Yerel Haberler
Kayseri
20 Şubat 2026 Cuma - 15:29 Talas’ta müze otobüsler yola çıktı Talas Belediyesi, tarihin şanlı yolculuğunu ve medeniyetimizin nadide mirasını bu kez müze otobüslerle vatandaşla buluşturuyor. "Çanakkale’den Cumhuriyet’e 100. Yıl Gezici Müzesi" ile "Tıpkı Basım Mushaflar Kur’an-ı Kerim Gezici Müzesi", düzenlenen törenle dualar eşliğinde yola çıktı. Belediye Meydanı’nda gerçekleşen programa Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, Talas Kaymakamı İlyas Memiş, İl Kültür ve Turizm Müdürü Şükrü Dursun, Kayseri Müze Müdürü Gökhan Yıldız, muhtarlar ve çok sayıda vatandaş katıldı. Mehter takımının konseri ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan program, Ramazan’ın manevi atmosferine yakışır bir coşkuyla gerçekleşti. "Kayseri’den 777 canın nefesini hissedeceksiniz" Açılışta konuşan tarihçi emekli öğretim görevlisi Ahmet Nedim Kilci, Ramazan ayı ve Çanakkale Zaferi’nin yıl dönümünde böylesine anlamlı bir çalışmanın hayata geçirilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Kilci, gezici müzeleri gezen vatandaşların yalnızca bir sergi değil, bir ruh hali yaşayacağını vurgulayarak, "Kayserili Yusuf oğlu Mehmet’in ‘Bizden esirgemeyin Fatiha’nızı’ diye seslenen şehadetini hissedeceksiniz. Kayseri’den 777 can veren evlatların son nefesini duyacaksınız. Bu eserler, ecdada vefanın bir nişanesidir" ifadelerini kullandı. "Belediyecilik sadece yol yapmak değildir" Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, Bavul Müzeciliği’ne vurgu yaparak gezici müzelerin sadece kültürel değil, aynı zamanda manevi bir hizmet olduğuna dikkat çekti. Gezici Mushaflar Müzesi’nde 14 adet tıpkıbasım Kur’an-ı Kerim ve cüzlerin yer aldığını belirten Başkan Yalçın, eserlerin tamamının Osmanlı döneminde kaleme alındığını ifade etti. "Bu eserlerin kâğıdı Mısır’dan, cildi Hindistan’dan gelmiş. Osmanlı medeniyetinin zarafetini ve ilim geleneğini yansıtan bu kıymetli eserleri artık vatandaşımızın ayağına götürüyoruz" diyen Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü: "Çanakkale’ye gidemeyenler o ruhu müzemizde hissedebiliyor. Şimdi bu ruhu mahalle mahalle taşıyacağız. Belediyecilik sadece yol, su, asfalt değildir. İnsanımızın ruh dünyasını zenginleştirmek de bizim görevimizdir. Ramazan boyunca tüm hemşehrilerimizi bu iki gezici müzemizle buluşmaya davet ediyorum." Başkan Yalçın ayrıca hafta sonları Kayseri Üniversitesi’nde düzenlenen Ramazan etkinliklerine de aileleriyle birlikte katılım çağrısında bulundu. Kaymakam Memiş’ten teşekkür Talas Kaymakamı İlyas Memiş ise Talas Belediyesinin kültür, sanat ve eğitim alanındaki çalışmalarının takdire şayan olduğunu belirterek, "Bu eserlerin zaten sergilendiği mekanlar var. Ancak Ramazan ayında gelemeyen vatandaşların ayağına götürülmesi çıtayı daha da yukarı taşıyan bir hizmettir. Başkanımıza teşekkür ediyorum" dedi. Konuşmaların ardından edilen dualarla gezici müzelerin açılışı gerçekleştirildi. Protokol üyeleri ve vatandaşlar, otobüsleri gezerek eserleri yakından inceledi. Talas’ta artık tarih sabit bir mekânda değil; mahalle mahalle dolaşan, gönüllere dokunan bir yolculukta Şehitlerin hatırası ve mukaddes emanetler, Ramazan’ın bereketiyle birlikte vatandaşla buluşmaya devam edecek.
