Yerel Haberler
Diyarbakır
Diyarbakır OSB Başkanı Fidan: "Sanayiye özel kredi şart" 11 Nisan 2026 Cumartesi - 22:07:15 Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Başkanı Mustafa Fidan, sanayiciye özel finansman modelleri oluşturulması gerektiğini belirterek, "Tarım ve esnafa sağlanan yüzde 50’ye varan faiz destekli krediler sanayici için de uygulanmalı. Aksi halde yatırım yapmak da üretimi sürdürmek de zorlaşacak" dedi. Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Başkanı Mustafa Fidan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın Diyarbakır’da sivil toplum kuruluşlarıyla gerçekleştirdiği toplantıda yaptığı konuşmada sanayicinin içinde bulunduğu tabloya dikkat çekti. Fidan, bölgenin üretim gücüne dikkat çekerken, artan maliyetler ve finansman sorunları nedeniyle sanayicinin yalnızlaştığını söyledi. Diyarbakır OSB’nin geldiği noktayı rakamlarla anlatan Fidan, büyümenin planlı bir destekten çok zor şartlarda verilen mücadelenin sonucu olduğunu ifade ederek, "Bugün 5 etaptan oluşan OSB’mizde 370 firma üretim yapıyor ve 23 bin kişiye istihdam sağlanıyor. 2011’de bu sayı 125 firma ve 2 bin istihdamdı. Bu artış bir planın değil, bir inancın sonucudur. Diyarbakır üretmeye devam ediyor, ancak her geçen gün daha da yalnızlaşıyor. Türkiye genelinde sanayici ciddi bir darboğazdan geçiyor. Sanayicinin en büyük sorunu finansmana erişim. Sanayici bankaya gittiğinde yüzde 50-55’lere varan faizlerle karşılaşıyor. Bu oranlar sürekli değişiyor. Bu tabloyu artık ‘itibar kredisi’ olarak tanımlıyoruz. Bugün 100 milyon lirasını bankaya yatıran biri aylık yaklaşık 4 milyon lira kazanırken, üretim yapan sanayici aynı büyüklükte kredi için 4 milyondan fazla faiz ödüyor. Bu maliyetlerle üretim yapmak mümkün değildir" dedi. Fidan, sanayiciye özel finansman modelleri oluşturulması gerektiğini vurgulayarak, "Tarım ve esnafa sağlanan yüzde 50’ye varan faiz destekli krediler sanayici için de uygulanmalı. Aksi halde yatırım yapmak da üretimi sürdürmek de zorlaşacak. Buradaki sanayicilerin hiçbiri hazır bir miras devralmadı. Hepsi sıfırdan kurdu, risk aldı. Ama bugün bu emeğin devamı ekonomik koşullara bağlı hale geldi. Bu gidişle yeni kuşakların devamı bile riske girebilir. Yıl sonuna kadar 30 fabrikanın daha üretime geçmesini hedefliyoruz. Ancak 5. etap altyapısının yatırım programına alınması gerekiyor. Süreç Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nda bekliyor. Biz, üretmeye devam edeceğiz. Ama gerçek nettir. Sanayi güçlenmeden Türkiye’nin güçlü olması mümkün değildir. Sanayi zayıflarsa üretim düşer, istihdam azalır, kalkınma yavaşlar" dedi.
