Yerel Haberler
Sivas
Şiddetin tek kaynağı dijital araçlar değil 17 Nisan 2026 Cuma - 17:37:17 Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Kanak, çocukluk döneminde şiddet eğiliminin erken belirtileri ve bu eğilimin önlenmesine yönelik ailelere ve eğitimcilere düşen sorumluluklar hakkında değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Kanak, şiddetin ani ve tek nedenli bir olgu olmadığını; biyolojik, psikolojik ve çevresel etkenlerin birleşimiyle ortaya çıkan karmaşık bir süreç olduğunu ifade etti. Özellikle 0-6 yaş aralığının, çocukların beyin gelişimi ve kişilik inşasının en yoğun yaşandığı dönem olduğuna dikkat çekerek, bu dönemde çocukların çevrelerinden gözlem yoluyla öğrendiklerini vurguladı. İhmal, istismar, aile içi şiddet ve şiddete dayalı iletişim biçimlerine maruz kalan çocukların, zamanla bu durumu normalleştirebildiğini ve şiddeti bir yaşam tarzı hâline getirebildiğini belirtti. "Şiddet eğilimli çocuk kendini ifade etmede zorluk yaşıyor" Şiddet eğilimi gösteren çocukların çoğunlukla duygularını düzenleme ve ifade etme konusunda zorluk yaşadığını dile getiren Prof. Dr. Kanak, bu çocuklarda empati yoksunluğu ve dürtü kontrolünde güçlüklerin sıklıkla gözlemlendiğini ifade etti. Hayvanlara ve bitkilere zarar verme gibi davranışların bu çocuklar için sıradan hâle gelebildiğini belirten Kanak, bu belirtilerin erken fark edilmesinin müdahale açısından büyük önem taşıdığını söyledi. Aile içindeki sevgi ve güvene dayalı ilişkilerin, sağlıklı çocuk gelişiminin temelini oluşturduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kanak, çocukların duygularını ifade etmelerine fırsat verilmesi gerektiğini kaydetti. Üzüntü, öfke ve mutluluk gibi temel duyguların tanınması ve doğru şekilde yaşanmasının desteklenmesinin, şiddetin bir iletişim dili olarak benimsenmesinin önüne geçebileceğini ifade etti. Bu kapsamda yapılandırılmış ve kurallı oyunların, çocuklara beklemeyi, duygularını kontrol etmeyi, empati kurmayı ve kazanma kadar kaybetmenin de doğal bir süreç olduğunu öğretmede önemli bir araç olduğunun altını çizdi. Eğitimcilerin de sınıf ortamında hoşgörüye dayalı sosyal becerileri kazandırmaya yönelik yapılandırılmış programlar uygulamasının önemine değinen Prof. Dr. Kanak, çocukları yakından tanımanın, onların duygularını anlamanın ve bu duygulara eğilmenin sosyal beceri kazandırmanın temel adımı olduğunu belirtti. Yardımlaşma, paylaşma, sağlıklı iletişim, teşekkür etme ve özür dileme gibi davranışların çocuklara kazandırılması gerektiğini ifade eden Kanak, tüm bunların temelinde merhametli olmayı öğretmenin yer aldığını vurguladı. Son dönemde sıkça tartışılan dijital medya ve çocuklarda şiddet eğilimi ilişkisine de değinen Prof. Dr. Kanak, yapılan araştırmaların şiddet içerikli dijital oyunların çocukların şiddete yönelmesinde etkili olabildiğini ortaya koyduğunu belirtti. Ancak şiddetin tek kaynağının dijital araçlar olarak görülmesinin doğru olmadığını ifade eden Kanak, dijital araçların kontrollü kullanımının sağlanması, süre sınırlarının yanı sıra içeriklerin de denetlenmesinin ebeveynlerin sorumluluğunda olduğunu söyledi. Bu noktada ebeveynlerin, çağın gereklerine uygun şekilde dijital ebeveynlik becerilerini geliştirmesinin önemine dikkat çekti.
