SAĞLIK
Cizre’de hayvan sağlığı için yoğun mesai 18 Nisan 2026 Cumartesi - 14:51:49 Şırnak’ın Cizre ilçesinde hayvancılığın geliştirilmesi ve salgın hastalıkların önlenmesi amacıyla yürütülen küpeleme ve aşılama çalışmaları aralıksız devam ediyor. Cizre İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü bünyesinde görev yapan teknik personel, ilçe merkezi ve bağlı köylerde geniş kapsamlı bir saha çalışması başlattı. Hayvancılıkla geçimini sağlayan vatandaşların mağduriyet yaşamaması ve hayvan sağlığının korunması adına yürütülen çalışmalarda, ekipler en ücra yerleşim birimlerine kadar giderek aşılama hizmeti sunuyor. Saha çalışmaları kapsamında yeni doğan buzağı ve küçükbaş hayvanların küpeleme işlemleri yapılarak kayıt altına alınması sağlanırken, eş zamanlı olarak mevsimsel hastalıklara karşı koruyucu aşı uygulamaları gerçekleştiriliyor. Teknik personel, küpeleme sayesinde hayvan hareketlerinin takibinin kolaylaştığını ve hastalıkların yayılmasının önüne geçildiğini vurguladı. İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, çalışmaların planlanan program dahilinde titizlikle sürdürüldüğü belirtilerek, "Teknik personellerimizce yürütülen küpeleme ve aşılama saha çalışmalarımız aralıksız devam etmektedir. Amacımız, ilçemizdeki hayvancılık faaliyetlerinin sağlıklı ve sürdürülebilir bir zeminde ilerlemesini sağlamaktır" ifadelerine yer verildi. Üreticiler ise kapılarına kadar gelen bu hizmetten duydukları memnuniyeti dile getirerek, ekiplere teşekkür etti.
18 Nisan 2026 Cumartesi - 13:15 "Dijital oyunlarda şiddet, çocuklarda saldırganlığı tetikleyebilir" Psikolog Ozan Yazıcı, dijital oyunların çocukların gelişiminde önemli bir yer tuttuğunu ancak şiddet içerikli oyunların saldırgan davranışları tetikleyebileceğini belirtti. Günümüzde çocukların yalnızca fiziksel ortamlarda değil, dijital dünyada da büyüdüğüne dikkat çeken Liv Hospital Samsun’dan Psk. Ozan Yazıcı, "Dijital oyunlar çocukların hayal gücünü geliştiren ve eğlence sunan araçlar olabilir. Ancak bu dünyanın görünmeyen bir yüzü de var. Özellikle şiddet içerikli oyunlar, çocukların davranışlarını ve algılarını etkileyebilir" dedi. "Saldırganlık tamamen anormal değildir" Saldırganlığın insan doğasının tamamen dışında olmadığını ifade eden Psk. Yazıcı, "Saldırganlık, canlıların varlığını sürdürme sürecinde ortaya çıkan temel dürtülerden biridir. Ancak bu dürtü başkalarına zarar verme niyeti taşıdığında dikkat edilmesi gereken bir davranış haline gelir. Bu zarar bazen fiziksel, bazen de sözlü ya da psikolojik şekilde ortaya çıkabilir" diye konuştu. "Şiddet daha yıkıcı bir boyuttur" Şiddetin, saldırganlığın daha yoğun ve yıkıcı hali olduğunu belirten Psk. Yazıcı, "Çocuklarda bu durum akran zorbalığı, eşyalara zarar verme ya da ilerleyen süreçte daha ciddi davranış sorunlarına dönüşebilir" dedi. "Çocuklar gördüklerini taklit eder" Çocuklarda saldırgan davranışların oluşumuna değinen Yazıcı, "Bu durumun tek bir nedeni yoktur. Ancak sosyal öğrenme kuramına göre çocuklar çevrelerinde gördüklerini taklit eder. Saldırgan davranışlara maruz kalan çocuklar, bunu kendi davranış repertuarına dahil edebilir. Ayrıca engellenmişlik duygusu da saldırganlığı artırabilir" ifadelerini kullandı. "Şiddet içerikli oyunlar tehlikeli bir algı oluşturabilir" Dijital oyunların bu süreçte önemli bir etken olduğuna dikkat çeken Psk. Yazıcı, "Şiddet içerikli oyunlarda çoğu zaman zarar veren karakterlerin ödüllendirildiğini görüyoruz. Bu durum çocuk zihninde ‘şiddet eşittir başarı’ gibi tehlikeli bir eşleşmeye yol açabilir" dedi. "Duyarsızlaşma ve empati kaybı görülebilir" Sürekli şiddet içeriklerine maruz kalmanın çocuklarda duyarsızlaşmaya neden olabileceğini belirten Yazıcı, "Başkalarının acısı zamanla daha az önemli algılanabilir. Empati kurma becerisi zayıflayabilir. Ayrıca çocuklar kontrol ettikleri karakterlerle özdeşim kurarak bu davranışları içselleştirebilir" dedi. "Davranış değişiklikleri dikkat çekiyor" Bu durumun çocukların sosyal ve akademik hayatını da etkileyebileceğini söyleyen Psk. Yazıcı, "Sosyal ilişkiler zayıflayabilir, yalnızlaşma görülebilir ve okul performansı düşebilir. Aynı zamanda daha kolay öfkelenen ve daha hızlı tepki veren bir davranış profili ortaya çıkabilir" ifadelerini kullandı. "Yasaklamak değil, yönetmek gerekiyor" Ailelere önemli uyarılarda bulunan Yazıcı, "Dijital oyunları tamamen yasaklamak yerine doğru şekilde yönetmek gerekir. Ailelerin çocuklarının oynadığı oyunları bilmesi, içerikleri değerlendirmesi ve sağlıklı sınırlar koyması çok önemlidir. Çünkü mesele yalnızca oyun değil, çocuğun dünyayı nasıl öğrendiğidir" şeklinde konuştu. "Ekrandaki davranışlar gerçek hayata yansıyabilir" Psk. Yazıcı, "Bazen bir ekranın içinde başlayan süreç, gerçek hayatta davranışlara dönüşebilir. Bu nedenle ebeveynlerin bilinçli ve dengeli bir yaklaşım sergilemesi büyük önem taşır" diyerek sözlerini tamamladı.
