Yerel Haberler
Gümüşhane
Geçit Köyü’nde 18 yıllık iftar geleneği yoldan geçenleri sofrada buluşturuyor 25 Şubat 2026 Çarşamba - 08:56:38 Gümüşhane’nin Geçit Köyü’nde 18 yıldır sürdürülen gelenek kapsamında, ana yol üzerindeki sürücüler ve yolcular iftar saatinde durdurularak köy meydanında kurulan sofralara davet ediliyor. Gümüşhane-Bayburt karayolu üzerindeki Geçit Köyü sakinleri, muhtarlık ve yerel derneğin öncülüğünde her Ramazan ayında yoldan geçen vatandaşlara ücretsiz iftar yemeği ikram ediyor. Ana güzergâh üzerinde bulunan köyde, iftar vakti yaklaşırken gönüllüler yol kenarında araçları durdurarak sürücü ve yolcuları sofraya davet ediyor. Kış aylarında nüfusu azalan köyde organizasyon, gönüllülerin yanı sıra İstanbul’da yaşayan hemşehrilerin desteğiyle yürütülüyor. Her gün onlarca kişiye sıcak yemek ikram edilirken, hazırlıklar imece usulüyle gerçekleştiriliyor. İftar için köyde ağırlanan vatandaşlar, gösterilen misafirperverlikten ve sunulan yemeklerin kalitesinden memnuniyet duyduklarını ifade ederek geleneğin sürdürülmesini temenni ediyor. "Geçit Köyü’nden kimse aç geçemez" Geleneği yıllardır muhtarlık ve köy derneğinin imkânlarıyla sürdürdüklerini belirten Gümüşhane Geçit Köyü Muhtarı Hayri Osmanoğlu, "Bu gelenek, muhtarlık ve derneğin organize ederek başlattığı bir gelenektir. 18 yıldır devam etmektedir. Ramazan ayı paylaşma, birlik ve beraberlik ayıdır. Biz de soframızdaki ekmeği yoldan gelen geçen şoförler ve vatandaşlarla burada paylaşıyoruz. Hep birlikte mutluluk içinde bir Ramazan ayı geçiriyoruz. Bu gelenek önce köylülerimiz arasında devam ediyordu. Daha sonra yoldan gelen geçen insanların da katılımıyla büyüyerek sürmeye başladı. Yolda pankartlarımız var. Onları görenler buraya geliyor. Vatandaşları yolda durduruyoruz. Zaten burayı biliyorlar, sürekli geliyorlar. Bu konuda çok mutlu oluyorlar. Aynı zamanda geleneğin devam etmesini istiyorlar. Biz de inşallah bu geleneği sürdüreceğiz. Geçit Köyü’nden kimse aç geçmez" dedi. "Günlük yaklaşık 70 kişiye iftar veriyoruz" İstanbul’dan özel olarak bu geleneği sürdürmek için köyüne geldiğini söyleyen Gümüşhane Geçit Köyü Derneği Başkanı Abdulkadir Osmanoğlu, "Bu gelenek öncelikle köy içinde yapılıyordu, daha sonra yoldan geçenlere de açtık. 18 yıldır devam ediyor. Gün geçtikçe katılım sayısı artıyor. Günde ortalama 65-70 kişiyle iftar yapıyoruz. Köyümüzde kışın kalan 4 hane var. Diğerleri yoldan geçen yolcular ve misafirlerimiz. Allah onlardan razı olsun, burada durup iftarlarını açıyorlar. Namazlarını kılıp çaylarını içerek dualarını edip gidiyorlar. Bu da bize memnuniyet veriyor. Dernek olarak İstanbul’da organizasyonu yapıp buraya geliyoruz. Muhtarlıkla birlikte bir ekip halinde hizmet ediyoruz. Ben İstanbul’da yaşıyorum. Ramazan programı için buraya geliyorum. Bir ay burada kalıp Ramazan’dan sonra dönüyor, yazın tekrar geliyorum. Bundan da büyük bir zevk duyuyorum. Çünkü çok güzel bir duygu. Buradan geçen insanların iftar açıp dua etmesi bizi mutlu ediyor" diye konuştu. Şükrü Osmanoğlu da, "Buraya gelen vatandaşlar ayrılırken eşlerine, dostlarına ve çevrelerine güzel duygularla bahsediyorlar. Bu da köyümüz adına güzel bir tanıtım oluyor. Sosyal medyada da geniş yankı bulan bir etkinlik. Bu da bizi gururlandırıyor. Her sene daha iyisini yapabilir miyiz diye mücadele ediyoruz" ifadelerini kullandı. "Yoldan geçen araçları durdurup davet ediyorlar" Geçit Köyü’ne sadece iftar için değil insanların güzel davranışlarıyla da karşılaşmak için de geldiğini belirten Zekeriya Çelik, "Biz buraya sadece karnımızı doyurmak için gelmedik. Geçit Köyü halkı çok özverili, insanlara çok iyi davranıyorlar. Bazı yerlerde iftar yemeği diye iki pide koyuyorlar ya da sıradan bir yemek veriyorlar. İnsan zaten evinde de o yemeği yiyebiliyor. Ama burada farklı ve özenli yemekler hazırlanıyor. Geçen sene de özellikle gelmiştik. Gerçekten güler yüzlüler, insanlara çok iyi davranıyorlar. Yoldan geçen araçları durdurup davet ediyorlar. Tebrik ediyorum, gurur duyuyorum. Allah hepsinden razı olsun. Garibanlara, yoldan geçen sürücülere, kamyonculara burada yemek veriliyor" dedi.
