Yerel Haberler
Sivas
05 Mart 2026 Perşembe - 11:42 Uzmanı uyardı: "Dikkat edilmezse mide kanaması geçirebilirsiniz" Ramazan ayında bilinçsiz ve ani yemek tüketiminin sindirim sistemini zorladığına dikkat çeken Sivas Medicana Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. İbrahim Emre Kurtça, geçmişinde mide rahatsızlığı bulunan kişilerin mide kanaması riskiyle karşı karşıya kalabileceğini belirtti. Ramazan ayında değişen beslenme düzeni, sindirim sistemi üzerinde önemli etkiler oluşturuyor. Gün boyu süren açlığın ardından iftar sofralarında birden ve fazla miktarda yemek tüketilmesi mide ve bağırsak sorunlarını beraberinde getirebiliyor. Özellikle sahurun atlanması durumunda, uzun süre aç kalan mideye bir anda yüklenilmesi ciddi sindirim problemlerine neden olabiliyor. Uzmanlar, işlenmiş ve ağır yağlı gıdaların özellikle iftar sofralarında sınırlandırılması gerektiğini ve bunun yerine sebze ağırlıklı ve hafif beslenmenin sindirim sistemini rahatlattığı aktarıyor. İftar ile sahur arasında su tüketiminin kademeli olarak artırılması da önem taşıyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Medicana Hastanesi’nde görevli Gastroenteroloji Uzmanı Dr. İbrahim Emre Kurtça eğer oruç tutan hastanın geçmişinde mide rahatsızlıkları varsa iftar zamanı yemek yerken dikkat etmesi gerektiğini söyleyerek, "Eğer hastanın altta bir mide rahatsızlığı varsa özellikle bir reflüsü, mide fıtığı dediğimiz ya da bir ülseri varsa asit salgısı da attığı zaman hem semptomlarımızı arttırır hem de ülsere sebep olup ülserin de bir komplikasyonu olan kanamaya yol açabilir" dedi. "Ciddi sindirim problemleri oluşmaktadır" İftarda yemek yerken hafif gıdalar ile başlanması gerektiğini söyleyen Kurtça, "Şu anda on bir ayın sultanı Ramazan ayının içerisindeyiz. Bu ayda da dikkat etmemiz gereken hususlar var. Çünkü yaşam tarzımız ve beslenme alışkanlıklarımız değişmektedir. Burada da uzun süre aç kalmaktayız. Özellikle sahur yapılmadığı dönemlerde oruç tutan hastalarımızda ciddi sindirim problemleri oluşmaktadır. Bu konuda da dikkatli olmalıyız. Uzun süre aç kalıp daha sonra birden yemek yenildiği zaman midenin de bir sindirim hacmi bulunuyor. Eğer bu hacminin üzerinden fazla bir giriş olursa da sindirim problemleriyle karşılaşmaktayız. Bunu açısından da önce bir ılık bir çorba içilmesi, su içmeyi unutmamak çok önemli. Hafif bir yemekle başlanmalı, ağır bir yağlı yiyecek, kızartmalardan da uzak durmamız gerekiyor. Ön planda kızartma yediğimiz zaman mide olduğundan aşırı bir tepki vermektedir. Bununla beraberde midedeki asit salgısı artmaktadır. Bu da hasta tarafından, oruç tutanlar tarafından aşırı bir yanma, hazımsızlık, şişkinlik rahatsızlık hissi oluşturmaktadır. Özellikle böyle işlenmiş gıdalar, yağlı gıdalar, kızartılmış besinlerden uzak durulması gerekiyor" dedi. "Kanamaya yol açabilir" Bol miktarda su tüketilmesi gerektiğini belirten Kurtça, "Ramazan ayı boyunca sahuru olabildiğince yapmamız gerekiyor. Çünkü en azından iki öğün yemiş oluyoruz. Bununla beraber de bol miktarda su tüketilmeli. Yani bizim iftar zamanımızdan başlayıp sahur zamanımıza kadar kademeli olarak su tüketmemiz gerekiyor. Yeşil gıdalar ile beslenip, hafif şeyler tüketmemiz gerekiyor. Bir de elimizden geldiğince bir hareket katmalıyız. Eğer oruç tutuyoruz diye hiç hareket etmezsek bu sefer kendi vücut metabolizmamız da yavaşlar ve sindirim sistemimiz de yavaşlar. Eğer hastanın altta bir mide rahatsızlığı varsa özellikle bir reflüsü, mide fıtığı dediğimiz ya da bir ülseri varsa asit salgısı da attığı zaman hem semptomlarımızı arttırır hem de ülsere sebep olup ülserin de bir komplikasyonu olan kanamaya yol açabilir. Sahurda da böyle çok hızlı yemek yemeden, suyumuzu tüketerek, sıvı gıdamızı alarak bir kendimize de sindirim zamanı sağlamamız açısından da çok önemli. Bu süre zarfında susuz kalmaktayız. O onun için su alma miktarımız da saatimizi de ne kadar arttırırsak vücudumuzun sindirim sistemine de o kadar yardımcı oluruz" diye konuştu.
