Yerel Haberler
Kocaeli
20 Mayıs 2026 Çarşamba - 17:13 Büyükakın’dan İzmir’e: "Sabır diliyorum" Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, İzmit Körfezi Dip Çamuru Temizliği projesine yönelik eleştirilere, İzmir Körfezi’ndeki çevre sorunlarını örnek göstererek yanıt verdi. Büyükakın, "Buradan İzmir’e de sabır diliyorum. İnşallah orası da yakın zamanda AK Parti belediyeciliğiyle tanışır" dedi. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi mayıs ayı meclis toplantısının ikinci oturumu gerçekleştirildi. Toplantıda CHP grubunun dünyanın en büyük çevre temizlik projelerinden olan "İzmit Körfezi Dip Çamuru Temizliği" hakkındaki eleştirilerini yanıtlayan Büyükakın, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanının konuyla ilgili açıklamalarında ciddi bir manipülasyon olduğunu belirtti. Büyükakın, "Bakın, İzmir’de altyapı yatırımları yapılmıyor. Yağmur suyu hatları ile kanalizasyon hatları aynı borudan akıyor. Bu durumda arıtma tesisleri çalışmaz. Yağmur yağdığı zaman sistem çöker ve yeniden çalışır hale gelmesi 20 gün ile 1 ay arasında sürer. Bu süreçte kanalizasyon doğrudan denize gider. Deniz adeta foseptik gibi kullanılmış olur. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın söylediği şey çok net; ’Önce arıtma tesislerini çalıştırın, yağmur suyu hatlarını kanalizasyon hatlarından ayırın. Altyapı yatırımını yapın, sonra dip çamuru temizliği çalışmasını birlikte yapalım’ Kimse ’Yapmayız’ demiyor ama onlar üzerine düşeni yapmadığı için arıtma tesisleri çalışmıyor" dedi. "Denize çamur gitmeye devam ederken dip çamurunu temizlemenin mantığı olmaz" Kocaeli’de 23 arıtma tesisinin çalıştığına dikkati çeken Büyükakın, "Bu tesisler sayesinde yılda yaklaşık 130 bin ton çamur denize gitmiyor. Eğer biz arıtma tesislerini çalıştırmasaydık ve sonra Bakanlığa ’Gelin denizdeki çamuru temizleyelim’ deseydik, bize de ’Önce arıtma tesislerini çalıştırın’ derlerdi. Denize çamur gitmeye devam ederken dip çamurunu temizlemenin mantığı olmaz. Buradaki mesele budur. İzmir’de ayrıca ’Gelin siz yapın’ deniliyor. Bizim yaptığımız projede bütçenin üçte birini Kocaeli Büyükşehir Belediyesi karşılıyor. Yaklaşık 50 milyon dolarlık kısmı Büyükşehir’in bütçesinden çıkıyor. Yani toplamda 2.5 milyar TL’ye yakın kaynak Büyükşehir bütçesinden karşılanıyor" diye konuştu. "İzmir’e sabır diliyorum" Başkan Büyükakın, sözlerini şöyle tamamladı: "Ciddi bir sorun var. ’İzmir Körfezi bu milletin değil mi?’ yaklaşımı akla ziyan bir yaklaşım. Oradaki belediye başkanının öncelikle yapması gereken şey arıtma tesislerini çalıştırmak ve yağmur suyu hatlarını kanalizasyon hatlarından ayırmaktır. Çünkü yağmur suyu ve kanalizasyon aynı hatta aktığında arıtma tesisi çöker. Böyle bir durumda denizin çamurunu temizlemenin de anlamı olmaz. Dolayısıyla burada kamuoyu çok ciddi şekilde manipüle ediliyor. Dediğim gibi slogan kısmında başarılı olabilirler ama icraat kısmı maalesef içler acısıdır. Buradan İzmir’e de sabır diliyorum. İnşallah orası da yakın zamanda AK Parti belediyeciliğiyle tanışır ve gerekli çalışmalar yapılır diyorum."
