SAĞLIK
Boynundaki 542 gramlık kitle başarıyla çıkarıldı 08 Mayıs 2026 Cuma - 16:52:35 Bilecik’te yıllardır boynunda giderek büyüyen tiroid kitlesi nedeniyle nefes almakta güçlük çeken 54 yaşındaki hasta, başarılı operasyonla yeniden sağlıklı nefes almaya başladı. Diyabet ve akciğer hastalığı da bulunan 54 yaşındaki İrfan Bozan, Sakarya’dan Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne müracaat etti. Yapılan muayene ve tetkikler sonrasında Bozan’ın boynundaki kitle zamanla büyüyerek göğüs boşluğuna kadar ilerlediği görüldü. Günlük yaşamını ciddi şekilde etkileyen kitle nedeniyle nefes darlığı yaşayan hasta, sırt üstü yatamayacak duruma geldi. Daha önce başvurduğu çeşitli sağlık merkezlerinde ameliyatın yüksek risk taşıdığı belirtilen Bozan, uzun süre operasyon olamadı. Dev tiroid ameliyatıyla sağlığına kavuştu Tedavi umuduyla il dışından Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği’ne başvuran hasta için yapılan detaylı değerlendirmeler ardından ameliyat kararı alındı. Operasyon, Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Doğuşcan Kurular tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Yaklaşık 2,5 saat süren operasyon sırasında, solunum yollarına baskı oluşturan ve göğüs boşluğuna kadar uzanan 542 gram ağırlığındaki dev tiroid dokusu başarıyla çıkarıldı. Ameliyat sonrası yakından takip edilen hastanın nefes alıp vermesinde belirgin rahatlama sağlandığı öğrenildi. Başarılı operasyonun ardından kısa sürede sağlığına kavuşan İrfan Bozan, taburcu edilerek günlük yaşamına yeniden döndü. Yetkililer, özellikle nefes darlığı, yutma güçlüğü ve boyunda büyüyen şişlik gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayarak, erken teşhis ve zamanında müdahalenin hayati önem taşıdığına dikkat çekti.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:10 Anneler Günü öncesi "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumu Anne Çocuk Eğitim ve Araştırma Derneği (AÇEAD) tarafından "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" temasıyla aile sempozyumu düzenlendi. Anneler Günü dolayısıyla gerçekleştirilen "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumunda sağlıklı gebelik süreci, annenin beden ve ruh sağlığının korunması, yenidoğan bakımında dikkat edilmesi gerekenler ve anne sütünün önemi gibi konular ele alındı. Sempozyumda ayrıca çocuk ruh sağlığında koruyucu yaklaşım, çocuk gelişiminde aile desteğinin önemi ve annelik sürecinde karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri bilim insanları tarafından değerlendirildi. Çocuk gelişiminde annenin rolünün önemine değinen AÇEAD Başkanı Prof. Dr. Nilgün Altuntaş, "Annenin hem biyolojik hem psikolojik olarak sağlıklı olması çok önemli. Annelik edebiyatta duygu, şefkat ile tanımlanır ama aslında bu sadece şefkat dediğimiz duygudan ibaret değil. Biyolojik de bir gücü var annenin. Şimdi bilimsel olarak gösterilenler bunlar. Çünkü beyin gelişiminin özellikle ilk üç yılda yüzde 80’i tamamlanıyor ve yaşamın o ilk döneminde de annenin bebeğin gelişimine çok büyük katkısı var" dedi. "Anne, doğurmanın dışında sağlıklı olarak kalmasını da sağlar" Anne ve çocuğun ilk temasının önemine vurgu yapan Altuntaş, "Temasın devam etmesi, dokunuş, bunlar nörolojik gelişimi desteklemektedir. Arkasından emzirme süreci gelir. Anne, sütüyle de aynı şekilde yine hem immün sistemini güçlendirir, bağışıklığını güçlendirir. Bunun yanında hayata tutunmasını, hem de sağlıklı kalmasını sağlar aynı zamanda sütüyle. Annenin sesinin de bebeğin nörolojik gelişimini iyileştirdiği son çalışmalarda gösterilmiş durumda. Anne her yönüyle gerçekten çocuğu hem hayatta tutmaya, doğurmanın dışında hayatta kalmasına ve sağlıklı olarak kalmasına da etki eder" diye konuştu. "Destek öncelikli olarak eşinden olmalı" Kadınların hem ev içerisinde hem de sosyal hayatında büyük sorumluluklarının olduğunu ifade eden Altuntaş, "Bizim toplumun merkezinde olduğu için, toplumun temeli olduğu için anneyi bu büyük sorumlulukları altında kesinlikle güçlendirmemiz gerekir. Destek olunması gerekir. Bu destek öncelikli olarak eşinden olmalı, çevresinden, biz sağlıkçılardan bir destek. Tabii ki devletten de bir destek mutlaka olması gerekir. Çünkü biz kadının aslında sessizce toplumu dönüştürdüğünü, dünyayı değiştirdiğini biliyoruz. O nedenle de kadına yapılacak olan yatırım, onu güçlendirmeye yönelik olarak yapılan yatırım çok önemli bir halk sağlığı yatırımı durumuna geliyor" dedi. Hayata en iyi başlangıçlardan birinin normal doğum, bir diğerinin ise anne sütüyle beslenilmesi olduğunu belirten Altuntaş, "Emzirme gerçekten en önemli yatırım. Bunun için bizim çok uğraşmamız gerekiyor. Ben öğrencilerime de anlatırken ‘Bunu bir vatan hizmeti olarak göreceksin’ diyorum. Nasıl askerlik yapılıyorsa ben o şekilde yapıyorum. Gerçekten bizim ülkeye yaptığımız çok büyük bir iyilik olarak görüyorum emzirmenin yaygınlaştırılmasını. Çünkü anne zaman zaman bırakacak düzeye gelebiliyor sorunlarla boğuşurken. O yüzden anne sütü çok kıymetli. Zaten sadece besin de değil anne sütü. Aynı zamanda immünolojik olarak bir sürü içerisinde hücre var. Bir damlasında bir milyondan fazla hücrenin olduğu bir sıvı. Yaşayan bir sıvı ve o kadar dizayn edilmiş ki bebek büyüdükçe o da değişerek ona uyum sağlayan bir sıvı. Enfeksiyonlardan, alerjiden, kanserden koruyor" diye konuştu.