Yerel Haberler
Eskişehir
07 Ocak 2026 Çarşamba - 16:31 Doç. Dr. Emre Saygın, Venezuela’da yaşananları değerlendirdi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) ESOGÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Emre Saygın, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu kaçırması ile ilgili, "Adeta soğuk savaş günlerine geri döner gibiyiz" değerlendirmesi yaptı. Venezuela gündemini ve ABD’nin Maduro’yu kaçırmasını değerlendiren Saygın, operasyonun kamuoyuna iyi kurgulanmış bir askeri hamle olarak sunulduğunu ifade etti. Doç. Dr. Saygın, söz konusu müdahalenin etkileri ve sonuçları bakımından çok yönlü ve çok katmanlı bir yapıya sahip olduğuna dikkat çekti. Operasyonun 2026 yılının ilk günlerinde gerçekleşmesinin manidar olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Saygın, ABD iç siyasetinde Başkan Trump’ı zorlayan dava ve suçlamaların yoğunlaştığı bir dönemde böyle bir hamlenin küresel ekonomi politiği sarsabilecek etkiler doğurabileceğini ifade etti. Doç. Dr. Saygın, bugünlerde yaşananların 2011 yılından beri olgunlaştırılan bir süreç olduğunu da ekledi. Doç. Dr. Emre Saygın değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi: "Olayın perde arkasındaki nedenler aslında küresel güç dengelerine işaret ediyor. Burada ABD’nin Monroe Doktrini Trump’la beraber ilk harfi değişerek Donroe Doktrini, yani Trump’ın bir takım eklemeler yaparak geliştirdiği Donroe Doktrini ön plana çıkıyor. Bu bağlamda yakın dönemde çıkmış, yenilenmiş, güncellenmiş bir Amerikan Ulusal Güvenlik strateji söz konusu. Bu strateji doğrultusunda adeta soğuk savaş günlerine biraz daha geri döner gibiyiz. Bu ne demek? ABD’nin bölgedeki ya da kıtadaki ya da batı bloğundaki diyelim eski tabirle abi ya da hami rolünü tekrar üstlenmesi. Dolayısıyla da buradaki hami rolünü güçlendirecek şekilde elindeki sert güç unsurlarını daha çok müdahaleci biçimde devreye sokması söz konusu. İkincisi olayın petrole bakan tarafı var. Şöyle ki 2010’lu yıllara kadar dünyada kanıtlanmış en büyük petrol rezervleri Suudi Arabistan’a aitti. Ancak yeni yapılan keşiflerle Venezuela dünyada kanıtlanmış petrol rezervleri bakımından en yüksek hacimli rezervlere sahip ülke oldu. Dolayısıyla Venezuela’ya müdahale aynı zamanda petrol kaynaklarına müdahale ve Amerikan şirketlerinin buradaki hegemonyasını tekrar tahkim edilmesini beraberinde getiriyor. Dolayısıyla burada Venezuela petrol gündeminden ve bunun bir devamı olarak Danimarka’nın, Grönland’ın ilhakı ve oradaki nadir toprak altı elementlerini elde etme gündemi üzerinden durumu ABD’nin aslında enerji ticaretinin dolar üzerinden yapılmasını sağlayacak imtiyazlı bir alan oluşturma gayreti olarak görebiliriz. Dolayısıyla biraz da küresel ekonomi politik çerçevede okunabilir." Doç. Dr. Emre Saygın, bu operasyonda aslında ABD-Çin rekabetinin yansımalarının da kısmen görüldüğünü