Yerel Haberler
Çanakkale
Dr. Mithat Atabay: "Savaşın yaklaşık olarak 4-5 hafta süreceği tahmin edilmektedir" 04 Mart 2026 Çarşamba - 13:47:18 ÇOMÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Mithat Atabay, İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik eş zamanlı saldırılarına ilişkin yaptığı açıklamada, "Aslında baktığımız zaman bu savaşın temeli daha 1990’lara dayanıyor. Çünkü Amerika 1990’larda bir harita yayınlamış ve Orta Doğu bölgesindeki devletlerin çeşitli şekillerde parçalanacağını ilan etmişti" dedi. ÇOMÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Mithat Atabay, İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik eş zamanlı saldırılarına ilişkin İhlas Haber Ajansı’na (İHA) açıklamalarda bulundu. Dr. Mithat Atabay, "Amerika, İran’ı dize getirmek için bütün gücünü kullanarak İsrail’le birlikte hareket ediyor ve bu savaşın yaklaşık olarak 4-5 hafta süreceği tahmin edilmektedir" ifadelerini kullandı. ÇOMÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Mithat Atabay, bu savaşın temellerinin öncesinde atıldığını belirterek, "Aslında baktığımız zaman bu savaşın temeli daha 1990’lara dayanıyor. Çünkü Amerika 1990’larda bir harita yayınlamış ve Orta Doğu bölgesindeki devletlerin çeşitli şekillerde parçalanacağını ilan etmişti. Başlangıçta bu hayal gibi görünse de baktığımız zaman son 30 yılda bunun son ayaklarından bir tanesi olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle İran bölgesinde önemli bir güç. Çünkü Orta Doğu coğrafyasında üç temel halk var. Bunlardan bir tanesi Araplar, bir tanesi Acemler, biri de Türkler. Bu üç halk birbirleriyle de aynı zamanda egemenlik savaşı da yapmışlardır tarih boyunca. Bunlar her zaman dışarıdan gelecek olan güçlere karşı da aslında iş birliği içerisinde oldular. Ama baktığımız zaman 20. yüzyıl ve 21. yüzyıl Orta Doğu coğrafyasında enerji kaynaklarının bulunduğu bir yer olarak karşımıza çıktı ve adeta dünyanın kalbi olarak kendisini ön plana çıkardı. En büyük rakip olarak da baktığımız zaman İran’ı görüyoruz. Çünkü İran 1979 yılındaki özellikle İslam devrimi sonrasında ön plana çıktı ve kendisi gibi Şii olan gruplarla birlikte Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in en büyük düşmanı olarak karşılarına çıktı. Amerika Birleşik Devletleri 1990’dan itibaren Orta Doğu’daki devletleri birer birer dize getirdikten sonra sıra İran’a gelmişti. Bunu da özellikle İran’ın nükleer güç olarak ortaya çıkmasını gerekçe göstererek, gerçekte ise İran’ın bir siyasi güç ve askeri güç olarak varlığını ezmek amacıyla böyle bir saldırıya geçti ve bu saldırı önce 12 gün savaşıyla kendisini gösterdi. Şimdi ise Amerika, İran’ı dize getirmek için bütün gücünü kullanarak İsrail’le birlikte hareket ediyor ve bu savaşın yaklaşık olarak 4-5 hafta süreceği tahmin edilmektedir" dedi. Savaşın ne kadar elektronik bir savaş da olsa mutlaka bir kara harekatı ile sonuca varılacağını söyleyen Öğretim Üyesi Dr. Mithat Atabay, "Tabii baktığımız zaman bu savaş aslında bir elektronik savaş olarak karşımıza çıkıyor. Ama