Yerel Haberler
İzmir
02 Ocak 2026 Cuma - 16:48 İzmir gevreği yeni fiyatıyla tezgahta İzmir’in tescilli lezzeti ’İzmir gevreği’ yeni fiyatıyla tezgahlardaki yerini aldı. İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (İESOB) tarafından kabul edilen yeni tarifeye göre, 100 gramlık İzmir gevreği 1 Ocak’tan itibaren 20 TL’den satışa sunulmaya başlandı. Girdi maliyetlerindeki artışlar İzmir’in kahvaltı sofralarını süsleyen simge lezzetinde fiyat güncellemesini beraberinde getirdi. Özellikle un, susam ve odun gibi hammadde fiyatlarındaki yükselişin yanı sıra, işçilik ve işletme maliyetlerinde yaşanan artışlar, yeni fiyat tarifesinin gerekçesi olarak gösterildi. İzmir gevreğini Türkiye’deki diğer simit türlerinden ayıran en büyük özellik ise yapımındaki ustalık ve geleneksel yöntemler. Birçok bölgede hamur soğuk pekmeze batırılırken, gerçek İzmir gevreği üzüm pekmeziyle dolu kaynayan kazanlarda hayat buluyor. Fırın ustaları, gece yarısından itibaren mesaiye başlayarak hamuru özenle yoğuruyor. Halka haline getirilen hamurlar, ocak üzerinde kaynayan üzüm pekmezli sıcak suya daldırılarak ön pişirme işleminden geçiriliyor. Bu yöntem, gevreğe o karakteristik çıtırlığını ve rengini veren en önemli sır olarak biliniyor. Pekmez banyosundan çıkan hamurlar, bol susama bulandıktan sonra ustaların maharetiyle kara fırınlara sürülüyor. Modern fırınlar yerine meşe odunu ateşiyle ısınan taş tabanlı kara fırınlarda pişen gevrekler, hem kokusu hem de dokusuyla fark oluşturuyor. Fırıncı esnafı durumdan dertli Girdi maliyetlerindeki artışın esnafı zor durumda bıraktığını belirten simit fırını çalışanı Cengiz Alkan, "Biz zam yapmadan daha geçen haftadan una, şekere, yağa, A’dan Z’ye her şeye zam geldi. İnce kalemden büyük kalemlere kadar her şeye zam geldi, biz de mecburuz. Eskiden 1 lirayken daha çok kazanıyorduk, şimdi 20 lira ama daha az kazanıyoruz. Biz de istemeyiz zam gelmesini; ne kadar zam gelse satışlar o kadar azalıyor. Milleti sevindirmek isteriz ama inan ki bizim de elimizde bir şey yok" dedi. "İyi gevrek pekmezde pişer" Gevreğin yapım aşamalarını ve farkını anlatan Alkan, "20-30 senelik ustalarımız önce hamuru yapıyor, yarım saat 45 dakika dinlendiriyoruz. Sonra gevreği bağlayıp kaynar üzüm pekmezine bandırıyoruz. Ardından bir süre daha dinlendirip odun ateşinde kara fırına atıyoruz, çıtır çıtır çıkıyor. İstanbul’dan Ankara’ya her yerde aynı; bu simit değil, gevrek. Simit diye bir şey yok, zaten gevreği bilen bilir. Kimse simitle karıştırmasın, İstanbul ve Ankara İzmir gevreğinin yanında boş" ifadelerini kullandı. "Yüksek de olsa yeriz" Gevreğe yapılan zamdan memnun olmadığını dile getiren vatandaş Serpil Payçu, "Ne kadar olursa olsun gevrekten vazgeçemeyiz. Gevreği yediğiniz zaman 2-3 tane birden yiyorsunuz. Hani bir tane yenmiyor. O yüzden de 20 lira çok. Ama yemekten de vazgeçmeyiz. Biz İzmirliyiz. Boyoz, gevrek yemeden yapamayız. Hatta İzmir’in meşhur Boyoz fırını var, gevrek fırını var. Çok eski, ben doğma buralıyım. Hakikaten hiçbir yerde aynı tat yok. Sabah da hem Boyoz hem de gevrek yedim" dedi.
