Yerel Haberler
İzmir
17 Mayıs 2026 Pazar - 16:51 EFES 2026 Tatbikatı ’Savunma Sanayi Sergisi’ kapılarını vatandaşlara açtı EFES 2026 Birleşik Müşterek Fiili Atışlı Arazi Tatbikatı kapsamında düzenlenen Savunma Sanayi Sergisi, halk günü etkinliğiyle kapılarını vatandaşlara açtı. Yerli ve milli imkanlarla geliştirilen savunma sanayi teknolojilerinin sergilendiği etkinlikte, vatandaşlar Türkiye’nin askeri ve teknolojik alanda ulaştığı gücü yakından görme fırsatı buldu. Sergi alanını ziyaret eden vatandaşlar, ilk olarak EFES 2026 Tatbikatı’nın son hazırlık ve uygulama aşamalarına dair yürütülen çalışmaları ilgiyle takip etti. Ardından teknoloji stantlarını gezen ziyaretçiler, insansız hava araçlarından roket sistemlerine, robot köpeklerden tanklara, hava savunma sistemlerinden kamikaze dronlara kadar çok sayıda modern askeri teçhizatı ve yerli üretim silah çeşidini yakından inceledi. Türk savunma sanayisinin küresel ölçekteki gelişimini gözler önüne seren sergide, milli imkanlarla üretilen her sınıftan teknolojik ürün yoğun ilgi gördü. Alanda sergilenen ürünler hakkında yetkililerden teknik kabiliyetler dalında detaylı bilgiler alan vatandaşlar, yerli savunma sanayisinin ne kadar ileri bir seviyeye geldiğini yerinde gözlemleme imkanı yakaladı. Vatandaşlardan yoğun ilgi Duygularının son derece yüksek ve gurur verici olduğunu belirten Emine Demirel, "Emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Savunma sanayimiz o kadar üst seviyelere çıktı ki artık dünya karşımızda titriyor. ’Artık bir Türkiye var, onların sanayisi güçlü’ diyorlar. Bizlerden korkuyorlar. Biz bunlarla; KAAN’larla, tanklarımızla, uçaklarımızla ve insansız hava araçlarımızın hepsiyle gurur duyuyoruz" ifadelerini kullandı. Gurbetçilerin gururu Almanya’dan geldiğini ve yurt dışından gelen biri olarak Savunma Sanayii Sergisi’nde gördüklerinin kendileri için çok daha farklı ve gurur verici olduğunu belirten Mehtap Tanrısever, "Türk vatandaşı olmak bizim için başlı başına ayrı bir özellik ve gurur kaynağı. Yurt dışında bildiğiniz üzere biraz zorluk çekiyoruz, çünkü orada hala ırkçılık var. Buraya geldiğimizde ve bu eserleri gördüğümüz zaman bir Türk olarak gerçekten daha da gururlanıyoruz. Alana henüz yeni geldik ama gözümüzü alamıyoruz. O kadar kaliteli ve büyük eserler var ki hayranlıktan adeta ağzım açık kaldı. Büyük bir heyecan doluyuz" şeklinde konuştu. Yerli silahlar ilgi gördü Tankların ve silahların oldukça etkileyici olduğunu, ülkenin yerli mühimmatlarını yakından görmenin kendisine büyük heyecan verdiğini belirten Samet Kuran, "Silahları gördük, çok güzellerdi. Ülkenin o güzel mühimmatlarını ve araçlarını görmek, onlara dokunabilmek ve ayrıntılarını öğrenmek insanı ister istemez heyecanlandırıyor. Hedefim Hava Harp Okulu’na girip pilot olmak. Burada anlatılacak ve övülecek çok fazla şey var. Hepsini teker teker gezmek, farklı teknolojileri tanımak ve askerlerin yaşadığı duyguların bir neticesini hissetmek çok güzel bir duygu. Bence herkes buraya gelmeli ve bu atmosferi görmeli" ifadelerini kullandı. Ülke teknolojisinin ne kadar iyi olduğunu gördüğünü söyleyen Ata Görmenoğlu ise, "Sarsılmaz gibi ünlü markalarımızı deneyimleme şansım oldu. Ne kadar gelişmiş olduğumuzu görme fırsatı bulduk. Özellikle tanklarımız, askeri teknolojide ne kadar üstün olduğumuzu gösteriyor. Buraya geldiğinizde gururlanmamak mümkün değil. Hem silah teknolojisi hem de araçlar olarak çok gelişmişiz ve bunu buraya gelince rahatlıkla görebiliyoruz. Burayla ilgili söyleyecek çok şey var, anlatarak bitiremeyiz. İmkanı olan herkesin gelip deneyimlemesi lazım. Beni zırhlı araçlar ve tabanca gibi silah teknolojileri daha çok heyecanlandırdı. Onların daha gelişmiş olduğunu düşünüyorum. Tanklarımız da oldukça gelişmiş ve birçok sistematiği var ama zırhlı araçların ve silahların hissi çok ayrı" diye konuştu.