22 Şubat 2026 Pazar - 10:35 Hastaneden randevu alamayınca doktora taşlama şiir yazdı Gümüşhane Devlet Hastanesi’nde muayene için tercih ettiği doktorun yoğun olması nedeniyle bir türlü randevu alamayan Türkçe öğretmeni, yaşadığı süreci taşlama türünde yazdığı şiirle anlattı. Gümüşhane’nin merkeze bağlı Tekke Ortaokulu’nda Müdür Yardımcısı ve Türkçe öğretmeni olarak görev yapan Sait Karakaş, yaklaşık 6 ay önce başlayan sağ bacak ağrısı nedeniyle Gümüşhane Devlet Hastanesi’nde görevli Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Süleyman Kasım Taş’tan randevu almak istedi. Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) ve hastanedeki kiosk cihazlarından defalarca denemesine rağmen yoğunluk nedeniyle randevu alamayan Karakaş’ın muayene süreci uzadı. Yaşadığı bu durumu mizahi ve edebi bir dille ele alan Karakaş, süreci taşlama türünde kaleme aldığı şiirle ölümsüzleştirdi. Şiirde yer alan ifadelerde, yaşanan yoğunluğun doktora gösterilen ilgi ve hizmet kalitesinden kaynaklandığına dikkat çekti. Bir süre sonra muayene olan Karakaş, yazdığı şiiri doktora da okudu. Yoğun çalışma temposunun edebiyatla buluştuğu olay, hasta ile hekim arasındaki samimi ilişkiyi ortaya koydu. Yazılan şiir, hem yaşanan sürecin hem de duyulan memnuniyetin kalıcı bir hatırası olarak hafızalarda yerini aldı. "Şiirin başlangıcında ufak bir sitem var" Tedavi süreçlerinin ardından hastaların kendisine farklı şekillerde teşekkür ettiğini ama ilk defa böyle bir olayla karşılaştığını ifade eden Gümüşhane Devlet Hastanesi’nde görevli Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Süleyman Kasım Taş, "Sait hocam ilk olarak şikâyetiyle ilgili bizim MHRS sistemimizden randevu almak istedi. Yoğunluğu ve sürecin uzadığını görünce, sosyal yaşamda da görüştüğümüz için bu durumu şiir yoluyla aktaracağını söyledi. Mizansen bir yaklaşımla durumu ifade etti. Bizim için kalıcı bir eser oldu. Aynı zamanda tedavi sürecinin ve yaşanan yoğunluğun tercih edilmemizden kaynaklandığını da kendisi belirtti. Bu durum bizi çok mutlu etti. Şiirin başlangıcında kendi tabiriyle ufak bir sitem var. Ancak bunun sebebinin yaptığımız hizmetin iyi olması, güler yüzlü yaklaşımımız ve tercih edilmemiz olduğunu da kendisi ifade etmekte. Bu da bizi ayrıca mutlu ediyor. Kendi edebiyat tarzıyla, aslında iyi ve kaliteli bir iş yaptığımızı söylemek için yazdığını belirtti. Şiirle karşılaşmak bizim için her zaman kıymetlidir. En büyük hediye hastanın memnuniyetini ifade etmesidir. Ancak bunu kalıcı bir eser olarak almak bizi daha da mutlu ediyor. Bunun her zaman bizim için büyük ve kalıcı bir hatıra olduğunu düşünüyoruz" dedi. "Doktoru eleştirmek için değil gösterilen ilginin yoğunluğundan dolayı yazdım" Uzun süredir tedavi olmak için sıra almaya çalıştığını fakat Op. Dr. Taş’a gösterilen yoğun ilgiden dolayı sıra alamadığını söyleyen Tekke Ortaokulu Müdür Yardımcısı ve Türkçe öğretmeni Sait Karakaş, "Bundan yaklaşık 6 ay önce sağ bacağımda bir ağrı başladı. Önce MHRS sistemi üzerinden kendisinden randevu almayı denedim ancak birkaç kez girmeme rağmen sistem her seferinde çok çabuk doluyordu. Daha sonra hastanede kiosk denen makineyi denedim. Okula giderken bazı sabahlar uğradım fakat oradan da sıra bulamadım. En son kendisini aradım. ‘Hocam bu nasıl bir teveccüh? Ne MHRS’den ne de kiosktan sıra bulamıyorum’ dedim. Aradan birkaç gün geçti, ben habersiz geldim ameliyat günüymüş, boş döndüm. Birkaç gün sonra tekrar aradık. Bu kez de bir çalıştaya gideceğini söyledi. Süre uzadıkça ben de bunu şiir, taşlama yoluyla yazmaya başladım. Kendi aramızda şakalaştık. Şiir bu şekilde ortaya çıktı. Bugün sıramızı bulduk. Kasım hocamın odasından içeri girdim. Daha önce şiirin bazı bölümlerini kendisiyle paylaşmıştım. Oturdum ve şiirin bölümlerini okudum. Kendisi de çok onore oldu, ben de çok mutlu oldum. Aramızda dostane bir ortam oluştu, ikimiz de mutluyuz diyelim. Edebiyatta taşlamalar meşhurdur. Taşlamalarda karşı tarafa iğneli yollarla bazı şeyler anlatılır. Benim bu şiiri yazmaktaki amacım asla Süleyman Kasım hocamızı eleştirmek değildi. Sistemin yoğunluğu ve kendisine gösterilen teveccüh yanlış anlaşılmasın diye sonunda kendimce güzel toparlamalar yapmaya çalıştım" diye konuştu.