MHP’li Özdemir: "ABD’nin Ortadoğu’daki önceliği İsrail’dir"
18 Kasım 2025 Salı - 19:21 MHP’li Özdemir: "ABD’nin Ortadoğu’daki önceliği İsrail’dir" Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir, Dışişleri Bakanlığı 2024 yılı kesin hesabı ve 2026 yılı bütçesi üzerine MHP grubu adına yaptığı konuşmasında, "ABD’nin Ortadoğu’daki önceliği İsrail’dir. Bu gerçeğin değişmesi için ABD’nin yıkılması, yerine başka ilkeler ve anayasa ile bir diğer devletin kurulması hali belki etkili olabilecektir" dedi. İklim krizinin etkilerinin somut şekilde göstermeye başladığı bir yılın geride kaldığını söyleyen Özdemir, "Ülkeler arası savaş ve çatışmaların yaşandığı, gümrük tarifeleri ile karşılıklı uygulanan vergilendirmeler neticesinde rekabetin daha da arttığı, iklim krizinin etkilerini somut ve yıkıcı şekilde göstermeye başladığı bir yılı geride bıraktık. Barış arayışlarından ziyade ülkelerin çıkar ve menfaatlerini çok daha keskin vaziyette ön plana çıkardığı 2025 yılı, daha şimdiden 2026 ve sonraki dönemler için küresel gerginliğin düşünülenden ileri seviyeye taşınabileceğini göstermiştir. Coğrafyaların tamamında var olan sorunlar büyümüş, hızlı bir şekilde savaş ve çatışmalar başlama evresine girmiş, barış girişimleri ise şimdilik göstermelik imza törenleriyle başka boyuta taşınmıştır. Bir yandan sulh yanlısı olduğunu ilan ve ikrar eden çevreler, diğer yandan yüksek bir ivme ile askeri yatırımlarını hızlandırmıştır. Avrupa’da AB ve NATO üyesi ülkelerle Rusya arasında var olan kutuplaşma, Ortadoğu’da İsrail ile İslam ülkeleri arasında yaşanan restleşme ve çatışmalar, Uzak Doğu’da Çin ile ABD ve QUAD adı verilen müttefikleri arasındaki gerginlikler mevcut durumda dünyanın bölünmüş kamplarının nereler olduğunu açığa çıkarmıştır. Kafkasya ve Afrika kıtası istikrarını ararken, Güney Amerika sahasına askeri müdahale arayışları başlamış, ASEAN bölgesi yeni cazibelerle yüzyıla giriş yapmaktadır. Bütün bu gerginliklerin ortasında gri bölge olarak adlandırılan, bir başka deyişle arada kalan ülkelerin sayısı ise azalmakta, kutuplar nezdindeki saflaşmalar belirginleşmektedir. Dahası ekonomik, psikolojik ve güvenlik alanlarında tarafların birbirinin güç ve reflekslerini test etmeye koyulmaya başlaması da karşımızda bulunan bir başka gerçekliktir. Dikkat edilirse aynı dönemde güvenlik politikaları öncelik kazanmakla kalmamış, eş zamanlı olarak savunma sanayi anlamında ihtiyaç duyulan yatırımlar da artmıştır. Dünya baş döndürücü bir hız ve enerji ile silahlanmaktadır. Küresel para rezervi ikinci dünya savaşından bu yana ilk kez iddialı bir meydan okumayla karşı karşıyadır. Avrupa ülkeleri başta olmak üzere çoğu devletin zorunlu askerlik uygulamasına geçmeye başlaması, neredeyse tüm devletlerin acil durum politikalarını geliştirmek üzere kendi vatandaşlarına hayatta kalma rehberi sunması gibi alışılagelmedik çağrıların gelmeye başlaması diğer dikkat çekici gelişmelerdir" dedi. Özdemir, sözlerine şu şekilde devam etti: "Tarih ve siyaset biliminin bize sunduğu gerçeklik, bu derecede yoğun bir silahlanmanın, mutlaka yıkıcı bir iklimi eninde sonunda vasat kılacağıdır. İşte Türkiye olarak buna hazırlıklı olmamız gerekir. Caydırıcılık seviyemizi en üst seviyeye çıkarırken, savunma açığımız hangi alanda varsa bu sahaları acilen kapalı ve kimseye ihtiyacımız olmadan kendi kendimize yetecek hale getirmemiz elzemdir. Devlet felsefemizde hayat bulmuş olan ’Hazır ol cenge ister isen sulh-u salah’ sözünün çok daha