17 Nisan 2026 Cuma - 15:03 Sivas Akran Akademi, özel eğitimde fark oluşturuyor Sivas Akran Akademi Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi tarafından özel ihtiyaçlı kişiler için hazırlanan özel eğitim planları, bireylerin gelişimine katkı sunuyor. Sivas’ta faaliyet gösteren Akran Akademi Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi, özel ihtiyaçlı bireylere yönelik sunduğu kaliteli eğitim hizmetleriyle adından söz ettiriyor. Merkezin kurucu Müdürü Yasin İmre öncülüğünde yürütülen çalışmalar, her bireyin potansiyelini en üst seviyeye çıkarmayı hedefliyor. Alanında uzman öğretmenler, fizyoterapistler ve terapistlerden oluşan kadrosuyla hizmet veren merkezde; otizm spektrum bozukluğu, öğrenme güçlüğü, zihinsel ve fiziksel yetersizlikler gibi alanlarda bireye özel eğitim programları uygulanıyor. Bireysel eğitim, grup çalışmaları, dil ve konuşma terapisi ile fizik tedavi hizmetlerinin sunulduğu merkezde, her öğrencinin gelişimi titizlikle takip edilerek kişiye özel eğitim planları hazırlanıyor. "Özel eğitim sabır, emek ve doğru yaklaşım gerektirir" Kurucu Müdür Yasin İmre yaptığı açıklamada, "Özel eğitim sabır, emek ve doğru yaklaşım gerektirir. Biz burada sadece eğitim vermiyoruz, aynı zamanda bireylerimizin hayata daha güçlü tutunmalarını sağlıyoruz" ifadelerini kullandı. Ailelerin sürece aktif katılımının önemine de değinen İmre, erken tanı ve doğru yönlendirme ile bireylerin yaşam kalitesinin ciddi ölçüde artırılabileceğini belirtti.
Sivasspor’a taraftarlardan tesislerde protesto
19 Şubat 2026 Perşembe - 23:30 Sivasspor’a taraftarlardan tesislerde protesto Sivasspor, deplasmanda Adana Demirspor ile 1-1 berabere kaldığı maçın ardından taraftarının sert tepkisiyle karşılaştı. Son dakikalarda gelen golle galibiyeti kaçıran kırmızı-beyazlı ekip, Sivas’a dönüşte tesisler önünde protesto edildi. Trendyol 1. Lig’in 26. haftasında Adana temsilcisine konuk olan Sivasspor, karşılaşmada 1-0 öne geçmesine rağmen 88. dakikada kalesinde gördüğü golle sahadan 1-1’lik eşitlikle ayrıldı. Bu sonuçla galibiyeti son anlarda kaçıran Sivas ekibi önemli iki puanı bırakırken, ev sahibi ekip ise ligde üçüncü kez puan alma sevinci yaşadı. Maçın ardından Sivas’a dönen takım kafilesi, Sivasspor tesisleri önünde toplanan taraftar gruplarının protestosuyla karşılaştı. "Legend" ve "Elli Sekiz" isimli taraftar grupları, son haftalardaki performans ve ligdeki gidişat nedeniyle takıma ve yönetime tepki gösterdi. Akşam saatlerinde tesisler önünde bir araya gelen kalabalık, takım otobüsünün giriş yaptığı sırada sloganlar atarak oyunculara tepkisini dile getirdi. Olası bir olumsuzluğa karşı emniyet güçleri bölgede geniş güvenlik önlemleri aldı. Yönetim ve teknik heyet taraftarın yanına gitti Yaşanan gelişmelerin ardından Teknik Direktör İsmet Taşdemir, golcü oyuncu Rey Manaj ve Kulüp Başkanı Burak Özçoban güvenlik önlemleri eşliğinde taraftarların yanına gelerek bir süre görüşme gerçekleştirdi. Kulüp Başkanı Özçoban, taraftarın tepkisini anladıklarını belirterek, takımın yeniden toparlanması adına gerekli adımların atılacağını ifade etti. Protestonun ardından kalabalık grup olaysız şekilde dağıldı.
