Yerel Haberler
Mardin
26 Şubat 2026 Perşembe - 14:29 28 Şubatta başörtüsü yasağı nedeni ile Kıbrıs’a gidip üniversite okudu, bugün üniversitede ders veriyor 28 Şubat sürecinde uygulanan başörtüsü yasağı nedeniyle üniversite eğitimini Kuzey Kıbrıs’ta sürdürmek zorunda kalan öğretim üyesi Deniz Işıker Bedir, yıllar sonra Türkiye’de üniversite kürsüsünde ders vermenin mutluluğunu yaşıyor. O dönem disiplin cezası aldığını, sınavlara başörtülü girmenin yasaklandığını belirten akademisyen Bedir, sürecin milyonlarca kadını psikolojik ve sosyal açıdan etkilediğini söyledi. Mardin Artuklu Üniversitesi Psikoloji Bölümü doktor öğretim üyesi Deniz Işıker Bedir, 28 Şubat sürecinde yaşadıklarını İHA muhabirine anlattı. Başörtüsü yasağıyla ilk olarak ortaokulun sonu ile lise yıllarının başında karşılaştığını belirten Bedir, imam hatip lisesinde eğitim gördüğü dönemde de Türkiye’nin birçok yerinde başörtüsü yasağının uygulandığını ifade etti. Milli güvenlik derslerinde başörtülü olarak derse ve sınavlara girmenin yasak olduğunu dile getiren Bedir, yasağa karşı çıkan öğrencilerin disiplin cezalarıyla karşı karşıya kaldığını, kendisinin de bu süreçte disiplin cezası aldığını söyledi. "Birçok kadın kampüse başını açarak ya da perukla girmek zorunda kaldı" Üniversite sınavı ve üniversite döneminde de yasakların devam ettiğini aktaran Bedir, ’’Üniversitelerde de birçok kadın kapıdan içeri girerken ya başını açmak zorunda kalıyordu ya da peruk takarak farklı şekillerde içeri giriyordu. Ben bunu yaşamadım çünkü başörtüsü yasağı olmayan Kıbrıs’ta bir üniversiteye gittim. Özellikle bunu tercih ettim. Ancak Türkiye’ye kongre ya da kütüphane araştırması için geldiğimizde yine aynı uygulamalarla karşılaşıyorduk. Bu süreç kitlesel olarak milyonlarca insanı, milyonlarca kadını etkiledi" dedi. 28 Şubat sürecinin yalnızca başörtüsü yasağıyla sınırlı olmadığını dile getiren Bedir, ’’Ara verdiğim bir dönem de oldu. 28 Şubat sadece başörtüsü yasağıyla sınırlı değildi, katsayı problemi de vardı. Meslek liseleri katsayı sorunu yaşıyor, puanları kırılıyordu. Dolayısıyla istediğim üniversiteyi ve bölümü kazanabilmek için bir süre ara vermek durumunda kaldım. Daha doğrusu kazanamadım. Çünkü Türkiye’de bir üniversiteyi kazanabilmek için derece yapmanız gerekiyordu ve buna rağmen istediğiniz bölümü kazanmak her zaman mümkün olmuyordu. Bu süreç sadece bana değil birçok kadına psikolojik olarak da ağır geldi. Özellikle kadınlara vurgu yapıyorum çünkü başörtüsü yasağı çok kitlesel bir uygulamaydı. Birçok insanda korku, kaygı, depresif belirtiler, uyku bozuklukları, yeme bozuklukları ve sosyal fobi gibi birçok şey yaşattı. Ben de bunları yaşadım, kendimde tespit ettiğim sorunlardı" diye konuştu. "Dört kız kardeş aynı süreci yaşadı" Dört kız kardeş olduklarını ve hepsinin aynı süreci deneyimlediğini belirten Bedir, ’’Ailemiz bu konuda destekleyiciydi. Ablalarımdan biri yurt dışına gitti, bir kısmı okulu bıraktı, ben ise Kıbrıs’ta okudum. Ailem beni destekledi. Ancak özellikle akademik çalışmalarımdan ve "28 Şubat’ın Psikolojik Etkileri" kitabından da hareketle şunu söyleyebilirim ki birçok kadın destekleyici bir tavırla karşılaşmadı, ailesiyle çatışmalar yaşamak zorunda kaldı. Aile bunu kabul etse bile çok büyük bir üzüntü ve çok ciddi kayıplar vardı ortada. Yani dolayısıyla aile kısmına bakacak olursak gerçekten zorlayıcı deneyimler yaşadıklarını söyleyebiliriz" şeklinde konuştu. Her 28 Şubat döneminde o günlerin acısının yeniden hatırlandığını dile getiren Bedir, "Her 28 Şubat geldiğinde o dönemi yaşayan birçok insan aynı acıyı yaşıyor. Ancak bugün öğrencilerimle çok rahat bir şekilde ders yapabiliyorum. İdeolojik bir ayrışma yok, onların bana karşı bir tavrı yok. Bu çok mutluluk verici. Her ideolojiden, her fikirden, her dini görüşten insanın bir arada bulunabilmesi ve böyle bir sorun yaşanmaması gerçekten çok kıymetli. Bu süreç elbette birçok şeyi değiştirdi. Kişisel olarak baktığımda ise beni daha güçlü hale getirdiğini söyleyebilirim. Ama üzen yoran yılların kaybına neden olan tarafları da var. Fakat 28 Şubat aynı zamanda bir mücadele. Dolayısıyla arzularıyla eksiler ile bizi değiştirdiğini ve dönüştürdüğünü söyleyebilirim" dedi.