20 Şubat 2026 Cuma - 11:17 Sahurda onları görenler şaşırıyor Gümüşhane’nin Kürtün ilçesine bağlı Özkürtün beldesinde geçtiğimiz yıl başlatılan anlamlı gelenek, bu yıl da üniversiteli gençlerin omuzlarında yükseliyor. Ramazan ayının kadim geleneklerinden biri olan ramazan davulculuğu Gümüşhane’de üniversite öğrencilerinin gönüllü katılımıyla modern bir çehre kazanıyor. Gümüşhane Üniversitesi Kürtün Meslek Yüksekokulu tarafından geçtiğimiz yıl hayata geçirilen proje, bu yıl da aynı heyecanla devam ediyor. Davullar Geleceğin Ateş Savaşçılarına Emanet Özkürtün Beldesi sokaklarını sahur vaktinde şenlendiren isimler, bu yıl da Kürtün Meslek Yüksekokulu Sivil Savunma ve İtfaiyecilik Bölümü öğrencilerinden seçildi. Alperen Altuntaş, Soner Evsen, Yusuf Sobay, Merve Köse ve Esma Şimşek’den oluşan "öğrenci davulcular" ekibi, ramazan ayının manevi iklimini mahalle mahalle gezerek vatandaşlara ulaştırıyor. İtfaiyecilik gibi disiplin ve özveri isteyen bir bölümde eğitim gören gençlerin, gönüllü olarak bu geleneği üstlenmesi belde halkı tarafından takdirle karşılanıyor. Özkürtün Belediyesi ve üniversite iş birliğiyle yürütülen bu çalışma, sadece bir uyandırma hizmeti değil, aynı zamanda üniversite-şehir kaynaşmasının en güzel örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Ritimleriyle sahurun sessizliğini bozan gençler Ramazan’ın paylaştıkça çoğalan birlik ve beraberlik ruhunu mahalle mahalle gezdiriyor.
Gümüşhane’de ata tohumu "siyah sarımsak" tescil yolunda
26 Ekim 2025 Pazar - 16:50 Gümüşhane’de ata tohumu "siyah sarımsak" tescil yolunda Gümüşhane’de yüzlerce yıldır ekilen ata tohumu ‘siyah sarımsak’ın yerel çeşit tescil listesine alınması için Tarım ve Orman Bakanlığına bildirim yapıldı. Gümüşhane’nin Torul ilçesine bağlı Yücebelen köyünde yüzlerce yıldır ekilen ata tohumu ‘siyah sarımsak’ın tescili için Torul İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü koordinesinde çalışma başlatıldı. Görüntüsü, aroması ve dayanıklılığıyla geçmişte bölge genelinde tanınan ürünün yeniden üretime kazandırılması için çalışmaların sürdüğü öğrenildi. Yücebelen köyü’de üreticiler, ata mirası bu tohumun korunarak gelecek nesillere aktarılması için üretim alanlarını genişletmeyi hedefliyor. "Türkiye genelinde en iyi sarımsaklardan biri" Yüzlerce yıldır yörede sadece aynı tür sarımsak ekildiğini ve zamanla üretici sayısının azaldığını ifade eden Yücebelen Köyü Muhtarı Yunus Selvi, "Yıllardır bizim köyümüzde geçim kaynağı olarak sarımsak ekilir, Kadırga Yaylası’ndaki Kadırga Pazarı’nda pazarlanırdı. Ancak şimdi köyümüzde birçok kişi memur olup gittiği için, dolayısıyla çocukların okuması ve köylerdeki yerleşimin azalması nedeniyle bu tohum şu anda kısıtlı olarak üretiliyor. Benim arzum, ata tohumunu yeniden güncel hale getirebilmek. Geçen yıldan bu yana sağ olsunlar, Tarım İlçe Müdürlüğü ve Kaymakamlık nezdinde bu konuyu dile getirdik. Yetkililer geldiler, incelediler. Şu anda ata tohumu kırmızıya dönük siyah bir sarımsaktır. Türkiye genelinde bu konuda iddialıyım. Şırası ve kokusuyla en iyi sarımsaklardan biridir diyebilirim. Şu anda numune olarak Tarım Bakanlığı’na gönderdik, oradan gelecek raporu bekliyoruz. Bu rapor sonucunda da gerçek ortaya çıkacak. Fakat önemli olan, şırası yüksek, kalitesi yüksek olan bu sarımsağı Yücebelen Köyü’nde tekrar eski haline getirebilmek. Bu sarımsağın özelliği şu rengi biraz siyahtır, tanelere ayrıldığında kırmızıya dönük bir rengi vardır. Serttir, içerisindeki su oranı yüksektir ve kokusu yoğundur. Dolayısıyla içerisindeki sarımsak aroması, Türkiye genelinde meşhur olan bazı bölgelerdeki sarımsaklardan çok daha kalitelidir. Bunu tatmadan, yemeklerde kullanmadan farkı anlamak mümkün değildir. Çin’den gelen sarımsaklar hala Türkiye’de pazarlanıyor. Rengi bembeyaz, görsel olarak çok güzel ama sarımsak demek için bin şahit ister. Bu tohumlar yüzlerce yıldır ekiliyor. Ben 65 yaşındayım, çocukluğumdan beri burada sarımsak üretimi yapıyoruz. Bu sarımsak ‘Silve sarımsağı’ adıyla tanınırdı. Karadeniz Bölgesi’nin birçok yerinde özellikle Trabzon, Araklı, Giresun, Ordu sahil kesimlerinde bizim sarımsağımız çok iyi bilinir" dedi. Siyah sarımsak üreticisi Veysel Köse de, "Bu sarımsak bizim yöremize özgü. Hep bu ekilmiş bu çevrede bilinir. Kokusu yoğun ve yağlı bir sarımsaktır. Saklama koşullarına göre dayanıklı bir ürün. Bu sarımsağı biz genelde Kadırga Yaylası’nda kurulan pazarlarda satarız. Biz köyümüzde sadece bunu ektik ve ekiyoruz" diye konuştu.