Dünyaca ünlü camiden etkilendi, unutulmaya yüz tutmuş kili yeniden gün yüzüne çıkarttı
27 Eylül 2025 Cumartesi - 12:47 Dünyaca ünlü camiden etkilendi, unutulmaya yüz tutmuş kili yeniden gün yüzüne çıkarttı Sivas’ta yaşayan Yıldıray Aluç, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Divriği Ulu Camii’nde gördüğü geleneksel şifa yöntemlerinden etkilenerek kile merak saldı. Aluç, kaybolmaya yüz tutmuş değerli mineralleri yeniden gün yüzüne çıkarıyor. Türkiye, zengin kil çeşitleriyle dikkat çeken ülkeler arasında yer alıyor. Özellikle Sivas’ta bulunan kalsiyum bentonit ve kilermeni, endüstride kedi kumu üretiminden kozmetiğe, tekstilden alternatif tıbba kadar geniş kullanım alanına sahip. Kalsiyum bentonit saç bakımında gözenekleri temizleyip kan dolaşımını hızlandırmasıyla bilinirken, kilermeni damar büzüştürücü özelliği nedeniyle tarih boyunca tıpta kullanıldı. Jeoloji Mühendisliği mezunu Yıldıray Aluç ise UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Divriği Ulu Camii’nde görev yaptığı yıllarda karşılaştığı geleneksel şifa yöntemlerinden etkilenerek kil üzerine çalışmalar yapmaya başladı. Uzun yıllardır doğayla iç içe olan Aluç, Sivas’ın zengin kil kaynaklarını inceleyerek kaybolmaya yüz tutmuş bu mirası yeniden değerlendirmeye yöneldi. Hem bilimsel hem de geleneksel yöntemlerle bu doğal mineralleri yeniden ekonomiye kazandırmak için çalışmalarını sürdüren Aluç, çevresinden de takdir görüyor. "Sivas’ta birçok kil çeşidi var" Yıldıray Aluç, bulduğu killeri kendisinin de kullandığını belirterek, "Kil, mikro boyutlarda çeşitli kayaçların sıcaklık ve basınç altında metamorfizmaya uğrayarak belli bir mikro değere düşmesiyle oluşan alüminyum silikat mineralleridir. Her kilin farklı bir özelliği vardır. Türkiye’de birçok kil çeşidi bulunmakta olup bunların fazlası Sivas’ta yer almaktadır. Ben de bulduğum killeri buraya getirip eşe dosta veriyorum, kendim de kullanıyorum. Getirdiğim killer kalsiyum bentonit ve kilermeni’dir. Bu killer endüstriyel alanlarda kullanılmakta, kedi kumu olarak değerlendirilmektedir. Kozmetik alanda ise saç yıkamada kullanılır. Saçın gözeneklerine girerek orada oluşan kir ve pisliği çeker. Gözenekler temizlendiği için kan dolaşımı hızlanır" dedi. "İsteyenler oluyor" Aluç, kilin alternatif tıpta da tercih edildiğin söyleyerek, "Şu dönemde popülerliği azalsa da hâlâ arayan, soran, isteyen oluyor. Son zamanlarda özellikle saç kili talebi artmaya başladı. Kilermeni adı verilen bir kilimiz var. Osmanlı döneminde eczacılık alanında kullanılıyordu. Bu kilin damar büzüştürücü özelliği vardır. Bu yüzden varis hastaları tarafından kullanılmaktadır. Pakistan ve Hindistan’da alternatif tıpta tercih edilmektedir. Ayrıca