Yerel Haberler
Isparta
Emekli polis memurunun hayatını kaybettiği feci kaza kamerada
30 Ocak 2026 Cuma - 22:35 Emekli polis memurunun hayatını kaybettiği feci kaza kamerada Antalya’nın Serik ilçesinde hafif ticari araç ile elektrikli bisikletin çarpışması sonucu meydana gelen trafik kazasında emekli polis memuru hayatını kaybetti. Kaza anı çevredeki bir güvenlik kameralarına yansıdı. Kaza, bugün saat 19.50 sıralarında Antalya-Alanya D-400 Karayolu üzerinde meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, yaya geçidinden elektrikli bisikletiyle yolun karşısına geçmeye çalışan Abdulkadir İhsan Sinan (66), Y. E. G. yönetimindeki 07 AG 0011 plakalı hafif ticari araç çarpması sonucu ağır yaralandı. Çarpmanın etkisiyle yaklaşık 100 metre sürüklenen elektrikli bisiklet sürücüsü olay yerinde kanlar içinde kaldı. Kazayı gören vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Sağlık ekiplerince ilk müdahalesi yapılan Sinan, ambulansla Serik Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Ancak hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti. Sinan’ın cenazesi, Serik Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı. Kaza anı kamerada Öte yandan kaza anı, çevrede bulunan bir iş yerinin güvenlik kameraları tarafından saniye saniye kaydedildi. Görüntülerde, elektrikli bisiklet sürücüsünün yaya geçidinden geçmeye çalıştığı sırada aracın yolun ortasında çarptığı anlar yer aldı. Kazada hayatını kaybeden Abdulkadir İhsan Sinan’ın Serik’te polis memuru olarak görev yaptıktan sonra emekli olduğu ve emekliliğinin ardından ilçeye yerleştiği öğrenildi.
Çayı türkülerle demliyor...Bu çay ocağına stresli giren türkü söyleyerek çıkıyor
29 Ocak 2026 Perşembe - 10:01 Çayı türkülerle demliyor...Bu çay ocağına stresli giren türkü söyleyerek çıkıyor Isparta’da kurduğu ‘Moral İstasyonu’ isimli çay ocağı işletesinde hem çay demleyip hem de türküleriyle sohbet havası estiren mahalli ses sanatçı Ramazan Akden, müşterilerine sunduğu ortamla dikkat çekiyor. İçeri adım atan hem stresini kapıda bırakıyor hem de kendini mini bir konserin içinde buluyor. Isparta’da çay ocağı işletmeciliği yapan ve aynı zamanda mahalli ses sanatçısı olarak tanınan Ramazan Akden, 15 yıldır müşterilerine çay servisinin yanında mini konserler vererek fark oluşturan bir işletmeci olarak dikkat çekiyor. Yaklaşık 30 yıldır çay ocağı işleten Akden’in 15 yıl önce merkeze kurduğu "Moral İstasyonu" isimli çayevi ise son yıllarda stres atmak isteyenlerin uğrak noktası haline geldi. Bağlama, cura ve darbuka gibi enstrümanlardan oluşan yedi kişilik mini orkestrasıyla müşterilerine adeta müzik şöleni sunan Akden, hem çay dağıtıyor hem de sevilen türküleri seslendiriyor. Ayrıca giyim kuşamına özen göstererek müşterilerine saygısını her fırsatta gösteren Akden, günün stresinden uzaklaşmak isteyenlere adeta terapi gibi bir ortam sunuyor. Moral İstasyonu’na gelen yerel halkın yanı sıra farklı ülkelerden yabancı ziyaretçiler de hem çay içmek hem de Akden’in türkülerini dinlemek için çayevi tercih ediyor. "Moral İstasyonu’nu sevgiyle kurduk" Ramazan Akden, Isparta’nın Yalvaç ilçesine bağlı Eyüpler Köyü’nde doğduğunu belirterek, yıllardır bu işi sürdürdüklerini ifade etti. Buraya geleli 15 yıl olduğunu söyleyen Akden, "Bu çay ocağında ‘Moral İstasyonu’ olarak anılmamızda kardeşlerimizle birlikte