savaşlar hiçbir zaman hava kuvvetleri veyahut da bu tür füze saldırılarıyla sonuçlanmıyor. Mutlaka kara harekatı gerekiyor. Amerika Birleşik Devletleri, İran içerisindeki çeşitli grupları da ayaklandırmak vasıtasıyla iç savaş çıkarmak istiyor. Ancak şu ana kadar bunda başarılı olamadığını görüyoruz. Eğer bu şekilde devam ederse İran karşılık verecek ve bu karşılık çerçevesinde de orada bir kaos ortamı ortaya çıkacak. İran, Amerika Birleşik Devletleri’nin bu direncini kırmak için körfezdeki ülkelere ve Amerika’nın üstlerine saldırılar gerçekleştirirken aynı zamanda bugün de Hürmüz Boğazı’nı kapattı ve petrolü bir silah olarak kullanma yolunu tercih etti. Bu durumda tabii buradaki kaos dünya ekonomisini derinden etkileyecek" şeklinde konuştu. Türkiye’nin yeni bir göç dalgası için tedbirli olması gerektiğini kaydeden Dr. Mithat Atabay, şu ifadeleri kullandı: "Türkiye’ye baktığımız zaman Türkiye özellikle bu savaşın uzun sürmesi karşısında yeni bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalacak. Bu durumda Türkiye’nin tedbirli olması gerekiyor. Ayrıca Türkiye petrolü ve doğal gazı dışarıdan almaktadır. Hem kuzeyinde hem de doğusunda böyle bir savaş durumunda bunların fiyatları hıza artacağı öngörülmektedir. Türkiye’nin ödemeler dengesinde açık meydana gelecek. Bu açık iki şekilde kapanabilir. Bir tanesi ya borç para bularak bunları karşılamak veyahut da Türkiye’de özellikle fiyatları artırmak. Fiyatları artırdığınız zaman çünkü vergi toplayacaksınız ama sabit gelirlerin kazançlarını veyahutta maaşları artmadığı zaman veya çiftçinin gelirleri artmadığı zaman zengin ile fakir arasındaki uçurum artacak. Böyle durumda tabii fakirlik arttığı zaman hastalıklar ve ekonominin sağlıksız bir şekilde devam etmesi gibi bir olayla karşı karşıya kalacak Türkiye. Bunun benzer bir durumu 1973’te petrolün özellikle savaş aracı olarak kullanılması döneminde Türkiye yaşamıştı. Türkiye o zaman cari açık nedeniyle büyük bir kaosa girdi. Sürekli yüksek enflasyon ve ülke içerisinde de özellikle anarşinin tırmanması şeklinde kendini gösterdi." Türkiye’nin ekonomik olarak bu savaşı atlatması için üretime önem vermesi gerektiğini vurgulayan Dr. Atabay, sözlerine şöyle devam etti: "Tabii Türkiye’nin bunu atlatabilmesi için önce üretime önem vermesi gerekiyor. Ayrıca Avrupa ve diğer ülkelerle ticaretine hız vermesi ve özellikle de ticareti yaparken kendi öz kaynaklarına dayanarak ve kendi özellikle yeraltı kaynakları ve tarım ürünlerinin üretimini artırıp bunları dünyaya pazarlaması gerekiyor. Son zamanlarda gördüğümüz üzere mesela petrol fiyatları artarken bir taraftan da buğday fiyatlarının arttığını dünyada görüyoruz. O yüzden Türkiye’nin tarım ürünlerinin üretimine önem vermesi ve kendi kaynaklarını ve kendi öz değerlerini kullanarak bunları planlaması gerekiyor. Aksi takdirde Türkiye dışarıdan borç alarak bunu yüksek faizlerle ödemek durumuyla karşı karşıya kalacak. O durumda da Türkiye’nin tabii ödemeler dengesi açık vereceği için Türkiye’de fakirle zengin arasındaki uçurum artacak."