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:29 Aliağa’da ’Otizmli Çocuklar Gelişim ve Dayanışma Derneği’ açıldı Aliağa’da faaliyetlerine başlayan Otizmli Çocuklar Gelişim ve Dayanışma Derneği’nin açılış ve tanışma konferansı, Aliağa Belediyesi Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi. Konferansa Aliağa Belediye Başkanı Serkan Acar, Aliağa İlçe Milli Eğitim Müdürü Dr. Erdoğan Akyüz, Otizmli Çocuklar Gelişim ve Dayanışma Derneği Kurucu Başkanı Sonay Vural ve yönetim kurulu üyeleri, özel eğitim öğretmenleri ile aileler katıldı. Programda otizmli bireylerin eğitim, spor ve sosyal yaşamda daha görünür olması gerektiği vurgulanırken, toplumsal dayanışmanın önemine dikkat çekildi. Başkan Acar: "O çocuklar benim de çocuklarım" Aliağa Belediye Başkanı Serkan Acar, Aliağa’nın özel eğitim alanında önemli imkanlara sahip olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: "Aliağa olarak çok nitelikli rehabilitasyon merkezlerine ve alanında başarılı eğitimcilere sahibiz. Belediyemizin Atla Terapi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde de eğitimci arkadaşlarımız çocuklarımızın gelişimine çok önemli katkılar sunuyor. Ne mutlu ki bugün Kaanlarımız, Erenlerimiz, Doruklarımız, Tolgalarımız ve Keremlerimiz var; inanıyorum ki başarı hikâyelerimiz her geçen gün daha da artacak. Siz değerli ailelerimiz çocuklarınız için her şeyinizi ortaya koyuyorsunuz ama şunu bilmenizi isterim ki o çocuklar benim de çocuklarım. Biz büyük bir aileyiz ve her zaman birlikteyiz. Çocuklarımız için en iyisini yapacak, onları en güzel yerlere hep birlikte taşıyacağız. Bugün artık yeni bir paydaşımız daha var. Derneğimiz, belediyemiz, ailelerimiz ve eğitimcilerimizle çocuklarımız için omuz omuza çalışacağız. Otizmli Çocuklar Gelişim ve Dayanışma Derneği’nin Aliağa’mıza hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum." Sonay Vural: "Çocuklarımız her yerde dimdik ayakta duracak" Otizmli Çocuklar Gelişim ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve Aliağa Belediyesi Özel Eğitim Sporcusu Kaan Vural’ın annesi Sonay Vural, yaşadıkları zorlu süreci anlatarak şunları söyledi: "Çok emek verdik, çok mücadele ettik. Pek çok yere gittik, birçok kapı yüzümüze kapandı ama o kapıları açan güzel yürekli insanlar da vardı. Çocuklarımız istenseler de istenmeseler de hayatın içinde olacak ve her yerde dimdik duracaklar. Hocalarımız bize her zaman destek oldu, Başkanımız Serkan Acar ise önümüze çıkan pek çok engeli aşmamızda yanımızda durdu. Çocuklarımız çok güzel gelişimler gösterdi. Kaan, milli sporcu olma yolunda ilerliyor. Bu yıl Aliağa Belediyemizin desteğiyle yüzmede Ege Birinciliği elde ettik. Çocuklarımızı hayatın içine katalım, sosyal yaşamın her alanında var olmalarını sağlayalım." Mazlum Yılmaz: "Küçük bir adım büyük başarılara dönüştü" Aliağa Belediyesi Özel Eğitim Öğretmeni Mazlum Yılmaz, öğrencisi Aliağa Belediyesi Özel Eğitim Sporcusu Eren Yüzbaşıoğlu’nun spor alanındaki başarılarına dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: "Bizim umut ışığı olarak gördüğümüz bu çalışmaya katkı sunan herkese şimdiden teşekkür ediyorum. Eren ile birlikte Konya’daki Masa Tenisi Müsabakaları’ndan geldik. Eren, okul sporlarında Türkiye üçüncüsü olmayı başardı. Kursumuzda temel eğitim süreciyle başladık. Daha sonra çocuklarımızı nasıl daha ileri taşıyabileceğimizi düşündük ve masa tenisine yöneldik. O gün atılan küçük bir adım bugün Aliağa Belediyemizin takımında önemli başarılara dönüştü. Destek veren herkese teşekkür ediyorum." "Çocuklarımızın hayata karışmaya ihtiyacı var" Özel Eğitim Öğretmenleri ve Artı Çocuk Gelişim Merkezi Kurucuları Şeyma Çelikkaya ve Abdurrahman Altunkaynak ise konuşmalarında toplumsal dayanışmanın önemine vurgu yaparak şunları söylediler: "Bu derneğin en önemli amacı hiçbir ailenin kendisini yalnız hissetmemesidir. Biz, hiçbir çocuğun yalnızca farklı gelişim gösterdiği için eğitim hakkından mahrum kalmasını, ailelerin çaresizlik içinde kaybolmasını istemedik. Çocuklarımızın yalnızca terapi odalarıyla sınırlı bir yaşam sürmesini değil, hayatın içinde aktif bireyler olarak yer almasını istiyoruz. Çünkü bizim çocuklarımızın yalnızca eğitim almaya değil, topluma karışmaya ve sosyal yaşamın içinde var olmaya ihtiyacı var. Bugün burada bulunan kıymetli yöneticilerimizin desteği bizim için son derece değerli. Çünkü bu mücadele yalnızca ailelerin omzuna bırakılabilecek bir mücadele değil; eğitimin, yerel yönetimlerin, uzmanların, öğretmenlerin ve toplumun hep birlikte sahip çıkması gereken ortak bir sorumluluktur."
