Yerel Haberler
Diyarbakır
Başkan Gündüz: ’’Türkiye’nin güçlenmesi bölgemizin barışı, istikrarı ve adaleti için büyük bir umuttur’’ 15 Mart 2026 Pazar - 11:02:33 Terör gazisi, 15 Temmuz Demokrasi Şehitleri, Gazileri ve Terör Mağdurları Derneği Genel Başkanı Abbas Gündüz, İçişleri Bakan Yardımcısı Bülent Turan’ın son dönemde yaptığı değerlendirmelerin, içinde bulundukları coğrafyanın gerçeklerini ve Türkiye’nin tarihi sorumluluğunu açık bir şekilde ortaya koyduğunu söyledi. Başkan Gündüz, son dönemlerde bölgede yaşanan olaylara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bugün bölgede özellikle Orta Doğu ve Körfez bölgesi başta olmak üzere ciddi bir askeri hareketlilik ve gerilimin yaşandığını belirten Başkan Gündüz, ’’Yakın tarih incelendiğinde yıllar önce Irak’a yönelik müdahalelerin ‘nükleer silah’ iddialarıyla meşrulaştırılmaya çalışıldığı ancak daha sonra bu iddiaların hiçbir somut karşılığının olmadığı açıkça görülmüştür. Bugün benzer gerekçelerle İran’a yönelik tehdit ve saldırı söylemlerinin gündeme gelmesi, uluslararası sistemdeki çifte standardı ve hukukun nasıl göz ardı edilebildiğini bir kez daha göstermektedir. Bülent Turan’ın konuşmasında vurguladığı gibi ‘Ben kızdım bombalarım’ anlayışı ne uluslararası hukukun ne de insanlık vicdanının kabul edebileceği bir yaklaşımdır. Bu tür müdahaleci ve güç merkezli politikalar yalnızca bölgesel istikrarsızlığı derinleştirmekte, masum sivillerin hayatını tehdit etmekte ve dünya barışını daha da kırılgan hâle getirmektedir. Ancak Turan’ın konuşmasındaki en önemli ve dikkat çekici nokta, yalnızca dış gelişmelere tepki göstermekle yetinmeyip İslam dünyasının kendi iç muhasebesini yapması gerektiği yönündeki çağrısıdır. Bugün nüfusu, doğal kaynakları, coğrafi büyüklüğü ve ekonomik potansiyeli son derece yüksek olan İslam dünyasının, ortak hareket etme konusunda yeterli birlik ve dayanışmayı sağlayamaması önemli bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Özellikle Filistin ve Gazze’de yaşanan trajediler, sadece son birkaç yılın değil, 1948’den bu yana devam eden ve on yıllardır çözülemeyen büyük bir tarihi sorunun sonucudur. Buna rağmen bu kadar büyük bir coğrafyanın ve güçlü potansiyelin bu sorunu kalıcı şekilde çözememiş olması, Bülent Turan’ın ifade ettiği gibi ciddi bir muhasebe yapılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu noktada sanayi, teknoloji, ekonomik istikrar ve siyasi dayanışma alanlarında güçlü bir iş birliği kurulması hayati önem taşımaktadır. Çünkü güçlü olmayan toplumlar, kendileri üzerinde söz sahibi olamazlar. Güç, yalnızca askeri kapasiteyle değil, aynı zamanda ekonomik üretim, bilimsel gelişme, teknoloji, eğitim ve kurumsal dayanışmayla ortaya çıkar. Bülent Turan’ın Türkiye’ye dair yaptığı değerlendirme de son derece anlamlıdır. Türkiye sıradan bir ülke değildir. Tarihi, medeniyet birikimi, coğrafi konumu ve insan kaynağıyla son derece özel bir ülkedir. Türkiye ayağa kalktığında yalnızca kendisi değil, aynı zamanda bulunduğu geniş coğrafya da güç kazanacaktır. Bugün Türkiye’nin sahip olduğu potansiyel, sadece ekonomik büyüme hedefleriyle değil, aynı zamanda tarihi ve medeniyet sorumluluğuyla değerlendirilmelidir. Çünkü bu toprakların taşıdığı tarih ve medeniyet mirası, Türkiye’ye yalnızca bir ülke olmanın ötesinde bölgesel bir sorumluluk da yüklemektedir. Bu nedenle Türkiye’nin sivil toplumuyla, siyasetiyle, akademisiyle, sendikalarıyla ve toplumun tüm kesimleriyle birlikte daha güçlü bir gelecek inşa etmesi büyük önem taşımaktadır. Türkiye’nin güçlenmesi yalnızca bir ekonomik başarı değil, aynı zamanda bölgemizin barışı, istikrarı ve adaleti için de büyük bir umut anlamına gelmektedir. Bu vesileyle İçişleri Bakan Yardımcısı Bülent Turan’ın ortaya koyduğu bu gerçekçi, samimi ve sorumluluk bilinci taşıyan değerlendirmeleri son derece kıymetli bulduğumuzu ifade ediyor, Türkiye’nin birlik, dayanışma ve ortak hedefler doğrultusunda daha güçlü yarınlara yürüyüşünde bu tür çağrıların büyük önem taşıdığına inanıyoruz. Türkiye’nin tarihi birikimi, güçlü iradesi ve milletimizin azmiyle daha büyük hedeflere ulaşacağına olan inancımız tamdır’’ dedi.
