024 yılı içinde tamamlanan çalışmada 129 hematolog ve 120 KML hastasının katılım gösterdiğini anlatan Prof. Dr. Ar, şöyle konuştu: "Kronik Miyeloid Lösemi (KML), uzun süreli takip ve tedavi gerektiren, hastaların yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli bir hematolojik hastalık. Türk Hematoloji Derneği ve Novartis Türkiye iş birliğiyle ülkemizde ilk kez yapılan anket çalışmasında, KML hastalarının ve onları tedavi eden hekimlerin, tanı ve tedavi sürecine dair beklenti ve öncelikleri karşılaştırmalı olarak değerlendirildi ve yayın haline getirildi. Ankette hastalara, hastalıklarıyla ilgili bazı sorular sorduk; hem kendilerinin nasıl hissettikleri, tedaviyle ilgili sıkıntıları hem de hekimlerin onları nasıl gördükleriyle ilgili geri bildirimler aldık. En çok merak ettikleri; ’Bu iş nasıl gidecek? Nasıl sonuçlanacak? Günlük yaşamlarına tedavinin etkisi ne olacak? Tedavi ne kadar sürecek? Nasıl sonuçlanacak’ soruları oldu. Hekimlere baktığınız zaman, tedavinin güvenliği ve hastaların düzenli takibe gelip gelmeyecekleri kısmında endişeliler. Yani esasında hasta ve hekim bakış açısı burada birbirinden oldukça ayrışıyor." "Tedavi değişti, kötüye mi gidiyorum" korkusu Ar, özellikle tedavi değişikliklerinin hastalarda ciddi strese yol açtığını vurgulayarak, "Bunların üçte biri bu süreçte kaygı ve korku yaşıyorlar. ’Benim tedavim niye değişiyor? Hastalıkta kötü giden bir şey mi var? Ya da bu yeni tedaviyle beklenen sonuç elde edilemezse?’ gibi soru işaretleri kalıyor kafalarında. Her gün bir hap alıyorsunuz. Bu eskiden nakil olmanız gereken bir hastalığı basitçe evinizde bir hap alarak kontrol altına almak mümkün. Ama bu sefer o rahatlık, bir süre sonra unutkanlığı, uyumsuzluğu beraberinde getiriyor" dedi. Prof. Dr. Muhlis Cem Ar, biyoteknolojik ve hedefe yönelik yeni nesil ilaçların Türkiye’de erişilebilirliğine ilişkin önemli veriler paylaştı. Avrupa’daki erişim oranları ile karşılaştıran Ar, şu tespitleri yaptı: "Almanya’da yüzde 88’lerde olan oran bizde yüzde 3 gibi. Her 100 yenilikçi ilacın ancak 3 tanesi ruhsatlanabiliyor." Türkiye’de Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanan endikasyon dışı kullanım sürecinin hastalara erişim fırsatı sağladığını aktaran Ar, bunun zaman zaman gecikmelere sebep olabildiğini belirtti. Ar, "Türkiye’de bu tür ilaçlara ulaşımı sağlayan farklı yan yollar var. Devletin yaptığı bir endikasyon dışı talep etme yolu var. Türkiye’deki bütün imkânları kullandıktan sonra dünyada ruhsatlı bir ilaca erişmek için bakanlığa yazıp bu erişimi sağlayabiliyorsunuz. Tabii biraz zaman alıyor. Özellikle hızlı hareket edilmesi gereken durumlarda zorluklar yaşanabiliyor" şeklinde konuştu. "Erişkin hastalar artık pediatriden mezun olmalı" Türk Hematoloji Derneği İkinci Başkanı Prof. Dr. Şule Ünal Cangül, çocukluk çağı kalıtsal hematolojik hastalıklarında tedavi başarısının arttığını, bu nedenle erişkin hematolojiye geçiş programlarının zorunlu hâle geldiğini vurguladı. Büyüyen hastaların