Yerel Haberler
Erzurum
Otizmli iki çocuğunu tek başına büyüten annenin Anneler Günü yine buruk geçiyor 10 Mayıs 2026 Pazar - 18:10:20 Erzurum’da yaşayan 48 yaşındaki Dilek Eraçıkar, doğuştan otizmli iki çocuğunu yıllardır tek başına büyütmenin mücadelesini veriyor. Şiddet gördüğü eşinden 5 yıl önce boşanan Eraçıkar, hem sağlık sorunları hem de geçim sıkıntısıyla mücadele ederken, Anneler Günü’nü yine buruk geçiyor. Kirada yaşayan ve sağlık sorunları nedeniyle çalışamadığını belirten Dilek Eraçıkar, yıllardır çocuklarının eğitimi ve yaşamı için tek başına çaba gösterdiğini söyledi. 20 yaşındaki Melek Merve ile 18 yaşındaki Melik Emre Kulan’ın doğuştan otizmli olduğunu ifade eden anne Eraçıkar, çocuklarının bir işe girerek kendi hayatlarını kurmasını istediğini dile getirdi. Ev sahibiyle sorun yaşadığını ve evsiz kalma korkusu yaşadığını belirten Eraçıkar, tek isteğinin çocuklarının geleceğinin güvence altına alınması olduğunu söyledi. "Bugün Anneler Günü ama ben hiç mutlu olamadım" Dilek Eraçıkar, evliliğinin çok kötü geçtiğini ifade ederek, "Eşimden dayak, hakaret ve işkence gördüm. Çok huzursuz bir evlilikti. 5 yıl önce eşimden boşandım. Bu evlilikte biri kız, biri erkek iki özel gereksinimli çocuğum oldu. Kızım 20 yaşında, oğlum 18 yaşında. İkisi de otizmli. Hayat mücadelesi veriyorum. Tek başımayım. Çocuklarımı devlet okuluna gönderiyorum. Devletimiz özel eğitim konusunda destek oluyor Allah razı olsun ama ben çok yoruldum, çok çaresizim. Mesela bugün Anneler Günü. Ben de isterdim çocuklarım bana bir hediye alsın, Anneler Günü’nü kutlasın. Bu üzüntüyü yaşıyorum ama yapacak bir şey yok. Evim kirada. Çalışamıyorum, rahatsızım. Fıtığım var, yürüyemiyorum. İlaçlarla çocuklara bakmaya çalışıyorum. Ev sahibi yaza kadar çıkmamızı istedi. Hiçbir destekçim yok. Çocuklarıma iş arıyorum. Büyük kızımı okuttum, diplomasını aldım. EKPSS’ye de girdi ama işe giremedi. İşe girmesini çok istiyorum. Kendi düzenlerini kursunlar, sosyal hayata girsinler, hayatlarını yaşasınlar istiyorum. Bir özel çocuk annesi olarak tek duam çocuklarımın kendi hayatlarını sürdürebileceği bir düzenlerinin olmasıdır" dedi. "Başımızı sokacak bir ev istiyorum" Eraçıkar, eğer imkan olursa başlarını sokacak bir ev istediğini belirterek, "Çünkü çok çaresizim. Ev sahibiyle avukatlık sürecine girdik. Eşyalarım toplu halde duruyor. İmkanım yok, çocukları evden çıkaramıyorum. Allah büyüktür. Belki bir yerde bir imkan olur, çocuklarıma iş hakkı verilirse çok dua ederim. Tek isteğim çocuklarımın işe girmesi ve başımızı sokacak bir evimizin olması. Hasta ve rahatsızım. Tek başımayım, kimsem yok. İki çocuğumla yaşam mücadelesi veriyoruz. Bir anne olarak 20 yıldır mücadele ediyorum" diye konuştu. "Annem için bir hediye alamadığım için üzgünüm" Otizmli Melek Merve Kulan ise annesine Anneler Günü’nde hediye alamadığı için üzgün olduğunu söyleyerek, "Anneler Günü’nde anneme bir şey alamadığım için çok üzgünüm. Annem bize tek başına baktı, bizi büyüttü. Bütün zorluklara rağmen bizi bugünlere getirdi. Keşke kiramızı ödeyebilsek, kardeşimle birlikte anneme destek olabilsek. Onun yanında olmak, ihtiyaçlarını karşılamak isterdim. Çok güzel bir hayatımız olurdu" ifadelerini kullandı.
10 Mayıs 2026 Pazar - 17:13 Erzurum’da Anneler Günü’nde duygu dolu vefa ziyareti Erzurum Kent Konseyi Kadın Meclisi, Anneler Günü dolayısıyla şehit ve gazi ailelerine yönelik anlamlı bir ziyaret programı gerçekleştirdi. Erzurum Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Yadigar Nesrin Şerbetçioğlu ve beraberindeki heyet, Anneler Günü kapsamında şehit Piyade Teğmen Ahmet Aktepe’nin eşi Işıl Aktepe ile Erzurum’da 21 yıldır polis gazisi oğluna büyük bir fedakârlıkla bakan anne Olcay Özonur’u ziyaret etti. Ziyaretlerde ailelere, Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen ile Erzurum Kent Konseyi Başkanı Hüseyin Tanfer’in selamları iletildi. Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Yadigar Nesrin Şerbetçioğlu, şehit yakınları ve gazilerin toplumun en kıymetli emanetleri olduğunu belirterek, Anneler Günü’nde bu ailelerin yanında olmanın kendileri için büyük bir sorumluluk ve vefa görevi olduğunu ifade etti. Ziyaretlerde duygu dolu anlar yaşandı. Kadın Meclisi heyeti, şehit ailesi ve gazi ailesiyle yakından ilgilenerek Anneler Günü’nü kutladı. Ailelere çeşitli hediyeler takdim eden heyet, vatan uğruna canını feda eden şehitlerin yakınlarının ve gazilerin toplumun en kıymetli emanetleri arasında olduğunu vurguladı. Programın en duygusal anlarından biri ise gazi polis memuruna Türk bayrağı takdim edilmesi sırasında yaşandı. Kendisine