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:08 Anneler Günü öncesi "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumu Anne Çocuk Eğitim ve Araştırma Derneği (AÇEAD) tarafından, "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" temasıyla aile sempozyumu düzenlendi. Anneler Günü öncesinde gerçekleştirilen "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumunda anne ve çocuk sağlığına ilişkin güncel bilgiler paylaşılırken, sağlıklı gebelik süreci, annenin beden ve ruh sağlığının korunması, yenidoğan bakımında dikkat edilmesi gerekenler ve anne sütünün önemi gibi konular ele alındı. Sempozyum kapsamında ayrıca çocuk ruh sağlığında koruyucu yaklaşım, çocuk gelişiminde aile desteğinin önemi ve annelik sürecinde karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri bilim insanları tarafından değerlendirildi. Çocuk gelişiminde annenin rolünün önemine değinen AÇEAD Başkanı Prof. Dr. Nilgün Altuntaş, toplantıda yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "Annenin hem biyolojik hem psikolojik olarak sağlıklı olması çok önemli. Annelik edebiyatta duygu, şefkat ile tanımlanır ama aslında bu sadece şefkat dediğimiz duygudan ibaret değil. Biyolojik de bir gücü var annenin. Şimdi bilimsel olarak gösterilenler bunlar. Çünkü beyin gelişiminin özellikle ilk üç yılda yüzde 80’ni tamamlanıyor ve yaşamın o ilk döneminde de annenin bebeğin gelişimine çok büyük katkısı var." "Anne, doğurmanın dışında sağlıklı olarak kalmasını da sağlar" Anne ve çocuğun ilk temasın önemine vurgu yapan Altuntaş, "Temasın devam etmesi, dokunuş bunlar nörolojik gelişimi desteklemektedir. Arkasından emzirme süreci gelir, anne sütüyle de aynı şekilde yine hem immün sistemini güçlendirir, bağışıklığını güçlendirir. Bunun yanında hayata tutunmasını hem de sağlıklı kalmasını sağlar aynı zamanda sütüyle, annenin sesi de bebeğin nörolojik gelişimini iyileştirdiği son çalışmalarda gösterilmiş durumda. Anne her yönüyle gerçekten çocuğu hem hayatta tutmaya, doğurmanın dışında hayatta kalmasına ve sağlıklı olarak kalmasına da etki eder" diye konuştu. "Destek öncelikli olarak eşinden olmalı" Kadınların hem ev içerisinde hem de sosyal hayatında büyük sorumluluklarının olduğunu açıklayan Altuntaş, "Bizim toplumun merkezinde olduğu için, toplumun temeli olduğu için anneyi bu büyük sorumlulukları altında kesinlikle güçlendirmemiz gerekir. Destek olunması gerekir. Bu destek öncelikli olarak eşinden olmalı, çevresinden, biz sağlıkçılardan bir destek, tabi ki devletten de bir destek mutlaka olması gerekir. Çünkü biz kadının aslında sessizce toplumu dönüştürdüğünü, dünyayı değiştirdiğini biliyoruz. O nedenle de kadına yapılacak olan yatırım, onu güçlendirmeye yönelik olarak yapılan yatırım çok önemli bir halk sağlığı yatırımı durumuna geliyor" ifadelerini kullandı. Hayata en iyi başlangıçlardan birinin normal doğum, bir diğerinin ise anne sütüyle beslenilmesi olduğunu belirten Altuntaş, "Emzirme gerçekten en önemli yatırım. Bunun için bizim çok uğraşmamız gerekiyor. Ben öğrencilerime de anlatırken ‘Bunu bir vatan hizmeti olarak göreceksin’ diyorum. Nasıl askerlik yapılıyorsa ben o şekilde yapıyorum. Gerçekten bizim ülkeye yaptığımız çok büyük bir iyilik olarak görüyorum emzirmenin yaygınlaştırılmasını. Çünkü anne zaman zaman bırakacak düzeye gelebiliyor sorunlarla boğuşurken. O yüzden anne sütü çok kıymetli. Artık içerisinde olanlar ispat edildi ki bunun bir mucize besin olduğunu biliyoruz. Zaten sadece besin de değil anne sütü. Aynı zamanda immünolojik olarak bir sürü içerisinde hücre var. Bir damlasında bir milyondan fazla hücrenin olduğu bir sıvı. Yaşayan bir sıvı ve o kadar dizayn edilmiş ki bebek büyüdükçe de o da değişerek ona uyum sağlayan bir sıvı. Enfeksiyonlardan, alerjiden, kanserden koruyor" diye konuştu. (DLR-
Ali Eroğlu: ’Veteriner hekimler, arzu edilen seviyede olmalılar’
30 Haziran 2025 Pazartesi - 14:46 Ali Eroğlu: ’Veteriner hekimler, arzu edilen seviyede olmalılar’ Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB) Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, Kastamonu’da veteriner hekimlerle bir araya gelerek, meslek kanunuyla birlikte veteriner hekimlerin arzu edilen seviyeye getirilmesi gerektiğini söyledi. Bir dizi ziyaret için Kastamonu’ya gelen TVHB Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, ilk olarak Kastamonu İl Tarım ve Orman Müdürlüğünü ziyaret etti. Eroğlu, burada İl Müdürü Ahmet Kılıç ile görüştü. Ardından İl Müdürlüğü Toplantı Salonunda hem kurumda hem de serbest çalışan veteriner hekimlerle bir araya geldi, veteriner hekimlerin istek ve taleplerini dinleyerek, sorularını yanıtladı. "Birkaç ay öncesinde Tek Sağlık Kurulunun kurulması da ülkemiz için güzel bir gelişme oldu" Ziyarette konuşan Eroğlu, meslek kanunuyla birlikte veteriner hekimlerin arzu edilen seviyeye getirilmesi gerektiğini belirterek, "Bizler, veteriner hekimler olarak Gıda Arz Güvenliği Kurumuyla birlikte çalışıyoruz. Gıda arz güvenliğinin amacı da Türkiye’nin sürekli gıda arz talebinin karşılanması, bunun yanı sıra ihtiyaçlarının tespit edilmesi, bunlar için bilimsel ve teknolojik çözümler, üçüncü aşamada da çözümler için uygulanması gereken acil politikalardır. Üç aşamalı bir amacımız vardı. 15 farklı meslek guruplarının bir araya gelmesiyle oluşturuldu. Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak bizler de bu grupta yer aldık. Gıda arz güvenliği konusunda Türkiye’de acilen uygulanması gereken 25 politika belirledik. Bunlar da gıda arz güvenliğinde kabul edildi ve bunlar Cumhurbaşkanına arz edildi. Bu belirlenen 25 acil uygulanması gereken politikalar içerisinde Türk Veteriner Hekimler Birliğine 8 tanesi aittir. Sağlıklı beslenme, çevre, Tek Sağlık gibi konular bulunuyor. Tek Sağlığın ülkemizde hayata geçirilmesi için kurul üyelerimizin yoğun çalışmaları bulunuyor. Dünyada Amerika, Çin, Avustralya, Almanya, Fransa gibi ülkelerde uygulanan hastalık koruma ve kontrol merkezleri kuruluyor. Buralarda tek sağlık icra ediliyor. Pandemi döneminde bir kovid merkezi kurulması gündeme geliyor. Hasta kontrol izleme merkezini Sağlık Bakanlığından Cumhurbaşkanlığına bağlıyorlar. Bunun çalışması yapıldı ve bizler, bunu da arz ettik. Bu çalışmaları tamamlayıp sunduk. Tek Sağlık, Türkiye’de bu şekilde icra edilmesi gerekiyor. Aksi taktirde sadece sözde kalıyor. Tek Sağlık konusunu gündeme getiren asıl konu ise Türkiye’de veteriner hekimlerdir. Veteriner hekimlerin bu tür konulara yaklaşımları her zaman farklı olmuştur ama dünyada Tek Sağlık kavramı ilk defa 2007 yılında Amerika Veteriner Hekimler Birliğiyle Amerika Tabipler Birliği, 2009 yılında da Türkiye’de Türkiye Tabipler Birliği ile Türkiye Veteriner Hekimler Birliğince gündeme getirildi. Biz, bu tarihten itibaren çalışmalarımızı bu şekilde gerçekleştiriyoruz" dedi. "Veteriner hekimlerle olan iletişimimiz çok kuvvetli" Tarım ve Orman Bakanlığı Hayvancılık Genel Müdür Yardımcısı Bekir Yücel Tanrıkulu ise, "Bir meslektaş olarak Ankara olsun, Kastamonu olsun taşradaki işlerimiz yoğun. Mesleki olarak üstesinden gelemeyeceğimiz şükürler olsun olumsuz bir durumda yok. Her işin içinden çıkabilecek kapasiteye, bilgi ve birikime sahip bir tecrübemiz bulunuyor. İletişimimiz çok kuvvetli, bir veteriner hekim kurumda çalışan olsun serbest çalışan olsun iletişimimiz gerçekten çok kuvvetli. İnşallah bunu da daha ileriye taşıyabiliriz. Ardından bizim üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir şey olmayacaktır" şeklinde konuştu. Ziyarette TVHB Merkez Konseyi İkinci Başkanı Önder Alkan, Genel Sekreter Prof. Dr. Hüsamettin Ekici ile Kastamonu Veteriner Hekimler Odası Başkanı Hacı İbrahim Maşalacı ve veteriner hekimler yer aldı.
Son kullanma tarihi geçmiş ve bozulmuş ürün satan 42 işletmeye ceza kesildi
30 Haziran 2025 Pazartesi - 14:44 Son kullanma tarihi geçmiş ve bozulmuş ürün satan 42 işletmeye ceza kesildi Şanlıurfa’da gerçekleştirilen denetimlerde son kullanma tarihi geçmiş ve sağlıksız şekilde saklanan çok sayıda bozuk gıda ürünü ele geçiren ekipler, 42 işletmeye ceza kesti. Halk sağlığını koruma amacıyla denetimlerini aralıksız sürdüren Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi zabıta ekipleri, marketlere yönelik kapsamlı kontroller gerçekleştirdi. Denetimlerde, son kullanma tarihi geçmiş tavuk, yoğurt, süt, çikolata, cips ve gazlı içecekler başta olmak üzere birçok ürüne rastlandı. Ayrıca bazı ürünlerin tarihi geçmemiş olmasına rağmen bozulduğu ya da uygun olmayan şekilde muhafaza edildiği tespit edildi. Halk sağlığını tehdit ettiği gerekçesiyle bu ürünlere el konulurken, imha edilmesi için gerekli işlemler başlatıldı. Sağlıksız şekillerde gıda muhafaza ettiği belirlenen işletmelere cezai işlem uygulanırken, ilk kez ihlalde bulunan işletmelere uyarı verildi. Zabıta ekipleri, işletme sahiplerini son kullanma tarihine dikkat etmeleri ve uygun depolama ortamında sağlamaları konusunda bilgilendirdi. Bu arada zabıta ekipleri, son bir ay içinde, kurallara uymadığı tespit edilen 42 işletmeye cezai işlem uyguladı. Zabıta Daire Başkanlığı yetkilileri, vatandaşlara da çağrıda bulunarak şüpheli ürünlerle karşılaşmaları durumunda alo 153 iletişim hattı üzerinden bildirimde bulunmalarını istedi.
Sağlık ordusuna 170 yeni mezun
30 Haziran 2025 Pazartesi - 14:39 Sağlık ordusuna 170 yeni mezun Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ) Tıp Fakültesi, 2024-2025 Eğitim Öğretim Yılı kapsamında Mezuniyet Töreni 26 Haziran Perşembe günü Atatürk Kültür Merkezi’nde yapıldı. Törene Cumhuriyet Başsavcısı Oğuzhan Dönmez, MSKÜ Rektörü Prof. Dr. Turhan Kaçar, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Deniz Ülgen ve Mustafa Gökçe, Kavaklıdere Belediye Başkanı Mehmet Demir, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Süleyman Cüneyt Karakuş, İl Sağlık Müdür Vekili Uzm. Dr. Mustafa Kule, Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Turhan Togan, Sıtkı Koçman Vakfı Başkan Vekili Mustafa Acar, Menteşe Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Şadi Ballı, siyasi parti temsilcileri, STK temsilcileri ve öğrencilerin aileleri katıldı. Açılış konuşmalarıyla devam eden programda, Türkçe Tıp ve İngilizce Tıp Programında dönem birincisi olan öğrenciler konuşma yaparak, eğitimlerinde emeği geçen hocalarına ve ailelerine teşekkür etti. Geleceğin hekimlerini tebrik eden MSKÜ Rektörü Prof. Dr. Turhan Kaçar, "Sağlık alanında bilimsel gelişmelere açık, çağdaş değerlere bağlı bireyler olmanızı ve kendinizi her daim geliştirmenizi temenni ediyorum. Bundan sonraki hayatınızda sabır, hoşgörü, şefkat ve insan sevgisi ile yaşamanın önemine temas isterim. Üniversitenin kapıları sizlere her daim açık. Yolunuz açık olsun" diye konuştu. MSKÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Süleyman Cüneyt Karakuş ise yaptığı konuşmada, mezun olan öğrencilere meslek hayatlarında başarı olmanın sırrını çalışmak, mesleğini sevmek ve dürüst olmaktan geçtiğini hatırlattı. Karakuş, "Size güle güle demiyoruz, aramıza hoş geldiniz diyoruz" dedi. Konuşmaların ardından dönem birincisi olan öğrencilere başarı belgesi verildi. Akabinde mezuniyet kütüğüne plaket çakıldı. Protokol üyeleri tarafından mezun olan öğrencilere diplomaları takdim edilmesinden sonra MSKÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Süleyman Cüneyt Karakuş önderliğinde öğrenciler Hekimlik Yemini etti. Türkçe Tıp Programından 140 öğrenci, İngilizce Tıp Programından ise 30 olmak üzere toplam 170 öğrenci mesleki yaşamlarına uğurlandı.
