Yerel Haberler
Çanakkale
Gökçeada yaz turizmine hazırlanıyor 18 Nisan 2026 Cumartesi - 10:33:21 Çanakkale’nin Gökçeada ilçesinde yaz turizmi sezonu öncesi hazırlıklar tüm hızıyla sürüyor. Kaymakam Osman Acar başkanlığında, ilçe genelindeki plajlar ve sportif turizm işletmelerine yönelik kapsamlı bir değerlendirme toplantısı gerçekleştirildi. Gökçeada ilçesinde yaz turizmi için Gökçeada Kaymakamı Osman Acar başkanlığında düzenlenen toplantıya; Sahil Güvenlik Komutanlığı, İlçe Jandarma Komutanlığı, İlçe Emniyet Müdürlüğü, Gökçeada Belediyesi, İl Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğü, Milli Emlak Şefliği ile ilgili diğer kurum ve kuruluşların temsilcileri katıldı. Gerçekleştirilen komisyon toplantısında, ilçede faaliyet gösteren turizm işletmelerinin mevcut durumu tüm yönleriyle ele alındı. Toplantıda konuşan Gökçeada Kaymakamı Osman Acar, yaz sezonunun huzur, güven ve kalite içerisinde geçirilmesi adına tüm paydaşlarla koordineli bir şekilde çalışacaklarını ifade etti. Turizm işletmelerinin mevzuata uygun, düzenli ve nitelikli hizmet sunmasının önemine dikkat çeken Kaymakam Acar, "Yaz aylarında ilçemizde faaliyet gösteren turizm işletmelerimizin kanun ve mevzuata uygun şekilde, daha tertipli, düzenli ve kaliteli hizmet sunması için gerekli tüm tedbirleri alacağız. Adamızın doğal yapısını, huzurunu ve toplumsal hassasiyetlerini koruyarak turizm potansiyelimizi artırmayı hedefliyoruz. Hiç kimseyi mağdur etmeden, ortak akıl ve iş birliğiyle sahillerimizi ve denize girilecek alanlarımızı en iyi şekilde sezona hazırlayacağız" dedi. Toplantı, kurumlar arası iş birliğinin güçlendirilmesi ve sezon öncesi alınacak tedbirlerin detaylandırılmasıyla sona erdi. Gökçeada’nın huzurlu, güvenli ve kaliteli turizm anlayışıyla yaz sezonuna hazır hale getirilmesi için çalışmaların kararlılıkla sürdürüleceği vurgulandı.
18 Nisan 2026 Cumartesi - 10:08 Çanakkale’de kadın girişimci devlet desteğiyle kendi işinin patronu oldu Çanakkale’de yaşayan kadın girişimci Duygu Akovalı, devlet desteklerinden yararlanarak evinde başlattığı gıda üretimiyle kendi markası altında vatandaşlara hizmet veriyor. Çanakkale’de yaşayan 1 çocuk annesi Duygu Akovalı, uzun yıllar çalıştığı kurumsal iş hayatından ayrılarak evine ve ailesine daha çok zaman ayırma kararı aldı. Konutta gıda üretme işletme belgesini alan Akovalı, kendi mutfağında gıda üretimine başladı. Akovalı, kısa sürede müşteri kitlesini genişleterek düzenli sipariş almaya başladı. ’Sarma sepeti’ adıyla hizmet veren girişimci, ev yapımı ürünleriyle özellikle çalışanlara ve özel günleri için yiyecek arayışında olanlara için pratik çözümler sunuyor. Girişimcilik serüvenini anlatan Duygu Akovalı, "Öncelikle mutfak yolculuğumuz kadınlarımızın yoğun bir şekilde iş temposunda çalışmasından dolayı onlara ufak bir mola vermesini sağlamak için başladı. Devlet desteginizi tabii ki de aldık çünkü bu yolda yürümemize önemli bir katkısı olacak. Mutfağımızdaki kaliteyi hijyeni vurgulamak için tarım il müdürlüğünden konutta gıda üretme işletme belgemiz aldık. Bunun mali kısmında gelir vergimize başvurduk banka hesabımıza açtık bankamızda devlet destekli bir şekilde yürüyoruz" dedi. Geniş çeşit yelpazesi ile hizmet veren kadın girişimci Akovalı, "Bana Instagram üzerinden ve telefonumuzdan ulaşabilirsiniz. Sarma, Boşnak böreği, mantı, mercimek köftesi, salata çeşitleri, tatlı çeşitleri, tatlı tuzlu kurabiye çeşitleri yapıyoruz. 1 gün öncesinden sipariş verirseniz bize net saati söylerseniz sıcak bir şekilde sofranıza ulaştırmış oluruz. Daha öncesinde kurumsalda da çalıştım ama evime ve çocuğuma daha az vakit ayırıyordum. Bu şekilde ise evime ve çocuğuma daha çok vakit ayırarak ayaklarının üzerinde duran bir kadın girişimci oluyorum. En çok desteğe eşim oldu, eşim sayesinde bu işe başladım ve desteğini hiçbir zaman benden esirgemiyor" diye konuştu.