belirterek, "Çin’in ticaret hacminde Latin Amerika büyük bir yer tutuyor. Dolayısıyla Amerikan ana karasını tehdit eden yakın hinterlantta Çin etkisinin kırılması, Rusya’nın verdiği askeri destekle beraber bölge ülkelerinin ABD’ye karşı pozisyon almalarının engellenmesi bakımından da bu operasyon aslında ABD’nin sert gücünü tekrar Latin Amerika’da kullanıp Çin’e ve Rusya’ya bir mesaj vermesi olarak da okunabilir. Bildiğimiz gibi Avrupa’da Rusya ile Ukrayna arasındaki savaştan kaynaklı bir güvenlik boşluğu ya da istikrarsızlık durumu söz konusu. Avrupa Birliği savunma harcamalarına bütçeler içinde çok fazla yer vermeyen ülkelerden oluşuyor. Trump’ın da zaten Avrupa’ya yönelttiği en büyük eleştiri buydu. Amerika’nın enerjisini, gücünü, ilgisini, odağını Latin Amerika’ya kaydırması ve dolayısıyla Pasifik üzerinden Asya’ya kaydırması aslında Avrupa ülkelerinin Rusya’yla baş başa kalmasını getiriyor. Dolayısıyla bu Avrupa açısından da ontolojik bir problem ortaya çıkarıyor. Yani varoluşsal bir problem yaşayacaklar ve tarih boyu aradıkları bütünleşme hamlesine 2. Dünya Savaşı’ndan sonra başlamışken bugün tekrar bunu belki de dağıtmak veya tahkim ederek, üzerine koyarak daha da kuvvetlendirmek yoluna gidecekler. Ancak ilk ihtimal biraz daha ön planda gibi görünüyor" dedi. Mevzunun Türkiye’yi nasıl ilgilendirdiği konusunda ise Doç. Dr. Emre Saygın, şunları kaydetti: "Türkiye geleneksel dış politikası itibariyle bölgesinde bir istikrarsızlık olsun istemiyor. Bölgesel istikrarsızlığın kaynağı olmayı da istemiyor. Dolayısıyla özellikle Cumhurbaşkanımız ile ABD Başkanı Trump arasındaki lider diplomasinin son dönemdeki güçlü trendi ve burada Türkiye’nin bölge dengeleri üzerindeki etkisinin kavranabilmiş olması Türkiye’yi güçlü bir konuma sürüklüyor. Öyle ki Türkiye burada ABD’nin ilgisini Pasifik’e kaydığı bir durumda, Orta Doğu’daki dengelerde belirli bir aktör olarak rol alabiliyor. Bölgesel statükonun sarsılması durumunda ise Türkiye kendi menfaatleri doğrultusunda hedefe yürüyebilme kapasitesi olan bir ülke. Burada da bir yönetim değişikliği potansiyelini olabileceğini varsayıyoruz. Dolayısıyla burada Türkiye’nin pozisyonu komşusu olan İran’ın bir istikrarsızlığa sürüklenmemesi yönünde. Ancak böyle bir durumda Türkiye’nin de yine bölgesel pozisyonunu takip edeceği yani bölgede 1979 devriminden sonra İran’ın bölgedeki yayılmacı doktrinini frenleyecek mekanizmaları daha kuvvetli bir şekilde devreye alabileceğini öngörebiliriz. Dolayısıyla kısaca toparlayacak olursak bu müdahale aslında göründüğünden daha büyük küresel etkileri olabilecek. Uluslararası sistemi soğuk savaş dönemindeki güç rekabetine geri döndürecek. Ancak büyük güçlerin rekabetinin komşu küçük ülkeler üzerindeki vekalet savaşları, hatta yeni tabirle vekalet operasyonları üzerinden yüklenebileceği bir döneme evrilmek üzere olduğumuzu söyleyebiliriz."