İzmir gevreği yeni fiyatıyla tezgahta
02 Ocak 2026 Cuma - 16:48 İzmir gevreği yeni fiyatıyla tezgahta İzmir’in tescilli lezzeti ’İzmir gevreği’ yeni fiyatıyla tezgahlardaki yerini aldı. İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (İESOB) tarafından kabul edilen yeni tarifeye göre, 100 gramlık İzmir gevreği 1 Ocak’tan itibaren 20 TL’den satışa sunulmaya başlandı. Girdi maliyetlerindeki artışlar İzmir’in kahvaltı sofralarını süsleyen simge lezzetinde fiyat güncellemesini beraberinde getirdi. Özellikle un, susam ve odun gibi hammadde fiyatlarındaki yükselişin yanı sıra, işçilik ve işletme maliyetlerinde yaşanan artışlar, yeni fiyat tarifesinin gerekçesi olarak gösterildi. İzmir gevreğini Türkiye’deki diğer simit türlerinden ayıran en büyük özellik ise yapımındaki ustalık ve geleneksel yöntemler. Birçok bölgede hamur soğuk pekmeze batırılırken, gerçek İzmir gevreği üzüm pekmeziyle dolu kaynayan kazanlarda hayat buluyor. Fırın ustaları, gece yarısından itibaren mesaiye başlayarak hamuru özenle yoğuruyor. Halka haline getirilen hamurlar, ocak üzerinde kaynayan üzüm pekmezli sıcak suya daldırılarak ön pişirme işleminden geçiriliyor. Bu yöntem, gevreğe o karakteristik çıtırlığını ve rengini veren en önemli sır olarak biliniyor. Pekmez banyosundan çıkan hamurlar, bol susama bulandıktan sonra ustaların maharetiyle kara fırınlara sürülüyor. Modern fırınlar yerine meşe odunu ateşiyle ısınan taş tabanlı kara fırınlarda pişen gevrekler, hem kokusu hem de dokusuyla fark oluşturuyor. Fırıncı esnafı durumdan dertli Girdi maliyetlerindeki artışın esnafı zor durumda bıraktığını belirten simit fırını çalışanı Cengiz Alkan, "Biz zam yapmadan daha geçen haftadan una, şekere, yağa, A’dan Z’ye her şeye zam geldi. İnce kalemden büyük kalemlere kadar her şeye zam geldi, biz de mecburuz. Eskiden 1 lirayken daha çok kazanıyorduk, şimdi 20 lira ama daha az kazanıyoruz. Biz de istemeyiz zam gelmesini; ne kadar zam gelse satışlar o kadar azalıyor. Milleti sevindirmek isteriz ama inan ki bizim de elimizde bir şey yok" dedi. "İyi gevrek pekmezde pişer" Gevreğin yapım aşamalarını ve farkını anlatan Alkan, "20-30 senelik ustalarımız önce hamuru yapıyor, yarım saat 45 dakika dinlendiriyoruz. Sonra gevreği bağlayıp kaynar üzüm pekmezine bandırıyoruz. Ardından bir süre daha dinlendirip odun ateşinde kara fırına atıyoruz, çıtır çıtır çıkıyor. İstanbul’dan Ankara’ya her yerde aynı; bu simit değil, gevrek. Simit diye bir şey yok, zaten gevreği bilen bilir. Kimse simitle karıştırmasın, İstanbul ve Ankara İzmir gevreğinin yanında boş" ifadelerini kullandı. "Yüksek de olsa yeriz" Gevreğe yapılan zamdan memnun olmadığını dile getiren vatandaş Serpil Payçu, "Ne kadar olursa olsun gevrekten vazgeçemeyiz. Gevreği yediğiniz zaman 2-3 tane birden yiyorsunuz. Hani bir tane yenmiyor. O yüzden de 20 lira çok. Ama yemekten de vazgeçmeyiz. Biz İzmirliyiz. Boyoz, gevrek yemeden yapamayız. Hatta İzmir’in meşhur Boyoz fırını var, gevrek fırını var. Çok eski, ben doğma buralıyım. Hakikaten hiçbir yerde aynı tat yok. Sabah da hem Boyoz hem de gevrek yedim" dedi.