18 Nisan 2026 Cumartesi - 13:11 Veteriner Hekimler Birliği Başkanı Eroğlu: "Çeşitli salgın hastalıkların gelecekte de yaşanacağı ifade ediliyor" Türk Veteriner Hekimler Birliği Bölge Toplantısı’nın 4’üncüsü Şanlıurfa’da düzenlendi. Toplantıda konuşan Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, küresel ısınma, iklim değişiklikleri ve doğal alanların tahribatı gibi sorunların gelecekte de Covid-19 gibi salgın hastalıkların yaşanacağını bilimsel olarak ifade ettiğini söyledi. Türk Veteriner Hekimler Birliği Bölge Toplantısı’nın 4’üncüsü Şanlıurfa’da düzenlendi. Bölgenin oda başkanlarının katıldığı toplantıda, veteriner hekimler mesleğin sorunları ve hayvancılık politikalarını masaya yatırdı. Toplantıda konuşan Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, "Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak 7 bölgede, bölge toplantıları yapıyoruz. Yöredeki odalarımız katılıyor. İlk üçünü yaptık, dördüncüsü bugün Şanlıurfa’da düzenleniyor. Daha sonra Kastamonu, Rize ve Muş’ta bitecek. Toplantılar vesilesi ile sahadaki arkadaşlarımız, oda başkanlarımızın mesleğimizin sorunları, bölgedeki hayvancılık, veteriner hekimlerin sorumlulukları, görevleri hakkında çalışmalar yapacağız. Ben öncelikle Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırılarında hayatını kaybeden öğretmen ve öğrencilere Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına ve ailelerine başsağlığı diliyorum. Yaralılara acil şifalar diliyorum. Bir daha böyle acı olayların yaşanmasını kesinlikle istemiyoruz. Veteriner hekimler hem insan sağlığı hem hayvan sağlığı hem de çevre sağlığı konusunda çalışmalar yapan meslek grubudur. Bizim ülkemizde hayvancılığımızla ilgili çeşitli sorunlar yaşıyoruz. Veteriner hekimler hayvancılığın aktörü olan hayvancılıkla ilgili konularda temel meslek grubu, özellikle hastalıklara karşı koruyucu çalışmalar ve hastalıklarla mücadelede aktif rol oynuyor. Özellikle hayvanlardan insanlara geçen hastalıklarda çalışmalar yürütüyoruz. Biliyorsunuz Covid-19 gibi bütün dünyayı etkileyen bir salgın yaşandı. Küresel ısınma, iklim değişiklikleri, doğal alanların tahribatı gibi durumlara baktığımızda çeşitli salgın hastalıkların gelecekte de yaşanacağı ifade ediliyor. İşte bunlara karşı veteriner hekimler önemli görevler yapıyorlar. Bu konular üzerinde yaptığımız çalışmaları devletin çeşitli makamlarına, Tarım ve Orman Bakanlığı’na, Sağlık Bakanlığı’na, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na ve İçişleri Bakanlığı’na sunuyoruz. Sahipsiz hayvanlar konusu var, zaman zaman çok acı olaylar yaşanıyor. Bütün bunları bu toplantılarda görüşüyoruz" ifadelerini kullandı. Toplantı, açılış konuşmalarının ardından basına kapalı olarak devam etti.
60 yaşındaki kadın 3D yazıcıyla üretilen kalça proteziyle sağlığına kavuştu
01 Ekim 2025 Çarşamba - 10:04 60 yaşındaki kadın 3D yazıcıyla üretilen kalça proteziyle sağlığına kavuştu Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde 60 yaşındaki bir kadın hastaya, 3D yazıcı teknolojisiyle kişiye özel üretilen kalça protezi başarıyla yerleştirildi. Türkiye’de sayılı merkezde uygulanabilen operasyon, bölgede ikinci kez gerçekleştirildi. Zonguldak’ın Karadeniz Çaycuma ilçesinde yaşayan 60 yaşındaki Elmas Kara, doğuştan kalça çıkığı nedeniyle yıllardır süren ağrılarla mücadele etti. Daha önce üç kez farklı şehirlerde ameliyat olan Kara, istediği sonuca ulaşamayınca yatağa mahkûm hale geldi. Yedi buçuk santim kısalık ve özel terlikle yürümek zorunda kalan son 5 aydır da hiç yürüyemez hale geldi. Karadeniz Ereğli Özel Anadolu Hastanesi’nde planlaması yapılan ve gerçekleştirilen 3D yazıcı destekli kişiye özel protez ameliyatıyla yeniden sağlığına kavuştu. Hastanenin Başhekimi ve Ortopedi-Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Volkan Tutuş, kişiye özel üretilmiş protezin bu ameliyatta kullanıldığını ifade ederek "Hastamız 60 yaşında. Hiç yürüyemiyordu. Özellikle Kurban Bayramından beri yatağa mahkûm bir hastaydı. Çünkü daha önceden her iki kalçasından da çeşitli ameliyatlar geçirmiş, kalça protezlerinde problemler yaşamış ve ona bağlı da kalça kemiğinde bazı erimeler gelişmiş, kemik boşluklar gelişmiş. Standart protezlerin yerleştirileceği bir kemik alan kalmadığı için bu teknolojiyi kullanmayı uygun gördüm. Şimdi bu yaptığımız ameliyatın ismi Custom Made Kalça Revizyon Protezi(kişiye özel üretilmiş protez). Hastanın 1 mm ince kesitli tomografisini çektirdikten sonra bilgisayarda tasarımı yapılıyor ve sonrasında 3D yazıcıdan örnek model üretiliyor. Örnek model incelenip deneme sonrası uygun görülen