hediye edilen bayrağı gören gazi polis memuru, duygularına hâkim olamayarak gözyaşlarına boğuldu. Ziyarette bulunanlar da bu anlamlı an karşısında büyük duygu yaşadı. Şehit Piyade Teğmen Ahmet Aktepe’nin eşi Işıl Aktepe’ye de Kadın Meclisi adına hediye takdim edildi. Heyet, şehit ailelerinin emaneti olan yakınlarının her zaman baş tacı olduğunu ifade etti. Erzurum Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Yadigar Nesrin Şerbetçioğlu, Anneler Günü’nün yalnızca bir kutlama günü değil; fedakârlığın, vefanın ve minnetin hatırlandığı özel bir gün olduğunu belirtti. Şerbetçioğlu, şehit yakınları ve gazilerin hiçbir zaman unutulmadığını vurgulayarak şunları söyledi: "Bu topraklarda huzur içinde yaşıyorsak, bunu şehitlerimize, gazilerimize ve onların fedakâr ailelerine borçluyuz. Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Mehmet Sekmen’in ve Erzurum Kent Konseyi Başkanımız Sayın Hüseyin Tanfer’in selamlarını ailelerimize ilettik. Anneler Günü vesilesiyle şehit ailelerimizi ve gazilerimizi ziyaret ederek yanlarında olduğumuzu göstermek istedik. Vatan uğruna canını feda eden aziz şehitlerimizin emanetleri ve kahraman gazilerimiz bizim için çok kıymetlidir. Onlara olan vefa borcumuzu hiçbir zaman ödeyemeyiz ancak bu ziyaretlerle gönül bağımızı diri tutmaya gayret ediyoruz." Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren şehit Piyade Teğmen Ahmet Aktepe’nin eşi Işıl Aktepe, Anneler Günü’nde hatırlanmanın kendileri için büyük anlam taşıdığını belirterek, "Böylesi özel günlerde yanımızda olunması bizlere güç veriyor. Şehitlerimizin emanetlerine sahip çıkılması, ailelerimizin unutulmaması bizim için çok kıymetli. Erzurum Kent Konseyi Kadın Meclisi’ne nazik ziyaretleri için teşekkür ediyorum." dedi. Polis gazisi oğluna 21 yıldır büyük bir sevgi ve sabırla bakan anne Olcay Özonur ise ziyaretin kendilerini duygulandırdığını ifade ederek, "Bugün bizleri yalnız bırakmadılar. Anneler Günü’nde kapımızın çalınması, hatırlanmak ve değer görmek bizler için çok anlamlı. Evladım için gösterilen bu vefa ve verilen bayrak bizi çok duygulandırdı. Emeği geçen herkesten Allah razı olsun." diye konuştu. Gazi polis memuru ise kendisine takdim edilen Türk bayrağı karşısında büyük duygu yaşadı. Kısa bir teşekkürde bulunan gazi polis memuru, "Unutulmadığımızı görmek çok güzel. Teşekkür ederim." ifadelerini kullandı. Kadın Meclisi üyeleri, ziyaretlerde ailelerle bir süre sohbet ederek şehit yakınları ve gazilerin toplumun ortak değeri olduğunu belirtti. Anneler Günü kapsamında gerçekleştirilen ziyaretler, hediye takdimi ve hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.
10 Mayıs 2026 Pazar - 17:09 Engelliler Haftası’nda hak temelli yaklaşım vurgusu Türkiye Sakatlar Derneği Erzurum Şubesi tarafından Engelliler Haftası dolayısıyla bir basın açıklaması yapıldı. Dernek binası önünde gerçekleştirilen açıklamada, engelli bireylerin yaşadığı temel sorunlara dikkat çekilerek, sosyal politikalarda yardım temelli değil, hak temelli yaklaşımın esas alınması gerektiği vurgulandı. Türkiye Sakatlar Derneği Erzurum Şube Başkanı Sadullah Efe tarafından yapılan açıklamada, engelli bireylerin toplumun eşit ve hak sahibi yurttaşları olduğu ifade edildi. Efe, engelli bireylerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için ihtiyaç duydukları ortez, protez, tekerlekli sandalye, akülü sandalye, işitme cihazı ve diğer tıbbi malzemelerin lüks değil, hayati gereklilik olduğunu belirtti. Engelli bireylerin mevcut haklarının korunması gerektiğine dikkat çeken Efe, emeklilik haklarına erişimde yaşanan güçlükler, ÖTV muafiyetindeki kısıtlamalar, 2022 sayılı yasa kapsamındaki desteklerin yetersizliği ve evde bakım hizmetlerinde yapılan değişikliklerin engelli bireyleri olumsuz etkilediğini dile getirdi. Açıklamada, sosyal devlet ilkesinin engelli bireyleri yardıma muhtaç hale getirmek değil, bağımsız ve eşit bireyler olarak güçlendirmek olduğu vurgulandı. Efe, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’nden doğan yükümlülüklerin eksiksiz uygulanması, kazanılmış haklara yönelik geriye gidişlerin durdurulması ve tıbbi malzemelere erişimin tam ve sürdürülebilir şekilde sağlanması çağrısında bulundu. "Yardım temelli değil, hak temelli sosyal politikalara ulaşmak dileğiyle" ifadelerine yer verilen açıklamada, sorunun engelli bireylerde değil, engelli bireylerin yaşamını kolaylaştıracak şartların yeterince oluşturulmamasında olduğu kaydedildi. Program, engelli bireylerin haklarına yönelik farkındalık oluşturulması ve çözüm odaklı politikaların geliştirilmesi çağrısıyla sona erdi.
