Yerel Haberler
Sivas
11 Nisan 2026 Cumartesi - 16:44 Uzmanı uyardı: "Parkinson hastalığında erken teşhis önemli" Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Songül Bavli, Türkiye’de yaklaşık 150 bin Parkinson hastası bulunduğunu ve her yıl ortalama 10 bin yeni tanı konulduğunu belirtti. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Songül Bavli, 11 Nisan Dünya Parkinson Hastalığı Günü kapsamında önemli açıklamalarda bulundu. 1817 yılında hastalığı tanımlayan James Parkinson’un doğum günü olan 11 Nisan’ın farkındalık günü olarak kabul edildiğini belirten Bavli, bu günün amacının hastalığın bilinirliğini artırmak ve hastaların yaşam kalitesini yükseltmek olduğunu ifade etti. Parkinson hastalığının beyinde dopamin üreten hücrelerin kaybı sonucu ortaya çıkan ilerleyici ve kronik bir sinir sistemi hastalığı olduğunu belirten Bavli, alzaymırdan sonra en sık görülen nörodejeneratif hastalık olduğuna dikkat çekti. Türkiye’de yaklaşık 150 bin Parkinson hastası bulunduğunu kaydeden Bavli, her yıl yaklaşık 10 bin kişiye yeni tanı konulduğunu söyledi. "Genç yaşlarda ortaya çıkabilir" Hastalığın genellikle 60 yaş ve üzeri bireylerde görüldüğünü ancak genç yaşlarda da ortaya çıkabileceğini vurgulayan Bavli, özellikle genetik vakalarda erken yaşta görülme ihtimalinin bulunduğunu dile getirdi. Parkinson’un genellikle genetik olmadığını ifade eden Bavli, vakaların yalnızca yüzde 10-15’inde genetik geçiş bulunduğunu belirtti. "Farklı belirtiler görülebiliyor" Parkinson’un en temel nedeninin beyindeki dopamin hücrelerinin kaybı olduğunu aktaran Bavli, bu durumun hareketlerde yavaşlama, titreme ve kas sertliği gibi belirtilere yol açtığını söyledi. Bayli, ilerleyen süreçte denge kaybı, konuşma bozuklukları, duygusal değişiklikler ve koku alma problemlerinin de görülebileceğini ifade etti. "En yaygın belirtisi titreme" Hastalığın en yaygın belirtisinin tek taraflı titreme olduğunu belirten Bavli, her Parkinson hastasında titreme görülmeyebileceğini, hastaların bir kısmının kas sertliği ve hareketlerde yavaşlama şikayetleriyle başvurduğunu kaydetti. Unutkanlık konusuna da değinen Bavli, hastalığın ilerleyen evrelerinde demansa kadar gidebilen sorunların ortaya çıkabileceğini ancak bunun her hastada görülmediğini söyledi. "Korunmanın kesin bir yolu yok" Parkinson’dan korunmanın kesin bir yolu olmadığını belirten Bavli, düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, zihinsel aktivite ve sosyal yaşamın önemine dikkat çekti. Toksik kimyasallardan uzak durulması ve işlenmiş gıdalardan kaçınılmasının riskleri azaltabileceğini ifade eden Bavli, kahve tüketiminin de kısmen koruyucu olabileceğini dile getirdi. Günümüzde Parkinson’u tamamen iyileştiren bir tedavi bulunmadığını ancak ilaçlar ve ileri tedavi yöntemleriyle hastaların yaşam kalitesinin artırılabildiğini söyleyen Bavli, özellikle düzenli yaşam alışkanlıklarının önemine vurgu yaptı. "Moral desteği büyük önem taşıyor" Hasta yakınlarının da tedavi sürecinde önemli rol üstlendiğini belirten Bavli, ilaç takibi, beslenme desteği ve moral desteğinin hastalar için büyük önem taşıdığını ifade etti. Parkinson hakkında toplumda yanlış bilinenlere de değinen Bavli, hastalığın yalnızca yaşlılarda görülmediğini, her titremenin Parkinson anlamına gelmediğini ve hastaların mutlaka yatağa bağımlı hale geleceği düşüncesinin doğru olmadığını söyledi. Sivas’ta Parkinson hastalarına tanı ve tedavi imkânlarının sunulduğunu belirten Bavli, ilaç tedavilerinin yanı sıra ileri cihaz destekli yöntemlerin de uygulandığını ifade etti. Parkinson hastalarına umut mesajı veren Bavli, "Parkinson bir son değildir. Hareket özgürlük getirir" dedi.