Uzmanı uyardı: "Riskli gebeliklerde oruç tutmak, düşük ve kayıplara neden olabilir"
19 Şubat 2026 Perşembe - 20:04 Uzmanı uyardı: "Riskli gebeliklerde oruç tutmak, düşük ve kayıplara neden olabilir" Sivas Medicana Hastanesi Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Nadir Cömert, Ramazan ayında hamile kadınların oruç tutmasıyla ilgili değerlendirmelerde bulunarak, "Riskli gebeliklerde hem anne karnında kayıplar hem de düşük gibi durumlarla karşılaşabiliyoruz" dedi. Ramazan ayının başlamasıyla birlikte hamile kadınların oruç tutup tutamayacağı konusu yeniden gündeme geldi. Özellikle gebeler, sağlık durumlarının oruç tutmaya uygun olup olmadığı konusunda doktorlara sıkça başvuruyor. Uzmanlar ise gebeliğin dönemine ve annenin sağlık durumuna göre değerlendirme yapılması gerektiğine dikkat çekiyor. Uzmanlara göre gebeliğin ilk 3 ayında bebeğin organ gelişimi gerçekleştiği için uzun süreli açlık önerilmiyor. Son 3 aylık dönemde ise hem bebeğin hem de annenin artan besin, protein, vitamin ve glikoz ihtiyacı nedeniyle oruç tutulması genellikle tavsiye edilmiyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Medicana Sivas Hastanesi’nde görevli Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Nadir Cömert, hamilelikte ara dönemin oruç tutmak için daha uygun bir dönem olduğunu söyleyerek, "Özellikle kronik hastalıkları olanlara önermiyoruz. Örneğin kronik kalp hastalığı, hipertansiyonu, diyabeti, böbrek hastalığı, karaciğer hastalığı gibi hastalıkları olanlara tabi ki oruç tutmayı önermiyoruz. Onun dışında belki bir diyetisyenle birlikte orucu götürmek çok daha iyi olabilir" dedi. Cömert, uzun süre açlık ve susuzlukta bebeğin etkilenebileceğini belirterek, "Riskli gebeliklerde hem anne karnında kayıplar hem de düşük gibi durumlarla karşılaşabiliyoruz" ifadelerine yer verdi. "Negatif etkileri olabilir" Kronik hastalığı olanlara oruç tutmayı önermediğini belirten Nadir Cömert, "Ramazan ayı başladı. Hastalarımız ve özellikle gebelerimiz çok soruyor. ’Hocam oruç tutabilir miyim’ diye. Tabi tutmak isteyen hastalarımız için önerilerimiz oluyor. Genel olarak ilk 3 ay ve son 3 ay tutmalarını çok önermiyoruz. İlk 3 ayda organ gelişimi, bebeğin gelişimi olduğu için. Son 3 ayda da bebeğin ve annenin beslenmeye ihtiyacı çok fazla artıyor. Protein, şeker, glikoz ihtiyacı ve vitamin ihtiyaçları falan çok arttığı için çok önermiyoruz aslında. Ara dönem belki daha oruç tutulabilecek bir dönemdir. Ama tabi orda da hastanın özel durumları olabiliyor. Özellikle kronik hastalıkları olanlara önermiyoruz. Örneğin kronik kalp hastalığı, hipertansiyonu, diyabeti, böbrek hastalığı, karaciğer hastalığı gibi hastalıkları olanlara tabi ki oruç tutmayı önermiyoruz. Onun dışında belki bir diyetisyenle birlikte orucu götürmek çok daha iyi olabilir. İftarda nasıl beslenilmesi gerektiği, sahurda ne yenmesi gerektiği gibi sorular olabiliyor. Hastamız mümkünse bir diyetisyen eşliğinde de bu durumu götürebilir. O açıdan hem bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı hem de bir diyetisyenle birlikte bu süreci götürmek en doğrusudur. Uzun süre açlıktan şeker düzeyi düşüyor. Ondan sonra yağ hücrelerinde yıkım başlıyor. Keton üretimi başlıyor. Bu keton üretimi olduğu zaman kanda biraz yüksek düzeye çıktığı zaman bebeği etkileyebiliyor uzun sürede. O yüzden böyle negatif etkiler olabilir çok net olmamakla birlikte. Ondan sonra tabii sıvıyla ilgili de bebeğin sıvısıyla ilgili amniyon sıvısı dediğimiz bir sıvı var. Uzun süre açlık ve susuzlukta bebek etkilenebilir. Riskli gebeliklerde hem anne karnında kayıplar hem de düşük gibi durumlarla karşılaşabiliyoruz" diye konuştu.