Mardin’de "Dualı Sultan Gömlekleri" sergisi açıldı
18 Kasım 2025 Salı - 14:09 Mardin’de "Dualı Sultan Gömlekleri" sergisi açıldı Mardin’de Osmanlı padişahlarının savaşlarda galip gelmek ve kötülüklerden korunmak amacıyla giydiği dualı gömleklerin replikalarının yer aldığı "Dualı Sultan Gömlekleri" sergisi açıldı. Valilik ve Büyükşehir Belediyesince, Sakıp Sabancı Kent Müzesi Dilek Sabancı Sanat Galerisinde açılan sergide, tezhip sanatçısı Ayşe Vanlıoğlu, hattat Mehmet Vanlıoğlu ile tezhip sanatçıları tarafından hazırlanan eserler sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Sergide, asılları Topkapı Sarayı Mukaddes Emanetler Dairesinde bulunan padişah gömleklerinin birebir replikalarının yer aldığı 25 eser ziyaretçiler tarafından yoğun ilgi gördü. Tezhip sanatçısı Ayşe Vanlıoğlu, serginin 15 yıldır oluşturulmaya devam eden uluslararası bir koleksiyon olduğunu belirtti. Vanlıoğlu, "Dualı ya da tılsımlı gömlek olarak bilinen bu eserler padişahların savaşlarda veya ihtiyaç duydukları dönemlerde zırhlarının içine giydikleri, üzeri ayet ve dualarla bezeli gömleklerdir. Asılları Topkapı Sarayında bulunan gömleklerin replikalarını hazırladık. Ayrıca Kur’an-ı Kerim’de adı geçen peygamberler üzerine ayetlerle işlenmiş eserler de bulunuyor. Gömlekleri bir tuval gibi düşündük ve hikayelerimizi bu gömleklerde anlattık. Almanya, Japonya, Fransa, İtalya, Azerbaycan ve Türkiye’nin birçok şehrinde sergilendi, yoğun ilgi görüyor. Mardin’i ve Mardinlileri çok seviyoruz, herkesi sergimizi görmeye davet ediyoruz" dedi. Dualı gömleklerde Fatiha, Yasin, Fetih sureleri yer alıyor. Sanatseverler, sergiyi 21 Kasıma kadar ziyaret edebilecek. (SA-YRT
Mardin’de 112’nin telefonla yönlendirmesiyle bir baba doğumu gerçekleştirdi
17 Kasım 2025 Pazartesi - 16:29 Mardin’de 112’nin telefonla yönlendirmesiyle bir baba doğumu gerçekleştirdi Mardin’de, sağlık personelinin telefonla yönlendirmesiyle doğum sancısı başlayan kadına, eşi tarafından doğum yaptırıldı. İl Sağlık Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, Mardin’in Artuklu ilçesinde doğum sancısı başlayan bir kadın için yakınları tarafından 112 Acil Çağrı Merkezi’ne ihbarda bulunuldu. Çağrıyı karşılayan sağlık personeli, bir yandan bölgeye ambulans sevk ederken diğer yandan baba ile iletişim kurarak sakin kalmasını sağladı ve doğum adımlarını anlattı. Baba, sağlık personelinin yönlendirmeleriyle doğumu gerçekleştirdi. Kısa süre sonra adrese giden sağlık ekipleri anne ve bebeğin ilk kontrollerini yaptıktan sonra ikisini de ambulansla hastaneye nakletti. Anne ve bebeğin durumlarının iyi olduğu bildirildi. Sağlık personelini tebrik eden Mardin İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Saffet Yavuz, şöyle konuştu: ’’112 Acil Çağrı Merkezi’miz yalnızca acil durumlara yanıt veren bir hat değil, aynı zamanda insan hayatına dokunan bir güven köprüsüdür. Olay anında gösterilen soğukkanlılık, mesleki donanım ve ekip ruhu, sağlık çalışanlarımızın görevlerini ne denli özveriyle yerine getirdiklerini bir kez daha ortaya koymuştur." Acil tıp teknisyeni Elif Köseni ise yaşanan olayı şu sözlerle anlattı: ’’Komuta kontrol merkezine gelen ihbar üzerine aileye telefon ile rehberlik ettim. O an önceliğim annenin de bebeğin de doğumunu gerçekleştirmekti. Ekip olarak hızlıca organize olduk. Ambulans ekibim olay yerine ulaştığında anne de bebek de gayet sağlıklıydı. Bu tür anlarda ekip ruhu ile hareket etmenin ve hayata dokunabilmenin gururunu yaşıyorum.’’ Konuya ilişkin açıklama yapan Mardin İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Saffet Yavuz, 112 personelini tebrik ederek teşekkür belgesi takdim etti.
