SAĞLIK
19 Mart 2026 Perşembe - 16:05 Antalya’da kadavradan organ bağışı emekli öğretmene bayram sevinci yaşattı Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde kadavradan böbrek nakli yapılan emekli Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Muharrem Yeğenoğlu, 10 yıl süren bekleyişin ardından sağlığına kavuştu. Yeğenoğlu, "Bu Allah’ın bir lütfu. Herkese organ bağışında bulunmalarını tavsiye ediyorum" diyerek yaşadığı mutluluğu paylaştı. Afyonkarahisar’ın Şuhut ilçesinde yaşayan 67 yaşındaki emekli Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Muharrem Yeğenoğlu, 10 yıldır mücadele ettiği böbrek yetmezliği hastalığından Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Merkezi’nde gerçekleştirilen nakil ile kurtuldu. Yaklaşık 9 yıldır organ nakli bekleme listesinde bulunan Yeğenoğlu’na Ramazan Bayramı öncesinde uygun kadavradan böbrek bulundu. Başarılı geçen operasyonun ardından sağlığına kavuşan Yeğenoğlu, Ramazan Bayramı öncesi gelen nakille bayram sevincini ikiye katladı. "10 yıldır nakil bekliyordum" Organ nakli sürecini paylaşan Yeğenoğlu, "Kadavradan nakil oldum ve şu anda taburcu oldum. Sıhhat, sağlığım iyi. Bu sıhhat sağlığımın iyiliğinde emeği geçen bütün hocalarıma teşekkür ediyorum. Ben 10 yıldır nakil bekliyordum, diyalize giriyordum. Diyaliz kolay bir şey değil. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeniyim. Şimdi ben önce böbreğini bana veren kardeşimin ahirete intikal ettiğini biliyorum. O aileye büyük bir sabır diliyorum. İnşallah böbreğini veren kardeşim de ahirette bunun sevabını bol bol alacak. Çünkü bir cana can kattı. Hayatta en güzel şey bu" dedi. "Organ nakli caiz" Organ naklinin caiz olduğunun altını çizen Yeğenoğlu, "Organ nakli yapılıyor, caiz. Çünkü insan vefat ettiği zaman ruh Allah’a gidiyor. Beden çürüyor toprakta. Onun için insanlarımız biraz korku içerisindeler. Hiç korkuya gerek yok. Rahat rahat organlarını bağışlayabilirler. Vatandaş zannediyor ki organlarımı ölmeden alıyorlar. Hayır, öyle bir şey yok. Beyin ölümü gerçekleştikten sonra bütün doktorlarımız bunun üzerinde duruyorlar. Beyin ölümü gerçekleştikten sonra artık organ nakli yapılıyor. Kadavra bu şekilde yapılıyor. Onun için korkuya gerek yok" diye konuştu. "Yeniden doğdum" Nakil sonrası adeta yeniden doğduğuna vurgu yapan Yeğenoğlu, "Bir cana can katmak kadar hayatta en sevimli olan nedir ki acaba? Değil mi? Bir insana en büyük iyiliklerin iyiliği yani. Ben bundan dolayı kardeşlerime, ülkemizdeki bütün vatandaşlara hiç çekinmeden, rahatlıkla sıkıntıda olan kardeşlerine yardım edebilmeleri için organ bağışında bulunmalarını tavsiye ediyorum. Çünkü biz 10 yıldır böbrek bekliyorduk. Şimdi ben yeniden doğdum. Yeniden bir hayata kavuştum. Dünyada en büyük iyilik bu. Çekinmeden kardeşlerimiz rahatlıkla organ nakli yapabilirler. Zaten hocalarımız bunu televizyonlarda