Yerel Haberler
Sivas
11 Nisan 2026 Cumartesi - 16:44 Uzmanı uyardı: "Parkinson hastalığında erken teşhis önemli" Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Songül Bavli, Türkiye’de yaklaşık 150 bin Parkinson hastası bulunduğunu ve her yıl ortalama 10 bin yeni tanı konulduğunu belirtti. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Songül Bavli, 11 Nisan Dünya Parkinson Hastalığı Günü kapsamında önemli açıklamalarda bulundu. 1817 yılında hastalığı tanımlayan James Parkinson’un doğum günü olan 11 Nisan’ın farkındalık günü olarak kabul edildiğini belirten Bavli, bu günün amacının hastalığın bilinirliğini artırmak ve hastaların yaşam kalitesini yükseltmek olduğunu ifade etti. Parkinson hastalığının beyinde dopamin üreten hücrelerin kaybı sonucu ortaya çıkan ilerleyici ve kronik bir sinir sistemi hastalığı olduğunu belirten Bavli, alzaymırdan sonra en sık görülen nörodejeneratif hastalık olduğuna dikkat çekti. Türkiye’de yaklaşık 150 bin Parkinson hastası bulunduğunu kaydeden Bavli, her yıl yaklaşık 10 bin kişiye yeni tanı konulduğunu söyledi. "Genç yaşlarda ortaya çıkabilir" Hastalığın genellikle 60 yaş ve üzeri bireylerde görüldüğünü ancak genç yaşlarda da ortaya çıkabileceğini vurgulayan Bavli, özellikle genetik vakalarda erken yaşta görülme ihtimalinin bulunduğunu dile getirdi. Parkinson’un genellikle genetik olmadığını ifade eden Bavli, vakaların yalnızca yüzde 10-15’inde genetik geçiş bulunduğunu belirtti. "Farklı belirtiler görülebiliyor" Parkinson’un en temel nedeninin beyindeki dopamin hücrelerinin kaybı olduğunu aktaran Bavli, bu durumun hareketlerde yavaşlama, titreme ve kas sertliği gibi belirtilere yol açtığını söyledi. Bayli, ilerleyen süreçte denge kaybı, konuşma bozuklukları, duygusal değişiklikler ve koku alma problemlerinin de görülebileceğini ifade etti. "En yaygın belirtisi titreme" Hastalığın en yaygın belirtisinin tek taraflı titreme olduğunu belirten Bavli, her Parkinson hastasında titreme görülmeyebileceğini, hastaların bir kısmının kas sertliği ve hareketlerde yavaşlama şikayetleriyle başvurduğunu kaydetti. Unutkanlık konusuna da değinen Bavli, hastalığın ilerleyen evrelerinde demansa kadar gidebilen sorunların ortaya çıkabileceğini ancak bunun her hastada görülmediğini söyledi. "Korunmanın kesin bir yolu yok" Parkinson’dan korunmanın kesin bir yolu olmadığını belirten Bavli, düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, zihinsel aktivite ve sosyal yaşamın önemine dikkat çekti. Toksik kimyasallardan uzak durulması ve işlenmiş gıdalardan kaçınılmasının riskleri azaltabileceğini ifade eden Bavli, kahve tüketiminin de kısmen koruyucu olabileceğini dile getirdi. Günümüzde Parkinson’u tamamen iyileştiren bir tedavi bulunmadığını ancak ilaçlar ve ileri tedavi yöntemleriyle hastaların yaşam kalitesinin artırılabildiğini söyleyen Bavli, özellikle düzenli yaşam alışkanlıklarının önemine vurgu yaptı. "Moral desteği büyük önem taşıyor" Hasta yakınlarının da tedavi sürecinde önemli rol üstlendiğini belirten Bavli, ilaç takibi, beslenme desteği ve moral desteğinin hastalar için büyük önem taşıdığını ifade etti. Parkinson hakkında toplumda yanlış bilinenlere de değinen Bavli, hastalığın yalnızca yaşlılarda görülmediğini, her titremenin Parkinson anlamına gelmediğini ve hastaların mutlaka yatağa bağımlı hale geleceği düşüncesinin doğru olmadığını söyledi. Sivas’ta Parkinson hastalarına tanı ve tedavi imkânlarının sunulduğunu belirten Bavli, ilaç tedavilerinin yanı sıra ileri cihaz destekli yöntemlerin de uygulandığını ifade etti. Parkinson hastalarına umut mesajı veren Bavli, "Parkinson bir son değildir. Hareket özgürlük getirir" dedi.