20 Mayıs 2026 Çarşamba - 16:01 İzmit Belediyesi’nden 56 kişiyi evinden eden toprak kaymasına ilişkin açıklama İzmit Belediyesinden iki gün önce Topçular Mahallesi’nde 5 binanın tahliyesine neden olan toprak kaymasıyla ilgili açıklama yapıldı. Olayın, yüklenici firmanın projeye aykırı şekilde istinat önlemlerini almadan derin kazı yapmasından kaynaklandığı belirtilerek, ilgililer hakkında cezai işlem başlatılacağı duyuruldu. Olay, iki gün önce saat 14.30 sıralarında Topçular Mahallesi Özdil Sokak’ta yürütülen bir inşaatın temel kazısı sırasında meydana geldi. Temel kazısı yapılan alanda toprak kayması yaşandı. Bölgeye gelen ekipler güvenlik şeridi çekerek çevrede önlem aldı. Toprak kayması sebebiyle risk oluşturabileceği değerlendirilen, kat sayıları 2 ile 3 arasında değişen 5 bina tedbir amacıyla tahliye edildi. Evlerinden çıkarılan 56 vatandaş ise Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne ait konukevlerinde ya da yakınlarının yanında konaklıyor. İzmit Belediyesinden olaya ilişkin bugün yapılan yazılı açıklamada, Fen İşleri Müdürlüğü ekiplerince sahada yürütülen teknik incelemelere değinilerek, "Teknik değerlendirmelere göre kaymanın; temel kazısı sırasında imalat programına uygun hareket edilmemesi, istinat önlemlerinin kademeli şekilde alınmadan derin kazı yapılması ve şantiyede proje dışı uygulamalara gidilmesi nedeniyle yaşandığı değerlendirilmektedir. Vatandaşlarımızın güvenliği, çevredeki yapıların durumu ve sürecin sağlıklı şekilde yürütülmesi için konu tüm yönleriyle değerlendirilmektedir" denildi. "Şantiyede proje harici ve kontrolsüz uygulamalar yapıldığı belirlenmiştir" Açıklama şöyle devam etti: "Ruhsatlı bir yapı için yürütülen temel hafriyatı çalışmaları sırasında meydana gelen toprak kaymasıyla ilgili olarak belediyemizin tüm ilgili ekipleri olayın ilk anından itibaren sahada görev almıştır. Fen İşleri Müdürlüğü ekiplerimiz tarafından yapılan ilk teknik incelemelerde, yaşanan kaymanın imalat programındaki hatalı uygulamalardan kaynaklandığı tespit edilmiştir. İzmit’in eski yerleşim dokusu ve eğimli topoğrafyası nedeniyle bu tür bölgelerde kazı çalışmalarının son derece dikkatli ve kontrollü şekilde yürütülmesi gerekmektedir. Yapı güvenliğini sağlayan istinat duvarlarının kademeli ve mühendislik kurallarına uygun biçimde imal edilmesi gerekirken, şantiyede proje harici ve kontrolsüz uygulamalar yapıldığı belirlenmiştir. Edinilen teknik değerlendirmelere göre, yüklenici firma daha rahat çalışma alanı oluşturabilmek amacıyla kazıyı olması gerekenden daha derin gerçekleştirmiştir. Yapının bodrum ve zemin katlarının taşıyıcı perde duvarları istinat işlevini birlikte üstlenmesi planlanmış, ancak planlanandan daha derin bir kazı çalışıldığı anlaşılmıştır. Ancak bu çalışma yöntemi ve imalat şekli, ruhsat sürecinde belediyemize sunulan proje ve çalışma programında yer almamaktadır. Firma, belediyemize sunulan projeden aykırı hareket ederek bu talihsiz olayın yaşanmasına neden olmuştur." Firma ve şantiye şefine cezai işlem uygulanacak AFAD koordinasyonunda bölgedeki güvenliğin sağlandığı belirtilen açıklamada, toprak kaymasının önlenmesi için yeni bir istinat duvarı projesinin hazırlanıp uygulama sürecinin başlatıldığı kaydedilerek, "Teknik güvenlik sağlandıktan sonra proje müellifleriyle birlikte gerekli proje tadilatları yapılarak yapının yeniden ruhsatlandırılması ve sürecin mevzuata uygun şekilde devam etmesi sağlanacaktır. Öte yandan projeye aykırı imalat yapılması ve kontrolsüz kazı gerçekleştirilmesi nedeniyle ilgili firma ve şantiye şefi hakkında İmar Kanunu’nun ilgili hükümleri doğrultusunda cezai işlem uygulanacaktır. Vatandaşlarımızın güvenliğini ilgilendiren bu konuda hiçbir ihmali görmezden gelmeyecek, sürecin takipçisi olacağız" ifadelerine yer verildi.
20 Mayıs 2026 Çarşamba - 15:30 Dilovası’nda 7 kişinin öldüğü fabrika yangını davasında firari sanık tutuklandı Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde kozmetik dolum tesisinde çıkan ve 7 kişinin öldüğü yangına ilişkin davanın ikinci duruşmasında, hakkında yakalama kararı bulunan tutuksuz sanık Abdurrahman Bayatlı’nın tutuklanmasına karar verildi. Ayrıca mahkeme, LYKEE kozmetik firması yetkililerinden hamile olan ve daha önce ameliyat geçirdiği belirtilen Aleyna Oransal’ın cezaevi şartlarında kalıp kalamayacağının tespiti için hastane raporu istenmesine hükmetti. Kandıra Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi’ndeki salonda görülen davanın 2. celsesinde, tutuklu ve tutuksuz sanıklar, müştekiler ve taraf avukatları hazır bulundu. Bazı sanıklar ise duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı. Çıkar çatışmaları sebebiyle sanıkların ortak müdafilerinin ayrıldığını belirten mahkeme başkanı, sanıklara yeniden söz hakkı verdi. Tutuklu sanıklar önceki ifadelerini tekrar etti. "Sadece uzaktan bakmakla yetindik" Fabrika binasını satın alan şirketin yetkilisi tutuksuz sanık Caner Özgür Y., SEGBİS ile bağlandığı duruşmada, mülkü inşaat yapmak amacıyla aldıklarını savundu. Kiracının içeride ürün depoladığını bildiklerini ancak fiili üretimden haberdar olmadıklarını öne süren Y., "Fabrikada ürün yapıldığından haberimiz yoktu. Çalışma ruhsatının olduğunu