anlatıyorlar. Diyanet İşleri Başkanlığı hutbelerinde, vaazlarında organ bağışının caiz olduğunu ve iyi bir şey olduğunu, cana can kattığını, yeniden bir hayata kavuşturduklarını kürsülerde söylüyorlar. Vatandaşımızı bilgilendirmeye çalışıyorlar" dedi. "Yaşantım sınırlıydı" Organ nakli öncesinde yaşantısının sınırlı olduğunu söyleyen Yeğenoğlu, "Yaşantımız sınırlıydı. Ama şimdi biraz daha rahatlayacağız. Çok diyet yapıyordum, yemem içmem azdı. Tuzsuz yiyorduk. Şimdi daha rahat hareket edeceğim. İnsanlarla daha iyi bir diyalog kuracağım. İç içe olacağız. Bu şekilde dediğim gibi ikinci bir hayatım olmaya başladı. Çok memnunum, çok huzurluyum. Allah razı olsun hepinizden" şeklinde konuştu. "Büyük bir bayram hediyesi oldu" Bağışlanan böbreğin kendisi için büyük bir bayram hediyesi olduğuna değinen Yeğenoğlu, "Ben diyorum ki bu Allah’ın bir lütfu. Allah’ın bana verdiği bir lütuf, bereket. Onun için bütün kardeşlerime organ naklinde bulunmalarını tavsiye ediyorum. Bundan büyük mutluluk olmaz diyorum. Korkmasınlar. Beyin ölümü gerçekleştikten sonra hocalarımız karar veriyor. Öyle halkın anlattığı efsanelere bakmayalım. Gerçekten bu benim için büyük bir bayram hediyesi oldu. Şimdi böbreği bana nasip olan kardeşimi bilmiyorum, görmedim, tanımadım ama bana bir hayat verdi. Bundan daha büyük sevap olur mu? Onun için insanlarımız dünyada sevap kazanmak istiyorsa, kendisinden sonraki insanlara faydalı olmak ve onun da sevabını kazanmak istiyorlarsa lütfen organlarını bağışlasınlar" ifadelerini kullandı.
Tunceli’de 10 yıl sonra ilk kez tiroid ameliyatı yapıldı
11 Aralık 2025 Perşembe - 10:27 Tunceli’de 10 yıl sonra ilk kez tiroid ameliyatı yapıldı Tunceli Devlet Hastanesi’nde yaklaşık 10 yıl sonra ilk defa tiroid ameliyatı yapıldı. Tunceli Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği’nde yaklaşık 10 yıl sonra ilk kez uygulanan tiroid (guatr) operasyonu başarıyla tamamlandı. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Baran Demir’in takibinde olan 53 yaşındaki Fadime Genç’in ameliyatı, hastanenin ameliyathanesinde gerçekleştirildi. Operasyonda, hastanın tedavisini sürdüren Op. Dr. Demir’e, Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gülberk Uslu da eşlik etti. İki uzman hekimin yer aldığı cerrahi müdahale, ameliyathane ekibinin koordineli çalışmasıyla sorunsuz şekilde tamamlandı. Operasyon sonrası servise alınan hastanın genel durumunun iyi olduğu ve tedavisinin planlandığı şekilde devam ettiği bildirildi. Tiroid cerrahisinin uzun bir aradan sonra yeniden uygulanmaya başlanmasıyla birlikte, vatandaşların bu tedavi için çevre illere gitme gerekliliğinin azalacağı ifade edildi. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Baran Demir, "2 hastamıza troid cerrahisi uyguladık. Her iki hastamızın da patolojisi temizdi. Bir hastamızda sadece troidin sol lobunu aldık, diğer hastamızın troid bezinin tamamını aldık. Hastalarımızın bugünkü kontrollerinde herhangi bir problemimiz yok. Troid cerrahisi ile ilgili bizim çekindiğimiz sorun, hastalarımızın da en büyük korkuları ses telleriyle ilgili sorun oluşması. Bunun için de ameliyat sırasında ses tellerini kontrol eden sinirleri bize sinyal aracılığıyla gösteren monitörizasyon kullanıyoruz. 2 hastamızın da genel durumu iyi, inşallah yarın taburcu edeceğiz. Troid cerrahisi Tunceli Devlet Hastanesinde uzun süredir yapılmıyordu. Bu vesileyle biz gerçekleştirmiş olduk" dedi. (FD-CK-
Bulaşıcı hastalıklardan korunmanın yeni kuralı: Telefonunu temiz tut
11 Aralık 2025 Perşembe - 10:11 Bulaşıcı hastalıklardan korunmanın yeni kuralı: Telefonunu temiz tut İletişimden bilgiye erişime kadar hayatın her anını kolaylaştıran cep telefonları, sağladıkları konforun arka planında ciddi bir hijyen sorunu barındırıyor. Uzm. Dr. Özge Yurtseven, gün boyu elle ve yüzle temas eden cep telefonlarının düzenli temizlenmemesi durumunda bulaşıcı hastalıklara zemin hazırladığını bildirdi. Gün boyu elden düşmeyen, yemek masalarından toplu taşıma araçlarına kadar her ortama giren ve en kirli yüzeylerle temas eden bu cihazların, düzenli temizlenmediği takdirde adeta bir "mikrop yuvasına" dönüştüğü belirtiliyor. Uzmanlar, gün içinde yüzlerce kez dokunulan ve konuşurken yüz ile doğrudan temas eden telefonların, en az el yıkama alışkanlığı kadar sıkı bir hijyen rutinine dahil edilmesi gerektiğine dikkati çekiyor. "Cep telefonları mikrop yuvası" Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yurtseven, cep telefonlarının bulaşıcı hastalıklar açısından risk taşıdığını vurguladı. Yurtseven, "Cep telefonları kesinlikle mikrop yuvasıdır çünkü 7/24 hep yanımıza. Ellerimizi eve girince, yemeklerden önce ve sonra yıkıyoruz. Hiç telefonlarımızı siliyor muyuz? Tabii ki de hayır. O nedenle telefon temizliğine dikkat çekmek istiyorum. Hep elimizde ve ellerimizi temizken de kirliyken de dokunuyoruz. Masaüstlerine bırakıyoruz, rastgele yerlere koyuyoruz. Haliyle de çok da temiz olmuyor" dedi. "Alkol bazlı ürünlerle silinmeli" Dr. Yurtseven, bulaşıcı hastalıklardan korunmak için telefonların ve koruyucu kılıfların düzenli dezenfekte edilmesi gerektiğini belirterek, "Alkol oranı yüksek dezenfektan ve kolonyalarla dışını silebiliriz. Ayrıca o kılıfları çok uzun süreli kullanmamak gerekiyor. Ellerimiz kirliyken telefona dokunmamaya dikkat etmemiz lazım" diye konuştu.
"İğneyle" tümör tedavisine uluslararası ilgi: Canlı canlı izlediler