İtfaiye kostümüyle voleybol oynadılar, nefes kontrolü yaptılar
19 Ekim 2025 Pazar - 09:45 İtfaiye kostümüyle voleybol oynadılar, nefes kontrolü yaptılar Gümüşhane’de itfaiyecilik programı öğrencileri, yangınlara hazırlık kapsamında 20 kilogramlık itfaiyeci kıyafetleriyle voleybol oynayarak hem eğleniyor hem de eğitim yapıyor. Gümüşhane Üniversitesi Kürtün MYO Sivil Savunma ve İtfaiyecilik Programı’nda saha temelli bir eğitim modeli uygulanıyor. Öğrenciler, yangına müdahale, kurtarma, ipli erişim ve kentsel arama kurtarma gibi derslerde teorik bilginin yanı sıra yoğun uygulamalı eğitim alıyor. Öğr. Gör. Erdem Soylu’nun yürüttüğü bu derslerde öğrencilerin saha şartlarına tam anlamıyla hazırlanması hedefleniyor. Programda kullanılan ekipmanlar, profesyonel itfaiyecilerin kullandığı Nomex türü ısıya dayanıklı elbiseler ve temiz hava solunum cihazlarından oluşuyor. Öğrenciler, özellikle kapalı alan yangınlarına hazırlık amacıyla bu cihazlarla hem eforlu hem de eforsuz çalışmalar yapıyor. Bu eğitimler sayesinde 300 barlık oksijen tüpünün kullanım süresini deneyimleyerek, acil durumlarda hava tasarrufu sağlamayı öğreniyor. Eğitimleri daha ilgi çekici hale getirmek amacıyla, derslerin bir kısmı spor etkinlikleriyle birleştiriliyor. Öğrenciler, yaklaşık 20 kilogram ağırlığındaki itfaiyeci kıyafetleriyle voleybol oynayarak hem kondisyon kazanıyor hem de temiz hava solunum cihazlarını doğru ve kontrollü kullanmayı öğreniyor. Etkinlikte oksijen tüpündeki hava bittiğinde oyun sona eriyor. "Oksijen bittiğinde maç biter" Öğrencilerinin itfaiyeci kıyafetlerine alışması ve nefes kontrolünü tecrübe edinebilmeleri için böyle bir eğitime başvurduklarını söyleyen Gümüşhane Üniversitesi Kürtün MYO Sivil Savunma ve İtfaiyecilik Programı Öğr. Gör. Erdem Soylu, "Kürtün Meslek Yüksekokulu’nda Sivil Savunma ve İtfaiyecilik programında ağırlıklı olarak sahanın diliyle eğitim veriyoruz. Sahanın beklentilerini biliyor ve buna göre bir eğitim modeli uyguluyoruz. Öğrencilerimizin şu an kuşandıkları kıyafetler, yangına müdahalede kullandığımız ’Nomex’ dediğimiz ısıya dayanıklı elbiselerdir. Yangın sırasında kendilerini korumalarını sağlar. Sırtlarında bulunan oksijen tüpleri ise temiz hava solunum cihazı olarak adlandırdığımız ekipmanlardır. Öğrencilerimizin bu cihazları tanımaları bizim için çok önemli. Kapalı alan yangınlarında bu cihazlarla girip çıkacaklar. Bu nedenle hem eforlu hem de eforsuz şekilde çalıştıklarında, 300 barlık bir tüpü kaç dakikada tükettiklerini öğrenmeleri gerekiyor. Bu farkındalığı kazandırmak amacıyla uygulamalı çalışmalar yapıyoruz. Tabii biz kapalı alan yangınlarında temiz hava solunum cihazı kuşandırıyoruz ama bunu biraz da eğlenceli hale getirmek istedik. İtfaiyecilikte spor çok önemli, bu yüzden voleybol oyunuyla bu eğitimi birleştirdik. Öğrencilerimize temiz hava solunum cihazlarını kuşandırdık ve voleybol sahasında eforlu bir şekilde çalıştırdık. Dakika tuttuk, cihazın içerisindeki oksijen bitene kadar oyuna devam ettiler. Oksijen bittiğinde oyun da bitmiş sayıldı. Bu da oyunun bir kuralı haline geldi. Hem eğlenceyi hem de eğitimi bir arada tutarak böyle bir organizasyon gerçekleştirdik" dedi. "Ağırlıklarla zor oluyor ama alışmak zorundayız" İtfaiyeci ekipmanlarıyla voleybol oynarken zorlandıklarını söyleyen Kürtün MYO Sivil Savunma ve İtfaiyecilik 2. sınıf öğrencisi Berfin Arslan, "Bir kadın olarak bu okulu yazarken biraz çekindim ama burada hocalarımızın bizi motive etmesi sayesinde kendimi daha özgüvenli hissettim. Erkek arkadaşlarımızla aynı şartlarda eğitim görüyoruz, onların kaldırdıkları ağırlıkları biz de kaldırıyoruz, girdikleri bütün eğitimlere bizler de giriyoruz. Yeri geldiği zaman tabi ki zorlanıyoruz ama bu mesleği seçerken bunları da düşündük. Hocamız bizden üzerimizdeki teçhizatlarla voleybol oynamamızı istedi. Bu bizim oksijen tüplerimizdeki tüp kontrolü ve içindeki havayı ayarlamamızı sağladı. Yangınlara girdiğimizde bunlarla efor sarf ediyoruz, enerji kaybediyoruz burada da enerji kaybettiğimiz için bizim için daha iyi bir deneyim oluyor. Ağırlıklarla biraz zor oluyor ama bu işi yapacağımız için alışmak zorundayız" diye konuştu. Kürtün MYO Sivil Savunma ve İtfaiyecilik 2. sınıf öğrencisi Şaban Gökçen de, "İtfaiyeci elbiselerimizi giyip voleybol oynuyoruz. Aslında güzel bir amacı var çünkü yangınlara girdiğimizde efor harcıyoruz. Tüpümüzü kontrollü şekilde kullanmamız gerekiyor. Bunu tecrübe etmemiz için voleybol çok güzel bir etkinlik. Üzerimizdeki elbiseler 20 kiloya yakın. Zorlanıyoruz ancak biz itfaiyeciyiz buna alışmak zorundayız" ifadelerini kullandı.