17 Mayıs 2026 Pazar - 13:59 İzmir’de genç beyinlerin uzay yarışı: ’Ay ve Mars Köyü Projesi’ final yaptı İzmir’de Radikal Okulları tarafından hayata geçirilen ve öğrencilerin uzayda yaşam alanları tasarladığı ’Ay ve Mars Köyü Projesi’, Radikal Konak Okulları’nda düzenlenen görkemli finalle sona erdi. Radikal Okulları bünyesinde yürütülen ve İzmir genelindeki 15 farklı okuldan öğrencileri bir araya getiren ’Ay ve Mars Köyü Projesi’nin final heyecanı, Radikal Konak Okulları ev sahipliğinde yaşandı. Okul yönetimi, öğretmenler, veliler, yarışmacı öğrenciler ve üniversiteli mentörlerin katılımıyla gerçekleştirilen final etkinliğinde, 7 ayrı grup podyuma çıktı. Geleceğin bilim insanı adayı olan öğrencilerin, geri dönüşüm materyallerini kullanarak uzayda bir yaşam fikriyle geliştirdikleri projeler katılımcılardan büyük ilgi gördü. Jüri değerlendirmesinin ardından ilk üç sırayı paylaşan öğrencilere para ödülü ve burs hediyesi takdim edildi. "Geleceğin bilim insanlarını yetiştiriyoruz" Yaklaşık 8 aydır sürdürülebilir bir vizyonla hareket ettiklerini ve projenin final aşamasına gelmesinden gurur duyduklarını belirten Radikal Okulları ARGE Koordinatörü Şule Baş, "Ekim ayında aslında bir hayalimizi gerçekleştirmeye başladık. İzmir’in farklı ortaokul ve liselerindeki öğrencilerden bilim toplulukları oluşturmak gibi bir hayalimiz vardı. Bu çocuklara her ay yeni bilim seminerleri, bilim atölyeleri düzenleyerek süreç boyunca birer bilim insanı olarak yetişmelerini amaçladık. Yaklaşık 8 aydır bu vizyonu devam ettirmeyi başardık. Çocukları astronomi alanında ve dünyanın, geleceğin şekillendirilmesi konularında bilinçlendirmeye özen gösterdik" dedi. "Geri dönüşüm materyalleriyle gelecek inşa ettiler" Yarışma gününün büyük bir heyecana sahne olduğunu kaydeden Baş, "Şimdi de bu sürecin meyvelerini topladığımız bir yarışma düzenliyoruz. 15 farklı okuldan öğrencimiz burada yarışıyor. Herkes kendi Ay ve Mars yaşam üssünü tasarlıyor. ’Orada bir gelecek yaşam alanı tasarlasaydık nasıl bir şey yapardık?’ diye yarışmaya başladılar. Biz öğrencilerimize geri dönüşüm materyalleri verdik ve bu materyallerden yola çıkarak kendi yaşam üslerini tasarladılar. Sabah 10.00’da başladık ve 15.00’e kadar alanda canlı bir şekilde projelerini gerçekleştirdiler" ifadelerini kullandı. Üniversiteli mentörler ve uzman jüri eşlik etti Projelerin çok yönlü bir süzgeçten geçirildiğini aktaran Şule Baş, "Sürdürülebilirliğe, tasarımın güzelliğine, mühendisliğe ve bilim ayağına bakıyoruz. Böyle beş-alt kategoride değerlendirdiğimiz; Prof. Dr. Serdar Evren ve Mimar Rafet hocamızın bizlerle olduğu kıymetli bir jürimiz var. Ayrıca her grubumuzda bir tane mentör öğrenci desteği sağladık. Ege Üniversitesi Astronomi Bölümü öğrencilerimiz de yarışma boyunca kardeşlerinin başında durarak onlara mentörlük yaptı" şeklinde konuştu. Sıra dünya sahnesinde: Hedef NASA Projelerin yerel bir yarışmayla sınırlı kalmayacağını, başarılı fikirleri uluslararası boyuta taşıyacaklarını müjdeleyen Baş, "Bu yarışmanın sonrasında dereceye giren ya da dereceye girmese de fikri çok başarılı olan öğrencilerimizi NASA’nın kendi projelerinin yapıldığı, öğrencilerden başvuruların toplandığı diğer ayaklara da taşımayı düşünüyoruz. Astronom Duygu ve Murat hocalarımızın desteğiyle birlikte öğrencilerimizi, kısmetse NASA’nın bir araya getirdiği projelere göndereceğiz" diyerek sözlerini tamamladı.