biliyorduk. Firmamda işleri fiilen ben yönetirim, babam ve amcam sadede imza yetkileri vardır" dedi. "Yangına sadece uzaktan bakmakla yetindik" Çapraz sorguya alınan Caner Özgür Y., "Olay günü yangın haberini alınca Kurtuluş Oransal’ı aradım ancak kendisi beni tanımadı. Onu aramanın sebebi yangınla ilgili bilgi almaktı. İçerde insanların olduğunu bilmiyordum. Küçük çaplı yangın olduğunu düşündüm. Hemen İstanbul’daki evimden yangının olduğu yere geldim. Geldiğimde itfaiyeler çalışıyordu" ifadelerini kullandı. Avukatın, "Olayın meydana geldiği fabrikaya gelip ne yaptınız?" sorusuna sanık, "Sadece uzaktan bakmakla yetindik" yanıtını verdi. Tutuksuz sanıklar Özcan Y. ve Özkan Y. da mülkü inşaat yapmak için aldıklarını söyledi. "Ravive’ye iş yeri hekimi olarak görevlendirilmiştim ancak belirtilen adreste yoktu" İş sağlığı ve güvenliği firmasından tutuksuz sanıklar Muhammed D. ve Seyfullah Ç. ise görevlendirme sonrası belirtilen adrese gittiklerini ancak orada Ravive yerine başka bir firmanın bulunduğunu, durumu müdürlerine ilettiklerini iddia etti. Muhammed D., "Ravive’ye iş yeri hekimi olarak görevlendirilmiştim. Belirtilen adrese Ünal A. ile gittik ancak Ravive firmasının yerinde başka bir firma vardı. Bunun üzerine geri döndük. Ünal A. gereğini yapacağını söyledi" şeklinde konuştu. Tutuksuz sanık Seyfullah Ç. ise "Küresel OSGB bünyesinde iş güvenliği uzmanı olarak çalışıyordum. Bana Ravive ataması yapıldı ancak belirtilen adrese gittiğimde orada başka işletme vardı. Bunu müdürüm Ünal A.’ya ilettim, kendisi durumla ilgileneceğini söyledi" dedi. Firari olarak aranan nakliyeci Abdurrahman Bayatlı, geldiği duruşmada; iddianamenin eline ulaşmadığını, daha sonra savunma yapacağını söyledi. "Çok yoğun olduğumuz için geceleri de çalıştığımız oluyordu" Sanıklardan şikayetçi olan mağdur Zeynep Hüseyin (17), " Ravive’de 15 yaşındayken yaklaşık 2 yıl boyunca çalıştım. Kurtuluş Oransal beni işe aldı. Paketleme ve etiketleme yapıyorduk. İş yerinde parfüm ve kolonya üretimi yapılıyordu. İsmail Oransal’da iş yerine geliyordu, karışım yapıyordu. Aleyna’da bazen iş yerine yardıma geliyordu, Gökberk’te mal yapıyordu. Tuncay ve Hürol karışım yapıyordu, bizlerde genelde paketleme yapıyorduk. Koruyucu ekipmanımız yoktu, İSG eğitimi de almadık. Olay günü de ben kapıya yakın bir yerde paketleme yapıyordum. Tuncay’da Görberk’in kolonyasını yapıyordu. Lacton’un dolumu da Ravive’de yapılıyordu, parfüm olduğunu hatırlıyorum. Birden patlama ve yangın oldu. Hemen dışarı kaçtım ancak ben de yaralandım. 800 TL alıyordum. Sigortam yoktu, sadece 1 kişinin sigortası vardı. Çok yoğun olduğumuz için geceleri de çalıştığımız oluyordu. Yangın merdiveni yoktu. Zabıtalar 2 güne bir geliyordu ancak denetim yapmıyordu, parfüm alıp gidiyorlardı" diye konuştu. Müştekilerin beyanlarına karşı söz alan sanıklar ve avukatları ise aleyhteki hususları kabul etmediklerini belirtti. 1 tutuklama Cumhuriyet savcısının talebi üzerine mahkeme heyeti, ’suçluyu kayırma’ suçundan yargılanan Bayatlı’nın tutuklanmasına hükmetti. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının davaya katılma talebini kabul eden heyet, hamile olan ve daha önce ameliyat geçirdiği belirtilen tutuklu sanık Aleyna Oransal’ın cezaevi şartlarında kalıp kalamayacağına ilişkin hastane raporu istenmesine karar vererek, duruşmanın ikinci oturumunu saat 15.30’a erteledi. Olayın geçmişi Dilovası ilçesi Mimar Sinan Mahallesi’ndeki Ravive Kozmetik isimli kozmetik dolum tesisinde 8 Kasım 2025’te çıkan yangında Hanım Gülek (65), Esma Dikan (65), Şengül Yılmaz (55), Tuncay Yıldız (48), Tuğba Taşdemir (18), Nisa Taşdemir (17) ve Cansu Esatoğlu (16) hayatını kaybetmişti. Fabrika sahiplerinden olan ve tutuklu bulunduğu cezaevinde kalp krizi geçiren Kurtuluş Oransal, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti. İddianamede Ravive Kozmetik yetkilileri tutuklu sanıklar İsmail Oransal ile ağabeyi Altay Ali Oransal, ortak üretim yaptığı öne sürülen LYKEE kozmetik firmasının tutuklu yetkilileri Aleyna Oransal ve Gökberk Güngör hakkında ’olası kastla öldürme’ suçundan 7’şer kez müebbet, ’nitelikli mala zarar verme’ suçundan ise 3’er kez 6 aydan 4 yıla kadar hapis cezası talep edilmişti. İddianamede ayrıca fabrikaya iş sağlığı ve güvenliği hizmeti veren firmanın işletmecisi firari Ümit Ç., sorumlu müdürü tutuklu Ünal A., iş güvenliği uzmanları Muhammet D. ile Seyfullah Ç., fabrika binasının eski sahibi tutuklu Güven D., binayı satın alan şirketin yetkilileri Caner Özgür Y., Özcan Y. ve Özkan Y.’nin ’bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma’ suçundan 2 yıl 8 aydan 22 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılmaları istenmişti. Oransal kardeşlerin dayısı tutuklu Ali Osman A., Onay Y., tutuksuz Ömer A. ve Abdurrahman Bayatlı hakkında ise ’suçluyu kayırma’ suçundan 6 aydan 5 yıla kadar hapis cezası talep edilmişti. Davanın ilk celsesinde mahkeme heyeti, tutuklu sanıklardan ’suçluyu kayırma’ iddiasıyla yargılanan Onay Y.’nin yurt dışı çıkış yasağı şartıyla tahliyesine hükmetmişti. Heyet, tutuksuz sanık Ömer A.’nın adli kontrol tedbirlerini kaldırırken, diğer tutuklu sanıkların mevcut hallerinin devamına karar vermişti.