İtfaiye kostümüyle voleybol oynadılar, nefes kontrolü yaptılar
19 Ekim 2025 Pazar - 09:36 İtfaiye kostümüyle voleybol oynadılar, nefes kontrolü yaptılar Gümüşhane’de itfaiyecilik Programı öğrencileri, yangınlara hazırlık kapsamında 20 kilogramlık itfaiyeci kıyafetleriyle voleybol oynayarak hem eğleniyor hem de eğitim yapıyor. Gümüşhane Üniversitesi Kürtün MYO Sivil Savunma ve İtfaiyecilik Programı’nda saha temelli bir eğitim modeli uygulanıyor. Öğrenciler, yangına müdahale, kurtarma, ipli erişim ve kentsel arama kurtarma gibi derslerde teorik bilginin yanı sıra yoğun uygulamalı eğitim alıyor. Öğr. Gör. Erdem Soylu’nun yürüttüğü bu derslerde öğrencilerin saha koşullarına tam anlamıyla hazırlanması hedefleniyor. Programda kullanılan ekipmanlar, profesyonel itfaiyecilerin kullandığı Nomex türü ısıya dayanıklı elbiseler ve temiz hava solunum cihazlarından oluşuyor. Öğrenciler, özellikle kapalı alan yangınlarına hazırlık amacıyla bu cihazlarla hem eforlu hem de eforsuz çalışmalar yapıyor. Bu eğitimler sayesinde 300 barlık oksijen tüpünün kullanım süresini deneyimleyerek, acil durumlarda hava tasarrufu sağlamayı öğreniyor. Eğitimleri daha ilgi çekici hale getirmek amacıyla, derslerin bir kısmı spor etkinlikleriyle birleştiriliyor. Öğrenciler, yaklaşık 20 kilogram ağırlığındaki itfaiyeci kıyafetleriyle voleybol oynayarak hem kondisyon kazanıyor hem de temiz hava solunum cihazlarını doğru ve kontrollü kullanmayı öğreniyor. Etkinlikte oksijen tüpündeki hava bittiğinde oyun sona eriyor. "Oksijen bittiğinde maç biter" Öğrencilerinin itfaiyeci kıyafetlerine alışması ve nefes kontrolünü tecrübe edinebilmeleri için böyle bir eğitime başvurduklarını söyleyen Gümüşhane Üniversitesi Kürtün MYO Sivil Savunma ve İtfaiyecilik Programı Öğr. Gör. Erdem Soylu, "Kürtün Meslek Yüksekokulu’nda Sivil Savunma ve İtfaiyecilik programında ağırlıklı olarak sahanın diliyle eğitim veriyoruz. Sahanın beklentilerini biliyor ve buna göre bir eğitim modeli uyguluyoruz. Öğrencilerimizin şu an kuşandıkları kıyafetler, yangına müdahalede kullandığımız ‘Nomex’ dediğimiz ısıya dayanıklı elbiselerdir. Yangın sırasında kendilerini korumalarını sağlar. Sırtlarında bulunan oksijen tüpleri ise temiz hava solunum cihazı olarak adlandırdığımız ekipmanlardır. Öğrencilerimizin bu cihazları tanımaları bizim için çok önemli. Kapalı alan yangınlarında bu cihazlarla girip çıkacaklar. Bu nedenle hem eforlu hem de eforsuz şekilde çalıştıklarında, 300 barlık bir tüpü kaç dakikada tükettiklerini öğrenmeleri gerekiyor. Bu farkındalığı kazandırmak amacıyla uygulamalı çalışmalar yapıyoruz. Tabii biz kapalı alan yangınlarında temiz hava solunum cihazı kuşandırıyoruz ama bunu biraz da eğlenceli hale getirmek istedik. İtfaiyecilikte spor çok önemli, bu yüzden voleybol oyunuyla bu eğitimi birleştirdik. Öğrencilerimize temiz hava solunum cihazlarını kuşandırdık ve voleybol sahasında eforlu bir şekilde çalıştırdık. Dakika tuttuk, cihazın içerisindeki oksijen bitene kadar oyuna devam ettiler. Oksijen bittiğinde oyun da bitmiş sayıldı. Bu da oyunun bir kuralı haline geldi. Hem eğlenceyi hem de eğitimi bir arada tutarak böyle bir organizasyon gerçekleştirdik" dedi. "Ağırlıklarla zor oluyor ama alışmak zorundayız" İtfaiyeci ekipmanlarıyla voleybol oynarken zorlandıklarını söyleyen Kürtün MYO Sivil Savunma ve İtfaiyecilik 2. Sınıf öğrencisi Berfin Arslan, "Bir kadın olarak bu okulu yazarken biraz çekindim ama burada hocalarımızın bizi motive etmesi sayesinde kendimi daha özgüvenli hissettim. Erkek arkadaşlarımızla aynı şartlarda eğitim görüyoruz, onların kaldırdıkları ağırlıkları biz de kaldırıyoruz, girdikleri bütün eğitimlere bizler de giriyoruz. Yeri geldiği zaman tabi ki zorlanıyoruz ama bu mesleği seçerken bunları da düşündük. Hocamız bizden üzerimizdeki teçhizatlarla voleybol oynamamızı istedi. Bu bizim oksijen tüplerimizdeki tüp kontrolü ve içindeki havayı ayarlamamızı sağladı bu. Yangınlara girdiğimizde bunlarla efor sarf ediyoruz, enerji kaybediyoruz burada da enerji kaybettiğimiz için bizim için daha iyi bir deneyim oluyor. Ağırlıklarla biraz zor oluyor ama bu işi yapacağımız için alışmak zorundayız" diye konuştu. Kürtün MYO Sivil Savunma ve İtfaiyecilik 2. Sınıf öğrencisi Şaban Gökçen de, "İtfaiyeci elbiselerimizi giyip voleybol oynuyoruz. Aslında güzel bir amacı var çünkü yangınlara girdiğimizde efor harcıyoruz. Tüpümüzü kontrollü şekilde kullanmamız gerekiyor. Bunu tecrübe etmemiz için voleybol çok güzel bir etkinlik. Üzerimizdeki elbiseler 20 kiloya yakın. Zorlanıyoruz ancak biz itfaiyeciyiz buna alışmak zorundayız" ifadelerini kullandı.
