Yerel Haberler
YEREL HABERLER
16 Nisan 2026 Perşembe - 11:18 Zayıflamak isteyenlere sağlıklı tavsiyeler Türkiye’de sağlıklı beslenme alışkanlıklarının azalması ile birlikte obezite ve aşırı zayıflığa bağlı hastalıklarır da hızla yaygınlaştığını belirten uzmanlar, ideal kilosuna kavuşmak isteyen kişiler için beslenme ve diyet uzmanları eşliğinde uygulanacak doğru ve sağlıklı diyet programlarının büyük önem taşıdığını söyledi. Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Uzman Diyetisyen Veysel Ciğerli, yazın gelmesiyle zayıflama sürecine giren kişilerin yaptığı hatalara değinerek, hangi besinlerin tüketilmesi gerektiğini anlattı. Lifli gıdaların daha uzun süre tok tuttuğunu ancak midenin ne yenilirse yenilsin 4 saat içinde boşaldığını söyleyen Ciğerli, "Bir sonraki öğününüzde fazla yemeyi engellemek için 2-2,5 saatte bir beslenmenizde fayda vardır. Kan şekerinin dengelenmesi için ’3 ana, 3 ara öğün’ şeklinde beslenme kuralına uymak gerekmektedir" dedi. Düzenli kahvaltı edinme alışkanlığının sağlıklı bir hayat için şart olduğunu vurgulayan Ciğerli, "Metabolizma uyandıktan hemen sonra kahvaltı yapınca metabolizma hızlanmaya başlayacaktır. Aksi takdirde kahvaltı yapmadan öğle yemeğine kadar aç kalınırsa yavaşlamış metabolizma hızı ile birlikte diğer öğünümüzde daha fazla yemek kaçınılmaz olacağından kilo almakta beklenen bir sonuç olacaktır. Sabahın erken saatlerinde dengeli bir kahvaltı ile güne başlamak metabolizmamızın hızlanmasını sağlayarak, daha rahat kilo vermemize yardımcı olacaktır" diye konuştu. Zayıflamak için yemek tabaklarının ve çorba kaselerinin küçültülmesi tavsiyesinde bulunan Beslenme ve Diyet Uzmanı Ciğerli, şöyle devam etti: "Böylece ’sadece 1 kase çorba’ diye kendinizi kandırmazsınız. Psikolojik olarak o tabaktaki yemekleriniz bittiği zaman kendinizi doymuş hissedersiniz. Bir diğer önemli nokta da ekmek tüketimidir. Ekmek ve yerine geçen tahıl ürünleri yemeden zayıflamak söz konusu olduğunda ne yazık ki işin sağlık boyutundan hiç bahsedilmiyor. Bu denli bilinçsizce yapılan öneriler bireylerde birçok hastalığın artışına sebep olabiliyor. Tam tahıllı ekmek içeren diyet, lif oranı yüksek olduğundan dolayı acıkmayı geciktirir ve uzun süre tok kalmanıza yardımcı olur. Karbonhidrat kaynağı bir besin olan ekmeğin sindirimi ağızda başlar ve çok kısa sürede beyne tokluk sinyallerini iletir. Öğününüze bir parça ekmeği çiğneyerek başlayın. Böylece daha kontrollü bir öğün geçirerek, tokluk hissi sağlamış olacaksınız. Ayrıca tam tahıl ekmeği B12 vitamini hariç bütün B grubu vitaminlerinin temel kaynağıdır. "Lifli besinler sindirim sisteminin daha aktif çalışmasını sağlar" Liflerin sadece bitkisel kökenli besinlerde bulunduğunu belirten Ciğerli, "Lifler sindirim sisteminden parçalanmadan geçmektedir. Bu da kişinin uzun süre tok kalmasını sağlayarak daha az yemek yenmesini sağlamaktadır. Lifler, kandaki kötü kolesterolün düşürülmesine yardımcı olup, sindirim sisteminin daha aktif çalışmasını sağlamaktadır. Ayrıca lifli besinler kabızlığın geçmesini, hemoroid problemlerinin giderilmesini, vücudun şeker seviyesinin dengelenmesini sağlar, aynı zamanda kalp sağlığını koruma açısından da önem arz etmektedir. Yapılan araştırmalar lifli besin tüketenlerin, tüketmeyenlere göre daha fazla kilo verdiklerini ortaya koymuştur" dedi. Diyetisyen Ciğerli, lif içeren yiyecekleri de buğday kepeği, kepekli çavdar unu, arpa unu, yulaf, kuru erik, armut, narenciye ürünleri, elma, muz, fasulye, nohut, sarı ve yeşil mercimek, yeşil yapraklı sebzeler, karnabahar, lahana, brokoli, yeşil fasulye, salatalık, kereviz, soğan, domates, biber, patlıcan ve havuç olarak sıraladı. Ciğerli, sağlıklı bir zayıflama için paketli olarak satılan hazır gıdalardan uzak durulması gerektiğini ifade etti. Bu ürünlere gıdanın dayanıklılığını artırmak için katkı maddeleri, gıda boyaları ve kimyasal içeren yiyecekler konulduğuna dikkat çeken Ciğerli, "Evde yapılmayan, organik olmayan ve marketlerden alınan hemen hemen tüm paketli ürünler hazır gıdalar sınıfına girmektedir. Hazır gıdaları daha az tüketmek için domates salçası, biber salçası, turşu ve tarhana gibi bütün bir yıl tüketilebilecek besinleri evde yapabilirsiniz. Hazır bulyonları kullanmak yerine et, tavuk ve balık sularını evde hazırlamak, yemeğinize daha az katkı maddesinin girmesini sağlar" şeklinde konuştu. "Düzenli uyku metabolizma hızının artmasına yardımcı olur" "Tatlı krizlerinizde tercihinizi meyve ve kuru meyvelerden yana kullanın" diyen Uz. Dyt. Veysel Ciğerli, sözlerini şöyle tamamladı: "Tatlı ve şeker tüketimini azaltmak veya ortadan kaldırmak için mutlaka diyete doğal şeker içeren kuru meyveler, taze meyveler, meyveli yoğurtlar eklenmelidir. Bu besinleri ara öğün olarak tüketebilirsiniz. Artan sıcak havaların etkisiyle terleme sonucu sıvı kaybı artacağından su tüketimi arttırılmalıdır. Su, metabolizmanın hızlanmasına katkı sağlar, böbreklerdeki toksik maddelerin atımına yardımcı olur. Su içmek için susamayı beklemeyiniz. Ortalama yetişkin bir insanın 2-2,5 litre su tüketmesi, her mevsim ve yaş için önerilir. Metabolizmayı hızlandıran en temel faktör fiziksel aktivitenin arttırılmasıdır. Günlük hayatta yakın mesafelere araba ile gitmek yerine yürüyüşü tercih etmek, asansör kullanmak yerine merdivenleri kullanmak gibi fiziksel aktivitelerle ya da dans etmek gibi eğlenceli aktivitelerle hem kendinizi daha iyi hissedebilir hem de daha sağlıklı bir vücuda sahip olabilirsiniz. Düzenli uyku ile kilo kaybınızın ve diyete olan uyumunuzun direkt ilişkili olduğunu unutmayın. Düzenli uyku zihinsel gelişim ve dinlenmeyi olumlu yönde etkileyerek metabolizma hızının artmasına yardımcı olur."