Flamingolar Gediz Deltasına hayat veriyor
10 Ağustos 2025 Pazar - 15:01 Flamingolar Gediz Deltasına hayat veriyor İzmir’in Gediz Deltasında yaşayan balık ve kuş türleri açısından büyük bir öneme sahip flamingolar Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü iş birliğiyle yürütülen ve Küresel Çevre Fonu (GEF) tarafından finanse edilen "Gediz Nehri Havzasında Sürdürülebilir ve Entegre Su Kaynakları Yönetimi Projesi" kapsamında halkalandı. Deltadaki sulak alanların ekolojik sağlığının göstergesi olarak hem de bölgenin biyoçeşitliliğine katkıları açısından merkezi bir rol oynayan flamingolar takip edilerek önemli veriler sağlayacak. Murat Dağından doğan Gediz Nehri’nin İzmir’e döküldüğü delta bir çok türe ev sahipliği yapıyor. Türkiye’nin biyolojik çeşitlilik açısından en zengin ve ekolojik açıdan en hassas alanlarından biri olan Gediz Deltası, sahip olduğu sulak alan ekosistemleriyle ulusal ve uluslararası düzeyde önemli bir doğa koruma alanı özelliği taşıyor. Bir çok kuş türünün barındığı bölgede özellikle flamingolar, hem deltadaki sulak alanların ekolojik sağlığının göstergesi olarak hem de bölgenin biyoçeşitliliğine katkıları açısından merkezi bir rol oynuyor. Flamingo halkalama faaliyetleri sayesinde göç rotaları, üreme başarıları ve popülasyon dinamiklerinin takibi açısından bilimsel veri sağırken doğal kaynak yönetimi kararlarında temel dayanak oluşturuyor. Flamingoların Türkiye’deki iki üreme alanından biri olan Gediz Deltası’nda 2012’de oluşturulan 6,5 dönümlük yapay kuluçka adasında her yıl binlerce yavru doğuyor. FAO ile Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü iş birliğiyle yürütülen ve GEF tarafından finanse edilen "Gediz Nehri Havzasında Sürdürülebilir ve Entegre Su Kaynakları Yönetimi Projesi" kapsamında 650 yavru flamingo halkalandı. Halkalama faaliyeti öncesi projeye önemli katkılar sağlayan Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi, Biyoloji Bölümü, Zooloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Arzu Gürsoy Ergen, Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Luc Ortaç Onmuş, tarafından faaliyete katılacak biyolog ve veterinerlerden oluşan katılımcılara flamingoların davranışları ve dikkat edilmesi gereken konular hakkında eğitimler verildi. Halkalama faaliyetinde bulunacak ekipler sabah gün doğumundan önceki karanlık saatlerde suya girerek yavru flamingoları bir araya topladı. Bir araya toplanan yavru flamingolar "kışkışlama" adı verilen bir yöntemle kuluçka adasındaki özel bir alana getirildi. Burada toplanan yavru flamingolar halkalandıktan sonra parazitleri kontrol edildi, tartılarak tekrar doğaya salındı. Flamingo halkalama çalışmasına katılan Ayşe Nur Akgün, "Bu benim 3. flamingo halkalama çalışmam. İlk katıldığımda bir gönüllü olarak buradaydım. 2 yıldır da metal halka takıyorum flamingolara. Halkacı olarak çalışmada yer alıyorum. Çok keyifli bir çalışma. Burada olmaktan mutluyum. Ekip çalışması yapmak çok güzel oluyor" dedi. Proje yürütücülerinden FAO Türkiye Temsilcisi Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık, "Şu anda Su Yönetimi Genel Müdürlüğü, Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve FAO olarak Gediz Deltası’nın korunmasına biyolojik çeşitliliğinin etkin bir şekilde yönetimine ilişkin bir proje yönetiyoruz. Bu proje çerçevesinde de aslında şu anda flamingo halkalama etkinliğini tamamladık. Çok özel bir etkinlikti. Flamingoların doğal yaşam alanlarını gördük ama en önemlisi bu projede bu ada tekrar iyileştirilecek, restore edilecek. Şu anda biliyorsunuz ki iklim çeşitliliğinin etkisi devam ediyor. Sıcaklıklar arttı. Bir taraftan su ile ilgili sıkıntılar artıyor. Sulak alanların giderek daha fazla hayatımızdaki önemi artıyor. Aslında sulak alanları korumamız gerekiyor. Onların sadece bizler için değil tüm doğal doğadaki canlılar için önemli bir yaşam alanı olduğunu bilmemiz gerekiyor. Bu nedenle de işte flamingoların da doğal yaşam alanı olan bu adanın restorasyonu ve arkasından da her sene tekrar eden ya da iki senede bir tekrar eden işte bu flamingo etkinliğinin devam edebilmesi adına projedeki faaliyetimizi gerçekleştirmiş olduk" ifadelerini kullandı. Gediz Deltasının korunması için çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Su Yönetimi Genel Müdürü Arife Sever, "Gediz Havzası sürdürülebilir ve entegre su kaynakları yönetimi projemiz kapsamında bugün sabahın erken saatlerinde flamingolarımızla buluştuk. Onlarla tanıştık. Çünkü Gediz Nehri, Murat Dağı’ndan doğuyor, Uşak, Manisa bereketli topraklarıyla buluştuktan sonra buraya da hayat