Sivas’ın unutulmaya yüz tutmuş asırlık lezzeti: "Unlu baklava" sofralarda yeniden yer alıyor
19 Şubat 2026 Perşembe - 13:28 Sivas’ın unutulmaya yüz tutmuş asırlık lezzeti: "Unlu baklava" sofralarda yeniden yer alıyor Zengin mutfağı, lezzetli yemek ve tatlıları ile ün salan Sivas’ın unutulan lezzeti ’unlu baklava’, Ramazan ayında sofralarda yeniden yer alıyor. Gastronomi alanında kendini ispatlamış şehirlerden birisi olan Sivas’ın yazılı kaynaklarda yer almayan lezzetlerinden ’unlu baklava’ unutulmaya yüz tutarken, bazı mahir ellerde yaşatılmaya çalışılıyor. Merkeze bağlı Ağıllar mezrasında yaşayan Döndü ailesi, özellikle Ramazan sofralarında bu lezzeti eksik etmiyor. Döndü Güler ve kızı Songül Güler, hem unutulmaya yüz tutan bu yemek kültürünü yaşatıyor hem de gelecek kuşaklara aktarmanın mücadelesini veriyor. Tatlıyı her yıl Ramazan ayı döneminde yaptıklarını ifade eden Döndü Güler, "Bu tatlı büyüklerimizden geliyor. İlk önce annelerimiz yapmış, biz de onlardan öğrendik. Bu tatlının ismi unlu baklava diye geçer. Önceden ceviz yokmuş, un atarlarmış. Biz de o şekilde yapıyoruz" dedi. "Bunu çok bilen yoktur" Çocukluk yıllarında bu tatlının çok sevilerek tüketildiğini söyleyen Songül Güler ise, "Bu tatlıyı annem bizler küçükken yapardı. Çok severek tüketirdik. Sonrasında biz de yapmaya başladık. Çocuklarımız sevdikçe de yapıyoruz. Bu tatlı Sivas’a özgüdür. Bunu çok bilen yoktur. Sivas’ın asırlık bu lezzetini yaşatmaya çalışıyoruz" dedi. Ceviz yerine kavrulmuş un kullanılıyor Unlu baklavayı diğer baklavalardan ayıran özelliği, yufkaların arasına ceviz, fındık veya fıstık yerine ‘sahte ceviz’ olarak adlandırılan topaklı un karışımı konulması. Bu karışım, yağsız şekilde kavrulan una sıcakken sıvı yağ damlatılarak topaklandırılmasıyla elde ediliyor. Kavrulmuş topaklı un ceviz lezzeti veriyor. Tatlının hamuru ise iki aşamalı yoğurma ve dinlendirme yöntemiyle hazırlanıyor. Tam yoğrulmayan hamur kısa süre dinlendiriliyor. Hamuru az nişasta ve un ağırlıklı olarak yoğruluyor. Yufkalar arasına kaynatılmadan eritilmiş ve tortusu alınmış tereyağı ile az miktarda sıvı yağ karışımı sürülüyor. Baklava diliminden daha büyük parçalar halinde kesiliyor ve kızarana kadar pişiriliyor.