anlamlı olduğu bir döneme girdiğimiz açıktır. Bu sebeple bir yandan Türkiye’yi olası kriz ve savaş ikliminden uzak tutmak, diğer yandan çok yönlü diplomatik çalışmalarımızla her kesim nazarında sözü geçen, saygı duyulan ve varlığı aranılan bir vasfa eriştirebilmemiz lazımdır. Gerek Dışişleri Bakanlığımızın yoğun ve değerli çabaları, gerekse sayın Cumhurbaşkanımızın yüksek liderliği Türkiye’yi bahsettiğimiz seviyeye çıkarma hedefimizde murat ettiğimiz konuma ulaşmamıza olanak tanımaktadır. Cumhur İttifakı olarak Türk ve Türkiye Yüzyılı hedefimizde buhran ve düzensizliklerle dolu bir zaman diliminde Türk Ufku ile yönümüzü tayin ederek küresel güç merkezlerinden birisi olma hedefimize doğru emin adımlarla ilerliyoruz. Mevcut çok taraflı küresel yapıların ve ittifakların süregelen sorunların çözümü konusunda yetersiz kalmaya başlaması ise yeni koşullara göre tanzim edilmiş ve edilecek yeni mekanizmaların hayata geçirilmesi zorunluluğunu da hem bizim hem de diğer devletlerin karşısına getirmektedir. Gazze’de İsrail’in sergilediği soykırım ile Kudüs’ün işgal edilmesi teşebbüsleri karşısında olduğu gibi vasat bulan ve derinlik kazanan krizlerin aşılması için yaklaşımlarımızı politikalarımızla uyumlu hareket eden ve çıkarlarımızın uyuştuğu diğer kesimlerle zenginleştirmek, pekiştirmek ve güç merkezi oluşturmak mecburiyetindeyiz. Sayın Genel Başkanımızın Kudüs Paktı önerisi, bahsettiğimiz mevzularda gerek ülkemizin milli güvenliğini pekiştirecek, gerekse bölgesel barış ve istikrara katkı sağlayacak yaklaşımımızın bir örneği olarak uluslararası kamuoyu ile de paylaşılmıştır. Temennimiz bu ittifakın hayat bulması ve Ortadoğu’da yeni koşullara adapte olabilen güvenlik paradigmalarının biz ve bizimle olan kesimlerin lehine şekillenebilmesidir." ABD’nin Ortadoğu’da önceliğinin İsrail olduğunu söyleyen Özdemir, "Dış politikamızı ilgilendiren öncelikli ve yüksek seviyeli olan alan şüphesiz ki Suriye’dir. Bu ülkede başlayan iç savaşın en ciddi ve yıkıcı etkilerini yaşamış olan ülke kuşku yoktur ki Türkiye’dir. İç savaş başladığı andan itibarense yakın müttefiklerimiz tarafından yalnız bırakıldık. Tekraren ifade etmek isteriz ki, Suriye meselesinde; Türkiye, yakın müttefikleri tarafından yalnız bırakılmış, milli güvenliğimize tehdit oluşturan hususlar aynı sözde müttefiklerimiz tarafından bizzat hayata geçirilmiş, beslenmiş, savunulmuş, desteklenmiş ve yönetilmiştir. Bu yalın gerçek karşımızda dururken, yine aynı sözde müttefiklerin genel stratejileri de kendisini ele vermiştir. O sebeple herkes dikkatli olmalı özellikle Türkiye kamuoyuna karşı yüksek bir hassasiyetle sorumlu davranmalıdır. ABD’nin, Suriye konusundaki genel stratejisi bu ülkenin bölünmesi üzerine kuruludur. Amerikan ordusunun bölgeden sorumlu olan kolu CENTCOM yıllardan bu yana aynı hedef için saha koşullarını ayarlamak üzere yüksek gayret sarf etmiş, yine ABD’nin diplomasi ve güvenlikle alakalı mesul kuruluşları da ortak stratejileri için örtülü yahut açık faaliyetlerle yol almaya çalışmıştır. ABD bütçesinden her yıl belirli miktar ve oranda kaynak sözde IŞİD’le mücadele için ayrılmış, Suriye’deki stratejik emelleri için kullanılmıştır. ABD’nin Ortadoğu’daki önceliği İsrail’dir. Bu gerçeğin değişmesi için ABD’nin yıkılması, yerine başka ilkeler ve anayasa ile bir diğer devletin kurulması hali belki etkili olabilecektir. Onun haricinde hiçbir başkan, kurum, kuruluş yahut yaklaşım, ABD açısından İsrail’i önceleyen politikasını