Kalp hastaları için yaz alarmı
30 Haziran 2025 Pazartesi - 14:36 Kalp hastaları için yaz alarmı Yaz ayları ile birlikte yükselen hava sıcaklıkları, kalp hastaları için yeni riskler oluşturuyor. Dr. Aziz Günsel, kalp hastalarının bu dönemde beslenme, günlük aktivite planlaması ve ilaç dozlarına dikkat etmesi gerektiğini vurguladı. Yaz aylarının gelmesiyle birlikte hava sıcaklıkları yükselmeye devam ediyor. Sıcakların yükselmesi birçok hasta grubu için yeni riskler oluşturuyor. Kalp hastaları, sıcak havaların en çok olumsuz etkilediği hasta gruplarından biri olarak öne çıkıyor. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı uzmanı Dr. Aziz Günsel, hava sıcaklığının artması nedeniyle kalp hastalarının karşı karşıya kalabileceği risklerle ilgili uyarılarda bulundu. Sıcaklıkların artmasıyla birlikte terlemeye bağlı olarak yaşanan su ve tuz kaybının kalp hızında artışa neden olduğunu vurgulayan Dr. Aziz Günsel, bu durumun kalbin iş yükünü artırdığını söyledi. Dr. Günsel, bu nedenle yüksek tansiyon, kalp yetmezliği, kalp damarlarında tıkanıklık veya stent bulunan ya da bypass hikayesi olan hastaların sıcak havalarda özellikle dikkatli olmaları gerektiğini belirtti. "Hafif beslenin" uyarısı Dr. Aziz Günsel, kalp hastalarının sıcak havalarda alabileceği önlemlerle ilgili de açıklamalarda bulundu. Yaz aylarında beslenme ve uygulanacak diyetin çok daha önemli bir hale geldiğini söyleyen Dr. Günsel, "Kalp hastaları yaz aylarında yağlı, kızartma türü ağır ve sindirimi zor gıdalar yerine sebze ağırlıklı, bol posalı, haşlama veya ızgara türü gıdalar almalıdır. Öğünler sık ve alınan gıdaların da az miktarlarda olması faydalı olacaktır" ifadesini kullandı. "Günü doğru planlayın" Dr. Günsel’in dikkat çektiği konulardan biri de günlük aktivitelerin zamanlamasının iyi ayarlanması. "Gündüz güneş ışınlarının dik olarak yansıdığı saatlerde dışarı çıkılmaması, denize girilmemesi, bu saatlerde aşırı efor gerektiren aktivitelerden kaçınılması ve sıcak saatlerde alkol alınmaması gerekmektedir" diyen Dr. Günsel, "Tok karnına denize girmek kalp hastaları için tehlikeli olabilir" dedi. "Efor sarf ettirecek aktiviteler için doğru zamansa, sabah erken ve akşam serin saatleri. Bu saatlerde kalp hastalarının kendilerini aşırı yormayacak şekilde yürüyüş yapması veya yüzmesi yararlı olacaktır" diyen Dr. Günsel, "Göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, baygınlık hissi gibi şikayetler oluştuğunda en yakın sağlık merkezine başvurarak kontrolden geçilmelidir" uyarısında da bulundu. İlaç kullanımı doktor denetiminde yaza uygun planlanmalı Düzenli ilaç kullanan kalp hastalarının, ilaç dozlarının hava sıcaklığı ve vücutta neden olduğu değişimler göz önünde bulundurularak doktor denetiminde yeniden düzenlenebileceğini söyleyen Dr. Aziz Günsel, özellikle idrar söktürücü ilaç kullanan hastaların dikkat etmesi gerektiğini vurguladı. "İdrar söktürücü ilaç kullanan kalp yetmezliği veya yüksek tansiyon hastalarında aşırı sıvı kaybına maruziyet, halsizlik, yorgunluk veya ritim bozuklukları görülebilir" diyen Dr. Aziz Günsel, bu tip ilaç kullanan hastaların doktor takibinde ilaç dozlarının yeniden düzenlenmesini öneriyor.