İsmet Taşdemir: "Seriyi sürdürmek istiyoruz"
04 Mart 2026 Çarşamba - 17:07 İsmet Taşdemir: "Seriyi sürdürmek istiyoruz" Özbelsan Sivasspor Teknik Direktörü İsmet Taşdemir, ligde 3’te 3 yapmayı hedeflediklerini ifade ederek "İlk defa 2’de 2 yaptık. Bu bizim için bir artı geç kalmış bir artı aslında. Bunu sürdürmenin peşine düşeceğiz" dedi. Trendyol 1. Lig’in 29. haftasında sahasında Ankara Keçiörengücü ile karşılaşacak olan Özbelsan Sivasspor bu maçın hazırlıklarına devam ediyor. Sivasspor Teknik Direktörü İsmet Taşdemir, antrenman öncesi basın mensuplarının sorularını yanıtladı. 7 Mart Cumartesi günü Ankara Keçiörengücü ile oynayacakları maçı değerlendirerek sözlerine başlayan Taşdemir, "4 hafta oldu biz geleli. 4 haftada 2 beraberlik, 2 galibiyet aldık. Beraberliklerin ikisi de canımızı çok yakan beraberliklerdi, özellikle Adana Demir maçı ve Van maçının son dakikası yenilen goller. Ama kolay değil. Sonradan bir takıma gelip sezon başından beri ne çalıştıklarını bilmeden sadece birkaç tane fiziksel veriye dayanaraktan oyuncu isimleriyle bir hayal kurup hedef kurup geldik. Geldiğim için de çok mutluyum halen. Hiçbir sıkıntı yaşamıyorum. Oyuncu kardeşlerimizle her geçen gün iyi niyetiyle ve daha çok işin içinde olmaya çalışıyorlar. İlk defa 2’de 2 yaptık. Bu bizim için bir artı geç kalmış bir artı aslında. Bunu sürdürmenin peşine düşeceğiz. Arkadaşlarımızla beraber çalışıyoruz, analizlerimizi yapıyoruz. Oyuncularımızla beraber konuşuyoruz daha iyi olabilmesi için ama vaktimiz çok azaldı. 10 haftamız kaldı. 10 haftada biz ve arkadaşlarımla beraber elimizden gelen bütün gayreti gösterip bizim için gerekli olan puanların hepsine talip olup almaya çalışacağız. İnşallah bunda da muvaffak oluruz. Ama dediğim gibi futbol bu. Futbolda her zaman garanti diye bir şey yok. Bazen istediğiniz kadar doğruları yapın maç kazanamazsınız. Bazen de çok doğru olmadı, maç kazanabiliyorsunuz. Bunların hepsi futbolun içinde var. Son 10 haftayı da en iyi şekilde değerlendirip arkadaşlarımızla beraber bize layık olan taraftarlarımıza layık olan oyunu inşallah sergileyip istediklerimizi almaya çalışacağız" dedi. "Zor bir maç olacak" Bir gazetecinin, takımdaki sakat oyuncuların durumu hakkında yönelttiği soruya Taşdemir, "Uğur’un sakatlığı devam ediyor. Aaron cezalı. Charisis’in cezası bitti. Uğur’un ufak bir sakatlığı vardı ama bizimle olacak. Murat Paluli başladı bizimle ve geçen hafta da bir süre aldı. Ankara Keçiörengücü maçına da değinecek olursak gerçekten iyi bir rakip mücadele edeceğiz. Yani bu ligin gediklisi ve bu ligde kadro kalitesini benim çok beğendiğim bir takımla mücadele edeceğiz. Zor bir maç olacak ama kalan maçların bence hepsi zor. Dolayısıyla rakip ayırtmadan biz her maçımıza aynı şekilde çıkacağız" yanıtını verdi. "Rey Manaj çok önemli bir oyuncu" Son olarak yıldız futbolcu Rey Manaj’ın performansı hakkında da konuşan Taşdemir, "Rey Manaj çoğunlukla hazır, çok az daha koyabilir belki üstüne ama o da çalışıyor. Gerçekten iyi çalışıyor. İyi de bir özverisi var. Takımla da iyi bütünleştiğini görüyorum. İnşallah bu bütünleşme devam eder. Sonuçta Manaj bizim için çok önemli bir oyuncu, çok büyük bir oyuncu gerçekten. Diğer oyuncularımız da var ama herkesten her geçen gün performanslarını arttırmasını bekliyoruz ki mazerete gerek duymayacağınız ya da mazeret üretmeyeceğiniz bir dönemdeyiz. Verebileceğimizin en iyisini vermeye çalışıyoruz aslında" diye konuştu. Çalışmalar devam ediyor Vali Lütfullah Bilgin Sivasspor Tesisleri’nde Teknik Direktör İsmet Taşdemir ve yardımcıları yönetiminde gerçekleştirilen antrenman yaklaşık bir buçuk saat sürdü. Koşu ile başlayan antrenman ısınma çalışmaları ile devam etti. Daha sonra 5’e 2 top kapma çalışması yapan kırmızı-beyazlılar, yarım sahada çift kale maçla idmanını tamamladı.