veriyor. Dolayısıyla hayatın bulduğu yer aldığı bu alanda şu anda bu adada doğan flamingolarımıza halkalama yapıyoruz. Bu flamingolarımız buradan belki İtalya’ya gidecek, İspanya’ya gidecek, Akdeniz bölgesinde birçok alana bizden selam götürecek. Su yönetiminin temelinde her zaman söylediğimiz gibi tüm canlıların ihtiyaç oldukları kalite ve miktardaki suyu ihtiyaç duydukları zamanda yeteri miktarda verebilmek bilimidir, zanaatıdır. Her su kaynağının bir ekolojik yapısı var. Dolayısıyla biz o ekoloji yapıya uygun iyi su durumuna ulaşmaya çalışıyoruz. O ekolojik yapıyı bugün burada değerlendirdik" diye konuştu. "Bugün bu adada 16 bin çift flamingo ürüyor" Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Luc Ortaç Onmuş, "Bugün burada İzmir’de Gediz Deltasında İzmir Kuş Cennetinde flamingo halkalaması yapıyoruz. Bulunduğumuz yer bu gördüğünüz yer flamingo adası. Burası 6 bin 400 metrekarelik bir ada. Geçmişte 20 yıl kadar önce burada doğal bir ada vardı. Fakat rüzgâr ve dalga erozyonuyla yok oldu. 2010’ların başında İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Milli Parkların ortaklaşa çalışması, Ege Üniversitesi’nin teknik desteğiyle bu ada restore edildi. Bugün bu adada 16 bin çift flamingo ürüyor. Biz bugün bu adaya sabah saat 4’te başlayarak yaklaşık 100 kadar gönüllü ile flamingoları bir çevrik adını verdiğimiz yapı içerisine sürdük. Tamamen güvenli bir şekilde. Şimdi onların halkalamalarını yapıyoruz. Bırakıyoruz" dedi. "Türkiye ve Akdeniz’deki balıkçılık için flamingoların korunması gerekiyor" Flamingoların varlığının Türkiye ve Akdeniz bölgesindeki balıkçılık faaliyetleri için büyük bir öneme sahip olduğunu söyleyen Doç. Dr. Onmuş, "Neden flamingo halkalıyoruz? Neden böyle bir şeye ihtiyacımız var. Flamingo ile yediğimiz balık arasında çok kritik bir ilişki var. Flamingonun besini artemia denen küçük bir su omurgasız canlı. Fakat bu sucul omurgasız canlının mikroskobik formu aynı zamanda balık yemi. Flamingo erişkin artemiayı tüketirken artemiaların hayatta kalmalarını sağlayan bir üreme döngüsü içerisine girmesine yol açıyor. Yumurtaları artemia yumurtaları Flamingonun sindirim sisteminden geçtiğinde, suya geri döndüğünde yumurtalar çatlayabiliyor ve tekrar üremeye başlıyor. Yumurtadan ilk çıkan larvalar balık larvalarını hayatta tutuyor. Dolayısıyla flamingoyu korumak için yaptığımız bu çalışma aynı zamanda Türkiye’deki balıkçılığı tüm Akdeniz’deki balıkçılığı korumak için de. Çünkü tüm Akdeniz’deki flamingoların İspanya, Fransa, Kuzey Afrika dahil olmak üzere tüm flamingoların yüzde 50’si şu an burada. Bugün yaptığımız çalışma balıkçılığı, su kaynaklarını, biyoçeşitliliği korumak için yapılan bir çalışma ve şu an burada 100 kadar doğa koruma gönüllüsü var" diye konuştu.
Romulo transferinde sona gelindi
10 Ağustos 2025 Pazar - 11:23 Romulo transferinde sona gelindi Göztepe ile Alman ekibi Leipzig, Romulo transferinde sona geldi. Transferin kısa bir süre içerisinde resmiyete kavuşturulması bekleniyor. Trendyol Süper Lig ekiplerinden Göztepe, Almanya Bundesliga temsilcisi Leipzig ile Brezilyalı golcü Romulo’nun transferi konusunda sona yaklaştı. Benjamin Sesko’yu toplamda 85 milyon Euro karşılığında Manchester United’a satmasının ardından, gözler Romulo transferine çevrildi. Alman kulübü, Sesko’nun boşluğunu Göztepe’nin yıldız oyuncusuyla doldurmak istiyor. Taraflar, bonservis konusunda büyük ölçüde anlaşmaya varırken, transferin 20 milyon Euro’nun üzerinde bir bedelle gerçekleşmesi bekleniyor. Bu transfer gerçekleşirse, Göztepe kulüp tarihinin en yüksek bonservisli satışını yapmış olacak. Rize’ye götürülmedi Göztepe, Trendyol Süper Lig’in ilk haftasında bu akşam saat 19.00’da Çaykur Rizespor ile deplasmanda karşı karşıya gelecek. İzmir ekibinin yıldız ismi Romulo, bu kritik mücadeleye götürülmedi. Sezon öncesi hazırlık maçlarında da riske edilmeyen 23 yaşındaki oyuncunun, transfer görüşmelerinin yoğunlaşması nedeniyle kadroya alınmadığı öğrenildi. Romulo’nun da Almanya’da forma giymeye sıcak baktığı öğrenilirken, oyuncunun İzmir’de kalarak görüşmelerin tamamlanmasını beklediği ifade edildi. 2.5 milyon Euro’ya transfer edildi Romulo, 2023-2024 sezonunun devre arasında Göztepe 1. Lig’de mücadele ederken Brezilya’nın Athletico Paranaense kulübünden kiralık olarak takıma katıldı. Sergilediği etkileyici performansla kısa sürede dikkat çeken 23 yaşındaki oyuncunun bonservisi, Ocak 2025’te 2.5 milyon Euro karşılığında alındı. Göztepe formasıyla toplam 46 maça çıkan Romulo, 22 gol ve 13 asistlik performansıyla Avrupa kulüplerinin radarına girmeyi başardı.