16 Nisan 2026 Perşembe - 11:19 İstanbul 2027 Organizasyon Komitesi’nin ilk toplantısı gerçekleştirildi İstanbul’un ev sahipliği yapacağı 2027 Avrupa Oyunları kapsamında, İstanbul 2027 Organizasyon Komitesi’nin ilk toplantısı düzenlendi. Olimpiyatevi’nde gerçekleştirilen toplantıya; Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) Başkanı Prof. Dr. Veli Ozan Çakır, EOC 4. Avrupa Oyunları Koordinasyon Komisyonu Başkanı Mihai Covaliu, Gençlik ve Spor Bakanlığı temsilcileri, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi temsilcileri, Avrupa Olimpiyat Komiteleri (EOC) temsilcileri, valilik ve belediye temsilcileri katıldı. Toplantının açılış konuşmasını yapan Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) Başkanı Prof. Dr. Veli Ozan Çakır, dün Kahramanmaraş’ta meydana gelen üzücü olay nedeniyle hayatını kaybedenlere baş sağlığı, yaralılara da acil şifalar dileyerek sözlerine başladı. Türk sporu adına önemli bir adım olan 4. Avrupa Oyunları’nın organizasyonu için bir araya geldiklerini hatırlatan Çakır, "Burası, yani Olimpiyat Evimiz hem Türk sporunun hem de olimpik ailemizin buluşma noktası ve Avrupa Oyunları Organizasyon Komitesi’ne de ev sahipliği yapacak ilk karargahımızı, ilk birimlerimizi Olimpiyat Evimiz bünyesinde oluşturacağız. Dolayısıyla tüm paydaşlarımızla birlikte elimizden gelen var güçle İstanbul 2027’nin, 4. Avrupa Oyunları’nın en iyi şekilde düzenlenmesi, ülkemizi ve şehrimizi en iyi şekilde temsil edebilmek adına enerjimizi sarf edeceğiz" diye konuştu. Türkiye’nin çoklu spor organizasyonlarında yarım asrı geçen bir hikayesi ve tecrübesi olduğunu aktaran Veli Ozan Çakır, "Akdeniz Oyunları ile başlayan, yine ikinci Akdeniz Oyunları ev sahipliği, yaz ve kış üniversite hatları, yaz ve kış Deaflimpik Oyunları, yaz ve kış EYOF’ları, İslami Dayanışma Oyunları gibi birçok çok sporlu etkinliğe ev sahipliği yaptık. Ama İstanbul 2027 bizim için çok daha anlamlı ve önemli olacak. Çünkü İstanbul ilk kez olimpik adayımız, olimpiyat adayımız, bu oyunlara ev sahipliği yapacak. Dolayısıyla İstanbul 2027’nin bizim için başarılı bir organizasyon olmanın yanı sıra İstanbul’un, 2036 Olimpiyat ve Paralimpik Oyunları adaylığı için de önemli bir referans noktası olacağının bilincindeyiz. Bu bilinçle hareket edeceğiz" ifadelerini kullandı. "Hepimizin ortak gayesi İstanbul’a 2027 Avrupa Oyunları’nda en güzeli yaşatmak" 2027 Avrupa Oyunları için önemli bir hazırlık yaptıklarını vurgulayan Veli Ozan Çakır, sözlerini şu şekilde sürdürdü: "Şu an bu salonda hem Gençlik ve Spor Bakanlığımız hem Milli Olimpiyat Komitemiz hem İstanbul Büyükşehir Belediyemiz hem valiliğimizin birçok birimlerimizin temsilcileri bir arada. Tüm kurumlarımızdan, burada görev alması gereken, burada sorumluluk alması gereken tüm kurumlarımızdan temsilcilerimizle bir aradayız. Hepimizin de ortak gayesi İstanbul’a 2027 Avrupa Oyunları’nda en güzeli yaşatmak ve en güzeli yaşatırken de 2036 Olimpiyat Oyunları adaylığında büyük bir adım attırmak olacak. Tabii 2027’nin tek gayesi 2036 adaylık referans referans olması değil, 2027 Avrupa Oyunları bizim 2028 olimpiyat kafilemizi büyütebilmek açısından da çok önemli. Ev sahipliği yaptığımız bu organizasyonda birçok branşta doğrudan olimpiyat kotası ve birçok branşta da yüksek puanlı olimpik ranking puanı mücadelesi olacak. Dolayısıyla biz birçok sporcumuzun aynı 2023’te Krakow’da olduğu gibi İstanbul’da da Olimpiyat Oyunları için kotalarını kazanacağını ümit ediyoruz." "İnşallah rekor bir katılımla Olimpiyat Oyunları’nda sahne alacağız" 2028’de Türkiye’nin Olimpiyat Oyunları’na hak ettiği sayıda katılmasını arzu ettiklerini dile getiren Çakır, "Bugüne kadar güzel sayılarda katıldık ama bizim hedefimiz 150’nin üzerine çıkmaktı. Şimdi 2028 Olimpiyatları’nda, Los Angeles’ta inşallah Avrupa Oyunları’nda alacağımız kotalarla birlikte bu hedefe de ulaşacağız ve bugüne kadarki rekorumuzu yaklaşık yüzde elli oranında artırarak rekor bir katılımla Olimpiyat Oyunları’nda sporcularımızla birlikte sahne alacağız. Avrupa Oyunları bildiğiniz üzere birçok olimpik branşta Avrupalı sporcular dünya lideri konumundalar ve dolayısıyla birçok spor dalını, birçok disiplini lider sporcuları burada izleme fırsatı elde edeceğiz. İstanbul için eşsiz bir fırsat olacak. Tüm İstanbullu ve Türk sporseverler için de eşsiz bir deneyim sunacak. Bununla ilgili de birimlerimizi oluşturduk. Dolayısıyla hem oyunlara katılan sporcuların hem de oyunları takip etmek isteyen, izlemek isteyen sporseverlerin unutulmaz anılarla İstanbul’dan ayrılmasını hedefliyoruz. Bunu geçmiş organizasyonlarımızda başardık; Mersin’de, Samsun’da, Erzurum’da, Konya’da, İzmir’de biz bunları başardık. Şimdi de İstanbul’da başaracağız. İstanbul birçok dünya ve Avrupa şampiyonasına ev sahipliği yaptı. Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu gibi, Kıtalararası İstanbul Maratonu gibi, Boğaziçi Yüzme Yarışları gibi eşsiz organizasyonlara da ev sahipliği yapıyor. İstanbul’un da spor tecrübesi tartışma götürmez. Dolayısıyla Avrupa Olimpiyat Komiteleri’nin de tecrübesi ve deneyimiyle, İstanbul’un bu tecrübesini ve Türk sporunun deneyimini, heyecanını, motivasyonu bir araya getirdiğimizde; Avrupa Olimpiyat Komitesi’ndeki uzmanlarımızın da destekleriyle, katkılarıyla hep birlikte müthiş bir işe biz imza atacağımıza inanıyoruz" cümlelerine yer verdi. Covaliu: "İstanbul; unutulmaz bir plan sunmak için gereken enerjiye, deneyime, insanlara ve tutkuya sahip" Türkiye Olimpiyat Komitesi’nin merkezinde bulunmanın kendisi için büyük bir onur ve ayrıcalık olduğunu söyleyen EOC 4. Avrupa Oyunları Koordinasyon Komisyonu Başkanı Mihai Covaliu, "Avrupa Olimpiyat Komiteleri adına, dün gerçekleşen trajik olay nedeniyle taziyelerimizi sunmak istiyorum. Bu tür olayların günümüzde yaşanmasının hiç hoş olmadığını biliyorum, lütfen taziyelerimizi kabul edin. İkinci olarak, sadece kıtaları bağlamakla kalmayıp aynı zamanda şampiyonlar yetiştiren bir şehir olan İstanbul’da tekrar bulunmak gerçek bir onur. 2027 Avrupa Oyunları, bir yarışmadan daha fazlasıdır, Los Angeles’taki 2028 Olimpiyat Oyunları için bir olimpik mükemmellik sıçrama tahtasıdır. İstanbul; unutulmaz bir plan sunmak için gereken enerjiye, deneyime, insanlara ve tutkuya sahip. Türk sporunun yakın tarihine birlikte bakarsak, bu oyunların yeni nesil şampiyonlara ilham vereceğine inanmak