Ege Üniversitesinden "Yapay Zekâ Destekli Eğitim ve Araştırma" atılımı
02 Ocak 2026 Cuma - 12:13 Ege Üniversitesinden "Yapay Zekâ Destekli Eğitim ve Araştırma" atılımı Yapay zekâ ve kriptoloji alanında dünyanın sayılı akademisyenlerinden Prof. Dr. Çetin Kaya Koç, Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı’yı ziyaret etti. Ziyarette, Ege Üniversitesinde gerçekleştirilen eğitim ve araştırma faaliyetlerine yapay zekanın ne şekillerde dahil edilebileceğine dair fikir alışverişinde bulunuldu. Yapay zekânın eğitimde kullanımın artık kaçınılmaz bir dünya gerçeği olduğunu ifade eden Rektör Prof. Dr. Musa Alcı, "Üniversite eğitimine ve araştırmalarına yapay zekânın entegrasyonu yalnızca teknolojik bir yükseltme değildir; bilgi aktarımında, öğrenmede ve uygulamada köklü bir değişimi temsil eder. Yapay zekâyı benimseyerek, üniversiteler eğitim deneyimini geliştirebilir, araştırmalarda yeniliği teşvik edebilir ve öğrencileri giderek daha karmaşık ve yapay zekâ odaklı bir dünyada başarılı olmaları için daha iyi bir şekilde hazırlayabilirler. Eğitime ve araştırmalara yapay zekânın entegrasyonu; Kişiselleştirilmiş Öğrenme Deneyimleri, Geliştirilmiş Öğretim Verimliliği, Gelişmiş Araştırma Yetenekleri, Öğrencileri Gelecek İş Gücüne Hazırlama, Eşitlik ve Erişilebilirliğin İlerlemesi, Akademik Programlarda Yenilik ve Toplumsal Sorunların Çözülmesine Katkı gibi alanlarda önemli katkılar sağlama potansiyeline sahiptir" dedi. "Kaynaklarımızı yapay zekâ odaklı eğitime yönlendireceğiz" Ege Üniversitesinin yapay zekâ odaklı eğitime yönelik planlarını anlatan Prof. Dr. Alcı, "Ege Üniversitesi kurumsal bir planla bu yönde kararlı bir şekilde ilerleyecektir. Bir yandan müfredatta değişiklikler yaparken, diğer yandan yapay zekâ destekli eğitim ve araştırmaya odaklanmış doktora öğrencileri ve öğretim üyelerini üniversitemize getirmeyi planlıyoruz. Tüm bölümlerin müfredatına ‘Yapay Zekâ Okuryazarlığı’ dersi ilave edeceğiz. Çalışma alanında yapay zekâ destekli araştırmalar yapan yeni öğretim elemanlarını Üniversitemize çekmek için, vakıf kaynaklarından araştırma desteği sağlayacağız. ABD, AB, Çin, Japonya ve Singapur’dan yapay zekâ destekli araştırmalar yapan öğretim üyelerini Üniversitemize en az bir dönem misafir olarak getirmek için kaynaklarımızdan faydalanacağız. Tersine Beyin Göçü Programı ile Türkiye’ye gelen öğretim üyelerinin Üniversitemize gelmeleri için imkânlar yaratıp, laboratuvar imkânı ve vakıf desteği türünden teşvikler vereceğiz. Araştırmacılarımızı yerel öneme sahip; Su, Güneş Enerjisi, Ekoloji gibi alanlarda araştırmalar yapmaya teşvik edeceğiz ve onlara gereken kaynakları yerel endüstriden sağlamak için bir çalışma ekibi kuracağız. Teknoparkımızın imkânlarını artırıp, firmalarımıza gereken imkânları ve teşvikleri sağlayıp Üniversitemize davet edeceğiz. Yeni öğretim üyeleri, yeni laboratuvar, araştırma teşviklerinde bölüm ve fakültelere odaklanıp, yapılan çalışmaların kalıcı olmasını sağlayacağız. Yapay Zeka konusunda öğretim üyelerine ilaveten, doktora öğrencilerini Üniversitemize çeşitli teşviklerle davet edeceğiz" dedi. Prof. Dr. Çetin Kaya Koç’un ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Rektör Prof. Dr. Alcı, "Kriptoloji alanında ulusal ve uluslararası arenada pek çok ödül alan ve bu alanda pek çok komiteye öncülük eden Prof. Dr. Çetin Kaya Koç’u Üniversitemizde ağırlamaktan memnuniyet duyduk. Yapay zekânın eğitim ve araştırma alanlarında kullanımı konusunda değerli hocamızın deneyimlerini dinledik. Kendisine nazik ziyaretlerinden ötürü teşekkür ediyorum" diye konuştu. Rektör Prof. Dr. Alcı’nın belirttiği hususlarda bütün tecrübesini Ege Üniversitesinin hizmetine sunmaktan memnun olacağını ifade eden Prof. Dr. Çetin Kaya Koç, bu sayede üniversitenin kısa sürede gerek lisans gerekse lisansüstü eğitim ve araştırma alanlarında atılım yapma potansiyeline sahip olduğunu söyledi. Prof. Dr. Çetin Kaya Koç Prof. Dr. Çetin Kaya Koç, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Elektronik ve Haberleşme Mühendisliğini birincilikle bitirdi. Doktorasını Kaliforniya Üniversitesinde yaptı. ABD’deki Oregon Eyalet Üniversitesinde Bilgi Güvenliği Merkezi kurdu. Buradaki çalışmaları sonucunda "Olağanüstü ve Sürdürülebilir Araştırma Liderliği" ödülüne layık görüldü. Kriptografi mühendisliğine yaptığı katkılarından dolayı 2007 yılında "IEEE Fellow" (alanında çok değerli işler yapmış bilim insanları) unvanı aldı. 50’den fazla kriptografik cihaz, yazılım ve donanımın tasarım ile geliştirilmesine katkıda bulundu. Kriptoloji ve şifreleme alanında en çok doktora öğrencisi yetiştiren dünyadaki üç akademisyeninden birisi olan Prof. Dr. Koç, Kriptografik mühendisliğe yaptığı sürekli katkılar nedeniyle IEEE (Elektrik- Elektronik Mühendisleri Enstitüsü) Yaşam Boyu Üyesidir.
Turizmcilerden, "Alsancak Limanı kruvaziyer ve yolcu taşımacılığına ayrılsın" talebi
02 Ocak 2026 Cuma - 10:52 Turizmcilerden, "Alsancak Limanı kruvaziyer ve yolcu taşımacılığına ayrılsın" talebi İzmirli turizmciler, Alsancak Limanı’nın, kent merkezinde konteyner sahaları, ağır lojistik faaliyetler, trafik yoğunluğu ve çevresel etkilerle yaşam kalitesini düşürdüğünü, bu haliyle şehrin ve turizmin geleceğini olumsuz etkilediğini savunarak hizmet karakterinin değiştirilmesini istediler. Sektörün konuyla ilgili görüşlerini açıklayan Ege Turistik İşletmeler ve Konaklamalar Birliği (ETİK) Başkanı Mehmet İşler, yük taşımacılığına dayalı faaliyetlerin kent dışında bulunan ve yeni yapılan limanlara verilmesini, Alsancak limanının sadece kruvaziyer ve yolcu taşımacılığı hizmetlerinde değerlendirilmesini talep ettiklerini dile getirdi. Alsancak Limanı’nın geleceğine ilişkin tartışmaların kentin uzun vadeli ihtiyaçları, yaşam kalitesi ve turizm potansiyeli çerçevesinde ele alınmasının önemine dikkat çeken İşler, şehir merkezinde yoğun yük taşımacılığına dayalı liman faaliyetlerinin, modern kent planlaması ve turizm vizyonu ile uyumlu olmadığını söyledi. Mehmet İşler; "İşler, İzmir gibi tarihi, kültürel ve turistik kimliği güçlü bir kentte, kıyı alanlarının daha çok yolcu odaklı ve kente değer katan kullanımlarla değerlendirilmelidir. Şehrin merkezinde yer alan yük limanı faaliyetleri, trafik yoğunluğu, kentsel hareketlilik ve çevresel etkiler açısından çeşitli sorunlar oluşturmaktadır. Bu