Çikolata kisti gebeliği zorlaştırabilir
30 Haziran 2025 Pazartesi - 14:32 Çikolata kisti gebeliği zorlaştırabilir Şiddetli adet ağrısı (dismenore), kronik pelvik ağrı, ağrılı cinsel ilişki (disparoni), ağrılı dışkılama veya idrar yapma ve kısırlığın halk arasında "çikolata kisti" olarak bilinen endometriozis belirtileri olduğunu belirten Medical Park İzmir Hastanesi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Fügen Erdem Ünsal, "Endometriozis yumurtalık rezervini azaltabilir, tüplerde yapışıklıklara yol açabilir ve bu da gebeliği zorlaştırabilir" dedi. Kadın sağlığı alanında sık karşılaşılan durumlardan biri olan endometriozisin, halk arasında "çikolata kisti" olarak bilindiğini ifade eden Medical Park İzmir Hastanesi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Fügen Erdem Ünsal, "Endometriozis, rahmin içini döşeyen endometrium adı verilen dokunun, rahim dışında başka yerlerde büyümesi durumudur. Bu yerler genellikle yumurtalıklar, fallop tüpleri, bağırsaklar veya karın içindeki diğer organlardır" diye konuştu. Erimiş çikolatayı andıran kistik yapılar oluşur Çikolata kistinin nasıl ortaya çıktığına değinen Op. Dr. Ünsal, "Normalde her ay adet döneminde rahim içindeki endometrium dokusu kalınlaşır ve dökülerek vücuttan atılır. Ancak endometriozisli kadınlarda, rahim dışında bulunan bu endometrial dokular da aynı hormonal döngüye girer; kalınlaşır, kanar ve dökülmeye çalışır. Ne var ki, bu kanamanın vücuttan atılacak bir yolu olmadığından, kan ve doku çevrede birikir. Özellikle yumurtalıklarda biriktiğinde, bu koyu, kahverengi ve koyu kıvamlı kan, erimiş çikolatayı andıran kistik yapılar oluşturur. İşte bu kistlere çikolata kisti veya tıbbi adıyla endometrioma denir" ifadelerini kullandı. Risk faktörlerine dikkat Endometriozisin kesin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, üzerinde durulan bazı teoriler ve risk faktörleri bulunduğunu söyleyen Ünsal, bunları şu şekilde sıraladı: -Retrograd (geriye dönük) adet kanaması: En yaygın kabul gören teoriye göre, adet kanı fallop tüpleri aracılığıyla geriye doğru karın boşluğuna akar ve endometrial hücreler burada tutunarak büyür. -Hücresel dönüşüm (metaplazi): Karın boşluğunu kaplayan hücrelerin (periton hücreleri) veya embriyonik dönemdeki hücrelerin, hormonal veya immünolojik faktörlerin etkisiyle endometrial hücrelere dönüşebileceği düşünülmektedir. -İmmün sistem sorunları: Bağışıklık sisteminin, rahim dışında büyüyen endometrial hücreleri tanıyamaması ve yok edememesi de bir neden olarak gösterilmektedir. -Genetik yatkınlık: Ailesinde endometriozis öyküsü olan kadınlarda hastalığın görülme riski daha yüksektir. -Hormonal dengesizlikler: Özellikle östrojen hormonunun aşırı salgılanması veya dengesizliği hastalığın gelişiminde rol oynayabilir. -Cerrahi sonrası doku yayılımı: Sezaryen veya histerektomi gibi karın içi ameliyatlar sonrası, endometrial hücrelerin cerrahi kesi fyerlerine taşınarak burada büyümesi nadiren görülebilir. Yaşam kalitesi ciddi şekilde etkilenebilir Çikolata kistinin belirtilerinin kişiden kişiye farklılık gösterebildiğini ve kistin büyüklüğünün, yerleşimiyle doğru orantılı olmayabileceğine dikkat çeken Ünsal, bazı kadınlarda hiçbir belirti görülmezken, bazılarında yaşam kalitesini ciddi derecede etkileyen semptomlar ortaya çıkabildiğini söyledi. Ünsal’a göre, çikolata kistinde yaygın görülen bazı belirtiler şunlar: - Şiddetli adet ağrısı (dismenore). - Kronik pelvik ağrı. - Ağrılı cinsel ilişki (disparoni). - Ağrılı dışkılama veya idrar yapma. - Kısırlık (infertilite): Endometriozis, yumurtalık rezervini azaltabilir, tüplerde yapışıklıklara yol açabilir ve bu da gebeliği zorlaştırabilir. Hastalık, genellikle infertilite araştırmaları sırasında teşhis edilir. - Aşırı adet kanaması (menoraji) veya düzensiz kanamalar. - Kronik yorgunluk, şişkinlik, mide bulantısı. Teşhiste kullanılan yöntemler Çikolata kistinin teşhisi hakkında bilgi veren Op. Dr. Ünsal, genellikle belirti öyküsü, fizik muayene ve görüntüleme yöntemleriyle teşhisin konulduğunu söyledi. Op. Dr. Ünsal teşhiste ultrasonografi, Manyetik Rezonans (MR) Görüntüleme, kan testleri (ca-125), laparoskopi (kesin tanı yöntemi) gibi yöntemlerden faydalanıldığını belirtti. Tedavi kişiye özel planlanıyor Çikolata kistinin tedavisinin hastanın yaşına, belirtilerin şiddetine, kistin büyüklüğüne, yerleşimine ve gebelik isteğine göre kişiselleştirildiğini vurgulayan Op. Dr. Ünsal, şu bilgileri paylaştı: Ağrı yönetimi: Hafif ve orta şiddetteki ağrılar için non-steroid antiinflamatuar ilaçlar (NSAİİ’ler) kullanılabilir. Hormonal tedaviler: Hormonal ilaçlar, yumurtalıkların aktivitesini baskılayarak ve adet döngüsünü düzenleyerek endometrial dokunun büyümesini durdurmayı veya yavaşlatmayı hedefler. Bu tedaviler kistlerin küçülmesine yardımcı olabilir ve ağrıyı azaltabilir. - Doğum kontrol hapları, - Progestinler, - GnRH agonistleri/antagonistleri Cerrahi tedavi: - Laparoskopi, - Laparotomi (açık ameliyat), - Histerektomi ve Ooforektomi (rahim ve yumurtalıkların alınması). Op. Dr. Ünsal, eğer yukarıda bahsedilen belirtilerden herhangi biri varsa, doğru tanı ve kişiye özel bir tedavi planı için mutlaka bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurulması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.
"Az sebze ve meyve tüketimi, kolorektal kansere davetiye çıkarıyor"
30 Haziran 2025 Pazartesi - 14:32 "Az sebze ve meyve tüketimi, kolorektal kansere davetiye çıkarıyor" Kolorektal kanserde riski artıran sebeplere dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Yol, "Bağırsaklarında polip bulunanlar, ailesinde kolorektal kanser öyküsü olanlar, inflamatuvar bağırsak hastalığı olanlar (ülseratif kolit, Crolin hastalığı gibi), kalıtsal genetik bozukluğu olanlar (ailesel polipozis sendromu varlığı gibi), işlenmiş gıdaları aşırı tüketenler, az meyve ve sebze tüketenler, sigara kullananlar, ailesinde meme, yumurtalık ve rahim ağzı kanseri olan kişiler kolorektal kanserde risk grubundadır" dedi. Liv Hospital Samsun Genel Cerrahi Kliniği’nden Prof. Dr. Serdar Yol, "kolorektal kanser" hakkında bilgilendirdi. Kolon adı verilen kalın bağırsağın, yaklaşık 1.5-2 metre uzunluğundaki sindirim sisteminin son parçasını oluşturan organ olduğunu dile getiren Prof. Dr. Serdar Yol, "Bunun 13’e kadar son 15-20 cm’lik kısmına rektum adı verilir. Bu alanda gelişen kanserlere de kolorektal kanser adı verilir. Kolorektal kanserler çoğunlukla bu bölgedeki poliplerden gelişir. Yaşam boyu kolorektal kanser gelişme ihtimali erkeklerde yüzde 4.5, kadınlarda ise yüzde 3.2’dir" ifadelerini kullandı. "Kanlı dışkı, karın ağrısı ve kilo kaybına dikkat" Prof. Dr. Yol, belirtiler ve risk grubundakiler hakkında şu bilgileri paylaştı: "Kolorektal kanserin birçok belirtisi vardır. Bunların başında yeni başlayan kabızlık veya sık tuvalete gidip tam rahatlayamama, dışkının incelmesi, makattan kan gelmesi veya dışkının kanlı olması, kansızlık, karın ağrısı, halsizlik ve kilo kaybı gelir. Bağırsaktaki polipler (özellikle adenomatöz olanlar), ailede kolorektal kanser öyküsü olanlar, inflamatuvar bağırsak hastalığı olanlar (ülseratif kolit, Crolin hastalığı gibi), kalıtsal genetik bozukluğu olanlar (ailesel polipozis sendromu varlığı gibi), işlenmiş gıdaları sık tüketenler, meyve ve sebzeyi az tüketenler, sigara kullanımı olanlar, ailesinde meme yumurtalık ve rahim ağzı kanseri olanlar risk grubundadır." "En önemli tanı aracı kolonoskopi" Tanı ve tedavi yöntemine dikkat çeken Prof. Dr. Serdar Yol, "Bu hastalıkta tanı için dışkıda gizli kan bakılması ve en önemli tanı aracı kolonoskopidir. Tomografi ve dışkıda genetik testler kullanılabilir. Makattan kanaması olan her hastaya, birinci derece akrabasında kolorektal kanser öyküsü olmayanlarda 50 yaşından itibaren, birinci derece akrabasında kolorektal kanser öyküsü olanlarda ise hastalığın ortaya çıktığı yaşın 10 sene öncesinden itibaren kolonoskopi yapılmalıdır. Kolorektal kanserde tedavi, cerrahi öncelikle düşündürmekle birlikte kemoterapi ve radyoterapi ile kombine tedavi yöntemleri uygulanmakta, kişiye göre tedavi planlanmaktadır" şeklinde açıklamasını sonlandırdı.