11 Aralık 2025 Perşembe - 10:01 "İğneyle" tümör tedavisine uluslararası ilgi: Canlı canlı izlediler Karaciğer, böbrek ve tiroit tümörlerinde ameliyatsız çözüm sunan ve hastaların aynı gün taburcu olabildiği "iğne ile yakma" (termal ablasyon) tedavisi, Kocaeli Üniversitesinde düzenlenen uluslararası workshop ile yabancı hekimlere tanıtıldı. Canlı cerrahi eşliğinde gerçekleşen eğitimde, tümörlerin iğne ile yakılması işlemi uygulamalı olarak gösterildi. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, tümörlerin ameliyatsız tedavisini sağlayan "termal ablasyon" yöntemini yabancı hekimlere uygulamalı olarak anlattı. Prof. Dr. Ercüment Çiftçi’nin de aralarında bulunduğu 5 öğretim üyesinin görev yaptığı Girişimsel Radyoloji Bilim Dalınca düzenlenen "Termal Ablasyon Workshop"una, Irak, Suudi Arabistan, Kazakistan ve Çin’den doktorlar katıldı. Girişimsel Radyoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. İsa Çam koordinesinde gerçekleşen etkinlik kapsamında, karaciğer, böbrek, tiroit ve paratiroit tümörlerinde uygulanan ve halk arasında "iğne ile yakma" olarak bilinen tedavi yöntemi, canlı vakalar eşliğinde katılımcılara gösterildi. Yaklaşık yarım saat süren operasyonla tümörün iğne deliğinden girilerek yakılması işlemi, yabancı hekimler tarafından ilgiyle takip edildi. "İğne deliğinden ameliyat" Doç. Dr. İsa Çam, görüntüleme yöntemleri eşliğinde yaptıkları işlemleri "iğne deliğinden ameliyat" olarak tanımlayarak, şunları kaydetti: "Beyin baloncuklarını kapatabiliyor, tıkanmış şah damarlarını açabiliyor, tümörleri ince iğneyle yakabiliyoruz. Kasıktan yapılan girişimlerle tümörlerin damarlarını kapatabiliyor, kanayan damarları durdurabiliyoruz. Bacak damarlarındaki tıkanıklıkları stent ve balonla açıyoruz." "Bölüm olarak oldukça tecrübeliyiz" Artan talepler üzerine iki günlük workshop düzenlediklerini belirten Çam, "Workshopun ana amacı karaciğer, böbrek, tiroit ve paratiroit tümörlerinde ameliyatsız termal ablasyon yöntemlerini canlı vakalar eşliğinde göstermek. Bu kapsamda katılımcı hekimlere tiroit termal ablasyon işlemlerinin canlı uygulamasını gösterdik. Bölüm olarak oldukça tecrübeliyiz. Son iki yılda 500-600 vaka gerçekleştirdik. Bu bilindiği için hekimler eğitim talep ediyor. Üniversite yönetiminden ve hastalarımızdan izinleri alarak bu organizasyonu yaptık, geri dönüşler çok olumlu" dedi. "Kocaeli Üniversitesi’nin eğitim merkezi olmasını istiyoruz" Irak, Suudi Arabistan, Kazakistan ve Çin’den gelen doktorlara canlı vakalar eşliğinde eğitim verdiklerini ifade eden İsa Çam, "Uluslararası ilgi giderek artıyor. Farklı ülkelerden hekimleri kabul etmeyi sürdüreceğiz. Amacımız, girişimsel radyoloji alanında Kocaeli Üniversitesi’ni bir eğitim merkezi haline getirmek" diye konuştu. "Hastalar aynı gün taburcu olabiliyor" Doç. Dr. İsa Çam, girişimsel radyolojinin hızlı bir gelişim gösterdiğini ve işlemlerin büyük kısmının lokal anesteziyle yapılabildiğini de vurgulayarak, "Büyük ameliyat olmadığı için çoğu hastayı aynı gün taburcu ediyoruz. Hastayla konuşarak işlemi tamamlayabiliyoruz. Hastalar çok memnun. Kocaeli halkına bu tedavileri sunmaktan mutluyuz. Türkiye’nin birçok ilinden de hasta kabul ediyoruz" ifadelerini kullandı.
