Yerel Haberler
YEREL HABERLER
İş Bankası, KGF Tarım Kefalet Destek Programı ile çiftçilere çözüm sunuyor 26 Şubat 2026 Perşembe - 10:42:58 Tarım alanında verimlilik artışına ve sürdürülebilir üretime katkı sağlamayı amaçlayan Türkiye İş Bankası, çiftçilerin finansal ihtiyaçlarına yönelik çözümlerini, Kredi Garanti Fonu (KGF) kefaletiyle hayata geçirilen Tarım Kefalet Destek Programı ile daha da genişletiyor. Tarımı stratejik sektörlerden biri olarak gören İş Bankası, bu yaklaşımla teknoloji, finans ve tarımı buluşturarak çiftçileri tüm üretim süreçleri boyunca destekliyor. Son olarak finansal anlamda üreticileri desteklemek üzere Kredi Garanti Fonu (KGF) iş birliğine giden banka, Tarım Kefalet Destek Programı’nı hizmete sundu. Yapılan açıklamaya göre, üreticilere finansmana kolay erişim imkânı sunarken sektör için sürdürülebilir bir finans modeli oluşturan KGF Tarım Kefalet Destek Programı ile tarımda verimliliğin artışına; modern, sürdürülebilir üretim tekniklerinin yaygınlaşmasına katkı sağlanması amaçlanıyor. Programdan, tarım (bitkisel üretim ve hayvancılık) sektöründe faaliyet gösteren üreticiler yararlanabilecek olup tohumdan gübreye, traktörden tarım makine ekipman ve tarımsal arazi alımlarına kadar tüm finansman ihtiyaçlarını karşılayabileceklerdir. "Ülkemizin tarımsal kalkınmasını desteklemeye devam edeceğiz" İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Yılmaz, programın, sektörün finansman ihtiyacını karşılayabilecek ve ülkemizdeki sürdürülebilir tarım üretimini güçlendirecek kritik bir rol üstleneceğini belirterek şöyle konuştu: "Tarım hem dünyada hem de ülkemizde hayati öneme sahip. Bu nedenle gıda güvenliğini ve kırsal kalkınmayı sağlamaya yönelik her çaba çok kıymetli. KGF iş birliğiyle uygulamaya sunduğumuz Tarım Kefalet Destek Programının, tarım üreticilerinin finansmana erişimi için önemli bir hamle olduğuna inanıyoruz. Bu program ile çiftçilerimizi desteklerken; ülkemiz tarımının sürdürülebilir gelişimine katkı sağlamayı amaçlıyoruz. Ülkemizin dört bir yanında açtığımız tarım ihtisas şubelerimizle, çiftçilere yönelik zirai okuryazarlık eğitimlerimizle, teknolojik ve finansal çözümlerimizle ülkemizin tarımsal kalkınmasını desteklemeyi kararlılıkla sürdüreceğiz."
26 Şubat 2026 Perşembe - 10:45 Dr. Öğretim Üyesi Yağmur: "Oruç, bireyin kendini inşasıdır" Ege Üniversitesi Birgivi İlahiyat Fakültesi Temel İslami Bilimler Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Oğuzhan Şemseddin Yağmur, Ramazan ayının kutsiyetinden oruç ibadetinin tarihi gelişimine kadar pek çok konuda kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Bu mübarek ayın "kendini inşa süreci" olduğunu vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Yağmur, İslam’daki oruç ibadetinin özgünlüğü ve toplumsal yansımaları üzerine önemli açıklamalar yaptı. İbadetlerin tarihi sürekliliğine ve İslamiyet’teki orucun özgün yapısına değinen Dr. Öğr. Üyesi Yağmur, orucun insanlık tarihi boyunca var olduğunu hatırlattı. Kur’an’daki ilgili ayete atıfta bulunan Dr. Öğr. Üyesi Yağmur, "Ayet, ‘Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı’ der. Burada iki vurgu vardır. Bir, farz kılınması; ikincisi, öncekilere de farz kılındığı. Dolayısıyla oruç, insanlık tarihi boyunca olan bir şey. Dünya tarihinde orucun bulunmadığı hiçbir inanç sistemi yok diyebiliriz ama bu, farklı farklı tezahür etmiş. Hristiyanlara baktığınız zaman 40 