Yerel Haberler
Samsun
Dev sulama projesinde sona gelindi 23 Şubat 2026 Pazartesi - 11:12:43 Samsun’da yapımında sona gelinen 19 Mayıs Barajı Sulaması Projesi kapsamında 7 bin 693 hektarlık alanı kapsayan 38 mahallenin su ihtiyacı karşılanacak. Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından yapımına 2020 yılında başlanan 19 Mayıs Barajı Sulaması Projesi’nin fiziki gerçekleşme oranı yüzde 97 seviyesine ulaştı. 38 mahalleye su kaynağı sağlayacak projede sulama alanı 7 bin 693 hektar olarak dikkat çekiyor. Bu yılın nisan ayında bitirilmesi hedeflenen proje kapsamında Dereköy, Bahçelievler, Engiz, Kertme, Beylik, Yeşilova, Mimarsinan, Esenyer, Yukarıengiz, Yükseliş, Yörükler, Tepeköy, Çandır, Köseli, Elifli, Taşköprü, Üçpınar, Sürmeli, Balıklar, Doğankaya, Gazibeyli, Derbent, Lengerli, Osmanbeyli, Evrenkuşağı, Çatak, Tütüncüler, Tepecik, Gümüşyaprak, Yakıntaş, Gerzeliler, Şeyhulaş, Sarıkaya, Bakırpınar, Aktekke, Sarıçevre, Dededağı ve Sarıköy Mahalleleri sudan faydalanacak. İş kapsamında; 39 bin 128 metre cam takviyeli polyester (CTP) borunun tamamı, 8 bin 407 metre çelik borunun tamamı, 196 bin 366 metre Polietilen (PE 100) borunun 189 bin 886 metresi (yüzde 96,70) ile bin 493 adet sanat yapısının bin 365 adedi (yüzde 91,43) tamamlandı. Hidrostatik basınç ve sızdırmazlık testlerine ise devam ediliyor. Toplam 470 metre olan tünel kazısında 450 metreye ulaşıldı. Bunun 245 metresinde kaplama çalışması tamamlandı. Çalışmalar sürüyor.
23 Şubat 2026 Pazartesi - 10:58 ‘İyi kolesterol hayat kurtarıyor’ Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, toplumda çoğunlukla "zararlı" olarak bilinen kolesterolün bir türünün damarları koruyan en önemli doğal savunma mekanizması olduğunu belirterek, "HDL dediğimiz iyi kolesterol, damarların adeta süpürgesidir. Kalp krizine karşı sessiz ama güçlü bir koruma sağlar" dedi. Türkiye’de kalp-damar hastalıklarının tüm ölümlerin yaklaşık yüzde 40’ını oluşturduğunu vurgulayan Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, bu tablonun arka planında düşük HDL düzeyleri, yüksek LDL(düşük yoğunluklu lipoprotein) kolesterol, hareketsiz yaşam ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının yer aldığını söyledi. Kolesterolün vücut için hayati bir madde olduğunu ifade eden Yücel, hormon üretiminden hücre zarlarının yapısına, D vitamini sentezinden sindirim için gerekli safra asitlerinin üretimine kadar pek çok önemli görev üstlendiğini kaydetti. Kolesterolün kanda serbest dolaşamadığını ve "lipoprotein" adı verilen taşıyıcı paketlerle taşındığını belirten Yücel, bu noktada LDL ve HDL’nin (yüksek yoğunluklu lipoprotein) rolüne dikkat çekti. LDL’nin damar duvarlarında birikerek damar sertliğine zemin hazırladığını, HDL’nin ise bu birikimleri toplayarak karaciğere geri götürdüğünü ifade eden Yücel, "Tıpta buna ters kolesterol taşınımı diyoruz. Bu süreç kalp krizine karşı en önemli doğal savunma mekanizmalarından biridir. Kardiyoloji pratiğimde hastalarıma hep şunu söylerim: LDL ateşi yakan kibrit, HDL ise yangın söndürme ekibidir" diye konuştu. HDL’nin yalnızca kolesterol taşımakla kalmadığını, aynı zamanda damar iç yüzeyindeki iltihaplanmayı