86 bin yıllık hayat izi
21 Ağustos 2023 Pazartesi - 10:31 86 bin yıllık hayat izi Çanakkale’nin Çan ilçesine bağlı Bahadırlı köyü sınırları içerisindeki 2017 yılından bu yana devam eden İnkaya Mağarası kazı çalışmalarında, mağaradaki tabakalarda 86 bin yıl öncesine kadar inen insan yaşam izlerine rastlanırken, kazı sırasında çakmak taşından üretilmiş yongalar, dilgiler, kazıyıcılar, uçlar, çentikli aletler, çekirdek ve vurgaç gibi çeşitli buluntular bulundu. Çan’a bağlı Bahadırlı köyü sınırları içerisindeki İnkaya Mağarası, 2016 yılında Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Antropoloji Bölümü, Paleoantropoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Özer başkanlığında yapılan ’Muğla ve Çanakkale İlleri Yüzey Araştırması’ sırasında bulundu. İnkaya Mağarası’nda 2017-2020 yılları arasında Troya Müze Müdürlüğü başkanlığında, Prof. Dr. Özer’in bilimsel koordinatörlüğünde uluslararası bir ekiple kazı çalışmaları yapıldı. 2021 yılından itibaren ise kazı İsmail Özer başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Kararlı Kazı statüsüne çevrildi. İnkaya Mağarası kazıları bu yıl Türk Tarih Kurumu destekli kazı statüsüne dönüştürüldü. Bu yılki kazı çalışmaları 20 kişilik bir ekiple sürdürülüyor. Bu yılki kazı çalışmalarında Orta Paleolitik Dönem’de bölgede yaşamış fosil insanların çakmaktaşı ham madde ve sıcak su kaynakları nedeniyle uzun süreli ve yoğun bir şekilde bölgede ikamet ettikleri anlaşıldı. "Çanakkale’nin Paleolitik dönem açısından Türkiye’nin çok zengin illerinden birisi olduğu anlaşıldı" Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Antropoloji Bölümü, Paleoantropoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Özer, mağara kazılarının bilinen diğer kazılardan biraz daha farklı olduğunu belirterek, “Ben öncelikle bir paleoantropolog olarak fosil insan bilimciyim. Bizim görevimiz bugün yaşamayan fosil insanlara yönelik araştırmalar yapmak, binlerce yıl önce yaşamış insanların kalıntılarını ya da o bölgede bulunduklarını gösteren çeşitli kalıntılar aracılığıyla yayılım alanlarını tespit etmek. Onun için bu bölgede çalışmalara başladık. Çanakkale’de Paleolitik döneme ilişkin kanıtlar daha önce çok az biliniyordu. Bizim çalışmalarımızla birlikte aslında Çanakkale’nin Paleolitik dönem açısından Türkiye’nin çok zengin illerinden birisi olduğu anlaşıldı. Şu anda Türkiye’de devam eden çok az mağara kazısı var. Bunların büyük bir bölümü güney bölgelerde yoğunlaşmış durumda, bir tek İnkaya kazısı Batı Anadolu’da devam ettiriliyor. Mağara’nın keşfi sürpriz oldu hepimiz için, böyle bir mağaranın varlığı bu bölgede daha önce bilinmiyordu. Bu alandaki çalışmalarımız bizi Orta Paleolitik Dönem’e götürdü. Yani günümüzden 250 bin yıl ile yaklaşık 50 bin yılları arasında tarihlendiriliyor, Orta Paleolitik Dönem. Buluntularımız bize bu dönemde insanların burada çok yoğun bir şekilde yaşadığını gösteriyor. Sadece mağara alanı değil, aslında çevrede yüzlerce metrekareye yayılmış bir alanda da buluntuları tespit edebiliyoruz. Bu da bize bu dönemde sadece mağaranın değil aslında tüm alanın kullanıldığını gösteriyor. Orta Paleolitik Dönem açısından bunu nasıl anlıyoruz bunu, o dönem insanlarının henüz iskelet kalıntısına ulaşamadık. Çok zor zaten böyle kazılarda kalıntılara ulaşabilmek, onun yerine onların günlük aktiviteleri sırasında ürettikleri ve kullandıkları sonra da terk ettikleri yontmataş aletlerden elde edilen ipuçlarıyla ulaşabiliyoruz. Mağaranın Doğu yamaçlarındaki tarihlendirme bize 86 bin yıl öncesinde burada yerleşimin başladığını gösteriyor. Mağaradaki açmalarımızda da 40 bin yıl öncesine kadar yaşamın devam ettiğini tespit ettik. Yani neredeyse 46 bin yıl boyunca insanlar burada varlığını devam ettirmişler. Tabii bu tarihlendirme çalışmaları bizim Ankara Üniversitesi’ndeki tarihlendirme laboratuvarlarında elde ettiğimiz sonuçlar. Uzmanların yaptığı OSL analizleri bize bu tarihleri verdi. 