Yerel Haberler
Sivas
19 Nisan 2026 Pazar - 12:06 Uzman eğitimci Bozyiğit: "Velinin eğitim sürecindeki rolü destek olmaktır, yön vermek değil" Uzman eğitimci Feridun Bozyiğit, elinin eğitim sürecindeki rolünün yön vermek değil destek olmak olduğunu söyledi. Ülkeyi yasa boğan, Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde ve Kahramanmaraş’ta okullarda meydana gelen silahlı saldırılarla ilgili değerlendirmede bulanan OFB Eğitim Kurucusu Onur Feridun Bozyiğit, eğitim sistemindeki gözlemlediği yanlışları dile getirdi. Bozyiğit, "Eğitim sistemi, öğretmeni merkeze koyan bir yapıdan uzaklaşıp, velinin ve öğrencinin beklentilerini sınırsızlaştıran bir yapıya evirildi. ‘Öğrenci merkezli eğitim’ kavramı, olması gerektiği gibi bir gelişim modeli olarak değil, disiplinsizliğin ve otorite boşluğunun kılıfı haline getirildi. Sınıfın içinde öğretmenin sözü sorgulanır hale gelirse, okulun kapısından giren öğrenci önce kuralı değil ‘alternatifleri’ öğrenirse, veli en küçük sorunda öğretmeni sorgulayan değil baskılayan bir hale dönüşürse orada eğitim olmaz, kaos başlar" diye konuştu. "Bugün geldiğimiz noktada öğretmen yalnızdır" Eğitimde sınırın, otoritenin ve disiplinin tekrardan sağlanması gerektiğini belirten Bozyiğit, "Son yaşanan acı olayın ardından eğitim üzerine konuşurken kelimeleri seçerek değil, gerçeği söyleyerek ilerlemek gerekiyor. Çünkü mesele artık bir pedagojik tercih değil bir otorite, sınır ve sorumluluk meselesidir. Bugün okullarda yaşanan kırılmanın temelinde şu var. Bugün geldiğimiz noktada öğretmen yalnızdır. İdare temkinlidir. Veliler talepkâr, öğrenci ise sınırsızdır. Bu tabloyu görmeden çözüm aramak, sorunu inkâr etmektir. Eğitimde yeniden otoriteyi, sınırı ve disiplini tesis etmeden hiçbir reform başarıya ulaşamaz. Ama burada kritik bir ayrım var. Bu bir ‘baskı sistemi’ çağrısı değil, kuralsızlığa karşı düzen çağrısıdır. Öğretmen sınıfta tartışmasız otorite olmalıdır. Bu, öğretmenin sorgulanamaz olduğu anlamına gelmez ama sınıf içinde son sözün kimde olduğu tartışma konusu yapılamaz. Velinin eğitim sürecindeki rolü destek olmaktır, yön vermek değil. Her şikâyet hattı, her sınırsız müdahale kanalı öğretmenin elini zayıflatmakta, öğrencinin sınır algısını yok etmektedir. Öğrenci ise özgür değil, sorumlu birey olarak yetiştirilmelidir. Özgürlük, kuralsızlık değildir. Hak, sorumluluktan bağımsız değildir" şeklinde konuştu. "Disiplin eksikliği sadece sınıfı değil, geleceği de zayıflatır" Eğitimde dengenin kurulması gerektiğini ifade eden Bozyiğit, "Bugün toplumun karşı karşıya olduğu krizlerin önemli bir kısmı, okulda zamanında konulamayan sınırların sonucudur. Disiplin eksikliği sadece sınıfı değil, geleceği de zayıflatır. Artık şunu kabul etmek gerekiyor. Eğitimde denge bozulmuştur bu denge yeniden kurulmadıkça, en iyi müfredat da yazılsa, en modern binalar da yapılsa, sonuç değişmeyecektir. Çözüm açık ve nettir. Güçlü öğretmen, net kurallar, sınırlı veli müdahalesi ve sorumluluk bilinci yüksek öğrenci. Bunun dışındaki her yaklaşım, sorunu ötelemekten başka bir işe yaramaz ve artık öteleyecek zaman kalmadı" dedi.
