Yerel Haberler
Sivas
14 Mayıs 2026 Perşembe - 20:48 "Sivas Uluslararası Film Festivali" kortej yürüyüşüyle başladı Sivas’ta bu yıl 3’üncüsü düzenlenen Uluslararası Film Festivali, kortej yürüyüşüyle başladı. Yöresel kıyafetli çocuklar, klasik otomobiller ve geleneksel gösterilerin renk kattığı festival, 16 Mayıs’a kadar sinemaseverleri ağırlayacak. 12-16 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek festival, yurt içinden ve yurt dışından çok sayıda sinemaseveri bir araya getirdi. Sivas Valiliği önünden başlayan kortej yürüyüşü, Muhsin Yazıcıoğlu Kültür Merkezi’nde sona erdi. Yürüyüşe yöresel kıyafetli çocuklar, klasik otomobiller ve vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. Renkli görüntülere sahne olan etkinlikte, Hıdırellez şenliklerinin geleneksel unsurları da yer aldı. Özellikle ‘saya gezmesi’ kapsamında sergilenen deve karakteri, vatandaşların ilgisini çekti. Festival boyunca film gösterimlerinin yanı sıra panel ve çeşitli kültürel etkinliklerin gerçekleştirileceği öğrenildi. Sinema dünyasından birçok ismin katıldığı festivalin, kentin kültürel hayatına katkı sunması hedefleniyor. "Sivas’a değer katıyor" Festivale Kırgızistan’dan katılan üniversite öğrencisi Zhanybek Ömürkan, bu sene çok fazla yoğun olduğunu söyleyerek, "Bu sene 3’üncüsü düzenlenen film festivali muazzam bir biçimde gerçekleşiyor. Bu bizim Anadolu’muzun kadim şehri Sivas’ın diğer ülkeler tarafından tanınırlığını daha çok arttırıyor. Bu sene çok farklı, daha güzel çünkü daha yoğun ilgi görüyor. Türk dünyası öğrencileri ve yapımcı, yönetmenlerde burada ve bu bizi hem gururlandırıyor hem de çok güzel bir duygu yaşatıyor. Gerçekten çok çeşit tiplemeler mevcut festivalde bir birinden farklı mezhebe sahip insanlar geldi. Sinema dünyasının önemli bir iletişim aracı olduğunu görebiliriz. Hem de festival bağlamında da etkinliğin bu kadar rağbet ve talep görmesi Sivas’a değer katıyor" dedi. "Coşkuyu hep beraber yaşıyoruz" Yürüyüşe katılan Gamze Yanardağ ise festivalin çok coşkulu olduğunu ifade ederek, "Şu an da çok keyifli ve coşkulu bir festival oluyor. Yürüyüşte biz de bu coşkuyu hep birlikte yaşıyoruz. Birbirinden farklı çeşit karakterlerde festivalde ev sahipliği yapıyor. Film festivaline uygun bir şekilde afişlerimizler birlikte bizde bu yürüyüşe katıldık. Herkesi diğer yapılacak bütün etkinliklere bekliyoruz" diye konuştu.
