Yerel Haberler
Çanakkale
30 Mart 2026 Pazartesi - 09:52 Filipinler’den Türkiye’ye mesafe tanımayan aşk Çanakkaleli Sacit Uslu (33) ile online savaş oyununda tanışan Filipinli Angela Narciza (33), Ezine ilçesinde Türk gelenek görenekleriyle dünyaevine girdi. Online savaş oyunu üzerinden Filipinli Angela Narciza ile tanışan Türk Sacit Uslu, karışısında oyun oynayan kişinin başta erkek olduğunu düşündüğünü belirtti. Mesajlaşmalarda karşısındakinin kadın olduğunu öğrenince teyit etmek istedi ve Angela Narciza’dan sosyal medya hesabını istedi. Filipinli Narciza’nın sosyal medya hesabını gören Uslu fotoğraflarını görünce hoşlanmaya başladı. Filipinli Narciza ise başta bir ilişkiden yana olmasa da sohbetin devam etmesiyle o da hoşlanmaya başladı. İkili arasındaki bu durum bir süre sonra aşka dönüşünce gözler ne mesafe ne farklı kültürleri tanıdı. Birbirine aşık ikili Çanakkale’nin Ezine ilçesinde Türk gelenek ve görenekleriyle dünya evine girdi. "Türk düğünlerini, insanlarını ve yemeklerini çok beğendim" Yabancı gelin Angela Narciza, tanışma hikayesini şöyle anlattı: "Öncellikle herkese teşekkür ederim. Eşim Sacit Uslu ile internette tanıştık. Çok yakışıklı fotoğrafları vardı. Çok hızlı aşık oldum. Sacit bana ilk merhaba mesajını attığında ben de ona merhaba dedim. Sosyal medya hesabında mesajlaşmaya başladık. Bir süre sonra Sacit bana gitar çalarken video attı. Şimdiki kocamın o videolarından çok etkilendim. Şimdi farklı bir kültür, hava ve Türkiye çok güzel. Ben Türk düğünlerini, insanlarını ve yemeklerini çok beğendim." Bilgisayar oyununda hayatının aşkıyla tanıştı Filipinli eşi Angela ile bilgisayar oyununda tanıştığını söyleyen Sacit Uslu, "Duygusal zamanlarım vardı benim başka bir ilişkiden dolayı. Bilgisayar oyunlarına sarmıştım. Bir oyunda tanıştık kendisiyle. Ben baştan erkek sanıyordum. Sniper oluyordu, attığını da vuruyordu. Çok iyi falan. Sonra oyun içinde mesaj gönderdim arkadaşlık isteği. Bro falan diyordum hatta. En son dayanamadı ’I am sis’ dedi bana. Ben kadınım falan, inanmadım. Sosyal medya hesabını istedim. Verdi, oradan ekledim. Hani baktım güzel böyle çekik gözlü falan. Bir anda öyle hoşlanmaya başladım ama baştan pas vermedi. Ben de baktım gitar falan çalıyor resimlerinden. Onu etkilemek için kendi gitar videolarımı gönderdim. Öylelikle o da yavaş yavaş etkilendi" dedi. "Başka kültürler, başka ülkeler başta biraz yabancı karşıladı" Farkılıklar olmasına rağmen beraber aştıklarını belirten Uslu, "Biraz daha tabi başka kültürler, başka ülkeler başta biraz yabancı karşıladı. Sonradan her şeyin fotoğrafını gösterdim, her detayın videosunu gösterdim. Yavaş yavaş o da ısındı. Ondan sonra tabii maddi durumlar, pandemi falan girdi araya. Daha sonra işte geçen sene artık maddiyat durumunu da aşıp gittim Filipinler’e. Yaşımdan dolayı annem çok iyi karşıladı. 33 yaşındayım yani evlendirme derdi, tipik Türk kadını bilirsiniz, yadırgamadı. Angela’yı görünce daha çok mutlu oldu, beğendi. Çok güler yüzlü, çok sempatik. İngilizce üstünden konuşuyoruz, ortak dil olarak. Biraz Filipince, Tagalog öğrendim onun sayesinde. O da Türkçe öğrendi. Düğünümüz var, heyecanlıyız, mutluyuz" ifadelerini kullandı.
