Yerel Haberler
Diyarbakır
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 15:05 Diyarbakır’da ’Süper Lig’ heyecanı: kent ve taraftarlar tek yürek Amed Sportif Faaliyetler’in kritik Iğdır Futbol Kulübü deplasmanı öncesi Kayapınar’daki Parkorman ve Kent Meydanı’na dev ekran kuruldu. Şehirde maç saati yaklaştıkça hem büyük bir coşku hem de heyecan yaşanıyor. Diyarbakır’da tarihi maç öncesi adeta bayram havası yaşanıyor. Amed Sportif Faaliyetler, Trendyol 1. Lig’in son haftasında deplasmanda Iğdır Futbol Kulübü ile sezonun en kritik karşılaşmasına çıkarken, taraftarlar da bu heyecana ortak olmak için sokaklara akın etti. Kayapınar ilçesinde bulunan Parkorman ve Kent Meydanı’nda kurulan dev ekranlar, binlerce vatandaşı bir araya getirdi. Şehir genelinde araç kornaları susmazken, vatandaşlar sokaklarda tezahüratlar yaparak takımlarına destek veriyor. Diyarbakır temsilcisinin karşılaşmayı kazanması halinde Süper Lig’e yükselmesi, kentteki heyecanı zirveye taşıdı. Diyarbakır’da herkes tek yürek olurken, gözler tarihi karşılaşmadan gelecek sonuçta. "Dün akşamdan beri heyecandan uyumadım" Mardin’den sabahın ilk ışıklarında Diyarbakır’a gelerek dev ekranın kurulduğu parkta arkadaşlarıyla maç saatini bekleyen Fırat Akar, "Amedspor’u desteklemek için Mardin’den geldik. Heyecanla maçı bekliyoruz. Muhtemelen kazanacağız. Kazanmasak dahil play-off maçıyla Süper Lig’e çıkacağız. Kesinlikle kazanacağımızı düşünüyorum. Kendimizden eminiz" ifadelerini kullandı. Maç için Mardin’den Diyarbakır’a gelen Harun Yüksel ise saatler öncesinden dev ekranın kurulduğu alana gelip en önden izlemeyi beklediğini söyledi. Yüksel, "Çok heyecanlıyız. Umarım bu yolun sonu şampiyonlukla biter. Amedspor sadece Diyarbakır’ın takımı değil bütün Güneydoğu’nun takımıdır. Mardin’den buraya geldik. İnşallah şampiyon olacağız" şeklinde konuştu. Taraftarlardan Hüseyin Angay da dün akşamdan beri heyecandan uyumadığını dile getirdi. Angay, "Kent Meydanı’nda heyecanla maçı beklemekteyiz. 21 yıla yakındır Diyarbakır şehri, Süper Lig hasreti çekiyor. İnşallah bu hasret bugün son bulacak. Amedspor sadece bizim değil, tüm Güneydoğu’nun takımıdır. Bizim dileğimiz futbolcularımız çok iyi bir maç çıkarıp, 21 yıllık hasretimize son vermeleri" dedi.
Bir ilçedeki okulların yemek ihtiyacını bu lise karşılıyor: Yıllık 15 milyon ciro yapıyor
19 Ekim 2025 Pazar - 11:53 Bir ilçedeki okulların yemek ihtiyacını bu lise karşılıyor: Yıllık 15 milyon ciro yapıyor Diyarbakır’da eğitim veren Dicle Kız Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde eğitim gören öğrenciler, aşçılık eğitimi alıp geleceklerine yön verirken Lice ilçesinde taşımalı eğitim okullarının da yemek ihtiyacını karşılıyor. Yıllık 15 milyon lira ciro yapan okulda eğitim gören öğrencilerin her birinin hedefi, iyi bir şef olup Türkiye’yi yurtdışında temsil etmek. Yenişehir ilçesinde bulunan ve modern bir yapıya sahip olan Dicle Kız Mesleki Teknik Lisesi, adeta bir yemek fabrikası gibi hizmet veriyor. 540 öğrencinin bulunduğu okulda 100 öğrenci yiyecek içecek hizmetleri alanında eğitim alıyor. Burada aldıkları eğitimlerle geleceklerine yön veren öğrencilerin yaptıkları yemekler de köy okulundaki öğrencilerin karınlarını doyuruyor. Günlük toplam 2 bin 300 kişilik üretilen yemekler Lice ilçesinde taşımalı eğitim gören okullara gönderiliyor. Öğrenciler hem eğitim görüp mesleki tecrübe kazanırken hem de okul harçlıklarını çıkarıyor. Okul aynı zamanda bir fabrika gibi çalışıp sadece geçen yıl 15 milyon 680 bin ciro yaparken bu rakamın 550 bini çocukların emeklerine ayrıldı. Fabrika gibi okul Yenişehir Dicle Kız Meslek ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürü Serpil Tekay, okulun 2008 yılında kurulduğunu ve sadece kız öğrencilere eğitim verilen bir meslek lisesi olduğunu söyledi. Tekay, "Okulumuzda 6 alanda bugün itibariyle 540 öğrenciye eğitim-öğretim veriyoruz. Yiyecek içecek hizmetleri alanında bu yıl itibariyle 100 öğrencimiz var. Öğrencilerimiz 9’uncu sınıfta alanı tanıyarak başladıkları eğitime 10’uncu, 11’inci ve 12’nci sınıflarda alanla ilgili uzmanlaşarak eğitimlerine devam ediyor. 12’nci sınıfta işletmelerde beceri eğitimine gidiyorlar. Ara sınıflardaki öğrencilerimiz haftanın belirli günlerinde eğitim alırken, haftanın belli günlerinde okulumuzun döner sermaye işletmesine bağlı olarak yapılan üretim çalışmalarında görev alıyorlar" dedi. Geçen yıl 15 milyon 680 bin liralık ciro yaptılar Okulun 2024-2025 eğitim öğretim yılında 15 milyon 680 bin lira ciro yaptığına değinen Tekay, şöyle devam etti: "Bu işlerin üretilmesinde 56 öğrencimiz görev aldı. Öğrencilerimize toplam 550 bin TL öğrenci hakkı aktarımı yapıldı. İçinde bulunduğumuz eğitim öğretim yılının istatistik verileri bu verilere dahil değildir. Bu yıl itibariyle ilimiz Lice ilçesinde eğitim gören taşımalı sistem öğrencilerinin sıcak öğle yemeğini biz yapıyoruz. 12 okulumuza sıcak yemek, 2 okulumuza kumaya gönderiyoruz. Yani buradaki öğrencilerimiz kendi yaşıtlarının yemek yemelerine katkıda bulunmuş oluyorlar. Lice ilçesi dışında Yenişehir ilçesinde bulunan iki özel eğitim kurumuna sıcak yemek veriyoruz. Günlük toplam 2 bin 300 öğle yemeği üretiliyor. Gün içinde yapılan hazırlıklar akşam kazanında birleşiyor ve ertesi gün sabaha karşı buradan yeneceği yerlere doğru yola çıkıyor." Okul aynı hedef aynı Yenişehir Dicle Kız Meslek ve Teknik Anadolu Lisesi 10’uncu sınıf öğrencisi Mine Aktaş, okulda genellikle haftada 10 saat derslerinin olduğunu belirterek, "Bir hafta burada yemek yapıyoruz, diğer hafta birimiz çalışıyor, grup grup gidiyoruz. Bir grup orada çalışıyor, bir grup burada yemek yapıyor. Yaşım 16, para kazanıyoruz yaptığımız işten dolayı. İleride zincir otellerde müdür olmak istiyorum" diye konuştu. 10’uncu öğrencisi Candan Tomak da, "Öğretmenlerimiz aracılığıyla ve bize gösterdikleri yöntemlerle haftanın 2 günü mutfakta çalışıyoruz. İlerideki hayalim kendi otelimde, restoranımda aşçı olarak çalışmak istiyorum" şeklinde konuştu. 10’uncu sınıf öğrencisi Halime Gündüz de, "Haftanın 2 günü mutfağa iniyoruz. 10 saat çalışıyoruz. Hocalarımız servisinde yemekleri öğreniyoruz. Burada hem eğitim görürken hem de harçlık kazanıyoruz. Harçlıklarımızla da ihtiyaçlarımızı gideriyoruz. Hedefim iyi bir şef olmak" dedi.