Erzurumlu iş insanından düğün yapan çiftlere gelin arabası desteği
28 Ağustos 2024 Çarşamba - 09:24 Erzurumlu iş insanından düğün yapan çiftlere gelin arabası desteği Erzurumlu iş insanı Avukat Ebubekir Elmalı, düğün yapan çiftlere gelin arabası desteği sağlayarak örnek bir dayanışma ortaya koyuyor. Erzurumlu iş insanı Avukat Ebubekir Elmalı, özel aracını sosyal medya üzerinden kendisinden talep eden düğünü olacak çiftlere tahsis etti. Sıla ziyareti için geldiği memleketi Erzurum’da sosyal medya üzerinden son model aracını gelin arabası olarak hazırlayacağını açıklamasından sonra bir aylık sürede tüm günler için rezervasyonlar yapıldı. İş insanı aracını süslettikten sonra gelin arabası olarak şoförüyle birlikte gelin çıkarmadan başlayarak gün boyu çiftin hizmetine sunuyor. Çiftlerin düğüne kendisi de bizzat katılan Elmalı, altın hediye ederek onların mutlu günlerine ortak oluyor. İş insanı avukat Ebubekir Elmalı, "Erzurum’da gelin arabası düğün törenlerinde önemli misyon yükleniyor. Kendi arabamı çiftlere tahsis ediyorum. Onlara bir nebze de olsun ekonomik şartlarda destek olmaya çalışıyorum. Çok da ilgi gördü. Erzurumlu hemşehrim gençlere kendi arabamı gelin arabası olarak tahsis edip ayrıca düğüne davet edenlere de altın hediyemi alıp gidiyorum. Erkek tarafı olarak gelin arabası oluyor, kız tarafı adına da altınımızı takıyoruz. Çok da güzel dönüşler alıyorum. İnşallah önümüzdeki süreçte de bunu devam ettireceğiz. Son yıllarda ülkemizde yaşanan ekonomik sıkıntılara rağmen birlik ve beraberliğimizi pekiştirme adına çıktığımız bu yolda bu davranışımızın herkese örnek olmasını umut ediyoruz. Çünkü kadim medeniyetimiz ve ecdadımız her daim bu tarz dayanışmayı sergilemiştir" diye konuştu.
Oltu’da civciv ilk yardım ile hayata döndürüldü
28 Ağustos 2024 Çarşamba - 09:19 Oltu’da civciv ilk yardım ile hayata döndürüldü Oltu’nun Yusuf Ziyabey Mahallesi Osman Bey Sokak’taki Yıldıztekin çiftliğinde ilginç bir olay yaşandı. Öldüğü düşünülen civciv kalp masajı yapılarak hayata döndürüldü. Edinilen bilgiye göre, yaklaşık bir hafta önce, kuluçkadan çıkan civciv, annesi tarafından kazara ezildi ve hayatını kaybetti. Tavuk sahibi Esma Yıldıztekin, durumu torunu Oğuz Akyüz’e bildirerek civcivi çöpe atmasını istedi. Ancak Akyüz, kalp masajı ve suni teneffüs uygulayarak civcivin hayata dönmesini sağladı. Akyüz, civcivin kendine gelmesinin ardından onu anne ve kardeşlerinin yanına bırakarak sağlıklı bir şekilde yaşamaya devam etmesini sağladı. Akyüz, bu deneyimini paylaşıp ilk yardımın önemini vurgulayarak, "Manisa’da yaşıyorum ve Oltu’ya tatil için geldim. Sabah çiftlikte, anneannem elime ölü bir civciv verdi. Civciv yumurtadan yeni çıkmıştı ama yaşamadığını söyledi. Civcive baktığımızda ufak bir hareket gördüm ve belki yaşar diye kalp masajı ve suni teneffüs yaptım. Sonrasında civciv kendine geldi ve kardeşlerinin yanına döndü. Bir can kurtarmanın mutluluğunu yaşadık. İlk yardımın ne kadar önemli olduğunu ve herkesin bu bilgiyi edinmesi gerektiğini hatırlatmak istiyorum" dedi. Çiftliğin sahiplerinden Selami Yıldıztekin, "Yumurtadan çıkan civciv annesi tarafından kazara çiğnendi ve öldü. Oğuz Akyüz, kalp masajı yaparak civcivi hayata döndürdü. Şu anda civciv sağlıklı bir şekilde hayatına devam ediyor" şeklinde konuştu. Yaşanan bu olay, ilk yardımın ne kadar kritik bir rol oynadığını bir kez daha gözler önüne serdi.
Kyushu Teknoloji Enstitüsü ile iş birliğini güçlendirecek görüşme
27 Ağustos 2024 Salı - 12:22 Kyushu Teknoloji Enstitüsü ile iş birliğini güçlendirecek görüşme Nöromorfik Yapay Zekâ donanımı alanında uluslararası düzeyde önemli çalışmalara imza atan Kyushu Teknoloji Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Hirofumi Tanaka, Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu ile bir araya gelerek iki üniversite arasında potansiyel iş birliklerini değerlendirdi. Gerçekleştirilen görüşmede, nöromorfik yapay zekâ donanımı ve bu alandaki ortak araştırmaların gelecekteki uygulamaları ele alındı. Her iki taraf da bu stratejik alanda yapılacak ortak çalışmaların, bilimsel ilerlemenin yanı sıra iki ülke arasındaki akademik ilişkileri güçlendireceği konusunda hemfikir oldu. Prof. Dr. Tanaka, nöromorfik yapay zekâ donanımının geleceğin teknolojilerindeki rolüne dikkat çekerek, bu alanda Atatürk Üniversitesi ile gerçekleştirilecek iş birliklerinin, hem bilimsel hem de teknolojik yeniliklere katkı sağlayacağını vurguladı. Rektör Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu ise Atatürk Üniversitesinin bu alandaki altyapısı ve akademik birikimi ile Kyushu Teknoloji Enstitüsünün uzmanlığını bir araya getirerek, küresel çapta ses getirecek projelere imza atmayı hedeflediklerini belirtti. Yapılan toplantıda, her yıl en az iki öğrencinin karşılıklı olarak değişim programına katılması ve bu programın her iki kurumun akademik ve kültürel bağlarını güçlendirmesi kararlaştırıldı. En Az İki Öğrenci, Kyushu Teknoloji Enstitüsünde Eğitim Görecek Görüşmede, öğrenci değişim programının sadece akademik gelişimi değil, aynı zamanda farklı kültürler arasında köprü kurmayı amaçladığına vurgu yapıldı. Prof. Dr. Tanaka, bu programın öğrencilerin uluslararası deneyimler kazanmasına ve küresel bakış açılarını genişletmesine olanak sağlayacağını belirtti. Rektör Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu ise Atatürk Üniversitesinin bu tür uluslararası iş birliklerini desteklemeye kararlı olduğunu ifade ederek, Kyushu Teknoloji Enstitüsü ile kurulacak bu bağın, iki üniversite arasında uzun soluklu ve verimli bir iş birliği süreci başlatacağını söyledi. Program kapsamında, her yıl Kyushu Teknoloji Enstitüsünden en az iki öğrenci Atatürk Üniversitesinde eğitim alırken, aynı şekilde Atatürk Üniversitesinden de en az iki öğrenci Kyushu Teknoloji Enstitüsüne kabul edilecek. Öğrenciler, katıldıkları program boyunca her iki üniversitenin sunduğu gelişmiş araştırma imkanlarından faydalanarak, bilgi ve becerilerini geliştirme fırsatı bulacaklar. Bu önemli anlaşma, Atatürk Üniversitesinin uluslararasılaşma hedefleri doğrultusunda atılan bir adım olarak öne çıkarken, her iki üniversite de programın başarıyla uygulanması için gerekli tüm adımları atmaya hazır olduklarını dile getirdi.