15 Mart 2026 Pazar - 10:46 Kadınlar atölyede hem üretiyor hem dayanışmayı büyütüyor Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin Koşuyolu Kadın Yaşam Merkezi’nde düzenlediği Ahşap Boyama, Dönüşüm ve Tasarım Atölyesinde kadınlar farklı teknikler öğrenerek kullanılmayan eşyaları sanatsal ürünlere dönüştürüyor, üretim sürecinde hem el becerilerini geliştiriyor hem de kadın dayanışmasını büyütüyor. Kadın Politikaları Dairesi Başkanlığı tarafından Koşuyolu Kadın Yaşam Merkezinde düzenlenen Ahşap Boyama, Dönüşüm ve Tasarım Atölyesi, kadınların üretimle ve sanatla buluşmasına olanak sağlıyor. 15 kadının katıldığı üç aylık atölye programı haftada üç gün gerçekleştiriliyor. Atölye kapsamında kadınlara temel ve ileri düzey ahşap boyama teknikleri, kullanılmayan eşyaları dönüştürme, yüzey hazırlığı, dekupaj, eskitme ve uygulama teknikleri öğretiliyor. Eğitim sürecinin sonunda ise geri dönüşüm malzemeleri kullanılarak farklı çalışmalar yapılıyor. Atölyede kadınlar yalnızca teknik öğrenmekle kalmıyor, aynı zamanda el becerilerini keşfetme fırsatı da buluyor. Basit bir ahşap parçası, bir tuval ya da kullanılmayan bir eşya, kadınların emeği ve hayal gücüyle yeniden hayat buluyor. Özellikle geri dönüşüm çalışmalarında eski eşyaların yeniden değerlendirilmesiyle hem doğaya katkı sağlanıyor hem de üretimin dönüştürücü gücü ortaya konuluyor. Atölyede yapılan çalışmaların ise ilerleyen dönemde düzenlenecek etkinliklerde sergilenerek kadınlara gelir olarak dönmesi planlanıyor. Atölyenin ilerleyen süreçte diğer kadın yaşam merkezlerinde de başlatılması planlanırken, atölyeye katılan kadınlar, öğrenerek gerçekleştirdikleri çalışmalardan memnun olduklarını dile getirdi. ‘’Çok güzel çalışmalar yaptık’’ Atölyeye katılan kadınlardan Ceren Nur Yüce, kursa katılma amacının eğitimden çok öğrenmek ve kendi yeteneğini keşfetmek olduğunu belirterek, "Burada çok güzel çalışmalar yaptık. Hocamız bize elinden geldiğince birçok şey öğretti. Zanaatı sanata dönüştürdük. Zamanla kendi yeteneğimi fark ettim. Ahşap boyamada renk tonlamalarını ve renklerin birbiriyle uyumunu öğreniyoruz. Tüm arkadaşlarımızla birlikte büyük emek verdik" dedi. Nevroz Dala ise atölyede ortaya çıkan tüm çalışmaların ortak emeğin ürünü olduğunu vurgulayarak, yapılan işlerin emek buluşmalarında sergileneceğini ifade etti. Dala, "Burada gördüğünüz bütün ürünler hepimizin ortak emeği. Birine ait değil, hepimizin ürünü. Satılan ürünler de eşit şekilde paylaştırılacak. Bu alan kadınlar için çok önemli. Sosyal olarak üretmek insana özgüven veriyor. Burada hem ürettik hem de kadın dayanışmasını güçlendirdik" diye konuştu. Narince Ermiş de atölye sayesinde yeni beceriler kazandıklarını dile getirerek, "Buraya gelmeden önce elimize fırça almayı bile bilmiyorduk. Hocamız sayesinde resim yapmayı, ahşap boyamayı ve farklı çalışmalar üretmeyi öğrendik. Kadınlara böyle bir kurs açtığı için Büyükşehir Belediyesine teşekkür ediyoruz. Farklı kursların da açılmasını isteriz. Evde dört duvar arasında kalmak yerine sosyal ortamlarda üretmek bizim için çok değerli" ifadelerini kullandı.