Gümüşhane’nin Alpleri aratmayan sonbahar güzelliği
18 Ekim 2025 Cumartesi - 09:09 Gümüşhane’nin Alpleri aratmayan sonbahar güzelliği Coğrafi konumu ve zengin bitki örtüsüyle yılın her mevsimi farklı bir güzelliğe bürünen Gümüşhane, sonbahar aylarında adeta bir renk cümbüşü sunarak doğa tutkunları ve fotoğraf sanatçıları için vazgeçilmez bir rota haline geliyor. Coğrafyasının yüzde 60’ını dağların oluşturduğu kentin 3 bin 300 metreyi aşan zirveleri beyaz örtüyle kaplanırken daha alçak rakımlardaki vadiler ve yamaçlar, sarı, turuncu ve kahverenginin en sıcak tonlarıyla bezenerek görenleri kendine hayran bırakıyor. Bu büyüleyici tablonun en net izlendiği noktalardan biri, şehir merkezine yakınlığıyla da cazibe merkezi olan 1850 metre rakımlı Gözeler ve Yaydemir Köyü grup yolu. Sonbaharın son demlerini yaşamak isteyenler için popüler bir kaçış noktası olan bu bölge, ziyaretçilerine aynı anda hem kışın habercisi karlı zirveleri hem de sonbaharın sıcak renklerini bir arada görme fırsatı sunuyor. Yol boyunca uzanan titrek kavak ağaçlarının altın sarısı yaprakları, her dem yeşil kalan sarı çam ormanları ve yer yer kendini gösteren meşe ağaçlarının kahverengi tonları, doğanın ne denli zengin bir palete sahip olduğunu gözler önüne seriyor. "Burası enteresan bir yer" Bu eşsiz manzarayı deneyimlemek için bölgeye gelen doğa tutkunu Burak Soydaş, "Burası enteresan bir yer. Doğa adeta rengarenk. 3.333 metre rakımlı Artabel ve Abdalmusa dağları da beyaza bürünmüş. Adeta İsviçre Alplerini andırıyor. Güzel bir manzara. Herkesin bu manzarayı takip etmesi için doğaya davet ediyoruz. Burada sarı çam ve titrek kavak içinde yer yer meşenin de bulunduğu bir orman varlığı bulunuyor. Aynı zamanda arkada da Artabel ve Abdalmusa dağı olduğu için çok güzel bir manzara çıkıyor ortaya. Doğa fotoğrafçıları ve doğa tutkunları genelde burada gün batımı, manzara seyrine bayağı sık geliyorlar. Biz de bugün buraya geldik, fotoğraflarımızı çektik, videolarımızı aldık. Çok güzel bir ortam oldu, sıcak çayımızı yudumladık. Herkesi doğaya davet ediyoruz. Doğada huzur var" dedi. Bölge, sunduğu dramatik kontrast ve ışık oyunları sayesinde özellikle fotoğraf sanatçıları için doğal bir stüdyoya dönüşüyor. "Çok güzel gün batımı oluyor burada" Yılın bu zamanını hiç kaçırmadığını belirten tecrübeli fotoğraf sanatçısı Metin Aydın, "Her sene bu zamanlar kesinlikle geliyoruz buraya. Çünkü çok güzel manzaralar oluyor. Sarının her türlü tonunu bulabiliyoruz burada. Üstelik akşamüstü gelmenin de şöyle bir avantajı var: Çok güzel gün batımı oluyor burada. Sarı ve gün batımı çok güzel kadrajlar çıkıyor ortaya. Bugün güneş Artabel tarafından, Abdalmusa Dağı’nın üstünden battı. Bu da dağa kar yağdığı için çok güzel görüntüler yakalamamızı sağladı. Sonbahara doymadık, doyamıyoruz da. Sonbaharın da ortalarındayız Gümüşhane olarak. Kasım ayının sonlarına kadar Gümüşhane’de sonbahar devam ediyor. Bunun sebebi de yükseklik farkının çok fazla olması" diye konuştu. Gümüşhane’de sonbahar güzelliklerinin Ekim ayı başından Kasım sonuna dek uzamasının ardında ise kentin coğrafi yapısı yatıyor. 600 metre gibi düşük rakımlı vadi içlerinden 3 bin 300 metreyi aşan zirvelere kadar uzanan geniş rakım farklılıkları, sonbaharın farklı zamanlarda ve farklı yoğunlukta yaşanmasını sağlıyor. Bu durum, kenti sonbahar turizmi ve doğa fotoğrafçılığı için Türkiye’nin en özel bölgelerinden biri haline getiriyor. Şehrin bir noktasında yapraklar dökülürken, başka bir noktasında en canlı renkler gözlemlenebiliyor. Bu da ziyaretçilere uzun bir zaman dilimi boyunca sonbaharın tadını çıkarma imkanı tanıyor.