Sanayi Teknoloji Bakanı Kacır: "Türkiye’nin yüksek teknoloji ihracatı 9 milyar doları aştı"
21 Ekim 2024 Pazartesi - 17:11 Sanayi Teknoloji Bakanı Kacır: "Türkiye’nin yüksek teknoloji ihracatı 9 milyar doları aştı" Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Türkiye’nin son 22 yılda adeta sıfırdan dev bir araştırma geliştirme ekosistemi inşa ettiğini, AR-GE çalışanlarının sayısının 300 bine yaklaştığını belirterek, “Türkiye’nin yüksek teknoloji ihracatı 9 milyar doları aştı. 22 yılda 9 mislisine yaklaşan bir yüksek teknoloji ihracatından söz ediyoruz. 200’den fazla üniversitemizde Türkiye’nin dört bir yanında eş zamanlı olarak teknoloji girişimlerine hizmet sunan kuluçka merkezleri ve hızlandırma programlarıyla bugün büyük bir teknoloji ve AR-GE ve inovasyon altyapısına ve ekosistemine sahibiz” dedi. Gebze’de bulunan bir üniversitenin akademik yılı açılış törenine katılan Bakan Kacır, akademik çalışmaların Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci asrında, "Türkiye Yüzyılı" yolculuğunda en önemli kuvvet çarpanı olacağını söyledi. Türk sanayisinin dünyanın dört bir yanına ürün ve hizmet ihraç ettiğini belirten Kacır, Türkiye’nin imalat sanayisinin, milli gelirindeki payının yükselmeye devam ettiğini bildirdi. "Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu yüksek ürün ve sistemlerinin kendi imkanlarıyla geliştirebilmesi, üretebilmesi ve rekabetçi şekilde dünyaya ihraç edebilmesinin yolculuğu" ifadelerini kullanan Kacır, "Bir yönüyle Türkiye’nin tam bağımsızlık, bir yönüyle de refah artışı yolculuğu. Tabii bu yolculukta son 22 yılda kurduğumuz altyapı ve ekosistem aslında çok önemli bir rol teşkil ediyor. Türkiye son 22 yılda adeta sıfırdan dev bir araştırma geliştirme ekosistemi inşa etti. Bugün Türkiye’nin AR-GE çalışanlarının sayısı 300 bine yaklaştı. 1600’den fazla firmamızın bünyesinde AR-GE ve tasarım merkezlerimiz var. Bugün Teknoparklarımızın sayısı 104. 11 bine yakın firma, Türkiye’nin teknoparklarında inovasyon odaklı çalışmalar sürdürüyor. Türkiye’nin yüksek teknoloji ihracatı 9 milyar doları aştı. 22 yılda 9 mislisine yaklaşan bir yüksek teknoloji ihracatından söz ediyoruz. 200’den fazla üniversitemizde Türkiye’nin dört bir yanında eş zamanlı olarak teknoloji girişimlerine hizmet sunan kuluçka merkezleri ve hızlandırma programlarıyla bugün büyük bir teknoloji, AR-GE ve inovasyon altyapısına ve ekosistemine sahibiz" diye konuştu. Yoğun ihracat yapılan ülke sayısında Türkiye olarak zirvede olduklarının altını çizen Kacır, "Aynı zamanda toplam ihracatımızın büyüklüğü de elbette muazzam bir hızla arttı. Bu şunu gösteriyor, bu ülkenin en büyük gücünü gösteren parametrelerden biridir. Çin’den Avrupa’nın ortasına kadar en fazla sayıda, en fazla çeşitte ürünü en fazla ülkeye rekabetçi şekilde ihraç edebilen ülke biziz, Türkiye’dir. Türkiye, bugün askeri insansız hava araçlarında dünyada bir numaradır. Beyaz eşya üretiminde Avrupa’da bir, dünyada iki numaradır. Güneş paneli üretiminde Avrupa’da bir, dünyada dört numaradır, demir çelik üretiminde, çimento üretiminde, ticari araç üretiminde Avrupa’da bir numarayız. 35 milyar doların üzerinde otomotiv ihracatımız var, 30 milyar doların üzerinde kimya ihracatımız var, 25 milyar doların üzerinde makine ihracatımız var. Bu yönüyle katma değerli ürün üreten, teknoloji seviyesi yüksek ürünlerde iddia sahibi bir ülke, bugün Türkiye. Türkiye’nin milyar dolarlık teknoloji girişimleri var artık. Biz 2019 yılında sanayi ve teknoloji stratejisini ilan ettik ve 10 unicorn bizim tarifimizle 10 turcorn hedefi koyduk. Yani milyar dolar değeri aşan 10 Türk teknoloji girişimi olacak dedik. O gün hiç yoktu, olacağına inanmayanlar da vardı. Bugün 7 Türk teknoloji girişimimiz var, milyar dolar değeri aşan ve turcorn olan. Hedefimiz 2030 yılında 100 bin teknogirişiminin Türkiye’de doğması ve aralarından en az 100’ünün milyar dolar değeri aşması ve turcorn olması. Türkiye bunu başarabilecek bir ülkedir. İstiyoruz, arzu ediyoruz ki Türk sanayisinin dönüşümü bilgi temelli ekonomiyle devam etsin. Bunun için de yatırım teşvikleri sunan bir bakanlık olarak, tıpkı savunma sanayisindeki gibi bu firmaların araştırma, geliştirme iş birliklerini daha güçlü şekilde sürdürmelerini zorunlu kılacağız. TÜRKSAT 6A ile birlikte yörünge operasyonları konusunda da ilk kez deneyim kazandık. Bu deneyim bize ay projesinde katkı sunacak. 