Yerel Haberler
Eskişehir
İkinci üniversite fırsatıyla geleceğe yatırım
17 Eylül 2025 Çarşamba - 13:53 İkinci üniversite fırsatıyla geleceğe yatırım Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Sistemi, farklı alanlarda uzmanlaşmak ve kariyerinde yeni bir sayfa açmak isteyenler için büyük bir fırsat sunuyor. "İkinci Üniversite" kapsamında öğrenci kabul eden Muhasebe ve Vergi Uygulamaları ile Sağlık Kurumları İşletmeciliği Ön Lisans Programları hem mesleki gelişim hem de istihdam açısından güçlü avantajlar vadediyor. Muhasebe ve vergi eğitimiyle finans dünyasına güçlü bir adım Muhasebe ve Vergi Uygulamaları Ön Lisans Programı, muhasebe ve vergi konularında sağlam temellere sahip, analitik düşünebilen, çağın gerekliliklerine ayak uydurabilen bireyler yetiştirmeyi amaçlıyor. Program kapsamında; muhasebe kayıt sistemleri, vergi mevzuatı, finansal tabloların analizi gibi temel ve uygulamalı bilgiler öğrencilere aktarılıyor. Mezunlar, kamu ve özel sektörde muhasebe birimlerinde, mali müşavirlik ofislerinde, vergi dairelerinde ve çeşitli işletmelerin finans departmanlarında kariyer yapabiliyor. Ayrıca isteyen mezunlar, lisans tamamlayarak kariyerlerine akademik ya da idârî olarak yön verebiliyor. Sağlık sektöründe yöneticilik hayal değil Sağlık Kurumları İşletmeciliği Ön Lisans Programı, sağlık sektöründe idari ve finansal süreçlerde görev almak isteyen bireyleri teorik ve pratik bilgiyle donatıyor. Öğrencilere, sağlık işletmelerinin yönetimi, kalite ve hizmet yönetimi, sağlık sigortacılığı ve finansman süreçlerine dair kapsamlı eğitim veriliyor. Bu programdan mezun olanlar; kamu ve özel hastaneler, üniversite hastaneleri, rehabilitasyon merkezleri, Sosyal Güvenlik Kurumu, özel sigorta şirketleri, ilaç ve medikal firmalar gibi çok sayıda kurumda istihdam imkânı bulabiliyor. Geniş kariyer yelpazesiyle dikkat çeken program, sağlık sektöründe güçlü bir yer edinmek isteyenlere kapı aralıyor. Yapılan açıklamada programlara kimlerin kayıt yaptırabileceği ise şöyle belirtildi; "En az lise veya dengi okul mezunları (yeni kayıt), Meslek Yüksekokulu veya Açıköğretim Fakültesi ön lisans programlarından mezun adaylar (dikey geçiş), örgün öğretimde öğrenci olup Açıköğretim Fakültesi’nde öğrenimine devam etmek isteyenler (yatay geçiş), herhangi bir yükseköğretim programından mezun olan veya hâlen öğrenim gören öğrenciler (ikinci üniversite) Açıköğretim Fakültesi mezunları başvuru yapabilirler; hâlen kayıtlı olanlar başvuramaz, yurt dışından mezun olan veya yabancı uyruklu adaylar."
