Yerel Haberler
İzmir
17 Mayıs 2026 Pazar - 16:51 EFES 2026 Tatbikatı ’Savunma Sanayi Sergisi’ kapılarını vatandaşlara açtı EFES 2026 Birleşik Müşterek Fiili Atışlı Arazi Tatbikatı kapsamında düzenlenen Savunma Sanayi Sergisi, halk günü etkinliğiyle kapılarını vatandaşlara açtı. Yerli ve milli imkanlarla geliştirilen savunma sanayi teknolojilerinin sergilendiği etkinlikte, vatandaşlar Türkiye’nin askeri ve teknolojik alanda ulaştığı gücü yakından görme fırsatı buldu. Sergi alanını ziyaret eden vatandaşlar, ilk olarak EFES 2026 Tatbikatı’nın son hazırlık ve uygulama aşamalarına dair yürütülen çalışmaları ilgiyle takip etti. Ardından teknoloji stantlarını gezen ziyaretçiler, insansız hava araçlarından roket sistemlerine, robot köpeklerden tanklara, hava savunma sistemlerinden kamikaze dronlara kadar çok sayıda modern askeri teçhizatı ve yerli üretim silah çeşidini yakından inceledi. Türk savunma sanayisinin küresel ölçekteki gelişimini gözler önüne seren sergide, milli imkanlarla üretilen her sınıftan teknolojik ürün yoğun ilgi gördü. Alanda sergilenen ürünler hakkında yetkililerden teknik kabiliyetler dalında detaylı bilgiler alan vatandaşlar, yerli savunma sanayisinin ne kadar ileri bir seviyeye geldiğini yerinde gözlemleme imkanı yakaladı. Vatandaşlardan yoğun ilgi Duygularının son derece yüksek ve gurur verici olduğunu belirten Emine Demirel, "Emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Savunma sanayimiz o kadar üst seviyelere çıktı ki artık dünya karşımızda titriyor. ’Artık bir Türkiye var, onların sanayisi güçlü’ diyorlar. Bizlerden korkuyorlar. Biz bunlarla; KAAN’larla, tanklarımızla, uçaklarımızla ve insansız hava araçlarımızın hepsiyle gurur duyuyoruz" ifadelerini kullandı. Gurbetçilerin gururu Almanya’dan geldiğini ve yurt dışından gelen biri olarak Savunma Sanayii Sergisi’nde gördüklerinin kendileri için çok daha farklı ve gurur verici olduğunu belirten Mehtap Tanrısever, "Türk vatandaşı olmak bizim için başlı başına ayrı bir özellik ve gurur kaynağı. Yurt dışında bildiğiniz üzere biraz zorluk çekiyoruz, çünkü orada hala ırkçılık var. Buraya geldiğimizde ve bu eserleri gördüğümüz zaman bir Türk olarak gerçekten daha da gururlanıyoruz. Alana henüz yeni geldik ama gözümüzü alamıyoruz. O kadar kaliteli ve büyük eserler var ki hayranlıktan adeta ağzım açık kaldı. Büyük bir heyecan doluyuz" şeklinde konuştu. Yerli silahlar ilgi gördü Tankların ve silahların oldukça etkileyici olduğunu, ülkenin yerli mühimmatlarını yakından görmenin kendisine büyük heyecan verdiğini belirten Samet Kuran, "Silahları gördük, çok güzellerdi. Ülkenin o güzel mühimmatlarını ve araçlarını görmek, onlara dokunabilmek ve ayrıntılarını öğrenmek insanı ister istemez heyecanlandırıyor. Hedefim Hava Harp Okulu’na girip pilot olmak. Burada anlatılacak ve övülecek çok fazla şey var. Hepsini teker teker gezmek, farklı teknolojileri tanımak ve askerlerin yaşadığı duyguların bir neticesini hissetmek çok güzel bir duygu. Bence herkes buraya gelmeli ve bu atmosferi görmeli" ifadelerini kullandı. Ülke teknolojisinin ne kadar iyi olduğunu gördüğünü söyleyen Ata Görmenoğlu ise, "Sarsılmaz gibi ünlü markalarımızı deneyimleme şansım oldu. Ne kadar gelişmiş olduğumuzu görme fırsatı bulduk. Özellikle tanklarımız, askeri teknolojide ne kadar üstün olduğumuzu gösteriyor. Buraya geldiğinizde gururlanmamak mümkün değil. Hem silah teknolojisi hem de araçlar olarak çok gelişmişiz ve bunu buraya gelince rahatlıkla görebiliyoruz. Burayla ilgili söyleyecek çok şey var, anlatarak bitiremeyiz. İmkanı olan herkesin gelip deneyimlemesi lazım. Beni zırhlı araçlar ve tabanca gibi silah teknolojileri daha çok heyecanlandırdı. Onların daha gelişmiş olduğunu düşünüyorum. Tanklarımız da oldukça gelişmiş ve birçok sistematiği var ama zırhlı araçların ve silahların hissi çok ayrı" diye konuştu.