Yılkı atları karla kaplı doğada dans etti, o anlar cep telefonu kamerasına yansıdı
03 Mart 2026 Salı - 11:18 Yılkı atları karla kaplı doğada dans etti, o anlar cep telefonu kamerasına yansıdı Sivas’ın Yama Dağları’nda karla kaplı arazide özgürce koşan yılkı atları, beyaz örtü üzerinde oluşturdukları görüntüyle hayran bıraktı. Sivas’ın Divriği ilçesi sınırlarında yer alan Yama Dağları, kar yağışının ardından kartpostallık görüntülere sahne oldu. Doğada özgürlüğün simgesi haline gelen yılkı atları, karla kaplanan dağların eteklerinde sürü halinde koşarken görüntülendi. Kırsal alanlarda insan müdahalesinden uzak bir yaşam süren yaklaşık 30 yılkı atı, beyaz örtü üzerinde adeta görsel şölen oluşturdu. Karlar içerisinde ahenkle koşan atlar, hem zarafetleri hem de doğayla bütünleşen görüntüleriyle izleyenleri kendine hayran bıraktı. "Bu atlar, doğanın bize sunduğu mirastır" Sivas’ın Divriği ilçesinde yaşayan Mert Kırkayak, yılkı atlarının bu bölgede sık sık dolaştıklarını söyleyerek, "Sivas’ın Divriği ilçesi Mursal köyü yakınlarında Yama Dağları’nda yılkı atları görüntüledik. Yılkı atları özgürce yaşayan ve bölgenin doğal güzelliği olan canlılardır. Bu bölgede ise sık sık dolaşırlar. Özellikle tuz ihtiyaçlarını karşılamak için bu bölgelere geldiklerini gözlemledik. Bu atlar, doğanın bize sunduğu eşsiz bir mirastır. Onlar özgür ruhları ile bu toprakların simgesi haline gelmişlerdir. Doğanın bu güzel canlılarını koruyalım. Yaşam alanlarına zarar vermeyelim ve onların özgürce yaşamalarına destek olalım" dedi.
Uzmanı uyardı: "Ramazan’da yetersiz sıvı tüketimi böbrek taşını tetikleyebilir"
02 Mart 2026 Pazartesi - 22:12 Uzmanı uyardı: "Ramazan’da yetersiz sıvı tüketimi böbrek taşını tetikleyebilir" Sivas Medicana Hastanesi Üroloji Uzmanı Gökhan Gökçe, Ramazan’da yetersiz sıvı tüketiminin özellikle böbrek taşı hastalarında ağrı atakları ve böbrek fonksiyonlarında bozulma riskini artırabileceği uyarısında bulundu. Ramazan ayında uzun süreli susuzluk, özellikle böbrek taşı öyküsü bulunan kişiler için ciddi sağlık riskleri oluşturabiliyor. Oruç tutan böbrek taşı hastalarının ise sıvı tüketimi ve beslenme düzenine daha fazla dikkat etmesi gerekebiliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Medicana Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Gökçe, böbreklerin gün içinde yeterli sıvı alamaması durumunda idrar yoğunluğunun arttığını belirterek, bunun taş oluşumunu kolaylaştıran kristallerin daha hızlı birikmesine yol açabileceğini söyledi. Gökçe, "Bu durum mevcut taşların hareketlenmesine, şiddetli ağrı ataklarına ve bazı hastalarda kanama ya da enfeksiyona neden olabilir" dedi. İftar ile sahur arasında sıvının kısa sürede değil, zamana yayılmış şekilde tüketilmesi gerektiğine dikkat çeken Gökçe, tek seferde fazla su içmek yerine 1-2 saat aralıklarla sıvı alınmasının daha etkili olduğunu ifade etti. Günlük sıvı ihtiyacının kişiye göre değiştiğini belirten Gökçe, açık renkli idrarın yeterli sıvı alımının göstergesi olduğunu söyledi. "Beslenme tercihleri taş oluşumunu etkiler" Ramazan döneminde beslenme düzenindeki değişimlerin böbrek taşı oluşum riskini doğrudan etkileyebildiğini belirten Prof. Dr. Gökçe, "Aşırı karbonhidrat tüketimi idrarla kalsiyum atılımını artırabilir. Yüksek miktarda hayvansal protein kandaki ürik asit düzeyini yükseltebilir. Bu durum idrarda taş oluşumuna karşı koruyucu olan sitrat seviyesini azaltabilir. Bitkisel protein kaynakları ve dengeli porsiyonlar tercih edilmelidir" dedi. "Tuz tüketimi azaltılmalı, lifli beslenme desteklenmeli" Aşırı tuz tüketiminin idrarla kalsiyum atılımını artırarak taş oluşumunu tetikleyebileceğini belirten Prof. Dr. Gökçe, liften zengin beslenmenin koruyucu etki sağlayabileceğini ifade etti. Sitrat içeriği nedeniyle limon ve limonata gibi doğal kaynakların destekleyici olabileceğini belirten Gökçe, çay ve kahvenin aşırı tüketiminin ise gün içinde susuzluk hissini artırabileceğini vurguladı. "Risk grubu hastalar dikkatli olmalı" Özellikle daha önce taş düşürmüş, kronik böbrek hastalığı bulunan, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu yaşayan veya tek böbreği olan bireylerin oruç tutmadan önce mutlaka hekim değerlendirmesinden geçmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Gökçe, "Şiddetli yan ağrısı, idrarda kanama, ateş veya idrar yapmada zorlanma gibi belirtiler ortaya çıkarsa vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Böbrek sağlığının korunması için bireysel risk faktörlerine uygun planlama yapılması büyük önem taşır" dedi. Prof. Dr. Gökçe, Ramazan ayının sağlıklı geçirilmesi için dengeli beslenme, yeterli sıvı alımı ve düzenli hekim kontrolünün ihmal edilmemesi gerektiği ifadelerine yer verdi.
