Yerel Haberler
Burdur
09 Mart 2026 Pazartesi - 12:06 Bu köyde herkes aynı sofrada iftar yapıyor Burdur’un Gölhisar ilçesine bağlı Uylupınar köyünde Ramazan ayı, yıllardır süren anlamlı bir gelenekle yaşanıyor. Köy halkı imece usulü hazırladıkları iftar sofralarında her akşam yaklaşık 250-300 kişiyi aynı sofrada buluştururken, hasta ve yaşlıların yemekleri de evlerine kadar ulaştırılıyor. Burdur’un Gölhisar ilçesine bağlı Uylupınar köyünde yaklaşık 11 yıldır sürdürülen iftar geleneği, köy halkının dayanışmasıyla yaşatılıyor. Her akşam köy camisinin avlusunda kurulan iftar sofralarında bir araya gelen vatandaşlar, birlikte iftar yapmanın mutluluğunu paylaşıyor. Köy dışında gelen misafirlerin de ağırlandığı programda, köyde yaşayan hasta ve yaşlı vatandaşların yemekleri ise evlerine ulaştırılıyor. İftar için erken saatlerde hazırlıklara başlayan köy halkı, imece usulü hazırlanan yemeklerle her gün yüzlerce kişiyi aynı sofrada buluşturmanın mutluluğunu yaşıyor. İftardan sonra demlenen çaylar misafirlere ikram edilirken, el birliğiyle kurulan iftar sofraları yine imece usulü toplanıyor. "Ramazan’ın bereketini hep birlikte yaşıyoruz" Uylupınar Köyü Muhtarı Mehmet Kırlı, iftar sofralarının on bir yıldır aralıksız devam ettiğini belirterek, "Yaklaşık 11 yıldır köyümüzde geleneksel iftar sofralarını kuruyoruz. Mübarek Ramazan ayında köy halkıyla bir arada iftar yapmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Çevre köylerden ve ilçe merkezinden gelen misafirlerimizi ağırlamak ise bizler için ayrı bir onur kaynağı oluyor. Günlük yaklaşık 250-300 kişilik iftar soframız var. Dileyen herkes köyümüze gelerek bu paylaşım ve dayanışma ortamına katılabilir. Bu vesileyle bu güzel birlikteliğe katkı sunan tüm köy halkımıza ve hayırseverlerimize teşekkür ediyorum. Allah tutulan oruçlarımızı kabul eylesin" dedi. "İftar sofralarının mutfağında büyük emek var" İftar yemeklerini hazırlayan aşçı Saime Özdemir, yemeklerin hazırlanma sürecine dair bilgi vererek, "Her akşam iftar yemeği hazırlıyoruz. Çalışmalara bir gün önceden saat 14.00 gibi başlıyoruz ve iftar saatine kadar yemekleri yetiştiriyoruz. Menüyü köy halkıyla birlikte oluşturuyoruz, herkes elinden geleni yaparak bu geleneği imece usulü ile sürdürüyoruz" şeklinde konuştu. İftar programına ilçe merkezinden ailesiyle birlikte katılan Ramazan Üzümcü de, köylülerin gerçekleştirdiği bu anlamlı organizasyona her yıl katıldıklarını belirterek, "Bu güzel dayanışmaya destek veriyoruz. Tüm yakınlarımızı da buraya davet ediyoruz. Muhtarımıza ve köy halkına teşekkür ediyorum. Yapanlardan Allah Razı olsun" ifadelerini kullandı. İftar organizasyonunun yürütülmesinde önemli rol üstlenen Yüksel Cenk, "Köyümüzde yaklaşık 250-300 kişilik iftar programını organize etmek için çalışıyoruz. Hayırseverlerin destekleriyle bu güzel geleneği yaşatıyoruz ve yıllardır sürdürüyoruz" dedi.