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:29 Aliağa’da ’Otizmli Çocuklar Gelişim ve Dayanışma Derneği’ açıldı Aliağa’da faaliyetlerine başlayan Otizmli Çocuklar Gelişim ve Dayanışma Derneği’nin açılış ve tanışma konferansı, Aliağa Belediyesi Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi. Konferansa Aliağa Belediye Başkanı Serkan Acar, Aliağa İlçe Milli Eğitim Müdürü Dr. Erdoğan Akyüz, Otizmli Çocuklar Gelişim ve Dayanışma Derneği Kurucu Başkanı Sonay Vural ve yönetim kurulu üyeleri, özel eğitim öğretmenleri ile aileler katıldı. Programda otizmli bireylerin eğitim, spor ve sosyal yaşamda daha görünür olması gerektiği vurgulanırken, toplumsal dayanışmanın önemine dikkat çekildi. Başkan Acar: "O çocuklar benim de çocuklarım" Aliağa Belediye Başkanı Serkan Acar, Aliağa’nın özel eğitim alanında önemli imkanlara sahip olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: "Aliağa olarak çok nitelikli rehabilitasyon merkezlerine ve alanında başarılı eğitimcilere sahibiz. Belediyemizin Atla Terapi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde de eğitimci arkadaşlarımız çocuklarımızın gelişimine çok önemli katkılar sunuyor. Ne mutlu ki bugün Kaanlarımız, Erenlerimiz, Doruklarımız, Tolgalarımız ve Keremlerimiz var; inanıyorum ki başarı hikâyelerimiz her geçen gün daha da artacak. Siz değerli ailelerimiz çocuklarınız için her şeyinizi ortaya koyuyorsunuz ama şunu bilmenizi isterim ki o çocuklar benim de çocuklarım. Biz büyük bir aileyiz ve her zaman birlikteyiz. Çocuklarımız için en iyisini yapacak, onları en güzel yerlere hep birlikte taşıyacağız. Bugün artık yeni bir paydaşımız daha var. Derneğimiz, belediyemiz, ailelerimiz ve eğitimcilerimizle çocuklarımız için omuz omuza çalışacağız. Otizmli Çocuklar Gelişim ve Dayanışma Derneği’nin Aliağa’mıza hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum." Sonay Vural: "Çocuklarımız her yerde dimdik ayakta duracak" Otizmli Çocuklar Gelişim ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve Aliağa Belediyesi Özel Eğitim Sporcusu Kaan Vural’ın annesi Sonay Vural, yaşadıkları zorlu süreci anlatarak şunları söyledi: "Çok emek verdik, çok mücadele ettik. Pek çok yere gittik, birçok kapı yüzümüze kapandı ama o kapıları açan güzel yürekli insanlar da vardı. Çocuklarımız istenseler de istenmeseler de hayatın içinde olacak ve her yerde dimdik duracaklar. Hocalarımız bize her zaman destek oldu, Başkanımız Serkan Acar ise önümüze çıkan pek çok engeli aşmamızda yanımızda durdu. Çocuklarımız çok güzel gelişimler gösterdi. Kaan, milli sporcu olma yolunda ilerliyor. Bu yıl Aliağa Belediyemizin desteğiyle yüzmede Ege Birinciliği elde ettik. Çocuklarımızı hayatın içine katalım, sosyal yaşamın her alanında var olmalarını sağlayalım." Mazlum Yılmaz: "Küçük bir adım büyük başarılara dönüştü" Aliağa Belediyesi Özel Eğitim Öğretmeni Mazlum Yılmaz, öğrencisi Aliağa Belediyesi Özel Eğitim Sporcusu Eren Yüzbaşıoğlu’nun spor alanındaki başarılarına dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: "Bizim umut ışığı olarak gördüğümüz bu çalışmaya katkı sunan herkese şimdiden teşekkür ediyorum. Eren ile birlikte Konya’daki Masa Tenisi Müsabakaları’ndan geldik. Eren, okul sporlarında Türkiye üçüncüsü olmayı başardı. Kursumuzda temel eğitim süreciyle başladık. Daha sonra çocuklarımızı nasıl daha ileri taşıyabileceğimizi düşündük ve masa tenisine yöneldik. O gün atılan küçük bir adım bugün Aliağa Belediyemizin takımında önemli başarılara dönüştü. Destek veren herkese teşekkür ediyorum." "Çocuklarımızın hayata karışmaya ihtiyacı var" Özel Eğitim Öğretmenleri ve Artı Çocuk Gelişim Merkezi Kurucuları Şeyma Çelikkaya ve Abdurrahman Altunkaynak ise konuşmalarında toplumsal dayanışmanın önemine vurgu yaparak şunları söylediler: "Bu derneğin en önemli amacı hiçbir ailenin kendisini yalnız hissetmemesidir. Biz, hiçbir çocuğun yalnızca farklı gelişim gösterdiği için eğitim hakkından mahrum kalmasını, ailelerin çaresizlik içinde kaybolmasını istemedik. Çocuklarımızın yalnızca terapi odalarıyla sınırlı bir yaşam sürmesini değil, hayatın içinde aktif bireyler olarak yer almasını istiyoruz. Çünkü bizim çocuklarımızın yalnızca eğitim almaya değil, topluma karışmaya ve sosyal yaşamın içinde var olmaya ihtiyacı var. Bugün burada bulunan kıymetli yöneticilerimizin desteği bizim için son derece değerli. Çünkü bu mücadele yalnızca ailelerin omzuna bırakılabilecek bir mücadele değil; eğitimin, yerel yönetimlerin, uzmanların, öğretmenlerin ve toplumun hep birlikte sahip çıkması gereken ortak bir sorumluluktur."