Yağan kar eridi, çiftçilerin yüzü güldü
04 Mart 2026 Çarşamba - 12:02 Yağan kar eridi, çiftçilerin yüzü güldü Son yılların en yoğun yağışlı kış aylarını geride bırakan Sivas’ta yağan karlar eriyerek çiftçilere can suyu oldu. Akarsular ve sulama barajlarının suyla dolması, çiftçilerin yüzünü güldürdü. Son yılların en yoğun kar yağışının yaşandığı Sivas’ta hava mevsim normallerine dönmeye başladı. Kar kalınlığının bölgesel olarak değiştiği ve yer yer 2 metreyi bulduğu kentte artan hava sıcaklıkları sonrası yağan kar erimeye başladı. Aniden eriyen kar suyu, bazı noktalarda taşkınlara neden olurken çiftçilerin verim umudunu artırdı. Önceki yıllarda yaşanan kuraklığın tersine 2026 yılında bolluk ve bereket bekleniyor. "Yağışlar çiftçimizi sevindirdi" Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Ziraat Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hacı Çetindağ, "Geçmiş yıllardaki yaşadığımız kuraklıklar 2026 yılında görünmüyor. 2024 yılında metrekareye düşen yağış miktarı 322 kilogramken, 2025 yılında metrekareye düşen yağış miktarı 344 kilogramdır. 2026 yılının birinci ve ikinci ayına baktığımız zaman Sivas’a düşen yağış miktarı 162 kilogram civarlarında. Yani daha 2 ay geçmişken yağış bu seviyede oluyorsa, geriye 10 ayda inşallah 500 kilogramı geçecektir. Bu sene Sivas’ta kar ve yağmur yağışlarının olması hem bizi hem çiftçimizi hem de ülkemizi sevindirdi. Kızılırmak Sivas’tan doğuyor ama sadece bizimle ilgili değil. Kayseri, Nevşehir, Ankara ve Çorum gibi bu illeri hepsini besleyerek gidiyor. Bu sene İnşallah baharda hem şeker pancarında hem patates hem de ayçiçekte artık Türkiye’de en üst seviyelerde olacağız" dedi. Sivas’ın daha önceki yıllarda hasat rekorları kırdığını ifade eden Başkan Çetindağ, "Yağışlara baktığımız zaman 2026 yılı Sivas’ta tarımda bol ve bereketli geçeceğini gösteriyor. Herhangi bir büyük felaket olmadığı sürece bu şekilde görünüyor. İnşallah bunu hasada da uygulandığı zamanda ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacağına eminim. Sivas olarak şeker pancarında, patateste, buğdayda, balda, hayvancılıkta 81 vilayetin içinde ilk sıralardayız. Bu sene İnşallah bu şekilde hava şartları gittiği sürece 2026 yılının tarımda dolu dolu geçeceğinin şimdiden müjdesini verelim. Gerçekten istediğimiz gibi bir yağışların kar ve yağmur bol yağdı. Bizim beklentimiz de 2026 yılının güzel bir yıl olacağını, üretimin bol olduğu çiftçilerimizin bir sıkıntı yaşanmadığı, devletimize ve milletimize herhangi bir sıkıntı yaşatmayacağını şu anda yeni verilere göre de tahmin ediyoruz" şeklinde konuştu.