Doğru mevsim seçimi lazer tedavilerinde başarıyı artırıyor
29 Ocak 2026 Perşembe - 15:05 Doğru mevsim seçimi lazer tedavilerinde başarıyı artırıyor Sivas Medicana Hastanesi’nde görevli Doç. Dr. Neşe Kurt Özkaya estetik lazer uygulamalarında mevsim seçimi, işlem başarısını ve cilt sağlığını doğrudan etkilediğini söyleyerek, kış aylarında güneş ışığının etkisinin azaldığını ve lazer işlemleri için en uygun dönem olduğunu belirtti. Estetik amaçlı uygulanan lazer tedavileri, cilt yenilemeden epilasyona, akne ve iz tedavilerinden damar uygulamalarına kadar geniş bir alanda kullanılıyor. Bu işlem sonrasında ciltte yenilenme süreci başlarken, cilt geçici olarak daha hassas bir yapıya bürünüyor. Lazer uygulamalarının mevsime göre farklı etkiler gösterdiği biliniyor. Yaz aylarında güneş ışınlarının dünyaya daha dik açıyla gelmesi, ultraviyole maruziyetini artırıyor. Bu durum lazer sonrası hassaslaşan ciltte leke oluşumu, kızarıklık ve iz riskini yükseltiyor. Aynı zamanda güneşe maruz kalma zorunluluğu, iyileşme sürecini olumsuz etkileyebiliyor. Kış aylarında ise güneş ışınlarının açısının değişmesi ve etkisinin azalması sayesinde lazer uygulamaları daha güvenli bir şekilde yapılabiliyor. Bu dönemde cilt, güneşe daha az maruz kaldığı için leke ve yan etki riski belirgin şekilde düşüyor. Ayrıca kalın kıyafetler sayesinde işlem sonrası oluşabilecek kızarıklık ve hassasiyet günlük yaşamı daha az etkiliyor. Bu nedenle lazer epilasyon, cilt gençleştirme, akne ve iz tedavileri gibi işlemler kış aylarında daha kontrollü ve etkili sonuçlar verebiliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Medicana Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi bölümünde görevli Doç. Dr. Neşe Kurt Özkaya, lazer uygulamalarının mevsime göre planlanmasının önemine dikkat çekerek, "Güneşin etkisi her zaman kaçınılmazdır ve birçok lazer işleminden sonra cilt incelip hassaslaştığı için güneşten daha fazla etkilenir" dedi. "En uygun dönem kış aylarıdır" Kışın güneş ışınlarına maruziyetin azaldığını söyleyen Neşe Kurt Özkaya, "Estetik lazer işlemleri için en uygun dönem kış aylarıdır. Bunun en önemli nedeni güneş ışınlarına maruziyetin azalmasıdır. Lazer uygulamalarından sonra cilt güneşe karşı daha hassas hale gelir ve yaz aylarında bu durum leke ile iz riskini artırabilirken, kışın bu risk belirgin şekilde düşer. Lazer epilasyon, cilt izleri, akne izleri, cilt yenileme ve damar tedavileri gibi birçok işlem kış aylarında daha güvenli ve etkili şekilde yapılabilir. Ayrıca kalın kıyafetler sayesinde işlem sonrası oluşabilecek kızarıklık ve hassasiyet sosyal yaşamı daha az etkiler. Ancak kışın da güneş koruyucu kullanımının ihmal edilmemesi gerekir ve her lazer işlemi kişiye özel planlanmalıdır. Yaz aylarında güneş ışınları dünyaya daha dik açıyla gelirken, kışın hem açısı değişir hem de etkisi azalır. Bu da ciltte oluşabilecek lekelenme ve reaksiyonların daha az görülmesini sağlar ve işlemleri daha rahat yapmamıza imkan tanır. Güneşin etkisi her zaman kaçınılmazdır ve birçok lazer işleminden sonra cilt incelip hassaslaştığı için güneşten daha fazla etkilenir" ifadelerini kullandı.