Burdur’da gürültü tartışması kavgaya döndü, 2 kişi bıçaklandı
16 Ağustos 2024 Cuma - 12:54 Burdur’da gürültü tartışması kavgaya döndü, 2 kişi bıçaklandı Burdur’un Bucak ilçesinde gürültü nedeniyle çıkan tartışma kavgaya dönüştü. Geldiği motosikletten parça söküp karşı tarafa saldıran genç babası ile birlikte bıçaklandı. O anlar cep telefonu kamerasına yansıdı. Olay saat 00.15 sıralarında Burdur’un Bucak ilçesi Yenimahalle 1251 Sokak’ta meydana geldi. Edinilen bilgilere göre E.Ş.(38) ile T.K.(36) gürültü nedeniyle sokak ortasında tartışmaya başladı. Tartışma bir anda büyüyerek kavgaya dönüştü. Çevredekilerin araya girerek ayırdığı kavga sonrası ortalık tam yatıştı derken motosikletiyle olay yerine gelen E.Ş.’nin oğlu V.Ş.(14) motosikletinden söktüğü parça ile T.K.ya saldırınca ortalık yeniden alevlendi. Bunun üzerine eline aldığı ekmek bıçağıyla E.Ş. ile V.Ş.’yi kovalayan T.K., E.Ş.’yi boynundan oğlu V.Ş.’yi ise karnından bıçakla yaraladı. Çevredekilerin 112 Acil Çağrı Merkezine ihbarı üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Olay yerine gelen sağlık ekiplerinin ilk müdahalelerinin ardından yaralılar ambulans ile Bucak Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Yaralılardan durumu ağır olan ve hayati tehlikesi bulunan E.Ş. ameliyata alınırken, V.Ş. tarafından kendisine vurulan motosiklet parçasıyla boyun ve göğüs kısmından yaralanan T.K. hastanedeki tedavisinin ardından olayda kullandığı bıçak ile birlikte gözaltına alındı.
Komşularının şikayeti su tankı fabrikası açtırdı
16 Ağustos 2024 Cuma - 10:52 Komşularının şikayeti su tankı fabrikası açtırdı Burdur’un Bucak ilçesinde yaşayan tek çocuk annesi Fadime Çelik 20 yıl önce çevresindekilerin tepkilerine rağmen sanayide eşinin yanında başladığı polyester yedek parça üretimini büyüterek önce bu sektörde patent aldı daha sonra iş kolu değiştirerek su tankı fabrikası açtı. Günümüzde KOSGEB tarafından verilen destek sayesinde bir çok kadın kendi iş yerini açarak hem ailesine destek oldu hem de kendi işini patronu oldu. Burdur’un Bucak ilçesinde yaşayan Fadime Çelik (54)’ zorluklarla başladığı işini büyüterek kendi fabrikasını açtı. 2004 yılında sanayide polyester işi ile uğraşan eşinden öğrendiği bu işe evinin üst katında yaptığı yedek parça üretimi ile başlayan Fadime Çelik, komşularının şikayeti üzerine buradaki çalışmalarına son vermek zorunda kaldı. Daha sonra eşinin yanında çalışmak için sanayiye gitmeye karar veren Çelik ilk başlarda kabul etmeyen eşini azmi ile ikna ederek sanayi sitesinde açtıkları küçük bir iş yerinde üretime başladı. Burada yaptığı çalışmalarıyla işini büyüten Çelik polyesterden ürettiği kamyon tamponu yedek parçası ürünlerinde patent aldı. O zamanlar sanayide bir kadının çalışmasından rahatsız olan diğer esnaflara kulak asmayarak başarısıyla hem kadınlara örnek olan hem de gösterilen tepkilere en güzel cevabı veren Çelik aldığı destek ile plastik su tankı işine geçerek Burdur-Antalya karayolu üzerine kendi fabrikasını kurdu. Yaptığı bu işle hem çocuğunu okutan hem de ailesine büyük destek olan Fadime Çelik’in şimdi ki hedefi ise burada ki işlerini büyütüp organize sanayi bölgesinde faaliyet göstermek. 