hâlâ çocuk kliniklerinde izlenmeye devam etmesinin sakıncalı olduğunu dile getiren Cangül, "Talasemi hastaları artık mezun olmalı; pediatriden erişkine geçiş yapmalılar. Devir bir gecede olmayacaktır. Hem erişkin kliniklerinin altyapısının hazırlanması hem de hastaların psikososyal açıdan sürece hazırlanması gerekiyor. Son gittiğimiz Avrupa Hematoloji Kongresi’nde de bu konunun önemle konuşulduğunu gördük. Türkiye’de de mevzuat bunu gerektiriyor. Nasıl, ne hızla yapılacağına dair bir ulusal çerçeve oluşturmalıyız" ifadelerini kullandı. "CAR-T tedavisi devrim niteliğinde ama pahalı" Türk Hematoloji Derneği Araştırma Sekreteri Prof. Dr. Selami Koçak Toprak, hematolojik kanserlerde klasik kemoterapilerin ötesine geçildiğini belirterek hedefe yönelik tedaviler, immünoterapiler ve CAR-T hücre tedavisindeki gelişmeleri anlattı. Toprak, bağışıklık sisteminin yeniden eğitilmesine dayanan CAR-T tedavisi için, "Kanser hücresinin içindeki hastalık yolaklarını daha iyi anlıyoruz. O noktayı vuruyor, engelliyor ve etkinliği çok yüksek tedaviler geliştiriyoruz. Hastanın T-lenfositlerini laboratuvarda kanser hücrelerini tanıyacak şekilde modifiye ediyor ve hastaya geri veriyoruz. Bu devrimsel bir gelişme" dedi. Ancak tüm dünyada yüksek maliyet nedeniyle erişim sorunu olduğunu vurgulayan Toprak, "Bu kadar umut verici tedavilere rağmen pahalı ilaçlar oldukları için ülkemizde ve dünyada erişimde zorluklar yaşanıyor" ifadelerine yer verdi. "86 milyon nüfusa 870 hematolog" Türk Hematoloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Özgür Mehtap, uzman hekim sayısının yetersizliğinin hematolojide en acil çözüm bekleyen konu olduğunu söyledi. Mehtap, "Son 10-15 yıl içerisinde hakikaten hematolojide çok büyük gelişmeler oldu. Tedavilerde başarı oranları çok arttı. Sağ kalımlar çok arttı. Ama bizim temel problemlerimizden bir tanesi hakikaten yetişmiş hekim eksiklerimizin, sayı olarak eksiğimizin olduğunu söylemek gerekiyor. Şu an a bizim derneğimizde üye yaklaşık 252 pediatrik hematolog, 618 erişkin hematolog bulunuyor, Türkiye’nin nüfusu 86 milyon. Bu orana baktığımız zaman hakikaten şu an da çok özveriyle bütün hastalarımıza yetişmeye çalışıyoruz. Ama oransal olarak baktığımız zaman oldukça düşük kalıyoruz. Bunun bazı sebepleri var; yoğun tempo, yoğun iş yükü bunun en büyük sebeplerinden bir tanesi. Hakikaten gece gündüz demeden çalışmak bir kısır döngü oluşturuyor. Hekim sayısı az, onlara iş yükü fazla oluyor. Duygusal yükü de çok fazla, bizim hastalarımız hakikaten kronik hastalar oluyorlar, tedavisi zor olan hastalar var, nakil süreçleri oluyor. Yine hekim olarak özel hayattan, aileden feragat etmek gerekiyor. Bunlar tabii genç hekimlerin tercihlerini azaltabilen şeyler oluyor. Ama yine de söyleyeyim, eskiye göre başvurular her ne kadar boş kadrolar kalsa da artmış durumda. Bu açıdan mutluyuz. Dolayısıyla belki yeni çözüm yolları olabilir. Biz dernek olarak ne yaptık, bu yönde adımlar attık. Mentorluklar yaptık, eğitimler