11 Nisan 2026 Cumartesi - 14:01 Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Coğrafyamızın da avantajlarını kullanarak lojistikte çeşitlendirme, alternatifleri geliştirme stratejisi izliyoruz" Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da coğrafyanın da avantajlarını kullanarak lojistikte çeşitlendirme, alternatifleri geliştirme stratejisi izlediklerini belirterek, "Bu noktada önümüzde üç tane kritik lojistik görüyorum. Bunların üçü de aslında Doğu-Güneydoğu ile ilgili" dedi. Bir dizi programa katılmak üzere Diyarbakır’a gelen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, bir otelde düzenlenen ’Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Tarım, Gıda ve Sanayi Odaklı Kalkınma Vizyonu Çalıştayı’na katıldı. Burada konuşan Yılmaz, bölgeler arasındaki gelişmişlik farklarının azaltılmasının bir yönüyle bölgelerin refahını yükseltirken, diğer taraftan genel kalkınma süreci içinde sağlam bir zemin teşkil etmekte olduğunu söyledi. Türkiye yüzyılında kapsayıcı ve topyekun bir kalkınma anlayışıyla hareket etmek zorunda olduklarını belirten Yılmaz, Türkiye yüzyılı hedefleri gerçekleştirecekse bunun sadece birkaç metropol şehrin enerjisiyle başarılamayacağını, tüm illerin, tüm bölgelerin enerjisini harekete geçirerek maksimum düzeyde kullanılması gerektiğini ifade etti. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, ‘Terörsüz Türkiye’ hedefi doğrultusunda Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde güçlenen güven ve istikrar ortamının tarımdan sanayiye, yatırımdan istihdama kadar her alanda çok daha güçlü bir ilerlemenin kapılarını araladığına dikkat çekerek, "Geçtiğimiz 40 yılı aşkın süreçte yaşadığımız ortam, terör ve güvenlik meseleleri maalesef insani kayıplarımızın yanı sıra ekonomik olarak kalkınma bakımından da büyük maliyetler üretmiştir. Doğrudan ve dolaylı ekonomik maliyetlerle ilgili yaptırdığımız bazı hesaplamalarda şunu görüyoruz. Bu da minimum rakam onu söyleyeyim. En az 2 trilyon dolarlık bir kayıptan bahsediyoruz. En az, en hafifinden bu hesaplayabildiğimiz iyi kötü kısmı. Dolayısıyla bu kaynaklar boş yere sarf edilmemiş olsa bu bölgenin ve ülkemizin genelinin kalkınmasına kullanılmış olsa bugün Türkiye Cumhuriyeti çok daha farklı bir noktada olacaktı" dedi. Tüm Türkiye’nin kayıplar yaşadığını, kalkınma anlamında, ekonomik anlamda en büyük kaybı Doğu ve Güneydoğu’nun yaşadığını kaydeden Yılmaz, "Şimdi de tam tersini düşünmemiz lazım. Terörün gündemden düştüğü, huzur ve güven ortamının kalıcı bir şekilde pekiştiği bir dönemde tüm Türkiye kazanacak, 81 vilayetimiz, 86 milyon insanımız kazanacak. Ama en çok da Doğu ve Güneydoğu Anadolu kazanacak, kalkınması, gelişmesi, ivme kazanmış olacak. Bugün sahada gördüğümüz olumlu tablo, terörün gölgesinin çekildiği yerde üretimin canlandığını, şehirlerin nefes aldığını, umutların büyüdüğünü açık biçimde göstermektedir. Hayata geçirdiğimiz projeler, attığımız kararlı adımlar ve illerimizin sahip olduğu büyük imkanlarla bu sürecin önümüzdeki dönemde çok daha ileri bir noktaya taşınacağına yürekten inanıyorum" diye konuştu. 12. Kalkınma Planı’nda bölgesel gelişmişlik düzeylerinde yakınsama sağlanarak toplumsal refahın yaygınlaştırılması hususunu temel bir amaç olarak ortaya koyduklarını aktaran Yılmaz, "23 yıllık hükümetlerimiz döneminde bölgesel gelişmişlik farklarının azaltılması hususunda yürüttüğümüz çalışmaların meyvesini vermeye başladığını ve bölgeler arası farklılığın azaltılması yönünde önemli mesafe katettiğimizi net bir şekilde görüyoruz. Türkiye’de bölgeler arasında en yüksek kişi başına gelirin en düşük kişi başına gelire oranı 2004 yılında 4,83 iken, 2024 yılında bu oran 3,78’e gerilemiştir. Yine 2002 yılında GAP ve DAP bölgelerimizin milli gelirden aldığı pay yüzde 9,1 