sorunlar kentin büyümesine paralel olarak her geçen zaman diliminde daha da büyümektedir. İzmir Akdeniz çanağında kruvaziyer turizminden daha fazla pay alabilecek şehirler arasında yer almaktadır ve bu anlamda önemli bir potansiyele sahiptir. Turizm sektörü açısından bakarsak, şehir merkezindeki kıyı alanlarının; konteyner sahaları ve ağır lojistik faaliyetler yerine, yolcu trafiğini destekleyen, kentle bütünleşen ve İzmir’in marka değerini yükselten işlevlerle değerlendirilmesi daha uygun olacaktır. Yük limanı faaliyetleri açısından ise İzmir çevresinde güçlü ve uygun alternatifler bulunmaktadır. Aliağa, Nemport ve Çandarlı Limanları lojistik altyapı, kara ve demiryolu bağlantıları ile şehir trafiğinden bağımsız çalışma imkânları sayesinde yük taşımacılığı için daha elverişli alanlardır. Turizm sektörü olarak beklentimiz, İzmir kent merkezinin ağır yük taşımacılığı baskısından arındırılması, kıyı alanlarının turizm ve sosyal yaşamla daha fazla bütünleşmesidir. Hedef, İzmir’e değer katan bir liman modelidir. Talebimizin, bir karşıtlık değil, İzmir’in geleceğine yönelik yapıcı bir arayış olarak görülmesi gerekir. Liman kullanımına dair kararlar, kentin sürdürülebilir kalkınma hedefleri, turizm potansiyeli ve yaşam kalitesi dikkate alınarak şekillendirilmelidir. Bu, İzmir’e uzun vadede önemli katkılar sağlayacaktır. " diye konuştu.
Dijital dünyada sosyalleşen ergenleri bekleyen riskler var
02 Ocak 2026 Cuma - 10:08 Dijital dünyada sosyalleşen ergenleri bekleyen riskler var Endokrinolog Arzu Jalilova, sosyal medyanın ergen beynini nasıl şekillendirdiğine ilişkin çarpıcı değerlendirmeler yaptı. Ergen beyninin dijital uyaranlara yetişkinlerden çok daha duyarlı olduğunu belirten Uzm. Dr. Jalilova, "Ergenlerin beyninin henüz olgunlaşmamış yapısı, onları dijital dünyanın cazibesine daha duyarlı hale getiriyor. Dijital dünyanın etkisi ‘iyi’ ya da ‘kötü’ değil; nasıl, ne amaçla ve hangi ihtiyaca göre kullanıldığıyla ilişkili." dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Çocuk Endokrinoloji Uzmanı Dr. Arzu Jalilova, pek çok ebeveynin çocuklarının ekran başından ayrılmamasından, ellerinden telefonlarını düşürmemelerinden şikayetçi olduğunu, aslında gencin ne kadar ekran kullandığına değil, ekranı ne için, nasıl ve hangi duygusal ihtiyaçla kullandığına odaklanmaları gerektiğini söyledi. Beyin gelişimi, hormonlar ve dijital dünyanın kesişimi Ergenlerde sosyal medya kullanımının beyin gelişimi, hormon üretimindeki rolü konusunda önemli değerlendirmelerde bulunan Endokrinolog Jalilova, sosyal medyanın ergenlik dönemindeki beyin ve davranış gelişimi üzerindeki etkilerine dikkat çekerek ailelere önemli uyarılarda bulundu. Ergenliğin, beynin yeniden yapılanmasının en yoğun biçimde gerçekleştiği bir dönem olduğunu belirten Uzm. Dr. Jalilova, bu dönemde gençlerin yalnızca fiziksel olarak değil, nörobiyolojik ve psikolojik açıdan da dönüşüm geçirdiğini vurguladı. Duyguları ve ödül mekanizmasını yöneten limbik sistemin, ergenlikte yetişkinlere göre çok daha hızlı olgunlaştığını hatırlatan Jalilova, şöyle konuştu: "Buna karşın dikkat, planlama, özdenetim ve karar verme