14 Mayıs 2026 Perşembe - 20:38 Sivas Uluslararası Film Festivali, kortej yürüyüşü ile başladı Sivas’ta bu yıl 3’üncüsü düzenlenen Uluslararası Film Festivali, kortej yürüyüşüyle başladı. Yöresel kıyafetli çocuklar, klasik otomobiller ve geleneksel gösterilerin renk kattığı festival, 16 Mayıs’a kadar sinemaseverleri ağırlayacak. Bu yıl 3’üncüsü düzenlenen Sivas Uluslararası Film Festivali, kortej yürüyüşüyle başladı. 12-16 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek festival, yurt içinden ve yurt dışından çok sayıda sinemaseveri bir araya getirdi. Sivas Valiliği önünden başlayan kortej yürüyüşü, Muhsin Yazıcıoğlu Kültür Merkezi’nde sona erdi. Yürüyüşe yöresel kıyafetli çocuklar, klasik otomobiller ve vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. Renkli görüntülere sahne olan etkinlikte, Hıdırellez şenliklerinin geleneksel unsurları da yer aldı. Özellikle ‘saya gezmesi’ kapsamında sergilenen deve karakteri, vatandaşların ilgisini çekti. Festival boyunca film gösterimlerinin yanı sıra panel ve çeşitli kültürel etkinliklerin gerçekleştirileceği öğrenildi. Sinema dünyasından birçok ismin katıldığı festivalin, kentin kültürel hayatına katkı sunması hedefleniyor. "Sivas’a değer katıyor" Festivale Kırgızistan’dan katılan üniversite öğrencisi Zhanybek Ömürkan, bu sene çok fazla yoğun olduğunu söyleyerek, "Bu sene 3’üncüsü düzenlenen film festivali muazzam bir biçimde gerçekleşiyor. Bu bizim Anadolu’muzun kadim şehri Sivas’ın diğer ülkeler tarafından tanınırlığını daha çok arttırıyor. Bu sene çok farklı, daha güzel çünkü daha yoğun ilgi görüyor. Türk dünyası öğrencileri ve yapımcı, yönetmenlerde burada ve bu bizi hem gururlandırıyor hem de çok güzel bir duygu yaşatıyor. Gerçekten çok çeşit tiplemeler mevcut festivalde bir birinden farklı mezhebe sahip insanlar geldi. Sinema dünyasının önemli bir iletişim aracı olduğunu görebiliriz. Hem de festival bağlamında da etkinliğin bu kadar rağbet ve talep görmesi Sivas’a değer katıyor" dedi. "Coşkuyu hep beraber yaşıyoruz" Yürüyüşe katılan Gamze Yanardağ ise festivalin çok coşkulu olduğunu ifade ederek, "Şu an da çok keyifli ve coşkulu bir festival oluyor. Yürüyüşte biz de bu coşkuyu hep birlikte yaşıyoruz. Birbirinden farklı çeşit karakterlerde festivalde ev sahipliği yapıyor. Film festivaline uygun bir şekilde afişlerimizler birlikte bizde bu yürüyüşe katıldık. Herkesi diğer yapılacak bütün etkinliklere bekliyoruz" diye konuştu. (YÇ-GF-
Uzmanı açıkladı: "Sahurda chia tohumu tüketin susuz ve aç kalmayın"
13 Mart 2025 Perşembe - 12:33 Uzmanı açıkladı: "Sahurda chia tohumu tüketin susuz ve aç kalmayın" Sivas Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (SBTÜ), Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tolga Karaköy, chia tohumunun su tutma kapasitesinin yüksek olduğunu belirterek, özellikle Ramazan ayında sahurda tüketildiğinde susuzluk ve tokluk hissi oluşturduğunu vurguladı. Güney Amerika kökenli chia bitkisi, diyetlerde çiğ olarak, chia filizleri ve tohumları salatalara eklenerek, içeceklere katılarak tüketilmekte. Son yıllarda kek, atıştırmalık, ekmek ve kurabiyelerin içerisine katılarak da tüketilen chia tohumları, kendi ağırlığının 