Doç. Dr. Emre Saygın, Venezuela’da yaşananları değerlendirdi
07 Ocak 2026 Çarşamba - 16:31 Doç. Dr. Emre Saygın, Venezuela’da yaşananları değerlendirdi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) ESOGÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Emre Saygın, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu kaçırması ile ilgili, "Adeta soğuk savaş günlerine geri döner gibiyiz" değerlendirmesi yaptı. Venezuela gündemini ve ABD’nin Maduro’yu kaçırmasını değerlendiren Saygın, operasyonun kamuoyuna iyi kurgulanmış bir askeri hamle olarak sunulduğunu ifade etti. Doç. Dr. Saygın, söz konusu müdahalenin etkileri ve sonuçları bakımından çok yönlü ve çok katmanlı bir yapıya sahip olduğuna dikkat çekti. Operasyonun 2026 yılının ilk günlerinde gerçekleşmesinin manidar olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Saygın, ABD iç siyasetinde Başkan Trump’ı zorlayan dava ve suçlamaların yoğunlaştığı bir dönemde böyle bir hamlenin küresel ekonomi politiği sarsabilecek etkiler doğurabileceğini ifade etti. Doç. Dr. Saygın, bugünlerde yaşananların 2011 yılından beri olgunlaştırılan bir süreç olduğunu da ekledi. Doç. Dr. Emre Saygın değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi: "Olayın perde arkasındaki nedenler aslında küresel güç dengelerine işaret ediyor. Burada ABD’nin Monroe Doktrini Trump’la beraber ilk harfi değişerek Donroe Doktrini, yani Trump’ın bir takım eklemeler yaparak geliştirdiği Donroe Doktrini ön plana çıkıyor. Bu bağlamda yakın dönemde çıkmış, yenilenmiş, güncellenmiş bir Amerikan Ulusal Güvenlik strateji söz konusu. Bu strateji doğrultusunda adeta soğuk savaş günlerine biraz daha geri döner gibiyiz. Bu ne demek? ABD’nin bölgedeki ya da kıtadaki ya da batı bloğundaki diyelim eski tabirle abi ya da hami rolünü tekrar üstlenmesi. Dolayısıyla da buradaki hami rolünü güçlendirecek şekilde elindeki sert güç unsurlarını daha çok müdahaleci biçimde devreye sokması söz konusu. İkincisi olayın petrole bakan tarafı var. Şöyle ki 2010’lu yıllara kadar dünyada kanıtlanmış en büyük petrol rezervleri Suudi Arabistan’a aitti. Ancak yeni yapılan keşiflerle Venezuela dünyada kanıtlanmış petrol rezervleri bakımından en yüksek hacimli rezervlere sahip ülke oldu. Dolayısıyla Venezuela’ya müdahale aynı zamanda petrol kaynaklarına müdahale ve Amerikan şirketlerinin buradaki hegemonyasını tekrar tahkim edilmesini beraberinde getiriyor. Dolayısıyla burada Venezuela petrol gündeminden ve bunun bir devamı olarak Danimarka’nın, Grönland’ın ilhakı ve oradaki nadir toprak altı elementlerini elde etme gündemi üzerinden durumu ABD’nin aslında enerji ticaretinin dolar üzerinden yapılmasını sağlayacak imtiyazlı bir alan oluşturma gayreti olarak görebiliriz. Dolayısıyla biraz da küresel ekonomi politik çerçevede okunabilir." Doç. Dr. Emre Saygın, bu operasyonda aslında ABD-Çin rekabetinin yansımalarının da