gibi yürütücü işlevlerin merkezi prefrontal korteks ancak 20’li yaşların ortalarında tamamlanıyor. Bu gelişimsel fark, gençleri risk almaya daha yatkın, duygusal tepkilere daha açık ve sosyal geri bildirime daha duyarlı hale getiriyor. Sosyal medya ve oyunlar, bu biyolojik hassasiyetle doğrudan etkileşime giriyor. Bildirim sesleri, beğeniler, takipçi artışları ve paylaşımların görünürlüğü; beynin ödül kimyasalı dopamini hızlı biçimde artırıyor. Ergen beyninin dopamin sistemi yetişkinlere göre daha hassas. Bu nedenle sosyal medya gençler için sıradan bir iletişim aracı olmaktan çıkarak biyolojik açıdan güçlü, tekrar aranan bir deneyime dönüşüyor." Dijital sosyalleşme oksitosin düzeylerini de etkiliyor Jalilova, sosyal medyanın yalnızca dopamin değil, bağlılık ve güven hissiyle ilişkili oksitosin hormonunu da tetikleyebileceğini söyledi. Gençlerin grup sohbetleri, paylaşımlar veya çevrim içi topluluklar aracılığıyla dijital ortamda bile aidiyet duygusu geliştirdiğini ifade eden Uzm. Dr. Jalilova sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu durum, özellikle duygusal dalgalanmaların yoğun olduğu ergenlik döneminde sosyal medyayı bir güven ve aidiyet alanı haline getiriyor. Sosyal medyanın sunduğu idealize edilmiş bedenler, yüzler, başarılar ve yaşam tarzları; gençlerde sürekli kıyaslama davranışına neden olabiliyor. Bu özellikle hormonların etkisiyle duyguların yoğun yaşandığı ergenlikte risk yaratıyor. Gerçekle filtrelenmiş hayat arasındaki fark büyüdükçe gençlerin kendilerini yetersiz görme ihtimali artıyor. Bu da öz-değer kaybı, kaygı artışı ve beden algısı bozukluğuna yol açabilir." Davranışsal sonuçlar doğurur Öte yandan Uzm. Dr. Jalilova, gençlerin sosyal medya ile ilişkisinin yalnızca psikolojik değil, davranışsal sonuçlar da doğurduğunu, bildirim seslerinin, uygulama geçişlerinin, hızlı akan video içerikleri ve çoklu ekran kullanımının dikkatin sürekli bölünmesine neden olduğunu söyledi. Jalilova, "Bu durum dikkat süresini kısaltabilir, derin düşünmeyi zorlaştırabilir ve uzun, sabır gerektiren aktivitelerden kaçınma eğilimini artırabilir. Dijital ortamın sunduğu hızlı ödüller, okul dersleri gibi uzun vadeli çaba gerektiren alanlara karşı motivasyonu düşürebilir. Böylece ergenler, ‘hemen sonuç getiren’ etkinliklere yönelmekte; okuma, öğrenme veya uzun süreli odak gerektiren görevleri sürdürmekte güçlük yaşayabilmektedir. Bununla birlikte, sosyal medya ve dijital medya yalnızca risk taşımaz. Doğru ve bilinçli kullanıldığında yaratıcılığı artırabilir, bilgiye erişimi kolaylaştırabilir, benzer ilgi alanlarına sahip akranlarla güvenli topluluklar oluşturabilir ve sosyal destek açısından olumlu katkılar sağlayabilir. Gençler, dijital ortamda kendilerini ifade etmeyi öğrenebilir, toplumsal farkındalık geliştirebilir ve öğrenme süreçlerini güçlendirebilirler. Dijital dünyanın etkisi bu nedenle ‘iyi’ ya da ‘kötü’ şeklinde değil; ne amaçla, nasıl ve hangi ihtiyaca yönelik kullanıldığına göre değerlendirilmelidir. Bu nedenle temel soru gencin kadar ekran kullandığı değil, gencin ekranı ne için, nasıl ve hangi duygusal ihtiyaçla kullandığı olmalıdır." diye konuştu.