yıllar boyunca ortaya koyduğumuz emeğin büyük payı var. Bu işi insanları severek yapıyoruz. Halkımıza hiçbir karşılık beklemeden destek olmak, çorbada bizim de tuzumuz olsun istedik" dedi. Eski yerlerinin oldukça küçük olduğunu hatırlatan Akden, televizyoncular geldiğinde "Burası neresi?" sorusuna hep "Moral istasyonu" diye yanıt verdiğini, ilginin artmasıyla birlikte gerçek bir moral istasyonu kurma kararı aldığını belirterek, "Böyle başladı her şey. Yıllar ise su gibi akıp geçiyor" şeklinde konuştu. "İnsanların sevgisi bize güç veriyor" Hayatın kısa olduğunu vurgulayan Akden, insanların birbirini sevmesi gerektiğini söyledi. "İnsanlara sevgiyle yaklaşırsak kötülük olmaz, her şey daha güzel yürür" diyen Akden, dünyanın dört bir yanından gelen misafirlerin kendisine duyduğu sevgiyi, "Avustralya’dan, Amerika’dan, İngiltere’den, Almanya’dan gelenler var. Öyle güzel mesajlar yazıyor, öyle güzel şeyler söylüyorlar ki… ‘İyi ki varsın’ diyorlar. Yaptığımız türküleri dinleyip yıllar sonra bile bizi ziyarete gelenler oluyor. ‘Senin türkülerini dinledik, onlarla büyüdük’ diyorlar. Bu da bize mutluluk veriyor" sözleriyle anlattı. "Moral İstasyonu’na herkesi bekliyorum" Yaklaşık 15 şarkı yaptıklarını, bestelerin müziklerini arkadaşlarıyla birlikte hazırladıklarını belirten Akden, bunun insanlar için moral kaynağı olmasından gurur duyduğunu söyledi. "Her gün neredeyse program yapıyoruz, paylaştıkça büyüyoruz" ifadelerini kullandı. Moral İstasyonu’nun herkese açık olduğunu vurgulayan Akden son olarak, "Bizi izleyen, dinleyen, haber yapan tüm kardeşlerime; dünyanın dört bir yanındaki gurbetçilere selam olsun. Bizi izlemeye devam etsinler. Daha güzel şeyler yapacağız. Moral İstasyonu daima yanlarında" şeklinde konuştu. "Ramazan ağabeyin yanında büyüdük" Ramazan Akden’in türkülerini dinlemeye gelen 21 yaşındaki Emirhan Karataş. "Çocukluğumuzdan beri Ramazan abimizin yanına gelir, çayını kahvesini içerdik. Aynı zamanda ondan çok şey öğrendik. Küçükken buradan geçerken içeriden gelen müzikleri duyar, büyüyünce buraya girmenin hayalini kurardık. Ama burası öyle bir yer ki, sadece çocuklar değil, 7’den 70’e herkes geliyor. Ramazan abimize sonsuz teşekkür ediyoruz, bizi her zaman sıcak çayıyla, sıcak kahvesiyle ağırlıyor" dedi. "Türküleriyle bize yol gösterdi" Karataş, "Biz Neşet Ertaş ve Muharrem Ertaş’ın türküleriyle büyüdük; aynı zamanda Ramazan abimizin türküleri ve müzikleriyle de büyüdük. Burada öğrendiklerimizi devam ettiriyoruz. Kendi arkadaşlarıma, yaşıtlarıma ve öğrenci kardeşlerime buraya gelmelerini tavsiye ediyorum. Buraya gelmek sadece çay içmek için değil; müzik dinlemek, Ramazan abinin güler yüzünü görmek ve onun türkülerini duymak için geliyoruz. Kendisine sonsuz teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu. "Buraya 11 yaşımda geldim, 9 yıldır çok şey öğrendim" "Ben buraya ilk kez 11 yaşımda geldim. Yaklaşık 9 yıldır buradayım ve bu süre içinde bana çok şey kattı" diyen Karataş, "Ramazan abi türküleriyle, müziğiyle, sazıyla, sözüyle bize örnek oldu. Umarım ben de ileride onun gibi büyük bir insan olurum. Burada sadece türkü değil, oyun havalarımız da var. Ramazan abimizin yaptığı oyun havalarını isteyenlere çalıp oynatıyoruz. Yörüğü de geliyor, uzaktan gelen de geliyor… Burada çalıp oynamak isteyen herkese kapımız açık" ifadelerini kullandı.