için her türlü güçlü nedenimiz var" dedi. 24 yıl aradan sonra Dünya Kupası’na katılmaya hak kazanan A Milli Futbol Takımı’nı da tebrik eden Covaliu, "Bu harika bir başarı ve tebriği hak ediyorsunuz. İlham her zaman sporculardan gelir ama başarı, iş birliği ve sıkı çalışmadan gelir. Bugün burada; Yerel Organizasyon Komitesi ve Türkiye Olimpiyat Komitesi’ndeki değerli dostlarımızla birlikte çalışmak ve bu büyük, önemli etkinliğin organizasyonuna dair ana plan, pazarlama, ulaşım, medya, akreditasyon, spor altyapısı, mekanlar, gönüllüler ve daha birçok önemli konuyu görüşmek için toplandık. İki ay içinde burada, İstanbul’da Misyon Şefleri toplantısı yapacağız. Tüm Milli Olimpiyat Komiteleri burada, İstanbul’da olacak. Bugünden itibaren, 2027 İstanbul Avrupa Oyunları’nın açılış törenine kadar 426 günümüz var. Saat işliyor. Yerel Organizasyon Komitesi’ndeki ve Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’ndeki meslektaşlarımıza tam olarak güveniyor ve destekliyoruz; çünkü onların çalışma kapasitelerine ve muazzam performanslar sergileyeceklerine inanıyoruz" şeklinde konuştu. Açılış konuşmalarının ardından İstanbul 2027 Organizasyon Komitesi’nin ilk toplantısı sunumlarla devam etti.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Coğrafyamızın da avantajlarını kullanarak lojistikte çeşitlendirme, alternatifleri geliştirme stratejisi izliyoruz"
11 Nisan 2026 Cumartesi - 14:01 Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Coğrafyamızın da avantajlarını kullanarak lojistikte çeşitlendirme, alternatifleri geliştirme stratejisi izliyoruz" Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da coğrafyanın da avantajlarını kullanarak lojistikte çeşitlendirme, alternatifleri geliştirme stratejisi izlediklerini belirterek, "Bu noktada önümüzde üç tane kritik lojistik görüyorum. Bunların üçü de aslında Doğu-Güneydoğu ile ilgili" dedi. Bir dizi programa katılmak üzere Diyarbakır’a gelen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, bir otelde düzenlenen ’Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Tarım, Gıda ve Sanayi Odaklı Kalkınma Vizyonu Çalıştayı’na katıldı. Burada konuşan Yılmaz, bölgeler arasındaki gelişmişlik farklarının azaltılmasının bir yönüyle bölgelerin refahını yükseltirken, diğer taraftan genel kalkınma süreci içinde sağlam bir zemin teşkil etmekte olduğunu söyledi. Türkiye yüzyılında kapsayıcı ve topyekun bir kalkınma anlayışıyla hareket etmek zorunda olduklarını belirten Yılmaz, Türkiye yüzyılı hedefleri gerçekleştirecekse bunun sadece birkaç metropol şehrin enerjisiyle başarılamayacağını, tüm illerin, tüm bölgelerin enerjisini harekete geçirerek maksimum düzeyde kullanılması gerektiğini ifade etti. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, ‘Terörsüz Türkiye’ hedefi doğrultusunda Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde güçlenen güven ve istikrar ortamının tarımdan sanayiye, yatırımdan istihdama kadar her alanda çok daha güçlü bir ilerlemenin kapılarını araladığına dikkat çekerek, "Geçtiğimiz 40 yılı aşkın süreçte yaşadığımız ortam, terör ve güvenlik meseleleri maalesef insani kayıplarımızın yanı sıra ekonomik olarak kalkınma bakımından da büyük maliyetler üretmiştir. Doğrudan ve dolaylı ekonomik maliyetlerle ilgili yaptırdığımız bazı hesaplamalarda şunu görüyoruz. Bu da minimum rakam onu söyleyeyim. En az 2 trilyon dolarlık bir kayıptan bahsediyoruz. En az, en hafifinden bu hesaplayabildiğimiz iyi kötü kısmı. Dolayısıyla bu kaynaklar boş yere sarf edilmemiş olsa bu bölgenin ve ülkemizin genelinin kalkınmasına kullanılmış olsa bugün Türkiye Cumhuriyeti çok daha farklı bir noktada olacaktı" dedi. Tüm Türkiye’nin kayıplar yaşadığını, kalkınma anlamında, ekonomik anlamda en büyük kaybı Doğu ve Güneydoğu’nun yaşadığını kaydeden Yılmaz, "Şimdi de tam tersini düşünmemiz lazım. Terörün gündemden düştüğü, huzur ve güven ortamının kalıcı bir şekilde pekiştiği bir dönemde tüm Türkiye kazanacak, 81 vilayetimiz, 86 milyon insanımız kazanacak. Ama en çok da Doğu ve Güneydoğu Anadolu kazanacak, kalkınması, gelişmesi, ivme kazanmış olacak. Bugün sahada gördüğümüz olumlu tablo, terörün gölgesinin çekildiği yerde üretimin canlandığını, şehirlerin nefes aldığını, umutların büyüdüğünü açık biçimde göstermektedir. Hayata geçirdiğimiz projeler, attığımız kararlı adımlar ve illerimizin sahip olduğu büyük imkanlarla bu sürecin önümüzdeki dönemde çok daha ileri bir noktaya taşınacağına yürekten inanıyorum" diye konuştu. 12. Kalkınma Planı’nda bölgesel gelişmişlik düzeylerinde yakınsama sağlanarak toplumsal refahın yaygınlaştırılması hususunu temel bir amaç olarak ortaya koyduklarını aktaran Yılmaz, "23 yıllık hükümetlerimiz döneminde bölgesel gelişmişlik farklarının azaltılması hususunda yürüttüğümüz çalışmaların meyvesini vermeye başladığını ve bölgeler arası farklılığın azaltılması yönünde önemli mesafe katettiğimizi net bir şekilde görüyoruz. Türkiye’de bölgeler arasında en yüksek kişi başına gelirin en düşük kişi başına gelire oranı 2004 yılında 4,83 iken, 2024 yılında bu oran 3,78’e gerilemiştir. Yine 2002 yılında GAP ve DAP bölgelerimizin milli gelirden aldığı pay yüzde 9,1 seviyesindeyken, bu oran 2024 yılında yüzde 10,4 seviyesine yükselmiştir. Her iki bölgemizin ihracat toplamı 2002 yılında sadece 834 milyon dolar seviyesindeyken, 2024 itibarıyla bu rakam 13,7 milyar dolara yükselmiştir. Aynı dönemde bu iki bölgemizin toplam bir ihracatımızdaki payı yüzde 2,3’ten yüzde 5,7’e yükselmiştir. Bunlar önemli rakamlar. Bu ekonomik gelişmelerin yanı sıra her iki bölgemizde de eğitim ve sağlık başlığı olmak üzere pek çok sosyal göstergede önemli ilerlemeler sağlanmıştır" şeklinde konuştu. "Silvan Projesi için 2026 yılında 19,4 milyar lira ödenek ayırdık" "2003-2026 döneminde yapılan kamu yatırımlarının reel değeri, yani enflasyonla bugüne getirdiğimizde GAP bölgemizde 1.9 trilyon TL’yi, DAP bölgesinde ise 1.4 trilyon TL’yi aşmış durumda" diyen Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bu kümülatif yatırımlarımız, bunlar sadece kamu, altyapı yatırımları. Bir taraftan da özel yatırımlar var. Onlara tabii teşvikler veriliyor, onlara girmiyorum. Son yıllarda sulama yatırımları, arazi toplulaştırma çalışmaları ve üretim altyapısının modernizasyonu ile önemli bir dönüşüm süreci başlatmış durumdayız. GAP bölgesinde 675 bin hektar, DAP bölgesinde