kısmen görüldüğünü belirterek, "Çin’in ticaret hacminde Latin Amerika büyük bir yer tutuyor. Dolayısıyla Amerikan ana karasını tehdit eden yakın hinterlantta Çin etkisinin kırılması, Rusya’nın verdiği askeri destekle beraber bölge ülkelerinin ABD’ye karşı pozisyon almalarının engellenmesi bakımından da bu operasyon aslında ABD’nin sert gücünü tekrar Latin Amerika’da kullanıp Çin’e ve Rusya’ya bir mesaj vermesi olarak da okunabilir. Bildiğimiz gibi Avrupa’da Rusya ile Ukrayna arasındaki savaştan kaynaklı bir güvenlik boşluğu ya da istikrarsızlık durumu söz konusu. Avrupa Birliği savunma harcamalarına bütçeler içinde çok fazla yer vermeyen ülkelerden oluşuyor. Trump’ın da zaten Avrupa’ya yönelttiği en büyük eleştiri buydu. Amerika’nın enerjisini, gücünü, ilgisini, odağını Latin Amerika’ya kaydırması ve dolayısıyla Pasifik üzerinden Asya’ya kaydırması aslında Avrupa ülkelerinin Rusya’yla baş başa kalmasını getiriyor. Dolayısıyla bu Avrupa açısından da ontolojik bir problem ortaya çıkarıyor. Yani varoluşsal bir problem yaşayacaklar ve tarih boyu aradıkları bütünleşme hamlesine 2. Dünya Savaşı’ndan sonra başlamışken bugün tekrar bunu belki de dağıtmak veya tahkim ederek, üzerine koyarak daha da kuvvetlendirmek yoluna gidecekler. Ancak ilk ihtimal biraz daha ön planda gibi görünüyor" dedi. Mevzunun Türkiye’yi nasıl ilgilendirdiği konusunda ise Doç. Dr. Emre Saygın, şunları kaydetti: "Türkiye geleneksel dış politikası itibariyle bölgesinde bir istikrarsızlık olsun istemiyor. Bölgesel istikrarsızlığın kaynağı olmayı da istemiyor. Dolayısıyla özellikle Cumhurbaşkanımız ile ABD Başkanı Trump arasındaki lider diplomasinin son dönemdeki güçlü trendi ve burada Türkiye’nin bölge dengeleri üzerindeki etkisinin kavranabilmiş olması Türkiye’yi güçlü bir konuma sürüklüyor. Öyle ki Türkiye burada ABD’nin ilgisini Pasifik’e kaydığı bir durumda, Orta Doğu’daki dengelerde belirli bir aktör olarak rol alabiliyor. Bölgesel statükonun sarsılması durumunda ise Türkiye kendi menfaatleri doğrultusunda hedefe yürüyebilme kapasitesi olan bir ülke. Burada da bir yönetim değişikliği potansiyelini olabileceğini varsayıyoruz. Dolayısıyla burada Türkiye’nin pozisyonu komşusu olan İran’ın bir istikrarsızlığa sürüklenmemesi yönünde. Ancak böyle bir durumda Türkiye’nin de yine bölgesel pozisyonunu takip edeceği yani bölgede 1979 devriminden sonra İran’ın bölgedeki yayılmacı doktrinini frenleyecek mekanizmaları daha kuvvetli bir şekilde devreye alabileceğini öngörebiliriz. Dolayısıyla kısaca toparlayacak olursak bu müdahale aslında göründüğünden daha büyük küresel etkileri olabilecek. Uluslararası sistemi soğuk savaş dönemindeki güç rekabetine geri döndürecek. Ancak büyük güçlerin rekabetinin komşu küçük ülkeler üzerindeki vekalet savaşları, hatta yeni tabirle vekalet operasyonları üzerinden yüklenebileceği bir döneme evrilmek üzere olduğumuzu söyleyebiliriz."