380 bin kilometre öteye, aya kendi geliştirdiğimiz uzay aracıyla kendi ürettiğimiz hibrit roket motorunu ateşleyerek erişmeyi amaçlıyoruz. Bu da Milli Uzay Programımız önemli hedeflerinden biri" ifadelerini kullandı.
Engelli genç kıza cinsel istismar uyguladığı iddia edilen sanıklar beraat etti
21 Ekim 2024 Pazartesi - 15:54 Engelli genç kıza cinsel istismar uyguladığı iddia edilen sanıklar beraat etti Kocaeli’de yüzde 50 zihinsel engelli 20 yaşındaki kıza, çiğköfte dükkanında cinsel istismarda bulundukları gerekçesiyle yargılanan 2 sanık hakkında mütalaa açıklandı. Mahkeme heyeti, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığını gerekçe göstererek sanıkların beraatine karar verdi. Edinilen bilgiye göre, 2021 yılının eylül ayında 20 yaşında olan ve yüzde 50 zihinsel engelli bulunan M.A., sosyal medya hesabından tanıştığı F. ile buluşmak amacıyla gece saatlerinde 6 yaşındaki erkek kardeşiyle birlikte İzmit Otogarına gitti. F.’nin otogara gelmemesi üzerine M.A., erkek kardeşiyle beraber otogarın karşısında bulunan çiğköfte dükkanına gitti. İddiaya göre, M.A. tuvalete gittiği esnada dükkanda çalışan D.D. (58), kızın peşinden giderek cinsel saldırıda bulundu ve çıplak fotoğrafını çekti. Daha sonra D.D., patronu M.D’ye (51) telefon ederek dükkana çağırırken, kendisi ise oradan ayrıldı. M.A. ile tek başına kalan M.D’nin de kıza cinsel saldırıda bulunduğu öne sürüldü. Olayın ortaya çıkmasıyla 2 şüpheli de gözaltına alındı. İfadeleri alınan şüpheliler, tutuklanarak cezaevine gönderildi. Bir süre sonra sanıklar tahliye edildi. Cumhuriyet savcısı sanıkların cezalandırılmasını talep etti Olayla ilgili duruşma Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam etti. Duruşmaya tutuksuz sanıklar M.D., D.D. ve taraf avukatları katıldı. Sanıklar suçlamaları kabul etmeyerek beraatlerini istedi. Cumhuriyet savcısının mütalaasında, dosya kapsamında yer alan mağdur beyanları, sanığın tevil yollu ikrarı, Adli Tıp Kurumu raporu, sanıklar arasında geçen mesaj kayıtları değerlendirildiğinde, sanık D.D’nin müştekinin çıplak fotoğraflarını çekmek suretiyle üzerine atılı özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu işlediği, yine müştekinin göğüslerine dokunmak ve müştekiye cinsel organını tutturmak suretiyle üzerine atılı cinsel saldırı suçunu işlediği belirtildi. Diğer sanık M.D’nin ise müştekinin rızası dışında cinsel amaçlı zorla birliktelik yaşadığı ve üzerine atılı cinsel saldırı suçunu işlediği ifade edildi. Cumhuriyet savcısı, D.D.’nin "Basit cinsel saldırı" suçundan 5 yıldan 10’a kadar, "Özel hayatın gizliliği" suçundan ise 1 yıldan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti. M.D.’nin de "Nitelikli cinsel saldırı" suçundan 12 yıldan 20 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi. Beraat ettiler Mahkeme heyeti, sanıkların üzerlerine atılı suçları işlediğine dair her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gerekçesiyle "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi uyarınca beraatlerine karar verdi. ilk celsede sanıklar itiraf etmişti Sanıklardan D.D., ilk duruşmadaki savunmasında, "M.A’ya yönelik herhangi bir cinsel eylemim olmamıştır. Müştekinin akıl hastası olduğunu bilmiyordum. M.A. ile M.D. arasında cinsel anlamda bir şey yaşanıp yaşanmadığını bilmiyorum. M.A., 2 kez üzerini çıkararak beni tahrik etmeye çalışıyordu. Ben 2 kez lavaboda üstünü giydirdim ancak en son bu hareketlerinden çekindiğim için