15 Mart 2026 Pazar - 10:44 Uzmanlar uyardı: "Önemli olan öfkelenmemek değil, öfkeyi sağlıklı bir şekilde ifade edebilmektir" Uzm. Klinik Psikolog Tülinay Şeçkin, öfke duygusu ile ilgili yaptığı değerlendirmede, önemli olanın öfkelenmemek değil, bu duyguyu sağlıklı bir şekilde ifade edebilmek olduğunu söyledi. Diyarbakır Memorial Hastanesi Uzm. Klinik Psikolog Tülinay Seçkin, öfkenin aslında fizyolojik olarak vücuttaki adrenalin artışıyla ortaya çıkan bir duygu olduğunu aktardı. Uzm. Klinik Psikolog Seçkin, "Biz genelde öfkeyi çok korkunç, kaçınılması gereken bir duygu olarak tanımlıyoruz. Ama aslında öfke diğer duygular gibi sağlıklı bir duygu. Sadece onu ifade etme biçimi yıkıcı ve sağlıksız yapıyor. Çünkü öfkede fizyolojik olarak dediğim gibi adrenalin düzeyinde bir artış oluyor ve beynin amigdala bölgesinde bir uyarı meydana geliyor. Bu da aslında bir savunma duygusu olarak öfkeyi ortaya çıkarıyor. Öfkenin ifade edilme biçiminin sağlıksız olduğunu söyledik. Neden sağlıksız? Çünkü o an buzdağının görünen bir kısmı var. Görünen kısmı öfkeyi yıkıcı yapıyor. Ama biz genelde görünmeyen kısmıyla ilgilenmiyoruz. Görünmeyen kısmı nedir? Öfkenin altında bastırılmış duygular olabilir. Kişi öfkeyi bu şekilde ifade etmeyi öğrenmiş olabilir. Yetersizlik duygusu olabilir veya otorite ve güç duygusu ön planda olabilir. Liderlik duygusu olabilir. Bunların hepsi ya da çok fazla duyguları bastırmak bunu da çok görüyoruz öfkeye sebep olabiliyor. Kültürel olarak da erkeklerde daha fazla görülüyor. Bu da biraz testosteronla alakalı aslında. Onlarda daha yoğun olduğu için testosterondaki dalgalanmalar bu öfkeye daha çok sebep olabiliyor. Tabii kültürel etkenler de var. Erkeğin gücünün baskın olması ve bu şekilde yetiştirilmesi de öfkeyi daha yüksek dozda yaşamalarına sebep olabiliyor" dedi. ’’Hiçbir şey bir nefes beklemeyecek kadar acil değil’’ Öfkeyle nasıl başa çıkılabileceğini anlatan Seçkin, şu ifadeleri kullandı: ’’Öncelikle öfke anında şunu fark etmek gerekiyor, şu an benim öfkelenmem bu sorunu kökünden çözecek mi, ortadan kaldıracak mı? Bunu fark etmeden önce şunu demek gerekiyor, hiçbir şey bir nefes bekleyemeyecek kadar acil değil. Derin bir nefes alıyoruz, 4 saniyede burundan. Burada 4-7-8 tekniği etkilidir. 4 saniye burundan alıp 7 saniye nefesi tutuyoruz. 8 saniyede yavaş yavaş ağızdan veriyoruz. Bu biraz daha sinir sistemini uyardığı için o sürede öfkenin yavaşlamasına ve azalmasına sebep olacaktır. Ondan sonrasında tekrardan az önce söylediğim soruyu soruyoruz. Öfkelenmem bu sorunu çözecek mi? Genelde cevap hayırdır. Ama orada farkındalık önemli. Yani fark ettiğiniz zaman öfkeyi ve altta yatan duyguyu ben neye öfkelendim, aslında altta yatan duygu ne, ne öfkeye sebep oldu bunu fark ettiğiniz zaman öfkeyi yönetme konusunda kişi kendisine kolaylık sağlamış oluyor." ’’Öfke sağlıklı bir duygu ama onu ifade biçimi yıkıcı yapıyor’’ Ramazan ayında kişilerin sigara eksikliğinden dolayı daha gergin olabileceğini