86 bin yıllık, 65 bin yıllık, 40 bin yıllık tarihler var. Mağaradaki buluntular yerleşimin uzun yıllar boyunca devam ettiğini bize söylüyor. Tarihlendirmeleri her yıl tekrarlıyoruz. Derinleştikçe farklı bir tarihe inip inemeyeceğimizi görebilmek için ya da mağaranın farklı bir alanında yeni bir açma açtığımız zaman yine tarihlendirme yaparak o bölgenin de yine bu sınırlar içinde mi, yoksa başka bir dönemde mi kullanılmış olduğunu anlamaya çalışıyoruz” dedi. "İnkaya Mağarası bir çakmaktaşı kayalığından meydana geliyor" Kazı çalışmaları sırasında elde edilen kalıntıların şu anda yontma taş buluntularıyla sınırlı olduğunu kaydeden Kazı Başkanı Prof. Dr. İsmail Özer, sözlerini şöyle sürdürdü: “Mağarada henüz organik bir kalıntı yani bu o dönemde mağarada yaşamış insanların kendi iskelet kalıntılarını, onların avlanarak beslenme sırasında tükettikleri mutfak artıkları olan hayvan kemiklerini ya da bitki kalıntılarını henüz bulamadık. Muhtemelen belki toprağın yapısı nedeniyle kısmen çürüme olabilir. Ama taşlar daha dayanıklı olduğu için binlerce, milyonlarca yıl sağlam kalabiliyor. Mağaranın farklı bölümlerinde organik kalıntıların da korunmuş olabileceğini düşünüyoruz. Genelde biz buluntularımız içerisindeki yontma taş aletlerin bütününü fosil insanların bir alet çantası olarak değerlendiriyoruz. İnkaya Mağarası aslında bir çakmaktaşı kayalığından meydana geliyor. Bu bakımdan aslında insanların burayı tercih etme sebeplerinden bir tanesi de bu. Yani hammadde kaynakları zaten yaşam alanları. Ham madde bulabilmek için kilometrelerce öteye gitmek durumunda kalmıyorlar. Hemen mağaranın duvarından kopardıkları herhangi bir parçayı işlemeye başlayarak, burada gördüğünüz çeşitli aletleri üretmeye çalışıyorlar. Bu bir dişlemeli alet, bir anlamda bugün bizim bildiğimiz testere benzeri bir maksatla kullanılmış olabilir. Burada gördüğünüz bir ön kazıyıcı, parça koptuktan sonra kenarlarında daha küçük işlemler yapılarak ön tarafı daha keskin bir işlevsel olarak kullanılıyor. Bu da saplı aletlerimizden bir tanesi, aletin sap kısmını incelterek belki bir ağaç dalının içerisine, belki bir kemiğin, boynuzun içerisine reçine yardımıyla yerleştirerek onu bildiğimiz bir saplı alet olarak kullanıyor. Kenarını işleyerek işlevsel hale getiriyor. Bunu belki toprağı kazmak için, hayvanın derisini sıyırmak için kullanıyor. Hangi maksatla kullanıldığını sonraki yıllarda taşlar üzerinde yapacağımız mikroskobik analizlerle belirleyeceğiz. Şu anda genel kullanım alanı olarak değerlendiriyoruz. Bu taşları mağaranın doğu tarafında tespit ettik. Bulduklarımız 86 bin yıllık dönem içerisinde değerlendirilecek. Bu, bizim çekiç dediğimiz vurgaç alet. Farklı bir ham madde kaynağı, bazalttan üretiliyor. Bu da ana kütleye vurularak parça koparılmasına, yonga üretimine yol açıyor. Daha sonra çekiç de bazen kırılabiliyor. Ana kütleden daha fazla parça koparamayacağını düşündüğü için de çekirdeği böyle terk etmek zorunda kalıyor. Aslında bu taşların orijinali çok daha büyük bir parça. Çevredeki birçok yonganın bu çekirdeğin üzerinden koptuğunu söylemek mümkün” diye konuştu.