seviyesindeyken, bu oran 2024 yılında yüzde 10,4 seviyesine yükselmiştir. Her iki bölgemizin ihracat toplamı 2002 yılında sadece 834 milyon dolar seviyesindeyken, 2024 itibarıyla bu rakam 13,7 milyar dolara yükselmiştir. Aynı dönemde bu iki bölgemizin toplam bir ihracatımızdaki payı yüzde 2,3’ten yüzde 5,7’e yükselmiştir. Bunlar önemli rakamlar. Bu ekonomik gelişmelerin yanı sıra her iki bölgemizde de eğitim ve sağlık başlığı olmak üzere pek çok sosyal göstergede önemli ilerlemeler sağlanmıştır" şeklinde konuştu. "Silvan Projesi için 2026 yılında 19,4 milyar lira ödenek ayırdık" "2003-2026 döneminde yapılan kamu yatırımlarının reel değeri, yani enflasyonla bugüne getirdiğimizde GAP bölgemizde 1.9 trilyon TL’yi, DAP bölgesinde ise 1.4 trilyon TL’yi aşmış durumda" diyen Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bu kümülatif yatırımlarımız, bunlar sadece kamu, altyapı yatırımları. Bir taraftan da özel yatırımlar var. Onlara tabii teşvikler veriliyor, onlara girmiyorum. Son yıllarda sulama yatırımları, arazi toplulaştırma çalışmaları ve üretim altyapısının modernizasyonu ile önemli bir dönüşüm süreci başlatmış durumdayız. GAP bölgesinde 675 bin hektar, DAP bölgesinde ise 883 bin hektar alanı modern sulama ile üretime kazandırmış durumdayız. Bu sayede pamuk, mısır ve mercimek gibi ürünlerde önemli artışlar sağladık. Hayvancılıkta yem bitkisi üretimini güçlendirdik ve entegre tesisler için güçlü bir altyapı oluşturduk. Bu yatırımların daha ileri bir aşamaya taşınması amacıyla Silvan Projesi için 2026 yılında 19,4 milyar lira ödenek ayırdık. Bir yılda bir tek projeye ayırdığımız ödenek. Bunu da hangi ortamda yapıyoruz? Bölgemizde jeopolitik risklerin arttığı, tüm dünyada savunma harcamalarının yükseldiği bir ortamda. Tarihimizin en büyük depremini yaşadığımız, 90 milyar doların üzerinde ekstra bir yükle karşı karşıya kaldığımız bir dönemde bunu yapıyoruz." "300 bin civarında vatandaşımız iş sahibi olacak" Silvan Projesi’ne hükümetin gösterdiği dikkatin, verdiği önemin en açık göstergesi olduğuna inandığını söyleyen Yılmaz, "Kapsamlı bir proje var. İçinde birçok alt unsurlar var. Tüneller, barajlar, ana kanallar, tarla içine dönük çalışmalar. Bütün bunlar tamamlandığında 235 bin hektar alan sulamaya açılacak ve 300 bin civarında vatandaşımız iş sahibi olacak. Tabii sulama, tarımsal üretim için tek başına değerlendirilmemeli. Bu artan tarımsal üretimin gıda sanayisine yansımaları olacak, ticarete yansımaları olacak. Geniş bir coğrafya var. Orayla ticarete yeni bir güç verecek. Dolayısıyla çok boyutlu bir şekilde. Silvan Projesi’ni sadece bir Diyarbakır projesi olarak da belki görmemek lazım. Bölgesel bir proje olarak görmek lazım. Çevre illerle birlikte bu yansımalarını görüp, bir hazırlık yapılmasında çok büyük fayda var. O çalışmanın başlatıldığını duymaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum" dedi. GAP bölgesinde toplam 2,6 milyon hektar, DAP bölgesinde 1 milyon hektara yaklaşan tarım arazisinde arazi toplulaştırma çalışması yaparak üretkenliği, verimliliği önemli oranda arttırdıklarına değinen Yılmaz, "609 bin hektar alanda bu çalışmalarımız devam ediyor. Ve sadece 2026 yılında bu işler için ayırdığımız ödenek 2 milyar Türk lirası. Bugüne kadar da çok sayıda alanda bunu başardık. Tarım ile sanayi entegrasyonunu güçlendirmek amacıyla hayata geçirdiğimiz organize tarım bölgeleriyle üretim, işleme ve depolama süreçlerini yine aynı merkezde buluşturuyoruz. Bu kapsamda bölgede yaklaşık 200 bin hektar alanda tarımsal üretim altyapısı kurulmuş, 181 bin büyükbaş ve 400 bin küçükbaş kapasiteli modern tesisler hayata geçirilmiştir. Metropol şehirlerimizden özellikle İstanbul’dan Anadolu’ya doğru sanayinin kaydırılması, belli sanayi kollarının özellikle kaydırılmasında büyük fayda görüyoruz. Hem deprem riski açısından hem yükselen maliyetler ve rekabet gücü bakımından bu sürecin yaşanması gerekiyor. Biz de bunu planlı bir şekilde gerçekleştirme gayreti içindeyiz. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız bu konuda çok yoğun bir çalışması yapıyor, diğer bakanlıklarımızla da birlikte çalışıyorlar. Örneğin demir yolu hatlarıyla oluşturacağımız yeni sanayi koridorları arasında bir ilişki kuruyoruz. Birlikte bir planlama yapıyoruz. Yine tarıma dikkat ediyoruz, diğer alanlara dikkat ediyoruz ve bütüncül bir planlama gerçekleştiriyoruz. Bu çerçevede mega endüstriyel parkların kurulacağı dört yeni sanayi koridoru belirlemiş durumdayız. İlk aşamada Samsun-Mersin hattını, ilerleyen fazlarda ise Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerini kapsayacak Mersin-Şırnak, Sivas-Iğdır ve Trabzon-Şırnak yeni sanayi hatlarını kademeli bir şekilde devreye alacağız" diye konuştu. "Doğu’da, Güneydoğu’da yaptıklarımız, Türkiye’de yaptıklarımızdan kat kat daha fazla" diyen Yılmaz, "Fiziki anlamda gerçekleşmeler. Bölünmüş yol biliyorsunuz bu dönem 6 bin küsurlardan 30 binlere geldi bütün Türkiye genelinde. GAP bölgemizde 2002 yılında sadece 288 kilometre bölünmüştür yol varmış. 2025 yılında 8,5 artışla 2 bin 728 kilometreye ulaşmış durumda. DAP bölgesinde sadece 260 kilometre varmış. Bugün 19 kat artışla 5 bin 220 kilometreye çıkmış durumda. Demir yolu ve lojistik projeleriyle yörelerimizi uluslararası ticaret ağlarıyla da entegre ediyoruz. Bulunduğumuz coğrafyada savaşlar başta olmak üzere krizlerle sık sık karşılaşıyoruz. Ukrayna, Rusya, İran, ABD, İsrail bunun son dönemdeki örnekleri. Biz de coğrafyamızın da avantajlarını kullanarak lojistikte çeşitlendirme, alternatifleri geliştirme stratejisi izliyoruz. Bu noktada önümüzde üç tane kritik lojistik görüyorum. Bunların üçü de aslında Doğu-Güneydoğu ile ilgili. Birincisi Kalkınma Yolu Projesi, ikincisi Zengezur Koridoru. Üçüncü stratejik ulaşım ağı olarak şunu görüyorum; Suriye’de yeni oluşan ortamla birlikte geçmişte de Hicaz Demiryolu vardı biliyorsunuz. Türkiye’den Suriye’yi geçerek Ürdün’e, oradan Hicaz bölgesine inen hat. Şimdi ona da modern bir çerçevede yeniden bakmamızda büyük fayda var diye düşünüyorum. Otoyollarıyla, demir yollarıyla, başka birtakım projeleriyle Suriye de bizim için yeni bir lojistik perspektif açmış durumda. Buna da mutlaka daha yakından bakmak durumundayız" dedi. GAP’ta son ilan edilen planda 198 projeye 496 milyar lira, DAP için ise 151 projeye 531 milyar lira kaynak tahsis etmeyi öngördüklerini kaydeden Yılmaz, "2025 yılı sonu itibarıyla GAP’taki 198 projenin 17’sini tamamladık. Toplamda 88,7 milyar lira ödenek tahsis ederek, şimdiden planımızın yüzde 17.9’unu gerçekleştirmiş olduk. Aynı şekilde DAP eylem planında 151 projenin 17’sini tamamladık. Toplamda 82,2 milyar lira ödenek tahsis ederek, burada da planımızın bir yılda yüzde 15,5’ini gerçekleştirmiş olduk. 2026 ve 2027’de inşallah ivmelenerek bu süreç devam edecektir" dedi. Toplantı sonunda elde edilecek verilerin ve önerilerin raporlaştırılarak, devletin ilgili üst kademelerine sunulacağı bildirildi. Hazırlanacak raporla, bölgenin tarım, gıda ve sanayi alanlarındaki potansiyelinin daha etkin değerlendirilmesi, ticaret hacminin artırılması ve yeni yatırım alanlarının desteklenmesine yönelik somut bir yol haritası oluşturulmasının hedeflendiği kaydedildi. Çalıştaya Vali Murat Zorluoğlu, önceki dönem Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı ve TARPOL Yönetim Kurulu Başkanı Mehdi Eker, AK Parti Diyarbakır Milletvekilleri Mehmet Galip Ensarioğlu, Suna Kepolu Ataman, Mehmet Sait Yaz, bakan yardımcıları Oruç Baba İnan, Mahmut Gürcan, Abdullah Erdem Cantimur ile tarım sektörü temsilcileri katıldı.