Milletvekili Öncü’den Rektör Hacımüftüoğlu’na ziyaret
27 Ağustos 2024 Salı - 10:05 Milletvekili Öncü’den Rektör Hacımüftüoğlu’na ziyaret Ak Parti Erzurum Milletvekili Fatma Öncü ile Kadın Kolları Başkanı Beyza Saltuklu Özdemir, Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu’nu ziyaret ederek hayırlı olsun dileklerini ilettiler. Rektörlük makamında gerçekleşen ziyarette, Erzurum’un eğitim alanındaki potansiyelinin geliştirilmesi ve üniversite-şehir iş birliğinin güçlendirilmesi adına atılabilecek adımlar ele alındı. Ziyarette; Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, Atatürk Üniversitesinin son dönemdeki başarıları ve gelecek süreçte yapılması planlanan projeleri hakkında Milletvekili Öncü’ye detaylı bilgi verdi. Hacımüftüoğlu, üniversitenin akademik ve bilimsel alandaki atılımlarının yanı sıra, topluma yönelik hizmetlerinin de giderek arttığını ve artarak devam edeceğini vurguladı. Milletvekili Öncü: “Gençlerin Eğitimine Yönelik Yapılacak Çalışmalar, Erzurum’un Geleceği İçin Kritik Öneme Sahip” Milletvekili Fatma Öncü, Atatürk Üniversitesinin Erzurum ve bölge için taşıdığı değerin farkında olduklarını belirterek, üniversitenin gelişim sürecine dair ihtiyaç duyulan her türlü desteği vermeye hazır olduklarını ifade etti. Öncü, özellikle gençlerin eğitimine yönelik yapılacak çalışmaların Erzurum’un geleceği için kritik öneme sahip olduğunu dile getirdi. Üniversite ile şehir arasındaki iş birliğinin, Erzurum’un ekonomik ve sosyal anlamda kalkınmasına büyük katkı sağlayacağını vurgulayan Vekil Öncü: “67 yıllık tarihi ile Erzurum için önemli bir değere sahip olan Atatürk Üniversitesi, yetiştirdiği yüzbinlerce mezunu ve gerçekleştirdiği araştırmaları ile şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da ülkesine hizmet etmeyi sürdürecektir. Doğu’nun parlayan yıldığı olan Atatürk Üniversitesinin yeni süreçte de önemli başarılar elde edeceğine yürekten inanıyorum. Bu düşüncelerle, devraldığı bayrağı daha da yukarı çıkaracağına emin olduğum Rektör Hacımüftüoğlu nezdinde tüm üniversite ailesine başarılar diliyorum” dedi. Bu ve benzeri ziyaretlerin iş birliği kültürünü güçlendirmesi adına oldukça önemli olduğunu aktaran Rektör Hacımüftüoğlu da, üretilen bilginin değere dönüşmesi adına üniversitenin tüm birimleriyle koordinasyon içerisinde çalışacaklarını belirterek, Erzurum’un ve Atatürk Üniversitesinin kalkınması için ortak akıl ile hareket edeceklerini söyledi. Üniversitenin bölgeye sunduğu katkılar, yeni akademik döneme yönelik hazırlıklar ve uygulamaya konulması planlanan projelere ilişkin fikir alışverişiyle süren görüşme, karşılıklı iyi niyet dilekleriyle sona erdi.
Rektör Hacımüftüoğlu, Hınıs Meslek Yüksekokulunu ziyaret etti
27 Ağustos 2024 Salı - 09:58 Rektör Hacımüftüoğlu, Hınıs Meslek Yüksekokulunu ziyaret etti Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, Hınıs Meslek Yüksekokulunu ziyaret ederek, yüksekokul yönetimi ve akademisyenleriyle bir araya geldi. İstişare kültürü doğrultusunda ortak akıl arayışlarına başlayan ve bu doğrultuda çalışmalarını hızlandıran Rektör Hacımüftüoğlu, Hınıs Meslek Yüksekokulunu ziyaret ederek sınıflar, laboratuvarlar ile yemekhane başta olmak üzere okulun tamamında incelemelerde bulundu. Meslek Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Harun Güney’den yapılan çalışmalar hakkında bilgi alan Rektör Hacımüftüoğlu, 2024-2025 akademik yılı için yapılan hazırlıkları yerinde inceledi. Hınıs Meslek Yüksekokulundaki eksikliklerinin giderilmesi adına yönetim olarak her türlü desteğin verileceğini aktaran Prof. Dr. Hacımüftüoğlu, meslek yüksekokulunun varlığının, Hınıs ve bulunduğu coğrafya açısından büyük önem taşıdığını söyledi. “Hınıs MYO, Bulunduğu Bölgenin Kalkınmasında Öncü Rol Oynuyor” Rektör Hacımüftüoğlu: “Gerek öğrenci yoğunluğu gerek akademik çeşitliliği gerekse de çevresine sağladığı katma değer ile önemli bir konumda olan Hınıs Meslek Yüksekokulu, bölge ve çevre illerden gelen öğrenci hareketliğiyle eğitimin merkezi olmaya devam edecek. Ülkemizin ihtiyaç duyduğu sektörlere yönelik eğitimler vererek başarılı öğrenciler yetiştiren, birçok alana yönelik akademik çalışmalar gerçekleştiren meslek yüksekokulumuz, ilçeye de ekonomik açıdan katkı sağlayarak bölgesel kalkınmada öncü rol oynuyor. Gerçekleştirdiği öğrenci odaklı çalışmalarla yeni dönemde de kontenjanları dolan Hınıs Meslek Yüksekokulunun başarıları devam edecektir. Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Harun Güney nezdinde tüm akademik ve idari personele kolaylıklar diliyor, yeni dönemin başarılı geçmesini temenni ediyorum” dedi. İncelemelerin ardından Rektör Hacımüftüoğlu’na meslek yüksekokulunun çalışmaları hakkında sunum gerçekleştiren Doç. Dr. Harun Güney: “Hınıs Meslek Yüksekokulunun gelişmesi, büyümesi ve nitelikli öğrenciler yetiştirmesi açısından gerek duyduğumuz tüm destek üniversite yönetimimiz tarafından karşılanıyor. Burada akademik ve idari kadromuzla koordineli bir şekilde çalışıyoruz. Dolayısıyla bu uyum başarıyı da beraberinde getiriyor. Nazik ziyareti ve ilgisi dolayısıyla Rektörümüz Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu’na teşekkür ediyor, yeni görevinde kendisine kolaylıklar diliyorum” diye konuştu.
Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünden Malazgirt çıkarması
27 Ağustos 2024 Salı - 09:53 Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünden Malazgirt çıkarması Malazgirt Zaferi’nin 953 yıldönümü dolayısıyla Aile ve Sosyal Hizmetler Erzurum İl Müdürlüğü bünyesindeki çocuklar, kurum yöneticileri ve personelinden oluşan 140 kişilik ekip Muş Malazgirt’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla gerçekleşen etkinliklere katıldı. Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Hasan Aykut etkinliklerde Erzurum’u 140 kişilik ekiple temsil ettiklerini ifade etti. Malazgirt Zaferinin önemine değinen Aykut, "Malazgirt Zaferi sadece Türk Milleti’nin tarihini değil, tüm dünya tarihinin yönünü değiştiren büyük bir zaferdir. Millet olarak, tarih boyunca Tibet çöllerinden, karakurum yaylalarından, Sibirya steplerinden hep batıya göçmeyi ilke edinmişiz. Orta Asya’nın çeşitli bölgelerinden akın akın batıya göçen Türk Milleti önüne çıkan birçok engeli, tuzağı ve pusuyu aşmıştır. En sonunda da 26 Ağustos 1071 tarihinde, Sultan Alparslan öncülüğünde, Malazgirt Savaşını kazanarak, Anadolu’ya girerek, batı hedefimizin ilk adımını atmışız. Zaferin ilk gününde bu güne kadar, Anadolu topraklarında sayısız devlet kurmuş ve bölgeye hâkim bir devlet haline gelmişiz. Ne mutlu ki, atalarımız bizlere tüm Dünya’nın imrendiği toprakları miras bırakmıştır. Yurdumuza, topraklarımıza 1071’den bu güne kadar göz dikenlere bizlerde atalarımızdan aldığımız feyiz ve şuur ile gerekli varlığımızla övünüyoruz. Miryokefalon Savaşıda bu anlamda önemli bir yere sahiptir, Miryokefalon Savaşı 17 Eylül 1176 da Anadolu Selçuklu Devleti ile Bizans İmparatorluğu arasında, Denizli Düzbel mevki civarında gerçekleşmiş, Anadolu Selçuklu Devletinin kazandığı bu savaşla Türklerin Anadolu’daki hâkimiyetleri kesinleşmiştir. Çocuklarımıza bu ruhu aşılamak için etkinliklere, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Erzurum Valiliğimizin destekleriyle katılma imkanı bulduk. Etkinliğimizin çocuklarımızın tarih bilincine çok önemli katkılar sunduğunu düşünüyoruz” dedi.
Atatürk Üniversitesi ailesi, Malazgirt’te kahraman ecdadını andı
27 Ağustos 2024 Salı - 09:47 Atatürk Üniversitesi ailesi, Malazgirt’te kahraman ecdadını andı Atatürk Üniversitesi ailesi, Malazgirt Zaferinin 953. yıl dönümü kutlamalarına katıldı. Erzurum’dan Muş’a doğru hareket eden heyete, Rektör Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu da eşlik etti. Türk milletinin kaderini değiştiren, dünya tarihinin akışına yeni bir yön tayin eden ve sonuçları itibarıyla tarihinin en şanlı zaferlerinden biri olan Malazgirt Zaferinin 953. yıl dönümünü kutlamaları, büyük bir coşkuyla gerçekleşti. 26 Ağustos 1071’de Sultan Alparslan ve ordusunun, üstün cesaret ve kahramanlıkları ile büyük bir medeniyetin temellerinin atıldığı alana toplanan insanlar, bu destansı zaferin mimarlarını rahmet ve minnetle yâd etti. Malazgirt Zaferi vesilesiyle tarihin önemli dönüm noktalarından birine şahitlik eden mübarek topraklarda tekrar bir arada olduklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Malazgirt Millî Park Alanında düzenlenen Kutlama Programında bir konuşma yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bir cuma sabahı, semaya karşı, Malazgirt’te 54 bin er, bestelediler en güzel marşı: Allahu ekber, Allahu ekber" dizelerine atıfta bulunarak, "Bu mısralara ilham veren o günkü imanla, o günkü cesaretle, o günkü adanmışlıkla bugün yine Malazgirt’teyiz" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Malazgirt Zaferinin, milletin binlerce yıllık birlik ve dirlik şuurunun, zulme ve zalime karşı duruşunun destanlarından biri olduğuna vurgu yaparak, "Malazgirt, vahdetin ve zulme karşı kenetlenmenin zaferidir. Bundan tam 953 yıl önce Sultan Alparslan atının üzerindeyken askerine şöyle seslenmişti; ’Eğer şehit olursam bu beyaz elbise kefenim olsun. Ben nefsimi Allah’a adadım. Benim için şehadet de muzaffer olmak da bir saadettir. Zaferi kazanırsak istikbal bizimdir’ O büyük sultan, 953 sene önce Malazgirt Zaferi ile istikbalin bizim olacağını müjdelemişti" diye konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Malazgirt Ruhu, Türkiye’yle Birlikte Türk ve İslam Dünyasında Bir İman Çağlayanı Olarak Gürül Gürül Akıyor” Allah’ın, Sultan Alparslan’a ve ordusuna kendilerinden dört kat daha fazla düşmana karşı 26 Ağustos 1071 tarihinde muhteşem bir zafer nasip ettiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: "Zaferden sadece 4 sene sonra İznik’te bu topraklardaki ilk devletimiz olan Anadolu Selçuklu devletimizi kurduk. Yaklaşık bin yıldır da Anadolu’yu vatan eylemeye, vatanımız olarak tutmaya devam ediyoruz. Üzerinden geçen 953 yıla rağmen Malazgirt ruhu, Türkiye’yle birlikte Türk ve İslam dünyasında bir iman çağlayanı