ise 883 bin hektar alanı modern sulama ile üretime kazandırmış durumdayız. Bu sayede pamuk, mısır ve mercimek gibi ürünlerde önemli artışlar sağladık. Hayvancılıkta yem bitkisi üretimini güçlendirdik ve entegre tesisler için güçlü bir altyapı oluşturduk. Bu yatırımların daha ileri bir aşamaya taşınması amacıyla Silvan Projesi için 2026 yılında 19,4 milyar lira ödenek ayırdık. Bir yılda bir tek projeye ayırdığımız ödenek. Bunu da hangi ortamda yapıyoruz? Bölgemizde jeopolitik risklerin arttığı, tüm dünyada savunma harcamalarının yükseldiği bir ortamda. Tarihimizin en büyük depremini yaşadığımız, 90 milyar doların üzerinde ekstra bir yükle karşı karşıya kaldığımız bir dönemde bunu yapıyoruz." "300 bin civarında vatandaşımız iş sahibi olacak" Silvan Projesi’ne hükümetin gösterdiği dikkatin, verdiği önemin en açık göstergesi olduğuna inandığını söyleyen Yılmaz, "Kapsamlı bir proje var. İçinde birçok alt unsurlar var. Tüneller, barajlar, ana kanallar, tarla içine dönük çalışmalar. Bütün bunlar tamamlandığında 235 bin hektar alan sulamaya açılacak ve 300 bin civarında vatandaşımız iş sahibi olacak. Tabii sulama, tarımsal üretim için tek başına değerlendirilmemeli. Bu artan tarımsal üretimin gıda sanayisine yansımaları olacak, ticarete yansımaları olacak. Geniş bir coğrafya var. Orayla ticarete yeni bir güç verecek. Dolayısıyla çok boyutlu bir şekilde. Silvan Projesi’ni sadece bir Diyarbakır projesi olarak da belki görmemek lazım. Bölgesel bir proje olarak görmek lazım. Çevre illerle birlikte bu yansımalarını görüp, bir hazırlık yapılmasında çok büyük fayda var. O çalışmanın başlatıldığını duymaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum" dedi. GAP bölgesinde toplam 2,6 milyon hektar, DAP bölgesinde 1 milyon hektara yaklaşan tarım arazisinde arazi toplulaştırma çalışması yaparak üretkenliği, verimliliği önemli oranda arttırdıklarına değinen Yılmaz, "609 bin hektar alanda bu çalışmalarımız devam ediyor. Ve sadece 2026 yılında bu işler için ayırdığımız ödenek 2 milyar Türk lirası. Bugüne kadar da çok sayıda alanda bunu başardık. Tarım ile sanayi entegrasyonunu güçlendirmek amacıyla hayata geçirdiğimiz organize tarım bölgeleriyle üretim, işleme ve depolama süreçlerini yine aynı merkezde buluşturuyoruz. Bu kapsamda bölgede yaklaşık 200 bin hektar alanda tarımsal üretim altyapısı kurulmuş, 181 bin büyükbaş ve 400 bin küçükbaş kapasiteli modern tesisler hayata geçirilmiştir. Metropol şehirlerimizden özellikle İstanbul’dan Anadolu’ya doğru sanayinin kaydırılması, belli sanayi kollarının özellikle kaydırılmasında büyük fayda görüyoruz. Hem deprem riski açısından hem yükselen maliyetler ve rekabet gücü bakımından bu sürecin yaşanması gerekiyor. Biz de bunu planlı bir şekilde gerçekleştirme gayreti içindeyiz. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız bu konuda çok yoğun bir çalışması yapıyor, diğer bakanlıklarımızla da birlikte çalışıyorlar. Örneğin demir yolu hatlarıyla oluşturacağımız yeni sanayi koridorları arasında bir ilişki kuruyoruz. Birlikte bir planlama yapıyoruz. Yine tarıma dikkat ediyoruz, diğer alanlara dikkat ediyoruz ve bütüncül bir planlama gerçekleştiriyoruz. Bu çerçevede mega endüstriyel parkların kurulacağı dört yeni sanayi koridoru belirlemiş durumdayız. İlk aşamada Samsun-Mersin hattını, ilerleyen fazlarda ise Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerini kapsayacak Mersin-Şırnak, Sivas-Iğdır ve Trabzon-Şırnak yeni sanayi hatlarını kademeli bir şekilde devreye alacağız" diye konuştu. "Doğu’da, Güneydoğu’da yaptıklarımız, Türkiye’de yaptıklarımızdan kat kat daha fazla" diyen Yılmaz, "Fiziki anlamda gerçekleşmeler. Bölünmüş yol biliyorsunuz bu dönem 6 bin küsurlardan 30 binlere geldi bütün Türkiye genelinde. GAP bölgemizde 2002 yılında sadece 288 kilometre bölünmüştür yol varmış. 2025 yılında 8,5 artışla 2 bin 728 kilometreye ulaşmış durumda. DAP bölgesinde sadece 260 kilometre varmış. Bugün 19 kat artışla 5 bin 220 kilometreye çıkmış durumda. Demir yolu ve lojistik projeleriyle yörelerimizi uluslararası ticaret ağlarıyla da entegre ediyoruz. Bulunduğumuz coğrafyada savaşlar başta olmak üzere krizlerle sık sık karşılaşıyoruz. Ukrayna, Rusya, İran, ABD, İsrail bunun son dönemdeki örnekleri. Biz de coğrafyamızın da avantajlarını kullanarak lojistikte çeşitlendirme, alternatifleri geliştirme stratejisi izliyoruz. Bu noktada önümüzde üç tane kritik lojistik görüyorum. Bunların üçü de aslında Doğu-Güneydoğu ile ilgili. Birincisi Kalkınma Yolu Projesi, ikincisi Zengezur Koridoru. Üçüncü stratejik ulaşım ağı olarak şunu görüyorum; Suriye’de yeni oluşan ortamla birlikte geçmişte de Hicaz Demiryolu vardı biliyorsunuz. Türkiye’den Suriye’yi geçerek Ürdün’e, oradan Hicaz bölgesine inen hat. Şimdi ona da modern bir çerçevede yeniden bakmamızda büyük fayda var diye düşünüyorum. Otoyollarıyla, demir yollarıyla, başka birtakım projeleriyle Suriye de bizim için yeni bir lojistik perspektif açmış durumda. Buna da mutlaka daha yakından bakmak durumundayız" dedi. GAP’ta son ilan edilen planda 198 projeye 496 milyar lira, DAP için ise 151 projeye 531 milyar lira kaynak tahsis etmeyi öngördüklerini kaydeden Yılmaz, "2025 yılı sonu itibarıyla GAP’taki 198 projenin 17’sini tamamladık. Toplamda 88,7 milyar lira ödenek tahsis ederek, şimdiden planımızın yüzde 17.9’unu gerçekleştirmiş olduk. Aynı şekilde DAP eylem planında 151 projenin 17’sini tamamladık. Toplamda 82,2 milyar lira ödenek tahsis ederek, burada da planımızın bir yılda yüzde 15,5’ini gerçekleştirmiş olduk. 2026 ve 2027’de inşallah ivmelenerek bu süreç devam edecektir" dedi. Toplantı sonunda elde edilecek verilerin ve önerilerin raporlaştırılarak, devletin ilgili üst kademelerine sunulacağı bildirildi. Hazırlanacak raporla, bölgenin tarım, gıda ve sanayi alanlarındaki potansiyelinin daha etkin değerlendirilmesi, ticaret hacminin artırılması ve yeni yatırım alanlarının desteklenmesine yönelik somut bir yol haritası oluşturulmasının hedeflendiği kaydedildi. Çalıştaya Vali Murat Zorluoğlu, önceki dönem Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı ve TARPOL Yönetim Kurulu Başkanı Mehdi Eker, AK Parti Diyarbakır Milletvekilleri Mehmet Galip Ensarioğlu, Suna Kepolu Ataman, Mehmet Sait Yaz, bakan yardımcıları Oruç Baba İnan, Mahmut Gürcan, Abdullah Erdem Cantimur ile tarım sektörü temsilcileri katıldı.