Gümüşhane’nin Alpleri aratmayan sonbahar güzelliği
18 Ekim 2025 Cumartesi - 09:04 Gümüşhane’nin Alpleri aratmayan sonbahar güzelliği Coğrafi konumu ve zengin bitki örtüsüyle yılın her mevsimi farklı bir güzelliğe bürünen Gümüşhane, sonbahar aylarında adeta bir renk cümbüşü sunarak doğa tutkunları ve fotoğraf sanatçıları için vazgeçilmez bir rota haline geliyor. Coğrafyasının yüzde 60’ını dağların oluşturduğu kentin 3 bin 300 metreyi aşan zirveleri beyaz örtüyle kaplanırken daha alçak rakımlardaki vadiler ve yamaçlar, sarı, turuncu ve kahverenginin en sıcak tonlarıyla bezenerek görenleri kendine hayran bırakıyor. Bu büyüleyici tablonun en net izlendiği noktalardan biri, şehir merkezine yakınlığıyla da cazibe merkezi olan 1850 metre rakımlı Gözeler ve Yaydemir Köyü grup yolu. Sonbaharın son demlerini yaşamak isteyenler için popüler bir kaçış noktası olan bu bölge, ziyaretçilerine aynı anda hem kışın habercisi karlı zirveleri hem de sonbaharın sıcak renklerini bir arada görme fırsatı sunuyor. Yol boyunca uzanan titrek kavak ağaçlarının altın sarısı yaprakları, her dem yeşil kalan sarı çam ormanları ve yer yer kendini gösteren meşe ağaçlarının kahverengi tonları, doğanın ne denli zengin bir palete sahip olduğunu gözler önüne seriyor. "Burası enteresan bir yer" Bu eşsiz manzarayı deneyimlemek için bölgeye gelen doğa tutkunu Burak Soydaş, "Burası enteresan bir yer. Doğa adeta rengarenk. 3.333 metre rakımlı Artabel ve Abdalmusa dağları da beyaza bürünmüş. Adeta İsviçre Alplerini andırıyor. Güzel bir manzara. Herkesin bu manzarayı takip etmesi için doğaya davet ediyoruz. Burada sarı çam ve titrek kavak içinde yer yer meşenin de bulunduğu bir orman varlığı bulunuyor. Aynı zamanda arkada da Artabel ve Abdalmusa dağı olduğu için çok güzel bir manzara çıkıyor ortaya. Doğa fotoğrafçıları ve doğa tutkunları genelde burada gün batımı, manzara seyrine bayağı sık geliyorlar. Biz de bugün buraya geldik, fotoğraflarımızı çektik, videolarımızı aldık. Çok güzel bir ortam oldu, sıcak çayımızı yudumladık. Herkesi doğaya davet ediyoruz. Doğada huzur var" dedi. Bölge, sunduğu dramatik kontrast ve ışık oyunları sayesinde özellikle fotoğraf sanatçıları için doğal bir stüdyoya dönüşüyor. "Çok güzel gün batımı oluyor burada" Yılın bu zamanını hiç kaçırmadığını belirten tecrübeli fotoğraf sanatçısı Metin Aydın, "Her sene bu zamanlar kesinlikle geliyoruz buraya. Çünkü çok güzel manzaralar oluyor. Sarının her türlü tonunu bulabiliyoruz burada. Üstelik akşamüstü gelmenin de şöyle bir avantajı var: Çok güzel gün batımı oluyor burada. Sarı ve gün batımı çok güzel kadrajlar çıkıyor ortaya. Bugün güneş Artabel tarafından, Abdalmusa Dağı’nın üstünden battı. Bu da dağa kar yağdığı için çok güzel görüntüler yakalamamızı sağladı. Sonbahara doymadık, doyamıyoruz da. Sonbaharın da ortalarındayız Gümüşhane olarak. Kasım ayının sonlarına kadar Gümüşhane’de sonbahar devam ediyor. Bunun sebebi de yükseklik farkının çok fazla olması" diye konuştu. Gümüşhane’de sonbahar güzelliklerinin Ekim ayı başından Kasım sonuna dek uzamasının ardında ise kentin coğrafi yapısı yatıyor. 600 metre gibi düşük rakımlı vadi içlerinden 3 bin 300 metreyi aşan zirvelere kadar uzanan geniş rakım farklılıkları, sonbaharın farklı zamanlarda ve farklı yoğunlukta yaşanmasını sağlıyor. Bu durum, kenti sonbahar turizmi ve doğa fotoğrafçılığı için Türkiye’nin en özel bölgelerinden biri haline getiriyor. Şehrin bir noktasında yapraklar dökülürken, başka bir noktasında en canlı renkler gözlemlenebiliyor. Bu da ziyaretçilere uzun bir zaman dilimi boyunca sonbaharın tadını çıkarma imkanı tanıyor. (RE-ÖS-Y)
İneklerin yayladan hüzünlü ayrılığı sosyal medyada viral oldu
16 Ekim 2025 Perşembe - 09:14 İneklerin yayladan hüzünlü ayrılığı sosyal medyada viral oldu Gümüşhane’nin doğal güzellikleriyle ünlü Taşköprü Yaylası, hayvanların yürekleri ısıtan dostluk hikayesine sahne oldu. Yaz boyunca aynı otlakta birlikte yaşayan iki ineğin ayrılık anı, bir vatandaş tarafından cep telefonu kamerasıyla kaydedildi. Görüntüler, sosyal medyada paylaşılmasıyla birlikte binlerce beğeni ve paylaşım aldı. Merkeze bağlı Çorak köyü sınırlarında yer alan ve etrafındaki 105 yaylanın merkezi konumundaki Taşköprü Yaylası’nda yaz boyunca birlikte otlayan ve aralarında güçlü bir bağ kuran iki inekten biri, yayla sezonunun sona ermesiyle köye götürülmek üzere kamyonete yüklendi. Kamyonet hareket ettiğinde geride kalan inek aracın arkasından koşmaya başladı. Arkadaşını son bir kez daha görmek istercesine dakikalarca kamyonetin arkasından koşan ineğin o anları cep telefonu ile anbean kaydedildi. Görüntüler, hayvanlar arasındaki dostluk bağının ne denli güçlü olabileceğini bir kez daha gözler önüne serdi. Sosyal medya bu vedayı konuşuyor Video, Taşköprü Yaylası’nın sosyal medya hesabından duygusal bir fon müziği eklenerek paylaşılmasının ardından kısa sürede viral oldu. On binlerce kez izlenen ve binlerce kez paylaşılan video, izleyenlere duygu dolu anlar yaşattı. Kullanıcılar videonun altına "Hayvanların da duyguları var", "Bu nasıl bir sevgi, nasıl bir dostluk", "İnsanlıktan ders alınacak görüntüler" gibi yüzlerce yorum yaptı.