04 Mart 2026 Çarşamba - 10:37 Çanakkale’de aranan 159 şahıs yakalandı Çanakkale’de gerçekleştirlen denetimlerde farklı suçlardan aranan 159 şahıs yakalanırken 19 araca ise el konuldu. İl Jandarma Komutanlığı ve Jandarma Suç Araştırma Timi (JASAT) 23 Şubat-1 Mart tarihlerinde gerçekleştirilen denetimlerde 60 bin 815 şahıs ve 72 bin 416 araç sorgusu gerçekleştirildi. Kontrollerde aranması bulunan 119 şahıs yakalanırken 19 araç ele geçirildi. ’Basit tehdit’ suçundan hakkında 18 gün kesinleşmiş hapis cezası bulunan 1 şüpheli, ’borçlunun ödeme şartını ihlal’ suçundan hakkında 3 ay kesinleşmiş hapis cezası bulunan 1 şüpheli, ’kasten yaralama’ suçundan hakkında 6 ay 20 gün kesinleşmiş hapis cezası bulunan 1 şüpheli, ’nitelikli emval veren ağaç kesme’ suçundan tutuklamaya yönelik cezası bulunan 1 şüpheli, ’hakaret’ suçundan hakkında 30 gün kesinleşmiş hapis cezası bulunan 1 şüpheli, ’vergi usul kanununa muhalefet’ suçundan hakkında 3 yıl 1 ay 15 gün kesinleşmiş hapis cezası bulunan 1 şüpheli, ’kişilerin huzur ve sükununu bozma’ suçundan hakkında 13 gün kesinleşmiş hapis cezası bulunan 1 şüpheli, ’kamu kurum ve kuruluşları vb. tüzel kişiliklerin araç olarak kullanılması’ suçundan 4 yıl kesinleşmiş hapis cezası bulunan 1 şüpheli, ’Türk vatandaşı veya yabancının yurt dışına çıkmasına imkan sağlama’ suçundan 2 yıl 11 ay kesinleşmiş hapis cezası bulunan 1 şüpheli, ’2863 Sayılı Yasaya Muhalefet’ suçundan 2 yıl 1 ay kesinleşmiş hapis cezası bulunan 1 şüpheli, ’izinsiz olarak ateşli silah ve mermileri ülkeye sokma imal etme nakletme satma’ suçundan 10 yıl kesinleşmiş hapis cezası bulunan 1 şüpheli, çeşitli suçlardan ifadelerinin alınmasına yönelik 29 şüpheli olmak üzere toplam 40 şüpheli yakalandı. Jandarmadaki işlemleri aradından mahkemeye çıkan şüphelilerden 11’i tutuklandı.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş: "Ağustos ayının başında Terörüz Türkiye Komisyonu çalışmalarına başlıyor"
27 Temmuz 2025 Pazar - 13:39 TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş: "Ağustos ayının başında Terörüz Türkiye Komisyonu çalışmalarına başlıyor" Çanakkale’de Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin konuşan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, "Türkiye içerideki dirliğini, birliğini ve terörsüz bir süreci çok başarılı bir şekilde yürütürse, önümüz açıktır. Ümit ediyorum sizlerin, aziz milletimizin desteğiyle bu süreci de en kısa sürede başarıyla tamamlayacağız. Ve çok daha güçlü bir şekilde yolumuza devam edeceğiz" dedi. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Türkiye Büyük Millet Meclisinde Terörsüz Türkiye Komisyonu kurulduğunu ve Ağustos ayında çalışmalara başlanacağını açıkladı. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Çanakkale’nin Çan ilçesinde bir fabrikanın kuruluşunun 68’inci kuruluş yıl dönümü nedeniyle düzenlenen etkinliğe katıldı. Programda, Çanakkale Valisi Ömer Toraman, AK Parti Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanı İsmail Kaşdemir, Kaymakamlar, Belediye Başkanları, daire müdürleri ve çok sayıda davetlilerde hazır bulundu. Açılış konuşmalarının ardından kürsüye gelen TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Türkiye gündemine ilişkin konular ile Terörsüz Türkiye sürecine değindi. Konuşmasının başında Türkiye’nin farklı noktalarında devam eden orman yangınlarına değinen TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, "Maalesef hala bugün de devam eden, başta Karabük yangını olmak üzere, dün Bursa’da da Kestel’de de ciddi şekilde etkili olan yangın dolayısıyla zarar gören yurttaşlarımızı ve ne yazık ki Bursa’da yangına müdahale sırasında vefat eden kardeşimizi, itfaiyeci kardeşimizi, gerçekten hatırlamadan geçmek mümkün olmaz. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum. Bu hafta içerisinde Ankara’da ve yurdun birçok yerinde orman şehitlerimizi defnettik, mekanları cennet olsun. Dünyanın şu anda birçok ülkesinde devam eden aşırı sıcaklar dolayısıyla neredeyse bütün ormanların çıra haline gelmiş olduğu böyle bir dönemde Cenab-ı Allah milletimizi daha fazla böylesine önemli orman yangınlarından korusun diyerek dua ediyoruz, temenni ediyoruz. Ve bu orman yangınlarına ilk andan itibaren müdahale eden bütün orman teşkilatımızı, itfaiye teşkilatlarımızı, merkezi ve yerel yönetimlerin değerli unsurlarını da Allah işlerinde kolaylık versin ve en kısa süre içerisinde orman yangınları ülkemizde son bulsun istiyoruz" dedi. Sözlerine Türkiye ekonomisi ve sanayisiyle devam eden Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, "Türkiye sanayisinin gelişmesinde, Türk ekonomisinin bugünlere gelmesinde emeği geçen bütün müteşebbislerimizi, yatırımcılarımızı takdirle yad ettiklerini ifade ettiklerini kaydeden TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, "Dünya’daki bütün gelişmeler Türkiye’nin güçlü olmasını mecburi kılmaktadır. Bugün dünyada her alan da, küresel siyasette, küresel ekonomide, ticarette, hukukta, uluslararası hukukta diyebiliriz ki metinlerin en güzel şekilde yazılı olduğu, bütün kurum ve kuralların var olduğu ama bütün dünyada da ticaret, uluslararası ticarette başta olmak üzere kuralsızlığın egemen olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Kurallar bakımından bir problem yok. Her şey yazılı olarak var. Hele hele ikinci dünya savaşı sonrasında kurulan küresel sistemde bir daha asla diyerek ortaya konulan ne kadar güzel temenni varsa hepsi uluslararası hukuk metnine dönüşmüş vaziyette. Ama maalesef bugün geldiğimiz noktada dünya tam manasıyla her alanda bir kuralsızlık dönemini yaşamaktadır. Daha acısını söyleyeyim. Keşke kuralsız olsa. Bundan da öte bir orman kanunu düzeninin hakim olduğu bir döneme girdik. Onun için bu düzende bizim millet olarak, ayakta kalmak, güçlü olmaktan başka hiçbir seçeneğimiz yoktur. Uluslararası hukuka bakıyorsunuz. Artık Gazze hakkında konuşmaya utanıyoruz. Her gün onlarca, yüzlerce insanın öldüğü ve maalesef bu ölümlerin de sıradanlaştırıldığı bir dönemdeyiz. Dünyanın bütün uluslararası yazılı metinleri bunu bir soykırım olarak kabul eder ve soykırım işleyenlerinin önlenmesini emreder. Ama nasıl yapacaksınız. Kural güçlüden yanadır. Orman kanunu dayıdan yanadır. Orman kanunu güçlüden yanadır. Güçlü olan arkasında birilerini de arkasına aldığı zaman insanlara bir kilo buğday verirken bile dalga geçerek onları affedersiniz. Afrika’daki safarilerde yaban hayvanı öldürür gibi sniperlerle öldürmeyi marifet saymaktadır. Böyle bir kuralsızlık karşısında Birleşmiş Milletleri göreve çağırmanın ne faydası var. Böylesine vahşi bir orman kanununun hüküm sürdüğü bir uluslararası düzende hangi ülkenin, hangi güçlü ülkenin ne söylediğinin ne önemi var. Bu düzeni ciddi bir şekilde değiştirmek için Türkiye gibi ilke sahibi, kural sahibi olan ülkelerin çok güçlü olması lazım. Biz bu dünyada başkalarının