Yerel Haberler
Van
Van’da ilk kez korneanın sadece hasarlı tabakası değiştirildi 25 Şubat 2026 Çarşamba - 12:11:07 Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Kliniği’nde uygulanan Descemet membran endotel keratoplasti (DMEK) yöntemiyle, 78 yaşındaki kadın hastanın korneasının tamamı yerine yalnızca en içte bulunan ve görme kalitesini etkileyen endotel tabakası değiştirildi. Van’da ilk kez korneanın sadece hasarlı tabakasının değiştirildiği bir kornea nakli ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi. Minimal invaziv (küçük kesiyle yapılan, dokuya daha az zarar veren cerrahi yöntem) teknikle gerçekleştirilen ameliyatın ardından hastanın görmesinde belirgin düzelme sağlandığı ve genel sağlık durumunun iyi olduğu bildirildi. Klasik kornea nakline göre iyileşme süresinin daha kısa olduğu DMEK yöntemi, uygun hastalarda daha başarılı sonuçlar verdiği belirtildi. Van’da ilk kez uygulanan bu teknikle birlikte, göz hastaları için önemli bir adım atılmış oldu. Konuya ilişkin konuşan Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Rumeysa Bilmez Tan, 78 yaşındaki hastanın daha önce geçirdiği katarakt ameliyatı sonrası korneanın en iç tabakası olan endotel tabakasının işlevini yitirdiğini tespit ettiklerini belirtti. Op. Dr. Tan, "Endotel tabakasının yeterince çalışmaması nedeniyle korneada ödem gelişmişti. Bu tür durumlarda hastalara genellikle kornea nakli önerilmektedir. Ancak güncel yaklaşımlarda, korneanın tamamını değiştirmek yerine sadece hasarlı olan tabakanın değiştirilmesi ön plana çıkan bir cerrahi yöntemdir. Biz de bu hastamızda, yalnızca korneanın en iç tabakası olan endotel tabakasını değiştirmeyi planladık. Bu ameliyatın tıbbi adı Descemet membran endotel keratoplastidir (DMEK). Gerçekleştirdiğimiz operasyon başarıyla sonuçlandı. Naklettiğimiz doku hastamızın gözüne tutundu, işlev görmeye başladı ve korneadaki ödem gerilemeye başladı" dedi. Bu ameliyatın daha önce kentte yapılmayan bir yöntem olduğunu hatırlatan Tan, "Daha önce ilimizde uygulanamayan bu cerrahi yöntem, artık gerekli teknik altyapı ve ekip desteğiyle Van’da da başarıyla gerçekleştirilebilmektedir. Cerrahi; ekip çalışması gerektiren ve aynı zamanda bir usta-çırak geleneğiyle gelişen bir süreçtir. Bana bu ameliyatları öğreten, kornea konusundaki bilgi ve tecrübelerini paylaşan kıymetli hocalarıma teşekkür ediyorum. Ayrıca sürecin her aşamasında emeği olan anestezi ekibinden hemşirelerimize, ameliyathane personelimize ve tüm sağlık çalışanlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Bu ameliyatın gerçekleştirilmesine imkân sağlayan başhekimliğimize ve hastane yönetimine de ayrıca teşekkür ederim" diye konuştu.
24 Şubat 2026 Salı - 10:16 Van kedileri yılda üç kez kızgınlık dönemine giriyor Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi bünyesindeki Kedi Villası’nda koruma altında bulunan Van kedileri, uygun bakım ve planlı üretim programı sayesinde yılda üç kez kızgınlık dönemine giriyor. Merkezde her türlü bakımları titizlikle yapılan Van kedileri için 2026 yılı doğum programı kapsamında senkronize çiftleşme takvimi oluşturuldu. 2025 yılı doğumlarının ardından damızlık kedilerin kuduz, karma ve mantar aşıları yapıldı, kilo aldırma programları uygulandı. Şubat ayı itibarıyla çiftleşme hazırlıkları tamamlanırken, mart ayı başında birinci parti çiftleştirme programı başlıyor. Bu kapsamda 25 ila 30 anne adayının özel hazırlanan odalarda çiftleştirilmesi planlanıyor. "Çiftleşme dönemine girildi" İHA muhabirine konuşan Van Kedisi Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Abdullah Kaya, merkezdeki damızlık hayvanların yüzde 95’inin orijinale yakın özellikler taşıdığını, orijinale yakın olmayan hayvanların damızlık olarak seçilmediğini belirtti. Prof. Dr. Kaya, "Van Kedisi Araştırma Merkezi, 2026 yılı doğum programını senkronize şekilde planladı. Bu kapsamda 2025 doğumlarının ardından tüm aşılamalar eksiksiz olarak tamamlandı. Kedilere kuduz, karma ve mantar aşıları yapıldı, ayrıca kilo aldırma süreçleri de başarıyla yürütüldü. Mart ayının gelmesiyle birlikte çiftleşme dönemine girildi. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Van Kedisi Araştırma Merkezi olarak birinci parti çiftleştirme programı Mart ayının başında başlatılacak" dedi. "30 anneye yönelik eş zamanlı çiftleştirme programı" Merkezin temel amacının orijinal Van kedisi sayısını artırmak olduğunu dile getire Kaya, "Damızlık hayvanların yüzde 95’i orijinale çok yakın özellikler taşıyor ve bu niteliğe sahip olmayan hayvanlar damızlık olarak tercih edilmiyor. Mart döneminde 25 ila 30 anne kedi için çiftleştirme programı uygulanacak. Bunun ardından Ağustos ve Ekim aylarında da yeni çiftleştirme dönemleri gerçekleştirilecek. Bu planlama, merkezin kapasitesi doğrultusunda ve daha sağlıklı yavrular elde etmek amacıyla yapılıyor. Aynı dönemde 25-30 annenin doğum yapmasıyla mümkün olan en fazla sayıda sağlıklı yavru elde edilmesi ve yavruların kayıpsız şekilde yaşamlarını sürdürmesi hedefleniyor. Bu nedenle yaklaşık 30 anneye yönelik eş zamanlı çiftleştirme programı, mevcut şartlar altında en doğru yöntem olarak görülüyor" diye konuştu.
