Yerel Haberler
Sivas
15 Mayıs 2026 Cuma - 12:24 Sivas Belediyesi’nden Engelliler Haftası’nda anlamlı destek 16 Mayıs Engelliler Haftası kapsamında düzenlenen programda yeni engelsiz hizmet aracını tanıttı. 10 manuel ve 10 elektrikli tekerlekli sandalyeyi ihtiyaç sahiplerine teslim etti. Sivas Belediyesi, 10-16 Mayıs Engelliler Haftası dolayısıyla Engelliler Kültür Merkezi’nde program düzenledi. Programda yeni engelsiz hizmet aracı tanıtılırken, 10 adet manuel ve 10 adet joystick kontrollü elektrikli tekerlekli sandalye ihtiyaç sahibi vatandaşlara teslim edildi. Programa katılan Sivas Belediye Başkanı Adem Uzun, engelli bireylerin yaşamını kolaylaştırmak amacıyla göreve geldikleri günden bu yana birçok projeyi hayata geçirdiklerini söyledi. Başkan Uzun, bugüne kadar 350 akülü araç ve 200 tekerlekli sandalyeyi ihtiyaç sahiplerine ulaştırdıklarını belirterek, "Akülü ve manuel tekerlekli sandalyelerin bakım ve onarımı için 27 Haziran Öğretmenler Millet Bahçesi içerisinde bir atölye kurduk. Ayrıca 50 işitme engelli vatandaşımıza ‘Duy Beni’ projesi kapsamında özel olarak üretilen işitme cihazlarını teslim ettik. 100 özel gereksinimli çocuğumuz için konum belirleme cihazları dağıttık ve şehrimizde akülü araç şarj istasyonlarının sayısını artırdık" dedi. Kolaylık sağlanacak Engelsiz ulaşım hizmetlerine bir yenisini daha eklediklerini ifade eden Uzun, mevcut engelsiz hizmet aracına ek olarak ikinci bir aracın daha hizmete alındığını belirtti. Uzun, bu araçlarla engelli vatandaşların hastane, okul ve benzeri yerlere ulaşımlarının daha kolay sağlanacağını kaydetti. Sportif bir yaşam alanı olacak Kapsayıcı Yaşam Merkezi projesine de değinen Başkan Uzun, Engelliler Kültür Merkezi’nin artan ihtiyaca cevap vermekte zorlandığını belirterek, Kızılırmak Projesi kapsamında modern bir Kapsayıcı Yaşam Merkezi inşa edileceğini açıkladı. Uzun, merkezin engelli bireylerin sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlere katılabileceği bir yaşam alanı olacağını ifade etti.
15 Mayıs 2026 Cuma - 12:08 Günlük 5 gramdan fazla tuz tüketilmemeli Nefroloji Uzmanı Dr. Meryem Timuçin, günlük tuz tüketiminin 5 gramı geçmemesi gerektiğini ifade ederek, "Fazla tuz tüketilmesi hipertansiyona, ödeme, inmeye, kalp ve böbrek hastalıklarına neden olur" uyarısında bulundu. Sivas Numune Hastanesi’nde görevli Nefroloji Uzmanı Dr. Meryem Timuçin, 11-17 Mayıs Dünya Tuza Dikkat Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Günlük tuz tüketiminin 5 gramı geçmemesi gerektiğini ifade eden Timuçin, fazla tuz kullanımının zararlarına dikkat çekti. Tuzun mutfakların vazgeçilmez bir parçası olarak görülse de aslında sağlığı tehdit eden sessiz bir tehlike olduğunu söyleyen Timuçin, "Vücudumuzda sıvı dengesinin ve buna bağlı olarak kan basıncının düzenlenmesinde, asit-baz dengesinin sağlanmasında ve sinir-kas sisteminin çalışmasında tuzun önemli görevleri bulunmaktadır. Günlük tuz tüketimi 5 gramı, yani yaklaşık bir silme tatlı