Tuz Gölü’nün dayanıklı bitkileri çorak toprakları yeniden canlandırmak için inceleniyor
28 Ocak 2026 Çarşamba - 15:18 Tuz Gölü’nün dayanıklı bitkileri çorak toprakları yeniden canlandırmak için inceleniyor Isparta’da Tuz Gölü Havzası’nda yetişen halofit bitkilerin tuzlu toprakların ıslahında kullanılıp kullanılamayacağı araştırılıyor. Bu bitkilerin biyokimyasal içerikleri de incelenerek, tıp, eczacılık, kozmetik ve gıda gibi alanlarda yüksek değerli bileşenlere dönüştürülme potansiyelinin yanı sıra antikanser özelliklerinin belirlenmesi hedefleniyor. Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilgün Göktürk Baydar yürütücülüğündeki "Tuz Gölü Havzası’nda Yetişen Bazı Halofit Bitki Türlerinin Tuzlu Toprakların Islahı ve Yüksek Değerli Metabolit Kaynağı Olarak Değerlendirilme Potansiyellerinin Belirlenmesi" adlı çalışma, TÜBİTAK’ın bu yıl desteklediği projeler arasında yer aldı. Projede Tuz Gölü Havzası’na doğal olarak uyum sağlamış halofit bitki türlerinin topraktaki tuzu bünyelerine çekme kapasiteleri araştırılarak, tuzlanma nedeniyle verimliliği düşen tarım alanlarının bitkisel yöntemlerle yeniden üretime kazandırılması amaçlanıyor. Ayrıca bu bitkilerin tuz stresine karşı geliştirdiği fizyolojik ve biyokimyasal adaptasyon mekanizmaları da detaylı olarak incelenecek. Halofit bitkiler yüksek katma değerli ürüne dönüştürülecek Halofit bitkiler, yüksek tuz içerikleri nedeniyle gıda veya hayvancılıkta doğrudan kullanılamıyor. Bu nedenle proje, bu bitkilerin biyokimyasal içeriklerinin belirlenmesine ve tıp, eczacılık, kozmetik, gıda ve parfümeri gibi alanlarda doğal katkı maddesi, antioksidan, antimikrobiyal ya da antikanser bileşen olarak kullanılabilirliklerinin değerlendirilmesine odaklanıyor. Kanser tedavisinde kullanılabilecek bitkisel bileşenlerin antikanser potansiyeli de bilimsel yöntemlerle incelenecek. Elde edilecek verilerle halofit türlerinin tarımsal atık olmaktan çıkarılarak, yüksek katma değerli ürünlere dönüştürülmesi hedefleniyor. Tuzlanmış tarım alanları yeniden üretime kazandırılacak Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilgün Göktürk Baydar, "Yaklaşık 3 yıllık bir süreci kapsayacak olan bu proje, Aksaray Üniversitesi, Süleyman Demirel Üniversitesi ve mensubu olduğum Üniversiteden değerli akademisyen arkadaşlarımızla birlikte yürütülecektir. Multidisipliner bir anlayışla hazırladığımız bu projenin temel amacı, doğal ya da insan kaynaklı yanlış uygulamalar sonucu tuzlanarak tarım toprağı özelliğini yitiren alanların ıslah edilerek yeniden tarıma kazandırılmasıdır" dedi. "Bitkilerle tuzlu toprakları iyileştirmeyi hedefliyoruz" Prof. Dr. Baydar, halofit bitkilerin topraktaki tuzu bünyelerine çekme gücüne dikkat çekerek, "Bu kapsamda toprak ıslahında bitkileri kullanmayı planlıyoruz. Çünkü bazı bitkiler, topraktaki tuzu absorbe ederek bünyelerinde biriktirme kapasitesine sahiptir. Biz de bitkilerin bu özelliklerinden yararlanarak tuzluluk gibi önemli bir stres faktörüne karşı topraklarımızı iyileştirmeyi ve yeniden tarıma kazandırmayı hedefliyoruz. Çalışmamızda özellikle Tuz Gölü Havzası gibi ekstrem ve tuzlu toprak koşullarına adapte olmuş türleri değerlendirmeyi amaçlıyoruz. İçerisinde endemik türlerin de bulunduğu 