Yalınkat Kadın Girişimi Kooperatifi Sivrihisar’da kadın girişimciliğinin öncüsü oldu
17 Eylül 2025 Çarşamba - 11:33 Yalınkat Kadın Girişimi Kooperatifi Sivrihisar’da kadın girişimciliğinin öncüsü oldu Eskişehir Sivrihisar’da kurulan Yalınkat Kadın Girişimi Kooperatifi, ilçenin kadın girişimciliği alanında attığı önemli adımlarla dikkat çekiyor. Yalınkat Kadın Girişim Kooperatifi, ilçenin ilk kadın girişimi kooperatifi olma özelliğini taşıyor. Kooperatif, Sivrihisarlı kadınların ürettiği yöresel ürünleri, yerel ve ulusal pazara sunarak kadınlara ekonomik katkı sağlamayı ve kültürel değerleri yaşatmayı hedefliyor. "İlçemizin ilk kadın girişimi kooperatifi" Sivrihisar’da kurulan ilk kadın girişim kooperatifi olma özelliğini taşıyan Yalınkat Kadın Girişim Kooperatifi, hem kadınlara ekonomik katkı sağlıyor, hem de Sivrihisar’ın kültürel ve yöresel değerlerini yaşatıyor. Kooperatif bünyesinde; ilçenin yöresel yemekleri, kadın girişimcilerin kendi seralarında ürettikleri sebzelerden yapılan reçeller, turşular, tarhanalar, Sivrihisar’a has patentli muska baklavalar, geleneksel bazlama ve yufkalar hazırlanarak satışa sunuluyor. Kooperatif Başkanı Nilgün Okursoy, "Kooperatifte hazırlanan tüm ürünler, kadınların kendi organik üretimleriyle ortaya çıkıyor. Ürünler, hem yerinde hem de kargo yoluyla Türkiye’nin dört bir yanına gönderiliyor" ifadelerini kullandı. "Sosyal etkinliklere de ev sahipliği yapıyoruz" Kooperatifin yalnızca üretim değil, aynı zamanda sosyal yaşamda da önemli bir rol üstlendiğini belirten Okursoy, "Kadınlar için özel olarak oluşturulan kulüpte günler, mevlitler ve çeşitli etkinlikler düzenlenerek hem sosyalleşme hem de dayanışma ortamı sağlanıyor" şeklinde konuştu. "Sivrihisar’ı tanıtmak için çalışıyoruz" Kooperatif Başkanı Nilgün Okursoy, Yönetim Kurulu ile birlikte Sivrihisar’ı hem yurt içinde hem de yurt dışında tanıttıklarını belirterek "Amacımız hem ilçemizi tanıtmak hem de kadınlarımızın emeğini ekonomik değere dönüştürmektir" dedi.
Beylikova Belediyesi’nden kuraklığa karşı örnek proje
17 Eylül 2025 Çarşamba - 11:16 Beylikova Belediyesi’nden kuraklığa karşı örnek proje Beylikova Belediyesi, su kaynaklarının korunması ve tarımsal üretimde sürdürülebilirliğin sağlanması için önemli bir çevre yatırımı hayata geçiriyor. Nazo Gölü’nden kurutma kanalı aracılığıyla kış aylarında tarlalara taşan suyun kontrol altına alınması ve yeniden değerlendirilmesi amacıyla, güneş enerjisiyle çalışan pompa sistemi devreye giriyor. 22 kW gücündeki güneş enerji panelleri sayesinde fazla su Beylikova Barajı’na basılacak. Barajdan ise sulama sistemleri ile arazileri ulaştırılacak. "Yılda 365 milyon litre su yeniden kazanılacak" Yeni sistem, saatte 100 ton, günlük ortalama 1 milyon litre (kilogram) suyu baraja aktarma kapasitesine sahip. Bu da yılda 365 milyon litre suyun yeniden kazanımı anlamına geliyor. Projenin bölge tarımına katkısı; sulama maliyetlerinin azalması, verimlilik artışı ve ürün güvenliğiyle birlikte yıllık yaklaşık 1 milyon 200 bin TL ekonomik kazanç olarak öngörülüyor. "Bu proje ile boşa akan suyu değerlendirecek" Beylikova Belediye Başkanı Av. Hakan Karabacak, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi: "Kuraklık, günümüzün en büyük sorunlarından biri. Biz de Beylikova Belediyesi olarak, hem doğayı koruyan hem de çiftçimizin geleceğini güvence altına alan yatırımları hayata geçiriyoruz. Bu proje ile boşa akan suyu değerlendirecek, hem tarımda sürdürülebilirliği sağlayacak hem de ilçemize ciddi ekonomik katkı sunacağız."