Bozcaada Bağcılıkta Modern Teknikler Eğitimi
28 Şubat 2024 Çarşamba - 14:23 Bozcaada Bağcılıkta Modern Teknikler Eğitimi Çanakkale İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından yürütülen Tarım ve Orman Bakanlığı, Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü tarafından finanse edilen Bozcaada’da "Bağlarda Terbiye Sistemleri, Budama ve Aşılama Uygulamaları" konulu eğitim düzenlendi. Eğitime, Çanakkale İl Tarım ve Orman Müdürü Nazan Türkarslan, Bozcaada İlçe Müdürü Ali Kayadan, Bitkisel Üretim ve Bitki Sağlığı Şube Müdürü Ramazan Eren, il ve ilçe müdürlüğü personeli ve çok sayıda çiftçi katıldı. Çanakkale İl Tarım ve Orman Müdürü Nazan Türkarslan, eğitimin önemini vurgulayarak, "Çanakkale, üzüm üretiminde önemli bir yere sahip. Çanakkale’de 45 bin dekar bağ alanı bulunmakta olup yıllık 41 bin ton üzüm üretilmektedir. Bağların yaklaşık 15 bin dekarı sofralık, 30 bin dekarı şaraplık olarak tesis edilmiştir. İlimiz bağ alanlarının % 41’i Bayramiç, % 25’i Bozcaada, % 10’u Eceabat ve % 24’ü diğer ilçelerimizde yer almaktadır. Bozcaada, İlimizin kökleri eskilere dayalı üzüm üretiminin yapıldığı İlçelerimizdendir. Yapılan çalışmalar neticesinde İlçeye özgü Bozcaada çavuş üzümü 2020 yılında Türk Marka ve Patent Kurumu tarafından tescil edilerek, Bozcaada çavuş üzümü adı altında coğrafi işaret almıştır. Bozcaada Çavuşu üzümü, Bozcaada’nın önemli bir tarımsal ürünlerinden biridir. Coğrafi tescil ile bu ürünün korunması ve değerlendirilmesi önemlidir. Bu eğitimle, çiftçilerimize bağcılık konusunda modern teknikler hakkında bilgi vererek, üretim ve kaliteyi artırmayı amaçlıyoruz. Bu eğitim, Çanakkale’deki bağcılık sektörünün gelişmesi için önemli bir katkı sağlayacaktır. Eğitimde verilen bilgiler, çiftçilerin daha fazla ve daha kaliteli üzüm üretmesine yardımcı olacak. Bu da, çiftçilerin gelirlerinin artmasına ve bölgenin kalkınmasına katkıda bulunacaktır." dedi. Ziraat Mühendisi Zeliha Orhan Özalp tarafından bağlarda terbiye sistemleri, budama teknikleri ve aşılama teknikleri konularında sunum yapıldı. Eğitime katılan çiftçilere, modern teknikleri gösterilerek, üzüm üretimini ve kalitesini artırmanın yolları sağlandı. Eğitime katılan çiftçiler, eğitimin çok faydalı olduğunu ve öğrendikleri bilgileri kendi bağlarında uygulamaya koyacaklarını ifade etti.