Beynin gece vardiyası: Glimfatik sistem
10 Ağustos 2025 Pazar - 10:29 Beynin gece vardiyası: Glimfatik sistem Beynin kendini toksik maddelerden arındırdığı sürecin keşfi, öğrenme, hafıza ve nörolojik hastalıklarla ilgili yeni bir pencere açtı. Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıklarla glimfatik sistemin arasında güçlü bir bağ olabileceğini vurgulayarak, "Glimfatik sistemin güçlü olması için uyku hijyeni ve sağlıklı yaşam hayati önem taşıyor" dedi. Uyanıkken beyin durmaksızın çalışır, düşünür, öğrenir ve karar verir. Ancak bu yoğun mesainin bir bedeli vardır. Tıpkı bir fabrikanın atık üretmesi gibi, beyin de faaliyetleri sırasında bazı zararlı maddeler biriktirir. Peki bu "çöpler" nasıl temizlenir? İşte burada, çoğu kişinin haberdar olmadığı glimfatik sistem devreye girer. Beynin özel ‘temizlik ekibi’ olan bu yapı, yalnızca uyurken aktif hale geliyor ve beynin içinde biriken toksinleri sessizce süpürür. Bu görünmeyen gece vardiyası, hafızadan dikkat becerilerine kadar pek çok zihinsel işlevi doğrudan etkiler. Medicana International İzmir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, bu maddelerin mutlaka temizlenmesi gerektiğini vurgulayarak, "Beyin, gün boyu çalışırken bir nevi egzoz gazı gibi artık maddeler üretir. ‘Çöp’ dediğimiz, nöronların faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan protein atıkları, toksik maddeler ve metabolik kalıntılardır. Eğer bu çöpler zamanında toplanmazsa, ileride ciddi nörolojik sorunlara yol açabilir. İşte glimfatik sistem dediğimiz mekanizma burada devreye giriyor" diye konuştu. Derin uykudayken temizlik başlıyor Uykunun özellikle ilk yarısında, yani derin uyku evresinde glimfatik sistemin aktifleştiğini söyleyen Doç. Dr. Uysal, "Beyin hücreleri bu evrede hafifçe büzüşüyor, aralarındaki boşluklar genişliyor. Bu sayede beyin omurilik sıvısı bu alanlara daha kolay süzülüyor ve biriken toksinleri süpürüyor. Siz mışıl mışıl uyurken, beyninizde küçük ama etkili bir temizlik ordusu çalışıyor" dedi. Glimfatik sistemin uzun süredir fareler üzerinde bilindiğini ancak insan beyninde görüntülenmesinin büyük bir dönüm noktası olduğunu belirten Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, "Hayvan deneylerinden biliyorduk ama insan beyninde bu sistemin çalıştığını net olarak gösterememiştik. Yeni görüntüleme yöntemleriyle artık bu sistemin varlığı güçlü bir şekilde masada. Bu, beyin sağlığını anlamak için yepyeni bir pencere açıyor" ifadelerini kullandı. Beynin hem yedekleme hem silme zamanı Glimfatik sistemin hafıza ile doğrudan ilişkili olduğunu belirten Uysal, şöyle devam etti: "Öğrenme sırasında beynimizde geçici dosyalar açılır. Ama bu dosyaların kalıcı hafızaya yazılması için ‘gece düzenlemesi’ gerekir. Uykuda hem hafıza pekişir hem de gereksiz bilgi kırıntıları temizlenir. Yani beyin, geceleri bir yandan yedekleme yapıyor, bir yandan da hard diskini temizliyor." Düzenli ve kaliteli uykunun önemi büyük Glimfatik sistemin sağlıklı çalışabilmesi için düzenli ve kaliteli uykunun önemini vurgulayan Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, "Düzensiz uyku, glimfatik sistemin frenine basmak gibidir. Yeterince derin uykuya geçemezseniz bu temizlik tam yapılamaz. Bu da zamanla toksinlerin birikmesine ve beyin hücrelerine zarar vermesine yol açabilir. Aynı saatte yatmak, ekrandan uzak durmak, kafeinden kaçınmak gibi klasik uyku hijyeni önerileri burada altın değerindedir" diyerek uyku düzeninin önemine dikkat çekti. Uyku dışındaki yaşam alışkanlıklarının da glimfatik sistem üzerinde etkili olduğunu belirten Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, "Kronik stres, beyindeki damar yapısını ve sıvı akışını bozarak bu sistemi aksatabiliyor. Egzersiz ise sistemin dostudur; kan akışını artırarak temizliği kolaylaştırır. Beslenme de çok önemli. Özellikle antioksidanlardan zengin, işlenmiş gıdalardan uzak bir diyet bu sistemin sağlıklı işlemesine katkı sağlar" ifadelerini kullandı. Nörodejeneratif hastalıklarda rolü olabilir Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıklarla glimfatik sistemin arasında güçlü bir bağ olabileceğini belirten Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, sözlerini şöyle sürdürdü: "Alzheimer’da biriken beta-amiloid, Parkinson’da biriken