Sivas’ta kahve değil, tarih öğütülüyor
04 Mart 2026 Çarşamba - 12:01 Sivas’ta kahve değil, tarih öğütülüyor Sivas’ta bir asırlık işletmede asırlık kavurma makinesi ve taş değirmenle, kahve üretimi geleneksel yöntemlerle sürdürülüyor. Sivas’ta Cumhuriyet’in ilk yıllarından bu yana faaliyet gösteren işletme, lezzetiyle damak çatlatan ve yurt dışından dahi talep gören kahveyi asırlık yöntemlerle, taş değirmende ögüterek üretiyor. 1926’da kurulan işletme, 4 kuşaktır 100 yıllık üretim ve ahilik geleneklerinden vazgeçmiyor. Brezilya’dan getirilen yüksek kaliteli çiğ çekirdekler, önce asırlık antika kavurma makinesinde özenle kavruluyor. Ardından kahvenin lezzetini belirleyen en önemli aşama olan öğütme işlemi, yine bir asırlık taş değirmende gerçekleştiriliyor. Taş değirmenin kahveyi yakmadan, doğal aromasını bozmadan öğütmesi sayesinde işletmenin kahvesi modern çelik bıçaklı makinelerden ayrışıyor. Kahvenin müşteriye ulaşmadan önce 20-25 farklı işlemden geçtiği, tüm aşamaların aynı geleneksel düzenle sürdürüldüğü belirtiliyor. Antika makinelerle üretilen kahvenin yumuşak içimi, yoğun aroması ve geleneksel lezzeti nedeniyle hem kent sakinlerinden hem de şehir dışından gelen ziyaretçilerden yoğun ilgi gördüğü gözlemleniyor. Bir asırdır üretim yöntemini değiştirmediler Asırlık üretim geleniğini sürdüren işletmenin dördüncü kuşak temsilcilerinden Tayfun Talas, "Kahvemizi Brezilya’dan getiriyoruz; çiğ çekirdeğin çok kaliteli olması lazım, en kaliteli çekirdeği alıyoruz ve antika kavurma makinemizde belli dozlarda, belli ayarlarda, sürekli başında durarak kahvenin özünün en iyi çıkacağı şekilde kavuruyoruz. Bu kavurma işleminden sonra taş değirmen olması çok önemli; kahveyi taş değirmenden geçiriyoruz. Taş değirmen kahveyi yakmadan kendi orijinal lezzetiyle bize sunmakta. Taş değirmen yaklaşık yüz yıldır aktif olarak kullanılmakta ve bu taş değirmenin belli zamanlarda bakımı yapılmakta, bu da kahveye lezzet veriyor. Yani kısaca kahve müşteriye giderken en az 20-25 tane noktadan geçiyor; bunlardan biri bile eksik olsa kahvenin lezzetini alamıyoruz. Bunları özenle yaptıktan sonra müşteriye taze taze sunuyoruz. Buranın kuruluşu Cumhuriyet’in başlangıcına dayanıyor; Cumhuriyet’in başlangıcından beri burada, bu dükkânda üretim yapıyoruz. Bu sene yüzüncü yılımız; 1926’da kurulan işletme dedemin babasından bana miras kaldı, şimdi ben 4. kuşak olarak burayı aynı usulle, kaliteyi bozmadan işletmeye devam ediyorum. Kahvemizin farklı olmasının, müşterilerin beğenmesinin nedeni fabrikasyon olmaması; biz burada hâlâ eski taş değirmenleri kullanıyoruz. Taş değirmen kullanmak zahmet demek, emek demek. Yeni nesil makineler çelik bıçaklarla çalıştığı için kahvenin lezzetini alıyor ve bu da kahvenin acı olmasına neden oluyor. Bizim kahvemizde müşterilerin en çok beğendiği şey yumuşak olması, kahvenin lezzetini gerçekten alıyor olmaları. Yaşlılar diyor ki çocukluğumun kahve lezzetini buradan alıyorum; bu şekilde eski makineleri kullandığımız için lezzet devam ediyor" dedi.