parçanın Titantumdan üretimi yapılıyor. Bunu teknolojik olarak her yerde kullanabiliyorlar" dedi. Söz konusu protezlerin çene ve kafa kemiklerinde de kullanıldığını belirten Tutuş, "Çene kemiklerinde, kafa kemiklerinde kemiklerin eksik olduğu her yerde bu teknoloji kullanılabiliyor. Kişiye özel titanyum içerikli protez üretilebiliyor. Ben de bunu kalça yuvasında kullandım. Yaklaşık 4 saatlik bir ameliyatla başarıyla implant ettik. Sonraki süreçte hastamızı takip ediyoruz. Hastamız şu anda gayet iyi. Biraz ağrılar var tabii ki büyük bir cerrahi olduğu için. Ama hastayı hemen oturtabileceğiz. Oturamıyordu. Hemen oturabilecek. Yaklaşık 6-8 haftada buranın biraz implantla kemiğin kaynaması sonrası hastaya yük verdirmeye başlayacağız. Ama şu an hasta rahat rahat oturabiliyor. Özellikle ortopedik cerrahilerde implantlar çok önemli, kişiye uyumlu implantlar çok önemli. Hepsi hemen hemen boy boy standart standart oluyor ekseriyâ onları kullanıyoruz, rutin değişim ameliyatlarında revizyon ameliyatlarında. Ama hani bu tarz özel kemik yokluğu olan kişilerde 3 boyutlu yazıcıdan çıkarılarak üretilen implantlar hastalara umut vaat ediyor" şeklinde konuştu. Ameliyat olan 60 yaşındaki Elmas Kara ise yıllardır süren ağrıların ardından sağlığına kavuştuğunu ifade ederek, "Doğuştan kalça çıkımı vardı. Başka bir hastalığım yok. Hiçbir hastalığım yok. 50 yaşından sonra başladı aslında rahatsızlıklarım biraz. 4 tane çocuğum var. Ağrılar başlayınca birkaç kişiden duyduğum ameliyata başvurdum işte. Volkan hocamızı da tanıyordum da buraya geldiğini bilmiyordum. Üç defa Karabük’te ameliyat geçirdim. İstediğim sonuca hiç ulaşamadım. Devamlı ağrı oluyordu. Bana dediler orada üç ay arayın ameliyat olacaksın. Ama bir sene, bir buçuk sene geçti. Ben yedi buçuk santim terlikle gezdim. Onu yaptı, bacak bozulma yaptı dengesizlikten. İkinci oldum, yine bozuldum. Kemik kırılmış içinde parçalanmış. Hocam daha görmüştür. Parçalanmış kemik. Kemik tutmadı yani. Hep ağrı ağrı krem, hap. Yutmadığım hap kalmadı. Ama şu an çok iyiyim. Çok mutluyum şu an. Söyleyecek hiçbir şeyim yok. Volkan Hocam sayesinde inşallah yaşım 60 ama sağlığımı kavuşacağım. Yedi tane torunum var. Sevinçten ağlamak istiyorum. Uzun zamandır böyle rahat oturamıyordum" şeklinde duygularını paylaştı. Başarılı operasyonun ardından hastanın tedavi sürecinin devam ettiği bildirildi.
Kanserin sessiz ilerleyişini taramalarla durdurun
01 Ekim 2025 Çarşamba - 09:52 Kanserin sessiz ilerleyişini taramalarla durdurun Meme Kanseri Farkındalık Ayında erken tanının hayati rolüne dikkat çeken Denizli Özel Egekent Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Mustafa Tekin, "Kanserin sessiz ilerleyişini taramalarla durdurmak mümkün. Bu ay, kadınların sağlığını korumak adına atılacak adımların dönüm noktası olabilir" dedi. Denizli Özel Egekent Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Mustafa Tekin, Meme Kanseri Farkındalık Ayında erken teşhis ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler verdi. Ekim ayının dünya genelinde Meme Kanseri Farkındalık Ayı olarak kutlandığını ve bu dönemde erken tanının öneminin bir kez daha masaya yatırıldığını belirten Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Mustafa Tekin, "Her yıl milyonlarca kadını etkileyen meme kanseri, erken evrede tespit edildiğinde tedavi başarı oranını yüzde 90’ın üzerine çıkarıyor. Düzenli mamografi taramaları ve kendi kendine muayene gibi basit yöntemlerle hastalığın erken teşhisinin mümkün olabiliyor. Erken tanı, meme kanserinde hayatta kalma şansını dramatik bir şekilde artırır" diyerek, kadınların farkındalık etkinliklerine katılımını teşvik etti. Farkındalık ayında yapılan ücretsiz tarama kampanyalarının önemine dikkat çeken Op. Dr. Mustafa Tekin, "Erken tanının faydaları, istatistiklerle de destekleniyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, meme kanseri vakalarının yüzde 40’ı erken evrede yakalandığında tam iyileşme sağlanabiliyor. Ancak geç teşhislerde tedavi süreci zorlaşıyor ve metastaz riski artıyor. Kadınlar 40 yaşından itibaren yıllık mamografi yaptırmalı. Bu kanserin sessiz ilerleyişini durdurmanın en etkili yolu. Meme kanseriyle mücadelede erken tanı, bireysel ve toplumsal bir sorumluluk haline geliyor. Farkındalık ayı etkinlikleri, seminerler ve sosyal medya kampanyalarıyla bu mesajı yaymayı amaçlıyor. Erken tanı sayesinde birçok hayat kurtulabilir, lütfen ihmal etmeyin. Bu ay, kadınların sağlığını korumak adına atılacak adımların dönüm noktası olabilir" ifadeleriyle herkesi düzenli kontroller için harekete geçmeye çağırdı.