Prof. Dr. Lokman Aslan’dan kritik uyarı: "Yaban hayatına müdahale merhamet değil tehlikedir"
04 Ocak 2026 Pazar - 11:51 Prof. Dr. Lokman Aslan’dan kritik uyarı: "Yaban hayatına müdahale merhamet değil tehlikedir" Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Yaban Hayvanları Koruma ve Rehabilitasyon Merkezi Müdürü Prof. Dr. Lokman Aslan, yaban hayatına yönelik bilinçsiz müdahalelerin ciddi riskler barındırdığına dikkat çekerek, "Yaban hayatına müdahale merhamet değil tehlikedir" dedi. İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Lokman Aslan, yerkürenin oluşumundan bu yana canlıların kendi ekosistemleri içerisinde yaşamını sürdürdüğünü vurgulayarak, insanoğlunun doğanın bir parçası olarak geliştiğini ve zamanla bu dengeye müdahale etmeye başladığını ifade etti. İnsanoğlunun hayvanları evcilleştirerek tarım ve sanayi toplumuna geçiş yaptığını hatırlatan Prof. Dr. Aslan, makine gücünün artmasıyla hayvanlara olan ihtiyacın azaldığını ancak bunun doğayla temasın tamamen kopması anlamına gelmediğini söyledi. "Yaban hayatı dediğimiz şey, insan eli değmemiş, kendi döngüsü içinde yaşayan bir sistemdir" diyen Aslan, hayvanların doğada iklimi, tehlikeyi ve gıda dengesini sezerek kendi tedbirlerini alabildiğini vurguladı. Yolların açılması, ağaçların kesilmesi, sulak alanların yok edilmesi ve arıtılmadan doğaya bırakılan atıkların ekosistemi geri dönülmez şekilde bozduğunu belirten Aslan, "Ne kadar yardım ederseniz edin, eğer doğayı tahrip ediyorsanız orada sağlıklı bir habitat oluşturamazsınız" ifadelerini kullandı. Yaban hayvanlarının beslenmesi veya nakledilmesi gibi konuların bireysel merhametle değil, bilimsel ve kurumsal kararlarla yapılması gerektiğinin altını çizen Aslan, Türkiye’de bu süreci yönetecek yasal altyapının ve kurumların hazır olduğunu belirtti. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün, bilimsel kurullarla birlikte muhtemel krizleri yönettiğini kaydeden Aslan, gelişi güzel müdahalelerin ileride daha büyük sorunlara yol açabileceğini söyledi. Çöplerin kontrolsüz bırakılması ve hazır gıdaya ulaşan yaban hayvanlarının insanla temas etmeye başlamasının biyogüvenlik açısından ciddi bir risk oluşturduğunu ifade eden Aslan, "Tilkinin, ayının, çakalın şehir merkezine yaklaşması, doğal bariyerlerin ortadan kalktığını gösterir" dedi. Kırsal alanların boşalmasıyla birlikte hayvancılığın azalmasının, yaban hayvanlarının doğal besin zincirini de zayıflattığını söyleyen Aslan, bu durumun yaban hayvanlarını yerleşim alanlarına yönelttiğini belirtti. Aslan, "Biyolojik düşman kalmadı, doğal gıda azaldı. Bu da yaban hayvanlarını şehre yaklaştırdı" diye konuştu. Gerekli önlemler alınmazsa zoonoz hastalıkların önümüzdeki yıllarda büyük bir tehdit hâline geleceğini vurgulayan Aslan; Covid-19, kuş gribi ve domuz gribi gibi salgınların farklı isimlerle devam edebileceğini ifade etti. Yaban hayvanlarının bilinçsiz şekilde beslenmesinin onları avlanmaktan uzaklaştırdığını ve saldırgan davranışlara yol açabildiğini de dile getiren Aslan, Nemrut Krater Gölü çevresinde yaşanan ayı saldırılarını örnek gösterdi. Aslan, "Beslenen hayvan avlanmayı unutuyor, insanı gıda kaynağı olarak görmeye başlıyor" ifadelerini kullandı. Çaldıran-Tendürek hattında çöplüklerin yaban hayvanlarını karayollarına çektiğini anlatan Aslan, çöplüklerin yerinin değiştirilmesiyle hem hayvan ölümlerinin hem de trafik kazalarının ciddi oranda azaldığını söyledi. Vatandaşların iyi niyetle yaptığı beslemelerin tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini de belirten