günlük perhiz orucu; Yahudilere baktığınız zaman özellikle Yom Kippur’da tuttukları kefaret ve tövbe orucu karşımıza çıkıyor. İslam’ın getirdiği oruçta iki temel unsur var. Birincisi, bir dini hafıza oluşturuyor. Geçmişten beri gelen oruçlar kefaretti, bağışlanmaydı ama İslam’daki oruç sadece bunlar değil. Evet, nefis terbiyesi var, bir fakirin açlık durumunu anlamak var ama İslam’da oruç, bir bireyin kendisini inşa etmesine yöneliktir" dedi. "Toplumun Ramazan’a ilgisi artıyor" Günümüz bilgi çağında toplumsal gözlemlerini paylaşan Dr. Öğr. Üyesi Yağmur, dijitalleşmenin etkisiyle oluşan algının aksine, toplumun Ramazan’a olan ilgisinin memnuniyet verici olduğunu ifade etti. Dr. Öğr. Üyesi Yağmur, "Geçmişte bu kadar çok bilgi ağına sahip değildik. Türkiye’nin neresinde ne olduğunu görmüyorduk. Şu anda her şeyden haberdar olduğumuz için gelişmeleri gözlemleyebiliyoruz. Dizilerde oruca yer verilmesi, okullarda ve camilerde bu sene gerçekleştirilen etkinlikler, Ramazan’a olan ilginin arttığını gösteriyor" diye konuştu. "Oruç tutanlar iyi örnek olmalı" Ramazan ayının ruhunun daha iyi kavranabilmesi için tavsiyelerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Yağmur, ibadetin ahlaki boyutla bütünleşmesi gerektiğini vurguladı. Dr. Öğr. Üyesi Yağmur, "Gençlerin bu ayı daha iyi idrak edebilmesi için oruç tutanların iyi örnek olması lazım. Oruç tutan, tuttuğu oruçla beraber ahlakını ve davranışını daha da güzelleştirirse, iyi örnek olursa, oruç tutmayanlarla olan diyaloğunu ve ilgisini artırırsa inanıyorum ki ondan etkilenenler de oruç tutacaktır" dedi.
Dördüncü kez ameliyat olmaktan kurtuldu
26 Şubat 2026 Perşembe - 10:09 Dördüncü kez ameliyat olmaktan kurtuldu Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, belinden daha önce 3 kez ameliyat edilen ve dördüncü ameliyat önerilen hastanın şikayetlerinin ameliyatlık değil kas kaynaklı olduğunu belirleyerek hastayı gereksiz ameliyattan kurtardı. Uygulanan tedavi sonrası hastanın ağrılarının geçtiği öğrenildi. Bundan 14 yıl önce bel fıtığı nedeniyle ameliyat olan Serpil Acar (60), ilk ameliyattan kısa süre sonra ağrıları geçmeyince ikinci kez ameliyat edildi. Yıllar içinde şikayetleri devam eden Acar, 4 yıl önce başka bir hastanede üçüncü kez ameliyat olarak beline takılan vidaları değiştirdi. Ancak ağrılarının sürmesi üzerine yaklaşık 2 ay önce yeniden doktora başvuran Acar’a bu kez dördüncü ameliyat önerildi. Arkadaşının tavsiyesiyle Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Dr. Orhan Şen’e başvuran Acar’ın yapılan muayenesinde ağrının bel kaynaklı olmadığı tespit edildi. MR görüntülerini inceleyen Şen, ameliyat gerektirecek bir durum olmadığını belirledi. "Hastaya dördünce kez ameliyat önerilmiş" Hastanın şikayetlerini dinleyip detaylı muayene yaptığını belirten Şen, "Hastamız 14 yıl önce belinden füzyon ameliyatı olmuş. İlk ameliyattan 24 saat geçmeden ağrısı devam ettiği için ikinci kez ameliyata alınmış. Daha sonra 4 yıl önce vidaları değiştirilmiş. İki ay önce geldiğinde ağrısının sağ kalçasının yan alt tarafında olduğunu tarif etti. Bu ağrı bizi bel kaynaklı ağrıdan uzaklaştırdı. Muayenede o bölgenin hassas olduğunu gördük. MR görüntüsünde ameliyat edilecek bir durum yoktu. Buna rağmen hastaya dördüncü kez ameliyat önerilmişti" dedi. "Ağrı bel fıtığından değil kas kaynaklı bir ağrı" Hastanın kuvvet ve duyu kaybı olmadığını ifade eden Şen, ağrının bel