Muşmuladan kiraza 35 çeşit ürünün turşusunu kurdular
02 Mart 2026 Pazartesi - 11:47 Muşmuladan kiraza 35 çeşit ürünün turşusunu kurdular Sivas’ta Ramazan’da rağbetin arttığı turşuda muşmuladan kiraza kadar 35 çeşit ürün tezgahları süslüyor. Kentte Ramazan ayında turşu tezgahlarının önü dolup taşıyor. İftar sofralarında turşu tüketiminin artmasıyla vatandaşların özellikle bamya, domates, sarımsak, muşmula ve erik gibi farklı turşu çeşitlerine yöneldiği gözlemlendi. Cam kavanozlar içinde sergilenen ürünlerin renkli görüntüsü, alışveriş için gelen vatandaşların dikkatini çekiyor. Tezgahta ayrıca biber, lahana, pancar, salatalık ve karışık turşu gibi birçok çeşit yer alıyor. Ramazan ayına özel olarak tüm turşu çeşitlerinde kilo fiyatı ise 250 TL. Turşu satıcısı Hüseyin İncesu, "Kış aylarında 30-35 turşu çeşidimiz bulunmaktadır; yeşil fasulye, çağla, kiraz, lahana, sarımsak gibi birçok çeşidimiz var. Ramazanın gelmesiyle birlikte yoğun bir bereket yaşanmaktadır. Sivas’ta Et ve Süt Kurumundan sonra en uzun kuyruk burada oluşuyor. Muşmula, çağla gibi çeşitlerimizi daha çok çocuklar tercih ediyor. Sarımsak çeşidimiz sağlığa faydalı olduğu için Ramazanda yoğun olarak tüketiliyor. Sosyal medyada görüp gelip alan çok oluyor; bir alan bir daha alıyor. Farklı türleri yetiştiremiyoruz çünkü yoğun ilgi görüyor. Kampanyalı şekilde satıyoruz; tüm çeşitleri Ramazan vesilesiyle 250 liradan satıyoruz. Tüm Sivas halkını bekliyoruz, ikramda da bulunuyoruz. Beğenenler geri gelip tekrar tekrar alıyor" dedi.
Sivas’ta Ramazanın habercisi horoz şekerler tezgahlara döndü
01 Mart 2026 Pazar - 15:43 Sivas’ta Ramazanın habercisi horoz şekerler tezgahlara döndü Ramazan ayının başlamasıyla birlikte Sivas’ın geleneksel horoz şekerleri yeniden tezgâhlardaki yerini aldı. Sivas’ta ramazan ayının simgelerinden olan horoz şekerleri, her yıl olduğu gibi bu yıl da tezgâhlarda yerini aldı. Kentte asırlardır sürdürülen gelenek, özellikle çocukların ilgisini çekerken, rengârenk horoz şekerleri ramazan sofralarının vazgeçilmezleri arasında bulunuyor.Esnaf, ramazan ayının gelmesiyle birlikte yoğun talep aldıklarını belirtirken, horoz şekerinin Sivas kültüründe önemli bir yere sahip olduğunu ifade ediyor. "Geleneklerimizi devam ettirmeye çalışıyoruz" Şekerleme üreticisi Halil Köse, "Horoz şekerlerini daha öncelerde ustalarımız yapardı artık bizlere kaldı, geleneklerimizi devam ettirmeye çalışıyoruz. Ramazan’da daha yoğun oluyor burası biz de kültürümüzü yaşatmaya çalışıyoruz. Ramazan’ın geleneğini çocuklara lanse etmek için çöreklerin üstüne takar çocuklara götürürlermiş. Geçmişten günümüze sadece çeşitlerimiz farklılık gösterdi. İçi boş horoz şekeri yapıyoruz ve bunu Türkiye’de sadece biz hazırlıyoruz. Bunlar da zaten eski usul. Dediğim gibi geleneklerimizi, kültürümüzü yaşatmaya çalışıyoruz." dedi. Ramazan adetini yaşatmaya çalışan Mehmetcan Gülbahçe, "Çocukken babam bana alıyordu ben de şimdi kardeşlerime alıyorum. Babamın benim için yaşattığı Ramazan adetini ben de kardeşlerim için yaşatıyorum." dedi.