25 yıllık Vali Hüseyin Aksoy’dan veda konuşması
07 Ocak 2026 Çarşamba - 12:20 25 yıllık Vali Hüseyin Aksoy’dan veda konuşması Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy, 2026 yılının ilk Güvenlik Bilgilendirme Toplantısı’nda son 3 yılın verilerini paylaşırken, dün gece açıklanan tayin konusunu da değerlendirdi. Yaklaşık 24 yıllık valilik görevinde bulunan Hüseyin Aksoy, atama kararı ile ilgili, "24 yılı tamamladık, 25’nci yıldan da 2 ay alarak görevime devam etmekteyken bu kararnameyle Mülkiye Baş Müfettişliği görevine atanmış bulunuyorum. Eskişehir’de yaklaşık 2 buçuk yıla yaklaşan bir görev sürem oldu. Eskişehir benim için oldukça önemli ve güzel bir şehir oldu ve daima hatırlayacağım güzel anılarla doldu" dedi. Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy başkanlığında, Eskişehir Valiliği’nde düzenlenen 2026 yılının ilk Güvenlik Bilgilendirme Toplantısı’na İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Erhan Demir ve İl Emniyet Müdürü Tolga Yılmaz katıldı. Kentte huzur ve güvenliğe yönelik yapılan çalışmaların verilerinin aktırıldığı toplantıda rakamları Vali Aksoy son 3 yılın verilerini aktararak düşüş ve yükseliş yüzdelerini bildirdi. "Bir önceki yılla kıyasladığımızda yüzde 65,2 kasten öldürmede düşüş izlenmiştir" Terör ve asayiş olaylarındaki düşüşün sevindirici olduğuna dikkat çeken Vali Aksoy, "Önce terör olaylarına baktığımızda, bir önceki yılla bu yıla kıyasladığımızda olay sayısında yüzde 26, gözaltı sayısında yüzde 24, tutuklu sayısında yüzde 2,3 artış var ve haklı kontrollerde de yüzde 47,8’lik bir artış söz konusu. Bir önceki yılla kıyasladığımızda yine oranlarımızda belirli boyutlarda farklılıkları görebiliyoruz. Asayiş olaylarına baktığımızda, kişilere karşı işlenen 10 önemli suçu dikkate aldığımızda, bir önceki yılla kıyasladığımızda yüzde 65,2 kasten öldürmede düşüş, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmada yüzde 33,3, yine cinsel tacizde yüzde 20,9, konut dokunulmazlığında yüzde 35 ve cinsel saldırıda yüzde 4,7 düşüş izlenmiştir. Önceki yıllarla kıyasladığımızda da toplam itibariyle baktığımızda yüzde 14,87’lik bir düşüş son 2 yılda gerçekleşmiştir" diye konuştu. "Ölümlü kazaların azaltılması konusunda trafik bilimlerimizin yoğun gayreti önemli bir faktör olmuştur" Trafik kazasındaki 3 yıllık rakamları paylaşan Hüseyin Aksoy, "Bir önceki yıla göre kaza sayımızda küçük de olsa bir artışımız yüzde 5,8’lik söz konusudur. Maddi hasarlı kaza sayısı yüzde 2,9’luk, yaralamalı kaza sayımızda yüzde 7,6’lık bir artış söz konusu olmuştur. Ölümlü kaza sayımızda yüzde 21,7’lik bir azalış söz konusudur. Geçtiğimiz yıl maalesef 18 vatandaşımızı kaybettik ama bir önceki yıl 23, ondan önceki yılda toplam 38 vatandaşımız yaşamını kaybetmişti. Özellikle ölümlü kazaların azaltılması konusunda trafik bilimlerimizin yoğun gayreti önemli bir faktör olmuştur" ifadelerini kullandı. "Eskişehir benim için oldukça önemli ve güzel bir şehir oldu" Dün gece Cumhurbaşkanı imzası ile Resmi Gazete’de yayımlanan kararnamede Vali- Mülkiye Baş Müfettişi olarak atanan ve yaklaşık 25 yıldır valilik görevi yürüten Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy, kentte geçirdiği 2 buçuk yılın çok kıymetli olduğunu ve her zaman Eskişehir’i güzel anılarla hatırlayacağına dikkat çekti. Atama kararı ile Hüseyin Aksoy, "Değerli basın mensupları, saygıdeğer Eskişehirliler, hepinizin bildiği üzere bu gece yayımlanan kararnameyle Eskişehir Valiliği görevinden, Mülkiye Baş Müfettişliği görevine atandım. 