kaşığını geçmemelidir. Fazla tuz tüketilmesi hipertansiyona, ödeme, inmeye, kalp ve böbrek hastalıklarına neden olur" dedi. "Fazla tuz tüketilmesi durumunda kalp sağlığı tehlikeye girer" Fazla tuz tüketilmesinin böbrek sağlığını olumsuz etkilediğini ifade eden Uzm. Dr. Timuçin, "Böbrekler vücuttaki sıvı dengesi ve kan basıncını düzenleyen ana merkezlerdir. Gereğinden fazla tuz tüketilmesi durumunda vücut bu tuzu seyreltebilmek için fazla su tutmaya başlar sonuçta hipertansiyona, vücutta şişlik oluşmasına ve böbrek süzme ünitelerinin hasar görmesine yol açar. Özellikle altta yatan bir böbrek hastalığı varsa fazla tuz tüketilmesi böbrek hastalığının ilerlemesine ve böbrek çalışma yüzdesinin azalmasına sebep olur. Yine fazla tuz tüketilmesi durumunda kalp sağlığı ciddi şekilde tehlikeye girer, tuz damarların içine fazla sıvı çekilmesine sebep olarak kalbin bu sıvıyı atmak için daha fazla efor harcamasına sebep olur. Böylelikle kalbin sürekli yüksek basınçla mücadele etmesi sonucu kalp kasları kalınlaşır ve zaman içerisinde yorularak kalp yetmezliği oluşabilir. Tuzun fazla kullanıma bağlı oluşan yüksek basınç kalp ve beyin damarlarında hasar oluşmasını kolaylaştırarak, plak oluşumu sonrası kalp krizine ve inmeye sebep olabilir, ki tüm bu durumlar ölüm riskinde artış meydana getirebilir. Tansiyon ilacı kullanmak, dilediğiniz kadar tuz tüketeceğiniz anlamına gelmemektedir. Az tuzlu diyet ve ilaç birbirini tamamlayan bir tedavi bütünlüğüdür" diye konuştu. Ultra işlenmiş üründeki ‘gizli’ tuza dikkat Nefroloji Uzmanı Timuçin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Sofrada tuz kullanmamak çok değerli bir adımdır ancak yeterli değildir. Hastalarımızın mutlaka tuz okuryazarlığını artırmalı ve onların bilinçlenmesini sağlamalıyız. Günlük tuz alımının büyük bir kısmı birçok işlenmiş ve ultra işlenmiş üründeki ‘gizli’ tuzdan kaynaklanmaktadır. Evet maalesef tuz yalnızca tuzlukta değildir. Hazır soslar ve konserveler, salça, ketçap ve salamura ürünler, ekmek ve unlu mamuller, raf ömürlerinin uzatılması için yoğun tuz kullanılan salam, sosis, sucuk gibi şarküteri ürünleri, tuzlu peynir ve zeytinlerden özellikle uzak durulması fast food yiyecekler yerine daha fazla meyve sebze tüketilmesi ve yiyeceklerin tatlandırılması için baharatların gücünden faydalanılması sağlanmalıdır. Çoğu hasta yalnızca yiyeceklerdeki tuza odaklanır ama sodyum içeriği yüksek olan maden suyu, soda gibi içecekleri gözden kaçırabilir. Özellikle bu içeceklerde düşük sodyum içeriği tercih edilmeli veya tüketim miktarı sınırlandırılmalıdır." Tuzun kaynağı ne olursa olsun günlük kullanımı miktarının sınırlandırılması gerektiğini vurgulayan Timuçin, "Son zamanlarda popüler olan kaya tuzu zararsızdır söylemi bir yanılgıdır ve bilimsel bir karşılığı yoktur. Tuz sodyum ve klorürden oluşur. Sodyum klorür içeriği tüm tuzlarda yaklaşık olarak aynıdır. Kaya tuzunun esas maddesini de yüzde 97,35 oranında bizim ‘tuz’ dediğimiz ve asıl