20 yıllık başarı öyküsüyle kadınlara büyük bir örnek olan, Fadime Çelik gittiği her yerde de kendi ayaklarının üzerinde durmaları gerektiğini söyleyerek teşvikte bulunuyor. Sanayi hayatına başlarken yaşadığı zorlukları anlatan Fadime Çelik; “Ben sanayiye ilk olarak polyester işi ile başladım. Bu mesleği eşimden öğrendim, usta çırak ilişkisi ile. Sanayiye akşamları gittim, hafta sonları gittim çünkü o zamanlar bizim Bucak’ta kadının sanayide çalışması abes karşılanırdı. Böylelikle öğrendim mesleği. Ondan sonra evimizin üstünde yapmaya başladım. Ben imalatını yaptım eşim de montajını yaptı. Yani benim 20 yıllık geçmişim var bu işte. Daha sonra komşularım beni şikayet ettiler evin üzerinde çalışıyorum diye. Böylelikle ben sanayiye gitmek zorunda kaldım. Tabi ilk başlarda eşim ve oğlum karşı çıktı buna ama ben yine de direndim ve sanayi hayatım başlamış oldu. Sanayide ilk olarak beni sekizinci bloğa götürdüler çünkü orası en son blok olduğu için fazla kalabalık değildi. Ben orada hiç yılmadan çalışarak işi büyütüp aynı caddede bulunan diğer dükkanları da satın aldım ve işimizi bölümlere ayırdık. Mesela birinde imalat yaptık, birinde montaj yaptık. Daha sonra plastik bölümüne yöneldik. Şimdi ise burada Antalya Burdur karayolu üzerine taşındık ve plastik işimizi büyütmeye odaklandık. İlerleyen zamanlarda düzenimizi kurunca bir yandan da polyester işimizi sürdürmeye devam edeceğiz” dedi. Bütün engellemelere rağmen yılmadım ve başardım Yaptıkları bu işte kadın işçi aradığını ama bu meslekte işçi bulmanın zor olduğunu söyleyen Fadime Çelik; “ Kadınlar genellikle sanayiden kaçıyorlar ama yanlış yapıyorlar. Ben bunun bir örneği olduğumu söyleyebilirim. Hatta ben bu işte bir 10 yıl geride olduğumu düşünüyorum. Neden derseniz beni çok engellemeye çalıştılar. Ben daha iyi yerlerde olabilirdim. KOSGEB‘ten hibeler aldım ama üç yıl beni mülakatta elediler. “Senin eşin sanayicisi, sen bu desteği ona alacaksın” diye direk yüzüme söylediler. Ama ben yılmadım, yine de o mülakata katıldım ve hibeyi kazandım. Hala da almaya devam ediyorum. Yani ne olursa eğitimlerim olsun, hibelerim olsun bütün her şeyi takip ediyorum. Şimdi üç tane işçim var burada ve işte mücadeleye hala devam ediyorum, üretmeye devam ediyorum. Kadınların kesinlikle hiçbir konuda yılmamasını istiyorum.” ifadelerini kullandı. Ben üretiyorum ve böyle vatandaşlara hizmet ediyorum Engellemelere rağmen yılmadan mesleğinin peşinden gittiğini ve şimdi yurt içi ve yurt dışına dahi açıldığını belirten Çelik; “Ben mesleğimi çok seviyorum. Çok güzel bir şey çünkü. Bir şey üretiyorum ve bunu satıyorum. Tamam para kazanıyorum ama üreterek vatandaşa hizmet ediyorum. Sevkiyatlarımızı dahi kendimiz yapıyoruz. Hatta yurtdışından bile müşterilerim var.” dedi. Hem ev işlerimi yaptım hem sanayide çalıştım Bu işe başladığında liseye giden oğlu olduğunu, bir yandan ev işlerini yaparken bir yanda da sanayide çalışarak onu yetiştirdiğini ifade eden Fadime Çelik; “Bir tane çocuğum var onunla beraber çalıştık biz devamlı olarak, ailecek çalıştık. O liseye daha yeni başlamıştı o zamanlar. Biz devamlı olarak onunla beraber çalıştık, orada da beraberdik. Eşim dışarıya montajlara giderdi. Ev işlerini de, sanayiyi de hep kendim yaptım hala da kendim yapmaktayım. Eve gittiğimde ev işi, buraya geldiğimde bu işi yapıyorum. Hiç de zorlanmıyorum. Sadece burada işçilerim var o kadar.” sözlerini söyledi. "Polyester tampon üretiminde patentim var" Daha önce yaptığı polyester işinde kamyonlara polyesterden tampon ve yedek parça üreten bu bu alanda Türkiye’de ilk ve tek olarak patenti olduğunu söyleyen Fadime Çelik; “Benim polyester sektöründe patentlerim var. Türkiye’de ilk ve tek olarak tampon üzerine yedek parça üreten bizdik. Tabi bu plastik işini de geliştirmek istiyoruz. Şimdi TSE belgesine başvurduk, ondan sonra İSO 9001 belgesine başvurduk. Kendimi geliştiriyorum yani. Ne öncelik varsa onu yapmaya çalışıyorum.” ifadesinde bulundu. "Tepkilere kulak asmadım, gereken cevabı başarımla verdim" Bir kadın olarak sanayide çalışmasına çok fazla tepki olduğunu ancak bunlara kulak asmayarak başarısıyla onlara gereken cevabı verdiğini söyleyen Çelik; “ Bana sanayide çalıştığım için çok fazla tepki gösteren oldu. Ben bu tepkileri bazen