Göç İdaresi Başkanı Kök: "Türkiye, göç yönetiminde küresel ölçekte örnek bir model ortaya koyuyor"
11 Nisan 2026 Cumartesi - 13:57 Göç İdaresi Başkanı Kök: "Türkiye, göç yönetiminde küresel ölçekte örnek bir model ortaya koyuyor" Göç İdaresi Başkanı Hüseyin Kök, Göç İdaresi Başkanlığının kuruluşunun 13. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, "Türkiye, göç yönetiminde küresel ölçekte örnek bir model ortaya koyuyor" dedi. Türkiye’nin göç yönetiminde son yıllarda attığı adımlar, kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi ve dijitalleşme süreçleriyle birlikte yeni bir aşamaya taşınıyor. Göç İdaresi Başkanlığı’nın 13’üncü kuruluş yıl dönümü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Hüseyin Kök, Türkiye’nin göç politikalarını hukuk, insan hakları ve milli menfaatler çerçevesinde bütüncül bir yaklaşımla sürdürdüğünü belirtti. Türkiye, göç yönetiminde küresel ölçekte örnek bir model ortaya koyuyor Göç İdaresi Başkanı Hüseyin Kök, Göç İdaresi Başkanlığının kuruluşunun 13. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Türkiye’nin göç yönetiminde; hukuk, insan hakları ve millî menfaatlerimiz temelinde, medeniyet değerlerimizden güç alarak, kamu düzeni, kamu güvenliği ve kamu sağlığından taviz vermeden, tarihi tecrübe, rasyonel bakış açısı ve insani yaklaşımıyla dünyaya örnek bir modeli ortaya koyduğunu belirtti. Başkan Hüseyin Kök, insan haklarını gözeten, kamu düzeni ve güvenliğini önceleyen, aynı zamanda da uluslararası iş birliğini esas alan bütüncül bir model geliştirildiğini belirterek bir tarafta düzensiz göçle mücadelede kararlı adımlar atıldığını, diğer tarafta da düzenli göç yönetiminde dijitalleşme ve kurumsal kapasitenin güçlendirildiğini vurguladı. "Sadece göçü yöneten değil, göç yönetimine yön veren bir kurumsal yapıya ulaştık" Hüseyin Kök, Göç İdaresi’nin temellerinin 13 yıl önce atıldığını ve süreç içerisinde önemli bir kurumsal dönüşüm gerçekleştirildiğini belirterek şu değerlendirmelerde bulundu: "Türkiye’nin göç alanındaki çalışmaları, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, Bakanımız Sayın Mustafa Çiftçi’nin destekleriyle, bütüncül ve stratejik bir bakış açısıyla yönetilmektedir. Göç alanındaki tüm faaliyetler, İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı koordinesinde ve ilgili tüm kurumların katılımıyla gerçekleştirilmektedir." Düzensiz göçle mücadelede insan odaklı ve kararlı duruş Hüseyin Kök, Türkiye’nin düzensiz göçle mücadelesinin, insan haklarına saygılı, uluslararası hukuka uygun ve kamu düzeninden taviz vermeyen sağlam bir temele dayandırıldığını ifade etti. Başkan Hüseyin Kök, 2021-2025 Strateji Belgesi hedeflerinin yüzde 100 oranında başarıyla tamamlanmasının bu kararlılığın en somut göstergesi olduğunu vurguladı. Başkan Hüseyin Kök, hazırlıkları tamamlanan 2026-2030 Strateji Belgesi ve Ulusal Eylem Planı’nın da Türkiye’nin düzensiz göçle mücadele sürecine daha büyük bir ivme kazandıracağını belirtti. Kök, Türkiye’nin düzensiz göçle mücadelede insan haklarına uygun şekilde yürütülen beş ayaklı bir strateji uyguladığını; bunların sorunun kaynağında çözülmesine yönelik tedbirler, etkili sınır güvenlik tedbirleri, ülke içerisinde etkin yakalama, düzensiz iş gücüyle mücadele ve etkin geri gönderme mekanizmaları olduğunu söyledi. Kaynak ülkelerde diplomasi Düzensiz göçle mücadelenin yalnızca sınır hattında değil, kaynak ülkelerde yürütülen ikili ilişkiler ve diplomatik çalışmalarla da desteklendiğini belirten Hüseyin Kök, buna örnek olarak gönül coğrafyamız başta olmak üzere birçok ülke ile çalışmalar yürütüldüğünü, bilgi ve tecrübe paylaşımında bulunulduğunu aktardı. Sınır yönetiminde entegre dönüşüm ve UKORAM modeli Türkiye’nin sınır güvenliğinin artık yalnızca fiziki tedbirlerle değil, ileri teknoloji sistemleriyle desteklenen proaktif ve entegre bir sınır yönetimi anlayışıyla sağlandığını belirten Hüseyin Kök, son yıllarda bu alanda güçlü bir kurumsal ve yüksek teknolojik kapasitenin inşa edildiğinin altını çizdi. Sınır hattında güvenlik duvarları, devriye yolları ve aydınlatma sistemlerinin yanı sıra elektro-optik kuleler, sismik algılayıcılar ve insansız hava araçlarıyla desteklenen keşif-gözetleme sistemlerinin aktif olarak kullanıldığını belirten Kök, sınır güvenliğinin çok katmanlı bir yapıyla güçlendirildiğini kaydetti. Hüseyin Kök, 2021 yılında faaliyete geçirilen Ulusal Koordinasyon ve Ortak Risk Analiz Merkezi (UKORAM) ile düzensiz göç hareketlerinin ve sınır aşan risklerin daha etkin şekilde analiz edildiğini ve raporlandığını belirterek şu değerlendirmelerde bulundu: "Sınır yönetimi alanında ortak strateji oluşturmak ve risk analizi faaliyetleri yürütmek, kontrol edilebilen ve edilemeyen riskleri azaltmak amacıyla uyarılarda bulunmak ve sınır gözetiminden sorumlu olan kamu kurum ve kuruluşlarının risk analizi ile ilgili koordinasyonunu sağlamak amacıyla 2021 yılında faaliyete geçirilen Ulusal Koordinasyon ve Ortak Risk Analiz Merkezi (UKORAM) sayesinde düzensiz göç rotalarından sınır aşan halk sağlığı tehditlerine kadar birçok riski bilimsel analizlerle önceden öngörebiliyoruz. Sınır kapılarımızda gerçekleştirdiğimiz önemli modernizasyon hamleleriyle kapasiteyi üst seviyeye taşıdık. Kilis Çobanbey’den Hatay Cilvegözü’ne kadar kara sınır kapılarımızı modern altyapılarla güçlendirdik. Ayrıca 8 havalimanımızda kabul edilemeyen yolcu (INAD) işlemlerinin devralınmasıyla yabancılara yönelik tüm iş ve işlemlerde uygulama birliği sağladık. ‘Limanlarda Tek Kart’ projesiyle deniz sınır kapılarımızda güvenlik konseptini yeniden kurguladık." Mobil göç noktaları ile etkin denetim Yurt içindeki denetim mekanizmalarının da güçlendirildiğini belirten Hüseyin Kök, 19 Temmuz 2023’te İstanbul’da başlatılan ve kısa sürede tüm Türkiye’ye yayılan Mobil Göç Noktası uygulamasının bugün 375 araç ve binlerce personelle sahada aktif olarak görev yaptığını söyledi. Düzenli göç yönetiminde dijitalleşme Hüseyin Kök, Türkiye’nin düzensiz göçle mücadelenin yanı sıra düzenli göç yönetimine de büyük önem verdiğini söyledi. Kök, Türkiye’nin düzenli göç süreçlerini de etkin ve şeffaf şekilde yürüttüğünü vurguladı. Yerli ve millî olarak geliştirilen GÖÇBİL uygulaması ve diğer yazılımlarla yabancıların elektronik ortamda bilgilendirildiğini, işlemlerinin daha hızlı ve kolay bir şekilde yürütüldüğünü; 2015 yılından bu yana uygulanan e-İkamet sistemi sayesinde ikamet izinlerine ilişkin başvuru süreçlerinin dijital ortama taşındığını belirten Başkan Hüseyin Kök, Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi (UETS) ile bildirimlerin elektronik ortamda yapılmaya başlandığını ifade etti. Bu uygulamaların hem veri güvenliğini artırdığını hem de işlem süreçlerini önemli ölçüde hızlandırdığını söyledi. Uluslararası öğrenciler için yeni kolaylıklar Türkiye’nin uluslararası eğitim merkezi olma hedefi doğrultusunda önemli adımlar atıldığını belirten Hüseyin Kök, Yükseköğretim Kurulu ile gerçekleştirilen iş birliği sayesinde uluslararası öğrencilerin ikamet başvurularını İl Göç İdaresi Müdürlüklerine gitmek zorunda kalmadan, kendi üniversite yerleşkeleri içinde yapabildiğini ifade etti. Bu uygulama sayesinde öğrencilerin hızlı bir şekilde Yabancı Kimlik Numarası (YKN) aldığını, resmi işlemlerini kolay şekilde tamamladığını belirten Kök, mezuniyet sonrası sunulan 1 yıllık ikamet imkânı ile Türkiye’de kalış süreçlerinin desteklendiğini söyledi. Ayrıca Türkçe, İngilizce, Arapça, Rusça ve Farsça olmak üzere 5 dilde hizmet veren YİMER 157’yi arayan uluslararası öğrencilerin 2’yi tuşladıklarında doğrudan kesintisiz danışmanlık hizmeti