Eskişehir’de tarihi savaş sanatını yaşatıyorlar
17 Eylül 2025 Çarşamba - 10:21 Eskişehir’de tarihi savaş sanatını yaşatıyorlar Eskişehir’de yaşayan ve bir maden şirketinde jeoloji mühendis olarak çalışan Tarihi Avrupa savaş sanatları (HEMA) hocası Konstantin Horkel’in öncülüğünde yapılan tarihi kılıç antrenmanları, her yaştan kadın ve erkeği bir araya getiriyor. Sporcular hem hobi amaçlı çalışıyor, hem de uluslararası turnuvalara hazırlanıyor. HEMA, Yüzyıllardır süregelen bir spor olarak yaşatılmaya devam ediyor. Kadın-erkek fark etmeksizin herkesin katılabildiği bu spor, fiziksel üstünlükten çok strateji ve psikolojik dayanıklılıkla sürdürülüyor. İçinde pek çok kültürden kılıç türü barındıran branşta, Türk kılıcı ve Alman uzun kılıcı gibi kategorilerde yarışlar düzenlenebiliyor. Halk arasında "Poldi" olarak bilinen ve 18 yıldır bu spora devam eden Konstantin Horkel, her yaştan onlarca öğrencisiyle ulusal ve uluslararası yarışmalara hazırlandıklarını belirtti. "Asıl motivasyonum daha çok spor arkadaşı" HEMA eğitmeni Konstantin, spora nasıl başladığını ve neler yaptıklarını şu sözlerle anlattı: "2007’den beri HEMA ile uğraşıyorum. HEMA, yani Historical European Martial Arts, tarihi eskrim gibi düşünebilirsiniz. Bu bir spor; film sahnelerinde gördüğünüz şovlarla karıştırılmamalı. Bizim beş ana kategorimiz var: Alman uzun kılıcı, Türk kılıcı, asker kılıcı, rapier ve kılıç-kalkan. Evet, tehlikeli görünüyor çünkü kılıçlarla temas ediyoruz. Ama aslında güvenli; çünkü hepimiz koruyucu kıyafetler giyiyoruz. Yeni başlayanlara önce tahta kılıçlarla teknikleri öğretiyoruz, böylece hareketlerin mantığını kavrıyorlar. Benim asıl işim maden sektöründe, burası tamamen hobi olarak başladı. Buradaki asıl motivasyonum daha çok öğrenci, daha çok spor arkadaşı kazanmak ve hem yerelde hem de yurtdışında turnuvalara katılmak." "Parkta başladı, salonda devam ediyor" Spora nasıl başladığını ve deneyimlerini anlatan Mete Işıkadalar, "Bir gün parkta dolaşırken antrenman yapan grubu gördüm ve hocamız Poldi ile tanıştım. Çok sıcak karşılandım, hemen ertesi antrenmana katıldım. Yıllarca parklarda çalıştık, sonra salon imkânı doğdu ve daha düzenli devam ettik. Türkiye’de kulüplerin çoğu turnuva ve seminer düzenliyor. Biz Eskişehir ekibi olarak bunlara katılıyoruz ve genelde başarılı oluyoruz. Yurtdışında da tecrübem oldu, Ukrayna’daki turnuvaya katıldım. O zaman yeniydim, derece alamadım ama şimdi daha fazla deneyimle ileride uluslararası turnuvalarda daha sık yer almayı hedefliyorum" şeklinde konuştu. "Kadın-erkek ayrımı olmayan bir spor" Bu sporun cinsiyetsiz yönüne dikkat çeken bir diğer sporcu Rüzgar Aydın ise, "Bir arkadaşım bu sporu tavsiye ettiğinde denemek için geldim ama kısa sürede bağlandım. HEMA’yı diğer sporlardan ayıran en önemli şeylerden biri, cinsiyet ayrımı yapmaması. Kadın ya da erkek olmanız değil, ne kadar teknik çalıştığınız ve strateji geliştirdiğiniz önemli. Hocamız Poldi’nin bir sözü vardır: ‘Bir bebeğe kılıç verirsem benden daha güçlü olur.’ Bu aslında sporumuzun özünü çok iyi anlatıyor. Çünkü burada önemli olan kaba kuvvet değil, doğru teknik ve doğru zamanlama. Uzun boy avantaj sağlayabilir ama düzenli antrenmanla bu fark kapanıyor. Benim için en zorlayıcı yanı mental tarafı; strateji kurmak, kendini tanımak ve sürekli daha iyisini yapmak zorundasınız. Poldi bir keresinde bana, ‘Daha iyi olmak için gelmiyor musun?’ demişti. O söz hâlâ motivasyon kaynağım. Zorlayıcı olmasına rağmen bu sporun beni sürekli geliştirmesi nedeniyle bırakmayı hiç düşünmedim" dedi.