duydum bazen de duymazdan geldim. Çünkü üretmeyi, çalışmayı çok seviyordum. Yani bir kadının hangi meslek olursa olsun ayaklarının üstünde durabileceğini biliyordum. Hiç yılmadım, sanayide çok zorluklar yaşadım. Mesela akşam olduğunda saat 8’den sonra kendi başıma evime gidemedim, bir çok komşumuzla anlaşmazlıklarımız oldu. Sanayide çalışan bir kadın olarak hiç kimse saygı göstermedi bana. Hani mesela burada ablam, teyzem, yengem var bak bu kadın da aynı bizler gibi ekmeğinin peşinde demediler. Devamlı olarak ayağımızı çelmekle uğraştılar. Ama ben hiçbirinden yılmadım. Tabi zoruma gitmedi mi tabii çok gitti. Bazen inanır mısınız tamam artık bıktım bırakıyorum noktasına geldim ama baktım ki ben bırakırsam onların ekmeğine yağ süreceğim, niye bırakayım işimi, gücümü, mesleğimi deyip devam ettim. Ben onlara en güzel cevabı başarımla verdim, hala da vermeye devam ediyorum ve ilerde de vermeye devam edeceğim. Allah’ıma şükürler olsun bize bir yol gösterdi, yardım etti. Sanayiden çıkıp buraya geldik inşallah buradan da bir organize sanayiye gitmek isterim. Büyümeyi hedeflemeyi bırakmış değilim.” dedi "Kadınların kendi ayakları üzerinde durmasını isterim" Gittiği eğitimlerde dahi kendisini örnek göstererek bütün kadınlara kendi ayakları üzerinde durmaları gerektiğini söyleyen Çelik; “Kadınlarımızın her şeyden önce istemesi lazım. Ben bunu Burdur’a eğitime gittiğimde hep söyledim. Dedim ki neden sadece evde ekmek pişireceğim bir ekmek pişireceğim diye düşünüyorsunuz. Fırında erkekler çalışıyor mesela neden siz bir fırın açmıyorsunuz ve ekmek üretmiyorsunuz? Neden devamlı sadece evde yemek yapıyorsunuz veya sanayiye atılmıyorsunuz? Şimdi büyük şehirlere baktığımızda hani benim meleğim gibi ağır işler yok ama hiç olmazsa kadın çaycısı var aşçısı, sekreteri var, bunları görüyoruz. Ben bizim kendi memleketimizin kadınlarının da kendi iş yerlerini açmasını isterim. Çünkü kendin açmadıktan sonra gerisi hikaye. Kimse senin ilerlemeni istemez. Meslek ayırmadan bütün kadınların kendi ayaklarının üstünde durmasını isterim. Çünkü kendi paranı harcamak, benim bir işim ve işçim var, ürettiğim bir mal var demek çok büyük bir mutluluk.” diyerek kadınları üretime teşvik etti.
Gökyüzünün görsel şöleni Psidia’nın antik kentleriyle birleşti
13 Ağustos 2024 Salı - 16:31 Gökyüzünün görsel şöleni Psidia’nın antik kentleriyle birleşti Yılın en etkileyici gök olaylarından birisi olan ’Perseid Meteor Yağmuru’ Psidia bölgesinin antik kentleri olan Sagalassos ve Kibyra’da fotoğraf sanatçılarına görsel şölen hazırladı. Sagalassos’ta kazı çalışmalarını sürdüren Doç. Dr. Peter Talloen’de ekibi ile birlikte bu eşsiz gökyüzü şölenini Antoninler Çeşmesi’nin önünde izleyerek “Antik kentte böyle olayları izlerken şehrin tekrar canlandığını hissediyoruz.” dedi. Dünya’da her yıl Ağustos ayında gerçekleşen Swift-Tuttle kuyruklu yıldızının bıraktığı partiküllerin dünya atmosferine girmesiyle oluşan Perseid meteor yağmuru ışık kirliliğinin olmadığı noktalarda çok rahat bir şekildi gözlemlenebiliyor. Dakikada 90 ile 100 meteorun gözlemlenebildiği 12-13 Ağustos tarihlerinde fotoğraf sanatçıları ve vatandaşlar halk arasında yıldız kayması olarak bilinen bu görsel şöleni takip etmek için gecenin geç saatlerine kadar gökyüzünü izliyor. Burdur’da bulunan ve Psidia Bölgesi Antik Kentlerinden olan Sagalassos ve Kibyra Antik Kentleri de fotoğraf sanatçılarının uğrak noktası oldu. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nden alınan özel izinle Perseid meteor yağmurlarını takip eden fotoğrafçılar tarihle gökyüzünü kadrajlarında birleştirerek gökyüzü şölenini daha anlamlı hale katmaya çalışıyorlar. Fotoğraf sanatçılarının yanı sıra Perseid Meteor yağmurlarını takip edenlerin içinde Sagalassos Antik Kenti kazı ekibi de bulunuyordu. Tarihi yeniden ortaya çıkarmaya çalışan ekibin başında bulunan Sagalassos Kazı Başkanı Bilkent Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Belçikalı Arkeolog Doç. Dr. Peter Talloen, yaptığı açıklamada; “ Ben 1995 yılından itibaren Sagalassos Antik Kenti kazısında çalışıyorum. Buraya öğrenci olarak gelmiştim. Daha sonra lisans, yüksek lisans, doktora tezlerimi bitirdim. Geçen sene yani 2023’ten itibaren kazı başkanı görevini sürdürüyorum. Sagalassos Psidia bölgesinde göller bölgesinin en önemli kentlerinden biri. Bu seneki çalışmamızı 1 Temmuz’da başlattık ve eylül sonuna kadar burada araştırma yapmaya devam edeceğiz. Sagalassos Antik dünyanın çok büyük bir kenti. Psidia için önemli bir kent. Ama nüfus açısından 3 bin 500 en fazla 5 bin kişi yaşıyordu. Biz buradaki çalışmalarımızda çok şanslıyız. Çünkü Milattan sonra yedinci yüzyılda çok büyük bir deprem gerçekleşti. Fay hattı zaten kentten geçiyordu ve merkezi üssünün burada olduğunu biliyoruz. O deprem bu antik kenti neredeyse yok etti. Sonra kentin büyük bir kısmı hepsi değil ama anıtsal merkezi terk edildi ve her şey bu topraklar, molozun altında kaldığından dolayı biz o dönemdeki yapıları mekanların hepsi buluyoruz ve tekrar ayağa kaldırıyoruz. O bakımdan Sagalassos önemli. Onun dışında biz sadece kent de araştırma yapmıyoruz ona bağlı teritoryum yani kırsal alana da bakıyoruz. Sagalassos’un alanı o konuda çok önemli çünkü bin 200 km² söz konusu. Oradaki çiftlikleri, köyleri araştırıyoruz. Hangi ekonomik faaliyetler gerçekleştiriyorlar, tarımda ne vardı bu şekilde mesela hem zeytinyağı üretildiğini hem şarap üretildiğini de öğrendik. Böylelikle finans kaynağının oradan geldiğini biliyoruz. O yüzden bu küçücük kent kendini anıtsal şekilde gösterebildi.” dedi Burayı herkes taş olarak görüyor ama böyle etkinliklerle aslında canlı bir yer olduğunu gösteriyoruz Burada çalışmaya başladıktan sonra her yıl gerçekleşen meteor yağmurlarını yurtdışı ve yurt genelinden gelen öğrencileri ile birlikte buradan takip ederek antik kente canlılık katmaya çalıştıklarını da söyleyen Doç. Dr. Talloen; “ Gerçekten bu antik yapıların arasında öyle bir doğal fenomeni seyretmek çok keyifli. Mümkün olduğunca bunu öğrencilerle paylaşmaya çalışıyoruz. Hem Türkiye’den hem de yurtdışından gelenler var. Ekip için çok güzel bir atmosfer gerçekten. Bu şekilde birazcık hayat katıyoruz bu antik kalıntılara. Herkes onları eski taş olarak görüyor ama ekiple birlikte böyle etkinliklerde beraber olduğumuz zaman sanki bu antik hayat kısmen de olsa tekrar canlanıyormuş gibi geliyor. Öğrencilerin bazıları ilk defa geliyorlar ve dediğim gibi yabancılar da var. Onların Efes’ten, Bergama‘dan da haberler var ama Anadolu’nun içinde de böyle kentlerin olduğunu ve bu şekilde kurulan antik kentlerin olduğunu bilmiyorlar. Zaten Türk misafirleri çok ünlü biliyorsunuz. Biz köy içinde yaşıyoruz sezon boyunca. Oradaki halk ile de ilişki kuruyorlar. Yani pazara gidiyorlar, bir çay bahçesine gidiyorlar, sıcak bir ortam, güzel bir ortam. Onların bu hikayeleri yurt dışına götürmesini istiyoruz. Tecrübelerini aileleriyle, arkadaşlarıyla paylaşmalarını istiyoruz. Bu şekilde turistler sadece kıyılarda kalmasın İç Anadolu’ya da gelsinler diye düşünüyoruz. Öyle bir katkımız oluyorsa da ne mutlu bize.” ifadelerini kullandı. Kazılarda bulduğumuz güneş saati ile bu şehrin astronomi ile ilgisinin olduğunu gördük Burada yapılan kazılarda bulanan güneş saatleri ve hilal figürlerinin bulunmasıyla Sagalassos şehrinin de astronomiyle az çok ilişkisinin olduğunu söyleyen Doç. Dr. Peter Talloen; “Burada yaptığımız çalışmalarda belki tam astronomi değil ama güneş