Uzmanı uyardı: "Keneler yeni konakçı arayabilir"
30 Haziran 2025 Pazartesi - 13:21 Uzmanı uyardı: "Keneler yeni konakçı arayabilir" Bolu Veteriner Hekimler Odası Başkanı Mehmet Ok, son dönemde artış gösteren kene vakalarıyla ilgili yaptığı açıklamada, "Konakçı yönünden değerlendirdiğimizde, sokak hayvanlarının toplanmasının kenelerin yapışıp kan ememeyeceği canlılara yönelmesine neden olabileceğini söyleyebiliriz. Bu durumda farklı türlere yönelmeleri söz konusu olabilir. Ancak bu durum, düzenli mücadeleyle kontrol altına alınabilir" dedi. Yaz aylarının gelmesiyle birlikte Türkiye genelinde kene ısırığı vakalarında ciddi bir artış yaşanıyor. Kene vakalarındaki artışlar ve yaşanan ölümler tedirginliğe neden olurken, Bolu Veteriner Hekimler Odası Başkanı Mehmet Ok ise artış gösteren kene vakalarına karşı vatandaşları uyardı. "Kenelerde üreme ve popülasyon artışı gözlemlenmektedir" Vaka sayısındaki artışa dikkat çeken Veteriner Hekim Mehmet Ok, "Kırım Kongo Kanamalı Ateşi etkeni olan keneler, 2002 yılında ülkemizde görülmeye başlandı. 2025 yılı verilerine göre toplam vaka sayısı yaklaşık 17 bin civarındadır. Bu vakaların sonucunda kaybettiğimiz vatandaş sayısı ise 820’dir. Bu, Sağlık Bakanlığı verilerine dayanmaktadır. 2025 yılı içerisinde ise vaka sayısı 7 bin olup, ne yazık ki şu ana kadar yaklaşık 15 vatandaşımızı kaybettik. Yaz aylarının gelmesiyle birlikte kenelerde üreme ve popülasyon artışı gözlemlenmektedir. Ancak bilinmelidir ki her kene türünde ve her bir kenede bu hastalık etkeni mevcut değildir" dedi. "15 gün boyunca kan emerek o bölgede kalabilirler" Kene ısırmasını vatandaşların fark edemeyeceğini söyleyen Mehmet Ok, "Hastalık etkenini taşıyan keneler belirli türlerdendir. Dünya üzerinde yaklaşık 900 çeşit kene türü bulunmakta olup, Türkiye’de bunların yaklaşık 35 çeşidi gözükmektedir. Ancak Kırım Kongo Kanamalı Ateşi taşıyıcısı olan kene, hyalomma marginatum dediğimiz bir kene türüdür. Bu keneler, sivrisinekler gibi bizleri ısırdıklarında yumuşak dokuya temas ederler ve genellikle vücudun yumuşak bölgelerinde bulunurlar. Bu temas sonrasında kişi bunu fark edemez çünkü kene, ağızlarından salgıladıkları bir sıvıyla bölgeyi uyuşturur. Müdahale edilmediği takdirde, bu keneler yaklaşık 15 gün boyunca kan emerek o bölgede kalabilirler" diye konuştu. "Keneler, çok hızlı çoğalabilen hayvanlardır" Kenelerin hızlı ürediğini söyleyen Ok, bu süreçte kan emerek beslendiklerini kaydetti. Ok, "Keneler, çok hızlı çoğalabilen hayvanlardır. Yumurtlama döneminde yaklaşık bin adet yumurta bırakabilirler. Ayrıca her ortamda, her bölgede yaşayabilirler; nem, sıcaklık gibi çevresel faktörlere çok duyarlı değildirler. Çok çeşitli konakçılara sahip oldukları için yaşamak için kana ihtiyaç duyarlar ve herhangi bir hayvanın üzerine konup kan emerek yaşamlarını sürdürebilirler. Yaşam döngüleri 3 parçadan oluşur: Yumurta, nimf dediğimiz yarı olgun dönem ve olgun dönem. Bu 3 evrede de kan emerek beslenmek zorundadırlar" ifadelerini kullandı. "Sokak hayvanlarının toplanması kenelerde bir artışa neden olabilir" Veteriner Hekim Mehmet Ok, "Konakçı yönünden değerlendirdiğimizde, sokak hayvanlarının toplanmasının kenelerin yapışıp kan ememeyeceği canlılara yönelmesine neden olabileceğini söyleyebiliriz. Bu durumda farklı türlere yönelmeleri söz konusu olabilir. Ancak bu durum, düzenli mücadeleyle kontrol altına alınabilir. Hayvanların üzerinde yaklaşık 25 günde bir yapılacak paraziter mücadeleyle bu dönemi sorunsuz geçirebiliriz" dedi. Kenelerden korunmak için önerilerde de bulunan Ok, "Halkımızdan özellikle açık alanlara, ormanlık alanlara çıktıklarında açık renkli ve uzun elbiseler giymelerini rica ediyoruz. Eve döndüklerinde vücutlarında kene taraması yapmalarını, elle ya da gözle bir kontrol gerçekleştirmelerini öneriyoruz. Bu konuyla ilgili bir kene tespiti durumunda, en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalarını önemle hatırlatıyoruz" ifadelerine yer verdi.