tekstil alanında da çok kullanılan bir ürün haline geldi. Pantolon ve benzeri imalat yapan üreticiler, kimyasal boyalar yerine kildeki doğal boya pigmentlerini tercih ederek kendi doğal boyalarını üretmektedir. Ayrıca tekstil alanında da çok kullanılan bir ürün haline geldi. Pantolon ve benzeri imalat yapan üreticiler, kimyasal boyalar yerine kildeki doğal boya pigmentlerini tercih ederek kendi doğal boyalarını üretmektedir" diye konuştu. "Divriği Ulu Cami dikkatimi çekti" Kaybolan değerleri gün yüzüne çıkarmaya çalıştıklarını ifade eden Aluç, "Divriği’de 5 yıl çalıştım. Divriği Ulu cami benim çok dikkatimi çekti. Camide ki şifa yöntemleri ilgimi çekti. İnsanların bitkiler ve killerle nasıl tedavi edildiğini gördüm. Daha sonra ben de bu işe yöneldim. Osmanlı ve Selçuklu döneminde killer sağlık alanında kullanılan önemli materyallerdi. Biz de Sivas’ın bu değerli materyallerini getirip analiz ettik, inceledik. Kaybolan değerlerimizi gün yüzüne çıkarmaya çalışıyoruz. Yurt dışından da teklifler geliyor. Kozmetik alanında veya kedi kumu sektöründe ve sanayide kullanılmak üzere bizimle iletişime geçen iş insanları var. Kil alanında yatırım yapsak destek verir misiniz diye soruyorlar. Önceliğimiz yurt içindeki yatırımcılarımızla görüşmek ve gerekli desteği vererek bu doğal değerlerimizi tekrar canlandırmak. Kimi zaman kan değerleri düşünce vücut taş ve kil yemeye yöneliyor. Bana ulaşıp kil yenir mi diye soranlar oluyor. Ben sağlıkçı olmadığım için bu konuda kesin bir şey diyemem. Ancak eskiden köylerde kilin tüketildiği biliniyor" şeklinde konuştu.
Prof. Dr. Şengönül: "Kene vakalarında yüzde 90 başarı sağlandı"
26 Eylül 2025 Cuma - 14:36 Prof. Dr. Şengönül: "Kene vakalarında yüzde 90 başarı sağlandı" Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Şengönül, Kırım Kongo Kanamalı Ateş (KKKA) vakalarında yüzde 90 başarı sağlandığını açıkladı. Şengönül, sağlık personelinin bu alanda uzmanlaştığını ve Türkiye’de benzeri olmayan bir tedavi başarısına ulaşıldığını söyledi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi (SCÜ) Rektörü Prof. Dr. Ahmet Şengönül, düzenlediği basın toplantısında üniversitenin çalışmaları hakkında bilgi verdi. Üniversiteye bağlı bir otelde gerçekleştirilen toplantıda konuşan Prof. Dr. Şengönül, özellikle bahar ve yaz aylarında kırsalda görülen ve ölümlere neden olan KKKA vakalarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Rektör Şengönül, kampüs içerisinde ve yıl boyunca kene ile mücadele kapsamında ilaçlama çalışmaları yürütüldüğünü belirtti. "Bu vakaların 37’si çocuk" Hasta sayısı ve ölüm oranları hakkında bilgi veren Prof. Dr. Şengönül, tedavide yüzde 90 oranında bir başarı olduğunu ifade ederek, "KKKA