Sivas’ta kahve değil, tarih öğütülüyor
04 Mart 2026 Çarşamba - 11:54 Sivas’ta kahve değil, tarih öğütülüyor Bir asırlık işletmede asırlık kavurma makinesi ve taş değirmenle, kahve üretimi geleneksel yöntemlerle sürdürülüyor. Sivas’ta Cumhuriyet’in ilk yıllarından bu yana faaliyet gösteren işletme, lezzetiyle tamak çatlatan ve yurt dışından dahi talep gören kahveyi asırlık yöntemlerle, taş değirmende öğüterek üretiyor. 1926’da kurulan işletme, 4 kuşaktır 100 yıllık üretim ve ahilik geleneklerinden vazgeçmiyor. Brezilya’dan getirilen yüksek kaliteli çiğ çekirdekler, önce asırlık antika kavurma makinesinde özenle kavruluyor. Ardından kahvenin lezzetini belirleyen en önemli aşama olan öğütme işlemi, yine bir asırlık taş değirmende gerçekleştiriliyor. Taş değirmenin kahveyi yakmadan, doğal aromasını bozmadan öğütmesi sayesinde işletmenin kahvesi modern çelik bıçaklı makinelerden ayrışıyor. Kahvenin müşteriye ulaşmadan önce 20-25 farklı işlemden geçtiği, tüm aşamaların aynı geleneksel düzenle sürdürüldüğü belirtiliyor. Antika makinelerle üretilen kahvenin yumuşak içimi, yoğun aroması ve geleneksel lezzeti nedeniyle hem kent sakinlerinden hem de şehir dışından gelen ziyaretçilerden yoğun ilgi gördüğü gözlemleniyor. Bir asırdır üretim yöntemini değiştirmediler Asırlık üretim geleneğini sürdüren işletmenin dördüncü kuşak temsilcilerinden Tayfun Talas, "Kahvemizi Brezilya’dan getiriyoruz; çiğ çekirdeğin çok kaliteli olması lazım, en kaliteli çekirdeği alıyoruz ve antika kavurma makinemizde belli dozlarda, belli ayarlarda, sürekli başında durarak kahvenin özünün en iyi çıkacağı şekilde kavuruyoruz. Bu kavurma işleminden sonra taş değirmen olması çok önemli; kahveyi taş değirmenden geçiriyoruz. Taş değirmen kahveyi yakmadan kendi orijinal lezzetiyle bize sunmakta. Taş değirmen yaklaşık yüz yıldır aktif olarak kullanılmakta ve bu taş değirmenin belli zamanlarda bakımı yapılmakta, bu da kahveye lezzet veriyor. Yani kısaca kahve müşteriye giderken en az 20-25 tane noktadan geçiyor; bunlardan biri bile eksik olsa kahvenin lezzetini alamıyoruz. Bunları özenle yaptıktan sonra müşteriye taze taze sunuyoruz. Buranın kuruluşu Cumhuriyet’in başlangıcına dayanıyor; Cumhuriyetin başlangıcından beri burada, bu dükkânda üretim yapıyoruz. Bu sene yüzüncü yılımız; 1926’da kurulan işletme dedemin babasından bana miras kaldı, şimdi ben 4. kuşak olarak burayı aynı usulle, kaliteyi bozmadan işletmeye devam ediyorum. Kahvemizin farklı olmasının, müşterilerin beğenmesinin nedeni fabrikasyon olmaması; biz burada hâlâ eski taş değirmenleri kullanıyoruz. Taş değirmen kullanmak zahmet demek, emek demek. Yeni nesil makineler çelik bıçaklarla çalıştığı için kahvenin lezzetini alıyor ve bu da kahvenin acı olmasına neden oluyor. Bizim kahvemizde müşterilerin en çok beğendiği şey yumuşak olması, kahvenin lezzetini gerçekten alıyor olmaları. Yaşlılar diyor ki çocukluğumun kahve lezzetini buradan alıyorum; bu şekilde eski makineleri kullandığımız için lezzet devam ediyor." dedi.