8 aylık bebeğin anne karnında ölümüyle ilgili Sağlık Bakanlığı’ndan müfettiş istendi
30 Haziran 2025 Pazartesi - 12:58 8 aylık bebeğin anne karnında ölümüyle ilgili Sağlık Bakanlığı’ndan müfettiş istendi Amasya’da doğuma sayılı günler kala 8 aylık bebeğin anne karnında hayatını kaybetmesi üzerine Sağlık Bakanlığı’ndan müfettiş istendiği bildirildi. Kucağına almayı hayal ettikleri bebeklerine kavuşamamanın üzüntüsünü yaşayan Betül Aykaç ve eşinin ’ihmal olduğu’ iddiasıyla şikayetçi olması sonrası Amasya Valiliği’nden yapılan açıklamada, olayın araştırılması için Sağlık Bakanlığı’nda müfettiş istendiği belirtildi. Yapılan açıklamada, "Çeşitli basın yayın organlarında ‘Amasya’da 8 aylık bebeğini anne karnında ihmal sonucu kaybetti’ şeklinde haberler yapılmıştır. Konuyla ilgili olarak valiliğimizin talimatıyla Sağlık Bakanlığı’ndan müfettiş istenmiş ayrıca ailenin şikayeti üzerine de adli tahkikat başlatılmıştır. Konu tüm yönleriyle titizlikle incelenmekte olup evlatlarını kaybeden aileye başsağlığı diliyoruz" ifadelerine yer verildi. İlk bebeğine hamile olan Betül Aykaç (26), hamileliği süresince bir hastanede Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. S.K.’ya düzenli olarak kontrollerini yaptırdı. Son kontrolünü 20 Haziran günü yaptırıp tansiyon değerlerinin yüksek çıktığını anlatan Betül Aykaç’a iddiaya göre, şeker yüklemesi için 4 gün sonraya randevu verildi. Bu arada özel bir hastaneye başvuran kadının yapılan muayenesinde bebeğin anne karnında hayatını kaybettiği belirlenmişti. Tekrar hastaneye dönen Betül A., bebeğini normal doğumla ölü olarak dünyaya getirmiş, eşi Fırat Aykaç da aynı gün polis merkezine giderek ’ihmali olduğunu’ öne sürdüğü doktor hakkında şikayetçi olmuştu.
Tuzla Devlet Hastanesi’nde Tamamlayıcı Tıp Uygulamalarına yoğun ilgi
30 Haziran 2025 Pazartesi - 12:40 Tuzla Devlet Hastanesi’nde Tamamlayıcı Tıp Uygulamalarına yoğun ilgi Tuzla Devlet Hastanesi GETAT Merkezi’nde uygulanan ozon tedavisi, akupunktur, hacamat ve mezoterapi gibi tamamlayıcı tıp yöntemleri, özellikle kronik rahatsızlığı olan hastalardan yoğun ilgi görüyor. Hastalar modern tedavilerle birlikte uygulanan bu yöntemlerle sağlıklarına kavuşuyor. Tuzla Devlet Hastanesi bünyesinde hizmet veren Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) Merkezi’nde uygulanan ozon tedavisi, akupunktur, hacamat ve mezoterapi yöntemleri hastalar tarafından yoğun ilgi görüyor. Özellikle kronik rahatsızlıklara sahip hastaların başvurduğu merkezde, tedaviler destekleyici yöntemlerle sürdürülüyor. Hastanede en çok tercih edilen yöntemler arasında ozon tedavisi ve akupunktur yer alıyor. Ozon tedavisinde majör, minör ve torbalama yöntemleri uygulanırken, akupunktur ise genel vücut akupunkturu şeklinde 7 seanslık programlar halinde gerçekleştiriliyor. "Kendimi daha dinç ve güçlü hissediyorum" Merkezde ozon tedavisi gören 65 yaşındaki Tuncay Bayrak, tedaviden memnun kaldığını belirterek, "7 saat sırt ozon tedavisi alıyorum. Çok faydasını görüyorum. Kendimi daha dinç, daha güçlü hissediyorum. Eskiden merdiven bile çıkamıyordum, şimdi daha rahat çıkabiliyorum. Yorulmuyorum. Gerçekten iyi bir tedavi, herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim" dedi. "İştahım azaldı, hiçbir şey yemek istemiyorum" Akupunktur seansına katılan Hatice Önder isimli hasta ise, tedavi sonrası iştahının azaldığını ve daha iyi hissettiğini ifade etti. Önder, "İkinci seanstayım ama iştahım neredeyse tamamen kesildi. Şu an hiçbir şey yemek istemiyorum. Kendimi daha iyi, daha dinç hissediyorum. Hocamıza da teşekkür ederim" diye konuştu. "Tamamlayıcı uygulamalarla iyileşme süreçlerini destekliyoruz" Uygulanan tedavi yöntemleri hakkında bilgi veren Tuzla Devlet Hastanesi Pratisyen Hekimi Dr. Fatih Erkan Çam, "Kliniğimizde akupunktur, ozon tedavisi, hacamat ve mezoterapi uygulamaları yapıyoruz. En sık tercih edilen uygulamalar akupunktur ve ozon tedavisi. Akupunkturu hemen hemen her hastalık için kullanabiliyoruz. Özellikle kilo verme ve ağrı tedavisi amacıyla başvuran hastalara uyguluyoruz. Hastalarımız genellikle mevcut hastalıkları nedeniyle birçok klinikte tedavi görmüş ama tam çözüm bulamamış kişilerden oluşuyor. Biz burada onların mevcut tıbbi tedavilerine destek olmak, iyileşme süreçlerini hızlandırmak için tamamlayıcı uygulamalar yapıyoruz" dedi. Ozon tedavisini majör, minör ve torbalama yöntemleriyle uyguladıklarını belirten Çam, "Özellikle diyabetik ayak yaraları ve kronik yara tedavisinde torbalama yöntemi çok etkili. Birçok hastamızı ameliyata gitmeden iyileştirdik. Bunun dışında halsizlik, yorgunluk, bağışıklık güçlendirme ve diyabet kontrolü sağlamak isteyen hastalarımıza da ozon tedavisi uyguluyoruz" ifadelerini kullandı. Hacamat tedavisini genellikle detoks amacıyla uyguladıklarını aktaran Çam, "Özellikle kronik rahatsızlıkları bulunan hastalarda çok iyi sonuçlar alıyoruz" dedi. Mezoterapi uygulamalarını ise yalnızca ağrı tedavilerine yönelik yaptıklarını belirten Çam, eklem, kas ve migren tipi ağrılarda başarılı sonuçlar elde ettiklerini vurguladı. "Anadolu Yakası’nın en kapsamlı GETAT merkezi" Dr. Çam, seansların programlı şekilde ilerlediğini ve randevu sistemiyle çalıştıklarını belirterek, "Akupunktur tedavisini 7 seanslık programlarla, ozon tedavisini haftada 2 defa olmak üzere en az 10 seanslık paketlerle uyguluyoruz. Tamamlayıcı tedaviler, özellikle tıbbi tedavilerle tam iyileşme sağlayamamış hastalar için tercih ediliyor. Tuzla Devlet Hastanesi olarak Anadolu Yakası’nın en kapsamlı GETAT merkezi olduğumuzu söyleyebilirim" şeklinde konuştu. SGK kapsamında gerçekleştirilen uygulamalarda bazı işlemler için katkı payı alındığını ifade eden Dr. Çam, seansların ortalama 30 dakika sürdüğünü söyledi.