2001 yılı 5 Kasım itibariyle Muğla Valiliği görevine yine Mülkiye Baş Müfettişliği görevinden atanmıştım. Muğla’dan sonra Mersin, Samsun, Diyarbakır, Kocaeli ile Aydın ve Eskişehir Valiliği görevinde bulundum. Yaklaşık olarak 24 yılı tamamladık, 25’nci yıldan da 2 ay alarak görevime devam etmekteyken bu kararnameyle Mülkiye Baş Müfettişliği görevine atanmış bulunuyorum. Göreve atanırken olduğu gibi, görevden alınmanın da doğal olduğunu ifade etmek isterim. Bize Türkiye’nin hassas dönemlerinde, hassas hizmetlerinde güvenerek görev veren Sayın Cumhurbaşkanımıza teşekkür ediyorum. Bizimle beraber çalışan, bize destek veren bütün kurum ve kuruluşlarımıza teşekkür ediyorum. Yerel yönetimlerimize, milletvekillerimize, sivil toplum örgütlerimize, başta kaymakamlar ve vali yardımcılarımız olmak üzere bütün kurum amirlerimize, vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum. Eskişehir’de yaklaşık 2 buçuk yıla yaklaşan bir görev sürem oldu. Eskişehir benim için oldukça önemli ve güzel bir şehir oldu ve daima hatırlayacağım güzel anılarla doldu. Bu vesileyle belki fırsat olmayabilir, Allah’a ısmarladık diyorum" dedi. Öte yandan Eskişehir Valiliği görevine şu an da Osmaniye Valiliği görevini yürüten Erdinç Yılmaz atandı.
Piezo Rinoplasti’nin avantajları neler, KBB uzmanı anlattı
07 Ocak 2026 Çarşamba - 11:53 Piezo Rinoplasti’nin avantajları neler, KBB uzmanı anlattı KBB Uzmanı Op. Dr. Nargız Salahova, ultrasonik dalgalarla uygulanan piezo rinoplasti tekniğinin burun estetiğinde sunduğu avantajları anlattı. Özel Ümit Batıkent Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Uzmanı Op. Dr. Nargız Salahova, son yıllarda burun estetiğinde öne çıkan piezo rinoplasti tekniği hakkında merak edilenleri anlattı. Salahova, "Ultrasonik dalgalarla çalışan piezo cihazı sayesinde yapılan bu yöntem, ameliyat sonrası konforu arttırmasıyla dikkat çekiyor. Rinoplasti (burun estetiği) ameliyatı ile burnun şeklini değiştirerek ya da yumuşatarak yüzün diğer hatlarıyla daha dengeli bir görünüm elde edilmesini amaçlanıyor. Rinoplasti; genellikle estetik nedenlerle tercih edilse de, burun travmaları sonrası oluşan nefes alma problemleri gibi işlevsel sorunların giderilmesinde de önemli rol oynuyor" dedi. Piezo rinoplasti nedir Op. Dr. Salahova; Piezo rinoplastinin; ultrasonik dalgalarla çalışan piezo cihazı kullanılarak gerçekleştirilen modern bir burun estetiği yöntemi olduğunu aktararak; "Geleneksel tekniklere kıyasla daha kontrollü kemik şekillendirme imkânı sunan bu yöntem, çevre dokulara minimum zarar verdiği için ödem, şişlik ve morluk gibi ameliyat sonrası etkileri azaltmayı hedefler" diye konuştu. Piezo rinoplasti hangi tekniklerle uygulanır Op. Dr. Salahova, piezo rinoplastinin kapalı ve açık olmak üzere iki farklı teknikle uygulanabildiğini belirterek, şöyle konuştu: "Kapalı teknik piezo rinoplastide; burun cildinde herhangi bir dış kesi yapılmaz, piezo cihazının ince uçlarıyla burun kemikleri içeriden şekillendirilir, ameliyat sonrası şişlik ve morluk riskinin en aza indirilmesi açısından en çok tercih edilen yöntemler arasında yer alır. Açık teknik piezo rinoplastide ise; burun cildine küçük bir kesi yapılarak uygulanır. Burun kemikleri piezo cihazı ile kontrollü şekilde şekillendirilir. Bu teknikte de ameliyat sonrası ödem, morluk ve şişlik minimum seviyede tutulur." Ameliyat sonrası konfor ön planda Piezo rinoplastinin en önemli avantajlarından birinin en az travma ile uygulanabilmesi olduğunu vurgulayan Op. Dr. Salahova, bu sayede hastaların ameliyat sonrası süreci daha rahat geçirdiğini ifade etti ve ekledi: "Hem estetik hem de fonksiyonel açıdan başarılı sonuçlar sunan bu teknik, ameliyat sonrası konforu artırarak hastalar için önemli bir avantaj sağlıyor."