değiştirmeyecektir. İsrail de Suriye’nin bölünmesini, imkan bulabildiği en yüksek perdeden istemekte, tüm stratejisini bu anlayış üzerine kurgulamaktadır. Golan Tepeleri’nin işgali, bu işgalin kalıcı hale gelmesi için verilen uğraşlar, Davut Koridoru gibi Suriye’nin bütünlüğünü tehdit eden tüm girişimler, İsrail’in planlarını açık etmiştir. Siyonizm Arz-ı Mevud hedefindedir. Gözünü karada Filistin, Suriye, Irak, Ürdün, Sudan, Mısır, Lübnan, Suudi Arabistan, Kıbrıs ve Türkiye topraklarına dikmiştir. Denizde ve su kaynakları alanında ise Kızıldeniz, Doğu Akdeniz, Basra, Nil, Fırat ve Dicle nehirlerini kapsayan saha aynı planın hedefindedir. Üstelik Yunanistan’ı kışkırtan, Güney Kıbrıs’ı silahlandıran İsrail, gerginliği Doğu Akdeniz’e de taşıyıp, Türkiye karşıtı cepheyi genişleterek, kendisinin doğrudan cesaret edemediği yeni senaryolar oluşturma uğraşındadır. İslam coğrafyasının neredeyse tamamı, tüm imkân, kaynak ve koşullarıyla habis ve mesnetsiz bir rüyaya kurban edilmek istenmektedir. Bu doğrultuda Ortadoğu’da yaşayan Yahudi kökenliler haricinde tüm insanları etnik ve mezhep temelli ayırarak güçsüz, zafiyet halinde, istikrarsız hatta çökmüş haldeki devlet yapılarını oluşturarak, nihai son için kolay ele geçirilebilir hedefler şeklinde hazırlama çabasındalar" ifadelerini kullandı. Özdemir, yapılanların koşulları uygun hale getirme çabası olduğunu söyleyerek, "Aynı plana da hız vermiş durumdalar. Sadece 1 yıllık zaman dilimi içerisinde Gazze’de soykırımla başlayan, ardından Lübnan, Yemen, Suriye, Irak, İran ve nihai olarak Katar’a kadar uzanan taarruzlar, asıl gayeyi çoktan aşikâr kılmıştır. Taktiksel manevralarla, sırt sıvazlamalarla, sözde olumlu görünen mesajlarla, sinsi övgülerle varılmak istenilen yol aldatmaca, hile, zaman kazanma ve koşulları uygun hale getirme çabasından başka bir şey değildir. Bakınız Gazze’de insanlar acı çekmeye devam ederken; hala bir yandan oyalama, diğer yandan İsrail’in tüm dünyada tepki gören insanlık dışı eylemlerini unutturma gayreti sürerken, ABD yönetimi de güya Suriye’den ayrılma kararı almışken, şimdi Şam yakınlarına çok büyük bir askeri üs kurma kararı gündeme gelmiştir. Vahim olan ise bu durumun, Suriye’de göreve gelen yeni yönetimle beraber şekillendirilmeye çalışılmasıdır. Sadece birkaç hafta içerisinde gerçekleşen kuşkulu hadiseler bile neden çok dikkatli ve tetikte olunması gerektiği gerçeğini karşımıza getirmektedir. 2025 yılı içerisinde, uzun yıllardan bu yana Suriye’de yönetimi elinde bulunduran Baas rejimi yıkılmış, Esad devrilmiş ve yerine Heyet Tahrir Eş-Şam isimli örgütün liderliğini üstlendiği muhalif yapıda yeni bir yönetim kurulmuştur. Ahmet Şara liderliğinde kurulan yeni yönetimin Suriye’de başarılı olması, toplumun tüm kesimlerini kucaklayıcı bir anlayışı benimsemesi, ülkemizin de en önemli önceliği olan toprak bütünlüğünün ve demografik yapının korunması ile terör örgütlerinin Suriye’nin geleceğinde yer edinmemesi ilkelerine uygun davranması elbette beklentimizdir. Türk devleti kudretini, sarsılmaz iradesine ve güçlü hafızasına borçludur. Bunun yanı sıra, Ebu Gureyb’den başlayıp Şam’a uzanan bir hikâye yazdıklarını, bununla da yol alabileceklerini zanneden kimi okyanus ötesi mahfiller ile işbirlikçileri için Mercidabık’tan başlayarak Kut’ul Amare’ye kadar varan zaman ve mekanda hala daima hazır vaziyette, Ayyıldızlı bayrağın teşkilatlı sevdalıları ve fedaileri bulunduğunu hatırlatmak elzem hale gelmiştir. Hazar ve Akdeniz arasında yeni koşullar oluşturacaklarını ilan eden zihniyetin, Taberiye gölünden başka irade gösterebileceği herhangi bir alan olamayacaktır. Türkiye ile oyun olmaz, Türkiye’ye karşı bu bölgede sergilenmeye çalışılan hiçbir senaryo tutmaz. 