olarak gürül gürül akıyor. Allah’ın izniyle üstte mavi gök çökmedikçe, alttan yağız yer yarılmadıkça, kıyamete kadar bu ruh gönüllerimizi kuşatmaya devam edecek. Bu milletin her bir ferdi Malazgirt meydanında bulunan gazilerle, şehitlerle aynı inancı, aynı aşkı, aynı ideali, aynı hassasiyeti taşımayı sürdürecek. Rabb’im bizleri kahraman şehitlerimizin yolundan ayırmasın." Rektör Hacımüftüoğlu: “Üniversitemiz, Türk Milletinin Tarihindeki Bu Tür Dönüm Noktalarını Yaşatmak İçin Her Zaman Öncülük Edecektir” Malazgirt Zaferine ilişkin bir değerlendirmede bulunan Rektör Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu ise üniversiteden katılım sağlayan akademik ve idari personel ile böylesine anlamlı bir programa katılmaktan duyduğun memnuniyeti dile getirdi. Rektör Hacımüftüoğlu, Malazgirt Zaferinin Türk milletinin yönünü tayin eden bir zafer olduğunu vurgulayarak: "953 yıl önce ecdadımızın cesaretiyle kazandığı bu büyük zaferi anmak ve bu topraklarda yeniden bir araya gelmek, milletimizin kadim ruhunu bir kez daha hissetmemize vesile oldu. Sultan Alparslan’ın liderliğinde atılan adımlar, sadece bir zafer değil, aynı zamanda Anadolu’nun kapılarını milletimize açan büyük bir medeniyetin başlangıcıdır. Bu anlamlı gün vesilesiyle, geçmişten günümüze bu topraklar için canını feda eden tüm kahramanlarımızı rahmetle anıyor, onların aziz hatıralarını yaşatmanın en büyük sorumluluğumuz olduğunu bir kez daha idrak ediyoruz" dedi. Hacımüftüoğlu, Atatürk Üniversitesinin akademik ve idari kadrosunun böylesi tarihi bir etkinliğe katılmasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek: "Üniversitemiz, köklü geçmişi ve milli değerlere olan bağlılığıyla, Türk milletinin tarihindeki bu tür dönüm noktalarını yaşatmak için her zaman öncülük edecektir. Malazgirt ruhu, bizlere birlik ve beraberlik içerisinde daha güçlü bir gelecek inşa etme azmi vermektedir. Bu anlamlı günün bir parçası olmaktan onur duyuyoruz" şeklinde konuştu. Jandarma Mehteran Birliğinin gösteri sunduğu tören, Kur’an-ı Kerim okunması ve dualar edilmesiyle sona erdi.
İşte her yönüyle; Karaz Kültürü
27 Ağustos 2024 Salı - 09:41 İşte her yönüyle; Karaz Kültürü Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Işıklı, Kafkas dağlarından Doğu Akdeniz kıyılarına, Hazar kıyılarından Orta Anadolu düzlüklerine kadar uzanan “Karaz Kültürü” ile ilgili çarpıcı tespitlerde ve değerlendirmelerde bulundu. Ülkemiz topraklarında ilk arkeolojik kazı çalışmalarının Cumhuriyet’in kuruluşundan 10 yıl sonra Türk Tarih Kurumu vasıtasıyla başladığını, Anadolu topraklarında yaşamış kültür ve uygarlıkları benimseme ve onlardan ortak bir “Anadolu Kültürü” ortaya çıkarma ve millet olma bilinci dönemin sosyal ve kültürel politikalarında temel unsur alındığını ifade eden Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Işıklı, “Bu projelerde lokomotif görevini Atatürk’ün bizzat kuruluşunda etkin rol aldığı 1930 yılında kurulmuş olan Türk Tarih Kurumu üstlenir. Bu kurum ülkemizin farklı bölgelerinde kazılara başlar. İlk etap kazıları başkent Ankara civarında yapılır ve Hitit-Hatti kültürleri o dönemde bilinen ismi ile “Eti Medeniyeti” üzerine yoğunlaşılır” dedi. “İlk kazılar 1940 yılında başlatıldı” Bu dönemde yurt dışına arkeoloji eğitimi almaları için gençlerin gönderildiğini ve yurt dışından da önemli bilim insanları getirtilerek arkeoloji eğitiminin ülkemizde şekillenmesinde ve kurumsallaşmasında önemli görevler üstlendiğini anlatan Prof. Dr. Mehmet Işıklı, “ Eğitimlerini tamamlayıp dönen genç araştırmacılar ilerde ülkemiz arkeolojisini şekillendirecek en önemli kişiler olacaktır. Bu çerçevede ülkemizin doğusunda da ilk arkeolojik kazılar başlatılır. Bu kazılar için öncelikle tercih edilen yöre Erzurum’dur. Kafkasya - İran ve Karadeniz bölgeleri arasındaki özel stratejik konumu nedeniyle her dönemde kültürlerin ve insan topluluklarının geçiş güzergâhı olması o dönemde de çalışmaların bu topraklarda başlatılmasında etkili neden olmuş olmalıdır. Bu kazılar 1940 ve 1960 lı yılların başlarında gerçekleştirilir. Bu kazıların en erkeni 1942 yazının Temmuz ayında o dönemdeki ismi Karaz bu günkü ismi Kahramanlar olan köyle iç içe olan höyükte gerçekleştirilir. Karaz Höyük Erzurum’un 16 km. kuzeybatısında, 200 m. çapında 16 m. yüksekliğinde orta büyüklükte bir höyüktür. Bu ilk çalışma, bölgenin arkeolojik potansiyelini anlamaya yönelik olarak sondaj şeklinde ve bir hafta süren kısa bir ön çalışmadır. Bu sondaj çalışmaları beklentilerle paralel sonuçlar ortaya koymuş olmalı ki 1944 yılında yine Karaz Höyüğünde daha uzun süreli ve geniş çaplı kazı çalışmaları gerçekleştirilir. Bu çalışmalar Temmuz-Ekim ayları arasında yaklaşık 4 ay devam eder. Karaz kazıları Anadolu arkeolojisi ve kültür tarihi açısından çok çarpıcı sonuçlar ortaya koyar” şeklinde konuştu. “Pulur’daki kazılar önemli sonuçlar verdi” 1950’li yıllarda Erzurum topraklarında arkeolojik araştırmalar durma noktasına geldiğini ve bu dönem dünya genelinde de II. Dünya savaşı sonrası olduğu için büyük sıkıntıların yaşandığını, 1960’lı yıllarda Türk Tarih Kurumu tarafından bölgede iki yeni proje başlatıldığını ifade eden Işıklı, sözlerini şöyle sürdürdü “Yaklaşık 15 yıl sonra Erzurum yöresinde arkeolojik kazılar tekrar başlar Karaz kazılarından sonra Erzurum Ovası’nda kazısı yapılan ikinci höyük Pulur Höyüğüdür. 