17 Mayıs 2026 Pazar - 13:59 İzmir’de genç beyinlerin uzay yarışı: ’Ay ve Mars Köyü Projesi’ final yaptı İzmir’de Radikal Okulları tarafından hayata geçirilen ve öğrencilerin uzayda yaşam alanları tasarladığı ’Ay ve Mars Köyü Projesi’, Radikal Konak Okulları’nda düzenlenen görkemli finalle sona erdi. Radikal Okulları bünyesinde yürütülen ve İzmir genelindeki 15 farklı okuldan öğrencileri bir araya getiren ’Ay ve Mars Köyü Projesi’nin final heyecanı, Radikal Konak Okulları ev sahipliğinde yaşandı. Okul yönetimi, öğretmenler, veliler, yarışmacı öğrenciler ve üniversiteli mentörlerin katılımıyla gerçekleştirilen final etkinliğinde, 7 ayrı grup podyuma çıktı. Geleceğin bilim insanı adayı olan öğrencilerin, geri dönüşüm materyallerini kullanarak uzayda bir yaşam fikriyle geliştirdikleri projeler katılımcılardan büyük ilgi gördü. Jüri değerlendirmesinin ardından ilk üç sırayı paylaşan öğrencilere para ödülü ve burs hediyesi takdim edildi. "Geleceğin bilim insanlarını yetiştiriyoruz" Yaklaşık 8 aydır sürdürülebilir bir vizyonla hareket ettiklerini ve projenin final aşamasına gelmesinden gurur duyduklarını belirten Radikal Okulları ARGE Koordinatörü Şule Baş, "Ekim ayında aslında bir hayalimizi gerçekleştirmeye başladık. İzmir’in farklı ortaokul ve liselerindeki öğrencilerden bilim toplulukları oluşturmak gibi bir hayalimiz vardı. Bu çocuklara her ay yeni bilim seminerleri, bilim atölyeleri düzenleyerek süreç boyunca birer bilim insanı olarak yetişmelerini amaçladık. Yaklaşık 8 aydır bu vizyonu devam ettirmeyi başardık. Çocukları astronomi alanında ve dünyanın, geleceğin şekillendirilmesi konularında bilinçlendirmeye özen gösterdik" dedi. "Geri dönüşüm materyalleriyle gelecek inşa ettiler" Yarışma gününün büyük bir heyecana sahne olduğunu kaydeden Baş, "Şimdi de bu sürecin meyvelerini topladığımız bir yarışma düzenliyoruz. 15 farklı okuldan öğrencimiz burada yarışıyor. Herkes kendi Ay ve Mars yaşam üssünü tasarlıyor. ’Orada bir gelecek yaşam alanı tasarlasaydık nasıl bir şey yapardık?’ diye yarışmaya başladılar. Biz öğrencilerimize geri dönüşüm materyalleri verdik ve bu materyallerden yola çıkarak kendi yaşam üslerini tasarladılar. Sabah 10.00’da başladık ve 15.00’e kadar alanda canlı bir şekilde projelerini gerçekleştirdiler" ifadelerini kullandı. Üniversiteli mentörler ve uzman jüri eşlik etti Projelerin çok yönlü bir süzgeçten geçirildiğini aktaran Şule Baş, "Sürdürülebilirliğe, tasarımın güzelliğine, mühendisliğe ve bilim ayağına bakıyoruz. Böyle beş-alt kategoride değerlendirdiğimiz; Prof. Dr. Serdar Evren ve Mimar Rafet hocamızın bizlerle olduğu kıymetli bir jürimiz var. Ayrıca her grubumuzda bir tane mentör öğrenci desteği sağladık. Ege Üniversitesi Astronomi Bölümü öğrencilerimiz de yarışma boyunca kardeşlerinin başında durarak onlara mentörlük yaptı" şeklinde konuştu. Sıra dünya sahnesinde: Hedef NASA Projelerin yerel bir yarışmayla sınırlı kalmayacağını, başarılı fikirleri uluslararası boyuta taşıyacaklarını müjdeleyen Baş, "Bu yarışmanın sonrasında dereceye giren ya da dereceye girmese de fikri çok başarılı olan öğrencilerimizi NASA’nın kendi projelerinin yapıldığı, öğrencilerden başvuruların toplandığı diğer ayaklara da taşımayı düşünüyoruz. Astronom Duygu ve Murat hocalarımızın desteğiyle birlikte öğrencilerimizi, kısmetse NASA’nın bir araya getirdiği projelere göndereceğiz" diyerek sözlerini tamamladı.