15 Temmuz 2016 tarihi bunun en belirgin, keskin ve son tescilidir. Terörsüz Türkiye hedefimizle PKK terör örgütünün tüm faaliyetlerini durdurma kararı alması, Suriye sahasında da oyunları bozacağını göstermiştir. Bu andan sonra ABD ve İsrail yanlıları tek merkezden harekete geçerek kendilerini açık etmiş, sadece Türkiye’nin değil, bölgemizin de terörden arındırılması çabalarındaki karşıt pozisyonlarıyla neye hizmet ettiklerini göstermiştir. Türkiye’nin içeride ve dışarıda terörsüz bir iklime kavuşması, en çok bölgenin sınırlarını değiştirmeyi isteyen ve hedefleyen çevreleri rahatsız etmektir. Barış ve istikrarı hâkim kılacak bir anlayışla, Ortadoğu coğrafyasında egemen olan en büyük gücün Türkiye olduğu hakikati herkesin malumuyken, bu kudrete yakışır adımlar atma sorumluluğu ise hepimizin omzundadır. Dolayısıyla Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge hedefimiz, Türk ve Türkiye Yüzyılı stratejimiz için Dış Politika alanında faaliyet gösteren tüm kurum ve kuruluşlarımıza önemli sorumluluklar yüklemektedir. Diğer yandan Gazze’de sergilenen vahşette ABD ve İsrail ile beraber bu ülkelerin yanında yer alan diğer batılı ülkelerin kabul edilemez tutumları karşısında da Türkiye’nin alternatifsiz olmadığı gerçeği malumdur. Ülkemize yönelen tehdit ve tehlikeler dikkate alındığında İsrail’in ilk sıraya kendisini konumlandırdığı görülürken, bu ülkenin yanında saf tutan sözde müttefik ülkelerin tutumlarına bakıldığında, Türkiye’nin yeni küresel denge kurma arayış ve hedefini belirlemesi kadar tabi ve kaçınılmaz bir durum olamayacaktır" dedi. Türkiye’nin tüm insanlık için kalıcı alternatifler geliştirmesinin kaçınılmaz hale geldiğini söyleyen Özdemir, "Mademki batı değerleri kisvesine bürünüp, güç merkezi edasıyla hareket eden çevreler kanlı ve rezil hesaplarını Türk İslam coğrafyası başta olmak üzere dünyanın geri kalanına da yayma derdindedir, o vakit Türkiye’nin yeni ittifaklar oluşturabilme, güç merkezleri oluşturma, küresel barış ve istikrarın tesisi için tüm insanlık adına kalıcı alternatifler geliştirmesi kaçınılmaz hale gelmektedir. Cumhuriyet’in yeni yüzyılında iç ve dış kaynaklı tüm kamburlardan kurtulmak milli gayemiz olmalıdır. Cumhur İttifakı’nın temel hassasiyeti de budur. Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti yeni yüzyılda çaresizliği reddetmiş, çözümsüzlüğü dışlamış, ümitsizliği elinin tersiyle itmiştir. Milli birlikle yükseliş iradesini her alanda ortaya koyma kararlılığımız elbette sürecektir. Türkiye’nin jeopolitik ve jeostratejik konumu temkinli, tedbirli ayrıca çok boyutlu bir dış siyaset takibini gerektirmektedir. Bu ilkeler kapsamında ve yaşanan hem bölgesel hem de küresel gelişmeler karşısında bize göre Türkiye için akla, diplomasiye, siyasetin ruhuna, coğrafi şartlarla beraber yeni yüzyılın stratejik ortamına en uygun seçenek olarak Türkiye, Rusya ve Çin’den müteşekkil ’TRÇ’ ittifakının inşa edilmesi gerekmektedir. Bu durum milli siyasetimize, devlet ve millet yapımıza, gelecek tasavvurumuza uygun bir seçenektir. Türkiye sadece kuruluşundan itibaren değil, Anadolu’yu yurt edindiğinden bu yana küresel siyaseti daima çift başlı Selçuklu Kartalı’nda anlamını bulan yaklaşımla ele almış ve uygulamıştır. Batı