fotoğrafını çekmeye karar verdim. Müştekinin fotoğrafını delil olsun diye kendi rızasıyla çektim. Müştekiyle önceye sayalı tanışıklığımız yoktur" ifadelerini kullanmıştı. "Cinsel anlamda beni tahrik edince birliktelik yaşadık" Olaydan önce M.A.’yı tanımadığını ifade eden M.D. ise "Olay tarihinde müştekiyi dükkanın önünde otururken buldum, kendisini önceden tanımam. D.D., bana kızı bir saate gelip alacaklarını söyledi. Evime gitmek için dükkandan ayrılacağım esnada M.A. bana ’Gitme burada kal’ dedi. Eve gitmem gerektiğini söyledim ancak ısrar edince bir süre kaldım. Bulunduğumuz zaman zarfında beni tahrik etti, ben uzak durmaya çalıştım ancak yine cinsel anlamda tahriklerine devam edince cinsel birliktelik yaşadık. Daha sonra dükkanın anahtarını bırakıp ayrıldım. Çıkmadan önce de M.A. benden bir miktar para istedi. Kendisine para verdim. Ben müştekinin akıl hastası olduğunu bilmiyordum. Olay bu şekilde gerçekleşmiştir. Beraatimi ve tahliyemi talep ediyorum" şeklinde konuşmuştu.
Prof. Dr. Genç, "Filistin’de ne işimiz var?" diyenleri bu sözlerle uyardı
21 Ekim 2024 Pazartesi - 14:02 Prof. Dr. Genç, "Filistin’de ne işimiz var?" diyenleri bu sözlerle uyardı Prof. Dr. Nurullah Genç, "Filistin’de ne işimiz var?" diyenleri uyararak, "Dünyanın neresinde bir zulüm varsa, o bizim bayrağımızdır" vurgusunu yaptı. Genç, "Biz veren elin milletiyiz, alan değil. Onun için bileceğiz ki, dünyanın her yerindeki her hadise bizi ilgilendiriyor" dedi. Gebze Belediyesi’nin ev sahipliğinde bu yıl 3’üncüsü düzenlenen Gebze Kitap Fuarı, kitapseverleri ağırlamaya devam ediyor. 27 Ekim’e kadar sürecek olan fuarda, 200’den fazla yazar ve düşünür seminerler veriyor, imza günleri düzenliyor. Fuar kapsamında düzenlenen etkinliklerden biri de Prof. Dr. Nurullah Genç’in "Bir Coğrafya Bin Direniş; Filistin’in Mücadelesi" başlıklı konferansı oldu. "Biz hep o fotoğrafı gördük ve acı duyduk" Konuşmasında, Müslümanların birbiriyle uğraşmayı bırakması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Genç, "Dünyada bizimle ciddi anlamda uğraşanlar var. Meselenin yüzlerce yıllık geçmişine baktığımızda göreceğiz ki bugün İsrail’de olanlar aslında milattan önceki ve milattan sonraki 67, 115 ve 132 yıllarına, Bar Kohba İsyanı’na kadar gidiyor. Bu fotoğrafın arkasında devasa bir geçmiş var. Eğer o geçmişi bilmezsek bugünkü İsrail’i ve Yahudilerin yaptıklarını anlayamayız. Amerika’yı anlayamayız. Tıpkı Kevin Carter’ın Pulitzer ödülü aldığı ve sonunda intihar ettiği, akbabanın başında beklediği çocuk fotoğrafı gibi. Biz hep o fotoğrafı gördük ve acı duyduk. Ama fotoğrafın arka planını düşünemedik. O çocuk oraya neden geldi? Neden dizlerinin üzerine çöktü? Onun arkasındaki yüzyılların anlamı neydi? Bunu bilemedik çünkü biz son 150-200-300 yıldır kelimelerimizi kaybettik, hafızamız boşaldı" dedi. "Dünyanın neresinde bir zulüm varsa o bizim bayrağımız" Kelimenin iki anlamı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Nurullah Genç, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bir lügat anlamı, bir de ıstılahi anlamı var. Istılahi anlam, kelimenin arka planını ve tarihi derinliğini ifade ediyor. Istılahi anlam, geçmişten bugüne o kelimenin hayatını anlatır. Bayrak kelimesinin ıstılahi anlamına gittiğimizde neden Filistin’in de bayrağı olduğunu anlarız. Çünkü bizim bayrağımızın rengindeki kırmızı, şehidin kanından, 1. Kosova Savaşı’ndan bize doğru gelir. Bayraktaki hilal, yarım ay Hazreti Peygamber’i sembolize eder. Çünkü Efendimiz Hz. Muhammed’in (Sallallahü teala aleyhi ve sellem) Medine’ye hicretinde ufuktan göründüğü an söylemler olmuştur ve ayın ilk 2-3 günü hilaldir. Peygamber Efendimizin de (Sallallahü teala aleyhi ve sellem) Medine’ye ilk girişi olduğu için hilale benzetilmiştir. Ama o peygamber (Sallallahü teala aleyhi ve sellem), kendisini hilale benzetenler için de ’Ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine tabi olursanız