azalttığını, kanın pıhtılaşma eğilimini dengelediğini ve LDL kolesterolünün oksitlenmesini önleyerek damar sertliğinin ilerlemesini yavaşlattığını dile getiren Yücel, HDL düşüklüğünün genellikle belirgin bir belirti vermediğine dikkat çekti. HDL değerleri hakkında bilgi veren Yücel, erkeklerde 40 mg/dL’nin, kadınlarda ise 50 mg/dL’nin altındaki seviyelerin riskli kabul edildiğini, 40–59 mg/dL aralığının normal, 60 mg/dL ve üzerinin ise koruyucu düzey olarak değerlendirildiğini ifade etti. Düzenli kan tahlilinin görünmeyen riskleri erken yakalamak açısından büyük önem taşıdığını belirten Yücel, 20 yaşından itibaren en az 5 yılda bir lipid profili testi yapılması gerektiğini söyledi. 40 yaş üstü, ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü bulunanlar, diyabet, tansiyon veya obezitesi olan kişilerin ise yılda en az bir kez test yaptırmasının önem taşıdığını kaydetti. HDL seviyesinin yaşam tarzı değişiklikleriyle önemli ölçüde artırılabileceğini vurgulayan Yücel, haftada en az 150 dakika orta şiddette aerobik egzersiz yapılmasını önerdi. Tempolu yürüyüş, bisiklet ve yüzme gibi aktivitelerin HDL’yi yüzde 5-10 oranında artırabildiğini belirten Yücel, düzenliliğin en kritik unsur olduğunu ifade etti. Beslenme alışkanlıklarının da belirleyici olduğunu kaydeden Yücel, zeytinyağı, avokado, ceviz, badem ve somon, uskumru, sardalya gibi omega-3’ten zengin yağlı balıkların HDL’yi desteklediğini söyledi. Trans yağlardan ve aşırı doymuş yağlardan uzak durulması gerektiğini belirten Yücel, lif açısından zengin beslenmenin de kolesterol dengesini olumlu etkilediğini ifade etti. Mercimek, nohut, kuru fasulye gibi kurubaklagillerin yanı sıra yulaf, taze sebze ve meyvelerin çözünür lif içerikleri sayesinde bağırsaktaki kolesterol emilimini azalttığını dile getirdi. Sigaranın HDL’yi doğrudan düşüren en önemli faktörlerden biri olduğunu vurgulayan Yücel, sigarayı bırakan kişilerde HDL düzeyinin birkaç hafta içinde yükselmeye başladığını belirtti. Fazla kilolardan kurtulmanın da HDL artışını desteklediğini kaydeden Yücel, her 3 kilogramlık kilo kaybının HDL’de yaklaşık 1 mg/dL artış sağlayabildiğini ifade etti. Alkol tüketimi konusunda da uyarıda bulunan Yücel, çok az miktarda alkolün HDL üzerinde artırıcı etkisine dair veriler bulunduğunu ancak genel sağlık riskleri nedeniyle bu amaçla alkol tüketiminin önerilmediğini söyledi. Kronik stresin kortizol hormonunu artırarak kolesterol profilini olumsuz etkileyebileceğini belirten Yücel, meditasyon, nefes egzersizleri ve düzenli uykunun kalp sağlığı açısından önemli olduğunu ifade etti. Sık sorulan sorular ve yanlış bilinenler Sık sorulan sorular ve yanlış bilinenler hakkında bilgi aktaran Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, şunları söyledi: "HDL’m yüksekse kalp krizi geçirmem mümkün değil mi?’ Maalesef hayır. Yüksek HDL riski azaltır ama sıfırlamaz. Tansiyon, şeker hastalığı, sigara ve genetik faktörler de büyük rol oynar. Kalp sağlığı bütünsel bir yaklaşım gerektirir. ‘Yumurta yemek kolesterolü yükseltir mi?’ Güncel bilimsel veriler, sağlıklı bireylerin günde 1-2 yumurta tüketmesinin kolesterol dengesini olumsuz etkilemediğini göstermektedir. Yumurta, aslında HDL’yi destekleyen besinler arasındadır. ‘HDL’yi ilaçla yükseltmek mümkün mü?’ Bazı ilaçlar HDL’yi yükseltebilir, ancak ilaçla yükseltilen HDL’nin yaşam tarzıyla yükselen HDL kadar koruyucu olup olmadığı hâlâ araştırılmaktadır. Doktorunuzun önerisi olmadan ilaç kullanmayın. ‘Zeytinyağı gerçekten HDL’yi yükseltir mi?’ Evet. Akdeniz tipi beslenmenin temel taşı olan zeytinyağı, içerdiği oleik asit ve polifenoller sayesinde HDL düzeyini olumlu yönde etkiler. Günlük 2-3 yemek kaşığı soğuk sıkım zeytinyağı tüketimi, kalp-damar sağlığı için güçlü kanıta dayalı bir öneridir. ‘Kolesterol testini ne sıklıkla yaptırmalıyım?’ 20 yaşından itibaren en az 5 yılda bir lipid profili önerilir. 40 yaş üstü, ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü olanlar, diyabet, tansiyon veya obezitesi bulunan kişilerin ise yılda en az bir kez test yaptırması gerekir. ‘Hastalarıma her zaman şunu hatırlatırım: Sağlıklı yaşam değişiklikleri, hiçbir ilaçla elde edemeyeceğiniz kadar geniş bir koruma ağı örer. HDL’nizi yüksek tutmak, bu ağın en kritik düğümü olabilir."
23 Şubat 2026 Pazartesi - 10:20 "Çok Güzel Hareketler Bunlar 2" ekibinden OMÜ’de sanat ve kariyer sohbeti Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Gençlik Topluluğunca düzenlenen "Perdeden Kampüse" söyleşisi, BKM Mutfak’ın sevilen oyuncularını OMÜ öğrencileriyle bir araya getirdi. Kahkaha ve samimiyetin eksik olmadığı etkinlikte ünlü oyuncular, sanat yolculuklarını ve deneyimlerini paylaştı. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı’na (SKS) bağlı Gençlik Topluluğu, hafta sonunda kampüste ses getiren bir etkinliğe imza attı. Çok Güzel Hareketler 2 ekibinin popüler isimleri Hilmi Deler, Cenan Adıgüzel, Cemile Canyurt ve Ebru Yücel, OMÜ Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen söyleşide salonu dolduran öğrencilerle buluştu. Moderatörlüğünü Gençlik Topluluğu Başkanı Ertan Atasayar’ın yaptığı etkinlikte, oyunculuktan eğitime, kariyer basamaklarından topluluk ruhuna kadar pek çok konu konuşuldu. "Tiyatro bir kaçış değil, gönül işidir" Samsun’daki gösterileri öncesinde öğrencilerin sorularını yanıtlayan oyuncu Cenan Adıgüzel, tiyatronun sadece bir "hobi" veya derslerden "kaçış alanı" olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayarak, "Sektörde derslerden kaçmak için bu işe soyunanları çok gördük ama hiçbiri kalıcı olamadı. Bu işi gerçekten sevmiyorsanız, ders çalışmak bile daha keyifli gelir. Tiyatro sadece kalpten sevenlerin tutunabildiği bir yerdir" dedi. Ekipten Ebru Yücel, öğrencilere eğitim hayatının önemiyle ilgili mesajlar verdi. Kendi ekibindeki herkesin üniversite mezunu olduğunu hatırlatan Yücel, "Üniversite yılları hayatın en büyük tecrübe alanı. Ne olursa olsun önce okulunuzu bitirin ve diplomanızı, yani altın bileziğinizi kolunuza takın" diye konuştu. "Topluluklar birer hayat okuludur" Kendi üniversite yıllarında Genç Sanatlar Topluluğu üyesi olduğunu belirten Cemile Canyurt ise, öğrenci topluluklarının farklı disiplinlerden insanları bir araya getiren kolektif yapısına dikkat çekti. Canyurt, toplulukların sadece sosyal alanlar değil, aynı zamanda birer "hayat