EÜ, 28 yeni iş birliği ile bütçesini 2,5 kat artırdı
12 Ağustos 2025 Salı - 10:30 EÜ, 28 yeni iş birliği ile bütçesini 2,5 kat artırdı Ege Üniversitesi, ERASMUS Plus KA171 programı kapsamında 4 kıtada 15 ülkedeki 28 yükseköğretim kurumu ile yeni iş birliklerine imza attı. Üniversite, bütçesini 2,5 kat artırarak Türkiye’de en yüksek bütçe alan 6’ncı üniversite oldu. Ege Üniversitesi, uluslararasılaşma misyonu doğrultusunda önemli bir başarıya daha imza attı. Yükseköğretimde Hareketlilik Projeleri (ERASMUS Plus KA171) 2025 Başvuru Dönemi sonuçları açıklandı. Ege Üniversitesi program kapsamında 4 kıtadan, 8 bölgede yer alan 15 ülkede toplam 28 yükseköğretim kurumu ile yeni iş birliği anlaşmaları gerçekleştirdi. Ege Üniversitesi ayrıca geçen yıla oranla program kapsamındaki bütçesini yaklaşık 2,5 kat artırarak en yüksek bütçe alan altıncı Türk üniversitesi oldu. Elde edilen başarıdan duyduğu memnuniyeti dile getiren Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, "Uluslararasılaşma çalışmalarımızı; iş birliğine dayalı araştırma projeleri, çift diploma programları, yurt dışı üniversite ve araştırma merkezleri ile yapılan protokoller, bilimsel etkinlikler başlıkları altında gerçekleştiriyoruz. Erasmus Plus değişim programı ile ülkemize ve üniversitemize gelen öğrenci sayısını artırmaya yönelik çalışmalarımız devam ediyor. Bu program kapsamında en çok öğrenci gönderen ve alan üniversiteler arasında zirvede yer alıyoruz. ERASMUS Plus KA171 Projeleri başvuru sonuçlarına göre 28 yeni iş birliğine imza attık. 2024 yılında 46 bin 500 Euro olan bütçemizi bu yıl 108 bin 168 Euro’ya çıkartarak en yüksek bütçeyi elde eden üniversiteler arasında altıncı sıraya yerleştik. Ayrıca, Türkiye genelinde başvuran kurumlar arasında yüzde 4’lük başarı dilimi içinde yer alarak önemli bir başarıya imza attık. Elde ettiğimiz bu başarımız, üniversitemizin uluslararasılaşma vizyonu doğrultusunda yürütülen stratejik çalışmaların ve nitelikli proje hazırlık süreçlerinin bir sonucudur. Uluslararası öğrenci sayımızı hem yükseltmek hem de çeşitliğini artırmak adına çalışmaya devam ediyoruz. Üniversitemizin uluslararası arenada tanınırlığına ve bilinirliğine sundukları katılardan ve verdikleri desteklerden dolayı Yükseköğretim Kurulu Başkanımız Sayın Prof. Dr. Erol Özvar Hocamıza, Türkiye Ulusal Ajansı Başkanı Sayın İlker Astarcı’ya ve bu başarıda emeği geçen tüm mensuplarımıza teşekkür ediyorum" dedi. ERASMUS Plus KA171 Projesi ERASMUS Plus KA171 Projesi, yükseköğretim öğrenci ve personeline "ortak ülke" olarak adlandırılan bir ülkede öğrenme ya da mesleki deneyim edinme imkânı sunan bir proje çeşidi olarak biliniyor. Projenin amaçları arasında; ortak ülkelerle iş birliği aracılığı ile güçlü bir uluslararası boyut elde etmek, Avrupa’da yükseköğretime olan ilgiyi artırmak ve Avrupalı yükseköğretim kurumlarının dünya çapında yükseköğretim piyasasında rekabet edebilirliğini desteklemek, ortak ülkelerin gelişimini teşvik etmek amacı ile Avrupa dışındaki yükseköğretim kurumlarının uluslararasılaşmasına ve modernizasyonuna destek vermek gibi hedefler yer alıyor.