Dr. Öğretim Üyesi Olcay Ayçiçek: "Dünyada her yıl ortalama 230 bin kişi, Türkiye’de ise 600-bin arası kişi suda boğularak hayatını kaybediyor"
30 Haziran 2025 Pazartesi - 10:16 Dr. Öğretim Üyesi Olcay Ayçiçek: "Dünyada her yıl ortalama 230 bin kişi, Türkiye’de ise 600-bin arası kişi suda boğularak hayatını kaybediyor" Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Olcay Ayçiçek, dünyada her yıl ortalama 230 bin kişinin, Türkiye’de ise 600-bin arası kişinin suda boğularak hayatını kaybettiğini belirterek, vatandaşların güvenli yerlerde denize girmeleri ve cankurtaran hizmetinin olduğu plajları tercih etmesi gerektiğini söyledi. Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte ülkemizde boğulma vakaları yaşanmaya başlarken, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre dünya genelinde her yıl ortalama 230 bin kişi suda boğularak hayatını kaybediyor. Türkiye’da ise her yıl ortalama 600 ila bin kişinin suda boğularak hayatını kaybettiği kaydedilirken, 1-24 yaş arasındaki kişiler suda boğulma riski en yüksek olan yaş grubunu oluşturuyor. Bu sayının doğal afetlerden bile daha fazla can kaybına yol açtığı belirtilirken, boğulmaların yüzde 70’ten fazlası yaz aylarında özellikle tatil dönemlerinde meydana geliyor. Konuyla ilgili uyarılarda bulunan Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Olcay Ayçiçek, vatandaşların güvenli yerlerde denize girmeleri gerektiğini söyledi. Ülkemizde her yıl 600 ila bin kişinin suda boğulma sonucu hayatını kaybettiğine dikkat çeken Ayçiçek, "Yaz mevsiminde, bayram tatillerinde boğulma vakalarında artış gözlemliyoruz. Bu nedenle vatandaşlarımızın bu konuda dikkatli olmaları gerekir. Suda boğulma, suya battıktan sonra nefessiz kalma sonucu gelişen durum olarak tanımlanır. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) verilerine göre dünya çapında önlenebilir ölümler arasında en yaygın üçüncü neden. DSÖ’ye göre dünya genelinde her yıl ortalama 230 bin civarında kişi suda boğularak hayatını kaybetmektedir. Türkiye’de ise her yıl ortalama 600 ila bin kişi suda boğularak hayatını kaybediyor. Bu ciddi bir oran. Bu bakımdan vatandaşlarımızın özellikle güvenli yerlerde denize girmeleri, cankurtaran hizmetinin olduğu plajları tercih etmesi çok önemli" dedi. "Kalıcı hasara yol açabilir" Su altında kalma süresinin kişide kalıcı hasarlara yol açabileceğine dikkat çeken Ayçiçek, boğulma olayı sırasında veya hemen sonrasında görülen etkileri şöyle anlattı: "Nefessizlik (Hipoksi): Boğulan kişi suya batınca nefes alamaz ve kısa sürede oksijen yetersizliği başlar. Bu durum çok tehlikelidir, çünkü beyin 4-6 dakika oksijensiz kaldığında hasar görmeye başlar. Bilinç kaybı: Kişi su altında birkaç dakika kalırsa bayılabilir. Bilinç kaybı, müdahale gecikirse kalıcı hasara yol açabilir. Kalp durması: Nefes alamama kalp atışlarının durmasına neden olabilir. Bu durumda acil müdahale (CPR) hayat kurtarıcıdır." Ayçiçek, uzun vadeli hasarları da şöyle anlattı: "Boğulmadan kurtulan bazı kişilerde olaydan sonra uzun süre devam eden sağlık sorunları oluşabilir: Beyin Hasarı: Oksijensiz kalma süresi uzunsa kişi yaşasa bile beyninde kalıcı hasarlar olabilir. Bu hafıza kaybı, konuşma bozukluğu, dikkat dağınıklığı gibi sorunlara yol açabilir. Hareket Bozuklukları: Sinir sistemi zarar gördüyse kişi yürüme, el-kol hareketleri gibi işlevlerde zorluk yaşayabilir. Psikolojik Etkiler: Boğulma tehlikesi geçiren kişilerde travma, suya karşı korku (hidrofobi), panik atak veya stres bozuklukları gelişebilir. Bu da kişinin hayat kalitesini olumsuz etkileyebilir. Akciğer Problemleri: Olay sonrası bazı kişilerde zatürre (aspirasyon pnömonisi) gibi solunum yolu enfeksiyonları gelişebilir." "Başını yana çevirin, kusturmaya çalışmayın" Boğulma vakalarında alınacak tedbirlerle ilgili bilgi veren Ayçiçek, "Boğulan kişiye yardım edecek kişinin önce kendi güvenliğini kontrol altına alması gerekir. Hasta güvenli bir şekilde kıyıya alındıktan sonra hemen 112’ye haber verilmeli. Hastanın nefes alıp almadığı, bilincinin kapalı olup olmadığı kontrol edilmeli. Başını yana çevirin, kusturmaya çalışmayın. Nefes kontrolünü gözlemleyin, tekrar bilinci kapanırsa tekrar 112’yi bilgilendirin. Eğer hastanın bilinci kapalı, solumuyorsa bu durumda en hızlı sürede kalp ve solunum masajı yapılmalı. Bunun da eğitim görmüş kişiler tarafından yapılması gerekiyor" ifadelerini kullandı.