1960 yazında iki ay devam eden Pulur Höyüğü kazılarını yine Türk Tarih Kurumu adına Hamit Zübeyr Koşay yürütür. Bu projede Koşay’ın yanında Avusturyalı Assurolog Harman Vary de yer alır. Koşay-Vary ikilisi Pulur’dan sonra Güzelova’da da birlikte çalışacaklardır. Pulur Höyüğü de, Erzurum’un yaklaşık 16 km. batısında, Aziziye (Ilıca) ilçesi sınırları içerisinde kalan bu günkü ismi Ömertepe olan köy ile iç içedir. 17 metre yüksekliği 250x150 metre boyutları ile Pulur Höyüğü de orta ölçekli bir höyüktür. Karaz Höyük kazıları gibi Pulur Höyükte yürütülen kazılar da bölge ve Yakındoğu arkeolojisi ve tarih öncesi için bir dizi çok önemli sonuç ortaya koymuştur. Hamit Zübeyr Koşay başkanlığında Türk Tarih Kurumu’nun Erzurum Ovası’ndaki kazı projelerinin sonuncusu 1961 yılında gerçekleştirilir. Pulur çalışmalarını izleyen bu kazı çalışması Erzurum ilinin yaklaşık 15 km. kuzeydoğusunda, Dumlu ilçesi sınırları içerisinde kalan Güzelova Höyüğünde gerçekleştirilir. Höyük bu günkü ismi Tufanç olan köy ile iç içedir. Güzelova’daki kazılar da ilk iki proje gibi çok kısa süreli kazılardır 1961 yazının Ağustos ve Eylül aylarında gerçekleştirilir. Güzelova’da yürütülen kazılar da Karaz ve Pulur’dakiler gibi çok önemli sonuçlar ortaya koyar.” “Atatürk Üniversitesi’nden değerli bir katkı” Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin dağlık, iklim ve çevre koşulları açısından zorlu Doğu Anadolu topraklarındaki ilk arkeolojik projeleri olan Karaz, Pulur ve Güzelova höyükleri gerçekleştirildikleri dönem koşulları göz önüne alındığında takdire şayan ve olağan üstü projeler olduğunu vurgulayan, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Işıklı “ Günümüzde dahi arkeolojik projelerin gerçekleştirilmesindeki zorluklar dikkate alındığında bu durum daha net anlaşılacaktır. Ülke topraklarının her bir noktasındaki kültürel ve arkeolojik değerlere önem verme ve onları sahiplenme durumu da ayrıca takdir edilmesi gereken bir durumdur. Aynı zamanda bu üç kazının yayınları kısa süre içerisinde yapılarak bilim dünyası ile paylaşılmıştır. Bu yayınlarla ilgili önemli bir ayrıntı bunların Türk Tarih Kurumu ve o dönemde henüz yeni kurulmuş olan Atatürk Üniversitesinin ortak yayınları olmasıdır. O tarihlerde henüz bünyesinde arkeoloji bölümü dahi bulunmayan Atatürk Üniversite’nin bu tür bir proje imza atmış olması sahip olduğu geniş ve derin vizyonun açık bir göstergesidir. Bölgemizin ve ülkemizin en erken arkeolojik kazıları olma özelliğine de sahip bu üç kazı Yakındoğu ve Anadolu arkeolojisi açısından çok önemli sonuçlar ortaya koymuştur. Bunların başında bu günkü politik sınırları aşan çok büyük bir kültürel birlikteliğin ülkemizdeki varlığının ilk kez bu kazılarla kanıtlanmış olması gelmektedir.” diye konuştu. “Karaz Kültürü” adının verilmesi tercih edildi” Bu kazıların başladığı yıllarda Güney Kafkasya’da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) yönetimindeki topraklarda da arkeolojik kazılar yapıldığını hatırlatan Işıklı, “Bu kazılardan elde edilen veriler Marksist Arkeoloji çerçevesinde değerlendirilerek Rusya’nın bölgeye yönelik politikalarına hizmet edecek teorilerinin geliştirilmesine olanak sağlamaktaydı. Bu çalışmalar kapsamında 1940 yılında ünlü Rus arkeolog Boris Kuftin Gürcistan’ın orta kesimindeki dağlık bir bölgede yer alan ve arkeoloji dünyasında oldukça iyi bilinen Trialeti kurganlarında kazılar yürütmekteydi. Kuftin bu kazılar sırasında Kafkasya bölgesi için yeni bir kültürün varlığını keşfeder. Günümüzden yaklaşık 6500 yıl önce yaşanmış olan Erken Tunç Çağları sürecine tarihlendirilen bu kültür öncelikle koyu parlak renkli seramiği ile ayırt edilmektedir. Aslında bu kültürün izlerini on yıl kadar önce İsrail ve Kafkaslardaki başka kazılarda fark eden bilim adamları olsa da bunu ilk kez tanımlayan kişi Kuftin olmuştur. Kuftin bu kültüre Kafkasya’ya hayat veren Kura ve Aras nehirlerinden hareketle “Kura-Aras Kültürü” adını verir. Bu isim o tarihten sonra arkeolog ve tarihçiler arasında yaygın kullanım görür. Kuftin’in bu kültürü tanımlamasından birkaç yıl sonra Hamit Zübeyr Koşay Karaz Höyük’teki kazıları gerçekleştirir ve bu kültürün ülkemiz topraklarında da izlerinin var olduğunu bu kazı ile kanıtlar. Hamit Zübeyr Koşay, kültürün ilk izlerini tespit ettiği