ve doğuya aynı anda bakan, kudret ve kuvvetini batıda da doğuda da gösterebilen, koşulları tayin edebilme kabiliyetine erişmiş bir irade, Türk Devleti’nin kadim tutumudur. Temennimiz şartların kızıştığı, düzensizlik ve belirsizliklerin daha da yoğunlaştığı dünya konjonktüründe her türlü risk ve fırsatları beraber değerlendirirken, devletimizin kadim anlayışından gelen sağlam temeller üzerinde yol alınmasıdır. Ülkemiz hamdolsun güçlü iradesiyle bir yandan bölgesel ve küresel krizlerin aşılmasında öncü rol oynarken, diğer yandan her kesimin saygı duyduğu, tutumu dikkatle takip edilen, yeri geldiğinde hakemliğine başvurulan yüksek bir potansiyele erişmiştir. Türkiye yalnızca Balkanlar, Kafkasya, Ortadoğu, Karadeniz, Akdeniz, Kuzey Afrika gibi bölgelerde değil, dünyanın neresi olursa olsun, yaşanan hadiselerde politikaları mutlaka dikkate alınan bir kudrette olduğunu göstermiştir. Bilhassa Türk Devletleri Teşkilatı, yirmi birinci yüzyılda çözülen ve bozulan çok yapılı kuruluşlara inat günden güne artan bir önemle gelişimini sürdürmektedir. Bu durumlar, küresel hedeflerimiz yani Türkiye’yi küresel güç yapma gayretimiz açısından doğru ve emin bir yolda ilerlediğimizi göstermektedir. Siyaset ve diplomasi alanında görülen böylesine müspet bir tablonun bizzat vatandaşlarımızın gündelik yaşantısında da görülmesi ise büyük öneme sahiptir. Bu sebeple Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının vizesiz seyahat edebilecekleri ülke sayısının arttırılması gerekir. Küresel çapta artan sanayi ve ticaret potansiyelimizin yanı sıra, dünyanın pek çok bölgesinde faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlarımızın mensupları, iş dünyası temsilcilerimiz, öğrencilerimizle beraber diğer meslek erbaplarımız da daha rahat, güvenli ve emin olarak seyahat edebilmelidir. Ticaret hacmimizin gelişmesi için de bu durumun ne derecede önemli olduğu açıktır. Hali hazırda var olan vizesiz seyahat edilebilen ülkelerin sayısının 2026 yılından itibaren başlayarak ve somut bir hedef dâhilinde arttırılması Dışişleri Bakanlığımız tarafından stratejik bir plan olarak benimsenmelidir. Türkiye saygın bir pasaporta sahip olunduğunu göstermeli, artan diplomatik ağımızın ne derecede kıymetli olduğunu vatandaşlarımız da yaşayarak görebilmelidir. Bunun yanı sıra çeşitli nedenlerle bulundukları bölgelerde istikrarsızlık ve zulüm altında yaşayan, fakat diğer ülkelerin vatandaşı konumunda bulunan Türk kökenlilerin, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçişleri de kolaylaştırılmalıdır. Türkiye küresel bir güç olma arzusuyla hareket ederken, milli hedeflerimizin gerçekleşebilmesi için bize göre nüfusumuzun en az 100 milyona erişmesi gerekiyor. Dolayısıyla Dışişleri Bakanlığımızın da nüfus planlamamız ve projeksiyonumuzda stratejik bir akılla hareket ederek, kendi sorumluluk sahasında politika geliştirmesinin büyük öneme sahip olduğunu değerlendiriyoruz. Bu vesileyle sözlerime son verirken, Milliyetçi Hareket Partisi olarak Dışişleri Bakanlığımızın bütçesine meclis görüşmelerinin her safhasında olumlu yönde oy vereceğimizi belirtmek istiyorum. Bakanlığımız bünyesinde hizmet eden tüm personelimize Cenabı Allah’tan üstün muvaffakiyetler diliyor, her birine ayrı ayrı teşekkür ederken emek ve gayretlerinin aziz milletimiz nazarında çok büyük değere sahip olduğunu vurguluyor, hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Bütçenin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum" dedi.