Etiyopya’dan Torbalı’ya özel ilgi
02 Ocak 2026 Cuma - 09:48 Etiyopya’dan Torbalı’ya özel ilgi Etiyopya Büyükelçisi Adem Mohammed Mahmud ve heyeti, Torbalı’daki gıda imalatçısı firmalarla bir araya geldi. Büyükelçi Mahmud, "Torbalı’nın üretim gücü ve ihracat potansiyeli, Etiyopya için güçlü ve stratejik bir iş birliği fırsatı sunuyor" dedi. Torbalı Ticaret Odası ev sahipliğinde düzenlenen programda, Etiyopya Federal Demokratik Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçisi Adem Mohammed Mahmud, ilçedeki gıda imalatçılarıyla bir araya gelerek karşılıklı ticaret ve yatırım imkanlarını değerlendirdi. Torbalı Kaymakamı Adem Çelik, Ege Hububat Bakliyat İhracatçıları Birliği Başkanı Muhammet Öztürk, İzmir Fahri Konsolosu İlhami Yıldırım, Meclis Başkanı Bekir Söyler ve Yönetim Kurulu Başkanı Abdulvahap Olgun’un da katıldığı programda, gıda imalatı sektöründe faaliyet gösteren 50 firma hazır bulundu. Program kapsamında firma temsilcileri, Etiyopya heyetiyle birebir görüşmeler gerçekleştirerek ürünler, ticaret süreçleri ve muhtemel iş birlikleri hakkında karşılıklı değerlendirmelerde bulundu. Torbalı Ticaret Odası (TTO), Afrika pazarına yönelik çalışmalarını sürdürülebilir ve planlı bir yaklaşımla yürütmeye devam ediyor. Bu kapsamda odanın ev sahipliğinde geçtiğimiz yıl "Hedef Afrika: Uluslararası İş Konferansı & B2B Görüşmeleri" düzenlenmiş; Benin, Kamerun, Senegal ve Nijer’den gelen 25 kişilik Afrika heyeti ile tarım, gıda, makine, enerji ve su arıtma alanlarında birebir iş görüşmeleri gerçekleştirilmişti. Önceki gün gerçekleştirilen program, bu temasların devamı niteliğinde değerlendirilerek Afrika ile ticari ilişkilerin derinleştirilmesine katkı sundu. Etiyopya, stratejik bir pazar Etiyopya Federal Demokratik Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçisi Adem Mohammed Mahmud toplantı sonrası yaptığı değerlendirmede, "Türkiye ile Etiyopya arasındaki ekonomik ilişkiler son yıllarda istikrarlı bir şekilde gelişiyor. Amacımız, bu güçlü ilişkiyi daha da ileri taşıyarak iki ülke arasındaki ticaret hacmini artırmak. Etiyopya, tarımsal üretim gücü ve genç nüfusuyla Türk firmaları için önemli fırsatlar sunuyor" dedi. Mahmud, özellikle gıda ve tarıma dayalı sanayi alanlarına dikkat çekerek, "Gıda işleme, tarımsal ürün tedariki, paketleme ve lojistik başta olmak üzere birçok alanda Türk firmalarıyla güçlü iş birlikleri kurmak istiyoruz. Torbalı’nın üretim kapasitesi, ihracat başarısı ve organize sanayi yapısı bizim için çok kıymetli. Torbalı’ya özel bir ilgi duyuyoruz ve bu bölgeden Etiyopya’ya yönelik yatırımları memnuniyetle karşılıyoruz. Türk firmalarını Etiyopya pazarında yatırım ve ticaret yapmaya davet ediyoruz" diye konuştu. Afrika, firmalarımız için fırsat Torbalı’nın ihracatta elde ettiği başarının kararlı ve planlı çalışmaların sonucu olduğunu belirten Torbalı Ticaret Odası Başkanı Abdulvahap Olgun, "Torbalı bugün 2,1 milyar doları aşan ihracat hacmiyle Türkiye’nin önemli üretim merkezlerinden biri konumunda. Bu gücü, Afrika pazarları gibi yeni ve stratejik alanlara taşıyarak firmalarımız için kalıcı ticari ilişkiler oluşturmayı hedefliyoruz" dedi. Sözlerine devam eden Olgun, "Afrika pazarı, özellikle gıda ve tarıma dayalı sanayi açısından firmalarımıza önemli fırsatlar sunuyor. Geçtiğimiz yıl düzenlediğimiz Hedef Afrika programında bunun somut karşılıklarını gördük. Bugün, Etiyopya heyetiyle gerçekleştirdiğimiz bu buluşma da firmalarımızın yeni pazarlara açılması açısından çok kıymetli. Torbalı Ticaret Odası olarak, firmalarımızın uluslararası pazarlara erişimini desteklemeye kararlılıkla devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.