(ÖZEL) 28 Şubat mağduru öğretim görevlisi yaşadıklarını anlattı
28 Şubat 2024 Çarşamba - 13:13 (ÖZEL) 28 Şubat mağduru öğretim görevlisi yaşadıklarını anlattı 28 Şubat sürecinde Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde (ÇOMÜ) öğretim görevlisi olan Bünyamin Nami Tonka, "Kız öğrencilerimizin sınıflarda başörtülerini açmalarına karşıydım, başörtülerini açtırmadım. Kız öğrencilerimizi en arkaya oturtturdum, orada dersleri dinlemelerine fırsat tanıdım. Bu konuda şikayetler oluşuyor ve bu şikayetler sonucunda rektörlük benle ilgili soruşturma açmaya başladı. Görev süremizin uzatılma dönemi geldiğinde de biz onların ruh dünyasının dışında olduğumuz için bizim görev süremiz uzatılmadı ve üniversiteden atılmış olduk" dedi. 28 Şubat sürecinde ÇOMÜ’de Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim görevlisi olarak görev yapan Bünyamin Nami Tonka, 1998 yılında sınıfında başörtülü öğrencilerin bulunması sebebiyle birçok kez soruşturmadan geçti. 1998’de eğitim-öğretimin başladığı ilk hafta basın mensupları ÇOMÜ Rektörlüğü’ne hayırlı olsun ziyaretinde bulundu. Bir sınıftan da görüntü almak isteyen basın mensupları, Bünyamin Nami Tonka’nın dersine girerek çekimler yaptı. Görüntülerde birçok başörtülü kız öğrencinin görülmesi üzerine rektörlük tarafından Tonka hakkında arka arkaya soruşturmalar açıldı. Kısa süre sonra üniversite ile ilişiği kesilen Tonka, bir süre Manisa Celal Bayar Üniversitesi’nde görev yaptıktan sonra emekliye ayrılmak zorunda kaldı. 28 Şubat 1997 tarihinde Türkiye’de hiç olmadığı kadar ceberut bir baskı oluştuğunu belirten 28 Şubat mağduru Bünyamin Nami Tonka, "Bu bilhassa akademik dünyada üniversitelerde daha çok imam hatip ve ilahiyat orijinli rektörler görevlerinden alındı. Yerlerine daha seküler dedikleri rektörler atandı. Bir talimat verildiği gibi tahmin ederim. Ne kadar iman ve inanç açısından daha muhafazakar daha mütedeyyin insanlar varsa bunların üniversiteden atılmalarına, bunun yanında iman ve inanç açısından kendi inancını yaşamak isteyen başörtülü kızlarımızın da başörtülerini açmak suretiyle üniversiteye girmelerine yönelik bir baskı oluştu. Ve ikna odaları oluşturuluyordu. Kızlar da bu konuda çok bizardı. Ben Cumhuriyet’in bize bir kazanımı olarak kızlarımızın üniversitede eğitim görmelerinden büyük mutluluk duyuyordum. Hedefimiz de annelerimizin çok kaliteli olmaları açısından kızların okumalarından çok mutluluk duyuyorduk. Sınıflarımızda kız öğrencilerin olması bize gelecek nesillerin daha kaliteli gelişmesi için bir umut vaat ediyordu. Bu yüzden de kız öğrencilerimizin sınıflarda başörtülerini açmalarına karşıydım. Bu yüzden de başörtülerini açtırmadım. Kız öğrencilerimizi en arkaya oturtturdum. Orada dersleri dinlemelerine fırsat tanıdım. Bu konuda şikayetler oluşuyor ve bu şikayetler sonucunda rektörlük benle ilgili soruşturma açmaya başladı. Bir, iki, üç, böyle ve bu arada görev süremizin uzatılma dönemi geldiğinde de biz onların ruh dünyasının dışında olduğumuz için bizim görev süremiz uzatılmadı ve üniversiteden atılmış olduk. Yani çalışan, üreten, bilimin peşinde gitmiş olan ama daha çok mütedeyyin ve muhafazakar bir yapıya sahip olan insanlar, milli değerlere sahip olan insanlar üniversitelerde pek tutulmak istenmedi. Bizim üniversitemizden de 180 kadar