fıtığından değil kas kaynaklı olduğunu belirlediklerini kaydederek, "Mevcut ağrının ödem kaynaklı olduğunu değerlendirdim. Kendi hazırladığım kremler ve takviye gıdalarla destekledik. Fizik tedavi bölümüyle birlikte ağrının miyofasiyal kaynaklı olduğunu belirledik. Uygun tedaviden sonra hastamızın şikayetleri düzeldi ve dördüncü ameliyata gerek kalmadı" diye konuştu. "Genç meslektaşlarına tavsiyelerde bulundu" Genç meslektaşlarına da tavsiyelerde bulunan Şen, "Sadece radyolojik görüntüye bakmayın. Hastayı dinleyin ve muayene edin. Ağrının karakterini iyi anlamaya çalışın. Muayenede, ağrının karakteri ve radyolojik görüntü birbiriyle uyumluysa cerrahi düşünülebilir. Eğer uyum yoksa altta yatan başka bir neden vardır. Gereksiz ameliyat yapmamak gerekir" ifadelerini kullandı. "Yıllarca boşuna ameliyat olmuşum" Yaşadıklarını anlatan hasta Serpil Acar ise yıllarca boşuna ameliyat olduğunu öne sürerek, "Bundan 14 yıl önce belimden iki kez ameliyat oldum. İlk ameliyattan sonra ayağımın üzerine basamadığım için tekrar ameliyat ettiler. 4 yıl önce bir ameliyat daha geçirdim ama ağrılarım geçmedi. Bana acil ameliyat olmam gerektiğini söylediler. Platinin yerinden çıktığını söylediler. Orhan hocaya geldiğimde eşimin ve kızımın koluna girerek yürüyordum" dedi. "Şimdi koşu bile yapabiliyorum" Uygulanan tedavi sonrası ağrılarının geçtiğini belirten Acar, "Alternatif olarak verdiği tedavilerle şu an iyiyim. Keşke o 3 ameliyatı hiç olmasaydım. Çok pişmanım. Dördüncü kez ameliyat olacaktım. Doktor hatası nedeniyle boşuna ameliyat olmuşum, meğerse ayağımda ödem varmış. Şimdi koşu bile yapabiliyorum" diye konuştu. Hastanın uygulanan tedavi sonrası normal yaşamına döndüğü görüldü.
Hobi olarak 4 koyunla başlayan kardeşler 600 hayvan sayısına ulaştı
26 Şubat 2026 Perşembe - 10:05 Hobi olarak 4 koyunla başlayan kardeşler 600 hayvan sayısına ulaştı Denizli’de hobi amaçlı 4 Çeşme sakızı cinsi koyunla üretime başlayan iki kardeş, 6 yılda 600 küçükbaş hayvan sayısına ulaştı. Türkiye’nin sakız cinsi koyunlarının dokuz doğurmasıyla tanıdığı Atilla ve Cemil Doğan kardeşler, Pamukkale ilçesine bağlı Pınarkent Mahallesi’nde 2020 yılında başladıkları küçükbaş hayvan üretiminde büyük başarı elde etti. Koyunları üçüz, dördüz ve beşiz doğuran Doğan kardeşler, yakaladıkları verimle birçok kişinin dikkatini çekmeyi başardı. Atilla Doğan (47), 2020’den önce büyükbaş ve keçi yetiştiriciliği yaptıklarını belirterek, zarar edince hepsini sattıklarını söyledi. Kardeşiyle tekstil sektöründe çalıştıklarını ve hayvanları satınca 2020’de hobi amaçlı Aydın’dan getirdikleri 4 Sakız cinsi koyunla küçük çaplı kendilerine yetecek kadar üretime başladıklarını dile getiren Doğan, "Koyunlar geldi ve dördüz, beşiz doğumlar olunca 2021’de 15 Sakız cinsi küçükbaş daha aldık. Çok verimli oldu bu hayvanlar. Hızla hayvanlarımız çoğaldı. Başka hayvan olmadı, böyle devam ettik. Erkekleri sattık, dişileri sürüye dahil ettik. Sakızda koyun sayımız bugüne kadar 600’ü geçti. 