okulu" olduğunu ifade ederek öğrencilere bu dönemin kıymetini bilmeleri tavsiyesinde bulundu. Ekibin sevilen ismi Hilmi Deler de OMÜ kampüsündeki yüksek enerjiden duyduğu memnuniyeti dile getirerek öğrencilerle bir arada olmanın heyecanını paylaştı. Motivasyon kaynağı öğrenci geri dönüşleri 2011 yılından bu yana aktif olan Gençlik Topluluğu’nun Başkanı Ertan Atasayar, düzenledikleri etkinliklerin temel motivasyonunun öğrencilerden gelen olumlu geri dönüşler olduğunu belirterek, öğrenci odaklı kültürel projelerin hız kesmeden devam edeceğini vurguladı. Söyleşinin sonunda, OMÜ SKS Daire Başkanı Öğr. Gör. Selman Aslan, Gençlik Topluluğu Danışmanı Prof. Dr. Tamer Aslan ve Topluluk Başkanı Ertan Atasayar, misafir oyunculara üniversite adına teşekkür belgelerini takdim etti. Etkinlik, tüm katılımcıların yer aldığı fotoğraf çekimi ile son buldu.
Ağız kuruluğu, ciddi bir sistemik hastalığın habercisi olabilir
19 Şubat 2026 Perşembe - 11:49 Ağız kuruluğu, ciddi bir sistemik hastalığın habercisi olabilir Kulak, Burun ve Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, susuzluk hissi olarak küçümsenen ağız kuruluğunun ciddi sistemik hastalıkların habercisi olabileceğini söyledi. Medicana International Samsun Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, halk arasında susuzluk hissi olarak küçümsenen ağız kuruluğunun aslında ciddi sistemik hastalıkların habercisi olabileceğini belirterek, özellikle sjögren sendromu ile mücadele eden hastalar için geliştirilen sialendoskopi yönteminin kesi yapılmadan uygulanan cerrahi tekniğiyle modern tıpta yeni bir dönem başlattığını ifade etti. "Ağız kuruluğunda erken tanı önemli" Ağız kuruluğunun hafife alınmaması gerektiğini belirten KBB Kliniği’nden Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, "Özellikle sjögren hastalarında erken dönemde uygulanan sialendoskopi, bez fonksiyonunu koruma açısından kritik öneme sahiptir. Amaç sadece kuruluğu azaltmak değil, bez dokusunun ilerleyici hasarını durdurmaktır. Doğru hasta seçimiyle yaşam kalitesinde belirgin artış sağlıyoruz. Bilimsel çalışmalar da erken dönemde uygulanan girişimlerin tükürük akışını artırabildiğini ve tekrarlayan enfeksiyon ataklarını azaltabildiğini göstermektedir" dedi. Tedavide sialendoskopinin neden tercih edilmesi gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Turgut, "Sialendoskopide ameliyat izi oluşmaz, bez kaybı riski minimaldir. Günübirlik uygulanır; hasta çoğu zaman aynı gün sosyal hayatına dönebilir. Gerektiğinde güvenle yeniden uygulanabilir. Vücudun kendi tükürük üretim kapasitesini maksimize eder. Ağız kuruluğu bir çaresizlik değildir. Eğer tekrarlayan bez şişlikleri, kronik kuruluk ve yutma güçlüğü yaşıyorsanız, sialendoskopi modern tıbbın sunduğu en etkili minimal invaziv seçeneklerden biri olabilir. Bez dokusu tamamen harap olmadan yapılan müdahalede en başarılı sonuçlar alınıyor. Erken tanı, doğru merkez ve deneyimli ekip, ağız kuruluğunda milimetrik bir dokunuşla yaşam kalitesinde büyük bir değişim oluşturabilir" diye konuştu. Sjögren sendromu hakkında bilgi veren Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, "Sjögren sendromu, bağışıklık sisteminin