Turşunun 3 önemli malzemesi
17 Eylül 2025 Çarşamba - 10:10 Turşunun 3 önemli malzemesi Eskişehir’de aktar Metin Ağılönü, turşu yapımında en önemli malzemenin kaya tuzu, sirke ve sarımsak olduğunu belirterek vatandaşları hazır ürünlerden uzak durmaya çağırdı. Turşu sezonunun başlamasıyla birlikte vatandaşlar kavanozlarını doldurmaya başladı. Eskişehir’de uzun yıllardır aktar olarak hizmet veren Metin Ağılönü, sağlıklı turşu yapımında dikkat edilmesi gerekenleri anlattı. Kaya tuzu, sirke ve sarımsağın temel malzemeler olduğunu vurgulayan Ağılönü, özellikle hazır turşu karışımlarından uzak durulması gerektiğinin altını çizdi. "Kaya tuzundan vazgeçilmesin" Turşunun temelinde doğal malzemelerin bulunması gerektiğini belirten Metin Ağılönü, özellikle tuz seçiminin çok önemli olduğuna dikkat çekti. Ağılönü, "Doğal bir turşu yapabilmek için en önemlisi Çankırı kaya tuzudur. Normal market tuzları çok sağlıklı değil. O yüzden turşuyu da sağlıklı yapabilmek için en güzel kullanacağınız şey Çankırı kaya tuzudur. İnsanlar kaya tuzundan vazgeçmesin" dedi. "Temel malzemeler belli" Turşu kurmak isteyen vatandaşlar için basit bir tarif de paylaşan Ağılönü, ölçülere dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Ağılönü, "Şöyle küçük bir kavanozun içine 3 yemek kaşığı kaya tuzu, 1 bardak sirke ya da 1,5 bardak sirke, sarımsak ve limon tuzu koyarak sağlıklı bir turşu elde edilebilir. Arzu edilirse limon da kullanılabilir. Bunun içine aroma katmak isteyenler için dereotu, kereviz yaprağı, hardal tohumu ya da maydanoz da eklenebilir" diye konuştu. "Hazır turşu malzemelerinden uzak durun" Son yıllarda marketlerde satılan hazır turşu karışımlarına vatandaşların yöneldiğini söyleyen aktar Ağılönü, bu ürünlerin zararlı olabileceğini ifade etti. Ağılönü, "Hazır turşu yap malzemelerinin içinde kimyasal var. Kimyasallardan ne kadar uzak durursak o kadar iyidir. Her zaman en güzeli evde yapılan, doğal malzemelerle kurulan turşudur" ifadelerini kullandı. "En çok kereviz yaprağı ve dereotu tercih ediliyor" Vatandaşların aroma katmak için en çok tercih ettiği malzemeler hakkında da bilgi veren Metin Ağılönü, "Bize şu an en çok sorulan ve talep edilen ürünler kaya tuzu, kereviz yaprağı, dereotu ve hardal tohumudur. İnsanlar doğal bir şekilde tatlandırmak için bu ürünleri tercih ediyor" dedi.