27 katı kadarına kadar su tutabilme özelliğine sahip. Vücutta su tutma kapasitesinin yüksek olması ile bilinen chia tohumu, özellikle Ramazan ayında, susuzluğa karşı etkili bir çözüm olarak öne çıkıyor. Chia tohumu, sahurda yoğurt veya süte karıştırılarak tüketildiğinde, midede jel kıvamına gelerek su emilimini yavaşlatıyor ve uzun süre tokluk hissi sağlıyor. Sivas Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (SBTÜ) Tarım Bilimleri ve Teknoloji Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tolga Karaköy, chia bitkisinin Türkiye’de yaygın olarak yetiştirilmediğini ancak marketlerde bulunabildiğini belirterek, "Bu tohum, hem tok tutması hem de tohumlarının kendi ağırlığının 27 katı kadar su tutabilmesi nedeni ile midede nemli bir bölge sürekliliği sağlayarak vücudun su kaybının hızını azaltıyor. Oruç tutmak isteyen ancak sağlık sorunları nedeniyle zorlanan kişiler için destekleyici olabilir" dedi. "Çok nadir bulunuyor" Tolga Karaköy, chia tohumunun Ramazan ayı dolayısıyla tekrar gündeme geldiğini belirterek, "Chia bitkisi güney Amerika kökenli bitkilerden bir tanesidir. MÖ 3500’lerden beri gıda olarak kullanılan bir bitkidir. İlk defa Fray Bernardino de Sahagun’ın "the Florentine Codex"inde kayıt edilmiştir. Milattan önce 1500’lü yıllardan beri insanlar yiyecek olarak tüketmektedirler. Aztekler ve Mayalar tarafından halk tıbbında ve gıda olarak kullanılmıştır. Ülkemizde farklı bölgelerde bu familyaya ait yabancı ot olarak bilinen bitkileri görmekteyiz. Bulunduğumuz Ramazan ayı dolayısıyla chia tohumu, vücuttaki su kaybının azalmasına yönelik özelliği ile gündeme gelmiş bir bitki tohumudur. Chia tohumunu genellikle sahurda yoğurt veya süte bir miktar katılarak tüketme şansına sahibiz. Tüketildikten hemen sonra tohumlar yapısı gereği mide de jel kıvamına gelir. Tohum jel kıvamına geldikten sonra, bağırsakta su emilimini azaltır ve midenin nemli kalmasını sağlamaktadır. Chia tohumu ülkemizde yaygın olarak yetiştirilen bir tohum değil ancak çeşitli marketlerde bulma şansına sahibiz. Susuzluğu azaltması yönünde özellikle rahatsızlığı olup da oruç tutmak isteyenlere destek olabilecek tohumlardan bir tanesidir" dedi. "Uzman kontrolü önemli" Chia tohumunun, hem tok tutması hem de vücudun yaşadığı su kaybını engellediğini söyleyen Karaköy, "Chia tohumu tok tutmasıyla bilinen, özellikle kilo problemi yaşayan insanlara diyetlerinde yer vermek için diyetisyenlerin yazdığı bir tohum olduğunu görmekteyiz. Nişasta içeriği yüksek olan chia tohumu, su tutma ve alma kapasitesi oldukça yüksektir. Hem tok tutması hem de vücudun yaşadığı su kaybının hızlı olmasını engelliyor. Chia tohumu bitki tohumunu çok fazla kullanmak doğru değil, fazla kullanacak olursak çeşitli etkileşimler söz konusu olacaktır. Mutlaka uzman kontrolünde tüketilmesi büyük önem arz etmektedir. Faydalı özellikleri var diyerek aşırı tüketilmesi veya çeşitli ilaçlarla etkileşim girmesi bünyeye ve vücuda zarar verebilir. Chia tohumu, Türkiye’de de yetiştirilebilecek bir bitkidir. Ancak değer bulması için tüketilmesi gerekiyor. Ülkemizde bu bitkiyi tüketim alışkanlığı olmaması nedeniyle çok fazla yetiştirilen bir bitki değil" diye konuştu.