şüphesiyle bu sene 204 hasta hastanemize başvurmuş durumdadır. Bu sayının 110 tanesinde yapılan testleri pozitif çıkmıştır. Bunlardan 10 kişi vefat etti. Bu da genelde son anda gelenler ya da keneyi kendisinin çıkarması sonucu ölenlerdir. Burada yüzde 90 oranında bir başarı var. 110 kişiden 100 kişinin hayatını kurtarmışız. Eskiden yüzde 90’ı ölümle sonuçlanıyordu. Türkiye’de bu başarı oranı hiçbir yerde yoktur. Bu konuda sağlık perseonelimiz ve hekimlerimiz uzmanlaştı. Bu vakaların 37’si de çocuktur" dedi. "Aşı çalışması var" Aşı çalışmaları hakkında bilgi veren SCÜ Tıp Fakültesi Başhekimi Ömer Tamer Doğan ise, çalışmaların önümüzdeki yıl hız kazanacağını söyleyerek, "Bu konuda İsveç kökenli bir aşı çalışması var. Buna üniversitemiz de katkıda bulunuyor. Şu anda FAZ-1 sonlandı, Faz-2’ye geçiş yapıldı. FAZ-2’nin bir kısmı da önümüzdeki yıl için Türkiye’de bizim üniversitemize alınacak. FAZ-3’te de zaten aşı piyasaya çıkmış olacak. Önümüzdeki yıl için biraz daha hız kazanmış durumdadır. Bir süre sonra devreye girecek" şeklinde konuştu.
Dünya üçüncüsü oldu, soykırıma tepki göstermek için İsrail bayrağını düğümledi
26 Eylül 2025 Cuma - 12:03 Dünya üçüncüsü oldu, soykırıma tepki göstermek için İsrail bayrağını düğümledi Bulgaristan’da düzenlenen Bilek Güreşi Dünya Şampiyonası’nda 3. olan milli sporcu Ceyhan Ağbal, seremoni sırasında İsrail bayrağını düğümleyerek bozkurt işareti yaptı. Bulgaristan’ın Albena şehrinde 16-23 Eylül tarihleri arasında düzenlenen ve 57 ülkeden 3 bine yakın sporcunun katıldığı Bilek Güreşi Dünya Şampiyonası’nda Sivaslı milli sporcu Ceyhan Ağbal 3. olarak bronz madalya kazandı. Seremoni için kürsüye ilerleyen Ağbal, İsrail’e tepki göstermek amacıyla bayrağı düğümledi. Milli sporcu, İsrail’in Filistin’de uyguladığı zulme dikkat çekmek için bayrağı düğümlediğini ifade etti. Bilek güreşine lise yıllarında başladığını belirten Ceyhan Ağbal, "57 ülkenin katıldığı yarışmada sağ kolda dünya üçüncüsü oldum. Sol kolda bazı sıkıntılar yaşadım. Ermeni rakibimle uzun süren bir mücadele sonunda kolum şişmesine rağmen maçı kazanarak üçüncülüğe ulaştım" dedi. "Sizin gibi bir ülkeyi tanımıyoruz" Gazze’de yaşananlara kayıtsız kalamadığını dile getiren milli sporcu Ceyhan Ağbal, "İsrail’in Gazze’ye yaptığı soykırım ve masum çocukların katledilmesi aklıma geldi. Bayrağa karşı tepkimle, sizin gibi bir ülkeyi tanımıyoruz demek istedim. Sosyal medyada paylaştığımda çok güzel destekler aldım. Bazı arkadaşlar üçüncü olduğuma sevinmedi ama gösterdiğim bu tepkiye sevinenler oldu. Daha azimli çalışıp dünya şampiyonu olmak, ay-yıldızlı bayrağımızı her yerde dalgalandırmak ve Türk’ün gücünü herkese göstermek istiyorum" şeklinde konuştu.