Karaciğer metastazını yenerek hayata döndü
01 Ekim 2025 Çarşamba - 09:50 Karaciğer metastazını yenerek hayata döndü Beş yıl önce ileri evre kalın bağırsak kanseri teşhisi konan ve karaciğerinin her iki tarafında çok sayıda metastaz bulunan Huriye Kuyucu, İzmir Medical Point Hastanesinde gerçekleştirilen iki aşamalı özel cerrahi sayesinde yeniden hayata tutundu. Huriye Kuyucu, "Ben yeniden nefes aldım, hayata tekrar sarıldım" dedi. İzmir Medical Point Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Doç. Dr. Can Karaca ve ekibi, ileri evre kalın bağırsak kanseri tanısı alan ve aynı zamanda karaciğerinin her iki tarafında çok sayıda metastaz bulunan Huriye Kuyucu’ya uyguladıkları özel cerrahi yöntemle önemli bir başarıya imza attı. Zorlu tedavi sürecinin ardından Huriye Kuyucu, bugün tedavisinin beşinci yılını tamamen hastalıksız bir şekilde geride bıraktı. "Halsizlik ve terleme şikayetiyle başladı" Sadece halsizlik ve terleme şikayetiyle başlayan süreç, kısa sürede tüm aile için büyük bir sınava dönüştü. Huriye Kuyucu o günleri şöyle anlattı: "Hayatımızın en sıradan gününde kontrolden çıkıp kızımla yemeğe gitmeyi planlıyorduk. Ama sonuçlar her şeyi değiştirdi. Dünyam başıma yıkıldı. Yine de hiç vazgeçmedim. Yüzde 1 şansım bile olsa değerlendirmek istedim. Ameliyat sonrası adeta yeniden doğdum. Bugün çocuklarımın büyüdüğünü görmek benim için en büyük mutluluk." İlk uygulamalardan biri Doç. Dr. Can Karaca, uygulanan yöntemin tıp dünyasında önemli bir dönüm noktası olduğunu belirterek, "Bu yöntem, dünyada 2012’den itibaren uygulanmaya başlandı. İki aşamalı cerrahiyle, önce karaciğerin sağlıklı lobunu büyütüyor, ardından tümörlü kısmı çıkarıyoruz. Huriye Hanım’ın ameliyatı, Türkiye’deki ilk uygulamalardan biriydi. Bugün beşinci yılında hayatına hastalıksız olarak devam ediyor olması, yöntemin ne kadar etkili olduğunu gösteriyor." Dr. Karaca, bu tür ameliyatların yalnızca donanımlı merkezlerde ve deneyimli ekiplerle başarıyla yapılabileceğini vurgulayarak, "Bu yöntem geçmişte tedavi edilemez olduğu düşünülen karaciğerinin her iki tarafında metastaz bulunan hastalar için yeni bir umut sunuyor. Ancak unutulmamalı ki, bu sadece cerrahın değil; cerrahi ekibin, onkologların, yoğun bakımın, hemşirelerin yani tüm bir hastanenin ortak başarısıdır. Hastanın güveni de tedavinin en önemli parçasıdır" dedi. "Hayata yeniden sarıldım" Ameliyat sonrası sağlığına kavuşan Huriye Kuyucu, "Korkmasınlar, güvendikleri doktorlarına teslim olsunlar. Ben yeniden nefes aldım, hayata tekrar sarıldım" sözleriyle benzer süreç yaşayan hastalara umut oldu.
Yazın yıpranan cildi sonbaharda yeniden canlandıracak öneriler
01 Ekim 2025 Çarşamba - 09:43 Yazın yıpranan cildi sonbaharda yeniden canlandıracak öneriler Yazın güneş ve çevresel etkenlerle yıpranan cildin, sonbaharda doğru uygulamalarla kendi kolajenini üreterek doğal şekilde yenilenebileceğini söyleyen Dermatoloji Uzmanı Dr. Gül Şekerlisoy, "Bu dönemde uygulanacak doğru tedaviler, cildin kendi kolajenini sentezlemesini uyararak doğal bir yenilenme sağlar" dedi. Yaz mevsimi boyunca güneş ışınları, deniz, rüzgar ve sıcaklık değişimleri cildi yoruyor. Yıpranan cildin sonbaharda tekrar canlandırmanın yolu doğru tedavi uygulamalarından geçiyor. Sonbaharın, cildin kaybettiklerini geri kazanması ve kışa daha güçlü hazırlanması için en uygun dönem olduğunu belirten Liv Hospital Samsun Dermatoloji Kliniği’nden Uzm. Dr. Gül Şekerlisoy Tatar, "Bu dönemde uygulanacak doğru tedaviler, cildin kendi kolajenini sentezlemesini uyararak doğal bir yenilenme sağlar" diye konuştu. "Cildi yenileyen modern uygulamalar" Uzm. Dr. Tatar, cildin doğal kolajen üretimini artıran modern ve bilimsel olarak kanıtlanmış uygulamaları şöyle sıraladı: "Altın iğne (Morpheus): Mikro iğneler ve radyofrekans enerjisiyle cildin alt tabakalarında kontrollü uyarım yaparak kolajen ve elastin üretimini artırır. İnce çizgiler azalır, gözenekler sıkılaşır ve yaz sonrası oluşan matlık giderilir. BBL (BroadBand Light): Güneş lekeleri, kızarıklık ve ince damar görünümüne karşı güçlü bir ışık uygulamasıdır. Cildin tonunu eşitler, parlaklık ve pürüzsüzlük sağlar, foto yaşlanmaya karşı koruma sağlar. Mezoterapi ve vitamin kokteylleri: Hyalüronik asit, vitamin, mineral ve aminoasitler cildin alt tabakasına verilir. Cilde canlılık kazandırır, susuzluğu giderir ve sağlıklı bir ışıltı sağlar. Kalsiyum aşıları: Cildin derin tabakasında kolajen üretimini tetikleyerek dolgunluk ve toparlanma sağlar. Biyo-stimülan dolgular (PLLA, PLC): Polilaktik asit ve polikaprolakton gibi biyouyumlu materyaller cildin kendi kolajenini sentezlemesine yardımcı olur. Sonuçlar doğal, uzun süreli ve giderek artan bir yenilenme sağlar." "Sonbahar, cildin yeniden doğuş mevsimi" Uzm. Dr. Tatar, "Sonbahar, yazın bıraktığı izleri silmek ve kışın kurutucu etkisine hazırlık yapmak için en doğru mevsimdir. Kliniğimizdeki modern cihazlar ve bilimsel temelli uygulamalarla cilde sağlık, parlaklık ve canlılık kazandırıyoruz. Amaç, doğallığı koruyarak kolajen üretimini artırmaktır" ifadelerini kullandı.
Uzmanı uyardı: "Soğuk algınlığı ya da virüs için doğrudan ilaç yok bağışıklığı güçlü tutalım"
01 Ekim 2025 Çarşamba - 09:39 Uzmanı uyardı: "Soğuk algınlığı ya da virüs için doğrudan ilaç yok bağışıklığı güçlü tutalım" Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Kemal Olgun, son günlerde artan soğuk algınlığı şikayetleriyle ilgili, "Virüs ya da soğuk algınlığı için doğrudan bir ilaç yok. Bu nedenle bağışıklık çok önemli. Sağlıklı beslenme, vitamin ve mineral desteğiyle vücudu güçlü tutmalıyız" dedi. Özem Medline Adana Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Olgun, son günlerde sıcaklık farkından dolayı vatandaşların yatağa düştüğünü ifade etti. Özellikle Adana’da hava sıcaklıklarının 60 derecelerden 30 derecelere kadar gerilediğine dikkat çeken Dr. Olgun, vücudun bu değişime uyum sağlamak için doğal bir direnç geliştirdiğini kaydetti. Olgun, "Vücudumuz yeni iklime uyum sağlarken hormonal dengelerimizi kullanıyor. Kortizon hormonu, tiroid hormonları devreye giriyor. Bu süreçte demir, magnezyum ve çinko gibi minerallere ihtiyaç duyuyoruz" diye konuştu. "Ateş 39-40’a çıkarsa sorun var demektir" Nezle ile gribi birbirinden ayırmak gerektiğini vurgulayan Olgun, "Şu anda soğuk algınlığından kastımız nezledir. Nezle, vücudun yeni iklime adaptasyonu demektir. Grip ise virüs kaynaklı bir hastalıktır. Eğer ateş 39-40 dereceye çıkıyorsa sorun var demektir" diye konuştu. "Bağışıklık sistemi çok önemli" Bağışıklık sisteminin önemine vurgu yapan Olgun, "Virüs ya da soğuk algınlığı için doğrudan bir ilaç yok. Bu nedenle bağışıklık çok önemli. Sağlıklı beslenme, vitamin ve mineral desteğiyle vücudu güçlü tutmalıyız. Kan tahliliyle demir, magnezyum ve çinko seviyelerimizi kontrol ettirmekte fayda var. Bazı kişiler soğuk algınlığını hafif burun akıntısıyla atlatıyor. Bağışıklığı zayıf olanlar ise ağır geçirerek yatağa düşüyor" diyerek sözlerini tamamladı.