Bir ilçedeki okulların yemek ihtiyacını bu lise karşılıyor, yıllık 15 milyon ciro yapıyor
19 Ekim 2025 Pazar - 11:46 Bir ilçedeki okulların yemek ihtiyacını bu lise karşılıyor, yıllık 15 milyon ciro yapıyor Diyarbakır’da eğitim veren Dicle Kız Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde eğitim gören öğrenciler, aşçılık eğitimi alıp geleceklerine yön verirken Lice ilçesinde taşımalı eğitim okullarının da yemek ihtiyacını karşılıyor. Yıllık 15 milyon lira ciro yapan okulda eğitim gören öğrencilerin her birinin hedefi, iyi bir şef olup Türkiye’yi yurtdışında temsil etmek. Yenişehir ilçesinde bulunan ve modern bir yapıya sahip olan Dicle Kız Mesleki Teknik Lisesi, adeta bir yemek fabrikası gibi hizmet veriyor. 540 öğrencinin bulunduğu okulda 100 öğrenci yiyecek içecek hizmetleri alanında eğitim alıyor. Burada aldıkları eğitimlerle geleceklerine yön veren öğrencilerin yaptıkları yemekler de köy okulundaki öğrencilerin karınlarını doyuruyor. Günlük toplam 2 bin 300 kişilik üretilen yemekler Lice ilçesinde taşımalı eğitim gören okullara gönderiliyor. Öğrenciler hem eğitim görüp mesleki tecrübe kazanırken hem de okul harçlıklarını çıkarıyor. Okul aynı zamanda bir fabrika gibi çalışıp sadece geçen yıl 15 milyon 680 bin ciro yaparken bu rakamın 550 bini çocukların emeklerine ayrıldı. Fabrika gibi okul Yenişehir Dicle Kız Meslek ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürü Serpil Tekay, okulun 2008 yılında kurulduğunu ve sadece kız öğrencilere eğitim verilen bir meslek lisesi olduğunu söyledi. Tekay, ’’Okulumuzda 6 alanda bugün itibariyle 540 öğrenciye eğitim-öğretim veriyoruz. Yiyecek içecek hizmetleri alanında bu yıl itibariyle 100 öğrencimiz var. Öğrencilerimiz 9’uncu sınıfta alanı tanıyarak başladıkları eğitime 10’uncu, 11’inci ve 12’nci sınıflarda alanla ilgili uzmanlaşarak eğitimlerine devam ediyor. 12’nci sınıfta işletmelerde beceri eğitimine gidiyorlar. Ara sınıflardaki öğrencilerimiz haftanın belirli günlerinde eğitim alırken, haftanın belli günlerinde okulumuzun döner sermaye işletmesine bağlı olarak yapılan üretim çalışmalarında görev alıyorlar’’ Geçen yıl 15 milyon 680 bin liralık ciro yaptılar Okulun 2024-2025 eğitim öğretim yılında 15 milyon 680 bin lira ciro yaptığına değinen Tekay, şöyle devam etti: ‘’Bu işlerin üretilmesinde 56 öğrencimiz görev aldı. Öğrencilerimize toplam 550 bin TL öğrenci hakkı aktarımı yapıldı. İçinde bulunduğumuz eğitim öğretim yılının istatistik verileri bu verilere dahil değildir. Bu yıl itibariyle ilimiz Lice ilçesinde eğitim gören taşımalı sistem öğrencilerinin sıcak öğle yemeğini biz yapıyoruz. 12 okulumuza sıcak yemek, 2 okulumuza kumaya gönderiyoruz. Yani buradaki öğrencilerimiz kendi yaşıtlarının yemek yemelerine katkıda bulunmuş oluyorlar. Lice ilçesi dışında Yenişehir ilçesinde bulunan iki özel eğitim kurumuna sıcak yemek veriyoruz. Günlük toplam 2 bin 300 öğle yemeği üretiliyor. Gün içinde yapılan hazırlıklar akşam kazanında birleşiyor ve ertesi gün sabaha karşı buradan yeneceği yerlere doğru yola çıkıyor.’’ Okul aynı hedef aynı Yenişehir Dicle Kız Meslek ve Teknik Anadolu Lisesi 10’uncu sınıf öğrencisi Mine Aktaş, okulda genellikle haftada 10 saat derslerinin olduğunu belirterek, ’’Bir hafta burada yemek yapıyoruz, diğer hafta birimiz çalışıyor, grup grup gidiyoruz. Bir grup orada çalışıyor, bir grup burada yemek yapıyor. Yaşım 16, para kazanıyoruz yaptığımız işten dolayı. İleride zincir otellerde müdür olmak istiyorum’’ diye konuştu. 10’uncu öğrencisi Candan Tomak da ‘’Öğretmenlerimiz aracılığıyla ve bize gösterdikleri yöntemlerle haftanın 2 günü mutfakta çalışıyoruz. İlerideki hayalim kendi otelimde, restoranımda aşçı olarak çalışmak istiyorum’’ şeklinde konuştu. 10’uncu sınıf öğrencisi Halime Gündüz de ‘’Haftanın 2 günü mutfağa iniyoruz. 10 saat çalışıyoruz. Hocalarımız servisinde yemekleri öğreniyoruz. Burada hem eğitim görürken hem de harçlık kazanıyoruz. Harçlıklarımızla da ihtiyaçlarımızı gideriyoruz. Hedefim iyi bir şef olmak’’ dedi.
Diyarbakır 9. Kitap Fuarı açıldı
18 Ekim 2025 Cumartesi - 16:35 Diyarbakır 9. Kitap Fuarı açıldı Diyarbakır Ticaret ve Sanayi (DTSO), Tüyap Fuarcılık Grubu ve Türkiye Yayıncılar Birliği iş birliğiyle düzenlenen Diyarbakır 9. Kitap Fuarı, kapılarını açtı. 18-26 Ekim 2025 tarihleri arasında okuyucuları ağırlayacak olan fuarın açılışına DTSO Başkanı Mehmet Kaya, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanı Doğan Hatun, Diyarbakır Vali Yardımcısı Batuhan Taşgın, paydaşlar ve davetliler katıldı. Açılışta konuşan, DTSO Başkanı Mehmet Kaya, 12 bin 500 yıllık bir tarihe sahip Diyarbakır’ın en önemli özelliğinin dünyada aynı merkezden yönetilen birinci kent olması olduğunu ifade etti. Diyarbakır için kitap fuarının ‘olmazsa olmaz’ olduğunu ifade eden Kaya, ‘’Bu anlamda ben hem Kenan abiye hem Tüyap Fuarcılığa hakikaten teşekkür ediyorum. Destek veren kuruluşlarımız. Sonuçta biz bu Diyarbakır’ın yönetenleriyiz. Milli eğitimiyle, valiliğiyle, belediyesiyle bu kente ne gerekiyorsa yapma gibi bir görevimiz var’’ diye konuştu. Geçen yıl 215 bin civarında ziyaretçi olduğunu hatırlatan Kaya, "Bu sadece Diyarbakır değil. Van’dan, Mardin’den, Batman’dan 9 gün boyunca insanlar gelip Diyarbakır kitap fuarında hem kitap alıyorlar, hem söyleşileri dinliyorlar, hem yazarlarla sohbet ediyorlar. Yani bölgeyi, bölgede bir kültür etkinliğine dönüşen bir fuarımız var. Bu sene milli eğitim müdürümüz de özellikle öğrencilerin gelip kitap fuarından yararlanması, kendi yayın evleriyle buluşması ile ilgili önemli destekler verdi. Ona da teşekkür ediyoruz buradan. Temel amacımız Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası olarak kitap fuarını tüm paydaşlarımızla bölgenin bu etkinlik kitap etkinliği, kültür etkinliği olarak devam ettirme ile ilgili elimizden gelen tüm çabayı sarf edeceğimizi belirtiyorum" şeklinde konuştu.
Diyarbakır’da zindanından su kuyusuna kadar olan 15. yüzyıldan kalma Beyler Konağı asırlardır varlığını koruyor
18 Ekim 2025 Cumartesi - 09:11 Diyarbakır’da zindanından su kuyusuna kadar olan 15. yüzyıldan kalma Beyler Konağı asırlardır varlığını koruyor Diyarbakır’ın Çermik ilçesinde bulunan 15. yüzyıldan kaldığı değerlendirilen Beyler Konağı, yıllar içinde harabeye dönmesine rağmen varlığını koruyor. Zindanından, su kuyusuna kadar birçok bölümü olan 800 metrekarelik konağın sahibi, restore etme güçleri olmadığı için yetkililerin burayı turizme kazandırmasını istiyor. İlçenin Saray Mahallesi Beyler Köşkü Sokak’ta bulunan 15. yüzyıldan kalma olduğu değerlendirilen Beyler Konağı, yer yer harabeye dönse de asırlardır varlığını koruyor. Zindanından, su kuyusuna kadar birçok bölümü olan 800 metrekarelik konağın sahibi, restore etme güçleri olmadığı için yetkililerin burayı turizme kazandırmasını istiyor. Mülk sahiplerinden Ahmet Alan, yapının eski Osmanlı sarayı, bey konağı olarak geçtiğini, kayıtlara göre 15. yüzyılda inşa edildiğini söyledi. Yapının daha büyük olduğunu belirten Alan, yıllar geçtikçe parça parça yıkılmaya başlandığını ifade etti. 800 metrekareye yakın bir alan olduğunu aktaran Alan, "İçinde zindan ve kuyusu var. Eskiden 40 odalı olarak da halk arasında söyleniyor. Tapusu var, dedemin adınadır. Babam onlar 8 kardeş, sekizi de buraya hissedar. Burayı defalarca satmak istedik, buraya gelen kaymakamlarla, belediye başkanlarıyla görüştük. Olumlu bir sonuç alamadık. Diyarbakır İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünden de geldiler. Yapılacağını söylediler, defalarca geldiler. Her gelen bir umut verip gitti, geri dönüşü olmadı" dedi. "Bize, buranın restore edilmesini söylediler. Yüzde 40’nında bizim karşılayacağımızı söylediler. Yüzde 40’ı karşılayacak bütçemiz yok" diyen Alan, "Büyük bir alandır. Tarihi eserdir, uygun yapılması gerekiyor. Bu gideri karşılayamadık. Yıkılmaya yüz tuttu, yıkılmaya da devam ediyor. Çağrımız, buranın turizme kazandırılması. Burası Çermik için bir simgedir. Mahalle bir ismini buradan almış. Buranın kamulaştırılmasını, tarihe kazandırılmasını istiyoruz. Yazıktır, böyle bir yapının kaybolmasını istemiyoruz. Gerekirse kendi hakkımızdan da vazgeçeriz. Ama buraya bir el atılsın. İki tapu halinde" şeklinde konuştu.
TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Komisyon, anayasa değiştirmek için kurulmuş bir komisyon değildir"
17 Ekim 2025 Cuma - 20:10 TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Komisyon, anayasa değiştirmek için kurulmuş bir komisyon değildir" TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun anayasa değiştirmek için kurulmuş bir komisyon olmadığını belirterek, "Bu komisyon, bu sürecin demokratik olgunlukla bitirilmesi için tespitlerin ve tekliflerini Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’na tavsiye eder" dedi. TBMM Başkanı Kurtulmuş, Diyarbakır’da sivil toplum buluşması programına katıldı. Program sonrası açıklamalarda bulunan Kurtulmuş, Dicle Üniversitesinin akademik yıl açılış programı esasında gelişmiş olan bir program olduğunu, aylar öncesinden bu programa katılmak isteyen komisyon üyelerinden, Diyarbakır milletvekillerinden ve TBMM Başkanlık Divanı’ndan 30’a yakın kişiyle Diyarbakır’ı ziyaret ettiklerini söyledi. Hem üniversite programı, hem sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte gerçekleştirdikleri istişare programlarının yararlı olduğu kanaatinde olduğunu ifade eden Kurtulmuş, "Diyarbakır’da çok kısa da olsa sokakta dolaştığımızda halkın gözündeki bu terörsüz Türkiye sürecine ilişkin umudu, coşkuyu gördüğümü zannediyorum. İnşallah bu süreç başarılı bir şekilde Türkiye’de bütün kesimlerin vermiş olduğu bu katkıya yaraşır şekilde herkesi memnun edecek ve Türkiye’nin geleceğini hakikaten garanti altına alacak Aydınlatacak bir süreç olarak tamamlanır. İnşallah faydalı bir gezi olduğu kanaatindeyim" dedi. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çok titiz bir çalışma yaptığının altını çizen Kurtulmuş, "15 toplantı, onlarca, yüzlerce saat süren çalışmalar yapıldı. 138 sivil toplum kuruluşu ve kanaat önderi dinlendi. Fikirlerine katıldığımız, katılmadığımız çok farklı insanlar oldu. Ama sonuçta bu komisyon başlı başına şunu başarmış oldu; Türkiye’de tam manasıyla olgun bir klasik tartışma ortamı kurulabilir ve buradan sonuç çıkarılabilir. Ve 11 siyasi partinin meclisteki 11 siyasi partinin katkı verdiği komisyon her şeyi konuşarak uzlaşarak belli bir noktaya getirdi. Sonuçta bunun bir sonucunda da bir rapor ortaya konulacak. Komisyonun raporunda şimdiye kadar konuşulan konular hatta grupların yeni teklif olarak ortaya koyacağı konular da komisyonun raporunda tartışılarak çoğunluğun kararıyla oluşturulabilir. Şu anda komisyonun hazırlamış olduğu bir rapor yok. Henüz hazırlık aşamasında değiliz. Çok temel bir insani haktan bahsettim. Herkesin doğuştan gelen haklarından birisi kendi ana dilini kullanabilmesidir. Nasıl karar alınacağı konusu ise ifade ettiğim gibi komisyonun vereceği bir karardır. Komisyon da, tekraren altını çizerim, yasa yapmak için kurulmuş bir komisyon değildir. Anayasa değiştirmek için kurulmuş bir komisyon değildir. Bu komisyon sadece bu sürecin demokratik olgunlukla bitirilmesi için tespitlerin ve tekliflerini Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’na tavsiye eder. O tavsiyelerde hep beraber aramızda arkadaşlar, komisyon üyesi arkadaşlar konuşacak, tartışacak. Eğer karar alırsa. Benim temennim alınacak kararın daha evvel aldığımız üç kararda olduğu gibi ittifakla anılarak meclisin genel kuruluna komisyonun raporunun gönderilmesidir’’ şeklinde konuştu.
TBMM Başkanı Kurtulmuş: ’’Komisyon Anayasa değiştirmek için kurulmuş bir komisyon değildir’’
17 Ekim 2025 Cuma - 18:56 TBMM Başkanı Kurtulmuş: ’’Komisyon Anayasa değiştirmek için kurulmuş bir komisyon değildir’’ TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır’da gerçekleştirilen sivil toplum buluşması sonrası basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Kurtulmuş, terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan ile görüşmeye ilişkin soruya, ‘’Bu benim tek başıma vereceğim bir karar değil. Komisyon üyesi arkadaşlarımız böyle bir tartışmayla yerini, zamanını, şeklini bir şekilde eğer karar verirlerse ona göre hareket edilir’’ dedi. TBMM Başkanı Kurtulmuş, Diyarbakır’da sivil toplum buluşması programına katıldı. Program sonrası açıklamalarda bulunan Kurtulmuş, ‘’ Dicle Üniversitesinin akademik yıl açılış programı esasında gelişmiş olan bir program aylar öncesinden bu programda katılmak isteyen komisyon üyesi arkadaşlarımızdan Diyarbakır milletvekillerinden ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı’ndan 30’a yakın arkadaşımızla birlikte bugün burada Diyarbakır’ı ziyaret ettik. Hem üniversite programı hem az evvel tamamladığımız buradaki sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte gerçekleştirdiğimiz istişare programlarının yararlı olduğu kanaatindeyim. Diyarbakır’da çok kısa da olsa sokakta dolaştığımızda halkın gözündeki bu terörsüz Türkiye sürecine ilişkin umudu, coşkuyu gördüğümü zannediyorum. İnşallah bu süreç başarılı bir şekilde Türkiye’de bütün kesimlerin vermiş olduğu bu katkıya yaraşır şekilde herkesi memnun edecek ve Türkiye’nin geleceğini hakikaten garanti altına alacak Aydınlatacak bir süreç olarak tamamlanır. İnşallah faydalı bir gezi olduğu kanaatindeyim’’ diye konuştu. Daha sonra basın mensuplarının sorularını cevaplayan Kurtulmuş, ‘’Gerçekten konuşmanın akışı içerisinde de herhalde de tam yerine oturdu diye düşünüyorum. Manası itibariyle birlikte olmayı, el ele olmayı, barış içerisinde olmayı, aramızda huzurun, esenliğin hakim olmasını dileyen Kürtçe bir dizeydi. Bunun Türkiye’deki kardeşliğe ve esenliğe katkısı olacağı kanaatindeyim. Konu komisyonun gündemindedir. Komisyon da gündemine hakimdir. Nihayetinde bu benim tek başıma vereceğim bir karar değil. Komisyon üyesi arkadaşlarımız böyle bir tartışmayla yerini, zamanını, şeklini bir şekilde eğer karar verirlerse ona göre hareket edilir. Süreç içerisinde Şimdi tekraren söylüyorum. Şimdi komisyon hakikaten çok titiz bir çalışma yaptı. 15 toplantı, onlarca saat, yüzlerce saat süren belki çalışmalar yapıldı. 138 sivil toplum kuruluşu ve kanaat önderi dinlendi. Fikirlerine katıldığımız, katılmadığımız çok farklı insanlar oldu. Ama sonuçta bu komisyon başlı başına şunu başarmış oldu Türkiye’de tam manasıyla olgun bir klasik tartışma ortamı kurulabilir ve buradan sonuç çıkarılabilir. Ve 11 siyasi partinin meclisteki 11 siyasi partinin katkı verdiği komisyon her şeyi konuşarak uzlaşarak belli bir noktaya getirdi. Sonuçta bunun bir sonucunda da bir rapor ortaya konulacak. Komisyonun raporunda şimdiye kadar konuşulan konular hatta grupların yeni teklif olarak ortaya koyacağı konular da komisyonun raporunda tartışılarak çoğunluğun kararıyla oluşturulabilir. Şu anda komisyonun hazırlamış olduğu bir rapor yok. Henüz hazırlık aşamasında değiliz. Çok temel bir insani haktan bahsettim. Herkesin doğuştan gelen haklarından birisi kendi ana dilini kullanabilmesidir. Nasıl karar alınacağı konusu ise ifade ettiğim gibi komisyonun vereceği bir karardır. Komisyon da bir tekraren altını çizerim yasa yapmak için kurulmuş bir komisyon değildir. Anayasa değiştirmek için kurulmuş bir komisyon değildir. Bu komisyon sadece bu sürecin demokratik olgunlukla bitirilmesi için tespitlerin ve tekliflerini Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’na tavsiye eder. O tavsiyelerde hep beraber aramızda arkadaşlar, komisyon üyesi arkadaşlar konuşacak, tartışacak. Eğer karar alırsa. Benim temennim alınacak kararın daha evvel aldığımız üç kararda olduğu gibi ittifakla anılarak meclisin genel kuruluna komisyonun raporunun gönderilmesidir’’ şeklinde konuştu. (YRT
TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Belki de insanlık tarihinin en önemli kırılma noktalarından birisinden geçiyoruz"
17 Ekim 2025 Cuma - 18:51 TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Belki de insanlık tarihinin en önemli kırılma noktalarından birisinden geçiyoruz" TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır’da sivil toplum buluşmasında yaptığı açıklamada, "Bu sefer mutlaka başaracağız. Zaten milletin arasında var olmayan ama suni olarak sokulmuş olan bir takım gerilimleri Allah’ın izniyle tamamen bir kenara bırakacağız ve hep beraber güçlü bir Türkiye’nin çok daha güçlü hale gelmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz" dedi. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır’da sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle bir araya geldi. Toplantıda konuşan Kurtulmuş, buradaki çalışmaların verimli sonuçların oluşmasına katkı sunmasını ümit ettiklerini söyleyerek, "Bugün Diyarbakır’da da çok kısa da olsa sokaklarda dolaştığımızda insanların gözünün içine baktığımızda fevkalade ciddi bir umut, fevkalade ciddi hatta bir sevinç olduğunu gördük. Milletimizin bu anlamda devam etmekte olan bu sürece sahiplendiği ortaya çıkıyor. Ümit ederiz ki, en kısa zamanda artık ilanihaye hiçbir şekilde silahların konuşmadığı, sadece insanlar arasında esenliğin, barışın, kardeşliğin konuşulduğu ve gelişmenin, kalkınmanın, ilerlemenin, gelecek nesillere daha iyi bir Türkiye, gelecek nesillere daha iyi bir Diyarbakır bırakmanın konuşulduğu bir döneme girmiş oluruz. Öncelikle geldiğimiz çalışmaların önemi bakımından birkaç konunun altında çizmek isterim. Sabahki üniversitedeki oturumda da ifade ettim. Değerli arkadaşlar, belki de insanlık tarihinin en önemli kırılma noktalarından birisinden geçiyoruz. Olaylar tahmin ettiğimizden çok daha hızlı ve çok daha değişken bir şekilde seyrediyor. Ve ne yazık ki dünyanın bütün büyük güçlerinin mücadele alanı tarih boyunca olduğu gibi yine bizim de içinde bulunduğumuz bu coğrafyada gerçekleşiyor. Tarihçilerin bir hilal olarak tanımladığı Balkanlar’dan, Akdeniz’den, Ortadoğu’dan ta Afrika’nın içlerine kadar giden bu coğrafyada, bizim de ülke olarak tam da merkezinde yer aldığımız bu coğrafyada hemen her gün bambaşka bir olay oluyor. Her gün başka bir denklem ortaya çıkıyor ve bu çerçevede maalesef şöyle geriye doğru sardığınızda filmi hiç de bölge halklarının lehine olan geliş görmüyoruz. Dolayısıyla bunun uyarıcı bir alarm olmasını hepimizin görmesi gerekiyor. Bir asır evvel Sykes-Picot ile sınırların çizildiği ve emperyalist bir paylaşımın yapıldığının üzerinden bir asır geçti. İkinci Sykes-Picot ile yeniden bu coğrafya kendi iç çatışmalarıyla, iç kavgalarıyla, bölünmeleriyle uzun yıllar harcasın ve heba etsin isteniyor. Dolayısıyla bizim yapmamız gereken de tam bunudur. Bunun zıddıdır. Bugün Siyonist emperyalizmin açıkça ortaya koyduğunu aslında dün daha fazlasıyla emperyalist güçler farklı durumlarla ortaya koymuşlardı. Yani onlar bölünmeyi, parçalanmayı, dağılmayı söylüyorlarsa biz de bütünleşmeyi, birleşmeyi, beraber olmayı, birlikte ortak bir kadere doğru hareket etmeyi ortaya koymak zorundayız. İşte komisyonumuzu harekete geçiren en önemli nedenlerden birisi budur. Bu gerçeğin Türkiye’nin çok farklı toplum kesimleri tarafından anlaşılmış olmasıdır" diye konuştu. "Bizim ortak bir gelecek inşa etme iradesinden başka bir çıkış yolumuz yoktur" Birlikte ortak bir gelecek inşa etme iradesinden başka bir çıkış yolunun olmadığını dile getiren Kurtulmuş, "Türkiye’nin maalesef az evvel de ifade edildi. Yaklaşık 50 yılına mal olmuş olan bu silahlı çatışma dönemi on binlerce insanın hayattan kopartılmasına neden oldu, iki trilyon dolara mal oldu. Bunu ben ezbere konuşmuyorum. 2013 yılında bir grup üniversite öğretim üyesi arkadaşımızla çalışmıştık. O zamanki bulduğumuz rakam 1.3 trilyon dolardı. Alternatif maliyetleriyle birlikte. Bugün en azından 2 trilyon dolardır. Böyle büyük bir maliyeti Kürt de ödedi, Türk de ödedi, Sünni de ödedi, Alevi de ödedi. Bu Türkiye’nin 86 milyon yurttaşın tamamı ödedi. Bu maliyeti öderken de gelecek nesillerin Payından alınan bir takım hususlarla ödedi. Dolayısıyla bunu tersine çevirmemiz, birliği, beraberliği, bütünlüğü ortaya koymamız lazım. Akıl akıldan üstündür. Şu alışkanlık da vazgeçeceğiz. Emperyalistler projelerini koyuyorlar, kuruyorlar. Bunları görüyoruz. Bu doğru ama onlarda akıl varsa bizde de akıl var. Biz onlardan daha güçlü bir aklı ortaya koymamız lazım. O aklın yolu da bizim tarihi kodlarımızdan geçiyor. Bugün ifade ettim. Bu toprakların yetiştirdiği büyük fikir adamları ve büyük sultanların bize öğrettiği mirastan geçiyor. Alpaslan’ın, Kılıçarslan’ın, Selahattin-i Kürdi’nin o ortaya koymuş olduğu yönetim tarzından geçiyor ve bu toprakların mayasını oluşturan fikir adamlarının düşünce insanlarının yolundan geçiyor. Dolayısıyla birlik ve beraberlik içinde olabilmemiz için hem tarihi müktesebatımız fevkalade güçlüdür hem bugünün gerekleri bizi bir arada bulunmaya mecbur kılmaktadır. Bunu inşallah gönüllü bir şekilde birlikteliğe, kardeşliğe çevirecek bu projeyi ortaya koyacağız. Bunun için bu süreç başlatıldı" şeklinde konuştu. "Herkes kullandığı dile dikkat etmek zorundadır" 5 Ağustos’tan bu yana 15 oturum düzenlediklerini vurgulayan Kurtulmuş, şöyle devam etti: "Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de beş siyasi parti grubu, grubu bulunmayan altı parti yani Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki arkadaşlarımızın bir kısmı da burada. 11 siyasi farklı siyasi parti bir araya gelerek sürekli bir mesai harcadı. Hakikaten fevkalade takdire şayan bir mesaiyle 5 Ağustos’tan bu yana 15 farklı oturum düzenledik. Toplumun farklı kesimlerinin insanlar dinlendi. Bu dinlenenlerin arasında STK’lılar, kanaat önderleri oldu. 16 STK temsilcisi de Diyarbakır ilimizden katılan yani Diyarbakır merkezli kuruluşlarımız vasıtasıyla dinlediğimiz arkadaşlarımız oldu. Herkes bir şey söyledi. Herkes kendi bulunduğu yerden, kendi anlayışı çerçevesinde söyledi ve herkes de saygıyla dinledi. Ama bir tek kişi bile artık barış olmasın savaşlar durmasın, bu terör bitmesin, Türkiye bu mücadeleyle, bu terörle yıllarını heba etsin diye kimseden bir teklif gelmedi. Herkes terörün bitmesini, silahların susmasını, kardeşliğin hakim olmasını isteyen temennilerde bulundular. Bir kısmı açık tekliflerde bulundular. Bunların hepsi de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin şu anda kayıtları altında, zabıtları altında büyük bir müktesebat oluştu. Değerli kardeşlerim, şunu söyleyebilirim, bu vesileyle hem bu komisyon öncesindeki çalışmalarımızda hem de komisyon sırasında dünyadaki birçok çatışma çözümleri örneklerini çok yakın tanımış oldum. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim dünyadaki yani devletlerle örgütler arasındaki çatışmanın bitirildiği çözüm süreçlerinde ortalama 6 yılda, 7 yılda bazılarının ise daha yüksek uzun bir sürede geldiği noktaya Türkiye inanın ki işte Ekim 2024’ten alırsanız bir yılı aşmadan o süreyi oraya gelmiş oldu. Ve çok şükür parlamentoda bu konuyla ilgili bir komisyonun oluşması, bu komisyonun da partilerin hepsinin bir tanesi hariç hepsinin ortak iradesiyle oluşması fevkalade değerlidir. Şimdi geldiğimiz noktada daha dikkatli, daha titiz olmamız gereken bir sürece girdiğimizi açıklıkla ifade etmek isterim. Öncelikle bundan sonraki süreçte ortaya çıkmış olan bu fevkalade olumlu süreci ben inanıyorum bu salonda hemen herkes sürece olumlu yaklaşıyor. Öyle mi? Ama kusura bakmayın olsun diye isteyenler olduğu gibi olmasın diye de kenarda köşede bekleyenler var. Onun için dikkatli olacağız. Öncelikle birkaç şeyi bu sürece ilişkin sizin vasıtasıyla vasıtanızla da bütün Türkiye kamuoyuyla paylaşmak isterim. Herkes kullandığı dile dikkat etmek zorundadır. Karşımızdakini gelinen bu noktada incitmemek için, yanlış bir şey söylememek için, hatalı bir şey söylememek için herkesin diline dikkat etmelidir.’’ "Türkiye 86 milyonun hepsini kapsayan büyük bir çatının adıdır" Dünyanın sadece herkesin ait olduğu siyasi partilerden ibaret olmadığını aktaran Kurtulmuş, "Türkiye’de sadece kendi Türkiye siyasi çatısından ibaret bir çatı değildir. Türkiye 86 milyonun hepsini kapsayan bir büyük çatının adıdır. Dolayısıyla sözümüzü sadece kendi siyasal alanımızda değil, Türkiye’nin bütününe söyleyeceğiz. Bunun için zehirli, kırıcı, yıkıcı eğer bazı şeyler konuşacaksak 100 konu düşünüp bir kere konuşacağız. Burada en başından ilk toplantıda itibaren söylediğim bir şeyi bir kere daha altını çizerek, üstünü çizerek ifade etmek isterim. Değerli arkadaşlar, bu süreç zor bir süreçtir. Bu sürecin başarılı olabilmesi için altın anahtar, altın oran diye bir şey varsa o da Kürt’ün hukukunu ınurunu, Türk’ün de gururunu koruyabilmektir. Bu dengeyi sağlayabildiğimiz saattir de. Yani bu memlekette Kürt diyecek ki, ‘Evet, benim hakkımı hukukum korunuyor. Benim onurum korunuyor. Benim insan olmaktan gelen haklarım ortaya konuluyor.’ Birkaç tanesini bugün sabahki oturumda üniversitede ifade ettim. Diğer taraftan da Türkiye’nin nüfus olarak büyük çoğunluğunu oluşturan Türkler de diyecek ki ‘Evet, iyi bir şey oluyor. Vatan bölünmüyor. Toprak elden gitmiyor. Millet parçalanmıyor. Türkiye emperyalistlerin oyuncağı olmuyor.’ Bu dengeyi kurmak için hepimizin ortak bir aidiyet duygusuyla hareket etmemiz lazım. Bunun için barış, kardeşlik ve demokrasi üçlüsünü sizlerin gündeminize getiriyorum. Eğer esenlikten bahsediyorsak bunun olabilmesi için kardeşlik hukukunun sağlam bir şekilde ortaya konulması ve bunun için de güçlü demokratik mekanizmaların kurulması şarttır. Sadece bir örnek verelim. Tabii ki Türkiye’yi bazı ülkelerle kıyaslamak istemem ama etrafımızdaki komşumuz olan ülkelerdeki, çok şükür Türkiye demokrasisi çoğu ülke ile kıyaslanmayacak. Hatta bazı batılı ülkelerle dahi kıyaslanmayacak ölçüde bir olgunluğa sahiptir. Bu millet milli iradenin ortadan kaldırıldığı her ortamda mücadelesini vermiş, darbelerin sonuçlarını bile kendi reyleriyle düzeltmiştir. Böylesine önemli bir demokrasi birikimine sahibiz. Dolayısıyla kardeşlik hukukunun mutlaka güçlü bir demokrasiyle beslenmesi, kardeşlik hukukunun ortak bir gönül bağıyla ve mutabakatla pekiştirilmesi şarttır. Bununla birlikte hep beraber bu alanlara yoğunlaşacağız ve inşallah üzerimizdeki bu önemli sorumluluğu yerine getireceğiz. Dile dikkat edilmesi gerektiği kadar önemli gördüğüm bir başka husus ise geçmişin acıları üzerinden yeni tartışma alanları oluşturmak durmayacağız. Ateş düştüğü yeri yakar. Her hiç kimsenin acısı bir başkası tarafından tam manasıyla gönlüne varılamaz. Analar burada arada analar var. Şehit analarını dinledik. İşte burada acılı anaları dinledik Ankara’da. Hiçbir ananın acısını bir başkasının yeterince hissetmesi, hiçbir babanın hissetmesi mümkün değildir belki. Ama şunu yapabiliriz. Biz acıları yarıştırmak yerine başkalarının acısını anlayabilmek, onun için empati yapabilmek ve o acıyı yüreğimizde hissederek gerektiğinde o acının yüküyle ağlayabilmek durumundayız. Eğer bunu yaparsak acılar üzerinden tartışma yaparak geçmişi birbirine çatışmalı bir hale getirerek ileriye dönük bir şey söyleyemeyiz. Bir daha o acılar yaşanmasın diye biz önümüzdeki döneme bakıyoruz ve buradan da inşallah yolumuzu açacak kuvveti kudreti ve fikriyatı ortaya koyacağız’’ ifadelerini kullandı. "Kardeşliği husumetin önüne koymak durumundayız" Bazı önemli ikilemlere dikkat çekmek istediğini anlatan Kurtulmuş, şöyle devam etti: "Bunlardan birisi gerçekten husumet değil. İçimizde farklı siyasi partilere, farklı görüşlere karşı bir rekabet duygusu olabilir. Bunu anlarım. Ama hiçbir rekabet bizim ülkemizin yurttaşları arasında bir husumet duygusunu körüklememelidir. Onun için bu anlamda kardeşliği husumetin yerine koymak durumundayız. Üniversitedeki son söylediğim şey burada biliyorum sizin Kürt geleneğinde, Doğu geleneğinde barışlarda, aileler arasındaki kan davaları sonrasındaki barışlarda söylenen bir söz. Orada da ilk yapılması gereken şey ki bunu ona benzetmiyorum. Orayı unutmak, husumeti bir tarafta bırakmak, onun yerine kardeşliği, barışı ve dostluğu ikame etmektir. Bir başka mesele ise bu süreç bir pazarlık meselesi değildir. Bir al al ver meselesi değildir. Herhangi bir şekilde iki farklı ülke arasında ya da iki farklı ülkenin insanları arasında bir alışveriş bir pazarlık meselesi de değil. Tam tersine bir pazarlıkla tabir edilemeyecek kadar önemli bir mesele. Bu sürecin ana fikrini oluşturan şey ortaklaşmadır. Yani siyasi olarak, fikri olarak Türkiye’de tam manasıyla Hukukun, adaletin ve barışın sağlanabilmesi için ortak bir noktaya gelmektir. Bir başka meselemiz ise ideolojik saplantılar değil, ortak geleceği nasıl inşa Bilinci üzerinden konuşmak ve hareket etmektir. İdeolojik saplantılarla, ideolojik saplantıların labirentlerinde dolaşarak bir yol alınamayacağını 50 senedir gördük. İdeolojik saplantıların labirentlerinde dolaştığınız zaman orasının bir çıkmaz olduğunu tecrübeyle hep birlikte denedik. Dolayısıyla onları bir tarafa bırakarak ortak bir geleceği nasıl inşa edebiliriz, böylesine muhteşem bir Diyarbakır’ı, sözgelimi, daha güçlü Ortadoğu’nun merkez şehirlerinden biri haline nasıl getirebiliriz? Bir başka önemli mesele ise tek tipleştirmeyi değil farklılıkları zenginlik vesilesi olarak görmek ve bunu içselleştirmek durumundayız. Herkesin kendine has bir düşüncesi, herkesin kendine has bir inancı, herkesin kendine has bir yürüyüşü, bir hayat tarzı vardır. Ama sonuçta benim düşüncelerim ne kadar önemliyse, karşımda katılmadığım düşüncelerin de o kadar önemli olduğu, oradaki kültürel farklılıkların da o kadar önemli olduğunu