Stres sadece ruhu değil, tüm vücudu hasta ediyor
11 Aralık 2025 Perşembe - 10:00 Stres sadece ruhu değil, tüm vücudu hasta ediyor Medipol Sağlık Grubu tarafından düzenlenen "Kronik Stresin Bedensel Etkileri" panelinde, nörolojiden bağışıklığa, kas sisteminden deri sağlığına kadar vücutta kalıcı hasar bırakan stresin fizyolojik yıkımı masaya yatırıldı. Uzmanlar, stresin sadece ruh sağlığı üzerinde değil vücut üzerinde de olumsuz etkileri olabildiğini belirtti. Modern yaşamın temposu arttıkça stres yalnızca zihin sağlığını değil tüm vücudu etkileyecek kadar güçlü hale geliyor. Vücudun hemen her sistemini etkileyen bir sağlık tehdidine dönüşüyor. Medipol Mega Üniversite Hastanesi Konferans Salonu’nda düzenlenen panelin moderatörlüğünü Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Taha Can Tuman üstlendi. Prof. Dr. Mehmet Ağırman, Doç. Dr. Buse Çağla Arı, Uzm. Dr. Sena İnal ve Uzm. Dr. Rahime Gök, kronik stresin kaslardan bağışıklığa, cilt sağlığından beyin fonksiyonlarına kadar uzanan etkilerini anlattı. Kronik stres yalnızca zihni değil bedeni de etkiliyor Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Taha Can Tuman, stresin hayatın doğal bir parçası olduğunu belirterek, "Her gün pek çok stresli durumla karşılaşıyoruz ve bedenimiz buna karşı mutlaka bir yanıt üretiyor. Ancak strese maruz kalma süresi uzadığında, yani stres kronikleştiğinde hem zihin hem de beden üzerinde ciddi tahribat oluşabiliyor. Asıl belirleyici olan stresli olaydan ziyade, kişinin o stresi nasıl yorumladığı ve nasıl tepki verdiğidir. Uzun ve şiddetli stres dönemlerinde vücutta çaresizlik hissi gelişebiliyor. Kronik stres, kalp-damar ve bağışıklık sistemi başta olmak üzere, zihinsel süreçler ve cilt sağlığı üzerinde de önemli olumsuz etkiler bırakabiliyor" ifadelerini kullandı. Kas-iskelet sistemi stres altında zarar görüyor Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Ağırman, kronik stresin kas-iskelet sistemi üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, "Çağımızın konusu haline gelen stres, akut dönemde vücudu sorunu çözmek için harekete geçirirken çözülemeyen stres zamanla kronikleşiyor. Bu durum ağrı algısını bozarak normalde hafif hissedilebilecek bir ağrının stresli kişilerde iki üç kat daha şiddetli yaşanmasına neden oluyor. Omurga sağlığı etkileniyor, duruş bozuklukları ortaya çıkabiliyor. Ayrıca stresli işlerde çalışan kişilerde kemik erimesi vakalarını normal popülasyona göre daha fazla görüyoruz" dedi. Beyin yapısı değişiyor, uyku düzeni bozuluyor Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Buse Çağla Arı, stresin yalnızca duygusal bir tepki olmadığını, beyin biyolojisini doğrudan etkilediğini belirterek, "Stres bizi tetikleyen, harekete geçiren bir faktördür ancak stres seviyesi arttıkça beynin yapısında değişiklikler oluşabiliyor. Hormon düzeyleri değişiyor, yeni bilgileri öğrenmek zorlaşıyor, başladığımız işleri sürdürmekte güçlük çekebiliyoruz. Kronik stres uyku düzenini bozarak günlük hayatı doğrudan etkiliyor. Uykusuzluk motivasyon kaybı ve zihinsel yorgunluk ortaya çıkarabiliyor. Migren ataklarında artış, diş sıkma ve uyanıklık saatlerinde düzensizlik de kronik stresin sık görülen sonuçları arasında yer alıyor" diye konuştu. Cilt bariyeri zayıflıyor, yaşlanma hızlanıyor Dermatoloji Uzmanı Uzm. Dr. Sena İnal, stresin ciltte ciddi biyolojik değişikliklere yol açtığını belirterek şu bilgileri paylaştı: "Stres cildimizin koruyucu bariyerini zayıflatıyor ve bu durum enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale gelmemize neden oluyor. Var olan hastalıkların alevlenmesi ya da yeni cilt hastalıklarının ortaya çıkması da mümkün. Örneğin sedef gibi kronik hastalıklar stresle tetiklenebiliyor. Ayrıca pigment bozuklukları, cilt yaraları ve iyileşme sürecinin uzaması sık karşılaştığımız durumlar arasında. Yara iyileşmesi geciktikçe iz kalma ihtimali artıyor. Stres aynı zamanda yaşlanma sürecini hızlandırarak kırışıklıkları artırabiliyor. Stres yönetildiğinde birçok cilt problemi de kendiliğinden iyileşebiliyor." Kronik stres herkeste farklı etki gösteriyor Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Rahime Gök, stresin herkes için aynı sonucu doğurmadığını vurgulayarak, "Stres, gerginlik, huzursuzluk ve sinirlilik haliyle kendini gösteren doğal bir tepki aslında. Vücudumuz belli bir denge içinde çalışıyor ancak bu denge stresle birlikte bozulabiliyor. Bazı bireyler stres karşısında çabuk çökerken bazıları daha dirençli kalabiliyor. Burada kişilik yapısı ve stresle baş etme becerileri büyük rol oynuyor. Özellikle uzun süre devam eden kronik stres, zamanla psikolojik sorunların yanı sıra fiziksel hastalıkların da ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu nedenle stres yönetimi hem ruh hem de beden sağlığı için son derece önemli" diyerek sözlerini tamamladı.