"Meme kanseri 20-40 yaştaki kadınlarda da görülebilir"
01 Ekim 2025 Çarşamba - 09:27 "Meme kanseri 20-40 yaştaki kadınlarda da görülebilir" Meme kanserinin dünyada kadınlar arasında en sık görülen kanser türü olduğunu belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Selin Kapan, "Dünyadaki her 8 kadından biri yaşamı boyunca meme kanserine yakalanma riski taşımaktadır. Meme kanseri genellikle 40 yaşından sonra görülse de 20-40 yaş arasında da rastlanabilmektedir. Meme kanseri erken evrede yakalandığında tedavi edilebilir bir hastalıktır" dedi. Topkapı’da hizmete başlayan İstinye Üniversitesi Liv Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Selin Kapan, meme kanserinin kadınlarda en sık görülen ve ölüme en çok neden olan kanser türü olduğunu belirterek, erken tanının hem yaşam süresini uzattığını hem de tedavi başarısını artırdığını söyledi. Prof. Dr. Kapan, kadınların düzenli tarama programlarını ihmal etmemesi gerektiğini vurguladı. "Kadınlarda en sık görülen kanser türü" Meme kanserinin dünyada kadınlar arasında en sık görülen kanser türü olduğunu kaydeden Prof. Dr. Kapan, "Dünya üzerindeki her 8 kadından biri, yaşamı boyunca meme kanserine yakalanma riski taşımaktadır. Meme kanseri genellikle 40 yaşından sonra görülse de 20-40 yaş arasında da rastlanabilmektedir" şeklinde konuştu. Türkiye’deki verilere de değinen Prof. Dr. Kapan, "Ülkemizde kadınlarda en sık görülen ve en sık ölüme neden olan kanser meme kanseridir. Türkiye’de görülme sıklığı 100 binde 50’nin üzerindedir. 2018 yılında 22 bin 500 yeni tanı konulduğu hesaplanmıştır. İstatistiklere göre, 2040 yılında bu sayının 32 bin 371’e çıkacağı tahmin edilmektedir" diye konuştu. "Türkiye’de her yıl 4 bin kadın meme kanserinden hayatını kaybediyor" Meme kanserinin ölüm nedenleri arasında üst sıralarda yer aldığını hatırlatan Prof. Dr. Kapan, "Ülkemizde her yıl yaklaşık 4 bin kadın meme kanseri metastazları nedeniyle kaybedilmektedir. Meme kanseri esas olarak memede değil, geç tanı alan vakalarda uzak organlara yaptığı metastazlar nedeniyle ölüme yol açmaktadır. Bu ölümlerin önüne geçebilmenin tek yolu ise erken tanıdır" ifadelerini kullandı. "Yüzde 85’i ailesinde meme kanseri olmayan kadınlarda görülüyor" Meme kanserinde risk faktörlerini değerlendiren Prof. Dr. Kapan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kadın olmak başlı başına bir risk faktörüdür. Kadınlarda erkeklere göre 100 kat daha fazla meme kanseri görülmektedir. Yaş ilerledikçe risk artar. Ailede birinci derece akrabalarda (anne, kız kardeş, kız çocuk) meme kanseri öyküsü bulunması da riski iki kat artırır. Ancak meme kanserlerinin yaklaşık yüzde 85’i ailesinde meme kanseri olmayan kadınlarda görülmektedir. Bu da hastalığın yalnızca genetik nedenlere bağlı olmadığını, yaşam sürecinde ortaya çıkan mutasyonlarla geliştiğini göstermektedir." Genetik faktörlerin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Kapan, "BRCA1 ve BRCA2 mutasyonları meme kanseri açısından en bilinen risk faktörlerindendir. Tanının 40 yaşından önce konulması, birden fazla birinci derece akrabada meme kanseri olması, erkeklerde meme kanseri öyküsü veya meme kanseriyle birlikte yumurtalık kanseri öyküsü kalıtsal meme kanserini düşündürmelidir" dedi. "Yaşam tarzı değişiklikleri riski azaltıyor" Meme kanserinde önlenebilir faktörlerin önemini anlatan Prof. Dr. Kapan, "Uzun süre östrojen hormonuna maruz kalmak da önemli bir risk faktörüdür. Erken yaşta regl başlaması, geç menopoz, hiç gebelik yaşamamış olmak, obezite ve menopozda aşırı hormon ilacı kullanımı riskin artmasına yol açar. Özellikle menopoz sonrası göbek çevresinde yağ dokusunun artması, yağ hücrelerinde östrojene dönüşüm nedeniyle riski yükseltmektedir. Obezite yalnızca yüksek tansiyon, şeker ve kalp hastalıklarına değil, meme kanserine de zemin hazırlamaktadır" dedi. "Şekersiz beslenme büyük önem taşıyor" Beslenmenin kanserin önlenmesinde kritik rol oynadığını dile getiren Prof. Dr. Kapan, "Şekerli yiyeceklerden uzak durmak, Akdeniz usulü az yağlı ve şekersiz beslenmek, düzenli uyku, stresin azaltılması ve sigaradan uzak durmak hem genel sağlık için hem de meme kanseri riskini azaltmak için büyük önem taşır" açıklamasında bulundu. "Erken tanıda kendi kendine muayene kritik" Prof. Dr. Selin Kapan, meme kanserinde tarama yöntemlerinin hayati olduğunu vurgulayarak, şu bilgileri paylaştı: "Kadınların 20 yaşından itibaren her ay kendi kendine meme muayenesi yapması gerekir. Menopoz öncesi dönemde tercihen regl bitiminden 3-4 gün sonra, menopoz dönemindekilerde ise ayda bir belirlenen bir günde muayene yapılmalıdır. Meme dokusu ve koltuk altı, parmak uçlarıyla küçük adımlar halinde kontrol edilmelidir. Sert, düzensiz sınırlı, parmakların arasında kaymayan ve ağrısız kitle hissedildiğinde vakit kaybetmeden bir genel cerrahi uzmanına başvurulmalıdır." 40 yaşından itibaren düzenli mamografi çekilmesinin erken tanı için hayati olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kapan, "Bu tarama programlarına uyan kadınlarda meme kanserine bağlı ölümlerin yüzde 30 oranında azaldığı bildirilmektedir" dedi. "Meme kanseri tedavi edilebilir bir hastalıktır" Erken teşhisin tedavi başarısındaki etkisine değinen Prof. Dr. Kapan, "Meme kanseri erken evrede yakalandığında tedavi edilebilir bir hastalıktır. Hastalığın evresi, uygulanacak tedavi yöntemlerini belirler. Erken evrede memenin korunması mümkünken, ileri evrede metastaz nedeniyle tedavi süreci daha zor ve uzun olabilmektedir. Amacımız hastayı kanserli dokudan kurtarmak, nüks gelişmeden uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmesini sağlamaktır" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