bileşeninin ‘sodyum’ olduğu madde oluşturmaktadır. Kaya tuzunun içerisinde sağlık açısından olumlu olarak bilinen bazı mineral ve elementler bulunmaktadır. Ancak bu maddelerin miktarının sağlık üzerine etki edemeyecek kadar az düzeyde bulunduğu ve maalesef ki bu kaya tuzlarının bileşiminde, insan sağlığı açısında ‘çok riskli’ olduğu bilinen ‘plütonyum’, ‘talyum’ ve ‘radyum’ gibi maddeler ve dahası ‘kurşun’ gibi ağır metallerin yine ‘çok az’ miktarda bulunduğu unutulmamalıdır. Katkı maddelerinden kaçınmak için rafine tuz yerine kaya tuzu tercih etmek bir seçimdir. Ancak ‘Bu tuz sağlıklı, istediğim kadar tüketebilirim’ yanılgısına düşmek hayati bir hatadır. Kaya tuzu asla bir sağlık ürünü veya sınırsız tüketilecek bir gıda değildir. Sonuçta tuz tuzdur. Hem Dünya Sağlık Örgütü hem Türk Nefroloji Derneği net olarak şunu ifade etmektedir: Tuzun kaynağı ne olursa olsun günlük toplam tüketim 5 gramı aşmamalıdır. Dil üzerindeki tat tomurcukları 2-3 haftada bir yenilenir. Tuzu azalttığınızda ilk birkaç gün yemekler lezzetsiz gelebilir ancak kısa bir süre içinde yiyeceklerin gerçek tadını çıkarmaya başlarsınız ve 3 hafta sonra daha önce normal dediğiniz yiyeceklerin aslında ne kadar tuzlu olduğunu fark edersiniz. Dünya Tuz Farkındalık Haftasında mesajımız net olarak şudur: Tuzu azalt ömrüne ömür kat" şeklinde konuştu.
15 Mayıs 2026 Cuma - 11:45 Obezite çağın en yaygın sağlık sorunları arasında Uzmanlar, obezitenin yalnızca estetik bir sorun değil birçok ciddi hastalık için risk oluşturan kronik bir hastalık olduğunu belirtti. Günümüzde giderek artan obezitenin, doğru tedavi ve multidisipliner yaklaşımla kontrol altına alınabileceği belirtildi. Medicana Sivas Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Hüseyin Özden, hareketsiz yaşam tarzı ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının artmasıyla birlikte obezitenin çağın en yaygın sağlık sorunlarından biri haline geldiğini ifade etti. Obezitenin yalnızca estetik bir problem olmadığını belirten Özden, vücutta sağlığı bozacak düzeyde aşırı yağ birikimi ile karakterize kronik bir hastalık olduğunu söyledi. Obezitenin tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları, yüksek kolesterol, uyku apnesi ve bazı kanser türleri başta olmak üzere birçok hastalık için önemli risk faktörü oluşturduğunu aktaran Özden, bu nedenle mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak ele alınması gerektiğini söyledi. Tedavide ilk adım: Yaşam tarzı değişikliği Obezite tedavisinde öncelikle cerrahi dışı yöntemlerin denendiğini belirten Doç. Dr. Hüseyin Özden, "Tedavi sürecinde ilk basamak; sağlıklı beslenme, diyet programı ve düzenli fiziksel aktivitedir. Ayrıca obeziteye neden olabilecek hormonal veya metabolik hastalıkların da mutlaka araştırılması gerekir. Bu yöntemlerle başarılı sonuç alınamayan hastalarda cerrahi tedavi gündeme gelir" dedi. Obezite Cerrahisi Kimlere Uygulanır? Obezite cerrahisinin uygun hastalarda etkili bir tedavi yöntemi