Sarıcakaya’da zeytin ve zeytinyağı üretimi hızla artıyor
07 Ocak 2026 Çarşamba - 11:15 Sarıcakaya’da zeytin ve zeytinyağı üretimi hızla artıyor Eskişehir’in Sarıcaya ilçesinde geçen yıl 70 dekarlık alana 2 bin 100 zeytin fidanı dağıtıldığı, Akdeniz ikliminin etkilerinin görüldüğü Sarıcakaya ilçesinde bulunan yaklaşık 70 bin zeytin ağacından 27 bininin meyve verdiği belirtildi. Eskişehir İl Tarım ve Orman Müdürü Yüksel Çil, Sarıcakaya’da zeytin yetiştiriciliği ve zeytinyağı üretim kapasitesini yerinde değerlendirmek üzere Mayıslar Mahallesi’nde bulunan Zeytinyağı Fabrikasını ziyaret etti. Ziyarete Sarıcakaya Belediye Başkanı Ahmet Dönmez de eşlik etti. Gerçekleştirilen incelemelerde fabrikanın üretim süreçleri, tesis altyapısı ve bölge zeytinciliğine sağlanan katkılar ele alındı. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Kırsal Kalkınma Destekleri kapsamında 2017 yılında kurulan tesisin, bin metrekarelik alanda faaliyet göstermekte olup günlük 40 ton soğuk sıkım kapasitesiyle bölge tarımında önemli bir konumda yer aldığı belirtildi. Yaklaşık 5 kilogram zeytinden 1 kilogram zeytinyağı elde edilmesiyle Sarıcakaya zeytinlerinin katma değere dönüştürülmesinin sağlandığı, bu durumun ilçenin üretim gücünü önemli ölçüde desteklediği ifade edildi. İlçede bulunan 70 bin zeytin ağacından 27 bini meyve veriyor Program kapsamında, Tarım ve Orman Bakanlığının destekleriyle yürütülen projelerin de değerlendirildiği anlatılan açıklamada, "Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesi (TAKE) Projesi çerçevesinde 2025 yılında Sarıcakaya’da 70 dekarlık alana 2 bin 100 zeytin fidanı dağıtılmış, bunun bölgedeki zeytin üretiminin sürdürülebilirliğine önemli katkı sunduğu ifade edilmiştir. Ayrıca 2024 yılında kurulan Sarıcakaya Zeytin Üreticileri Birliği, üretici örgütlenmesini güçlendirerek zeytin üretimi ve pazarlamasında ortak çalışma kültürünü geliştirmektedir. Akdeniz ikliminin etkilerinin görüldüğü Sarıcakaya ilçesinde yaklaşık 70 bin zeytin ağacı bulunmakta olup bunların 27 bini meyve vermektedir. Üretimin büyük kısmı zeytinyağı imalatında kullanılmakta, 0,1-0,2 asit oranı ile Sarıcakaya zeytinleri üst kalite zeytinyağı üretimine uygun özellik taşımaktadır.Zeytin ve zeytinyağı üretimi, bölge ekonomisine katkısının yanı sıra sağlıklı beslenme açısından da önemli bir kaynak oluşturmaktadır. Eskişehir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, zeytin üreticilerini desteklemeye ve Sarıcakaya’nın üretim potansiyelini güçlendirmeye yönelik çalışmalarını kararlılıkla sürdürmektedir." denildi.