İnkaya Mağarası kazılarında 86 bin yıllık insan yaşam izleri bulundu
21 Ağustos 2023 Pazartesi - 10:27 İnkaya Mağarası kazılarında 86 bin yıllık insan yaşam izleri bulundu Çanakkale’nin Çan’a ilçesine bağlı Bahadırlı köyü sınırları içerisindeki 2017 yılından bu yana devam eden İnkaya Mağarası kazı çalışmalarında mağaradaki tabakalarda 86 bin yıl öncesine kadar inen insan yaşam izlerine rastlanırken, kazı sırasında çakmak taşından üretilmiş yongalar, dilgiler, kazıyıcılar, uçlar, çentikli aletler, çekirdek ve vurgaç gibi çeşitli buluntular bulundu. Çan’a bağlı Bahadırlı köyü sınırları içerisindeki İnkaya Mağarası, 2016 yılında Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Antropoloji Bölümü, Paleoantropoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Özer başkanlığında yapılan ’Muğla ve Çanakkale İlleri Yüzey Araştırması’ sırasında bulundu. İnkaya Mağarası’nda 2017-2020 yılları arasında Troya Müze Müdürlüğü başkanlığında, Prof. Dr. Özer’in bilimsel koordinatörlüğünde uluslararası bir ekiple kazı çalışmaları yapıldı. 2021 yılından itibaren ise kazı İsmail Özer başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Kararlı Kazı statüsüne çevrildi. İnkaya Mağarası kazıları bu yıl Türk Tarih Kurumu destekli kazı statüsüne dönüştürüldü. Bu yılki kazı çalışmaları 20 kişilik bir ekiple sürdürülüyor. Bu yılki kazı çalışmalarında Orta Paleolitik Dönemde bölgede yaşamış fosil insanların çakmaktaşı hammadde ve sıcak su kaynakları nedeniyle uzun süreli ve yoğun bir şekilde bölgede ikamet ettikleri anlaşıldı. Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Antropoloji Bölümü, Paleoantropoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Özer, mağara kazılarının bilinen diğer kazılardan biraz daha farklı olduğunu belirterek, “Ben öncelikle bir Paleoantropolog olarak fosil insan bilimciyim. Bizim görevimiz bugün yaşamayan fosil insanlara yönelik araştırmalar yapmak, binlerce yıl önce yaşamış insanların kalıntılarını ya da o bölgede bulunduklarını gösteren çeşitli kalıntılar aracılığıyla yayılım alanlarını tespit etmek. Onun için bu bölgede çalışmalara başladık. Çanakkale’de Paleolitik döneme ilişkin kanıtlar daha önce çok az biliniyordu. Bizim çalışmalarımızla birlikte aslında Çanakkale’nin Paleolitik dönem açısından Türkiye’nin çok zengin illerinden birisi olduğu anlaşıldı. Şu anda Türkiye’de devam eden çok az mağara kazısı var. Bunların büyük bir bölümü güney bölgelerde yoğunlaşmış durumda, bir tek İnkaya kazısı Batı Anadolu’da devam ettiriliyor. Mağara’nın keşfi sürpriz oldu hepimiz için, böyle bir mağaranın varlığı bu bölgede daha önce bilinmiyordu. Bu alandaki çalışmalarımız bizi Orta Paleolitik döneme götürdü. Yani günümüzden 250 bin yıl ile yaklaşık 50 bin yılları arasında tarihlendiriliyor, Orta Paleolitik dönem. Buluntularımız bize bu dönemde insanların burada çok yoğun bir şekilde yaşadığını gösteriyor. Sadece mağara alanı değil, aslında çevrede yüzlerce metrekareye yayılmış bir alanda da buluntuları tespit edebiliyoruz. Bu da bize bu dönemde sadece mağaranın değil aslında tüm alanın kullanıldığını gösteriyor. Orta Paleolitik dönem açısından bunu nasıl anlıyoruz bunu, o dönem insanlarının henüz iskelet kalıntısına ulaşamadık. Çok zor zaten böyle kazılarda kalıntılara ulaşabilmek, onun yerine onların günlük aktiviteleri sırasında ürettikleri ve kullandıkları sonra da terk ettikleri yontmataş aletlerden elde edilen ipuçlarıyla ulaşabiliyoruz. Mağaranın Doğu yamaçlarındaki tarihlendirme bize 86 bin yıl öncesinde burada yerleşimin başladığını gösteriyor. Mağaradaki açmalarımızda da 40 bin yıl öncesine kadar yaşamın devam ettiğini tespit ettik. Yani neredeyse 46 bin yıl boyunca insanlar burada varlığını devam ettirmişler. Tabi bu tarihlendirme çalışmaları bizim Ankara Üniversitesi’ndeki tarihlendirme laboratuvarlarında elde ettiğimiz sonuçlar. Uzmanların yaptığı OSL analizleri bize bu tarihleri verdi. 