insafına kendi geleceğimizi asla tevdi edemeyiz. Böylesine bir dünyada uluslararası sistemin artık sözden başka, tabeladan başka hiçbir şeyi kalmamış olan kuruluşlarına karşı Türkiye’nin geleceğini emanet edemeyiz. Türkiye bu bakımdan her alanda devletiyle, milletiyle, sanayisiyle, üniversitesiyle her alanda güçlü olmak mecburiyetindedir. Uluslararası hukuk, uluslararası sistem bakımından büyük bir tutarsızlığı, büyük bir kuralsızlığı ortaya koyuyor da, ticaret güya en liberal alanlardan birisi. Söz gelimi söz ticaretten açıldığında dünyanın hemen bütün üniversitelerde bütün liberal ticaret metinleri hemen önünüze konulur. Uluslararası ticaretin de nasıl regüle edileceğinin kuralları yazılıdır. Ama adamın biri kalkıyor sabah vakti diyor ki ben falanca ülkeye tarifeleri şu kadar yükselttim. Şundan şunu almayacağım, buna bunu satmayacağım, şunun şuna satmasını da mani olacağım. Hani kural, hani dünya ticaret örgütü, hani o uluslararası ticaretin herkes tarafından kabul edildiğini zannettiğimiz kuralları. Kim güçlüyse, kimin elinde imkan varsa onun sözünün, onun dayatmasının egemen olduğu bir uluslararası ticaret ortamındayız. Sizler çok daha iyi biliyorsunuz, ticaretin içerisinde olanlar. Böylesine bir küresel sistem ekonomik bakımdan da devam edemez, devam ettirilemez. Onun için bizim Türkiye olarak böyle bir ortamda güçlü olmak, sözümüzü daha itibarlı hale getirmek için her türlü imkanı kullanmak mecburiyetindeyiz. Sanayide güçlü olacağız, teknolojide güçlü olacağız, yüksek teknolojilerde güçlü olacağız. Uluslararası savunma sanayin de güçlü olacağız. Elin oğlunun bir ürünü varsa bizim ondan daha üstün iki ürünümüz olacak. Elin ürününün dünya ticaretinde şu kadar milyar dolarlık payı varsa bizim ondan daha güçlü payımız olacak. İçeride de yine benden evvelki konuşmalarda da ifade edildiği gibi her şeyden önemli olan en güçlü insan kaynağına biz sahip olacağız. Bugün dünyada sistemlerin, teknolojilerin, yüksek teknolojilerin gücünün daha üstünde olan güç insan gücüdür. Çünkü sanayiyi de yapan insandır, yüksek teknolojileri üreten de insandır. Bu insan gücünün de en güçlü şekilde olabilmesi için bütün gücümüzle tabiri caizse seferberlik halinde çalışmalarımızı sürdüreceğiz" diye konuştu. Türkiye’nin en güçlü olmasının en önemli unsurlarının birisinin de içeri de birliği, dirliği sağlamak olduğunu ifade eden Kurtulmuş, sözlerine şöyle devam etti: "Hepimizin farkı fikirlerde olmakla birlikte, farklı hayat tarzlarını benimsemiş olmakla birlikte milli menfaatler söz konusu olduğunda aynı istikamette yürümemizdir. Aynı hedefe yönelmemizdir. Hepimizin oklarımızı aynı istikamete atmaktır. Bunu yapabildiğimiz takdir de inşallah Türkiye’nin önü açıktır. Türkiye kendi iç cephesini tahkim ederek, yoluna çok daha güçlü bir şekilde yürüyecektir. Bu çerçevede özellikle Türkiye’nin önünde yeni bir kapı açıldığını, bizim önümüze çıkan bu fırsatın en iyi şekilde değerlendirilmesi için siyaset olarak bizim büyük bir gayretle çalışmamızı, bu çerçevede de toplum olarak güçlü bir destekle sürecin desteklenmesini sizlerden istirham ediyorum. Türkiye’de 100 yıllık Cumhuriyet tarihimizin 50 yılı terör belasıyla uğraşmak geçmiştir. Bu 50 yılda Türkiye’de on binlerce insanımız hayatını kaybetmiştir. Binlerce evladımız şehit olmuştur. Çanakkale’de sizlerde nice şehit cenazesine katıldınız. Türkiye’de biz bir grup üniversite hocası arkadaşımızla 2013 yılında bu