Aslan, "Poşetle yiyecek taşıyan insanlara saldıran hayvanlar, aslında kendince hakkını savunuyor. Çünkü biz onu buna alıştırdık" ifadelerini kullandı. Mevcut şartlarda yaban hayvanlarının doğal ortamlarında yeterli gıdaya sahip olduğunu vurgulayan Aslan, bireysel besleme girişimlerinin hem hastalık taşınmasına hem de genetik ve davranışsal bozulmalara yol açtığını söyledi. Nemrut Krater Gölü’ndeki bazı ayıların, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile işbirliği içinde bilimsel yöntemlerle başka habitatlara nakledildiğini aktaran Aslan, bu tür uygulamaların ancak uzmanlar tarafından yapılması gerektiğini belirtti. Konuşmasının sonunda çevre temizliğinin yalnızca çöp atmamakla sınırlı olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Lokman Aslan, sulak alanların korunması ve doğal yapıya müdahale edilmemesi gerektiğini ifade etti. Aslan, "Yaban hayatı, çiftlik hayvanları ve insan sağlığı bir bütündür. Bu denge korunursa sağlıklı gıda, huzurlu toplum ve sürdürülebilir bir gelecek mümkün olur" dedi.
Van’da "Gazze’yi unutmayın" çağrısı yapıldı
03 Ocak 2026 Cumartesi - 16:18 Van’da "Gazze’yi unutmayın" çağrısı yapıldı Van Filistin’e Destek Platformu üyeleri, Gazze’de devam eden insanlık dramına dikkat çekmek amacıyla basın açıklaması düzenledi. Beşyol Meydanı’nda toplanan grup, "Sinmiyoruz, Susmuyoruz, Gazze’yi Unutmuyoruz" pankartı taşıyarak Filistin lehine sloganlar attı. Program Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı. Grup adına konuşan Van Filistin’e Destek Platformu Dönem Sözcüsü Ahmet Faruk Çevik, İsrail’in uyguladığı abluka ve saldırılar nedeniyle güvenli barınma imkânı ortadan kalktığını, bu şartlar özellikle çocuklar, yaşlılar ve hastalar için ciddi ve hayati risklerin doğurduğunu belirtti. Çevik, "Gazze açken, soğukta ve enkaz altındayken susmuyoruz. Gazze’de bugün aynı anda; açlık ve susuzluk, yıkılmış altyapı ve barınma yetersizliği, soğuk ve yağışa karşı korumasız yaşam şartları, İsrail saldırıları nedeniyle çökmüş bir sağlık sistemi, insani yardımın Netanyahu yönetimi tarafından engellenmesi yaşanmaktadır. Ayrıca; Hastaneler işlevsiz hâle gelmiş, ilaç ve tıbbi malzeme tedarik edilemez duruma gelmiştir. Temiz suya erişim son derece sınırlıdır. Soğuk hava, hijyen eksikliği ve yetersiz beslenme; salgın hastalık riskini artırmakta, çocukları açlıkla birlikte hastalık ve donma tehdidiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Bu tablo maalesef bir doğa olayı değildir; İsrail’in uyguladığı saldırıların, ablukanın, ateşkes ihlallerinin ve ülkelerin bilinçli ihmallerinin doğrudan sonucudur" dedi. İsrail’in saldırılarını sürdüğünü ve bundan sivillerin korunmadığını dile getiren Çevik, "Uluslararası insan hakları hukuku, sivillerin korunmasını açık ve bağlayıcı biçimde emretmektedir. Buna rağmen Gazze’de hukuk fiilen askıya alınmış, Gazzeli insanların yaşam hakları Netanyahu yönetiminin politikalarıyla yok sayılmıştır. Ateşkes ihlallerine ve insani yardımların engellenmesine sessiz kalan her aktör, her devlet bu zulmün sürmesinde sorumluluk taşımaktadır. Unutmak taraf olmaktır. Biz unutmuyoruz. Buradan açık ve net bir çağrıda bulunuyoruz ki, İsrail’in ateşkes ihlalleri derhâl durdurulmalı, sivillerin yaşam ve barınma hakkı derhal güvence altına alınmalıdır. Gazze’ye insani yardımın önündeki tüm engeller hemen kaldırılmalı, Netanyahu yönetimi uluslararası hukuk önünde hesap vermesi sağlanmalı ve uluslararası hukuk açıklamalarda değil, sahada hemen işletilmelidir" diye konuştu. Yapılan basın açıklamasının ardından dualar okundu.