SCÜ Diş Hekimliği Fakültesi, Koşullu Akreditasyon almaya hak kazandı
28 Ocak 2026 Çarşamba - 18:50 SCÜ Diş Hekimliği Fakültesi, Koşullu Akreditasyon almaya hak kazandı Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Mezuniyet Öncesi Diş Hekimliği Eğitimi Programı kapsamında Diş Hekimliği Eğitimi Programları Akreditasyon Derneği (DEPAD) tarafından yürütülen değerlendirme süreci sonucunda "Koşullu Akreditasyon" almaya hak kazandı. Kaliteli eğitim anlayışı ile nitelikli Diş Hekimleri yetiştirmeyi amaçlayan Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, DEPAD tarafından yapılan inceleme sonrası fakültenin ilgili eğitim programının ulusal standartların tamamını karşıladığı, bazı temel standartların ise geliştirilme aşamasında olduğu belirlendi. Bu kapsamda fakültenin belirlenen şartları 18 ay içerisinde tamamlaması halinde akreditasyon sürecini sürdürebileceği ifade edildi. Akreditasyon süreci; fakülte tarafından yapılan başvurunun ardından başvuru dosyasının ayrıntılı biçimde incelenmesi, saha ziyareti gerçekleştirilmesi ve hazırlanan değerlendirme raporunun Ulusal Diş Hekimliği Eğitimi Akreditasyon Kurulu’nda ele alınması aşamalarından oluştu. Yapılan değerlendirmeler sonucunda fakültenin eğitim altyapısı, güçlü akademik kadrosu ve program çıktılarının ulusal ölçütlerle yüksek düzeyde uyumlu olduğu tespit edildi. Eğitim-öğretimde sürekli iyileştirmeyi esas alan bu anlayışla yürütülen çalışmaların, fakültenin ulusal ve uluslararası düzeydeki görünürlüğünü daha da artırması bekleniyor. DEPAD, üniversite ve fakülte yönetimi ile sürece katkı sunan tüm akademik ve idari personeli tebrik ederek, eğitim kalitesinin geliştirilmesine yönelik yürüttükleri çalışmalarda başarılarının devamını diledi.
Depresyon sürecinde profesyonel destek şart
28 Ocak 2026 Çarşamba - 18:00 Depresyon sürecinde profesyonel destek şart Sivas Devlet Hastanesi’nde görevli Psikolog Eslem Özyürek, toplumda yaygın görülmesine rağmen çoğu zaman yanlış anlaşılan depresyonun, yalnızca geçici bir üzüntü hali olmadığını belirterek, erken farkındalık ve profesyonel desteğin önemine dikkat çekti. Depresyonun kişinin yaşam enerjisini azaltan, duygu durumunu, düşünce yapısını ve günlük işlevselliğini olumsuz etkileyen bir ruhsal sağlık sorunu olduğunu vurgulayan Özyürek, "Depresyon; umutsuzluk, isteksizlik, yorgunluk ve değersizlik hissiyle kendini gösterebilir. Bu süreç, kişinin tek başına baş etmekte zorlandığı bir tabloya dönüşebilir" dedi. Depresyonun ortaya çıkışında pek çok etkenin rol oynayabileceğini ifade eden Özyürek, yaşanan kayıplar, yoğun stres, büyük yaşam değişiklikleri, iş ve aile sorunları ile bedensel hastalıkların bu duruma zemin hazırlayabildiğini belirtti. Özyürek, bazı durumlarda ise belirgin bir neden olmaksızın depresyon belirtilerinin görülebileceğini dile getirdi. Depresyon belirtilerinin kişiden kişiye farklılık gösterebileceğine dikkat çeken Özyürek, "Sürekli isteksizlik, geleceğe dair karamsarlık, içsel boşluk hissi, günlük aktivitelere karşı ilgi kaybı, uyku düzeninde belirgin değişiklikler ve kişinin kendisine yönelik olumsuz düşüncelerinin artması depresyonun habercisi olabilir. Bu belirtiler uzun süre devam ediyorsa ve yaşam kalitesini etkiliyorsa mutlaka ciddiye alınmalıdır. Eğer duygusal sıkıntılar giderek artıyor, kişi günlük yaşamını sürdüremiyor, iş, okul veya sosyal ilişkilerinde zorlanıyorsa ya da kendine zarar verme düşünceleri ortaya çıkıyorsa gecikmeden bir sağlık profesyoneline başvurulmalıdır. Ruh sağlığı, fiziksel sağlık kadar önemlidir" diye konuştu. Depresyonla mücadelede sabırlı ve anlayışlı olmanın önemine vurgu yapan Özyürek, duyguları bastırmak yerine kabul etmenin, küçük ama sürdürülebilir adımlarla ilerlemenin ve uzmanların önerdiği terapi süreçlerine açık olmanın iyileşmeyi desteklediğini belirtti. Çevrede depresyon yaşayan bireylere yaklaşımın da büyük önem taşıdığını ifade eden Özyürek, "Depresyon yaşayan kişilerin duyguları küçümsenmemeli, ‘toparla kendini’ gibi ifadelerden kaçınılmalıdır. En etkili destek, dinlemek, anlaşıldığını hissettirmek ve profesyonel yardım almaya teşvik etmektir" açıklamasında bulundu. Ruh sağlığına yönelik farkındalığın toplum sağlığının ayrılmaz bir parçası olduğunun altını çizen Özyürek, ihtiyaç duyulduğunda sağlık kuruluşlarına başvurmanın ve destek istemenin zayıflık değil, güçlü bir adım olduğunu sözlerine ekledi.