çalışmayı yapmıştık. Alternatif maliyetleriyle birlikte terörün Türkiye’ye o zamanki maliyeti 1.3 Trilyon Dolardı. Şimdi bu en az 2 trilyon dolardır. Çünkü terör maliyeti diye hesap ettiğiniz şey sadece silaha harcanan, terörü önlemek için harcanan silaha ve mühimmata yapılan yatırım, oraya harcanan para değildir. Adam terör zamanında Antalya’da bir yere bomba atmış. O senelerin bütün geçmiş eğrilerini aldık. Herhangi bir terör olayı karşısında turizm nasıl düşüyor. Herhangi bir mezrada yapılan saldırı sonucu hayvancılık nasıl düşüyor. Türkiye’nin CDS primleri nasıl yükseliyor. Bütün bunları üst üste koyduğunuzda 2013 yılında 1.3 trilyon bulmuştur. Şimdi eminim ki bunun güncellendiğinde en az 2 trilyon doların civarındadır. Bu şu demektir. Eğer Türkiye bunu yapabilmiş olsaydı, şu burnumuzun dibindeki terör olmasaydı vakti, zamanında bu önlenebilmiş olsaydı, herhalde yüzlerce Çanakkale Köprüsü yapılabilirdi. Eğer bu önlenebilmiş olsaydı, Türkiye yüzlerce İstanbul-İzmir otoyolunu yapmış olurdu. Maalesef terör uluslararası emperyalistler tarafından bugünkü dünyayı bir orman kanunu olarak yönetenler tarafından Türkiye’nin ayağına bir pranga olarak vurulmuştur. Şimdi bu prangalardan kurtulma vaktidir. Artık Türkiye uzun süre bunun bütün yükünü taşıdı. Terörü geride bırakacak. Birlik ve beraberlik içerisinde terör örgütü kendisini fes edecek. Bunun ilanını yaptık. Terör örgütü kendisini fes ettikten sonra bir daha bu ülkede terörün hiçbir şekilde gelişmesine müsaade edecek bir ortam oluşturmadan hep beraber terörü, tarihin çöplüğüne atacağız." Türkiye Büyük Millet Meclisinde Terörsüz Türkiye Komisyonu kurduklarını ve Ağustos ayında çalışmalara başlanacağını açıklayan Numan Kurtulmuş, "Bunun için Türkiye Büyük Millet Meclisinde bütün siyasi partilerin katılımlarıyla millet adına terörden kurtulma sürecine ve terör örgütünün silahları bırakma sürecine vaziyet etmek üzere ve bu süreçte ortaya çıkabilecek siyasi ve hukuki düzenlemeleri gerçekleştirmek üzere bir terörsüz Türkiye Komisyonu kurduk ve inşallah en kısa zamanda Ağustos ayının başında bu çalışmaları başlatıyoruz. Kısa sürecek, çok uzun tartışmalarla Türkiye’nin gündemini işgal edeceğimiz bir mesele değildir. Ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bütün partilerin ortak kararlılığıyla ortaya çıkacak bu komisyon, aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesinin yükseltilmesi bakımından da farklı fikirlerin müzakere edileceği, farklı fikirlerin karşılıklı olarak gündeme getirileceği ama sonunda mutlaka milletin ve memleketin hayrına olacak kararların alınacağı bir çalışma düzenini gerçekleştirecek. Ve ümit ediyorum ki çok uzun olmayan bir süre sonunda bu komisyon üzerine düşen sorumluluğu yerine getirip tekliflerine Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine taşıyacak ve Türkiye bu süreçte Allah’ın izniyle terörü artık geride bırakmış. Hele hele bölgedeki bütün ülkelerin giderek daha fazla terör girdabına sokulmaya çalışıldığı bir dönemde terörü geride bırakmış bir ülke olacak. Bunun için hep beraber gayret edeceğiz Milletçe destek vereceğiz, omuz vereceğiz. 