kurtuluşa erersiniz’ demiştir. Bizim yıldızımız da onu sembolize ediyor. İşte bu manada, alemlere rahmet olarak indirilen Efendimizin (Sallallahü teala aleyhi ve sellem), onun ashabının ve onların bize getirdikleri merhamet, medeniyetinin bayrağı Filistin’in de bayrağıdır. Onun için dünyanın herhangi bir yerindeki bir mazlumun da bayrağıdır. ’Bizim Filistin’de ne işimiz var’ diyenler bunu bilmedikleri ve bu arka plana sahip olamadıkları için kendilerini meseleden uzak zannediyorlar. Dünyanın neresinde bir zulüm varsa, o bizim bayrağımızdır. İşte bu manaya nüfuz edebilmek için kelimelerimizi yeniden kazanmamız gerekiyor" "Biz veren elin milletiyiz, alan değil" "Bizim medeniyetimiz veren elin alan elden üstün olduğunu söyleyen medeniyettir" diyen Genç, "Filistin’e yardım elimiz olmalı. Çünkü biz böyle bir inanca sahibiz. Boşnak tarihçinin bize anlattığına göre; Fatih Sultan Mehmet, bütün Bosna’yı fethettikten sonra karşısına aldığı yaklaşık 20 bin Bosnalı’ya, ’Benden ne istiyorsunuz?’ diye sormuş. Buna şahit olanlar ’Acaba sultan yanlış mı söyledi?’ diyorlar. Tekrar dönüp soruyorlar. Sultan, ’Hayır, biz sizden bir şey almaya gelmedik. Biz size ne verelim? Ne istiyorsunuz bizden?’ diye soruyor. Tekrar aralarında konuşuyorlar, yumruklarını sıkarak ayağa kalkıyorlar, ’Hakanımız olun yeter, başka bir şey istemiyoruz’ diyorlar ve Boşnakların büyük kısmı o zaman Müslüman oluyor. Ali İzzet Begoviç, ölümünden önce Cumhurbaşkanımıza ’Bosna Size emanet’ derken bunu söylemeye çalışıyordu. Yani ’Siz bizim Hakanımızsınız’ demeye çalışıyordu. Biz böyleyiz. Biz veren elin milletiyiz, alan değil. Onun için bileceğiz ki dünyanın her yerindeki her hadise bizi ilgilendiriyor" ifadelerini kullandı. "200’e aşkın yazar ve düşünürün seminer ve konferans düzenleyecek" Belediye Başkanı Zinnur Büyükgöz ise Gebze’nin sanata ve okuma kültürüne değer veren bir ilçe olduğunu ifade ederek, " Bu sene 200’e aşkın yazar ve düşünürün seminerler, konferanslar verdiği, imza günü düzenlediği çalışma var. Diğer taraftan binlerce kitabın yer aldığı fuar çalışması var. Ayrıca biz fuarın bir köşesinde GESMEK kurslarımıza ait resim sergisini açtık. Meclis kararı ile 2024 yılını Çoban Mustafa Paşa yılı olarak ilan ettik. Bu fuarın ana teması Çoban Mustafa Paşa yılına atfen tasarlanmış oldu. Biz hem Çoban Mustafa Paşa’yı anmak, hem yılını idrak etmek hem de Gebzeli hemşehrilerimizi kitapla buluşturmak, çocuklarımıza okuma alışkanlığını kazandırma konusunda azami gayret ve çabamızı devam ettiriyoruz" dedi.
Prof. Dr. Genç, "Filistin’de ne işimiz var?" diyenleri bu sözlerle uyardı
21 Ekim 2024 Pazartesi - 13:49 Prof. Dr. Genç, "Filistin’de ne işimiz var?" diyenleri bu sözlerle uyardı Prof. Dr. Nurullah Genç, "Filistin’de ne işimiz var?" diyenleri uyararak, "Dünyanın neresinde bir zulüm varsa, o bizim bayrağımızdır" vurgusunu yaptı. Genç, "Biz veren elin milletiyiz, alan değil. Onun için bileceğiz ki, dünyanın her yerindeki her hadise bizi ilgilendiriyor" dedi. Gebze Belediyesi’nin ev sahipliğinde bu yıl 3’üncüsü düzenlenen Gebze Kitap Fuarı, kitapseverleri ağırlamaya devam ediyor. 27 Ekim’e kadar sürecek olan fuarda, 200’den fazla yazar ve düşünür seminerler veriyor, imza günleri düzenliyor. Fuar kapsamında düzenlenen etkinliklerden biri de Prof. Dr. Nurullah Genç’in "Bir Coğrafya Bin Direniş; Filistin’in Mücadelesi" başlıklı konferansı oldu. "Biz hep o fotoğrafı gördük ve acı duyduk" Konuşmasında, Müslümanların birbiriyle uğraşmayı bırakması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Genç, "Dünyada bizimle ciddi anlamda uğraşanlar var. Meselenin yüzlerce yıllık geçmişine baktığımızda göreceğiz ki bugün İsrail’de olanlar aslında milattan önceki ve milattan sonraki 67, 115 ve 132 yıllarına, Bar Kohba İsyanı’na kadar gidiyor. Bu fotoğrafın arkasında devasa bir geçmiş var. Eğer o geçmişi bilmezsek bugünkü İsrail’i ve Yahudilerin yaptıklarını