Kemal Sunal’dan esinlenerek ’Meraklı köfteci’ açtı
24 Eylül 2024 Salı - 09:23 Kemal Sunal’dan esinlenerek ’Meraklı köfteci’ açtı Diyarbakır’da 1994 yılından beri köfte işiyle uğraşan Sedat Kılıç, Kemal Sunal’ın filmlerinden ilham alarak nostaljik bir atmosferde film replikleriyle müşterilerini karşılıyor. Kemal Sunal’a özenerek iş yerine ‘Meraklı Köfteci’ ismini verdiğini söyleyen Kılıç, Sunal’ın fotoğraflarını sergileyerek onun anısını sevenleriyle beraber devam ettiriyor. Kemal Sunal’dan esinlenerek Sur ilçesi Saray Kapı mevkiinde ’Meraklı Köfteci’ adını verdiği büfede geçimini idame ettiren Sedat Kılıç, köftelerini de esprilerini de sanatçıya özenerek yapıyor. Filmde Kemal Sunal’ın bir müşterisinin para vermemek için köftelere çivi koyduğunu, bunu fark eden Sunal’ın da daha sonra müşterisinin köftesine çivi koyduğunu söyleyen Kılıç, kendisinin de çivi yerine kürdan kullandığını dile getirdi. Kılıç, çivinin dişe zarar vermemesi adına köftelerine kürdan koyduğunu ifade ederek günde en az 4-5 kişiye kürdan çıktığını söyledi. Müşterilerinin bu durumdan memnun olduğunu ifade eden Kılıç, bu işi severek yaptığını kaydetti. Meraklı Köfteci’de köfte yemeye gelen müşterilerden Rojhat Arı, burayı sık sık tercih ettiklerini söyledi. Arı, "Kemal Sunal’ın filmindeki esprileri burada da duyuyoruz. Buraya yönelmemizin nedeni, gerçekten sıcak bir ortam olması" dedi. Arı, köftede tek eksiğin ise filmdeki gibi maydanoz olmaması olduğunu sözlerine ekledi.
Kemal Sunal’dan esinlenerek ’Meraklı köfteci’ açtı
24 Eylül 2024 Salı - 09:19 Kemal Sunal’dan esinlenerek ’Meraklı köfteci’ açtı Diyarbakır’da 1994 yılından beri köfte işiyle uğraşan Sedat Kılıç, Kemal Sunal’ın filmlerinden ilham alarak nostaljik bir atmosferde film replikleriyle müşterilerini karşılıyor. Kemal Sunal’ın bütün filmlerinde köftenin en güzelini yaptığını ve ona özenerek iş yerine ‘Meraklı Köfteci’ ismini verdiğini söyleyen Kılıç, Sunal’ın fotoğraflarını sergileyerek onun anısını sevenleriyle beraber devam ettiriyor. Kemal Sunal’dan esinlenerek Sur ilçesi Saray Kapı mevkiinde ’Meraklı köfteci’ adını verdiği büfede geçimini idame ettiren Sedat Kılıç, köftelerini de esprilerini de sanatçıya özenerek yapıyor. Kemal Sunal’ın köftelerine çivi bıraktığını söyleyen Kılıç, kendisinin de çivi yerine kürdan kullandığını dile getirdi. Kılıç, çivinin dişe zarar vermemesi adına köftelerine kürdan bıraktığını ifade ederek günde en az 4-5 kişiye kürdan çıktığını söyledi. Müşterilerinin bu durumdan memnun olduğunu ifade eden Kılıç, bu işi severek yaptığını kaydetti. Meraklı köftecide köfte yemeye gelen müşterilerden Rojhat Arı, burayı sık sık tercih ettiklerini söyledi. Arı, "Kemal Sunal’ın filmindeki esprileri burada da duyuyoruz. Buraya yönelmemizin nedeni, gerçekten sıcak bir ortam olması" dedi. Arı köftede tek sorunun ise filmdeki gibi maydanoz olmaması olduğunu sözlerine ekledi.