Karı-koca 13 yıldır bez bebek yapıyor
17 Eylül 2025 Çarşamba - 10:01 Karı-koca 13 yıldır bez bebek yapıyor Eskişehir’de çocukları için başladıkları bez bebek yapımını bir tutkuya dönüştüren Zafer ve Arzu Özer çifti, aile saadetlerini sanatla harmanlayarak hem doğal oyuncaklar hem de eşsiz sanat eserleri üretiyor. Eskişehir’de yaşayan ve ikiz çocukları olan Özer çifti, çocuklarının daha sağlıklı ve doğal oyuncaklarla oynaması amacıyla başladıkları bez bebek yapımını 13 yıldır sürdürüyor. Önce kendi çocukları için başlayan bu serüven, zamanla hem dekoratif hem de oyun amaçlı sanat bebekleri üretimine dönüştü. Özer çifti, bez bebeklerin yanı sıra kumaş ve kilden küçük heykeller de üreterek "Doll Art" sanatını icra ediyor. Yaptıkları eserleri "sanat bebekleri" olarak adlandıran çift, atölyelerinde tekstil ve heykel sanatını bir araya getiriyor. "Bir günde 20 ila 40 bebek yaptığımız oluyor" Sanatını takım çalışmasıyla oluşturduklarını vurgulayan sanatçı Arzu Özer, "Beraber 13 yıldır bu işi yapıyoruz. Birlikte başladık. Bazı bebeklerde takım çalışması yapıyoruz. Bir kısmını ben, bir kısmını eşim yapıyor. Sonra birleştirip görselliğe sunuyoruz. Güne erken başlıyoruz. Sabah erkenden kalkıp Kahvaltı yapıyor ardından köpeğimizi gezdiriyoruz. Sonra atölyeye geliyor ve çalışmaya başlıyoruz. Bir günde 20 ila 40 bebek yaptığımız oluyor. Bu bebekleri yapmak tüm günümüzü alıyor" ifadelerini kullandı. "Onlar mutlu olunca biz de mutlu oluyoruz" Atölyelerini ziyaret edenlerin yaklaşımları ile ilgili bilgiler veren Arzu Özer, "İnsanlar atölyemizi gezerken yüzlerinde küçük bir tebessüm oluşuyor. Geri dönüşler bizi mutlu ediyor. Özellikle çocukları için uyku bebekleri alıyorlar. Rafları için elfler alıyorlar. Atölyemizi gezenler genellikle bebeklerde hangi malzemeleri kullandığımızı soruyorlar. Kumaş, kil, kağıt hamuru. Hepsini anlatıyorum. Mutlu oluyorlar. İnsanların buradan mutlu ayrılması bizi de mutlu ediyor" dedi. "İçimin rahat olması gerekiyor" Plastikten üretilen oyuncakların küçük yaştaki çocuklar için sağlıklı olmadığını düşünen Arzu "Günümüzde plastikten üretilen oyuncaklar çok fazla. Bence küçük yaştaki çocukların daha doğal kumaşlarla ve koyun yünü gibi doğal olan bebeklerle oynamaları gerekmekte. Bizim kumaşlarımızın hepsi belgelidir. Kullandığım ürünlerin çocukların sağlığına zarar vermeyecek malzemelerden olmasına çok dikkat ediyorum. Çünkü bunu bir çocuk elleyecek, oynayacak, yüzüne sürebilir, ağzına sokabilir dolayısıyla içimin rahat olması gerekiyor. Doğal bir malzeme olması lazım ki çocuklarımıza zarar verilmesin. Bu benim için önemli. Lütfen aileler çocuklarını plastik gibi kanserojen maddelerden uzak tutsunlar" şeklinde konuştu. "Bebek formunda sanat eseri yapıyoruz" Emekli gazeteci olduğunu söyleyen Zafer Özel emekli olduktan sonra eşiyle beraber sanat bebeklerin yapımına başladıklarını ve 13 yıldan fazla bir süredir bu bebekleri yaptıklarını belirtip sözlerine şöyle devam etti: Aslında biz bebek yapmıyoruz. Bebek formunda sanat eseri ortaya koyuyoruz. Dünyada da bu bir sanat dalı. Bu kavramı da Türkiye’ye getirenlerdeniz. Bebeklerimiz dünyanın çeşitli ülkelerinden koleksiyoncular tarafından talep ediliyor. Biz bu yola eşim Arzu ile beraber hobi olarak başlamış, çocuklarımıza oyuncaklar yapalım demiştik ama bugün geldiğimiz nokta da dünya çapında bir faaliyet alanına dönüştü" dedi. "Bebeklerimizin eşi benzeri yok" Bebeklerinin neden eşsiz olduğuna değinen Zafer, "Bizim bebeklerimizi değerli kılan