alabildiklerini belirterek bu uygulamaların Türkiye’nin öğrenci dostu göç politikasının somut göstergeleri arasında yer aldığını vurguladı. Türk ve akraba topluluklar Türkiye’nin göç yönetiminde tarihi ve kültürel bağlara sahip topluluklara yönelik sorumluluklarını da yerine getirdiğini vurgulayan Kök, bu kapsamda yapılan çalışmalara örnek olarak Ahıska Türklerinin iskan süreçleri hakkında şu bilgileri verdi: "Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan kararı doğrultusunda Ahıska Türklerinin Erzincan Üzümlü’deki iskân süreçleri tamamlandı. Bitlis’in Ahlat ilçesinde ise iskân çalışmaları devam etmektedir. Soydaşlarımızın sosyal hayata uyumunun sağlanması amacıyla ilgili kurumlarla koordinasyon içinde çalışmalar sürdürülmektedir. Ayrıca bölgesel krizler nedeniyle Türkiye’ye getirilen soydaş ve misafir topluluklara yönelik insani destekler devam etmektedir." Gönüllü geri dönüşlerde insan onuruna yakışır yönetim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "Biz, göç meselesine binlerce yıllık medeniyetimiz, tarihimiz, bizi biz yapan kadim değerlerimiz merceğinden bakıyoruz" sözünü hatırlatan Kök, "Türkiye dün olduğu gibi gönüllü geri dönüş sürecinde de Suriyeli kardeşlerimizin yanında, tarihin doğru tarafında yer almıştır. Suriye’de meydana gelen gelişmelerin ardından gönüllü geri dönüşler hız kazanmıştır. 8 Aralık 2024 tarihinden itibaren 650 binden fazla Suriyeli ülkelerine gönüllü, güvenli, onurlu ve düzenli dönüş yapmıştır. 2016 yılından bu yana gönüllü geri dönüş yapan Suriyelilerin sayısı ise 1 milyon 390 bini geçmiştir. Geri dönüşlere ilişkin süreç uluslararası standartlara uygun olarak büyük bir hassasiyetle ve şeffaf bir şekilde yürütülmektedir. Gönüllü, güvenli, onurlu ve düzenli olarak gerçekleşen bu dönüşler ‘üçüncü göz’ olarak Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK)’nin şahitliğinde gerçekleşmektedir. Ülkemiz, Suriye krizinin başladığı günden bu yana attığı her adımda dünyaya örnek gösterilen bir göç yönetimi anlayışı ortaya koymuştur" dedi. "Göç yönetiminde güçlü kurumsal kapasitemizi daha da ileri taşıyacağız" Kök açıklamasının sonunda, göç yönetiminde uluslararası iş birliği ve gelişmelerin gerek müktesebat gerekse sahada atılan adımlarla yakından takip edildiğinin, göçün uluslararası alandaki domino etkisi gözetilerek proaktif bir yaklaşım sergilendiğinin ve bu alanda görevli tüm kurum ve kuruluşlarla etkin bir koordinasyon içerisinde çalışıldığının altını çizerek; "Kuruluşumuzun 13. yılında edindiğimiz tecrübe ve güçlü kurumsal kapasiteyle hem vatandaşlarımızın huzur ve güvenliğini hem de ülkemizde bulunan yabancıların hak ve hukukunu gözeten bir göç yönetimi anlayışını sürdürmeye kararlılıkla devam edeceğiz. Türkiye’nin göç yönetimindeki kurumsal kapasitesini ve dünyaya örnek model olma vizyonunu daha da ileriye taşıyacağız" dedi.
Göç İdaresi Başkanı Kök: "Türkiye, göç yönetiminde küresel ölçekte örnek bir model ortaya koyuyor"
11 Nisan 2026 Cumartesi - 13:52 Göç İdaresi Başkanı Kök: "Türkiye, göç yönetiminde küresel ölçekte örnek bir model ortaya koyuyor" Göç İdaresi Başkanı Hüseyin Kök, Göç İdaresi Başkanlığının kuruluşunun 13. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, "Türkiye, göç yönetiminde küresel ölçekte örnek bir model ortaya koyuyor" dedi. Türkiye’nin göç yönetiminde son yıllarda attığı adımlar, kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi ve dijitalleşme süreçleriyle birlikte yeni bir aşamaya taşınıyor. Göç İdaresi Başkanlığı’nın 13’üncü kuruluş yıl dönümü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Hüseyin Kök, Türkiye’nin göç politikalarını hukuk, insan hakları ve milli menfaatler çerçevesinde bütüncül bir yaklaşımla sürdürdüğünü belirtti. Türkiye, göç yönetiminde küresel ölçekte örnek bir model ortaya koyuyor Göç İdaresi Başkanı Hüseyin Kök, Göç İdaresi Başkanlığının kuruluşunun 13. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Türkiye’nin göç yönetiminde; hukuk, insan hakları ve millî menfaatlerimiz temelinde, medeniyet değerlerimizden güç alarak, kamu düzeni, kamu güvenliği ve kamu sağlığından taviz vermeden, tarihi tecrübe, rasyonel bakış açısı ve insani yaklaşımıyla dünyaya örnek bir modeli ortaya koyduğunu belirtti. Başkan Hüseyin Kök, insan haklarını gözeten, kamu düzeni ve güvenliğini önceleyen, aynı zamanda da uluslararası iş birliğini esas alan bütüncül bir model geliştirildiğini belirterek bir tarafta düzensiz göçle mücadelede kararlı adımlar atıldığını, diğer tarafta da düzenli göç yönetiminde dijitalleşme ve kurumsal kapasitenin güçlendirildiğini vurguladı. "Sadece göçü yöneten değil, göç yönetimine yön veren bir kurumsal yapıya ulaştık" Hüseyin Kök, Göç İdaresi’nin temellerinin 13 yıl önce atıldığını ve süreç içerisinde önemli bir kurumsal dönüşüm gerçekleştirildiğini belirterek şu değerlendirmelerde bulundu: "Türkiye’nin göç alanındaki çalışmaları, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, Bakanımız Sayın Mustafa Çiftçi’nin destekleriyle, bütüncül ve stratejik bir bakış açısıyla yönetilmektedir. Göç alanındaki tüm faaliyetler, İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı koordinesinde ve ilgili tüm kurumların katılımıyla gerçekleştirilmektedir." Düzensiz göçle mücadelede insan odaklı ve kararlı duruş Hüseyin Kök, Türkiye’nin düzensiz göçle mücadelesinin, insan haklarına saygılı, uluslararası hukuka uygun ve kamu düzeninden taviz vermeyen sağlam bir temele dayandırıldığını ifade etti. Başkan Hüseyin Kök, 2021-2025 Strateji Belgesi hedeflerinin yüzde 100 oranında başarıyla tamamlanmasının bu kararlılığın en somut göstergesi olduğunu vurguladı. Başkan Hüseyin Kök, hazırlıkları tamamlanan 2026-2030 Strateji Belgesi ve Ulusal Eylem Planı’nın da Türkiye’nin düzensiz göçle mücadele sürecine daha büyük bir ivme kazandıracağını belirtti. Kök, Türkiye’nin düzensiz göçle mücadelede insan haklarına uygun şekilde yürütülen beş ayaklı bir strateji uyguladığını; bunların sorunun kaynağında çözülmesine yönelik tedbirler, etkili sınır güvenlik tedbirleri, ülke içerisinde etkin yakalama, düzensiz iş gücüyle mücadele ve etkin geri gönderme mekanizmaları olduğunu söyledi. Kaynak ülkelerde diplomasi Düzensiz göçle mücadelenin yalnızca sınır hattında değil, kaynak ülkelerde yürütülen ikili ilişkiler ve diplomatik çalışmalarla da desteklendiğini belirten Hüseyin Kök, buna örnek olarak gönül coğrafyamız başta olmak üzere birçok ülke ile çalışmalar yürütüldüğünü, bilgi ve tecrübe paylaşımında bulunulduğunu aktardı. Sınır yönetiminde entegre dönüşüm ve UKORAM modeli Türkiye’nin sınır güvenliğinin artık yalnızca fiziki tedbirlerle değil, ileri teknoloji sistemleriyle desteklenen proaktif ve entegre bir sınır yönetimi anlayışıyla sağlandığını belirten Hüseyin Kök, son yıllarda bu alanda güçlü bir kurumsal ve yüksek teknolojik kapasitenin inşa edildiğinin altını çizdi. Sınır hattında güvenlik duvarları, devriye yolları ve aydınlatma sistemlerinin yanı sıra elektro-optik kuleler, sismik algılayıcılar ve insansız hava araçlarıyla desteklenen keşif-gözetleme sistemlerinin aktif olarak kullanıldığını belirten Kök, sınır güvenliğinin çok katmanlı bir yapıyla güçlendirildiğini kaydetti. Hüseyin Kök, 2021 yılında faaliyete geçirilen Ulusal Koordinasyon ve Ortak Risk Analiz Merkezi (UKORAM) ile düzensiz göç hareketlerinin ve sınır aşan risklerin daha etkin şekilde analiz edildiğini ve raporlandığını belirterek şu değerlendirmelerde bulundu: "Sınır yönetimi alanında ortak strateji oluşturmak ve risk analizi faaliyetleri yürütmek, kontrol edilebilen ve edilemeyen riskleri azaltmak amacıyla