alfa-sinüklein gibi toksik proteinlerin zamanında temizlenememesi bu hastalıkların temel taşlarından biri olabilir. Glimfatik sistemin bozulması, bu proteinlerin birikmesine ve hastalıkların başlamasına zemin hazırlayabilir. Bu sistem nörodejeneratif hastalıkların sessiz suç ortağı olabilir. Ayrıca gece geç yatıp sabah erken kalkanlar, hatta uyku süresini 5-6 saatle sınırlayanlar bu temizlikten tam faydalanamıyor. Uyku süresi ve kalitesi kısa olan bireylerde toksik maddelerin birikme riski artıyor." Glimfatik sistemin yaşla birlikte yavaşladığını da hatırlatan Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, "Yaş ilerledikçe sıvı dolaşımı ve beyin dokusunun elastikiyeti azalıyor. Bu da temizlik kapasitesini düşürüyor. Bu durum yaşlılıkta görülen hafıza sorunlarıyla doğrudan ilişkili olabilir" dedi. Yeni görüntüleme yöntemleri umut veriyor Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, glimfatik sistemi görüntülemek için kullanılan gelişmiş MR tekniklerine değinerek, sözlerini şöyle tamamladı: "Özellikle diffüzyon tensör görüntüleme (DTI) ve perivasküler boşlukların görünürlüğü gibi yöntemler glimfatik sistemin işleyişine dair ipuçları veriyor. Klinik rutine henüz tam girmese de araştırmalar için devrim niteliğinde. Belki ileride ‘glimfatik check-up’ gibi kavramlar hayatımıza girebilir. Araştırmalar, bu sistemi güçlendirecek ilaçlar, genetik hedefler ya da damar geçirgenliğini düzenleyen tedavilere odaklanıyor. Ama hala en büyük ve en etkili tedavi kaliteli uykudur." Beyin temizliği için 5 altın kural Uykuya geçiş ritüeli oluşturun: Beyin, her gece aynı saatte uyumaya hazırlanırsa temizlik sistemini daha etkili çalıştırır. Uyumadan önce ılık bir duş, loş ışık veya sakin bir müzikle bu süreci destekleyin. Başınızı yüksekte tutarak uyuyun: Başın biraz yüksekte olduğu bir uyku pozisyonu, beyin omurilik sıvısının akışını kolaylaştırarak glimfatik drenajı artırabilir. Alkol ve sigarayı sınırlayın: Bu maddeler, beyin damarlarının geçirgenliğini bozarak temizlenme sürecine zarar verebilir. Özellikle gece geç saatlerde alkol tüketimi bu sistemi baskılar. Gündüz kısa yürüyüşler yapın: Yavaş tempolu yürüyüş bile beyin damarlarının dolaşımını artırarak, glimfatik sistemi dolaylı olarak destekler. Oturarak geçirilen uzun saatler bu işleyişi zorlaştırır. Bazen "hiçbir şey" yapmayın: Aşırı bilgi yüklemesi beyni yorar. Günde 10-15 dakikalık sessizlik anları, zihinsel boşluk oluşturur ve sistemin "aşırı dosya" ile tıkanmasını önler.
Jeotermal sektöründen "Taban fiyat 8 sent olsun" talebi
10 Ağustos 2025 Pazar - 09:15 Jeotermal sektöründen "Taban fiyat 8 sent olsun" talebi YEKDEM süresi dolan jeotermal santrallerin mevcut fiyatlarla ayakta kalmakta zorlandığını söyleyen JED Başkanı Ali Kındap, "Santrallerimiz adeta okyanusta tek başına yüzmeye mahkum ediliyor" dedi. Kındap, baz yük görevini sürdüren santraller için kilovatsaat başına en az 8 sent taban fiyat belirlenmesini talep etti. Bu sayede hem yatırımların korunacağını hem de kapasite artışının mümkün olacağını vurguladı. 2010-2020 yılları arasında kurulu gücünü yüz kattan fazla artırarak bin 500 megavatın (MW) üzerine taşıyan jeotermal enerji sektöründe, on yıllık Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (YEKDEM) süresini dolduran santraller zarar ederek üretimini sürdürüyor. Elektrik piyasasında belirli bir saat diliminde arz ve talebin dengelendiği fiyatı tanımlayan Piyasa Takas Fiyatı (PTF) jeotermal santraller için 2022 yılından bugüne değişmezken, sektör temsilcileri on yıllık YEKDEM kapsamı dışına çıkan santraller için kilovatsaat başına en az 8 sent’lik taban fiyat belirlenmesini talep ediyor. "PTF reel olarak 2022’nin gerisinde" Jeotermal Enerji Derneği’nin (JED) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, 2022 yılında ağırlıklı ortalama PTF değerlerinin 2 bin 528 TL olmasına rağmen, 2023-2025 yıllarının ağırlıklı ortalama değerinin bu seviyenin altında kaldığına vurgu yaptı. 