saatlerini kullandıklarını gördük. Hatta şu anda Burdur Müzesi’nde mevcut olan bir güneş saatimiz var. Sagalassos’ta bulundu. O da hemen şehrin kapısının içinde yer alıyordu. Yani ziyaretçiler gelir gelmez hemen saatin kaç olduğunu orada görebiliyordu. Güneş de yıldızlarından biri zaten. Bunun dışında dikkat çeken bir husus yerel bir tanrı olarak Men Tanrısı figürlerine rastladık. Bu tanrının asıl görüldüğü yer Yalvaç‘ta ama burada da ona tapıyorlardı. Sembol olarak bu tanrının omuzlarında hilal vardı omuzlardan çıkan ve kent için bu tanrının çok öenmli olduğunu biliyoruz. Bu yüzden yıldızlara ve aya ilgilerinin olduğunu söyleyebilirim.” ifadesinde bulundu. Sagalssos Antik Kenti’ni meteor yağmuru ile ölümsüzleştirmek istedik Gökyüzü şöleniyle tarihi kamera objektifinde birleştiren Cem Yıldırım; “Her sene ağustos ayında gerçekleşen bu etkinliği biz de Burdur’un incisi Sagalassos Antik Kenti’nde izlemek istedik. Burası dünyaca ünlü antik kentlerden bir tanesi. Bunu gerçekleşen meteor yağmuru ile birlikte ölümsüzleştirmek istedik. Daha önce Gölhisar’da Kibyra Antik Kenti’nde akabinde de burada ve bunun gibi bir çok yerde bu çekimleri gerçekleştiriyoruz.” dedi. Sagalassos’ta çekim yapan bir diğer Burdurlu doğa fotoğrafçısı Nazım Özdemir ise; “Ben fırsat buldukça ülkemizin ve memleketimizin farklı yerlerinde yıldız pozlama yapmaya çalışıyorum. Bugün burada bulunmamızın sebebi yaptığımız işe biraz daha anlam katmaktı. Yıldız pozlamayı ve meteor yağmurunu herhangi bir karanlık yerde çekebilirdik ama dediğim gibi biraz daha anlam katıp, Sagalassos’u ülkemizin ve özellikle Burdur’un antik şehirlerini öne çıkarmak için burada çekim yapmaya karar verdik. Umarım istediğimizi yakalarız ve elimiz dolu döneriz.” sözlerine yer verdi.
Gökyüzünün görsel şöleni Psidia’nın antik kentleriyle birleşti
13 Ağustos 2024 Salı - 16:16 Gökyüzünün görsel şöleni Psidia’nın antik kentleriyle birleşti Yılın en etkileyici gök olaylarından birisi olan ’Perseid Meteor Yağmuru’ Psidia bölgesinin antik kentleri olan Sagalassos ve Kibyra’da fotoğraf sanatçılarına görsel şölen hazırladı. Sagalassos’ta kazı çalışmalarını sürdüren Doç. Dr. Peter Talloen’de ekibi ile birlikte bu eşsiz gökyüzü şölenini Antoninler Çeşmesi’nin önünde izleyerek “Antik kentte böyle olayları izlerken şehrin tekrar canlandığını hissediyoruz.” dedi. Dünya’da her yıl Ağustos ayında gerçekleşen Swift-Tuttle kuyruklu yıldızının bıraktığı partiküllerin dünya atmosferine girmesiyle oluşan Perseid meteor yağmuru ışık kirliliğinin olmadığı noktalarda çok rahat bir şekildi gözlemlenebiliyor. Dakikada 90 ile 100 meteorun gözlemlenebildiği 12-13 Ağustos tarihlerinde fotoğraf sanatçıları ve vatandaşlar halk arasında yıldız kayması olarak bilinen bu görsel şöleni takip etmek için gecenin geç saatlerine kadar gökyüzünü izliyor. Burdur’da bulunan ve Psidia Bölgesi Antik Kentlerinden olan Sagalassos ve Kibyra Antik Kentleri de fotoğraf sanatçılarının uğrak noktası oldu. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nden alınan özel izinle Perseid meteor yağmurlarını takip eden fotoğrafçılar tarihle gökyüzünü kadrajlarında birleştirerek gökyüzü şölenini daha anlamlı hale katmaya çalışıyorlar. Fotoğraf sanatçılarının yanı sıra Perseid Meteor yağmurlarını takip edenlerin içinde Sagalassos Antik Kenti kazı ekibi de bulunuyordu. Tarihi yeniden ortaya çıkarmaya çalışan ekibin başında bulunan Sagalassos Kazı Başkanı Bilkent Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Belçikalı Arkeolog Doç. Dr. Peter Talloen, yaptığı açıklamada; “ Ben 1995 yılından itibaren Sagalassos Antik Kenti kazısında çalışıyorum. Buraya öğrenci olarak gelmiştim. Daha sonra lisans, yüksek lisans, doktora tezlerimi