Hayallerini susturmadı, Oxford’da başardı
12 Ağustos 2025 Salı - 10:13 Hayallerini susturmadı, Oxford’da başardı Henüz 8 yaşındayken akıcı konuşma bozukluğu başlayan ve birçok girişimine rağmen tam anlamıyla çözüme ulaşamayan Dr. Birtan Demirel (35), yaşadığı zorluklar karşısında pes etmeyerek dünyaca ünlü Oxford Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı. Hayata küsmeyen, hayallerinin peşinden gitmeyi bırakmayan Demirel, İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde (İEÜ) aldığı marka iletişimi eğitiminin ardından Oxford Üniversitesi’nde deneysel psikoloji alanında doktora yaparak tarihi bir başarıya ulaştı. Albert Einstein’ın ders verdiği, Oscar Wilde ve J.R.R. Tolkien gibi tanınmış isimlerin mezun olduğu Oxford’dan diploma almanın gururunu yaşayan Demirel, kendisiyle aynı zorlukları yaşayan kişilere umut olmak için çalışmalarını da ‘akıcı konuşma bozukluğu’ üzerine yoğunlaştırdı. Bu konuda master ve doktora tezleri yazan, projelerde aktif görev alan Demirel, "Bu soruna çözüm bulmak ve bilime katkı sağlamak en büyük hedefim" diye konuştu. Aslen İzmirli olan Birtan Demirel, çocuk yaştayken akıcı konuşma bozukluğu yaşamaya başladı. Ailesiyle birlikte sorunun çözümü için birçok doktor gezen Demirel, tüm girişimlere rağmen akıcı bir konuşmaya kavuşamadı. İlkokulda, bu durumun etkisiyle sınıfta parmak kaldırmak ve soru sormak bile büyük cesaret gerektirirken, Demirel tüm zorluklara rağmen hayallerinden vazgeçmedi. Rahatsızlık değil, iletişim biçimi Zaman içinde korkularından kurtulmaya başlayan; mevcut durumunu rahatsızlık değil, farklı bir iletişim biçimi olarak tanımlayan Demirel, eğitim hayatında başarıdan başarıya koştu. Lisans eğitimini Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Bölümü’nde tamamlayan Demirel, yüksek lisansını ise marka iletişimi alanında İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde yaptı. Ders verdi İEÜ’den mezun olduktan sonra psikoloji ve sinir bilim alanında İtalya ve Almanya’da akademik çalışmalarına devam eden Demirel, ‘konuşma’ üzerine çalışmalar yapmaya başladı. Almanya’da araştırma tasarımı, programlama ve beyin görüntüleme metotları üzerine deneyim kazanan Demirel, deneysel psikoloji alanında doktora yapmak için İngiltere’deki Oxford Üniversitesi’nden kabul aldı. Çalışkanlığıyla fark oluşturan Demirel, Oxford’daki eğitimini de üç yılda tamamlayarak diplomasına kavuştu. Demirel, Oxford Üniversitesi’nde nörofizyoloji ve davranışsal sinir bilimi dersleri veren bir akademisyen oldu. "Pes etmek yerine, kendi yolumu çizdim" Demirel, psikoloji ve sinir bilime olan yoğun ilgisini, insanlığa katkı sağlayacak bilimsel çalışmalara dönüştürmek için kariyerini bu doğrultuda şekillendirdi. Oxford Üniversitesi’nde doktora yapmak, Demirel için sadece bir hedef değil, alanının en iyileriyle birlikte çalışarak kendini geliştireceği bir araç oldu. Demirel, burada sadece akademik bilgi edinmekle kalmadı, farklı kültürlerden gelen bilim insanlarıyla tanışarak ufkunu genişletti ve tutkusu daha da güçlendirdi. Demirel, "Oxford bana sadece doktor unvanı vermedi, aynı zamanda merakımı canlı tuttu ve sürekli öğrenmeye teşvik eden bir bakış açısı kazandırdı" diye konuştu. Demirel, çocukluk yıllarında karşılaştığı zorlukları ise, "İnsanların bakışları ve sabırsızlıkları zaman zaman zorlayıcıydı ama bunu bir engel değil, gelişimim için bir fırsat olarak görmeye başladım" sözleriyle ifade etti. Konuşma bozukluğu yaşayan bireylerin hayat kalitesini artıracak bilimsel projeler geliştirmek istediğini ifade eden Dr. Demirel, Oxford’daki bir anısından yola çıkarak şu anda üzerinde çalıştığı projeyi de anlattı. "Kaygılıydım ama konuşma yapmayı kabul ettim" Demirel, "Doktoramın ilk yılında, bursumu sağlayan vakıf (Dominic Barker Trust), beni bir bağış gecesine davet etti. Araştırmalarımız için fon toplamak amacıyla