planladık. Ve bunu giderek artırmak istiyoruz" diye konuştu. "Kaç öğrenci hematolojiyi tercih edecek" Sağlık Bakanlığı’nın bu konuda attığı adımları desteklediklerini ifade eden Prof. Dr. Mehtap, "Yan dal kazanınca mecburi hizmet süresi azalıyor. Açılan kadro sayısı da arttı. Yine de 2025’te pediatrik hematolojide açılan 63 kadronun 40’ı, erişkin hematolojide açılan 76 kadronun 38’i boş kaldı. Avrupa Hematoloji Derneği ile Türkiye Hematoloji Derneği’nin de ortağı olduğu bir öğrencilere yönelik program var. Türkçeye çevirirsek adı Fitili Ateşlemek. ’Light in the Flame’ diye bir program. Buraya her yıl özellikle hematoloji nasıl bir şey, hematolojiyi seçebilir miyim ileride diye düşünen öğrencilerden seçilen, Avrupa’dan Türkiye’ye dahil bir genç grubuyla birlikte bir Avrupa şehrinde yaklaşık 4-5 günlük bir zaman geçiriyoruz. Öğrenci aşamasındayken daha hematoloji ateşini içlerine sokmaya çalışıyoruz. Meşakkatli de olsa ne kadar ileride gelişmeye açık, zevk alınabilecek, zor ama tıbbın önemli heyecan verici alanlarından biri olduğunu göstermeye çalışıyoruz. Yavaş yavaş onun da etkilerini görmeye başlayacağız diye düşünüyorum. Bu sene çünkü dördüncüsü olacak ve ilk mezunları bu sene göreceğiz yani tıptan mezun olanlar nereleri seçmişler Avrupa’da. Bu kadar kişiyle çalıştıktan sonra onların yüzde kaçı hematolojiyi tercih edecek, onu göreceğiz" dedi.
Evde yakılan mumlar yangına sebep oldu, binada panik yaşandı
02 Kasım 2025 Pazar - 00:54 Evde yakılan mumlar yangına sebep oldu, binada panik yaşandı Antalya’da ev sahibi kadının süs için yaktığı mum nedeniyle yangın çıktı. Evin salonunda büyük çapta hasar meydana gelirken, apartmanda büyük panik yaşandı. Yangın, saat 22.00 sıralarında Konyaaltı ilçesi Arapsuyu Mahallesi 639 sokak üzerinde bulunan bir apartmanın 2’nci katında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre dairede kiracı olarak ikamet etmekte olan Büşra K. isimli kadın evin salonunda süs olarak mum yaktı. Mumlardan birisi salonda bulunan kanepenin üzerine düşerek yangına neden oldu. Kanepenin yandığını fark eden genç kadın alev alan kanepeye kendi imkanları ile müdahale etmek istedi. Genç kadının yanan kanepeyi söndürme çabaları sonuçsuz kalırken alevler hızla büyüyerek salon içerisindeki diğer eşyalara sıçradı. Yakılan mum yangına neden oldu Panikle 5 yaşındaki çocuğunu da alarak daireden çıkan Büşra K. durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirirken ihbarla olay yerine Antalya Büyükşehir Belediyesi İtfaiye daire Başkanlığı’na bağlı çok sayıda ekip sevk edildi. Bu sırada genç kadının yardım çığlıklarını duyan komşuları ve yan apartmandaki bina sakinleri daireden çıkan alevlere hortumla müdahale etti. Verilen adrese gelen itfaiye ekipleri yangını kısa sürede kontrol altına alırken daire içerisinde soğutma çalışması yaptı. Yangını söndürmek isterken dumandan etkilenen Büşra K. ve oğlu yerine gelen 112 Acil Sağlık ekipleri tarafından ilk müdahalelerinin ardından kontrol amaçlı hastaneye kaldırıldı.