Gümüşhane’de 675 yıllık tarih sonbahar renkleriyle buluştu
15 Ekim 2025 Çarşamba - 09:34 Gümüşhane’de 675 yıllık tarih sonbahar renkleriyle buluştu Gümüşhane’nin önemli tarihi ve kültürel miraslarından biri olan 675 yıllık İmera Manastırı ve çevresinde sonbaharda adeta renk cümbüşü yaşanıyor. Kent merkezine 38 kilometre uzaklıktaki Olucak köyü sınırlarında yer alan ve yazılı kaynaklara göre 1350 yılında gotik tarzda inşa edilen İmera Manastırı, bölgenin en korunaklı ve mimari açıdan en değerli yapılarından biri olarak öne çıkıyor. Yüzlerce yıllık taş duvarları sarı, turuncu ve kırmızının en güzel tonlarıyla sarıp sarmalayan doğa, ziyaretçilere kartpostallık manzaralar sunarak unutulmaz bir görsel şölen yaşatıyor. Yaban kavaklarının yapraklarının sararmasıyla oluşan görsel şölen, İmera Manastırı’nı sadece fotoğrafçıların değil, aynı zamanda şehrin gürültüsünden kaçıp huzur arayanların da uğrak noktası haline getiriyor. "Buranın bu şekilde rengarenk olduğunu bilmiyordum" Bölgeye sonbahar mevsiminde ilk kez geldiğini ve karşılaştığı manzara karşısında etkilendiğini belirten Selami Karaaslan, "Gümüşhane’nin İmera Manastırı’ndayız şu anda. Sonbaharda yaşanan güzelliklerin Türkiye genelinde en çok yaşandığı ve en güzel göründüğü yerlerden birindeyiz. Buralar çok güzel yerler. Ben ilk defa bu mevsimde geldim buraya. Buranın bu şekilde rengarenk olduğunu bilmiyordum ama hakikaten muhteşem, büyüleyici bir rengin içine girdik. Sarı, kırmızı, yeşil, turuncu renklerin bolca görüldüğü ve birbirine girmiş olduğu yerlerden birisi. Çok güzel bir yer. Herkesi buraya beklerim. Gümüşhane’mizde ekim ayında başlayan renk cümbüşü, kasım ayının sonuna kadar Örümcek ormanlarında son bulacak" dedi. "Gümüşhane’de her mevsim güzel ama sonbahar çok başka" Bölge sakinlerinden Hasan Can Yavuz ise, "Gümüşhane’de birçok mevsim çok güzel yaşanıyor. Gerçekten kayda değer güzellikleri var. Ama sonbahar çok başka. Sonbaharda hem kızıl renkleri, turuncu renkleri, sarı renkleri, yeşili birbirine karışmış bir cümbüş halinde görüyoruz. Bugün de İmera Manastırı’na geldik. İmera Manastırı da bu konuda hem tarihi açıdan hem de sonbahar açısından çok güzel bir konum. Biz Gümüşhane’de şehirden uzaklaşırken çok uzağa gitmeye ihtiyacımız kalmıyor. Çünkü tarih, doğa aynı zamanda bütün güzellikler bir arada. Bugün güzel bir havada, güzel bir atmosferde İmera Manastırı’na geldik" diye konuştu. "Yazın Gümüşhane’nin soğuk sularıyla, ilkbaharda yeşil yaylalarıyla, sonbaharda da bu güzel ormanlarıyla kendimizi motive ediyoruz" Sonbaharda yaban kavaklarının yapraklarının sararmasıyla, turunculaşmasıyla bölgede çok güzel bir görsel oluştuğunu vurgulayan Yavuz, "Hem fotoğraf tutkunlarının hem de doğaseverlerin uğrak noktalarından birisi haline geliyor Gümüşhane. Birçok mevsimi çok güzel şekilde yaşıyoruz ama sonbahar çok farklı. Yazın Gümüşhane’nin soğuk sularıyla, ilkbaharda yeşil yaylalarıyla, sonbaharda da bu güzel ormanlarıyla kendimizi motive ediyoruz biz de. Şehirden kaçıp böyle bir tık uzağa, yani bir saatlik bir yola da böyle doğal güzelliklerin içerisine düşüyoruz" ifadelerini kullandı. İmera Manastırı Türkiye’de en fazla tescilli kiliseye sahip üç şehrinden birisi olan Gümüşhane’nin tarihi ve kültürel hazinelerinden birisi olan İmera Manastırı, Merkeze bağlı Olucak köyü sınırlarında yer alıyor. Yazılı kaynaklara göre manastır 1350 yılında gotik tarzda inşa edildi. Hristiyan Ortodoks inancının özelliklerini taşıyan ve mimari özellikleriyle dikkat çeken 675 yıllık İmera Manastırı, gotik mimariyle yeryüzü aydınlatma tekniği kullanılarak yapılmasının yanında bölgede mimari ve teknik açıdan en değerli ve en korunaklı manastırlardan birisi olma özelliğini taşıyor.