anlayamayız. Amerika’yı anlayamayız. Tıpkı Kevin Carter’ın Pulitzer ödülü aldığı ve sonunda intihar ettiği, akbabanın başında beklediği çocuk fotoğrafı gibi. Biz hep o fotoğrafı gördük ve acı duyduk. Ama fotoğrafın arka planını düşünemedik. O çocuk oraya neden geldi? Neden dizlerinin üzerine çöktü? Onun arkasındaki yüzyılların anlamı neydi? Bunu bilemedik çünkü biz son 150-200-300 yıldır kelimelerimizi kaybettik, hafızamız boşaldı" dedi. "Dünyanın neresinde bir zulüm varsa o bizim bayrağımız" Kelimenin iki anlamı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Nurullah Genç, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bir lügat anlamı, bir de ıstırahi anlamı var. Istırahi anlam, kelimenin arka planını ve tarihi derinliğini ifade ediyor. Istırahi anlam, geçmişten bugüne o kelimenin hayatını anlatır. Bayrak kelimesinin ıstırahi anlamına gittiğimizde neden Filistin’in de bayrağı olduğunu anlarız. Çünkü bizim bayrağımızın rengindeki kırmızı, şehidin kanından, 1. Kosova Savaşı’ndan bize doğru gelir. Bayraktaki hilal, yarım ay Hazreti Peygamber’i sembolize eder. Çünkü Efendimiz Hz. Muhammed’in Medine’ye hicretinde ufuktan göründüğü an söylemler olmuştur ve ayın ilk 2-3 günü hilaldir. Peygamber Efendimizin de Medine’ye ilk girişi olduğu için hilale benzetilmiştir. Ama o peygamber, kendisini hilale benzetenler için de ’Ashabın gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine tabi olursanız kurtuluşu erersiniz’ demiştir. Bizim yıldızımız da onu sembolize ediyor. İşte bu manada, alemlere rahmet olarak indirilen Efendimizin, onun ashabının ve onların bize getirdikleri merhamet, medeniyetinin bayrağı Filistin’in de bayrağıdır. Onun için dünyanın herhangi bir yerindeki bir mazlumun da bayrağıdır. ’Bizim Filistin’de ne işimiz var’ diyenler bunu bilmedikleri ve bu arka plana sahip olamadıkları için kendilerini meseleden uzak zannediyorlar. Dünyanın neresinde bir zulüm varsa, o bizim bayrağımızdır. İşte bu manaya nüfuz edebilmek için kelimelerimizi yeniden kazanmamız gerekiyor" "Biz veren elin milletiyiz, alan değil" "Bizim medeniyetimiz veren elin alan elden üstün olduğunu söyleyen medeniyettir" diyen Genç, "Filistin’e yardım elimiz olmalı. Çünkü biz böyle bir inanca sahibiz. Boşnak tarihçinin bize anlattığına göre; Fatih Sultan Mehmet, bütün Bosna’yı fethettikten sonra karşısına aldığı yaklaşık 20 bin Bosnalı’ya, ’Benden ne istiyorsunuz?’ diye sormuş. Buna şahit olanlar ’Acaba sultan yanlış mı söyledi?’ diyorlar. Tekrar dönüp soruyorlar. Sultan, ’Hayır, biz sizden bir şey almaya gelmedik. Biz size ne verelim? Ne istiyorsunuz bizden?’ diye soruyor. Tekrar aralarında konuşuyorlar, yumruklarını sıkarak ayağa kalkıyorlar, ’Hakanımız olun yeter, başka bir şey istemiyoruz’ diyorlar ve Boşnakların büyük kısmı o zaman Müslüman oluyor. Ali İzzet Begoviç, ölümünden önce Cumhurbaşkanımıza ’Bosna Size emanet’ derken bunu söylemeye çalışıyordu. Yani ’Siz bizim Hakanımızsınız’ demeye çalışıyordu. Biz böyleyiz. Biz veren elin milletiyiz, alan değil. Onun için bileceğiz ki dünyanın her yerindeki her hadise bizi ilgilendiriyor" ifadelerini kullandı. "200’e aşkın yazar ve düşünürün seminer ve konferans düzenleyecek" Belediye Başkanı Zinnur Büyükgöz ise Gebze’nin sanata ve okuma kültürüne değer veren bir ilçe olduğunu ifade ederek, "Bu sene 200’e aşkın yazar ve düşünürün seminerler, konferanslar verdiği, imza günü düzenlediği çalışma var. Diğer taraftan binlerce kitabın yer aldığı fuar çalışması var. Ayrıca biz fuarın bir köşesinde GESMEK kurslarımıza ait resim sergisini açtık. Meclis kararı ile 2024 yılını Çoban Mustafa Paşa yılı olarak ilan ettik. Bu fuarın ana teması Çoban Mustafa Paşa yılına atfen tasarlanmış oldu. Biz hem Çoban Mustafa Paşa’yı anmak, hem yılını idrak etmek hem de Gebzeli hemşehrilerimizi kitapla buluşturmak, çocuklarımıza okuma alışkanlığını kazandırma konusunda azami gayret ve çabamızı devam ettiriyoruz" dedi.