50 yıl az bir süre değil. Eğer bu memlekette bu ülkenin insanları arasına emperyalistlerin vekalet örgütleri olarak kullandığı bu terör şebekeleri başarılı olsaydı, Türkiye çoktan bölünürdü. Ama bu ülkenin Türk’ünü, Kürt’ünü bu ülkenin Alevi’sini, Sünni’sini birbirinden ayırt etmeye, kimsenin gücü yetmemiş, kimsenin de gücü Allah’ın izniyle yetmeyecektir. Tarihimiz, kültürümüz, geçmişimiz, medeniyetimiz, düğünlerimiz, halaylarımız, taziyelerimiz, geleneklerimiz bir. Neredeyse iç içe geçmiş olan 86 milyon vatandaşımızı hangi güç birbirinden hangi gerekçeyle ayıracak. Sultan Alparslan’ın çocuklarıyla, Kılıçarslan’ın çocuklarıyla, Selahaddin Eyyubi’nin çocuklarını hangi güç birbirinden ayırabilecek. Eğer buna güçleri inanın ki bugün bambaşka bir Türkiye’den konuşuyor. Bugün çoktan bölünmüş, parçalanmış bir Türkiye’den bahsediyorduk. Bu oyunu bozduk. Bu milletin inancı bozdu, bu milletin içinde var olan milli dayanışma ruhu bozdu. Bu milletin milli birliği ve şuuru bozdu. İnşallah şimdi artık kurumsal olarak da terör örgütü tamamıyla kendisini feshedecek ve Türkiye tam manasıyla bütün terör örgütlerinden temizlenmiş güçlü bir ülke olarak yoluna devam edecek. Eğer bu anlamda Türkiye içerideki dirliğini, birliğini ve terörsüz bir süreci çok başarılı bir şekilde yürütürse, önümüz açıktır. Hem bölgesel anlamda hem küresel anlamda sözü daha etkin bir Türkiye olma istikametinde yürüyüşümüz sağlamdır, güçlüdür. Ümit ediyorum sizlerin, aziz milletimizin desteğiyle bu süreci de en kısa sürede başarıyla tamamlayacağız. Ve çok daha güçlü bir şekilde yolumuza devam edeceğiz. Son söz olarak söylüyorum. Bu süreç herhangi bir partinin tek başına yöneteceği bir süreç değildir. Bu süreç herhangi bir şekilde bir siyasi süreç de değildir. Bu süreç bir kişinin bir grubun değil 86 milyonun ortak bir şekilde sahiplenmesi gereken, ortak bir şekilde yürütmesi gereken bir varoluş mücadelesidir. Allah yardımcımız olsun. Allah Türkiye’nin düşmanlarını fırsat vermesin. Bu ülkenin birlik ve beraberliğinde gözü olanları cenabı Allah hiçbir şekilde muvaffak etmesin. Onların muvaffak olmaması için bizim birlikte, dirlikte, kardeşlikte gelişmede, kalkınmada başarılı olmamız lazım" dedi.
Bozcaada’da Aya Paraskevi Günü ayini
26 Temmuz 2025 Cumartesi - 12:35 Bozcaada’da Aya Paraskevi Günü ayini Çanakkale’nin Bozcaada ilçesindeki Ayazma Manastırı’nda Rumlar, Aya Paraskevi Günü nedeniyle ayin yaptı. Fener Rum Patriği Bartholomeos’un yönettiği ayine Yunanistan Panhelenik Sosyalist Hareketi Partisinin (PASOK) Genel Başkanı ve Yunanistan milletvekili Nikos Androulakis katıldı. Halk arasında ’Ayazma Panayırı’ olarak bilinen etkinliğe, Yunanistan Panhelenik Sosyalist Hareketi Partisinin (PASOK) Genel Başkanı ve Yunanistan milletvekili Nikos Androulakis, Yunanistan’ın İstanbul Başkonsolosu Konstantinos Koutras, Gökçeada ve Bozcaada Metropoliti Kyrillos Sykis, Yunanistan, ABD, Avustralya, İtalya, Fransa, Kanada ve Gökçeada’dan gelen Rum Ortodoks cemaati üyeleri katıldı. Tarihi manastırda, ayini Fener Rum Patriği Bartholomeos yönetti. Dualar edilip, ilahiler okunan ayinde, katılımcılar mum yakıp dilekte bulundu. Aya Paraskevi Panayırı Efsaneye göre, genç ve güzel bir kız olan Paraskevi, şimdi Göztepe diye bilinen yüksek tepedeki Ayyalus Manastırı’ndan yakışıklı bir delikanlıya aşık olur. Paraskevi’nin babası durumu fark edince, kızını Ayazma’da sıkı bir göz hapsine alır. Aşk ateşiyle yanan kız kimi zaman Göztepe’ye doğru bakar, derin derin iç geçirip rüzgarla sevdiği adama mesaj göndermek ister. Ayyalus’taki genç de aynı duyguları besler ancak kavuşamazlar. Paraskevi’nin aşk acısıyla ölmesinin ardından onun büyük aşkının anısına dua edeceklere dilek pınarı yapılır.