ADÜ’de Yeni Nesil Anjiyografi Cihazı hizmete girdi
01 Ekim 2025 Çarşamba - 09:13 ADÜ’de Yeni Nesil Anjiyografi Cihazı hizmete girdi Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bülent Kent’in öncülüğü, Rektör Danışmanı ve ADÜ Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Mücahit Avcil’in koordinasyonunda Kardiyoloji Ana Bilim Dalı’na yeni nesil Anjiyografi Cihazı kazandırıldı. Hasta güvenliği ve hekim verimliliğini artıran yenilikçi özellikleriyle öne çıkan bu sistem, kardiyoloji alanında Ege Bölgesine önemli katkılar sağlayacak. Yeni cihazın hizmete alınması dolayısıyla düzenlenen açılış törenine; Rektör Prof. Dr. Bülent Kent, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cengiz Özarslan, Genel Sekreter V. Prof. Dr. Bertan Akyol, Rektör Danışmanı ve ADÜ Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Mücahit Avcil, Tıp Fakültesi Dekan V. Prof. Dr. Yasemin Özkan, Dekan Yardımcıları, Başhekim Yardımcıları, Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ceyhun Ceyhan ile öğretim üyeleri ve idari personel katıldı. Başhekim Prof. Dr. Mücahit Avcil, cihazın teknik özelliklerine ilişkin yaptığı açıklamada, "Yeni nesil anjiyografi cihazı; ultra düşük radyasyon dozu, yüksek görüntü kalitesi ve 3 boyutlu planlama desteğiyle hasta güvenliğini en üst düzeye çıkarıyor ve hekimlerimizin iş süreçlerini kolaylaştırıyor. Geniş görüş alanına sahip dedektör teknolojisi, entegre dokunmatik ekran ve gelişmiş iş akışı çözümleriyle hasta bakımını daha verimli, güvenli ve kişisel hale getiriyor. Ayrıca cihazın en önemli özelliği, Türkiye’de ilk kez kullanılan geniş görüş alanına sahip dedektör teknolojisini bünyesinde barındırmasıdır. Böyle bir yeniliği hastanemize kazandırmanın gururunu yaşıyoruz" ifadelerini kullandı. Yeni sistem; branşlara özel donanım yapısıyla kardiyak çalışmalarda daha yüksek kaliteli görüntü elde edilmesini sağlarken, ultra düşük radyasyon dozu ile hem hastalar hem de sağlık çalışanları için daha güvenli bir ortam oluşturuyor. Rektör Prof. Dr. Bülent Kent, yaptığı değerlendirmede Araştırma Üniversitesi vizyonu doğrultusunda Üniversite Hastanesi’nin yalnızca cihaz teknolojisiyle değil, güçlü altyapısıyla da öne çıktığını vurgulayarak, "Çift Anjiyo Ünitesi, 55 yataklı servis, 10 yataklı Koroner Yoğun Bakım ve çift düzlemli Anjiyografi Ünitesi ile bölgemizin en büyük Kardiyoloji Ünitesine sahibiz. Burada standart kalp krizi anjiyolarının yanı sıra TAVI, ablasyon tedavileri ve kalp pili uygulamaları gibi ileri düzey işlemler başarıyla gerçekleştirilmektedir. Yeni sistem sayesinde işlemler daha etkin yürütülmekte ve hastalar için beklemeler en aza indirilmektedir" dedi. Yeni nesil anjiyografi cihazının hizmete girmesiyle birlikte Üniversitemiz Hastanesi, kardiyoloji alanında bölgeye en ileri teknolojiyle sağlık hizmeti sunmaya devam edecek.
Vali Aydoğdu, hastanede tedavi gören üniversite öğrencisini yalnız bırakmadı
01 Ekim 2025 Çarşamba - 09:03 Vali Aydoğdu, hastanede tedavi gören üniversite öğrencisini yalnız bırakmadı Erzincan Valisi Hamza Aydoğdu, Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde apandisit teşhisi konulan ve tedavi altına alınan EBYÜ öğrencisi Furkan Naci Oğuz’u ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerinde bulundu. Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesini kazanarak Erzincan’a gelen üniversite öğrencisi Furkan Naci Oğuz’un aniden rahatsızlanması sonucu Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde apandisit teşhisi koyulan ve tedavi altına alınan öğrenci teyzesinin valiliğimiz sosyal medya hesabına özel mesaj atarak "Yeğenim Erzincan’da üniversite kazandı. Şu an hastanede. Yeğenimi ameliyata alacaklarmış. Ailesi uzakta. Bize yardımcı olabilir misiniz lütfen? Tanıdık kimsemiz yok orada. Ailesinin gelmesi 6-7 saati bulur. Birileri yanında olabilir mi?" talebini iletmesi üzerine Vali Hamza Aydoğdu, beraberindeki birim amirleriyle birlikte üniversite öğrencisi Furkan Naci Oğuz’u tedavi gördüğü Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ziyaret etti. Furkan Naci Oğuz’un sağlık durumu hakkında Hastane Başhekimi Ufuk Kuyrukluyıldız ve doktorundan bilgi alan Vali Hamza Aydoğdu, Furkan Naci Oğuz’la da bir süre sohbet ederek geçmiş olsun dileklerinde bulundu. Daha sonra öğrencinin annesiyle de telefon üzerinden görüntülü olarak konuşan Vali Aydoğdu, öğrencinin annesi Aysun Oğuz’a "Çocuğunuz bizlere emanet, kesinlikle yalnız değil, bizler yanındayız. Geçmiş olsun." dedi. Daha sonra hastanede tedavi gören diğer hastaları da ziyaret ederek acil şifalar dileyen Vali Aydoğdu, hastaların sağlıklarına kavuşması için fedakârca görev yapan tüm sağlık çalışanlarına teşekkür ederek görevlerinde başarılar diledi.