Genç mimarlardan küresel sorunlara çözümler
02 Ocak 2026 Cuma - 09:13 Genç mimarlardan küresel sorunlara çözümler İzmir Serbest Mimarlar Derneği (İzmir SMD) tarafından düzenlenen "Merhaba" Öğrenci Bitirme Projesi Yarışması’nda, Yaşar Üniversitesi Mimarlık Bölümü mezunları Batuhan Yaş ve Zeynep Naz Alkan büyük bir başarıya imza atarak ödülleri topladı. İzmir Serbest Mimarlar Derneği (İzmir SMD) tarafından bu yıl düzenlenen ve 102 projenin kıyasıya yarıştığı "Merhaba" Öğrenci Bitirme Projesi Yarışması sonuçlandı. İzmir ve çevresinin yanı sıra küresel mekansal sorunları da odağına alan yarışmada, Yaşar Üniversitesi Mimarlık Bölümü mezunları Batuhan Yaş ve Zeynep Naz Alkan, Doç. Dr. Mauricio Gabriel Morales Beltran koordinatörlüğünde hazırladıkları projelerle iki önemli ödülün sahibi oldu. Afet sonrası yaşam için topluluk odaklı bir merkez Batuhan Yaş, Endonezya’nın Aceh bölgesindeki topluluklar için tasarladığı "HavenFlow" projesiyle, 102 proje arasından Sergileme Ödülü kazandı ve ilk 10 proje arasına girdi. 2004 tsunami felaketi sonrası yerinden edilen toplulukların afet güvenliğini ve gündelik yaşamını merkeze alan proje, geleneksel Aceh mimarisini modern ve dayanıklı bir yapı sistemiyle birleştiriyor. Sel riskine karşı yükseltilmiş bir sistem sunan tasarım; avlu, atölye ve pazar alanlarıyla bölge halkının kültürel aidiyetini korumayı amaçlıyor. Kırılgan ekosistemine "Özel" dokunuş Zeynep Naz Alkan ise rotasını UNESCO Dünya Mirası listesindeki Galpagos Adaları’na çevirdi. Alkan, "CarapEdge" isimli projesiyle Burcu Kundak Özel Ödülü’ne layık görüldü. İnsan ve doğanın ekosisteme zarar vermeden bir arada var olabileceği bir araştırma merkezi öneren proje, falez kenarına askılı platformlarla yerleşerek araziye minimum müdahale ilkesiyle dikkat çekti. Bilimsel üretim ile ekolojik korumayı dengeleyen tasarım, jüriden tam not aldı. Genç mimarların başarısında büyük pay sahibi olan proje koordinatörü Doç. Dr. Mauricio Gabriel Morales Beltran da öğrencilerin küresel ölçekteki çevre sorunlarına ve toplumsal ihtiyaçlara duyarlı yaklaşımlarının mimarlık eğitimi için çok değerli bir çıktı olduğunu vurguladı.