Gökçeada Uğurlu-Zeytinlik kazılarında tarım ve hayvancılığa dayalı ilk köy yerleşimi bulundu
25 Temmuz 2025 Cuma - 13:56 Gökçeada Uğurlu-Zeytinlik kazılarında tarım ve hayvancılığa dayalı ilk köy yerleşimi bulundu Çanakkale’nin Gökçeada ilçesindeki Uğurlu-Zeytinlik yerleşmesinde 15 yıldır devam eden arkeoloji kazılarda Ege adaları içinde besin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalı ilk köy yerleşimi olduğu ortaya çıktı. Türkiye’nin en büyük adası olan Kuzey Ege adalarından Çanakkale’de bulunan Gökçeada’da, Uğurlu-Zeytinlik yerleşmesinde 15 yıldır Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izin ve maddi destekleriyle arkeolojik kazı çalışmaları devam ediyor. Kazı çalışmaları sonucunda bölgenin Ege adaları içinde besin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalı ilk köy yerleşimi olduğu ortaya çıktı. Ayrıca yapılan arkeolojik çalışmalar; Ege adaları içinde çanak çömlek yapımının, metalürjinin, anıtsal mimarinin en erken ortaya çıktığını bu kapsamda da şehirciliğe ait en eski kanıtlara ev sahipliği yapan yerleşim yeri olduğunu ortaya koyuldu. Doğu Ege adalarında şimdiye kadar bilinen en erken Neolitik Çağ yerleşmesi olan Uğurlu-Zeytinlik Höyük, hem Avrupa’da Neolitik yaşam biçiminin nasıl başladığı sorununa katkıda bulunacak, hem de Neolitik ve Kalkolitik Çağlar’da Ege Adaları, Anadolu ve Balkanlar arasındaki ilişkileri açığa çıkartacak anahtar bir yerleşim konumunda. Yerleşmede yapılan kazılar 6 kültür katının varlığını ortaya çıkardı. En erken VI. Kültür Katı MÖ 6800-6600 yılları arasındaki Çanak Çömleksiz Neolitik Çağa tarihlerini kapsıyor. Yerleşimde ilk çanak çömlekler MÖ 6600 yıllarında ortaya çıkmaya başladı. V. Kültür Katı, MÖ 6500-5900 yılları arasına tarihlenirken, Neolitik Çağ’ın son evresi olan IV. Kültür Katı MÖ 5900-5500 yıllarına tarihleniyor. III. Kültür Katı Uğurlu-Zeytinlik’te Neolitik ile Kalkolitik Çağ arasındaki geçiş sürecini yansıtırken, MÖ 5500-4900 yılları arasına tarihleniyor. Yerleşimin oldukça büyüdüğü bu kültür katı şehirciliğe ait en eski kanıtlar sunuyor. Yerleşmedeki son kültür katı olan II. Kültür Katı MÖ 4500-4300 yılları arasına tarihleniyor. İlk olarak 1998 yılında tespit edilen höyük, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izinleri ile 2009 yılından bu yana Akdeniz Üniversitesi adına Prof. Dr. Burçin Erdoğu başkanlığındaki bir ekip tarafından kazılıyor.