10 farklı bitki türünün topraktaki tuzu bünyelerine alma ve biriktirme kapasitelerini inceleyerek, bu türlerin tuzlu toprakların ıslahında ne derece kullanılabilir olduğunu belirlemeye çalışacağız" şeklinde konuştu. "Tarımsal atığı yüksek katma değerli ürüne dönüştürmeyi planlıyoruz" Halofit bitkilerin ekonomik değerine yönelik çalışmaları anlatan Baydar, "Bu bitkiler yüksek tuz içeriğine sahip olduklarından insan veya hayvan beslenmesinde doğrudan kullanılamamaktadır. Bu nedenle toprak ıslahı için kullandığımız bitkileri hasat sonrası tarımsal atık olmaktan çıkarıp ekonomiye kazandırmaya yönelik çalışmalar da planladık. Bu kapsamda üzerinde çalışacağımız bitkilerin şimdiye kadar biyokimyasal açıdan detaylı bir analizinin yapılmadığını gördük. Öncelikle bu türlerin biyokimyasal içeriklerini ortaya çıkaracağız. Ardından tıp, eczacılık, gıda, kozmetik ve parfümeri gibi alanlarda yüksek katma değerli metabolit kaynağı olarak kullanılabilme potansiyellerini değerlendireceğiz. Tıp ve kozmetikte kullanılan hammaddelerin büyük çoğunluğunun bitkisel kökenli olduğu bilinmektedir. Biz de bu bitkileri tarımsal atık olmaktan çıkararak doğal katkı maddesi, doğal antioksidan kaynağı ya da değerli bileşenler olarak kullanılabilir hale getirip getiremeyeceğimizi araştıracağız. Ayrıca insan patojenlerine karşı etkilerini belirlemek için antimikrobiyal analizler yapacağız. Günümüzün önemli sağlık sorunlarından biri olan kansere yönelik olarak da, kolay ulaşılabilir, ekonomik ve etkili bileşenlere sahip bitkilerin antikanser potansiyelini değerlendireceğiz. Bunun yanı sıra, hem tıp hem de kozmetik alanında kullanılmak üzere bu bitkilerden elde edilen ekstraktların yara iyileştirici ve cilt üzerindeki etkilerini belirlemeye yönelik analizler gerçekleştireceğiz" ifadelerini kullandı. Tuz toleransının sırları araştırılacak Projenin bilimsel hedeflerini özetleyen Prof. Dr. Baydar, "Projemizin bir diğer önemli amacı ise tuz stresine karşı bitkisel adaptasyon ve toleransın altında yatan fizyolojik ve biyokimyasal mekanizmaları ortaya çıkarmaktır. Özetle tuzlu toprakları bitkiler aracılığıyla ıslah edebilir miyiz ve ıslah için kullanılan bu bitkileri ekonomiye kazandırabilir miyiz? Çalışmamızın temel amacı bu sorulara bilimsel yanıt üretmektir. Yaklaşık 3 yıl sürecek olan projemizin sözleşmesinin önümüzdeki birkaç ay içinde imzalanmasını öngörüyoruz" diye konuştu. Genç araştırmacılar için büyük bir deneyim fırsatı Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü’nde doktora eğitimi gören İlknur Albayrak, "Biz, daha önceki proje çalışmalarında olduğu gibi Nilgün hocamızın danışmanlığında birçok projede yer alma fırsatı bulduk. Şu anda desteklenmeye hak kazanan bu projede de hem yazım aşamasında hem laboratuvar çalışmalarında hem de sonuçların raporlanması sürecinde hocamızın bize yer vermesi, bizim için büyük bir gurur kaynağıdır. Bu projede daha çok laboratuvar analizlerinde hocamıza destek olmak amacıyla bulunuyoruz. Bu süreç, bizim için çok değerli bir deneyim niteliği taşıyor. Proje disiplinini, laboratuvar çalışmalarını ve araştırma kültürünü öğreniyor olmayı, akademik hayata adım atmadan önce bizim açımızdan büyük bir şans olarak değerlendiriyorum" şeklinde konuştu.