uyarılarda bulunmak ve sınır gözetiminden sorumlu olan kamu kurum ve kuruluşlarının risk analizi ile ilgili koordinasyonunu sağlamak amacıyla 2021 yılında faaliyete geçirilen Ulusal Koordinasyon ve Ortak Risk Analiz Merkezi (UKORAM) sayesinde düzensiz göç rotalarından sınır aşan halk sağlığı tehditlerine kadar birçok riski bilimsel analizlerle önceden öngörebiliyoruz. Sınır kapılarımızda gerçekleştirdiğimiz önemli modernizasyon hamleleriyle kapasiteyi üst seviyeye taşıdık. Kilis Çobanbey’den Hatay Cilvegözü’ne kadar kara sınır kapılarımızı modern altyapılarla güçlendirdik. Ayrıca 8 havalimanımızda kabul edilemeyen yolcu (INAD) işlemlerinin devralınmasıyla yabancılara yönelik tüm iş ve işlemlerde uygulama birliği sağladık. ‘Limanlarda Tek Kart’ projesiyle deniz sınır kapılarımızda güvenlik konseptini yeniden kurguladık." Mobil göç noktaları ile etkin denetim Yurt içindeki denetim mekanizmalarının da güçlendirildiğini belirten Hüseyin Kök, 19 Temmuz 2023’te İstanbul’da başlatılan ve kısa sürede tüm Türkiye’ye yayılan Mobil Göç Noktası uygulamasının bugün 375 araç ve binlerce personelle sahada aktif olarak görev yaptığını söyledi. Düzenli göç yönetiminde dijitalleşme Hüseyin Kök, Türkiye’nin düzensiz göçle mücadelenin yanı sıra düzenli göç yönetimine de büyük önem verdiğini söyledi. Kök, Türkiye’nin düzenli göç süreçlerini de etkin ve şeffaf şekilde yürüttüğünü vurguladı. Yerli ve millî olarak geliştirilen GÖÇBİL uygulaması ve diğer yazılımlarla yabancıların elektronik ortamda bilgilendirildiğini, işlemlerinin daha hızlı ve kolay bir şekilde yürütüldüğünü; 2015 yılından bu yana uygulanan e-İkamet sistemi sayesinde ikamet izinlerine ilişkin başvuru süreçlerinin dijital ortama taşındığını belirten Başkan Hüseyin Kök, Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi (UETS) ile bildirimlerin elektronik ortamda yapılmaya başlandığını ifade etti. Bu uygulamaların hem veri güvenliğini artırdığını hem de işlem süreçlerini önemli ölçüde hızlandırdığını söyledi. Uluslararası öğrenciler için yeni kolaylıklar Türkiye’nin uluslararası eğitim merkezi olma hedefi doğrultusunda önemli adımlar atıldığını belirten Hüseyin Kök, Yükseköğretim Kurulu ile gerçekleştirilen iş birliği sayesinde uluslararası öğrencilerin ikamet başvurularını İl Göç İdaresi Müdürlüklerine gitmek zorunda kalmadan, kendi üniversite yerleşkeleri içinde yapabildiğini ifade etti. Bu uygulama sayesinde öğrencilerin hızlı bir şekilde Yabancı Kimlik Numarası (YKN) aldığını, resmi işlemlerini kolay şekilde tamamladığını belirten Kök, mezuniyet sonrası sunulan 1 yıllık ikamet imkânı ile Türkiye’de kalış süreçlerinin desteklendiğini söyledi. Ayrıca Türkçe, İngilizce, Arapça, Rusça ve Farsça olmak üzere 5 dilde hizmet veren YİMER 157’yi arayan uluslararası öğrencilerin 2’yi tuşladıklarında doğrudan kesintisiz danışmanlık hizmeti alabildiklerini belirterek bu uygulamaların Türkiye’nin öğrenci dostu göç politikasının somut göstergeleri arasında yer aldığını vurguladı. Türk ve akraba topluluklar Türkiye’nin göç yönetiminde tarihi ve kültürel bağlara sahip topluluklara yönelik sorumluluklarını da yerine getirdiğini vurgulayan Kök, bu kapsamda yapılan çalışmalara örnek olarak Ahıska Türklerinin iskan süreçleri hakkında şu bilgileri verdi: "Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan kararı doğrultusunda Ahıska Türklerinin Erzincan Üzümlü’deki iskân süreçleri tamamlandı. Bitlis’in Ahlat ilçesinde ise iskân çalışmaları devam etmektedir. Soydaşlarımızın sosyal hayata uyumunun sağlanması amacıyla ilgili kurumlarla koordinasyon içinde çalışmalar sürdürülmektedir. Ayrıca bölgesel krizler nedeniyle Türkiye’ye getirilen soydaş ve misafir topluluklara yönelik insani destekler devam etmektedir." Gönüllü geri dönüşlerde insan onuruna yakışır yönetim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "Biz, göç meselesine binlerce yıllık medeniyetimiz, tarihimiz, bizi biz yapan kadim değerlerimiz merceğinden bakıyoruz" sözünü hatırlatan Kök, "Türkiye dün olduğu gibi gönüllü geri dönüş sürecinde de Suriyeli kardeşlerimizin yanında, tarihin doğru tarafında yer almıştır. Suriye’de meydana gelen gelişmelerin ardından gönüllü geri dönüşler hız kazanmıştır. 8 Aralık 2024 tarihinden itibaren 650 binden fazla Suriyeli ülkelerine gönüllü, güvenli, onurlu ve düzenli dönüş yapmıştır. 2016 yılından bu yana gönüllü geri dönüş yapan Suriyelilerin sayısı ise 1 milyon 390 bini geçmiştir. Geri dönüşlere ilişkin süreç uluslararası standartlara uygun olarak büyük bir hassasiyetle ve şeffaf bir şekilde yürütülmektedir. Gönüllü, güvenli, onurlu ve düzenli olarak gerçekleşen bu dönüşler ‘üçüncü göz’ olarak Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK)’nin şahitliğinde gerçekleşmektedir. Ülkemiz, Suriye krizinin başladığı günden bu yana attığı her adımda dünyaya örnek gösterilen bir göç yönetimi anlayışı ortaya koymuştur" dedi. "Göç yönetiminde güçlü kurumsal kapasitemizi daha da ileri taşıyacağız" Kök açıklamasının sonunda, göç yönetiminde uluslararası iş birliği ve gelişmelerin gerek müktesebat gerekse sahada atılan adımlarla yakından takip edildiğinin, göçün uluslararası alandaki domino etkisi gözetilerek proaktif bir yaklaşım sergilendiğinin ve bu alanda görevli tüm kurum ve kuruluşlarla etkin bir koordinasyon içerisinde çalışıldığının altını çizerek; "Kuruluşumuzun 13. yılında edindiğimiz tecrübe ve güçlü kurumsal kapasiteyle hem vatandaşlarımızın huzur ve güvenliğini hem de ülkemizde bulunan yabancıların hak ve hukukunu gözeten bir göç yönetimi anlayışını sürdürmeye kararlılıkla devam edeceğiz. Türkiye’nin göç yönetimindeki kurumsal kapasitesini ve dünyaya örnek model olma vizyonunu daha da ileriye taşıyacağız" dedi. (BS-
Köşk’te çilekte pestisit denetimi sürüyor
11 Nisan 2026 Cumartesi - 13:53 Köşk’te çilekte pestisit denetimi sürüyor Aydın’ın Köşk ilçesinde çilek üretiminde kalite ve güvenliğin artırılmasına yönelik çalışmalar kapsamında hasat öncesi pestisit kalıntı denetimleri aralıksız devam ediyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın talimatları doğrultusunda yürütülen çalışmalar çerçevesinde, Köşk İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri tarafından ilçede son yıllarda üretimi artış gösteren çilek ürününde numune alımı gerçekleştiriliyor. İlçe Müdürlüğü bünyesindeki ziraat mühendislerinden oluşturulan teknik ekipler, sahada hızlı ve etkili bir şekilde numune toplama çalışmalarını sürdürüyor. Denetimler sırasında üreticilere yalnızca numune alımıyla sınırlı kalınmayarak, çilek hastalık ve zararlıları ile mücadele yöntemleri hakkında da bilgilendirme yapılıyor. Ayrıca kimyasal mücadele sürecinde dikkat edilmesi gereken hususlar konusunda üreticilere önemli uyarılarda bulunuluyor. Yapılan çalışmalarla hem ürün kalitesinin artırılmasının hem de tüketici sağlığının korunmasının hedeflendiğini belirten Köşk İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada "Bakanlığımızın talimatıyla ilçemiz programı kapsamında, ilçemizde yetiştirme alanı ve üretiminde son yıllarda ivme kazanan çilek ürününde hasat öncesi pestisit kalıntı taraması için numune alımı çalışmaları İlçe Müdürlüğümüz yetkili Ziraat Mühendislerinden oluşturulmuş teknik ekipler tarafından hızlı ve etkili şekilde sürdürülmektedir. Numune alım çalışmaları sırasında ayrıca değerli üreticilerimize çilek hastalık zararlıları ve mücadele yöntemleri, kimyasal mücadele esnasında uyulması ve dikkat edilmesi gerekenler ile ilgili bilgilendirmelerde özellikle yapılmaktadır. Çevremize, doğaya ve insanımıza duyarlı bereketli bol kazançlar dileriz" ifadeleri yer aldı.