77 yıldır tüm Türkiye’ye şifa dağıtıyor
01 Ekim 2025 Çarşamba - 08:48 77 yıldır tüm Türkiye’ye şifa dağıtıyor İzmir’de 1947 yılında hizmete açılan ve 77 yıldan beri başta İzmir ve Ege Bölgesi olmak üzere Türkiye’de milyonlarca çocuğa şifa dağıtan Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, bugün de Türkiye’nin en köklü ve en donanımlı çocuk sağlığı merkezlerinden biri olarak hizmet vermeye devam ediyor. Özellikle Ege Bölgesi ve İzmir olmak üzere ülkenin pek çok yerinden günlük ortalama 2 bin 500 bebek ve çocuğa poliklinik hizmeti veren hastane, 320 yatak kapasitesi ile yataklı tedavi imkanı da sağlıyor. Ayrıca İzmir’in Karabağlar ilçesinde bulunan semt polikliniği ile de İzmir’in farklı köşelerine hizmet ulaştırılıyor. Hastane ve hizmetlerle ilgili İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Başhekim Doç. Dr. Dilek Orbatu, hastanenin misyonunu şu sözlerle özetledi: "Hastanemiz, yalnızca İzmir’in değil Türkiye’nin çocuk sağlığında öncü kurumlarından biridir. Çocuklarımız bizim geleceğimizdir, her biri bizim için bir emanet. Bu anlayışla hizmet veriyor, tıbbın ve bilimin en güncel imkânlarını çocuklarımız için seferber ediyoruz." Yenilenen servisler ve açılan yeni klinikler Son bir yılda hastanenin pek çok kliniği yenilenirken, yeni servislerin de çocukların hizmetine açıldığını ifade eden Başhekim Orbatu, "Bunlardan en dikkat çekeni ise ’adölesan kliniği’ oldu. Özellikle 10-18 yaş aralığındaki ergen çocukların sağlık ihtiyaçlarına göre yapılandırılan bu klinik; büyüme-gelişme, beslenme sorunları, yeme bozuklukları, madde bağımlılığı riski, psikososyal uyum ve kronik hastalık yönetimi gibi konularda multidisipliner bir yaklaşımla hizmet veriyoruz. Adölesan kliniğimiz, ergen sağlığına özel yaklaşım sunan sayılı merkezlerden biri olma yolunda. Ergenlik, yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal bir geçiş dönemidir. Burada çocuklarımızın hem fiziksel hem ruhsal sağlığını takip ediyor, bireyselleştirilmiş tedavi ve danışmanlık hizmetleri sunuyoruz" dedi. Orbatu, bunun yanı sıra süt oyun çocuğu 2 servisinin faaliyete başladığını ve çocuk yoğun bakım, palyatif bakım, kardiyoloji, gastroenteroloji, büyük çocuk ve genel pediatri 1 servisinin modern altyapısıyla yenilendiğini vurguladı. Başhekim Orbatu, hastanenin aynı zamanda çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı, çocuk cerrahisi uzmanı ve pek çok çocuk yan dalda uzmanlık eğitimi verdiğini dile getirdi. Başhekim bu noktaya dikkat çekerek şunları söyledi: "Hastanemiz, sadece bugünün çocuklarına sağlık hizmeti sunmakla kalmıyor; aynı zamanda geleceğin hekimlerini yetiştirerek ülkemizin çocuk sağlığına uzun vadeli katkı sağlıyor. Bugüne kadar yüzlerce doktor bu hastanede yetişerek hem ülkemizin dört bir yanında hem de uluslararası düzeyde çocuk sağlığına hizmet etmeye başladı." Güçlü klinik altyapısı ve özellikli merkezler Hastane, çocuk hastalıkları ve cerrahisinin tüm ana ve yan dallarında hizmet veren birimleriyle kapsamlı sağlık hizmeti sunuyor. Bunun yanında, Türkiye’de sayılı merkezlerden biri olmasını sağlayan çok özel birimlere de ev sahipliği yapıyor. Çocuk Kalp Damar Cerrahisi’nden Prematüre Retinopatisi (ROP) Tanı ve Tedavi Merkezine, Pediatrik Diyabet ve Obezite Merkezi’nden Pediatrik Palyatif Bakım Merkezi’ne, Genetik Hastalıklar Tanı Merkezi’nden pediatrik anjiyografiye kadar uzanan geniş bir yelpazede özellikli sağlık hizmeti sunan hastane ayrıca ülkemizin ilk ve tek ’Uzaktan Aşı Danışmanlığı Polikliniği’ ile çocukların yaşam kalitesini artırmaya yönelik en güncel ve donanımlı yaklaşımları sunuyor.