Tuz Gölü’nün dayanıklı bitkileri, çorak toprakları yeniden canlandırmak için inceleniyor
28 Ocak 2026 Çarşamba - 14:52 Tuz Gölü’nün dayanıklı bitkileri, çorak toprakları yeniden canlandırmak için inceleniyor Isparta’da TÜBİTAK tarafından bu yıl desteklenen projede, Tuz Gölü Havzası’nda yetişen halofit bitkilerin tuzlu toprakların ıslahında kullanılıp kullanılamayacağı araştırılırken, aynı zamanda bu bitkilerin biyokimyasal içerikleri incelenerek tıp, eczacılık, kozmetik ve gıda gibi alanlarda yüksek değerli bileşenlere dönüştürülme potansiyeli ile kanser tedavisinde değerlendirilebilecek antikanser özelliklerinin belirlenmesi hedefleniyor. Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilgün Göktürk Baydar yürütücülüğündeki "Tuz Gölü Havzasında Yetişen Bazı Halofit Bitki Türlerinin Tuzlu Toprakların Islahı ve Yüksek Değerli Metabolit Kaynağı Olarak Değerlendirilme Potansiyellerinin Belirlenmesi" adlı çalışma, TÜBİTAK’ın bu yıl desteklediği projeler arasında yer aldı. Projede, Tuz Gölü Havzası’na doğal olarak uyum sağlamış halofit bitki türlerinin topraktaki tuzu bünyelerine çekme kapasiteleri araştırılarak, tuzlanma nedeniyle verimliliği düşen tarım alanlarının bitkisel yöntemlerle yeniden üretime kazandırılması amaçlanıyor. Ayrıca, bu bitkilerin tuz stresine karşı geliştirdiği fizyolojik ve biyokimyasal adaptasyon mekanizmaları da detaylı olarak incelenecek. Halofit bitkiler yüksek katma değerli ürüne dönüştürülecek Halofit bitkiler, yüksek tuz içerikleri nedeniyle gıda veya hayvancılıkta doğrudan kullanılamıyor. Bu nedenle proje, bu bitkilerin biyokimyasal içeriklerinin belirlenmesine ve tıp, eczacılık, kozmetik, gıda ve parfümeri gibi alanlarda doğal katkı maddesi, antioksidan, antimikrobiyal ya da antikanser bileşen olarak kullanılabilirliklerinin değerlendirilmesine odaklanıyor. Kanser tedavisinde kullanılabilecek bitkisel bileşenlerin antikanser potansiyeli de bilimsel yöntemlerle incelenecek. Elde edilecek verilerle halofit türlerinin tarımsal atık olmaktan çıkarılarak yüksek katma değerli ürünlere dönüştürülmesi hedefleniyor. Tuzlanmış tarım alanları yeniden üretime kazandırılacak Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilgün Göktürk Baydar, "TÜBİTAK’a sunduğumuz 1001 projeleri kapsamındaki çalışmamız kabul edildi. Yaklaşık 3 yıllık bir süreci kapsayacak olan bu proje; Aksaray Üniversitesi, Süleyman Demirel Üniversitesi ve mensubu olduğum Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nden değerli akademisyen arkadaşlarımızla birlikte yürütülecektir. Multidisipliner bir anlayışla hazırladığımız bu projenin temel amacı, doğal ya da insan kaynaklı yanlış uygulamalar sonucu tuzlanarak tarım toprağı özelliğini yitiren alanların ıslah edilerek yeniden tarıma kazandırılmasıdır" dedi. "Bitkilerle tuzlu toprakları iyileştirmeyi hedefliyoruz" Prof. Dr. Baydar, halofit bitkilerin topraktaki tuzu bünyelerine çekme gücüne dikkat çekerek, "Bu kapsamda, toprak ıslahında bitkileri kullanmayı planlıyoruz. Çünkü bazı bitkiler, topraktaki tuzu absorbe ederek bünyelerinde biriktirme kapasitesine sahiptir. Biz de bitkilerin bu özelliklerinden yararlanarak tuzluluk gibi önemli bir stres faktörüne karşı topraklarımızı iyileştirmeyi ve yeniden tarıma kazandırmayı hedefliyoruz. Çalışmamızda, özellikle Tuz Gölü Havzası gibi ekstrem ve tuzlu toprak koşullarına adapte olmuş türleri değerlendirmeyi amaçlıyoruz. İçerisinde endemik türlerin de bulunduğu 10 farklı