bilerek, bunu da samimiyetle ortaya koyarak tek tipleştirmenin yerine zenginliklerimizi, farklılıklarımızı zenginlik olarak görmeyi başaracağız. Yolumuzu bu istikamette sürdürdüğümüz müddetçe ümit ediyorum ki bundan sonraki süreçte çok daha ileri noktalara ulaşacağız." Komisyon çalışmalarına değinen Kurtulmuş, "Komisyon çalışmalarındaki dinlemeler, arkasından üzerinde çalışmalarımız, müzakerelerimizle biz komisyon üyeleri olarak ümit ediyorum ki şimdiye kadar aldığımız üç kararı ittifakla aldık. Bu kararı da ittifakla alarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yapılacak işleri tavsiye olarak genel kuruluna havale edeceğiz. Ancak iş orada bitmiyor. Bu meselenin bir hukuk tarafı var. Bir siyaset tarafı var. Bir sosyoloji tarafı var. İşin sosyoloji tarafını da eşzamanlı olarak yürütmek zorundayız. Yani komisyona insanların ya da bu sürece insanların katkılarına, iyi niyetli beklentilerini artırmamız ama fiilen de bütün toplumun bu sürecin yanında yer alarak ortaklaşmayı sağlamamız Bunun için bu komisyon çalışmalarında yaklaşık zannediyorum 138 STK ve kanaat önderini dinledik. Herkes olumlu şeyler söyledi. Sürecin farklı fikirler olsa da olumlu gördüğünü ifade etti. Ama şunu yapmamız lazım. Diyarbakır’ın çok kuvvetli STK’larının olduğunu biliyorum. Sadece oturup bu salonlarda konuşmak değil. Her bir STK kendi tabanında, her bir siyasi parti kendi çevresinde bu sürecin Türkiye’ye getireceklerini, bu sürecin niçin Türkiye’nin devamı için, bekası için, ülkenin, milletin selameti için şart olduğunu anlatması lazım. Böyle olursa hep beraber bu süreç 86 milyonun sahiplendiği fevkalade önemli bir siyasi başarı olur. Bir kere daha inanarak söylüyorum. Bu sefer mutlaka başaracağız. Zaten milletin arasında var olmayan ama suni olarak sokulmuş olan bir takım gerilimleri, bir takım farklılıkları Allah’ın izniyle tamamen bir kenara bırakacağız ve hep beraber güçlü bir Türkiye’nin çok daha güçlü hale gelmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu terörsüz Türkiye kendisine güvenen, birbirine güvenen ve yaslanan Türkiye Türk’ü ile Kürt’ü ile bütün unsurlarıyla inanın Orta Doğu’nun teminatıdır. Terörsüz Türkiye terörsüz bir bölge demektir. Sizi temin ederek söylüyorum ki dünyada hemen herkesin gözünü dikip baktığı yer Türkiye’dir. Türkiye’nin bugünkü dünya üzerindeki algısı esasında sahip olduğu yerden ve kuvvetten çok daha kudretli bir noktadadır. Bunun için bizim içimizde bir şekilde 50 yılımızı alan bu meseleyi derdest edip paketleyerek, çuvallayarak bir kenara atmamız lazım. Tarihin tozlu raflarına atmamız lazım. Ve Allah’ın izniyle bir daha bu memlekette bir tek vatan evladının burnunun kanamayacağı esenlik yurdu olan bir Türkiye’yi hep beraber kurmamız lazım. Allah yardımcımız olsun. Son söz olarak da şunu söyleyeyim. Eğer bu işi başarıyla tamamlarsak ki inancım tamdır, buradan bir Türkiye modeli ortaya çıkacaktır. Dünyanın birçok yerinde çatışma çözümleri üzerinde çalışanlar Başka ülkelere bakıp ne yaptıklarını değil, Türkiye’nin bu işi nasıl başardığını konuşacak ve Allah’ın izniyle de bundan ilham alacaklardır" dedi. Toplantıya TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır Valisi Murat Zorluoğlu, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Suna Kepolu Ataman, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Sait Yaz, AK Parti Erzurum Milletvekili Selami Altınok, CHP Diyarbakır Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, Yeni Yol Partisi Grup Başkanı Bülent Kaya, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Serra Bucak, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve davetliler katıldı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş: ‘’Belki de insanlık tarihinin en önemli kırılma noktalarından birisinden geçiyoruz’’
17 Ekim 2025 Cuma - 18:43 TBMM Başkanı Kurtulmuş: ‘’Belki de insanlık tarihinin en önemli kırılma noktalarından birisinden geçiyoruz’’ TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır’da gerçekleştirilen sivil toplum buluşmasında yaptığı açıklamada, ‘’ Ümit ederiz ki, en kısa zamanda artık ilanihaye hiçbir şekilde silahların konuşmadığı, sadece insanlar arasında esenliğin, barışın, kardeşliğin konuşulduğu ve gelişmenin, kalkınmanın, ilerlemenin, gelecek nesillere daha iyi bir Türkiye, gelecek nesillere daha iyi bir Diyarbakır bırakmanın konuşulduğu bir döneme girmiş oluruz’’ dedi. Bir otelde düzenlenen toplantıya TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır Valisi Murat Zorluoğlu, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Suna Kepolu Ataman, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Sait Yaz, AK Parti Erzurum Milletvekili Selami Altınok, CHP Diyarbakır Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, Yeni Yol Partisi Grup Başkanı Bülent Kaya, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Serra Bucak, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve davetliler katıldı. Toplantıda konuşan Kurtulmuş, buradaki çalışmaların verimli sonuçların oluşmasına katkı sunmasını ümit ettiklerini söyledi. Kurtulmuş, ’’Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki bugün Diyarbakır’da da çok kısa da olsa sokaklarda dolaştığımızda insanların gözünün içine baktığımızda fevkalade ciddi bir umut, fevkalade ciddi hatta bir sevinç olduğunu gördük. Milletimizin bu anlamda devam etmekte olan bu sürece sahiplendiği ortaya çıkıyor. Ümit ederiz ki, en kısa zamanda artık ilanihaye hiçbir şekilde silahların konuşmadığı, sadece insanlar arasında esenliğin, barışın, kardeşliğin konuşulduğu ve gelişmenin, kalkınmanın, ilerlemenin, gelecek nesillere daha iyi bir Türkiye, gelecek nesillere daha iyi bir Diyarbakır bırakmanın konuşulduğu bir döneme girmiş oluruz. Öncelikle geldiğimiz çalışmaların önemi bakımından birkaç konunun altında çizmek isterim. Sabahki üniversitedeki oturumda da ifade ettim. Değerli arkadaşlar, belki de insanlık tarihinin en önemli kırılma noktalarından birisinden geçiyoruz. Olaylar tahmin ettiğimizden çok daha hızlı ve çok daha değişken bir şekilde seyrediyor. Ve ne yazık ki dünyanın bütün büyük güçlerinin mücadele alanı tarih boyunca olduğu gibi yine bizim de içinde bulunduğumuz bu coğrafyada gerçekleşiyor. Tarihçilerin bir hilal olarak tanımladığı Balkanlar’dan, Akdeniz’den, Ortadoğu’dan ta Afrika’nın içlerine kadar giden bu coğrafyada, bizim de ülke olarak tam da merkezinde yer aldığımız bu coğrafyada hemen her gün bambaşka bir olay oluyor. Her gün başka bir denklem ortaya çıkıyor ve bu çerçevede maalesef şöyle geriye doğru sardığınızda filmi hiç de bölge halklarının lehine olan geliş görmüyoruz. Dolayısıyla bunun uyarıcı bir alarm olmasını hepimizin görmesi gerekiyor. Bir asır evvel Sykes-Picot ile sınırların çizildiği ve emperyalist bir paylaşımın yapıldığının üzerinden bir asır geçti. İkinci Sykes-Picot ile yeniden bu coğrafya kendi iç çatışmalarıyla, iç kavgalarıyla, bölünmeleriyle uzun yıllar harcasın ve heba etsin isteniyor. Dolayısıyla Bizim yapmamız gereken de tam bunudur. Bunun zıddıdır. Bugün Siyonist emperyalizmin açıkça ortaya koyduğunu aslında dün daha fazlasıyla emperyalist güçler farklı durumlarla ortaya koymuşlardı. Yani onlar bölünmeyi, parçalanmayı, dağılmayı söylüyorlarsa biz de bütünleşmeyi, birleşmeyi, beraber olmayı, birlikte ortak bir kadere doğru hareket etmeyi ortaya koymak zorundayız. İşte komisyonumuzu harekete geçiren en önemli nedenlerden birisi budur. Bu gerçeğin Türkiye’nin çok farklı toplum kesimleri tarafından anlaşılmış olmasıdır’’ diye konuştu. ’’Bizim ortak bir gelecek inşa etme iradesinden başka bir çıkış yolumuz yoktur’’ Birlikte ortak bir gelecek inşa etme iradesinden başka bir çıkış yolunun olmadığını dile getiren Kurtulmuş, ‘’ Türkiye’nin maalesef az evvel de ifade edildi. Yaklaşık 50 yılına mal olmuş olan bu silahlı çatışma terör dönemi on binlerce insanın hayattan koparılmasına en azda iki tip trilyon. Bunu ben ezbere konuşmuyorum. 