yaklaşık 100 kişinin katılacağı bu gecede konuşma yapmamı rica ettiler. Hayatımda hiç bu kadar kalabalık bir topluluk önünde konuşmamıştım. Kendime inanamadım. Üstelik konuşma bozukluğum, iletişimin çok önemli olduğu anlarda belirginleşir. Fakat yine de daveti hiç düşünmeden kabul ettim. Ama kabul etmek, kaygıyı ortadan kaldırmıyordu. Günlerce, tek cümleyi bile bitirememe ihtimali zihnimde dönüp durdu. Bir gece, bu kaygının da etkisiyle düşünürken aklıma bir yöntem geldi. Size garip gelecektir ama ben, başkasıyla diyalog içinde olmadığımda, yani sesimle başkasına bir mesaj aktarmaya çalışmadığımda konuşma bozukluğum neredeyse hiç olmuyor. Bir diğer ilginç nokta ise başka biriyle aynı anda, aynı kelimeleri söylediğimde de konuşmam tamamen akıcı. İşte bundan yola çıkarak kendi sesimi önceden kaydedip, kulaklıktan dinleyerek, konuşmamı yapabilirim diye düşündüm" ifadelerini kullandı. "Kendi sesime odaklandım" Bu fikri uygulayarak sahneye çıktığını ifade eden Demirel, "Kulaklığımda kendi sesim, önümde ise beni merakla bekleyen 100 çift göz vardı. Kendi sesimi kelime kelime takip ederek ilk cümlemi söyledim. Takılmam olmadı, ikinci cümlem de akıcıydı. Sonuna kadar, neredeyse tek duraksama bile olmadan, kendi doğal tonumla konuşmamı bitirdim. Konuşmam bittiğinde, insanların ‘Bu kişi bize kendi konuşma bozukluğundan bahsetti ama konuşma bozukluğu yokmuş’ diye düşüneceğinden endişelendim. Ama kulaklığı çıkardığım an, akıcı konuşmaya veda edeceğimi de biliyordum. Bu yöntemi bir gözlük gibi düşünebilirsiniz; taktığınızda dünya netleşir, çıkardığınızda bulanıklaşır. Daha sonra, doktoramda bu yöntemi bilimsel olarak test ettik. Sonuçlar şu an hakem değerlendirmesinde. Oxford Üniversitesi’nden Prof. Dr. Tim Denison ile birlikte bu yöntemi rafine hale getirebilir miyiz, biraz daha geliştirerek benim gibi sunum yaparken zorluk yaşayan insanlara umut olabilir miyiz diye çalışıyoruz" ifadelerini kullandı. "Beyinde neler olduğunu inceliyoruz" Demirel, sözlerini şöyle sürdürdü: "Prof. Dr. Tim Denison; epilepsi, ağrı, koma ve parkinson hastalığı gibi alanlarda çığır açan inovasyonlar geliştirmiş, ekibiyle birlikte geliştirdiği metotları dünya çapında 1 milyondan fazla kişiye ulaşmış bir bilim insanı. Onunla her hafta birebir görüşüp konuşma bozukluğu üzerine çalışmak, benim için büyük bir şans. Bu yöntem, doktoradaki çalışmalarımın yalnızca bir parçasıydı; asıl yolculuk ise daha yeni başlıyor. Hiçbir yardımcı yöntem kullanmadan akıcı konuşmayı günlük hayata taşımamızın yollarını araştırıyoruz. Bunun için MRI, fMRI ve MEG gibi beyin görüntüleme teknikleriyle, takılmadan milisaniyeler önce beyinde neler olduğunu inceliyoruz. Eğer bu biyolojik işaretleri bulabilirsek, manyetik ikaz gibi yöntemlerle doğru anda müdahale ederek konuşmayı başlamadan akıcı hâle getirmeyi hedefliyoruz. Bu, beyinde yeni öğrenmelere yol açarak zamanla tamamen doğal bir akıcılık sağlayabilir." "Kusursuz olan kimse yok" Konuşma bozukluğu gibi karmaşık bir konuyu, en ileri teknoloji ve dünyanın en iyi beyinleriyle bir araya gelerek çalışmaya gayret gösterdiğini belirten Demirel, kendisi gibi akıcı konuşma bozukluğu çeken kişilere de mesajlar verdi. Demirel, "Oxford’daki farklı bölümlerden saygın bilim insanlarına fikirlerimi sundum ve desteklerini aldım. Bunun yanı sıra Stanford, Boston Üniversitesi ve New York Üniversitesi ile de bağlantı kurdum. Geçen kasımda Boston ve New York’a giderek laboratuvarlarında konuşmalar yaptım. Bir gün mutlaka konuşma bozukluğu tarihe karışacak. O zamana kadar unutmamamız gereken şey ne söylediğimizin, nasıl söylediğimizden çok daha önemli olduğudur. Hayatımda olağanüstü zeki ve yetenekli pek çok insanla tanışma şansına sahip oldum ama kusursuz olan birine hiç rastlamadım. Bu yüzden yargılamadan, merakla ve ilgiyle dinleyen biri olmak, pek çok sorunu aşmaya yeter" dedi.