bitki türünün topraktaki tuzu bünyelerine alma ve biriktirme kapasitelerini inceleyerek, bu türlerin tuzlu toprakların ıslahında ne derece kullanılabilir olduğunu belirlemeye çalışacağız" şeklinde konuştu. "Tarımsal atığı yüksek katma değerli ürüne dönüştürmeyi planlıyoruz" Halofit bitkilerin ekonomik değerine yönelik çalışmaları anlatan Baydar, "Bu bitkiler yüksek tuz içeriğine sahip olduklarından insan veya hayvan beslenmesinde doğrudan kullanılamamaktadır. Bu nedenle, toprak ıslahı için kullandığımız bitkileri hasat sonrası tarımsal atık olmaktan çıkarıp ekonomiye kazandırmaya yönelik çalışmalar da planladık. Bu kapsamda, üzerinde çalışacağımız bitkilerin şimdiye kadar biyokimyasal açıdan detaylı bir analizinin yapılmadığını gördük. Öncelikle bu türlerin biyokimyasal içeriklerini ortaya çıkaracağız. Ardından tıp, eczacılık, gıda, kozmetik ve parfümeri gibi alanlarda yüksek katma değerli metabolit kaynağı olarak kullanılabilir potansiyellerini değerlendireceğiz. Tıp ve kozmetikte kullanılan hammaddelerin büyük çoğunluğunun bitkisel kökenli olduğu bilinmektedir. Biz de bu bitkileri tarımsal atık olmaktan çıkararak doğal katkı maddesi, doğal antioksidan kaynağı ya da değerli bileşenler olarak kullanılabilir hale getirip getiremeyeceğimizi araştıracağız. Ayrıca, insan patojenlerine karşı etkilerini belirlemek için antimikrobiyal analizler yapacağız. Günümüzün önemli sağlık sorunlarından biri olan kansere yönelik olarak da, kolay ulaşılabilir, ekonomik ve etkili bileşenlere sahip bitkilerin antikanser potansiyelini değerlendireceğiz. Bunun yanı sıra, hem tıp hem de kozmetik alanında kullanılmak üzere bu bitkilerden elde edilen ekstraktların yara iyileştirici ve cilt üzerindeki etkilerini belirlemeye yönelik analizler gerçekleştireceğiz" ifadelerini kullandı. Tuz toleransının sırları araştırılacak Projenin bilimsel hedeflerini özetleyen Prof. Dr. Baydar, "Projemizin bir diğer önemli amacı ise tuz stresine karşı bitkisel adaptasyon ve toleransın altında yatan fizyolojik ve biyokimyasal mekanizmaları ortaya çıkarmaktır. Özetle, tuzlu toprakları bitkiler aracılığıyla ıslah edebilir miyiz ve ıslah için kullanılan bu bitkileri ekonomiye kazandırabilir miyiz? Çalışmamızın temel amacı bu sorulara bilimsel yanıt üretmektir. Yaklaşık 3 yıl sürecek olan projemizin sözleşmesinin önümüzdeki birkaç ay içinde imzalanmasını öngörüyoruz. Destekleri için TÜBİTAK’a, projede yer alan akademisyen arkadaşlarıma ve katkı sunacak bursiyerlerimize şimdiden teşekkür ederim. Bu bir ekip işidir ve güçlü bir ekip ruhuyla bu çalışmayı başarıyla tamamlayacağımıza inanıyorum" diye konuştu. Genç araştırmacılar için büyük bir deneyim fırsatı Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü’nde doktora eğitimi gören İlknur Albayrak, "Biz, daha önceki proje çalışmalarında olduğu gibi Nilgün Hocamızın danışmanlığında birçok projede yer alma fırsatı bulduk. Şu anda desteklenmeye hak kazanan bu projede de hem yazım aşamasında hem laboratuvar çalışmalarında hem de sonuçların raporlanması sürecinde hocamızın bize yer vermesi bizim için büyük bir gurur kaynağıdır. Bu projede daha çok laboratuvar analizlerinde hocamıza destek olmak amacıyla bulunuyoruz. Bu süreç, bizim için çok değerli bir deneyim niteliği taşıyor. Proje disiplinini, laboratuvar çalışmalarını ve araştırma kültürünü öğreniyor olmak; akademik hayata adım atmadan önce bizim açımızdan büyük bir şans olarak değerlendiriyorum" şeklinde konuştu.