Dicle ilçesinde bağ bozumu etkinliği gerçekleştirildi
24 Eylül 2024 Salı - 09:10 Dicle ilçesinde bağ bozumu etkinliği gerçekleştirildi Diyarbakır’ın Dicle ilçesinde bağ bozumu etkinliği düzenlendi. Dicle Kaymakamlığı, İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü, Dicle Kırsal Kalkınma Grubu Yerel Eylem Grubu Derneği (DİKKAD) tarafından düzenlenen bağ bozumu festivalinde bulamaç yapıldı. Yapılan bulamacın içine badem sucuğu bandırıldı. Her yıl geleneksel olarak yapılan bağ bozumu etkinliğinde katılımcılara bulamaç ikram edildi. DİKKAD Müdürü Rıdvan Bal, “İPARD Programı LEADER Tedbiri Yerel Kalkınma Stratejisi 2024 yıllık uygulama planında yer alan bağ bozumu etkinliği gerçekleştirildi. Katılımcılara ve emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz” dedi. Renkli görüntülere sahne olan bağ bozumu etkinliğine Dicle Kaymakamı Kadir Yurdagül, Diyarbakır İl Tarım ve Orman Müdürü Mustafa Ertan Atalar, Diyarbakır Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu İl Koordinatörü Ömer Savaş Özgün, Dicle Tarım ve Orman Müdürü Rifat Arık, Dicle İlçe Jandarma Komutanı Yüzbaşı Ali Alp, İlçe Emniyet Amiri Komiser Erdoğan Özkan, Dicle Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Haydar Aydın, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Dicle İlçe Müdürü Melik Aslan, Sur Tarım ve Orman Müdürü Murat Ödoğlu, Eğil Tarım ve Orman Müdürü Suat Demirbaş, Hani ilçe Tarım ve Orman Müdürü Nurullah Ersöz, çok sayıda muhtar, çiftçi ve vatandaşlar katıldı.
Diyarbakır’da ilk defa çölyak hastaları için glütensiz fırın hizmete girdi
23 Eylül 2024 Pazartesi - 13:30 Diyarbakır’da ilk defa çölyak hastaları için glütensiz fırın hizmete girdi Diyarbakır’ın Yenişehir ilçesi Kooperatifler Mahallesinde kentin ilk glütensiz unlu mamuller üreten fırını hizmete girdi. Çölyak hastalarının un ve glüten içeren ürünlere karşı duyduğu hassasiyet göz önünde bulundurularak açılan fırın, kentte önemli bir boşluğu doldurdu. Çölyak hastalığı, vücuda alınan glütenin sindirilememesi nedeniyle ortaya çıkan ve birçok besin ürününden mahrum kalmaya neden olan kronik bir hastalık. Glüten içeren un ve benzeri ürünlerden uzak durmak zorunda olan çölyak hastaları, bu nedenle Diyarbakır’da uzun süredir glütensiz ürünlere erişim konusunda sıkıntılar yaşıyordu. Ancak, yıllardır devam eden çağrılar ve çözüm arayışları sonunda karşılık buldu ve çölyak hastaları için büyük bir rahatlama kaynağı olan fırın hizmete girdi. 30 yıllık fırın işletmecisi Mahmut Yaşa tarafından hizmete açılan fırın çölyak hastalığı olanları sevindirdi. Yaşa, ailesinde de çölyak hastalığı bulunan yakınlarının yaşadığı sıkıntılardan ilham alarak bu önemli adımı attığını söyledi. Eşi ve yeğenlerinin çölyak hastalığına yakalanmasıyla glütensiz ürünlere duyulan ihtiyacı yakından gözlemleyen Yaşa, Diyarbakır’da bu ihtiyacı karşılamak için harekete geçip şehrin ilk glütensiz fırınını açtığını söyledi.