Göztepe’nin yeni transferleri göz doldurdu
12 Ağustos 2025 Salı - 09:50 Göztepe’nin yeni transferleri göz doldurdu Göztepe’nin yeni transferleri, Çaykur Rizespor deplasmanındaki etkili performanslarıyla galibiyetin kilit isimleri olurken, ilk haftadan da taraftarın beğenisini kazanmayı başardılar. Göztepe, yeni sezona 9 transferle başlayarak kadrosuna önemli takviyeler gerçekleştirdi. İzmir ekibi, ilk hafta mücadelesinde Çaykur Rizespor deplasmanından 3-0’lık farklı galibiyet elde ederek dikkatleri çekmeyi başardı. Geçtiğimiz sezon dış sahada problemler yaşayan sarı-kırmızılıların bu performansı taraftarları memnun etse de, süre alan yeni transferlerin durumu ise adeta göz doldurdu. Çaykur Rizespor maçında takıma yeni katılan oyunculardan Arda, Rhaldney, Amin Cherni, Olaitan ve Janderson ilk 11’de başladı. İkinci yarı itibarıyla da Ibrahim Sabra ve Godoi de oyuna dahil olan isimler oldu. Sahada gösterdikleri performansla önemli işlere imza atan bu oyuncular galibiyette de önemli paya sahip oldu. İlk golü Bokele atmasına rağmen asisti yapan oyuncu Janderson oldu. İkinci golü de geçen sezon takımda yer alan Emersonn’un kaydetmesine rağmen yine asist bir yeni transfer olan Rhaldney’den geldi. Üçüncü golde rakip savunmadan gelen topu Dennis tamamlasa da golün hazırlayıcısı Ibrahim Sabra oldu. Böylece sarı-kırmızılıların yeni transferleri ilk haftadan etkili işlere imza attı. Göztepe’de Furkan Malak gitti Trendyol Süper Lig ekiplerinden Göztepe, geçtiğimiz sezonu Southampton FC U21 takımında geçiren 20 yaşındaki futbolcusu İzzet Furkan Malak’ın İsveç temsilcisi IFK Haninge’e kiraladığını duyurdu. Konuyla ilgili kulüpten yapılan açıklamada, "Oyuncumuz İ. Furkan Malak, 5 Ocak 2026 tarihine kadar IFK Haninge takımına kiralanmıştır. Başarılar Furkan" ifadelerine yer verildi.
İzmir’de 540 gram olarak dünyaya gelen bebek, hayata tutundu
12 Ağustos 2025 Salı - 09:01 İzmir’de 540 gram olarak dünyaya gelen bebek, hayata tutundu İzmir’de, 28 haftalıkken 540 gram olarak dünyaya gelen ve doğumun hemen ardından entübe edilen Yağmur ve Mehmet Doy çiftinin bebekleri, 114 gün süren tedavisinin ardından ailesine kavuştu. İzmir’de yaşayan Yağmur (27) ve Mehmet Doy (43) çiftinin bebekleri, hamileliğin 28’inci haftasında, anne ile bebek arasındaki besin ve oksijen alışverişinin yetersizliği nedeniyle erken doğdu. Sadece 540 gram ağırlığında ve 30 santimetre boyunda dünyaya gelen Kartal bebek için doktorlar yaşam şansını yüzde 5 olarak değerlendirdi. Hemen entübe edilerek kuvöze alınan Kartal bebek, 114 gün süren yoğun bakım sürecinin ardından hayata tutundu. Minik Kartal, taburcu edildiği gün 2 kilo ağırlığa ve 43 santimetre boya ulaştı. Yağmur ve Mehmet Doy çifti, büyük bir sabır ve umutla geçirdikleri zorlu sürecin ardından bebeklerine kavuşmanın mutluluğunu yaşıyor. Anne Yağmur Doy; hamileliğimin 20’inci haftasında gittiği doktorda bebeğinde bir anormallik olduğunu öğrendiğini ifade ederek, çocuğunun kilosunun çok düşük olduğunu ve kafa ile bacakların gelişim olarak biraz geride kaldığını söyledi. Daha detaylı inceleme için perinatoloji doktoruna yönlendirildiğini vurgulayan anne Doy, "Hastaneye gittik ve orada bebeğimizde gelişim geriliği olduğunu, plasentadan kaynaklı olarak yeterince beslenemediğini, oksijen alamadığını ve temiz kan akışının sağlanamadığını öğrendik. Doktor, bebeğin yaşama ihtimalinin çok düşük olduğunu, sağlıklı bir bebek olmasının neredeyse imkansız olduğunu söyledi. Ardından tekrar önceki hastanemize gittik, ancak hastanede doğum yaptıramayacaklarını, bebeğin ölebileceğini ve bu riski almak istemediklerini belirttiler. Biz de bunun üzerine