kendi dokularını hedef alarak tükürük ve gözyaşı bezlerini işlevsiz hale getirdiği kronik bir hastalıktır. Bu süreçte yalnızca ağız kuruluğu gelişmez; konuşma, yutkunma ve hatta sindirim fonksiyonları bile zorlaşabilir. Tedavi edilmeyen vakalarda tablo diş kayıpları, sık tekrarlayan enfeksiyonlar ve kalıcı bez hasarlarıyla ağırlaşabilir. Özellikle tekrarlayan tükürük bezi şişliği yaşayan hastalarda altta yatan kanal içi daralma ve tıkanıklıkların mutlaka araştırılması gerekir" şeklinde konuştu. Bıçak altına yatmadan tedavi Geleneksel yöntemlerin aksine sialendoskopinin hastaya herhangi bir cerrahi kesi yapmadan çözüm sunduğunu dile getiren Doç. Dr. Turgut, "Milimetrik kamera sistemleriyle tükürük bezlerinin doğal kanallarından içeri girilen bu yöntem, mikrocerrahinin en zarif örneklerinden biri olarak kabul edilir. İşlem sırasında tıkanıklığın sebebi anında görüntülenir. Daralmış kanallar özel balon veya mikro aletlerle açılarak tükürük akışı stabilize edilir. İltihaplı bölgeye doğrudan ilaç uygulanarak sistemik yan etkiler azaltılır. Bu sayede bezin tamamen alınmasına gerek kalmadan fonksiyon korunur" ifadelerini kullandı.
Uzmanından Ramazan tavsiyeleri: "Sahuru atlamayın, iftarı kademeli yapın"
19 Şubat 2026 Perşembe - 11:10 Uzmanından Ramazan tavsiyeleri: "Sahuru atlamayın, iftarı kademeli yapın" Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Serenay Sağıroğlu Kaya, "Sahuru atlamayın, iftarı kademeli yapın; suyu zamana yayın, tatlıda ölçüyü kaçırmayın" uyarısında bulundu. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Elif Serenay Sağıroğlu Kaya, Ramazan ayında sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çekerek iftar ve sahur sofralarında dengeyi korumanın gerekliliğini vurguladı. Ramazan’ın hem bedensel hem de ruhsal bir arınma dönemi olduğunu belirten Dyt. Elif Serenay Sağıroğlu Kaya, uzun süreli açlık ve değişen öğün saatlerinin beslenme düzeninde bilinçli olmayı zorunlu kıldığını ifade etti. Sahur vakti; günün yakıt ikmali Dyt. Elif Serenay Sağıroğlu Kaya, "Sahuru atlamamak metabolizmayı korur ve halsizliği önler. Yumurta, peynir, yoğurt gibi protein kaynakları uzun süre tokluk sağlar. Beyaz ekmek yerine tam buğday veya çavdar ekmeği tercih edilmeli. Salamura gıdalar ve tuzlu peynirlerden uzak durulmalı. Ceviz, badem, fındık gibi sağlıklı yağlar enerji verir ve tokluk süresini uzatır. İftara 1-2 hurma ve bir bardak ılık su ile başlanmalı. Çorba sonrası 10-15 dakika ara vermek, doyma hissini kolaylaştırır. Kızartma yerine fırın, haşlama veya ızgara yöntemleri tercih edilmeli. Besinler yavaş çiğnenmeli, bu sindirimi kolaylaştırır ve şişkinliği önler" dedi. Su tüketimi ve hareket Dyt. Kaya, açıklamasının devamında şu bilgileri verdi: "İftar ile sahur arasında su tüketimi zamana yayılmalı, her saat başı 1-2 bardak içilmeli. Şerbetli tatlılar yerine sütlü veya meyveli tatlılar haftada 1-2 kez tüketilmeli. İftardan 1-2 saat sonra yapılacak 20-30 dakikalık hafif yürüyüş sindirimi kolaylaştırır. Ramazan ayı sadece ruhumuzu değil bedenimizi de arındırma fırsatıdır. Dengeli beslenerek ve sağlığımıza dikkat ederek bu mübarek ayı daha huzurlu ve verimli geçirebiliriz."