2013 yılında bir grup üniversite öğretim üyesi arkadaşımızla çalışmıştık. O zamanki bulduğumuz rakam 1.3 trilyon dolardı. Alternatif maliyetleriyle birlikte. Bugün en azından 2 trilyon dolardır. Böyle büyük bir maliyeti Kürt de ödedi, Türk de ödedi, Sünni de ödedi, Alevi de ödedi. Bu Türkiye’nin 86 milyon yurttaşın tamamı ödedi. Bu maliyeti öderken de gelecek nesillerin Payından alınan bir takım hususlarla ödedi. Dolayısıyla bunu tersine çevirmemiz, birliği, beraberliği, bütünlüğü ortaya koymamız lazım. Akıl akıldan üstündür. Şu alışkanlık da vazgeçeceğiz. Emperyalistler projelerini koyuyorlar, kuruyorlar. Bunları görüyoruz. Bu doğru ama onlarda akıl varsa bizde de akıl var. Biz onlardan daha güçlü bir aklı ortaya koymamız lazım. O aklın yolu da bizim tarihi kodlarımızdan geçiyor. Bugün ifade ettim. Bu toprakların yetiştirdiği büyük fikir adamları ve büyük sultanların bize öğrettiği mirastan geçiyor. Alpaslan’ın, Kılıçarslan’ın, Selahattin-i Kürdi’nin o ortaya koymuş olduğu yönetim tarzından geçiyor ve bu toprakların mayasını oluşturan fikir adamlarının düşünce insanlarının yolundan geçiyor. Dolayısıyla birlik ve beraberlik içinde olabilmemiz için hem tarihi müktesebatımız fevkalade güçlüdür hem bugünün gerekleri bizi bir arada bulunmaya mecbur kılmaktadır. Bunu inşallah gönüllü bir şekilde birlikteliğe, kardeşliğe çevirecek bu projeyi ortaya koyacağız. Bunun için bu süreç başlatıldı’’ şeklinde konuştu. ’’Herkes kullandığı dile dikkat etmek zorundadır’ Takdire şayan bir mesai ile 5 Ağustostan bu yana 15 oturum düzenlediklerini vurgulayan Kurtulmuş, şöyle devam etti: ‘’Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de beş siyasi parti grubu, grubu bulunmayan altı parti yani Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki arkadaşlarımızın bir kısmı da burada. 11 siyasi farklı siyasi parti bir araya gelerek sürekli bir mesai harcadı. Hakikaten fevkalade takdire şayan bir mesaiyle 5 Ağustos’tan bu yana 15 farklı oturum düzenledik. Toplumun farklı kesimlerinin insanlar dinlendi. Bu dinlenenlerin arasında STK’lılar, kanaat önderleri oldu. 16 STK temsilcisi de Diyarbakır ilimizden katılan yani Diyarbakır merkezli kuruluşlarımız vasıtasıyla dinlediğimiz arkadaşlarımız oldu. Herkes bir şey söyledi. Herkes kendi bulunduğu yerden, kendi anlayışı çerçevesinde söyledi ve herkes de saygıyla dinledi. Ama bir tek kişi bile artık barış olmasın savaşlar durmasın, bu terör bitmesin. Türkiye bu mücadeleyle, bu terörle yıllarını heba etsin diye kimseden bir teklif gelmedi. Herkes terörün bitmesini, silahların susmasını, kardeşliğin hakim olmasını isteyen temennilerde bulundular. Bir kısmı açık tekliflerde bulundular. Bunların hepsi de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin şu anda kayıtları altında, zabıtları altında büyük bir müktesebat oluştu. Değerli kardeşlerim, şunu söyleyebilirim, bu vesileyle hem bu komisyon öncesindeki çalışmalarımızda hem de komisyon sırasında dünyadaki birçok çatışma çözümleri örneklerini çok yakın tanımış oldum. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim dünyadaki yani devletlerle örgütler arasındaki çatışmanın bitirildiği çözüm süreçlerinde ortalama 6 yılda, 7 yılda bazılarının ise daha yüksek uzun bir sürede geldiği noktaya Türkiye inanın ki işte Ekim 2024’ten alırsanız bir yılı aşmadan o süreyi oraya gelmiş oldu. Ve çok şükür parlamentoda bu konuyla ilgili bir komisyonun oluşması, bu komisyonun da partilerin hepsinin bir tanesi hariç hepsinin ortak iradesiyle oluşması fevkalade değerlidir. Şimdi geldiğimiz noktada daha dikkatli, daha titiz olmamız gereken bir sürece girdiğimizi açıklıkla ifade etmek isterim. Öncelikle bundan sonraki süreçte ortaya çıkmış olan bu fevkalade olumlu süreci ben inanıyorum bu salonda hemen herkes sürece olumlu yaklaşıyor. Öyle mi? Ama kusura bakmayın olsun diye isteyenler olduğu gibi olmasın diye de kenarda köşede bekleyenler var. Onun için dikkatli olacağız. Öncelikle birkaç şeyi bu sürece ilişkin sizin vasıtasıyla vasıtanızla da bütün Türkiye kamuoyuyla paylaşmak isterim. Herkes kullandığı dile dikkat etmek zorundadır. Karşımızdakini gelinen bu noktada incitmemek için, yanlış bir şey söylememek için, hatalı bir şey söylememek için herkesin diline dikkat etmelidir.’’ ’’Türkiye 86 milyonun hepsini kapsayan büyük bir çatının adıdır’’ Dünyanın sadece herkesin ait olduğu siyasi partilerden ibaret olmadığını aktaran Kurtulmuş, ‘’Türkiye’de sadece kendi Türkiye siyasi çatısından ibaret bir çatı değildir. Türkiye 86 milyonun hepsini kapsayan bir büyük çatının adıdır. Dolayısıyla sözümüzü sadece kendi siyasal alanımızda değil, Türkiye’nin bütününe söyleyeceğiz. Bunun için zehirli, kırıcı, yıkıcı eğer bazı şeyler konuşacaksak 100 konu düşünüp bir kere konuşacağız. Burada en başından ilk toplantıda itibaren söylediğim bir şeyi bir kere daha altını çizerek, üstünü çizerek ifade etmek isterim. Değerli arkadaşlar, bu süreç zor bir süreçtir. Bu sürecin başarılı olabilmesi için altın anahtar, altın oran diye bir şey varsa o da Kürt’ün hukukunu Onurunu, Türk’ün de gururunu koruyabilmektir. Bu dengeyi sağlayabildiğimiz saattir de. Yani bu memlekette Kürt diyecek ki, ‘Evet, benim hakkımı hukukum korunuyor. Benim onurum korunuyor. Benim insan olmaktan gelen haklarım ortaya konuluyor.’ Birkaç tanesini bugün sabahki oturumda üniversitede ifade ettim. Diğer taraftan da Türkiye’nin nüfus olarak büyük çoğunluğunu oluşturan Türkler de diyecek ki ‘Evet, iyi bir şey oluyor. Vatan bölünmüyor. Toprak elden gitmiyor. Millet parçalanmıyor. Türkiye emperyalistlerin oyuncağı olmuyor.’ Bu dengeyi kurmak için hepimizin ortak bir aidiyet duygusuyla hareket etmemiz lazım. Bunun için barış, kardeşlik ve demokrasi üçlüsünü sizlerin gündeminize getiriyorum. Eğer esenlikten bahsediyorsak bunun olabilmesi için kardeşlik hukukunun sağlam bir şekilde ortaya konulması ve bunun için de güçlü demokratik mekanizmaların kurulması şarttır. Sadece bir örnek verelim. Tabii ki Türkiye’yi bazı ülkelerle kıyaslamak istemem ama etrafımızdaki komşumuz olan ülkelerdeki, çok şükür Türkiye demokrasisi çoğu ülke ile kıyaslanmayacak. Hatta bazı batılı ülkelerle dahi kıyaslanmayacak ölçüde bir olgunluğa sahiptir. Bu millet milli iradenin ortadan kaldırıldığı her ortamda mücadelesini vermiş, darbelerin sonuçlarını bile kendi reyleriyle düzeltmiştir. Böylesine önemli bir demokrasi birikimine sahibiz. Dolayısıyla kardeşlik hukukunun mutlaka güçlü bir demokrasiyle beslenmesi, kardeşlik hukukunun ortak bir gönül bağıyla ve mutabakatla pekiştirilmesi şarttır. Bununla birlikte hep beraber bu alanlara yoğunlaşacağız ve inşallah üzerimizdeki bu önemli sorumluluğu yerine getireceğiz. Dile dikkat edilmesi gerektiği kadar önemli gördüğüm bir başka husus ise geçmişin acıları üzerinden yeni tartışma alanları oluşturmak durmayacağız. Ateş düştüğü yeri yakar. Her hiç kimsenin acısı bir başkası tarafından tam manasıyla gönlüne varılamaz. Analar burada arada analar var. Şehit analarını dinledik. İşte burada acılı anaları dinledik Ankara’da. Hiçbir ananın acısını bir başkasının yeterince hissetmesi, hiçbir babanın hissetmesi mümkün değildir belki. Ama şunu yapabiliriz. Biz acıları yarıştırmak yerine başkalarının acısını anlayabilmek, onun için empati yapabilmek ve o acıyı yüreğimizde hissederek gerektiğinde o acının yüküyle ağlayabilmek durumundayız. Eğer bunu yaparsak acılar üzerinden tartışma yaparak geçmişi birbirine çatışmalı bir hale getirerek ileriye dönük bir şey söyleyemeyiz. Bir daha o acılar yaşanmasın diye biz önümüzdeki döneme bakıyoruz ve buradan da inşallah yolumuzu açacak kuvveti kudreti ve fikriyatı ortaya koyacağız’’ ifadelerini kullandı. ’’Kardeşliği husumetin önüne koymak durumundayız’’ Bazı önemli ikilemlere dikkat çekmek istediğini anlatan Kurtulmuş, şöyle devam etti: ‘’Bunlardan birisi gerçekten husumet değil. İçimizde farklı siyasi partilere, farklı görüşlere karşı bir rekabet duygusu olabilir. Bunu anlarım. Ama hiçbir rekabet bizim ülkemizin yurttaşları arasında bir husumet duygusunu körüklememelidir. Onun için bu anlamda kardeşliği husumetin yerine koymak durumundayız. Üniversitedeki son söylediğim şey burada biliyorum sizin Kürt geleneğinde, Doğu geleneğinde barışlarda, aileler arasındaki kan davaları sonrasındaki barışlarda söylenen bir söz. Orada da ilk yapılması gereken şey ki bunu ona benzetmiyorum. Orayı unutmak, husumeti bir tarafta bırakmak, onun yerine kardeşliği, barışı ve dostluğu ikame etmektir. Bir başka mesele ise bu süreç bir pazarlık meselesi değildir. Bir al al ver meselesi değildir. Herhangi bir şekilde iki farklı ülke arasında ya da iki farklı ülkenin insanları arasında bir alışveriş bir pazarlık meselesi de değil. Tam tersine bir pazarlıkla tabir edilemeyecek kadar önemli bir mesele. Bu sürecin ana fikrini oluşturan şey ortaklaşmadır. Yani siyasi olarak, fikri olarak Türkiye’de tam manasıyla Hukukun, adaletin ve barışın sağlanabilmesi için ortak bir noktaya gelmektir. Bir başka meselemiz ise ideolojik saplantılar değil, ortak geleceği nasıl inşa Bilinci üzerinden konuşmak ve hareket etmektir. İdeolojik saplantılarla, ideolojik saplantıların labirentlerinde dolaşarak bir yol alınamayacağını 50 senedir gördük. İdeolojik saplantıların labirentlerinde dolaştığınız zaman orasının bir çıkmaz olduğunu tecrübeyle hep birlikte denedik. Dolayısıyla onları bir tarafa bırakarak ortak bir geleceği nasıl inşa edebiliriz, böylesine muhteşem bir Diyarbakır’ı, sözgelimi, daha güçlü Ortadoğu’nun merkez şehirlerinden biri haline nasıl getirebiliriz? Bir başka önemli mesele ise tek tipleştirmeyi değil farklılıkları zenginlik vesilesi olarak görmek ve bunu içselleştirmek durumundayız. Herkesin kendine has bir düşüncesi, herkesin kendine has bir inancı, herkesin kendine has bir yürüyüşü, bir hayat tarzı vardır. Ama sonuçta benim düşüncelerim ne kadar önemliyse, karşımda katılmadığım düşüncelerin de o kadar önemli olduğu, oradaki kültürel farklılıkların da o kadar önemli olduğunu bilerek, bunu da samimiyetle ortaya koyarak tek tipleştirmenin yerine zenginliklerimizi, farklılıklarımızı zenginlik olarak görmeyi başaracağız. Yolumuzu bu istikamette sürdürdüğümüz müddetçe ümit ediyorum ki bundan sonraki süreçte çok daha ileri noktalara ulaşacağız. Komisyon çalışmaları belli bir şekilde bir noktaya geliyor. Şunu da söyleyeyim. Komisyon meselenin tamamı değildir. Komisyon çalışmalarında bu dinlemeler, arkasından üzerinde çalışmalarımız, müzakerelerimizle biz komisyon üyeleri olarak ümit ediyorum ki şimdiye kadar aldığımız üç kararı ittifakla aldık. Bu kararı da ittifakla alarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yapılacak işleri tavsiye olarak genel kuruluna havale edeceğiz. Ancak iş orada bitmiyor. Bu meselenin bir hukuk tarafı var. Bir siyaset tarafı var. Bir sosyoloji tarafı var. İşin sosyoloji tarafını da eşzamanlı olarak yürütmek zorundayız. Yani komisyona insanların ya da bu sürece insanların katkılarına, iyi niyetli beklentilerini artırmamız ama fiilen de bütün toplumun bu sürecin yanında yer alarak ortaklaşmayı sağlamamız Bunun için bu komisyon çalışmalarında yaklaşık zannediyorum 138 STK ve kanaat önderini dinledik. Herkes olumlu şeyler söyledi. Sürecin farklı fikirler olsa da olumlu gördüğünü ifade etti. Ama şunu yapmamız lazım. Diyarbakır’ın çok kuvvetli STK’larının olduğunu biliyorum. Şunu yapmamız lazım. Sadece oturup bu salonlarda konuşmak değil. Her bir STK kendi tabanında, her bir siyasi parti kendi çevresinde bu sürecin Türkiye’ye getireceklerini, bu sürecin niçin Türkiye’nin devamı için, bekası için, ülkenin, milletin selameti için şart olduğunu anlatması lazım. Böyle olursa hep beraber bu süreç 86 milyonun sahiplendiği fevkalade önemli bir siyasi başarı olur. Sabah ifade ettim, bir kere daha inanarak söylüyorum. Bu sefer mutlaka başaracağız. Zaten milletin arasında var olmayan ama suni olarak sokulmuş olan bir takım gerilimleri, bir takım efendim farklılıkları Allah’ın izniyle tamamen bir kenara bırakacağız ve hep beraber güçlü bir Türkiye’nin çok daha güçlü hale gelmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu terörsüz Türkiye kendisine güvenen, birbirine güvenen ve yaslanan Türkiye Türk’ü ile Kürt’ü ile bütün unsurlarıyla inanın Orta Doğu’nun teminatıdır. Terörsüz Türkiye terörsüz bir bölge demektir. Ben deniz arkadaşlarımız dünyanın hemen hemen her yerini dolaşıyoruz. Sizi temin ederek söylüyorum ki dünyada hemen herkesin gözünü dikip baktığı yer Türkiye’dir. Türkiye’nin bugünkü dünya üzerindeki algısı esasında sahip olduğu yerden ve kuvvetten çok daha kudretli bir noktadadır. Bunun için bizim içimizde bir şekilde 50 yılımızı alan bu meseleyi derdest edip paketleyerek, çuvallayarak bir kenara atmamız lazım. Tarihin tozlu raflarına atmamız lazım. Ve Allah’ın izniyle bir daha bu memlekette bir tek vatan evladının burnunun kanamayacağı esenlik yurdu olan bir Türkiye’yi hep beraber kurmamız lazım. Allah yardımcımız olsun. Son söz olarak da şunu söyleyeyim. Eğer bu işi başarıyla tamamlarsak ki inancım tamdır, buradan bir Türkiye modeli ortaya çıkacaktır. Dünyanın birçok yerinde çatışma çözümleri üzerinde çalışanlar Başka ülkelere bakıp ne yaptıklarını değil, Türkiye’nin bu işi nasıl başardığını konuşacak ve Allah’ın izniyle de bundan ilham alacaklardır.’’ (YRT