Karaz Höyüğünden hareketle kültüre “Karaz Kültürü” adını vermeyi tercih eder. Bu isim özellikle Türk arkeologlar arasında daha yaygın bir kullanım görür.” dedi. “Kafkaslardan Anadolu’ya uzanan bir kültür” Kültüre dair çarpıcı izlerin Karaz dışında bölgedeki diğer iki kazı olan Pulur ve Güzelova höyüklerinde de gözlendiğini belirten Prof. Dr. Mehmet Işıklı, şöyle konuştu “Bu süreci izleyen dönemde Fırat Nehri üzerinde yapılacak olan bir dizi baraj projesi kapsamında yapılan kurtarma kazılarında da bu kültürün izleri tespit edilir ve bu yörede de kültüre “Karaz Kültürü” denir. Erzurum yöresinin kültürü olan Karaz veya diğer ismi ile Kura-Aras Kültürü’ne dair bilgilerimiz 1940’lı ve 1960’lı yıllarda son derece sınırlıydı. Fakat bu gün bilgilerimiz yeterli olmasa da oldukça fazladır. Kafkas dağlarından Doğu Akdeniz kıyılarına, Hazar kıyılarından Orta Anadolu düzlüklerine değin yayılım bulan bu kültür bin yıldan daha fazla ayakta kalmayı başarmış büyük bir kültürdür. Bu kültürün halkları daha çok hayvancılıkla geçinen sınırlı da olsa tarım yapan ve orta ölçekli köylerde yaşayan gruplardı. Aşiret veya beylik şeklinde örgütlenmiş olan bu gruplar bulundukları bölge koşullarına ve yaptıkları hayvancılığa bağlı olarak yerleşik ve hareket halinde olabilmekteydiler.” “Erzurum’a dair önemli bilgi ve veriler çıktı” Karaz, Pulur ve Güzelova höyükleri sadece Karaz Kültürü’ne dair çarpıcı veriler ortaya koymakla kalmamış Erzurum yöresinin bu kültürden önce veya sonraki süreçlerine dair de önemli bilgiler ve veriler sunduğunu anlatan Prof. Dr. Mehmet Işıklı, “ Her üç yerleşimin verileri Erzurum Ovası’nda yerleşik yaşamın Arkeolojide Geç Kalkolitik Çağ olarak tanımlanan günümüzden yaklaşık yedi bin yıl önce başladığını göstermiştir. Hatta 2001 yılında Pulur Höyükte tekrar yapılan sondaj çalışması bu tarihi birkaç yüz yıl daha erkene çekerek Erzurum için yerleşim tarihinin M.Ö. 4200 lerde başladığını ortaya koymuştur. Uzunca bir süre Karaz Kültürü’nün etkisi altında kalan Erzurum ve civarındaki topraklar daha sonraki süreçte de farklı kültürel oluşumlarla tanışır. Bu kültürel oluşumun halkları birçok açıdan Karaz halkları ile benzer sosyo-politik, ekonomik ve kültürel yapılanmaya sahiplerdi. Bu süreçlerin arkeolojik kanıtları da Karaz, Pulur ve Güzelova kazılarında ortaya çıkarılmıştır. Bu süreç Demir Çağ dediğimiz günümüzden yaklaşık iki bin beş yüz yıl önce yaşanan dönemde Doğu Anadolu Bölgesi’nin ilk merkezi devleti olan Urartu’ya değin devam eder. Van bölgesi merkezli Urartu Devleti’nin Doğu Anadolu, Güney Kafkasya ve Kuzeybatı İran’da hüküm sürdüğü dönemlerde ise Erzurum merkezli topraklarda biraz daha küçük ölçekli beylik ve krallıkların (Diauehi Krallığı gibi) var olduğunu biliyoruz. Birkaç yüz yıl süren bu krallıklar döneminden sonra tüm Anadolu ile birlikte Erzurum bölgesi de İran merkezli büyük Pers (Akhamenid) Hanedanlığının etkisi altına girecektir.” dedi. “Kazıların devam etmesi elzemdir” Doğu Anadolu’nun ve Erzurum yöresinin ilk kazıları olan Karaz, Pulur ve Güzelova kazıları sadece Anadolu ve Yakındoğu arkeolojisinin belirli dönemlerini aydınlatmakla kalmamış aynı zamanda bulundukları toprakların da tarihinin yazılabilmesine olanak sağladığını dile getiren Prof. Dr. Mehmet Işıklı , sözlerine şöyle devam etti, “Ama yine de bu üç erken kazının en önemli özelliği Karaz (Kura-Aras) Kültürü’nün Anadolu ve Erzurum topraklarındaki varlığını kanıtlamak olmuştur. Yakındoğu ve Anadolu Arkeolojisi’nin zamansal ve coğrafi açıdan en büyük kültürel birlikteliklerinden biri olan Kura-Aras Kültürü veya Karaz Kültürü’nün yayılım bulduğu coğrafyaya baktığımızda Erzurum ve civarındaki topraklar merkezi bir konuma sahiptir. Kültürün yayılım bulduğu coğrafya içerisinde Türkiye, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, İran, Suriye, Filistin ve İsrail gibi 10 modern devletin toprakları bulunmaktadır. Günümüz politik sınırlarını aşan bu büyük kültürel birliktelik, bu günkü politik koşullar dikkate alındığında Yakındoğu’nun ve Orta Asya’nın en problemli topraklarında yayılım bulmaktadır. Arkeoloji ve Tarih bilimlerinin dönemin politik koşullarında rahatlıkla kullanılabilen bilimler olduğu dikkate alınırsa bu topraklar üzerindeki kültürel, tarihi ve arkeolojik değerlere sahip çıkmak ülke topraklarına sahip çıkmakla aynı anlama gelmektedir. Bu perspektiften hareketle Kafkasya, Mezopotamya ve İran gibi özel topraklar arasında kalan Doğu Anadolu Bölgesi ve Erzurum Bölgesi’nde arkeolojik kazılara öncelik verilen kültürel projelerin kesintisiz devam etmesi elzemdir. Ne yazık ki bu gün karşı karşıya olduğumuz tabloda kültüre yönelik ilgi ve kültürün yayıldığı topraklardaki araştırmalar özlenen seviyenin çok altındadır. Yakın geleceğin bunun değişeceği bir süreç olması en büyük temenni ve beklentimizdir.”