bitirdim. Geçen sene yani 2023’ten itibaren kazı başkanı görevini sürdürüyorum. Sagalassos Psidia bölgesinde göller bölgesinin en önemli kentlerinden biri. Bu seneki çalışmamızı 1 Temmuz’da başlattık ve eylül sonuna kadar burada araştırma yapmaya devam edeceğiz. Sagalassos Antik dünyanın çok büyük bir kenti. Psidia için önemli bir kent. Ama nüfus açısından 3 bin 500 en fazla 5 bin kişi yaşıyordu. Biz buradaki çalışmalarımızda çok şanslıyız. Çünkü Milattan sonra yedinci yüzyılda çok büyük bir deprem gerçekleşti. Fay hattı zaten kentten geçiyordu ve merkezi üssünün burada olduğunu biliyoruz. O deprem bu antik kenti neredeyse yok etti. Sonra kentin büyük bir kısmı hepsi değil ama anıtsal merkezi terk edildi ve her şey bu topraklar, molozun altında kaldığından dolayı biz o dönemdeki yapıları mekanların hepsi buluyoruz ve tekrar ayağa kaldırıyoruz. O bakımdan Sagalassos önemli. Onun dışında biz sadece kent de araştırma yapmıyoruz ona bağlı teritoryum yani kırsal alana da bakıyoruz. Sagalassos’un alanı o konuda çok önemli çünkü bin 200 km² söz konusu. Oradaki çiftlikleri, köyleri araştırıyoruz. Hangi ekonomik faaliyetler gerçekleştiriyorlar, tarımda ne vardı bu şekilde mesela hem zeytinyağı üretildiğini hem şarap üretildiğini de öğrendik. Böylelikle finans kaynağının oradan geldiğini biliyoruz. O yüzden bu küçücük kent kendini anıtsal şekilde gösterebildi.” dedi Burayı herkes taş olarak görüyor ama böyle etkinliklerle aslında canlı bir yer olduğunu gösteriyoruz Burada çalışmaya başladıktan sonra her yıl gerçekleşen meteor yağmurlarını yurtdışı ve yurt genelinden gelen öğrencileri ile birlikte buradan takip ederek antik kente canlılık katmaya çalıştıklarını da söyleyen Doç. Dr. Talloen; “ Gerçekten bu antik yapıların arasında öyle bir doğal fenomeni seyretmek çok keyifli. Mümkün olduğunca bunu öğrencilerle paylaşmaya çalışıyoruz. Hem Türkiye’den hem de yurtdışından gelenler var. Ekip için çok güzel bir atmosfer gerçekten. Bu şekilde birazcık hayat katıyoruz bu antik kalıntılara. Herkes onları eski taş olarak görüyor ama ekiple birlikte böyle etkinliklerde beraber olduğumuz zaman sanki bu antik hayat kısmen de olsa tekrar canlanıyormuş gibi geliyor. Öğrencilerin bazıları ilk defa geliyorlar ve dediğim gibi yabancılar da var. Onların Efes’ten, Bergama‘dan da haberler var ama Anadolu’nun içinde de böyle kentlerin olduğunu ve bu şekilde kurulan antik kentlerin olduğunu bilmiyorlar. Zaten Türk misafirleri çok ünlü biliyorsunuz. Biz köy içinde yaşıyoruz sezon boyunca. Oradaki halk ile de ilişki kuruyorlar. Yani pazara gidiyorlar, bir çay bahçesine gidiyorlar, sıcak bir ortam, güzel bir ortam. Onların bu hikayeleri yurt dışına götürmesini istiyoruz. Tecrübelerini aileleriyle, arkadaşlarıyla paylaşmalarını istiyoruz. Bu şekilde turistler sadece kıyılarda kalmasın İç Anadolu’ya da gelsinler diye düşünüyoruz. Öyle bir katkımız oluyorsa da ne mutlu bize.” ifadelerini kullandı. Kazılarda bulduğumuz güneş saati ile bu şehrin astronomi ile ilgisinin olduğunu gördük Burada yapılan kazılarda bulanan güneş saatleri ve hilal figürlerinin bulunmasıyla Sagalassos şehrinin de astronomiyle az çok ilişkisinin olduğunu söyleyen Doç. Dr. Peter Talloen; “Burada yaptığımız çalışmalarda belki tam astronomi değil ama güneş saatlerini kullandıklarını gördük. Hatta şu anda Burdur Müzesi’nde mevcut olan bir güneş saatimiz var. Sagalassos’ta bulundu. O da hemen şehrin kapısının içinde yer alıyordu. Yani ziyaretçiler gelir gelmez hemen saatin kaç olduğunu orada görebiliyordu. Güneş de yıldızlarından biri zaten. Bunun dışında dikkat çeken bir husus yerel bir tanrı olarak Men Tanrısı figürlerine rastladık. Bu tanrının asıl görüldüğü yer Yalvaç‘ta ama burada da