İşitme kaybı okul başarısını olumsuz etkiliyor
03 Mart 2026 Salı - 14:57 İşitme kaybı okul başarısını olumsuz etkiliyor Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı Başkanı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mansur Doğan, 3 Mart Dünya Kulak ve İşitme Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. İşitmenin 5 duyu organından biri olup sesin kulak tarafından alınması ve beyinde bu dalgaların anlamlandırılması süreci olduğunu ifade eden Doğan, "Kulak hem işitmede hem de dengede oldukça etkili bir organdır. İşitme duyusu daha anne karnında iken bebek 6 aylık olduğunda başlar. İnsanların iletişimde kullandığı en önemli araç konuşmadır. Konuşmayı öğrenmek için yapabileceğimiz en önemli şey sesleri duymaktır. Konuşma işitme ile başlar. Önce sesleri duyarız, tanımlarını öğreniriz; sonra bu öğrendiklerimizi kelimelere dökerek konuşmaya başlarız. İşitme kaybınız varsa konuşmanızı geliştirme şansınız olmayacaktır. İşitme kaybı tanısı ne kadar erken konursa ve tedavisi ne kadar erken sağlanırsa bireyin zeka ve sosyal gelişimi o kadar iyi olacaktır" dedi. Doğan, "İşitme kaybının erken tanısı önemlidir. Çünkü çocuğun işitme kaybı zeka gelişimini, okul başarısını ve sosyal iletişimini olumsuz etkiler. İşitme kaybı çocuğun içine kapanık olmasına, anlamadığı ve derdini anlatamadığı için daha hırçın olmasına, konuşma bozukluklarına, okul başarısının düşmesine neden olur" diye konuştu. Türkiye’de yenidoğan işitme tarama testinin 2014 yılında uygulamaya başladığını belirten Doğan, "Bebek doğar doğmaz tüm Türkiye’de olduğu gibi bizim hastanemizde de yenidoğan taraması yapılmakta. Bu sayede işitme kayıplı bebekler erkenden tespit edilerek tedavileri erkenden yapılmaktadır" diye konuştu. İşitme engelliliğinin en sık görülen engellilik durumlarından biri olduğunu vurgulayan Doğan, dünyada 32 milyondan fazla, ülkemizde ise 2 milyonu aşkın kişinin işitme engelli olduğunun altını çizerek "İşitme kaybını sadece çocukların yaşadığı bir problem olarak görmemek gerekir. 65 yaşını geçen bireylerin yaklaşık üçte birinde de yaşa bağlı işitme problemleri ortaya çıkmaktadır. Sadece yaşlılarda değil aynı zamanda yüksek sese uzun süre maruz kalan işçilerde, dış kulak yolunu tamamen kapatan kulaklıklarla uzun süreli yüksek sese maruz kalan genç bireylerde de da işitme kayıpları izlenmektedir. Kısacası işitme kaybı her yaşta karşımıza çıkabilmektedir. Bu nedenle işitme kaybı hisseden bireylerin en kısa süre de bir kulak burun boğaz hekimine başvurmaları erken tanı ve tedavi açısından önemlidir" ifadelerine yer verdi.
Yılkı atları karla kaplı doğada dans etti, o anlar cep telefonu kamerasına yansıdı
03 Mart 2026 Salı - 11:18 Yılkı atları karla kaplı doğada dans etti, o anlar cep telefonu kamerasına yansıdı Sivas’ın Yama Dağları’nda karla kaplı arazide özgürce koşan yılkı atları, beyaz örtü üzerinde oluşturdukları görüntüyle hayran bıraktı. Sivas’ın Divriği ilçesi sınırlarında yer alan Yama Dağları, kar yağışının ardından kartpostallık görüntülere sahne oldu. Doğada özgürlüğün simgesi haline gelen yılkı atları, karla kaplanan dağların eteklerinde sürü halinde koşarken görüntülendi. Kırsal alanlarda insan müdahalesinden uzak bir yaşam süren yaklaşık 30 yılkı atı, beyaz örtü üzerinde adeta görsel şölen oluşturdu. Karlar içerisinde ahenkle koşan atlar, hem zarafetleri hem de doğayla bütünleşen görüntüleriyle izleyenleri kendine hayran bıraktı. "Bu atlar, doğanın bize sunduğu mirastır" Sivas’ın Divriği ilçesinde yaşayan Mert Kırkayak, yılkı atlarının bu bölgede sık sık dolaştıklarını söyleyerek, "Sivas’ın Divriği ilçesi Mursal köyü yakınlarında Yama Dağları’nda yılkı atları görüntüledik. Yılkı atları özgürce yaşayan ve bölgenin doğal güzelliği olan canlılardır. Bu bölgede ise sık sık dolaşırlar. Özellikle tuz ihtiyaçlarını karşılamak için bu bölgelere geldiklerini gözlemledik. Bu atlar, doğanın bize sunduğu eşsiz bir mirastır. Onlar özgür ruhları ile bu toprakların simgesi haline gelmişlerdir. Doğanın bu güzel canlılarını koruyalım. Yaşam alanlarına zarar vermeyelim ve onların özgürce yaşamalarına destek olalım" dedi.