400 civarında sattık ve şu anda elimizde 200’ün üzerinde bir sürümüz var. Koyunlarımız maşallah çok bereketli, en son dokuz doğurdu birisi. İlk doğumunda beşiz doğurmuştu, ikincisinde dokuz oldu. Kuzular 200 ile 400 gram arasında ağırlıkta doğdu" dedi. Süt verimi de yüksek Doğan, sakız cinsi koyunların iyi bakılması durumunda yılda iki kez doğum yaptığını belirterek, "İyi bakarsanız verimi yüksek oluyor. Bizden damızlık çok istediler. Yakınlarımıza, çevremize verdik" dedi. İl Tarım ve Orman Müdürlüğünden ve Pamukkale Üniversitesinden uzmanların geldiğini aktaran Doğan, "Pamukkale Üniversitesi ile proje yürüteceğiz. Onlar benim kuzulardan alıp üretecekler. Kan ve DNA’larına bakacaklar" ifadelerini kullandı. Çeşme sakızı cinsi koyunların süt veriminin de iyi olduğuna dikkati çeken Doğan, "Yıllık 250 litreye varan süt verimi var. Sağıyoruz, peynir yapıp satıyoruz. Dişi yavrulardan çok isteyen oluyor ama vermiyoruz, kendimize ayırıyoruz" diye konuştu. Doğan, sakız koyunlarını France koçuyla çiftleştirdiklerini belirterek, "Doğum verimi çok iyi oldu. Kuzuların et verimi bizi de şaşırttı. Güzel sonuç aldık. 120 günlük hayvanlar 38-40 kilogram ağırlıklara ulaştı" dedi.
Muş’ta besicilerin asırlık geven otu geleneği sürüyor
26 Şubat 2026 Perşembe - 10:05 Muş’ta besicilerin asırlık geven otu geleneği sürüyor Muş’ta besiciler dededen toruna aktarılan geven otu geleneğini zorlu kış şartlarına rağmen sürdürüyor. Dağlardan toplanan ve kızaklarla taşınan geven otu, hem doğal yem kaynağı oluyor hem de önemli ölçüde yem tasarrufu sağlıyor. Kış mevsiminin sert geçtiği Muş’ta, yem maliyetlerinin yükselmesi hayvancılıkla uğraşan vatandaşları farklı çözümler üretmeye sevk ediyor. Özellikle saman fiyatlarının artmasıyla birlikte besiciler, doğadan temin edilebilen alternatif yemlere yöneliyor. Muş’un Alaniçi köyünde hayvancılık yapan Murat Gürtürk, sonbahar aylarında dağlık alanlardan topladıkları geven otunu kış mevsiminde hayvanlarına yem olarak veriyor. Yörede "guni" olarak bilinen geven otu, özellikle dağların yüksek kesimlerinde yetişiyor. Toplanan gevenler, kışa hazırlık amacıyla dağ yamaçlarında stoklanıyor. Kış mevsiminde ise kızaklarla taşınarak ahırlara getiriliyor. Biçilen gevenin dikenleri ateşte temizlendikten sonra baltayla küçük parçalara ayrılıyor ve saman yerine kullanılıyor. Özellikle ineklere verilen geven otunun faydaları ise saymakla bitmiyor. Besiciler, bu yöntem sayesinde hem yem maliyetlerinden tasarruf ediyor hem de geven otunun besin değeri sayesinde et ve süt veriminde artış sağlıyor. Alaniçi köyünde hayvancılıkla uğraşan besici Murat Gürtürk, çocukluğundan bu yana ailesiyle birlikte geven otu topladıklarını anlattı. Evin önünde hayvanları için gevenleri doğrayan Gürtürk, "Alaniçi köyünde yaşıyorum. 56 yaşındayım. Hatırladığım günden bu yana sürekli bu işle uğraşıyoruz. Geven otunu dağdan çıkarıyoruz. Orada ateş yakıyoruz, dikenlerini orada yakıyoruz, yine orada topluyoruz. Daha sonra kar yağınca kızaklarla köye indiriyoruz. Ahırın önüne getirip oradan küçük küçük doğrayıp davarlara yediriyoruz" dedi. Geven otunun son derece zor bir emekle elde edildiğine dikkat çeken Gürtürk, bu işin hiçbir kolaylığının olmadığını vurgulayarak, "Yalnız çok zor bir emektir. Bunun kolaylığı yoktur. Kardan dolayı ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Kar yağınca kızaklarla geven indirmek çok tehlikeli oluyor bazen. Kızak hızlanınca insanı altına alabilir. Yani gerçekten çok zor bir emektir ama tasarrufu da çoktur" ifadelerini kullandı. Yem olarak gevenin saman ve buğday kadar değerli olduğunu aktaran Gürtürk, en önemli özelliğinin ise doğal ve ücretsiz bir yem kaynağı olduğunu söyledi. Gürtürk, "Yem olarak hayvana birebirdir. Aynı saman gibi, buğday gibi değerlidir. Ama bedava, doğal bir alternatif yem çeşididir. Dedemizden beri bu işi