Uzmanı açıkladı: "Sahurda bunu tüketin susuz ve aç kalmayın"
13 Mart 2025 Perşembe - 12:31 Uzmanı açıkladı: "Sahurda bunu tüketin susuz ve aç kalmayın" Sivas Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (SBTÜ), Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tolga Karaköy, chia tohumunun su tutma kapasitesinin yüksek olduğunu belirterek, özellikle Ramazan ayında sahurda tüketildiğinde susuzluk ve tokluk hissi oluşturduğunu vurguladı. Güney Amerika kökenli chia bitkisi, diyetlerde çiğ olarak chia filizleri ve tohumları salatalara eklenerek, içeceklere katılarak tüketilmekte. Son yıllarda bunlar dışında kek, atıştırmalık, ekmek ve kurabiyelerin içerisine katılarak da tüketilen chia tohumları, kendi ağırlığının 27 katı kadarına kadar su tutabilme özelliğine sahip. Vücutta su tutma kapasitesinin yüksek olması ile bilinen chia tohumu, özellikle Ramazan ayında, susuzluğa karşı etkili bir çözüm olarak öne çıkıyor. Chia tohumu, sahurda yoğurt veya süte karıştırılarak tüketildiğinde, midede jel kıvamına gelerek su emilimini yavaşlatıyor ve uzun süre tokluk hissi sağlıyor. Chia tohumu hakkında açıklamalarda bulunan Sivas Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (SBTÜ) Tarım Bilimleri ve Teknoloji Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tolga Karaköy, chia bitkisinin Türkiye’de yaygın olarak yetiştirilmediğini ancak marketlerde bulunabildiğini belirterek, "Bu tohum, hem tok tutması hem de tohumlarının kendi ağırlığının 27 katı kadar su tutabilmesi nedeni ile midede nemli bir bölge sürekliliği sağlayarak vücudun su kaybının hızını azaltıyor. Oruç tutmak isteyen ancak sağlık sorunları nedeniyle zorlanan kişiler için destekleyici olabilir" dedi. "Çok nadir bulunuyor" Tolga Karaköy, chia tohumunun Ramazan ayı dolayısıyla tekrar gündeme geldiğini belirterek, "Chia bitkisi güney Amerika kökenli bitkilerden bir tanesidir. MÖ 3500’lerden beri gıda olarak kullanılan bir bitkidir. İlk defa Fray Bernardino de Sahagun’ın "the Florentine Codex"inde kayıt edilmiştir. Milattan önce 1500’lü yıllardan beri insanlar yiyecek olarak tüketmektedirler. Aztekler ve Mayalar tarafından halk tıbbında ve gıda olarak kullanılmıştır. Ülkemizde farklı bölgelerde bu familya ya ait yabancı ot olarak bilinen bitkileri görmekteyiz. Bulunduğumuz Ramazan ayı dolayısıyla chia tohumu, vücuttaki su kaybının azalmasına yönelik özelliği ile gündeme gelmiş bir bitki tohumudur. Chia tohumunu genellikle sahurda yoğurt veya süte bir miktar katılarak tüketme şansına sahibiz. Tüketildikten hemen sonra tohumlar yapısı gereği mide de jel kıvamına gelir. Tohum jel kıvamına geldikten sonra, bağırsakta su emilimini azaltır ve midenin nemli kalmasını sağlamaktadır. Chia tohumu ülkemizde yaygın olarak yetiştirilen bir tohum değil ancak çeşitli marketlerde bulma şansına sahibiz. Susuzluğu azaltması yönünde özellikle rahatsızlığı olup da oruç tutmak isteyenlere destek olabilecek tohumlardan bir tanesidir" dedi. "Uzman kontrolü önemli" Chia tohumunun, hem tok tutması hem de vücudun yaşadığı su kaybını engellediğini söyleyen Karaköy, "Chia tohumu tok tutmasıyla bilinen, özellikle kilo problemi yaşayan insanlara diyetlerinde yer vermek için diyetisyenlerin yazdığı bir tohum olduğunu görmekteyiz. Nişasta içeriği yüksek olan chia tohumu, su tutma ve alma kapasitesi oldukça yüksektir. Hem