Kuşadası’nda AYESOB seçim çalışmaları sürüyor
11 Nisan 2026 Cumartesi - 13:46 Kuşadası’nda AYESOB seçim çalışmaları sürüyor Kuşadası’nda oda ziyaretlerinde bulunan AYESOB Başkanı Muhammet Ali Künkcü, esnaf temsilcileriyle bir araya gelirken "Birlik ve beraberlik içerisinde esnaf ve sanatkarımız için çalışmaya devam edeceğiz" dedi. Aydın Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (AYESOB) Başkanı Muhammet Ali Künkcü, 3 Mayıs’ta yapılacak Olağan Genel Kurul öncesinde seçim çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Kuşadası’nda çeşitli oda başkanlıklarını ziyaret eden Künkcü, esnaf temsilcileriyle görüştü. Program kapsamında Davutlar Esnaf ve Sanatkarlar Odası, Kuşadası Şoförler ve Otomobilciler Odası ile Kuşadası Esnaf ve Sanatkarlar Odası’nı ziyaret eden Künkcü’ye, birlik yöneticileri de eşlik etti. Ziyaretlerde esnafın talepleri ve sektörün mevcut durumu ele alındı. Gerçekleştirilen görüşmelerde, esnaf ve sanatkarların yaşadığı sorunlar ile çözüm önerileri üzerine değerlendirmelerde bulunuldu. Ziyaretlerin ardından değerlendirmede bulunan AYESOB Başkanı Muhammet Ali Künkcü, Kuşadası’nda her zaman olduğu gibi gördüğü ilgi ve misafirperverlikten memnuniyet duyduğunu belirterek, "Nazik ev sahiplikleri için tüm oda başkanlarımıza ve yönetim kurulu üyelerimize teşekkür ediyorum. Birlik ve beraberlik içerisinde, esnaf ve sanatkârımız için çalışmaya devam edeceğiz. Şoför esnafımızdan genel esnaf teşkilatımıza kadar her kesimin yanında olmaya, sorunlarını dinlemeye ve çözüm üretmeye devam edeceğiz" dedi.
Diyarbakır’da Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Tarım Gıda ve Sanayi Odaklı Kalkınma Vizyonu Çalıştayı düzenlendi
11 Nisan 2026 Cumartesi - 13:47 Diyarbakır’da Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Tarım Gıda ve Sanayi Odaklı Kalkınma Vizyonu Çalıştayı düzenlendi Diyarbakır’da ’Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Tarım Gıda ve Sanayi Odaklı Kalkınma Vizyonu Çalıştayı’ düzenlendi. Çalıştayda konuşan Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) Başkanı Mehmet Kaya, tarımın bölgenin en büyük ekonomik gücü olduğunu ifade etti. Diyarbakır Valiliği, Tarımsal Strateji ve Politika Geliştirme Merkezi, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ve Diyarbakır AB Bilgi Merkezi işbirliğinde "Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Tarım Gıda ve Sanayi Odaklı Kalkınma Vizyonu Çalıştayı" başladı. Programa Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, eski Bakan ve TARPOL Başkanı Mehmet Mehdi Eker, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Oruç Baba İnan, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Abdullah Erdem Cantimur, Diyarbakır Valisi Murat Zorluoğlu, milletvekilleri, DTSO Başkanı Mehmet Kaya, akademisyenler, üreticiler, sanayiciler, kamu ve uluslararası kuruluşların temsilcileri katıldı. Çalıştayda konuşan DTSO Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya, "Barış sürecinin devam ettiği bir ortamda en önemli gücümüzden biri olan tarım ve tarımsal sanayinin bundan sonraki sürecini doğru oturtmak ve doğru bir şekilde kanalize etmek için 2 günlük bir çalıştay organize ediyoruz" dedi. Çalıştay fikrinin TARPOL Başkanı Mehmet Mehdi Eker’e ait olduğunu belirten Kaya, tarımın bölgenin en güçlü ve sürdürülebilir alanlarından biri olduğuna dikkat çekerek, "Tarım bu bölgenin en büyük güçlerinden bir tanesi. Ticarette de böyledir. Yeni bir iş arayışındansa kendi güçlü olduğunuz alanlarda büyüyerek ilerlemelisiniz. Tarım da bu anlamda bölgenin en güçlü olduğu sürdürülebilir bir alan. 12 bin 500 yıllık bir tarihten bahsediyoruz. Çayönü, hem hayvanların hem bitkilerin ilk ıslah edildiği bölge. Buradan dünyaya yayıldığını söylüyoruz" diye konuştu. Diyarbakır’a Hollanda örneği Tarımda geleneksel yöntemlerin dışına çıkılması gerektiğini vurgulayan Kaya, Diyarbakır’ın potansiyelini Hollanda örneği üzerinden anlattı. Kaya, "120 milyar euroya yakın ihracatı olan Hollanda’nın sulanabilir arazisi 9 milyon dönüm. Diyarbakır’ın ise 4 milyon 200 bin dönüm sulanabilir arazisi var. Kralkızı, Dicle ve Silvan barajlarının suladığı alan 3 milyon 750 bin dönüm. Bu rakamlar Diyarbakır’ın ciddi bir potansiyele sahip olduğunu gösteriyor. Ama doğru yapmamız lazım. Hollanda bunu tahıldan yeni nesil üretime geçişle sağlamış. Biz de teknolojiyi ve yeni üretim sistemlerini getirerek bu başarıyı Diyarbakır merkezli ve bölgeyi de kapsayacak şekilde bir pozisyona koyabiliriz" diye konuştu. Diyarbakır Valisi Murat Zorluoğlu ile birlikte üzerinde çalıştıkları "Çılgın Proje"ye dikkat çeken Kaya, "Kralkızı, Dicle ve Silvan barajlarının sulama alanlarında TPAO’nun geçmişte petrol aradığı ve kapattığı yaklaşık 3 bin noktada sıcak su bulunuyor. Bu bizim için önemli bir fırsat" ifadelerini kullandı. Konuşmaların ardından DTSO Başkanı Mehmet Kaya, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a hediye takdim ederken, toplantı çekilen hatıra fotoğrafları ile son buldu. Çalıştay, tematik oturumlar ve çalışma gruplarının çalışmalarıyla devam ediyor.