Jeoloji mühendisi Fahri Çelik’ten deprem riskine karşı "hibrit yapı modeli" önerisi
17 Kasım 2025 Pazartesi - 14:31 Jeoloji mühendisi Fahri Çelik’ten deprem riskine karşı "hibrit yapı modeli" önerisi Jeoloji mühendisi Fahri Çelik, deprem riskine karşı taş, ahşap ve betonun karışımından oluşacak hibrit yapı modelinin yaygınlaştırılması gerektiğini belirterek, betonarme yapılara sınırlama getirilmesi çağrısında bulundu. Deprem gerçeğine karşı yapı sistemlerinin yeniden ele alınması gerektiğini aktaran Çelik dünyada ve Türkiye’de depremlerin bir doğa olayı olduğu için her zaman olacağını söyledi. Depremlerin tıpkı yağmur gibi bir doğa olayı olduğunu vurgulayan Çelik, "Bizim yapmamız gereken bu doğa olaylarına karşı önlem almamızdır. İnsanlar her zaman önlem almıştır. Örneğin yağmur için evinin önünü kapatmıştır, yağmur ve soğuk girmesin diye. En büyük sorun, en büyük sorunumuz, örneğin insanlar bir dere yatağında ev yapılmayacağını bilir ve dere yataklarından kaçıp yüksek bir tepede evini yapar. Dere yatağında doğal afet olacağını bildiği için bu yüzden tepeye gider. Ama şu an baktığımız zaman depremde insanlar bir çözüm üretemedi" ifadelerini kullandı. Günümüzde yaygın olarak kullanılan betonarme yapılara ilişkin eleştirilerini dile getiren Çelik, "Peki depremde yıkılmayan evler nasıl yapılabilir diye bir proje düşünüyorum. Muhtemel bir deprem olursa, değil 8 şiddetinde, 10 şiddetinde dahi olsa evlerin yıkılmayacağını ve kesinlikle toplu ölümlerin olmayacağını söyleyebilirim. Şu şekilde ev modeli önereceğim, ’hibritleşme modeli’, yani karışık bir ev öneriyorum" diye konuştu. Önerdiği yapı modelinin iki ya da en fazla üç katlı olması gerektiğini savunan Çelik, ’’Yapıların yüzde 60’ının taş, yüzde 20’sinin ahşap yüzde 20’sinin ise beton malzemeden oluşmasını öneriyorum. Niçin bunu söylüyorum? Çünkü deprem olduğu zaman beton su ile tutuştuğundan dolayı sallandığı zaman 10-20 darbe, hatta 2000 darbeye kadar çok şiddetli bir şekilde vuruyor, böylece betonu toz ediyor. Şunu diyebilirim ki bütün betonarme evler muhtemel bir depremde yıkılır. Peki taş evler yıkılır mı? Tabii ki ayıralım. Taş evler de yıkılabilir mi diye baktığımızda şu şekilde: eğer içine blok şeklinde konulursa yıkılmaz" şeklinde konuştu. Çelik, özellikle köy ve kırsal alanlarda betonarme yapılaşmanın sınırlandırılması gerektiğini ifade ederek, "Bunun için diyorum ki ülkemizin kurtuluşunun yegâne çaresi hibritleşme, yani karışık ev modeline acilen geçmemiz lazım. Devletimizden rica ediyorum; bu beton konusunda bir sınırlama getirmesi lazım. Özellikle köylerde ve kırsal yerlerde kesinlikle beton evlerin yasaklanması ve bunların yerine taş evler ve tahta evler ya da hibritleşme yapılmasını öneriyorum. Kesinlikle bu şekilde evler yaparsak hiçbir insanın burnu bile kanamadan depremden çıkış yapabilir" dedi.