2022-2025 yıllarında ise fiyatların aynı seviyede kaldığını hatırlatan Kındap, on yıllık YEKDEM süresini doldurup teşvik dışına çıkan santrallerin, reel olarak düşen fiyatların etkisiyle sermaye birikimine katkı sağlayamaz noktaya geldiğini belirtti. Bozulan fiyatlama mekanizmasının yeni yatırım kararlarını da olumsuz etkilediğine değinen Kındap; jeotermal enerji yatırımcısının kaynağı arama, bulma, yeryüzüne çıkarma ve işleme başlıklarında diğer yenilenebilir enerji kaynaklara çok daha yüksek yatırım maliyeti üstlendiğini ve bu maliyet kalemlerinin tümünün dövize bağlı olarak yatırımcının sırtında bulunduğunu kaydetti. "YEKDEM dışıma çıkan, okyanusta tek başına" Önümüzdeki yıllarda devreye girecek ve kurulu gücü 20 bin MW’a ulaşması hedeflenen nükleer santrallerden üretilecek enerjiye, baz yük işlevi görmeleri nedeniyle 15 yıl boyunca 12,5 sent alım garantisi verildiğini hatırlatan JED Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap şu değerlendirmeyi yaptı: "On yıllık YEKDEM süresini tamamlayarak teşvik sistemi dışına çıkan jeotermal santrallerimiz de baz yük olarak 7 gün 24 saat emre amede enerji üretiyor, ancak bu enerjinin kilovatsaatini brüt olarak 6,5-7 sent aralığında satabiliyor. Sistem kullanım bedeli ve dengeleme gibi maliyetlerle bu rakam 6 sent seviyesine düşüyor. Bu durumda adeta okyanusta tek başlarına yüzmeye mahkum edilen ve birer milli servet olan santrallerimizin varlıklarını sürdürmeleri giderek imkânsız hâle geliyor. Sektör olarak önerimiz, YEKDEM dışına çıkmalarına rağmen baz yük olarak görev yapmaya devam eden jeotermal santrallere enerjide tavan fiyat değil taban fiyat belirlenmesi ve bu sınırın 8 sent’ten az olmamasıdır. Böylelikle yatırımcılar, teşvik sistemi dışına çıktıklarında maliyet muhasebelerini yaparak yenileme ve kapasite maksimizasyonu yatırımlarına kaynak oluşturabilir. Bugünkü baskılanmış fiyatlar ve resmi enflasyonun çok üzerinde artan girdi maliyetleri dikkate alındığında, yatırımlara kaynak oluşturabilmek imkansız görünüyor." "10 yıl bir santral için çok kısa" Bir jeotermal santralin yaşam döngüsünde on yılın çok kısa olduğunu, dünyada yüz yıldan fazla süredir çalışan santrallerin bulunduğunu sözlerine ekleyen Ali Kındap, ithalata bağımlılığı sıfır noktasında olan jeotermal santrallerin kapanmasının, dövizle ithal edilen enerji kaynaklarının kullanımına destek olacağının altını çizdi. Bir jeotermal yatırımcısı için en hayati unsuru, ’jeotermal kaynağın korunması" olarak açıklayan Kındap, taban fiyat uygulaması ile jeotermal kaynakları sürdürülebilir şekilde koruyacak yatırımlara daha fazla kaynak aktarmanın yolunun açılacağına dikkat çekti. "Kurulu gücümüzü 5 bin mw ve üzerine taşıyabiliriz" JED Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, sözlerini şöyle sürdürdü: "Türkiye’nin 120 bin megavat (MW) sınırını aşan elektrik enerjisi kurulu gücü içerisinde bin 735 MW paya sahip jeotermal enerji santrallerimiz; yüzde 80’in üzerinde kapasite faktörü, iklim şartlarından bağımsız 7 gün 24 saat enerji üretme özellikleri ile baz yük olma işlev görüyorlar. Sürdürülebilir, temiz, yüzde yüz yerli ve yenilenebilir bir kaynak olan jeotermal enerjide, elektrik üretimi boyutu ile kurulu gücümüzü birkaç sene içerisinde 5 bin MW ve üzerine taşıma imkanımız var. Başta AB olmak üzere gelişmiş ülkeler jeotermalin tüm kullanım alanlarını destekliyor ve yatırımları teşvik ediyorlar. Ülkemizde ise son dört yıllık PTF seyrine dolar bazında baktığımızda, fiyatların artmak bir yana düştüğünü görmekteyiz. 2022 yılında 189 dolar olan bir MW elektriğin fiyatı 2023, 2024 ve 2025 yıllarında sırasıyla 93, 77 ve 66 dolar seviyesine geriledi. Bu ağır kayıplara Türk Lirası’nda yaşanan değer kaybını da eklediğimizde, YEKDEM kapsamından çıkan santrallerimizin yatırımcı şirketlere yüksek seviyede zarar ettirdiğini görüyoruz. Yerli ve yabancı sermayeli yatırımcılar sektöre adım atmaya hazır. Ancak mevcut fiyatlama mekanizması yatırım iklimini teşvik eder nitelikte değil." 2025 sonunda jeotermal kurulu gücün yüzde 36’sı YEKDEM dışında kalacak JED Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, 2024 yılında kurulu gücün yüzde 11’ine karşılık gelen 163 MW jeotermal santralin YEKDEM’den çıktığını, bu yıl ise 115 MW kurulu gücün YEKDEM dışı kalacağı bilgisini verdi. 2016-2025 yılları arasında toplamda 620 MW santralin destek sisteminden çıkmış olacağına, bunun toplam kurulu gücün yüzde 36’sına karşılık geldiğine işaret eden Ali Kındap, teşvik kapsamından çıkan santrallerin yerine devreye alınması planlanan proje stoğunun henüz planlama aşamasında olduğunu hatırlattı.