Babasını bıçaklayarak öldüren oğul yakalandı
18 Kasım 2025 Salı - 19:14 Babasını bıçaklayarak öldüren oğul yakalandı Kayseri’nin Melikgazi ilçesinde tartıştığı babasını bıçaklayarak öldüren şahıs, polis ekipleri tarafından bir işyerinin çatısında yakalandı. O anlar anbean görüntülendi. Erenköy Mahallesi Dağyeli Caddesi üzerinde bulunan bir sitede meydana gelen olayda iddiaya göre, Hayrullah E. (61) ve oğlu F.A.E. arasında bilinmeyen bir sebepten dolayı tartışma çıktı. Tartışmanın büyümesi üzerine Hayrullah E. oğlu tarafından bıçaklanarak ağır yaralandı. Haber verilmesi üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edilirken, babasını bıçaklayan şüpheli de olay yerinden kaçtı. Ağır yaralanan baba sağlık ekiplerinin olay yerindeki ilk müdahalesinin ardından kaldırıldığı Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi’nde yapılan müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Katil zanlısı oğul yakalandı Öte yandan, hayatını kaybeden Hayrullah E.’nin cenazesi Hulusi Akar Cami’de ikindi namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından toprağa verilirken, Kayseri İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü’ne bağlı Cinayet Büro Amirliği ekipleri F.A.E.’yi yakalamak için çalışma başlattı. Ekipler, şüpheli F.A.E.’nin Kocasinan ilçesi Sanayi Mahallesi 6029’uncu Sokak’ta bir işletmenin çatısında olduğunu tespit etti. Operasyon düzenleyen ekipler katil zanlısı F.A.E’yi suç aletiyle beraber yakaladı. F.A.E.’nin yakalanma anı dronla anbean görüntülendi. Ruh ve Sinir Hastanesi’nde 4 kez tedavi görmüş Alınan bilgiye göre, katil zanlısı F.A.E.’nin farklı tarihlerde 4 kez Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde tedavi gördüğü öğrenildi.
Babasını bıçaklayarak öldüren oğul böyle yakalandı
18 Kasım 2025 Salı - 19:02 Babasını bıçaklayarak öldüren oğul böyle yakalandı Kayseri’nin Melikgazi ilçesinde tartıştığı babasını bıçaklayarak öldüren katil zanlısı oğul, polis ekipleri tarafından bir işyerinin çatısında yakalandı. O anlar anbean görüntülendi. Edinilen bilgiye göre, ilçeye bağlı Erenköy Mahallesi Dağyeli Caddesi üzerinde bulunan bir sitede meydana gelen olayda, iddiaya göre, Hayrullah E. (61) ve oğlu F.A.E. arasında bilinmeyen bir sebepten dolayı tartışma çıktı. Tartışmanın büyümesi üzerine Hayrullah E. oğlu tarafından bıçaklanarak ağır yaralandı. Haber verilmesi üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edilirken, babasını bıçaklayan şüpheli de olay yerinden kaçtı. Ağır yaralanan baba sağlık ekiplerinin olay yerindeki ilk müdahalesinin ardından kaldırıldığı Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi’nde yapılan müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Katil zanlısı oğul böyle yakalandı Öte yandan, hayatını kaybeden Hayrullah E.’nin cenazesi Hulusi Akar Cami’de ikindi namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından toprağa verilirken, Kayseri İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü’ne bağlı Cinayet Büro Amirliği ekipleri F.A.E.’yi yakalamak için çalışma başlattı. Ekipler, şüpheli F.A.E.’nin Kocasinan ilçesi Sanayi Mahallesi 6029’uncu Sokak’ta bir işletmenin çatısında olduğunu tespit etti. Operasyon düzenleyen ekipler katil zanlısı F.A.E’yi suç aletiyle beraber yakaladı. F.A.E.’nin yakalanma anı bir cep telefonu tarafından anbean görüntülendi. Ruh ve Sinir Hastanesi’nde 4 kez tedavi görmüş Alınan bilgiye göre, katil zanlısı F.A.E.’nin farklı tarihlerde 4 kez Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde tedavi gördüğü öğrenildi.