yeni bir doktor ve hastane arayışına girdik. Yaklaşık bir hafta başka bir hastanede yattım, ancak orada da sürekli bebeğin anne karnında ölebileceği ya da doğarsa sakat kalabileceği söylendi. En son Acıbadem Kent Hastanesi’ne geldik. Doktorlarımız hep birlikte hazırlıklarını yaptılar ve doğumumuz burada gerçekleşti" dedi. 114 gün beklediler Baba Mehmet Doy; Erken doğan bebeği için eşiyle birlikte 114 gün boyunca hastaneye geldiklerini söyleyerek, "Aliağa’da oturuyoruz, yeri geldi, gidip gelmemiz 3-4 saat sürdü. Bu süreç anne ve baba için gerçekten çok zorlu geçiyor" diye ekledi. Bu sürecin kolay geçmediğini, her zaman umutla beklenilmesi gerektiğinin altını çizen baba Doy, "Biz hep umutluyduk, elbette bazen olumsuz düşündüğümüz anlar oldu ama genel olarak pozitif kalmaya çalıştık. Çocuğumuza da pozitif enerji verdik. Doktorlarımız Abbas Bey, Anıl Bey, doğumu gerçekleştiren Kahraman Bey bize hep pozitif olmamızı tavsiye ettiler. Biz de onlar gibi pozitif olmaya başladık. Pozitif oldukça çocuğun da iyileştiğini gördük. Hatta biz negatif olduğumuzda çocuğun da kötüye gittiğini ilginç bir şekilde fark ettik. Bu zorlu süreç böylece ilerledi. Duyguyu anlatmak çok zor, anlatılmaz yaşanır dedikleri tam da bu duygu. Allah kimsenin başına böyle bir şey vermesin ama verenlerin de bizim gibi bu süreci sağlıklı bir şekilde atlatmasını dileriz. Herkes bizim kadar şanslı olsun istiyoruz. İçeride hala yatan bebeklerimiz var, inşallah onlar da en kısa sürede sağlıklı bir şekilde çıkarlar" ifadelerini kullandı . 540 gram dünyaya geldi, 114 gün sonra taburcu oldu Kartal bebeğin doğmadan önce ailenin kendilerine başvurduğunu söyleyen Acıbadem Kent Hastanesi Çocuk Hastalıları Uzmanı Abbasgulu Baghirov, "Plasental yetmezliği vardı ve buna bağlı olarak bebekte stres ile gelişme geriliği vardı. Kartal bebek, 28 hafta 4 günlükken ve oldukça düşük bir kiloda, 540 gram olarak dünyaya geldi. Ardından 114 gün süren bir yatış dönemi oldu. Bu süre boyunca hem hastanemizin doktorları, hemşireleri hem de diğer sağlık personelleri, bu yaşam mücadelesinde Kartal bebeğe destek oldu ve onu sağlıklı bir şekilde taburcu etmenin mutluluğunu, aile kadar biz de yaşıyoruz. Şu an genel durumu gayet iyi; herhangi bir sağlık sorunu bulunmuyor. Beslenmesini tamamen ağızdan ve yeterli şekilde alıyor. Bugünkü kilosu 2 kilo; doğduğunda 540 gramdı. Boyu ise doğduğunda 30 santimetreydi, bugün ise 43 santimetre. . Prematüre bebek olduğu için takipleri normal bir bebeğe göre biraz daha farklılık gösterebilir. Bu süreçte kontrollerle gelişimini yakından izlemeye devam edeceğiz; örneğin, bugün taburcu ediyoruz ve 2 gün sonra kontrole gelecek, sonrasında da 15 günde bir ya da aylık kontrollerine devam edecek. Diğer bebeklere, yani akranlarına göre ilk başlarda biraz geride olabilir ama zamanla onları da yakalayacaktır inşallah" sözlerini kullandı. Bu denli düşük doğum haftası ve düşük kiloyla dünyaya gelen bebeklerde sıklıkla görülebilen bazı komplikasyonlar yaşanmadan sağlıklı bir şekilde taburcu edilmesi, hem doktorlar açısından hem de aile açısından oldukça sevindirici bir durum olduğunu belirten Acıbadem Kent Hastanesi Çocuk Hastalıları Uzmanı Anıl Chousein ise "28 hafta artı 4 günde doğmuş ve oldukça düşük doğum haftasında dünyaya gelmiş bebeklerde başta nörolojik sistem olmak üzere, beyin, kalp ve göz gibi hayati organlar etkilenebilir ve bu organlarda çeşitli komplikasyonlar gelişebilir. Ancak burada uygun bakım süreci, uygun tedaviler ve elbette biraz da bebeğin durumu sayesinde herhangi bir engel ya da kalıcı bir sorun olmadan sağlıklı bir şekilde taburculuğu gerçekleşti" diye belirtti.