Hacıbaba Pastaneleri yeni şubeleriyle istihdama katkı sunmaya devam ediyor
23 Eylül 2024 Pazartesi - 10:02 Hacıbaba Pastaneleri yeni şubeleriyle istihdama katkı sunmaya devam ediyor Hacıbaba Pastaneleri, Diyarbakır’da düzenlenen görkemli bir açılış ile 25. şubesini açtı. Diyarbakır 17, İstanbul 8 olmak üzere toplam 25 şube ile 800 kişiyi istihdam eden Hacıbaba Pastaneleri en iyisini, en ucuza vatandaşa sunma politikasıyla Türkiye’nin ardından Avrupa’ya açılmak için çalışmalara başladı. Diyarbakır’ın Kayapınar ilçesi Medya Mahallesinde açılışı yapılan Hacıbaba Pastaneleri 25. şubesi davul zurna eşliğinde hizmete girdi. Açılışa özel tüm davetlilere ücretsiz tatlı ikramı yapıldı. Açılış öncesinde İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Hacıbaba Pastaneleri Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Elaldı, bu şube ile birlikte 800 kişiye istihdam sağladıklarını ve durmadan çalışmalarını sürdüreceklerini söyledi. Elaldı, “Hedef yok, gitmek var, durmak yok. En iyisi en ucuza politikamızı sürdürmeye devam ediyoruz. Bizde hedef yok, gitmek var, durmak yok. Son zamanlarda Avrupa işini biraz uzattık ama inşallah çok yakın zamanda Avrupa’ya da açılacağız. Bugün açtığımız şubemiz 25. şube. 800’e yakın istihdama ulaştık. Hep ileri diyoruz. Avrupa argemiz vardı Türkiye’nin her yerine yayılma hedefimiz var" dedi. Türkiye’nin 5. büyük dondurma fabrikasında sona gelindi Hacıbaba Pastaneleri Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Elaldı, 25. şube açılışında yeni bir yatırım müjdesi de verdi. Elaldı, "Türkiye’nin 5. büyük dondurma süt işleme tesisini kurduk. Kısmet olursa yakında onu da bitireceğiz. Orada da en az 70-80 istihdamımız olacak. Hacıbaba’nın politikası en iyisini en ucuza vatandaşa sunmaktır. Engellilere yönelik de çalışmalarımız var. Şuan 40’a yakın engelli istihdamımız var. Bunu zaman içerisinde arttırmayı hedefliyoruz" şeklinde konuştu. "Marka oluşturmak dünyada en değerli işlerden biridir" Açılışta konuşan Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya ise marka oluşturmanın dünyada en önemli işlerden biri olduğunu belirterek, bunu Hacıbaba Pastanelerinin başardığını söyledi. Kaya, "Yani marka oluşturmak dünyada en değerli işlerden bir tanesi. Çünkü marka oluşturmak için yatırım yapacaksınız, markaya çalışacaksınız, markanızı insanlar alıp kullanacak, bunu hakikaten Hacıbaba başardı. Hacıbaba Türkiye’de bir marka oldu. İnşallah en kısa zamanda da dünyanın bazı ülkelerinde Hacıbaba ismini göreceğiz. Allah her zaman işinizi açık etsin, bol gelir kazanın ki daha çok şube açıp insanları çalıştırın, daha çok insanın evine ekmek götürmesine vesile olun. Hacıbaba markasının arkasında önemli bir akıl, önemli bir çalışma var, kendilerini kutluyorum" şeklinde konuştu. Konpetilerle gerçekleşen açılışta kurdeleyi DTSO Başkanı Mehmet Kaya, Hacıbaba Pastaneleri Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Elaldı, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşu yöneticileri birlikte kesti.
Çayönü Tepesi kazılarında 60 yıldır bilinmezliklerin ortaya çıkartılması için arkeolojik çalışmalar yeni dönemde de yürütülüyor
23 Eylül 2024 Pazartesi - 09:16 Çayönü Tepesi kazılarında 60 yıldır bilinmezliklerin ortaya çıkartılması için arkeolojik çalışmalar yeni dönemde de yürütülüyor Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde göçebelikten yerleşik hayata, avcılık ve toplayıcılıktan üreticiliğe geçilen Neolitik Dönem’in izlerini taşıyan Çayönü Tepesi’nde arkeolojik kazılar, 1964’ten başlayıp günümüzde devam ederek ortaya çıkartılan bulgular, dünya tarihine ışık tutuyor. Çayönü Tepesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, Diyarbakır’ın Ergani ilçesinin 7 kilometre güneybatısında, Ergani Ovası kuzeyinde yer alan bir yerleşim yeri. İnsanlık tarihinin yerleşik yaşama geçiş sürecini temsil eden Neolitik Dönem’in ilk dönemlerinden itibaren, yaklaşık 12 bin yıl önce ilk defa iskan edildiği yer. Bu yerleşim yeri, sadece Anadolu değil, aynı zamanda Yakındoğu ve Levant coğrafyasında Neolitik Dönem kültür tarihini