"Eskiye dönüş mümkün değil ama daha az kirleterek çözümün parçası olabiliriz"
01 Ekim 2025 Çarşamba - 08:31 "Eskiye dönüş mümkün değil ama daha az kirleterek çözümün parçası olabiliriz" Halk Sağlığı ve İç Hastalıkları Uzmanı Dr. M. Emin Dinççağ, modern yaşamın getirdiği tehlikelere dikkat çekerek, çevre kirliliği ve endüstrileşmenin kanser başta olmak üzere birçok hastalığın artışında önemli rol oynadığını söyledi. Dinççağ, "Eskiye dönmek mümkün değil ama daha az tüketerek, daha az kirleterek bu sorunun değil çözümün bir parçası olabiliriz" dedi. "Kanser vakaları gençlerde artıyor" Kanser vakalarının özellikle genç yaş grubunda yükselişe geçtiğini ifade eden Dr. Dinççağ, "Endüstrileşen yaşam, üretimde kullanılan kimyasallar, toksik hidrokarbonlar, ağır metaller ve radyoaktif maddeler; havayı, suyu ve toprağı kirletiyor. Kirlenen çevre, gıda zinciri ve içme suyu yoluyla insan vücuduna geri dönerek hastalıkları artırıyor" diye konuştu. Hava kirliliği ve şehir yaşamının etkisi Metropollerde yoğunlaşan hava kirliliğinin akciğer ve kalp-damar hastalıklarını tetiklediğini vurgulayan Dinççağ, "Endüstrinin baca gazları, otomobil egzozları; akciğer kanseri ve kalp hastalıklarını artırarak halk sağlığını tehdit ediyor" şeklinde konuştu. Cep telefonu ve Wi-Fi uyarısı Mobil cihazların yaydığı elektromanyetik etkinin de sağlığı olumsuz etkileyebildiğini dile getiren Dinççağ, "Non-iyonizan radyasyon dediğimiz etki; baş ağrısı, baş dönmesi, halsizlik, glioma gibi beyin tümörleri ve akustik nörinom gibi kitlelere yol açabiliyor" ifadelerini kullandı. Gürültü ve stres riski Şehir yaşamında farkına varılmayan gürültünün hipertansiyon ve kalp damar hastalıklarında önemli bir risk olduğunu söyleyen Dinççağ, "Sakin ve gürültüsüz ortamlarda hipertansiyonun daha az olduğu, kalp krizi riskinde gürültü ve stresin etkili olabileceği araştırmalarda ortaya konulmuştur" açıklamasında bulundu. Plastikler hayatın her alanında Plastik ve mikroplastiklerin günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline geldiğini vurgulayan Dinççağ, "Gıda zinciri ve solunum yoluyla vücudumuza giren plastikler sağlığımız için ciddi riskler taşıyor. Hastanelerde kullanılan enjektörden, serumların plastik koruyucular içinde verilmesine kadar modern hayatın sunduğu tehlikelerden tamamen kaçınmak mümkün değil" değerlendirmesinde bulundu. "Çözümün bir parçası olmalıyız" "Doğal hayata dönmek mümkün değil" diyen Dr. Dinççağ, bireysel olarak alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı: "Gece Wİ-Fİ cihazlarını kapatmak, cep telefonlarını yalnızca ihtiyaç halinde kullanmak, daha az deterjan ve plastik tüketmek, toplu taşımayı tercih ederek araç kullanımını azaltmak, tüketimi ihtiyaç halinde ve düşünerek yapmak." Dinççağ, "Çevrenin kirlenmemesi için çaba içinde olmalı, sıfır karbon hedefi için bireysel katkı sunmalıyız. Sağlığımızı korumak da geleceğimizi güvence altına almak da bizim elimizde" ifadesiyle sözlerini tamamladı.
8 santimetrelik ’geyik boynuzu’ böbrek taşı kapalı yöntemle çıkarıldı
30 Eylül 2025 Salı - 17:37 8 santimetrelik ’geyik boynuzu’ böbrek taşı kapalı yöntemle çıkarıldı Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 58 yaşındaki Ülkü Sabaner’in böbreğini tamamen dolduran 8 santimetrelik "geyik boynuzu" (staghorn) böbrek taşı, kapalı yöntemle gerçekleştirilen başarılı bir operasyonla çıkarıldı. Sağ yan ağrısı şikâyetiyle hastaneye başvuran Sabaner’in yapılan tetkiklerinde, sağ böbreğini neredeyse tamamen dolduran büyük boyutlu bir taş olduğu belirlendi. Daha önce de böbrek taşı nedeniyle tedavi gören ve çocukluk yaşlarından itibaren taş hastalığıyla mücadele ettiği öğrenilen hastaya, Üroloji Kliniği uzmanları tarafından kapalı ameliyat önerildi. Kapalı yöntemle tamamen temizlendi Operasyonu gerçekleştiren Üroloji Kliniği Uzmanı Dr. Mehmet Levent Akbulut, taşın büyüklüğüne dikkat çekerek, "Hastamızın böbreğinde yaklaşık 8 santimetre çapında büyük bir taş vardı. Tıpta bu tabloya ‘staghorn’, yani geyik boynuzu taşı diyoruz. Eğer bu taş alınmasaydı, böbrek fonksiyonunu tamamen kaybedebilirdi. Biz de perkütan nefrolitotomi adını verdiğimiz kapalı yöntemi tercih ettik. Tomografi yardımıyla planlama yaparak, böbreğe küçük bir delikten girip taşı parçalara ayırarak tamamen temizledik. Ameliyat sonrası hastamızın böbreği taşsız hale getirildi" dedi. Dr. Akbulut, söz konusu yöntemin açık ameliyata göre çok daha hızlı iyileşme süreci sağladığını ve bu tür kompleks operasyonların Malatya’da başarıyla gerçekleştirilebildiğini belirtti. "Yarım su bardağı kadar taş çıktı" Başarılı operasyon sonrası kısa sürede sağlığına kavuşan Ülkü Sabaner, "Bir akşam şiddetli sancıyla acile başvurdum. Yapılan kontrollerde büyük bir taşım olduğu ortaya çıktı. Doktorlarım kapalı yöntemle ameliyat edilebileceğini söylediler. Pazartesi günü ameliyat oldum, üç gün sonra taburcu oldum. Çıkan taş neredeyse yarım su bardağı kadardı. Açık ameliyata göre çok daha kolay bir süreçti. Bir hafta içinde normal hayatıma geri döndüm. Başta doktorum olmak üzere tüm sağlık çalışanlarına teşekkür ediyorum." ifadelerini kullandı Modern yöntemlerle büyük şehirlerdeki imkanlar Malatya’da Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde uygulanan modern cerrahi teknikler sayesinde, böbrek taşı tedavileri açık ameliyata gerek kalmadan gerçekleştirilebiliyor. Hastane yönetimi, ileri teknolojiye sahip cihazlar ve uzman hekim kadrosu sayesinde, hastaların benzer operasyonlar için artık büyük şehirlerdeki hastanelere gitmek zorunda kalmadığını vurguladı.