86 bin yıllık, 65 bin yıllık, 40 bin yıllık tarihler var. Mağaradaki buluntular yerleşimin uzun yıllar boyunca devam ettiğini bize söylüyor. Tarihlendirmeleri her yıl tekrarlıyoruz. Derinleştikçe farklı bir tarihe inip, inemeyeceğimizi görebilmek için ya da mağaranın farklı bir alanında yeni bir açma açtığımız zaman yine tarihlendirme yaparak o bölgenin de yine bu sınırlar içinde mi, yoksa başka bir dönemde mi kullanılmış olduğunu anlamaya çalışıyoruz” dedi. Kazı çalışmaları sırasında elde edilen kalıntıların şu anda yontma taş buluntularıyla sınırlı olduğunu kaydeden Kazı Başkanı Prof. Dr. İsmail Özer, sözlerini şöyle sürdürdü: “Mağarada henüz organik bir kalıntı yani bu o dönemde mağarada yaşamış insanların kendi iskelet kalıntılarını, onların avlanarak beslenme sırasında tükettikleri mutfak artıkları olan hayvan kemiklerini ya da bitki kalıntılarını henüz bulamadık. Muhtemelen belki toprağın yapısı nedeniyle kısmen çürüme olabilir. Ama taşlar daha dayanıklı olduğu için binlerce, milyonlarca yıl sağlam kalabiliyor. Mağaranın farklı bölümlerinde organik kalıntıların da korunmuş olabileceğini düşünüyoruz. Genelde biz buluntularımız içerisindeki yontma taş aletlerin bütününü fosil insanların bir alet çantası olarak değerlendiriyoruz. İnkaya Mağarası aslında bir çakmaktaşı kayalığından meydana geliyor. Bu bakımdan aslında insanların burayı tercih etme sebeplerinden bir tanesi de bu. Yani hammadde kaynakları zaten yaşam alanları. Hammadde bulabilmek için kilometrelerce öteye gitmek durumunda kalmıyorlar. Hemen mağaranın duvarından kopardıkları herhangi bir parçayı işlemeye başlayarak, burada gördüğünüz çeşitli aletleri üretmeye çalışıyorlar. Bu bir dişlemeli alet, bir anlamda bugün bizim bildiğimiz testere benzeri bir maksatla kullanılmış olabilir. Burada gördüğünüz bir ön kazıyıcı, parça koptuktan sonra kenarlarında daha küçük işlemler yapılarak ön tarafı daha keskin bir işlevsel olarak kullanılıyor. Bu da saplı aletlerimizden bir tanesi, aletin sap kısmını incelterek belki bir ağaç dalının içerisine, belki bir kemiğin, boynuzun içerisine reçine yardımıyla yerleştirerek onu bildiğimiz bir saplı alet olarak kullanıyor. Kenarını işleyerek işlevsel hale getiriyor. Bunu belki toprağı kazmak için, hayvanın derisini sıyırmak için kullanıyor. Hangi maksatla kullanıldığını sonraki yıllarda taşlar üzerinde yapacağımız mikroskobik analizlerle belirleyeceğiz. Şu anda genel kullanım alanı olarak değerlendiriyoruz. Bu taşları mağaranın doğu tarafında tespit ettik. Bulduklarımız 86 bin yıllık dönem içerisinde değerlendirilecek. Bu, bizim çekiç dediğimiz vurgaç alet. Farklı bir ham madde kaynağı, bazalttan üretiliyor. Bu da ana kütleye vurularak parça koparılmasına, yonga üretimine yol açıyor. Daha sonra çekiç te bazen kırılabiliyor. Ana kütleden daha fazla parça koparamayacağını düşündüğü için de çekirdeği böyle terk etmek zorunda kalıyor. Aslında bu taşların orijinali çok daha büyük bir parça. Çevredeki birçok yonganın bu çekirdeğin üzerinden koptuğunu söylemek mümkün” diye konuştu.