olduğunu belirten Doç. Dr. Özden, "Vücut kitle indeksi (VKİ) 40 ve üzeri olan bireyler, VKİ 35 ve üzeri olup diyabet, hipertansiyon gibi ek hastalıkları bulunan kişiler, diyet, egzersiz ve medikal tedaviye rağmen kilo veremeyen hastalar cerrahi olabilecek hasta gruplarıdır. Bu hastalar cerrahi planlama öncesinde detaylı bir değerlendirmeden geçirilir ve kişiye özel tedavi planı oluşturulur. Günümüzde obezite cerrahisinin büyük oranda kapalı yöntemlerle gerçekleştirilir. Tüp mide başta olmak üzere uygulanan cerrahi yöntemler sayesinde hastalar daha konforlu bir süreç geçirir. Ameliyat sonrası ağrı genellikle minimal düzeydedir ve kısa sürede kontrol altına alınabilir. Hastalar çoğunlukla 1-2 gün içerisinde taburcu edilebilir ve kısa sürede günlük yaşamlarına dönebilir" ifadelerini kullandı. Obezite cerrahisinin etkili sonuçlar sağladığını belirten Doç. Dr. Hüseyin Özden, "Cerrahi sonrası hastalar, düzenli takip ve uygun yaşam tarzı değişiklikleri ile hedef kilolarına genellikle 1 ila 1,5 yıl içerisinde ulaşabilmektedir. Ancak bu süreçte diyet ve egzersiz programına uyum büyük önem taşır. Obezite cerrahisi hastalar için yeni bir başlangıçtır. Ancak kalıcı başarı için ameliyat sonrası dönemde beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, fiziksel aktivitenin artırılması ve düzenli doktor kontrollerinin aksatılmaması gerekmektedir. Bu sayede hem verilen kilolar korunur hem de obeziteye bağlı hastalıklarda ciddi iyileşmeler sağlanır" dedi.
Sivasspor’un yeni teknik direktörü Rıza Çalımbay oldu
05 Mart 2025 Çarşamba - 17:30 Sivasspor’un yeni teknik direktörü Rıza Çalımbay oldu Sivasspor Kulübü, teknik direktörlük görevi için Rıza Çalımbay ile anlaşmaya varıldığını duyurdu. Teknik Direktör Ömer Erdoğan ile yollarını ayıran Sivasspor’da teknik direktörlük görevine Rıza Çalımbay’ın getirildiği açıklandı. Konuyla ilgili kulübün resmi internet sitesinden yapılan açıklamada, "Rıza Çalımbay, Sivasspor ailesi için sadece bir teknik direktör değil, aynı zamanda şehrimizin ve kulübümüzün değerlerini en iyi şekilde temsil eden bir semboldür. Geçmişte iki farklı dönemde kulübümüzde toplam 7,5 yıl görev yaparak, takımımızı Süper Lig’de, Avrupa kupalarında ve Türkiye Kupası’nda sayısız başarıya taşımıştır. Onun liderliğinde elde ettiğimiz 3 sezon üst üste Avrupa kupalarına katılma başarısı ve 2022 yılında kazandığımız tarihi Ziraat Türkiye Kupası şampiyonluğu ve ligdeki başarılarımız taraftarlarımıza unutulmaz anlar yaşatmıştı. Sivasspor Kulübü olarak, Rıza Çalımbay’ın engin tecrübesi ve liderlik vasıflarıyla takımımızın yeniden başarıdan başarıya koşacağına yürekten inanıyoruz. Memleketine olan bağlılığı ve Sivasspor sevgisiyle yeniden yuvaya dönen Rıza Çalımbay’a hoş geldin diyor, kırmızı-beyazlı camiamızla birlikte yeni zaferlere imza atacağına inanıyoruz" ifadelerine yer verildi. Tecrübeli teknik direktör, daha önce 2010-2013 ve 2019-2023 yılları arasında kırmızı-beyazlı kulübü çalıştırmıştı.