Kütahya Şehir Hastanesi’nde dev yumurtalık kitleleri başarıyla çıkarıldı
11 Aralık 2025 Perşembe - 09:59 Kütahya Şehir Hastanesi’nde dev yumurtalık kitleleri başarıyla çıkarıldı Kütahya Şehir Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Bölümü, gerçekleştirdiği başarılı ameliyatlarla kadın sağlığı alanında önemli çalışmalara imza atmaya devam ediyor. Son 6 ay içinde birçok yumurtalık kanseri operasyonunu başarıyla tamamlayan ekip, son olarak 25 santimetre ve 40 santimetre büyüklüğündeki dev yumurtalık kitlelerini çıkararak hastaları sağlıklı bir şekilde taburcu etti. Kadın kanserlerinin ülkemizde yaygın görüldüğüne dikkat çeken Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Serhan Can İşcan, erken teşhisin önemine vurgu yaptı. Dr. İşcan, Sağlık Bakanlığı ve hastane tarafından sunulan ücretsiz kanser taramalarının aksatılmaması gerektiğini belirtti. Dr. İşcan açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Türkiye’de yalnızca belirli merkezlerde yapılabilen over kanseri ameliyatları için Kütahya Şehir Hastanesi önemli bir merkez hâline geldi. Sadece Kütahya’dan değil, büyükşehirler dahil birçok ilden hastalar Jinekolojik Onkoloji Bölümü’müze başvurmakta ve ameliyatları burada gerçekleştirilmektedir. Rahim, rahim ağzı, yumurtalık ve vulva kanserleri gibi özellikli hastalıkların tedavileri ve takipleri hastanemizde yapılmaktadır." Kütahya Şehir Hastanesi’nde kadın kanserlerinin tanı ve tedavisinde; Jinekolojik Onkoloji, Kadın Hastalıkları ve Doğum, Patoloji, Medikal Onkoloji, Radyasyon Onkolojisi, Radyoloji, Nükleer Tıp ve Anestezi birimlerinin koordineli bir şekilde yoğun mesai harcadığı belirtildi. Dr. İşcan sözlerini şu çağrıyla tamamladı: "Kanser taramalarını ihmal etmeyin. Kötü bir sonuçla karşılaşıldığında korkmayın; günümüz tedavi yöntemleriyle birçok hastalık artık başarılı şekilde tedavi edilebiliyor. Önemli olan geç kalmamak."