KAYÜ, EUREC’e katılan ‘ilk’ Türk üniversitesi oldu
18 Kasım 2025 Salı - 17:15 KAYÜ, EUREC’e katılan ‘ilk’ Türk üniversitesi oldu Kayseri Üniversitesi (KAYÜ), 14 Avrupa ülkesinden 37 araştırma merkezini bir araya getiren Avrupa Yenilenebilir Enerji Araştırma Merkezleri Birliği’ne (EUREC) üyeliği kabul edilerek önemli bir başarıya imza attı. Kayseri Üniversitesi, bu birliğe katılan ilk Türk üniversitesi olma unvanını elde etti. 1991 yılında kurulan ve misyonu sürdürülebilir bir enerji sistemine geçişi sağlamak üzere yenilikçi teknolojilerin ve insan kaynaklarının geliştirilmesini desteklemek olan EUREC’e katılan Kayseri Üniversitesi, yenilenebilir enerji alanındaki bilimsel çalışmalarını uluslararası alana taşıyan kritik bir adım atmış oldu. KAYÜ, bu üyelik sayesinde yenilenebilir enerji çözümleri için araştırma ihtiyaçlarının belirlenmesi ve Ar-Ge faaliyetlerinin desteklenmesi ile politikaların teşvik edilmesi, proje geliştirme yoluyla araştırma ve endüstriyi birbirine bağlayarak inovasyon ve teknoloji transferinin kolaylaştırılması, EUREC tarafından koordine edilen iki Avrupa Yenilenebilir Enerji Yüksek Lisans programı aracılığıyla yüksek nitelikli iş gücünün geliştirilmesi ve uluslararası Ar-Ge iş birliğinin güçlendirilmesi konusunda EUREC ile iş birliği yapacak ve EUREC’in temel hedeflerine doğrudan katkıda bulunma ve bunlardan faydalanma imkânı bulacak. KAYÜ Rektörü Prof. Dr. Kurtuluş Karamustafa konuyla ilgili yaptığı açıklamada, bu tarihi üyeliğin, üniversitenin yenilenebilir enerji alanındaki yetkinliğini ve uluslararasılaşma hedefini pekiştirdiği vurguladı. Rektör Prof. Dr. Kurtuluş Karamustafa, "Kayseri Üniversitesi olarak, Avrupa’nın bu önemli araştırma ağına katılan ilk Türk üniversitesi olmaktan büyük gurur duyuyoruz. Bu üyelik, ülkemizin yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşmasında kritik rol oynayacak bilimsel bilgi ve teknoloji birikimini artırma potansiyelimizi gösterirken, Avrupa’daki araştırma merkezleriyle ortak projelere imza atma ve bilgi alışverişinde bulunma yolunda önemli bir kapı açmaktadır. Sürdürülebilir bir geleceğe katkı sunacak çalışmalarımızı uluslararası düzeyde sürdürmeye kararlıyız. Bu yeni iş birliği üniversitemiz akademisyenleri ve öğrencilerinin Avrupa’nın önde gelen yenilenebilir enerji uzmanlarıyla doğrudan temas kurmasına ve uluslararası alanda görünürlüğünü artırmasına imkân sağlayacaktır. Kayseri Üniversitemizin bu başarıyı elde etmesinde emeği geçen akademisyenlerimiz Prof. Dr. Özgür Demirtaş ve Doç. Dr. Ahmet Aksöz’e çok teşekkür ediyor, başarılarının devamını diliyorum" ifadelerini kullandı.