Uzmanı uyardı: "Ramazan’da yetersiz sıvı tüketimi böbrek taşını tetikleyebilir"
02 Mart 2026 Pazartesi - 22:12 Uzmanı uyardı: "Ramazan’da yetersiz sıvı tüketimi böbrek taşını tetikleyebilir" Sivas Medicana Hastanesi Üroloji Uzmanı Gökhan Gökçe, Ramazan’da yetersiz sıvı tüketiminin özellikle böbrek taşı hastalarında ağrı atakları ve böbrek fonksiyonlarında bozulma riskini artırabileceği uyarısında bulundu. Ramazan ayında uzun süreli susuzluk, özellikle böbrek taşı öyküsü bulunan kişiler için ciddi sağlık riskleri oluşturabiliyor. Oruç tutan böbrek taşı hastalarının ise sıvı tüketimi ve beslenme düzenine daha fazla dikkat etmesi gerekebiliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Medicana Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Gökçe, böbreklerin gün içinde yeterli sıvı alamaması durumunda idrar yoğunluğunun arttığını belirterek, bunun taş oluşumunu kolaylaştıran kristallerin daha hızlı birikmesine yol açabileceğini söyledi. Gökçe, "Bu durum mevcut taşların hareketlenmesine, şiddetli ağrı ataklarına ve bazı hastalarda kanama ya da enfeksiyona neden olabilir" dedi. İftar ile sahur arasında sıvının kısa sürede değil, zamana yayılmış şekilde tüketilmesi gerektiğine dikkat çeken Gökçe, tek seferde fazla su içmek yerine 1-2 saat aralıklarla sıvı alınmasının daha etkili olduğunu ifade etti. Günlük sıvı ihtiyacının kişiye göre değiştiğini belirten Gökçe, açık renkli idrarın yeterli sıvı alımının göstergesi olduğunu söyledi. "Beslenme tercihleri taş oluşumunu etkiler" Ramazan döneminde beslenme düzenindeki değişimlerin böbrek taşı oluşum riskini doğrudan etkileyebildiğini belirten Prof. Dr. Gökçe, "Aşırı karbonhidrat tüketimi idrarla kalsiyum atılımını artırabilir. Yüksek miktarda hayvansal protein kandaki ürik asit düzeyini yükseltebilir. Bu durum idrarda taş oluşumuna karşı koruyucu olan sitrat seviyesini azaltabilir. Bitkisel protein kaynakları ve dengeli porsiyonlar tercih edilmelidir" dedi. "Tuz tüketimi azaltılmalı, lifli beslenme desteklenmeli" Aşırı tuz tüketiminin idrarla kalsiyum atılımını artırarak taş oluşumunu tetikleyebileceğini belirten Prof. Dr. Gökçe, liften zengin beslenmenin koruyucu etki sağlayabileceğini ifade etti. Sitrat içeriği nedeniyle limon ve limonata gibi doğal kaynakların destekleyici olabileceğini belirten Gökçe, çay ve kahvenin aşırı tüketiminin ise gün içinde susuzluk hissini artırabileceğini vurguladı. "Risk grubu hastalar dikkatli olmalı" Özellikle daha önce taş düşürmüş, kronik böbrek hastalığı bulunan, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu yaşayan veya tek böbreği olan bireylerin oruç tutmadan önce mutlaka hekim değerlendirmesinden geçmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Gökçe, "Şiddetli yan ağrısı, idrarda kanama, ateş veya idrar yapmada zorlanma gibi belirtiler ortaya çıkarsa vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Böbrek sağlığının korunması için bireysel risk faktörlerine uygun planlama yapılması büyük önem taşır" dedi. Prof. Dr. Gökçe, Ramazan ayının sağlıklı geçirilmesi için dengeli beslenme, yeterli sıvı alımı ve düzenli hekim kontrolünün ihmal edilmemesi gerektiği ifadelerine yer verdi.