Soğuk algınlığına doğal çözüm: Kızılcık
11 Aralık 2025 Perşembe - 08:39 Soğuk algınlığına doğal çözüm: Kızılcık Uzman Diyetisyen Gaye Kural, kızılcığın bağışıklığı güçlendirerek grip ve soğuk algınlığına karşı doğal koruma sağladığını söyledi. Diyetisyen Gaye Kural, kızılcığın vücuda baştan aşağı sağlık getirdiğini, bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ve birçok hastalığa karşı koruyucu etkiye sahip olduğunu belirtti. Diyetisyen Kural, kızılcığın vitamin ve mineral açısından oldukça zengin olduğuna dikkat çekerek, "A ve C vitaminlerinin yanı sıra karoten, tiamin, riboflavin, niasin, kalsiyum, magnezyum, fosfor, bakır, kükürt, demir ve iyot içerir. Güçlü antioksidan özelliği sayesinde soğuk algınlığı ve grip başta olmak üzere bağışıklık sistemi sorunlarında etkilidir. Yüksek lif oranıyla sindirimi destekler, tokluk hissini artırır ve özellikle zayıflama diyetlerinde yardımcı olur" dedi. Kızılcığın vücuttaki iltihaplanmayı önleyen, alerjileri azaltan ve kan damarlarını güçlendiren önemli bir antioksidan olduğunu belirten Kural, "Ateşli hastalıklarda ve menopoz dönemindeki ateş basmalarında rahatlatıcı etkiye sahiptir. Retinayı koruyarak göz sağlığını destekler" ifadelerini kullandı. Kızılcığın melatonin açısından da zengin bir besin olduğuna vurgu yapan Kural, şunları kaydetti: "Melatonin; uyku düzenimizi, yaşam ritmimizi ve hücre yenilenmesini düzenleyen en önemli hormonlardan biridir. Uyku kalitesini artırarak bağışıklık sistemini güçlendirir. Araştırmalar melatonini en etkili antioksidanlardan biri olarak tanımlıyor. Bu hormonun doktor kontrolünde takviye edilmesi yaşam kalitesini yükseltir. Kızılcık, kanın pıhtılaşmasını da düzenler. Çiğ kızılcık suyu veya kaynatılarak hazırlanan kızılcık şerbeti özellikle şeker hastaları için faydalıdır. Kızılcık kabuğu ise ateş düşürücü ve güçlü bir ishal kesicidir."
OMÜ’den minik kalplere sağlık dokunuşu
10 Aralık 2025 Çarşamba - 16:33 OMÜ’den minik kalplere sağlık dokunuşu Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (MYO), sosyal sorumluluk ve toplum sağlığı bilincini artırma hedefi doğrultusunda ilkokul öğrencilerine yönelik olarak "Oral Hijyen Eğitimi ve Ağız Sağlığı Farkındalığının Artırılması" konulu kapsamlı bir eğitim programı düzenledi. Atakum Kaymakamlığı ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliği ile yürütülen etkinlikte, üniversite öğrencileri ile ilkokul öğrencileri bir araya geldi. Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Dişçilik Hizmetleri Bölümü tarafından organize edilen program, çocuklara erken yaşta ağız ve diş sağlığı alışkanlıklarının kazandırılması amacıyla teorik bilgilendirmeler ve uygulamalı eğitimler şeklinde planlandı. Etkinlikte Ağız ve Diş Sağlığı Programı öğretim elemanları ve öğrencileri aktif rol aldı. Programda, Dişçilik Hizmetleri Bölüm Başkanı Doç. Dr. Necati Kaleli ve Program Danışmanı Öğr. Gör. Uzm. Semih Ercan Akgün öncülüğündeki program öğrencileri, minik öğrencilere ağız hijyeninin önemini yaşlarına uygun materyallerle anlattı. Eğitim kapsamında; Program Danışmanı Öğr. Gör. Uzm. Semih Ercan Akgün tarafından diş çürüklerinin oluşumu, sağlıklı beslenme ve doğru diş fırçalama tekniklerinin ağız ve diş sağlığı üzerindeki etkileri üzerine sunum yapıldı. Teorik sunumun ardından gerçekleştirilen uygulamalı bölümünde, ilkokul öğrencilerine maketler üzerinde doğru diş fırçalama yöntemleri birebir gösterilerek uygulama fırsatı sunuldu. Böylece çocukların korkularını yenmeleri ve diş hekimi kontrollerine daha olumlu yaklaşmaları hedeflendi. Etkinlik sonunda, projeye ev sahipliği yapan Kurupelit İlkokulu Müdürü Fırat Şad’a, öğretmenlere ve katılımcılara teşekkür edildi. Bu tür eğitimlerin, üniversite ve toplum kaynaşmasını sağlarken, sağlıklı nesillerin yetişmesi açısından da büyük önem taşıdığı vurgulandı.