ona tapıyorlardı. Sembol olarak bu tanrının omuzlarında hilal vardı omuzlardan çıkan ve kent için bu tanrının çok öenmli olduğunu biliyoruz. Bu yüzden yıldızlara ve aya ilgilerinin olduğunu söyleyebilirim.” ifadesinde bulundu. Sagalssos Antik Kenti’ni meteor yağmuru ile ölümsüzleştirmek istedik Gökyüzü şöleniyle tarihi kamera objektifinde birleştiren Cem Yıldırım; “Her sene ağustos ayında gerçekleşen bu etkinliği biz de Burdur’un incisi Sagalassos Antik Kenti’nde izlemek istedik. Burası dünyaca ünlü antik kentlerden bir tanesi. Bunu gerçekleşen meteor yağmuru ile birlikte ölümsüzleştirmek istedik. Daha önce Gölhisar’da Kibyra Antik Kenti’nde akabinde de burada ve bunun gibi bir çok yerde bu çekimleri gerçekleştiriyoruz.” dedi. Sagalassos’ta çekim yapan bir diğer Burdurlu doğa fotoğrafçısı Nazım Özdemir ise; “Ben fırsat buldukça ülkemizin ve memleketimizin farklı yerlerinde yıldız pozlama yapmaya çalışıyorum. Bugün burada bulunmamızın sebebi yaptığımız işe biraz daha anlam katmaktı. Yıldız pozlamayı ve meteor yağmurunu herhangi bir karanlık yerde çekebilirdik ama dediğim gibi biraz daha anlam katıp, Sagalassos’u ülkemizin ve özellikle Burdur’un antik şehirlerini öne çıkarmak için burada çekim yapmaya karar verdik. Umarım istediğimizi yakalarız ve elimiz dolu döneriz.” sözlerine yer verdi. (SK-
Prag’da tanıştığı Hintli eşiyle Gölhisar’da evlendi
13 Ağustos 2024 Salı - 12:43 Prag’da tanıştığı Hintli eşiyle Gölhisar’da evlendi Burdur’da yaşayan Meryem Özarslan , Prag’da tanıştığı Hintli Sharjeel Siddique ile Gölhisar’da dünyaevine girdi. Hem Türk hem de Hint gelenek ve görenekleriyle düzenlenen düğün töreninde çift unutulmaz anlar yaşadı.Burdur’un Gölhisar ilçesinde yaşayan 26 yaşındaki Meryem Özarslan gezmek için gittiği Çekya’nın başkenti Prag’da tanıştığı 29 yaşındaki Hintli Sharjeel Siddique, Türk ve Hint gelenekleriyle dünyaevine girdi. Gölhisar Belediyesi Park Orman Sosyal Tesisleri’nde hem Türk hem de Hint gelenek ve görenekleriyle düzenlenen düğün törenine çift mehter takımı ile girdi. Unutulmaz anların yaşandığı düğünde gelin, damat ve aileler geleneksel Hint dansları ve Türk müzikleriyle doyasıya eğlendi.Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunu olan Meryem Özarslan ve eşi Sharjeel Siddique Prag’da tanıştıklarını belirtti. Sharjeel Siddique yaptığı konuşmasında “Eşimle Prag’da tanıştık. Türkiye’den geliyordu. Ben ise Amerika’dan gitmiştim. Şehri saat kulesinden gözlemlemek için asansöre bindim. Dışarıda güzel bir kız gördüm. Asansörün kapısı kapanmak üzereydi ve bana özür dilerim gelebilir miyim? dedi. Bende asansörün kapısının kapanmasını engellemek için elimi uzattım. Saat Kulesi’nin tepesine çıktığımızda bütün şehri gördük. Aramızda bir şey vardı sanki o gün birlikte gezmeliymişiz gibi hissettim. Sonrasında ruh eşim olabileceğini hissettiğim kişiyle konuştuğumu fark ettim. Türkiye’ye seyahat ettim ve ailesiyle tanıştım ve bana karşı yanlış bir yaklaşımları olmadı. Çok cana yakın ve misafirperverlerdi. Türkler sevgi dolu insanlar” dedi.Gelin Meryem Özarslan’ın annesi Fidan Akalın ise kızına ömür boyu mutluluklar dileyerek “Damadımızı çok sevdik. İnşallah bir yastıkta kocarlar” şeklinde konuştu.Damadın babası Wajeed Siddique da oğlunun Meryem ile evliliğinden dolayı mutluluğunu dile getirerek “Bizim eşimle evliliğimiz çok mutlu ve aşk dolu bir evlilik. Aynı evliliği Meryem ve oğlumun yapacağını da görüyorum” şeklinde konuştu.Damadın annesi Rarad Siddique Türk kültürünün çok eğlenceli olduğunu belirterek “ Burada çok farklı ve eğlenceli bir kültür görüyorum. Onların evliliği için çok mutluyum, onlarında çok mutlu olduğunu görüyorum. Evliliklerinin devam etmesini bekliyorum” açıklamalarında bulundu.