en iyi yansıtan yerleşimlerden birisi olması nedeniyle dünya kültür tarihi için anahtar niteliğinde bir yerleşim yeri olarak biliniyor. Kazı projesi, ilk olarak 1964 yılında İstanbul Üniversitesi Prehistorya (Tarih Öncesi Arkeolojisi) kurucularından Prof. Dr. Halet Çambel ve Chicago Üniversitesi’nden Prof. Dr. Robert John Braidwood ortak projesi olarak başlatıldı. Kazı başkanlığı daha sonra 1987-1992 yılları arasında Prof. Dr. Mehmet Özdoğan ve ardından 2015-2023 yılları arasında Prof. Dr. Aslı Erim-Özdoğan tarafından yürütüldü. Cumhurbaşkanlığı kararlı kazılar kapsamında; Çayönü Tepesi Kazı ve Araştırma Projesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Müzecilik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Savaş Sarıaltun başkanlığında, yeni bir aşamaya geçiyor. Doç. Dr. Savaş Sarıaltun, İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine, bu yıl proje başkanlığını devraldığını söyledi. Çayönü Tepesi’nin, 1960’lı yıllarda yapılan yüzey araştırmalarında bulunmuş yegane yerleşmelerden biri olduğunu belirten Sarıaltun, bu yüzey araştırmalarını yapan iki hoca olduğunu, biri Prof. Dr. Halet Çambel ve Chicago Üniversitesi’nden Prof. Dr. Robert John Braidwood, 1962’de başladıkları yüzey araştırmasında 1963’te bu alana geldiklerini, Ergani Ovası’nda Çayönü Tepesi yerleşkesini bulduklarına değindi. “1963 yılında bulunan Çayönü Tepesi, 1964 yılında verilerinin çok güçlü olmasından dolayı hemen kazısını istiyorlar” diyen Sarıaltun, sözlerine şöyle devam etti: “1964 yılında kazısına başlanan Çayönü Tepesi, bu yıl itibarıyla 60 yıldır farklı zaman dilimlerinde kazınmakla beraber sistematik bir şekilde bilimsel kazıların Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ilk ve en uzun süre devam eden kazı olması açısından çok önemli. Çayönü Tepesi, aynı zamanda Neolitik dönemin anahtar yerleşimlerinden biri. Bu 60 yıllık kazı çalışmalarında bunların birçok örneği bulundu. Bunların başında ilk yerleşim yaşama geçiş süreci, tarımın başlangıcı, hayvancılığın bütün evcilleştirme süreçleri, bununla beraber ilk madencilik, yine dünyanın ilk mezarlık yapısı diyebileceğimiz kafataslı yapı, yine en erken mozaikli yapılardan biri terazo yapısı.” “Çayönü, Diyarbakır ölçeğinde marka gelişim alanı olacağı aşikar” Çayönü’nün birçok ilkin ve yeniliğin ortaya çıktığı alan olduğunu ifade eden Sarıaltun, bir marka alanı, önemli bir turizm destinasyonu, var olan bilimsel bilgilerin yanına bu işin toplumsallaşması ve turizme kazandırılmasıyla beraber özelikle Çayönü’nün Diyarbakır ölçeğinde marka gelişim alanı olacağı aşikar olduğunu kaydetti. “Milattan önce 3 bin yıllara ait kültür verilerinin daha nitelikli, yaygın olduğunu belirledik” Prof. Dr. Aslı Erim Özdoğan’ın başkanlığında 2015 yılıyla beraber bu projeye devam kararı alındığını aktaran Sarıaltun, “O zaman alan sorumlusu, sonrasında kazı başkanı olarak görev aldım. Daha önce hiç kazılmayan bu yeni alanda kazılara başladık. Burada Neolitik yerleşmenin devam ettiğini gördük. Bununla beraber ilk Tunç Çağı diye tanımladığımız M.Ö. 3 bin yıllara ait kültür verilerinin daha nitelikli, yaygın olduğunu belirledik. Farklı yenilikler de katmak istiyoruz. Özelikle Çayönü’nün çok fazla bilinmeyen çanak çömlekli Neolitik dönemi diye bir dönemi var. M.Ö. 7 bin ila 6 bin yılları arasında tarihlenen kuzey kesimde kalıyor” dedi. Kuzey kesimdeki alan ile biraz güneydeki çanak çömlekli höyüğün arasındaki ilişkiyi anlamak açısından kazı stratejisini belirlediklerini söyleyen Sarıaltun, “Kısaca tanımlarsak, kısa vadedeki kazı stratejimiz kültürler, ya da höyükler arasındaki kesişim alanında kazı çalışmalarını yürütmek. Bu kazı çalışmalarıyla beraber bütün bu kültür dokusunun yayılım alanlarını, en azında kesişim noktalarını tespit ettikten sonra da bu alanların aynı misyon ve vizyon ile açık hava müzesine dönüştürerek farklı alanlarda kazıları devam ederek 1964’ten başlayan Çayönü hikayesinin detaylarını, bilinmezliklerini ya da eksik olan kısımlarını ya da çözülemeyen sorularına cevap bulmaya çalışmak” ifadelerini kullandı.