sürekli yapıyoruz. Dedemiz yapmış, dedemizden sonra babamız yapmış. Babamızdan biz öğrendik, şimdi biz yapıyoruz. Böyle devam ediyor. Bakalım çocuklar da bu işi yaparlar mı, yapmazlar mı bilmiyorum. Bence yaparlar. Çünkü dede-baba mesleğidir. Mecbur yaparlar yani. Tahmin ederim birisi yapmazsa diğeri yapar. Mutlaka böyle devam edecek ama ne kadar gideceği belli değil" şeklinde konuştu. Sonbahardan bu yana geven otu sayesinde en az 6-7 ton saman tasarrufu sağladıklarını belirten Gürtürk, geveni özellikle büyükbaş hayvanlara yedirdiklerini aktararak, "Biz sonbaharda geven çıkardığımızdan bu zamana kadar en az 6-7 ton saman tasarrufu sağladık. Çünkü biz bunları hep büyükbaş hayvanlara yediriyoruz. Sonbahar gelince bunun tohumu var; döküldüğü zaman ikinci ya da üçüncü sene tekrar yeşeriyor. Ektiğin bir şey gibi yani. Bunun sonu gelmez. Birisi bittiyse on tane çıkar, on tane bittiyse yirmi tane çıkar. Öyle devam eder. Dağlarda çok var, bizim yaylalarda çok var. Yazın da hayvanlarımız bundan faydalanıyor. Bizim bölgede çayır az, ama hayvanlarımız sürekli bu gevenden faydalanıyor" diye konuştu.
Van’dan Türkiye’ye Ramazan lezzeti: Van çöreği
26 Şubat 2026 Perşembe - 10:06 Van’dan Türkiye’ye Ramazan lezzeti: Van çöreği Van’da taş fırında pişirilen ve özellikle Ramazan ayında sahur sofralarının vazgeçilmezleri arasında yer alan Van çöreği yoğun ilgi görüyor. Ramazan ayının gelmesiyle birlikte kente özgü Van çöreği rağbet görüyor. Tereyağı, süt, şeker, maya, tuz ve unun belli oranlarda karıştırılmasıyla hazırlanan hamur, ustaların elinde şekillendirildikten sonra 350 derecelik taş fırınlarda pişirilerek sofralara ulaşıyor. Kendine has aroması ve kıvamıyla damak tadına hitap eden çörek, özellikle sahurda tok tutma özelliğiyle tercih ediliyor. Ramazan’la birlikte üretimin arttığını belirten fırıncılar, Van çöreğinin sadece kentte değil, ülkenin dört bir yanında yaşayan vatandaşlarca da talep gördüğünü ifade etti. Özenle paketlenen çörekler, kargo aracılığıyla farklı illere gönderiliyor. Yıllardır değişmeyen lezzetiyle Ramazan sofralarının baş köşesinde yer alan Van çöreği, hem kent ekonomisine katkı sağlıyor hem de geleneksel damak tadını yaşatmaya devam ediyor. İHA muhabirine konuşan çörek ustası Seyfettin Duman, 47 yıldır Van çöreği ürettiğini belirtti. İş yerinin ise 84 yıllık bir işletme olduğunu hatırlatan Duman, "1942 yılından bu yana burada hizmet veriliyor. Daha önce amcalarım işletiyordu, şu an ise ben devam ediyorum. Kaliteyi bozmadan o günden bugüne üretimimizi sürdürüyoruz. On bir ayın sultanı Ramazan bu yıl da bizler için güzel geçiyor. Vatandaşlarımız bu ayda da çöreğimizi tercih ediyor. Bu anlamda kendilerine teşekkür ediyoruz" dedi. "Ramazan ayında uzun süre tok tutuyor" Van çöreğinin diğer çöreklerden en büyük farkının tereyağı oranının yüksek olması olduğunu dile getiren Duman, "Diğer çöreklerin ekmekten çok farkı yok. Van çöreği ise bol tereyağlıdır. Ramazan ayında en çok sahur saatlerinde tercih ediliyor. Ramazan dışında da özellikle kahvaltılarda yoğun ilgi görüyor. Türkiye’nin her yerine kargo gönderiyoruz; ülkenin dört bir köşesine Van çöreği ulaştırıyoruz. Van çöreğini pasta gibi düşünebilirsiniz; acıktığınızda pasta yersiniz ama bu pastadan daha güzeldir. Zengin bir kahvaltı kültürümüz var. Özellikle otlu peynirle birlikte çok yakışıyor. Yağlı olduğu için de Ramazan ayında uzun süre tok tutuyor" diye konuştu.