arkadaşımızın o birkaç yıl içinde mesela doçentlik unvanı almış olan, bir üst kadrosu onlara verilmedi. Hak etmiş oldukları yerlere unvanlarla ilgili herhangi çalışma yapılmadı ve bizim arkadaşlarımızın büyük bir çoğunluğu mağdur edildi. Mağdur edildiği için de arkadaşlarımızın hepsinin görev sürelerine son verildi. Görev süreleri uzatılmadığı için 180 kadar da bizim üniversitemizden akademik personel başka yerlere gitmek zorunda kaldı. Bir kısmı sokağa atılmış oldu, başka mesleklere yönelmiş oldular ve bunlardan bir tanesi de benim, biz sokağa atılmış olduk. En azından en verimli olduğumuz dönemde, en üretimli olacağımız dönemde bizimle ilgili herhangi bir şey yapılmamış oldu, destek verilmemiş oldu. Tabi ki daha sonraki dönemde mesela üniversitelerde FETÖ’cülerin hiçbir tanesinin atılmadığını gördük. Bu bir Amerikan projesi gibi geldi bana ve FETÖ’cülere kadro açmak için de daha çok milliyetçi, mukaddesatçı bazı arkadaşlarımızın üniversitelerden kovulmasına vesile oldular ki kadro açılmış oldu. Bu bir projeydi ve bu proje uygulanmış oldu" dedi. Daha sonraki dönemde itibarlarının iade edilmesi konusunda herhangi bir şey yapılmadığını ifade eden Bünyamin Nami Tonka, sözlerine şöyle devam etti: "Bu da bizim yüreğimizde bir yaradır. Benim aslında yüreğimde bir yaradır. En azından tekrar itibarımız iade edilse, tekrar göreve gelseydik ama tekrar ayrılsaydık. Yani biz kendi rızamızla ayrılmış olsaydık daha güzel olur diye düşünüyorum. Bence artık toplumumuzda böyle 28 Şubat gibi kıl tüy meselelerinden, insanlarımızın okumasına engel olacak herhangi bir şeyin olmamasını talep ediyorum. Artık biz daha çok bilimin peşinde koşan, bilimi arayan nesiller yetiştirmemiz lazım. Çocukların saçıyla, kılıyla, başörtüsüyle ilgilenmememiz lazım. Bu şekilde bir gelişmeyi ortaya koymamız lazım. Biz bilimde yarışan nesiller yetişmemiz lazım. Bunu yaparsak Türkiye çağ atlayacaktır. Çok daha güzel yerlere gelecektir diye düşünüyorum."
Prof. Dr. Tolga Bekler: "Herhangi bir fay ya da faylara etki etmesi söz konusu değil"
28 Şubat 2024 Çarşamba - 10:42 Prof. Dr. Tolga Bekler: "Herhangi bir fay ya da faylara etki etmesi söz konusu değil" Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Mühendislik Fakültesi Dekanı ve ÇOMÜ Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Tolga Bekler ve ÇOMÜ Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süha Özden, dün Biga’da yaşanan 4.6 büyüklüğündeki depremi değerlendirdi. Bekler, “Bu deprem ana şokuyla beraber şu anda ciddi anlamda orada bir kırılmayı oluşturdu. Dolayısıyla ne kendi alanında ne de çevresindeki herhangi bir fay ya da faylara etki etmesi söz konusu değil” dedi. Özden ise, “Ben de bu depremin bir münferit deprem olduğunu düşünüyorum, devamının olacağını tahmin etmiyorum ama kesin bir ifade kullanmamak kaydıyla izlemekte fayda var. Bilimsel olarak depremi izleyeceğiz” diye konuştu. Çanakkale’nin Biga ilçesinde 4 Şubat’tan bu yana 150’ye yakın küçük depremler meydana geldi. Bölgede yaşanan deprem hareketliliği devam ederken, dün Biga’da 4.6 büyüklüğünde deprem meydana geldi. ÇOMÜ Mühendislik Fakültesi Dekanı ve ÇOMÜ Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Tolga Bekler ve ÇOMÜ Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süha Özden, Biga’da yaşanan deprem sonrası