tok tutması hem de vücudun yaşadığı su kaybının hızlı olmasını engelliyor. Chia tohumu bitki tohumunu çok fazla kullanmak doğru değil, fazla kullanacak olursak çeşitli etkileşimler söz konusu olacaktır. Mutlaka uzman kontrolünde tüketilmesi büyük önem arz etmektedir. Faydalı özellikleri var diyerek aşırı tüketilmesi veya çeşitli ilaçlarla etkileşim girmesi bünyeye ve vücuda zarar verebilir. Chia tohumu, Türkiye’de de yetiştirilebilecek bir bitkidir. Ancak Türkiye de değer bulması için tüketilmesi gerekiyor. Ülkemizde bu bitkiyi tüketim alışkanlığı olmaması nedeniyle çok fazla yetiştirilen bir bitki değildir" diye konuştu. (YÇ-RM-
Çağın hastalığı beraberinde psikolojik sorunları getiriyor
13 Mart 2025 Perşembe - 11:54 Çağın hastalığı beraberinde psikolojik sorunları getiriyor Çağın yeni hastalığı olan ve ‘internetten hastalık arama hastalığı’ olarak tanımlanan siberkondri, beraberinde psikolojik sorunları getiriyor. Hekimler yerine internetten cevap arayan vatandaşların kaygı yönetimi zorlaşıyor. Sivas Medicana Hastanesinde görev yapan Uzman Psikolog Duhan Töre, çağın en büyük hastalıklarından birisi olan siberkondri’ye ilişkin açıklamalarda bulundu. Hastalık belirtileriyle ilgili internetten arama yapan insanların edindikleri bilgilerle hasta oldukları düşüncesiyle kaygılandığını belirten Töre, uzmanlara başvurmadan kendi kendilerine yanlış tanı ve teşhis koyabilmekte ve yanlış tedavi yöntemlerine başvurabildiklerini söyledi. "Hastaların kaygı yönetimi zorlaşan bir boyuta ulaşıyor" Bu hastalığın beraberinde psikolojik sorunları getirebildiğini ifade eden Töre, "Siberkondri; insanların internet ortamında hastalık araştırması, kendilerine tanı koymaları, belirtileri incelemeleri ve bunlarla beraber tedavi yöntemi araştırmalarına kadar giden süreçtir. İnternet ortamının kolay erişilebilir olması, az maliyetli olması, hekime ulaşmaktan çok daha kolay olmasıyla beraber istediğimiz her saatte tüm sorularımıza yanıt bulabiliyoruz. Fakat aldığımız bilgiler doğru ve yanlış olmak üzere ikiye ayrılıyor. Hastaların kaygı yönetimi daha da zorlaşan bir boyuta ulaşıyor. Hekime gitmek yerine kendi kendilerine tanılarını koyup süreçlerini devam ettirmekteler. Kaygı seviyeleri çok yükseldiği için psikolojik olarak zorlanmalar başlamakta. Anksiyetik olarak bir artış gözlemlenmekte ve kişinin sosyal hayatı zarar görmekte. Sürekli olarak hastalık araştırması ile birlikte kendilerini iyi hissetme oranı giderek azalmakta. Sürekli olarak ‘Kalbim çarpıyor, Akciğerimde bir problem mi var, Başım ağrıyor beyin kanaması mı geçiriyorum, kalp çarpıntım var kalp krizimi mi geçiriyorum?’ gibi şüphe ve kaygıların artmasıyla beraber kendilerinde çok yüksek boyutta hastalıkların olduğunu düşünmekteler" dedi. "Psikoterapi alarak süreci rahatlatabiliriz" Bu süreçte hekime başvurmaların azaldığını söyleyen Duhan Töre, "Vatandaşlar, hastalıklarından korkmakta veya hekime inanmakta güçlük çekmekte. Böylelikle git gide uzaklaşmakta ve bu durumu kendi içerisinde yaşamakta. Hekimlerin yapmış olduğu muayene ve tetkikler doğrultusunda aldıkları sonuca ikna olmama durumu çok sık şekilde devam ediyorsa, farklı hekimler deneme süreci var ise psikolojik olarak bir süreç yaşıyor olabiliriz. Bu anlamda psikoterapi alarak süreci rahatlatabiliriz, hayat kalitemizi artırabiliriz" şeklinde konuştu.