Kars’ta nefes kesen çığ tatbikatı: ekipler zamanla yarıştı
26 Şubat 2026 Perşembe - 09:58 Kars’ta nefes kesen çığ tatbikatı: ekipler zamanla yarıştı Kars’ta AFAD ve UMKE koordinasyonunda çok sayıda ekibin katılımıyla gerçekleştirilen çığ tatbikatı gerçeği aratmadı. Senaryo gereği çığ altında kalan vatandaşları kurtarmak zamanla yarışan ekiplerin performansı dikkat çekti. Kars Valiliği koordinesinde; İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) ve Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE) tarafından Sarıkamış Osman Yüce Kayak Merkezi bölgesinde geniş kapsamlı bir çığ tatbikatı düzenlendi. Bölgenin zorlu kış şartlarına hazırlıklı olmak amacıyla yapılan tatbikata AFAD, UMKE, jandarma, itfaiye, Kızılay ve karayollarından çok sayıda personel ve tam donanımlı araç katıldı. "Kar altında yaşam mücadelesi" Senaryo gereği, bölgede meydana gelen çığ sonrası 3 vatandaşın kar kütleleri altında kaldığı ihbarı üzerine ekipler teyakkuza geçti. Kısa sürede olay yerine ulaşan ekipler, kar motorları ve paletli araçlarla bölgeye intikal etti. "Dedektör köpekler ve sondalar devreye girdi" Arama kurtarma köpeklerinin de destek verdiği çalışmalarda, ekipler kar altında kalanların yerini tespit etmek için bölgeyi didik didik aradı. Sonda çubuklarıyla yapılan fiziksel aramalar sonucunda 2 yaralı, 1’de hayatını kaybeden vatandaşların yerleri belirlendi. Kar kürekleriyle hummalı bir çalışma yürüten ekipler, kısa sürede kazazedelere ulaştı. "İlk müdahale karın altında yapıldı" Kar altından çıkarılan yaralılara ilk müdahale, UMKE ekipleri tarafından olay yerinde yapıldı. Sedyelere alınan yaralılar, paletli ambulanslarla güvenli bölgeye taşınarak sağlık kuruluşlarına sevk edildi. "Her an göreve hazırız" Tatbikatı hakkında gazetecilere açıklamalarda bulunan AFAD Kars İl Müdürü Ömer Bozkurt, "Her şeyden önce hepinizin bildiği gibi ülkemiz bir afet ülkesi, afetlerle birlikte yaşamı, afetlerle birlikte mücadele, afetlere karşı bilinçli toplum oluşturmak hedefi üzerine tatbikatlarımızı gerçekleştiriyoruz. Bugün de Sarıkamış ilçemizde çığ tatbikatımızı gerçekleştirdik. Senaryomuzu göre; 2 vatandaşım çığ altında yaralı, 1’de hayatını kaybetmiş olmak üzere 3 vatandaşımız çığ altında kaldı. Ekiplerimiz ile birlikte tatbikatımızı gerçekleştirdik. Bu tatbikat kurumlar arası işbirliğini, koordinasyonu güçlendirdiğini gördük. Bundan sonra oluşabilecek afetlerde daha hızlı, daha etkin müdahale edebilmek için planlarımızı yapıyoruz" dedi. Sarıkamış ilçesinde geniş katılımla yapılan çığ tatbikatı, yapılan değerlendirmelerin ardından sona erdi. Tatbikat ekiplerin uyum içerisinde çalışması kameralara yansıdı. Kars’ta ekiplerin olası afet durumlarına karşı hazır olduğu görüldü.