bölgedeki son durumu değerlendirdi. Prof. Dr. Tolga Bekler, “4.6 büyüklüğündeki bu deprem Biga Yarımadası’nın oldukça aktif sismotektoniği oldukça yoğun bir bölgesinde. Daha önce tarihsel dönemde büyük bir depremin oluşmadığı bir yerde, mikro depremlerin kümelendiği bir yerde oldu. Yaklaşık 4 Şubat gününden 4.6 büyüklüğündeki depreme kadar büyüklüğü 0.8 ile 3.1 arasında değişen çok sayıda depremleri biz gözlemliyorduk. Bu alanda ciddi bir gerilmenin olduğu şüphesi bizde vardı. Bu da yeni bir fayın üretebileceği ya da yeni bir faylanmanın başladığıyla alakalı çalışmalara ışık tutacak nitelikte. 4.6 büyüklüğü özellikle de biz yer bilimciler için orta büyüklükte bir deprem hatta daha da küçük bir deprem. Dolayısıyla yapısal hasar verecek niteliklere sahip değil. Bunun dışında bu deprem ana şokuyla beraber şu anda ciddi anlamda orada bir kırılmayı oluşturdu. Dolayısıyla ne kendi alanında ne de çevresindeki herhangi bir fay ya da faylara etki etmesi söz konusu değil. Dolayısıyla oldukça küçük dar bir alanda meydana gelen deprem kümelenmesinin sonucu olarak deformasyona uğramış bir alanı kapsayan bir depremle karşı karşıyayız” dedi. Prof. Dr. Süha Özden ise, “Dün saat 16.09’da Biga’nın batısında yaklaşık Dişbudak köyünün hemen güneyine tekabül eden bir noktada 4.6 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Bu bölgede yaklaşık bir aylık bir sürede 150’yi aşkın 2.0 ile 3.0 arasında değişen büyüklüklerde depremleri yaşıyoruz. Çok dağınık bir alanda bu deprem dağılımları. Dünkü olan deprem de bu dağınıklığın hemen hemen ortasında bir noktaya denk geliyor. Şimdi bu bölgede Türkiye’nin fay haritasından da hepimizin bildiği üzere bir aktif fay yoktur. Hemen güneyinde Çan, Biga fay hattı, kuzeyinde ise Karabiga fay hattı var. Bu bölgede haritalarda yer alan bir fay hattı yoktur. Bu tür depremler özellikle şunu belirtmek isterim ki, ülkemiz coğrafyası içerisinde deprem kuşağı içerisinde yaşıyoruz. 5 büyüklüğüne kadar hemen her yerde deprem olabilir. Dolayısıyla bunu geçmişte de hep birlikte yaşadık. Konya’da yaşadık, başka alanlarda yaşadık. Yani aktif tektonik ile ilişkili olmayan alanlarda da bu büyüklüğe yakın depremlerin olduğunu biliyoruz. Bugünden bakınca geçmiş bir aylık süre içerisinde öncü depremlerin olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla dünkü deprem bir ana şok niteliğindeydi. Ve devamında da 3.8 ve 3.6 büyüklüğünde artçı depremleri yaşadık. Onun dışında da çok yoğun bir ‘after şok’ dağılımı yoktur. Ben de bu depremin bir münferit deprem olduğunu düşünüyorum, devamının olacağını tahmin etmiyorum ama kesin bir ifade kullanmamak kaydıyla izlemekte fayda var. Bilimsel olarak depremi izleyeceğiz. Önümüzdeki birkaç zaman içerisinde bu bölgedeki aktivitenin nasıl devam ettiğini izleyeceğiz. Başta da söylediğim gibi bir münferit deprem olarak gözüküyor. Deprem hepimizi etkiliyor dün ben de yaşadım aynı depremi 15 saniye sürdü. Uzun sürdü. Bir sarsıntı olduğu zaman hepimiz bu anlamda korkuyoruz ama söylediğim gibi bir yaşadığımız coğrafya bu anlamda kolay bir coğrafya değil, aktif faylar var. Dolayısıyla bu aktif fayların arasında kalan bir alan. Bu tür sarsıntılar her zaman her yerde olabilir. Bu anlamda tabi sakin kalmayı başarmak lazım. Bu depremler eninde sonunda sona erecektir” diye konuştu.