birkaç unsur var. Bunlardan en önemlisi tek örnek olması. Aynı bebekten bir ikincisini yapmıyoruz. Bu yüzden koleksiyonerler için değeri çok daha yüksek oluyor. Bunun dışında bir de üretimde genellikle geri dönüşüm malzemeleri kullanıyoruz. Örnek vermem gerekirse, mesela Antep fıstığından yumurta kabuğuna kadar her şey bizim için bir bebek malzemesi olabilir. evimizde ya da atölyemizde çöp kavramı yok. Her şeyi geri dönüştürebiliriz. Bu geri dönüşüm malzemelerini kullanmamızdan dolayı bebeklerimize ilgi biraz daha yoğun oluyor. Daha sıcak yaklaşıyorlar" diye vurguladı. "Aile saadetine önemli katkılar sağlıyor" "Eşimle beraber bez bebek yapmak tabii ki çok önemli, çok anlamlı" diyen Zafer, sözlerini şu şekilde sonlandırdı: "Daha doğrusu bütün insanların eşiyle, ailesiyle ortak çalışmalar yapabilmesi, hatta bu meseleye çocukları da dahil edebilmesi ve bunu bir sanat dalıyla ilgili yapabilmesi bizce çok anlamlı. Bu, aile saadetine de önemli katkılar sağlayan bir unsur." Özer çifti, sanatı bir aile meselesi haline getirerek, çocuklarının da dahil olduğu bu süreci, mutlu ve huzurlu bir yaşamın anahtarı olarak görüyor.
Anadolu Üniversitesi "En Verimli Üniversite Binası" ödülünü kazandı
16 Eylül 2025 Salı - 16:55 Anadolu Üniversitesi "En Verimli Üniversite Binası" ödülünü kazandı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından düzenlenen Binalarda Enerji Verimliliği Proje Yarışması (BENVER-2) sonuçlandı. Yarışmada, Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampüsü "Üniversite Binaları" kategorisinde En Verimli Üniversite Binası ödülüne layık görüldü. Yunus Emre Kampüsü sürdürülebilirlik alanında öne çıktı Ülke genelinden 125 kamu, hizmet ve ticari bina arasından yapılan değerlendirmede, enerji tasarrufu ve sürdürülebilirlik alanındaki uygulamalarıyla öne çıkan Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampüsü, jüri tarafından en başarılı üniversite binası seçildi. Aydınlatma sistemlerinin iyileştirilmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması, ısıtma sisteminin modernizasyonu, bina otomasyon sistemlerinin kurulması ve yalıtım gibi kriterler ödül sürecinde belirleyici oldu. Rektör Adıgüzel: "Ülkemize ve dünyaya daha yaşanabilir bir gelecek sunmak için çalışmaya devam edeceğiz" Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel, üniversitenin çevreye duyarlı yaklaşımını şu sözlerle vurguladı: "Enerji verimliliği ve çevresel sürdürülebilirlik bizim için sadece teknik bir zorunluluk değil, aynı zamanda gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzdur. Yeni öğrencilerimiz adına dikilecek her fidan hem doğaya hem de onların geleceğine bırakacağımız bir armağan olacaktır. Anadolu Üniversitesi olarak ülkemize ve dünyaya daha yaşanabilir bir gelecek sunmak için çalışmaya devam edeceğiz." Anadolu Üniversitesi, çevre bilincini öğrencileriyle birlikte yaşatmayı hedefliyor Çevre duyarlılığı konusundaki çalışmalarını sadece binalarıyla sınırlamayan Anadolu Üniversitesi, 2025-2026 akademik yılında kayıt yaptıran her yeni öğrenci adına fidan dikecek. Böylece öğrenciler, adlarına dikilen fidanlarla birlikte yeşerecek ve geleceğe umut olacak. Yunus Emre Kampüsü’ndeki yeşil alanlardan da görüldüğü üzere doğanın korunması ve sağlıklı biçimde sürdürülebilmesi için özveriyle çalışan Anadolu Üniversitesi, çevre bilincini öğrencileriyle birlikte yaşatmayı hedefliyor. Üniversite, Yunus Emre Kampüsü’nden başlayarak Eskişehir’de ağaçlandırma çalışmalarına katkı sunmayı planlıyor.