dile getiren Seçkin, sözlerine şöyle devam etti: ’’Özellikle sigara bir bağımlılık kategorisinde değerlendirdiğimiz bir durum. Bağımlılıktan kaynaklı olarak uzun süre sigaraya bir eksiklik söz konusu oluyor. Yani o maruziyetten bir anda bırakma ve yoksunluk birlikte devreye girebiliyor. O yüzden de öfkede artış olabiliyor. Tabii uzun süreli açlıklar da vücuttaki değişimler nedeniyle hem sinir sistemini etkilediği için fiziksel değişimler ister istemez öfkeyi artırabiliyor. Burada önemli olan öfkeyi azaltabilmek için neler yapmak. Öfkelenmemek diye bir şey yok. Öfke kaçınılmaz ama ben öfkeyi nasıl kontrol altına alabilirim ona bakmamız gerekiyor. Dediğim gibi öfke sağlıklı bir duygu ama onu ifade etme biçimi yıkıcı yapıyor. O yüzden nefes egzersizleri, özellikle akşamları oruç açıldıktan sonra kısa süreli yürüyüşler, evde yapılabilecek nefes egzersizleri, kişiyi medite edecek ve rahatlatabilecek egzersizler olabilir. Burada önemli olan öfkelenmemek değil, öfkeyi yönetebilmektir çözüm. Öfke aslında sağlıklı bir duygu. Önemli olan öfkelenmemek değil, öfkeyi sağlıklı bir şekilde ifade edebilmektir."
Diyarbakır annelerinin evlat nöbeti devam ediyor
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 13:42 Diyarbakır annelerinin evlat nöbeti devam ediyor Diyarbakır’da eski HDP il binası önünde eylem yapan aileler oturma eylemlerine kararlılıkla devam ediyor. 3 Eylül 2019’da Diyarbakır’da eski HDP İl Başkanlığı binası önünde oturma eylemi başlatan ailelerin evlat nöbeti sürüyor. Aziz Demir’in annesi Güzide Demir, 6 yıldır evlat nöbeti tuttuklarını söyledi. Demir, "Çocuklarımız gelene kadar biz buradan kalkmayacağız. Bir süreç başladı inşallah bu süreç tamamlanır ve bizde çocuklarımızı alır eve götürürüz. Aziz oğlum sen neredeysen gel güvenlik güçlerimize teslim ol. 10 yıldır sesin bana gelmemiş, sana hasret kaldım oğlum, gel güvenlik güçlerimize teslim ol" ifadelerini kullandı. Hava sıcaklığının 40 derece olduğunu ama hissedilen sıcaklığın çok daha fazla olduğunu belirten Mahmut Uslu’nun annesi Bedriye Uslu, evladı için olmasa hiçbir gücün kendilerini buraya getiremeyeceğini söyledi. Uslu, "Umudumuz Allah’tan ve devletimizden kesilmiyor. Allah’ın izniyle, devletimizin gücüyle inşallah bu ‘Terörsüz Türkiye’ süreci olumlu ilerler çocuklarda gelir, herkes evine döner. O amaçla bizde pes etmiyoruz, vazgeçmeyeceğiz ve inşallah çocuklarımızı alıp eve götüreceğiz. Mahmut oğlum sen beni görüyorsan, duyuyorsan gel devletimize, askerimize, polisimize teslim ol yeterdir bu çilemizde bitsin. Ben seni dünya gözüyle göreyim" şeklinde konuştu. Ramazan Üçdağ’ın babası Recep Üçdağ ise, 6 yıldır bu çadırda evlatları beklediklerini söyledi. Üçdağ, "Bir süreç var ‘Terörsüz Türkiye’ süreci biz bu süreci destekliyoruz sonuna kadar. Sürecin birinci ayağı iyi geçti, ikinci ayağı da iyi geçer ve biran önce evlatlarımıza kavuşuruz. Biz istiyoruz ki ülkemizde barış süreci olsun. Herkes huzur içinde güzel bir şekilde yaşasın" dedi.