Yerel Haberler
Ankara
30 Nisan 2026 Perşembe - 23:18 İslam coğrafyasının renkleri aynı fuarda buluştu Yeni Bir Dünya Vakfı tarafından düzenlenen fuarda İslam ülkelerinin kültürlerini, geleneksel lezzetlerini ve dayanışma mesajlarını ziyaretçilerle buluşturdu. Yeni Bir Dünya Vakfı tarafından Ankara Millet Bahçesi’nde düzenlenen "Ülke Tanıtım Fuarı", İslam coğrafyasının kültürel mirasını, sanatını ve birlik mesajını ziyaretçilerle buluşturdu. 3 Mayıs’a kadar devam edecek fuarda farklı ülkelerin stantlarının yoğun ilgi gördüğü gözlemlendi. Fuarda Filistin standında yer alan Zahir Elbek, Filistin’in köklü bir medeniyete sahip olduğunu belirterek geleneksel kültürlerini tanıtmaya çalıştıklarını söyledi. Elbek, Filistin’e özgü kıyafetlerin ve sembollerin ziyaretçiler tarafından yoğun ilgi gördüğünü ifade ederek, "Filistin çok eski ve kadim bir medeniyet. Yıllardır geleneksel kıyafetlerimiz, kültürümüz, yemeklerimiz ve daha birçok değerimiz var. Kadınlara özel kıyafetlerimiz var, aynı şekilde erkeklerin de geleneksel kıyafetleri bulunuyor. Bizde simgeleşmiş olan atkımız var. Bu artık bir direniş sembolü oldu. Dünyanın birçok yerinde insanlar bu atkıyı takıyor çünkü bu atkı Filistin direnişini anlatıyor" dedi. Filistin kültürünün önemli parçalarından biri olan Debke dansına da değinen Elbek, "Çok güzel bir dansımız var. Debke bizim için çok özel ve çok meşhur bir halk dansıdır" ifadelerini kullandı. "Filistin’de şehitsiz aile yok" Filistin halkının yaşadığı acılara da değinen Elbek, "Filistin’de şehitsiz aile yok. Bizim kültürümüzde bunun çok büyük bir yeri var. Bayrağımızdaki kırmızı şahadeti temsil ediyor. Siyah hüznü, yeşil ise geleceği anlatıyor. İnşallah yakında özgür Filistin’e kavuşacağız" ifadelerine yer verdi. "Kültürümüzü tek kelimeyle anlatmak mümkün değil" İran standında görev alan Fariba Nazari ise fuarda yer almaktan dolayı heyecan duyduğunu belirtti. İran kültürünün çok geniş olduğunu ifade eden Nazari, "İran İslam Cumhuriyeti’nin resmi dini İslam’dır ancak dinimizi ve kültürümüzü tek kelimeyle anlatmak mümkün değil. Bu savaşta zulme karşı boyun eğmeyeceğimizi göstermiş olduk. İslam’ın ilk şartlarından biri zulme boyun eğmemektir. Bizim halkımız ve devletimiz bunu dünyaya gösterdi. Savaştan kalan eserleri anlatmaya çalıştık. Okullardan kalan kalıntılar, çocukların eşyaları ve çeşitli karikatürler savaşı bize anlatıyor. Çok can yakıcı şeyler ama bir taraftan da zafer bizimdir. Çok şükür kazandık" diye konuştu. "Biz inandık, mücadele ettik ve devam ettik" Nazari, ABD ve İsrail ile olan savaş sürecinde İslamiyet’in kendilerine güç verdiğini belirterek, "Ben gerçekten bunu Müslüman olmamıza bağlıyorum. Yoksa böyle bir savaşı kazanmak imkansızdı. Biz inandık, mücadele ettik ve devam ettik. Kültürel mirasımız oldukça zengin ama bu stantta daha çok savaşta nasıl ayakta durduğumuzu ve nasıl kazandığımızı anlatmaya çalıştık. Herkesi buraya davet ediyorum. Bizim standımızı ve diğer İslam ülkelerinin stantlarını gezsinler. Eminim ki bende oluşan bu duygu onlarda da olacaktır" değerlendirmesinde bulundu. "Farklı kültürler görmeyi seviyorum" Fuara gelen ziyaretçilerden Hatice Yıldız ise etkinliği billboard reklamlarında gördüğünü belirterek, "Hacı Bayram’a gidiyordum, orada denk geldim. Zaten böyle festivalleri çok severim. Değişik insanlar ve farklı kültürler görmeyi seviyorum. Malezya standında farklı tatlar denedik. Küçük kuşlardan yapılan bir yemek yedim. Değişik geldi bana. Tavuk eti yeriz ama onu hiç yememiştim. Hepsini gezmeye çalışıyorum ama daha gezemediklerim de var. Yaşadığın sürece gezip göreceksin. Çeşit çeşit insanlar ve kültürler tanıyacaksın. Dünyanın tadı böyle çıkar. Yiyeceksin, içeceksin, gezeceksin" cümlelerine yer verdi.
Bakan Ersoy: "Ziya Gökalp yalnızca bir yazar ya da şair değil, Türk dünyasının fikir babasıdır"
25 Mart 2026 Çarşamba - 15:53 Bakan Ersoy: "Ziya Gökalp yalnızca bir yazar ya da şair değil, Türk dünyasının fikir babasıdır" Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, "Ziya Gökalp yalnızca bir yazar ya da şair değil, Türk dünyasının kültürel bütünleşme idealinin fikir babası ve bu büyük vizyonun mimarıdır" dedi. Bakan Ersoy, Doğumunun 150. Yılında Ziya Gökalp Anma Yılı Açılış Töreni’ne katıldı. Programda konuşan Ersoy, Türk düşünce hayatının en önemli isimlerinden biri olan Ziya Gökalp’i doğumunun 150. yılında anmak, anlamak ve yeniden yorumlamak üzere bir araya geldiklerini kaydederek, "Bu anlamlı buluşma, yalnızca bir anma programı değil; aynı zamanda küresel çapta önemli gelişmeler yaşanırken Türk devletlerinin birlik ve dayanışma ruhunu eyleme dönüştüren en güçlü irade beyanıdır" diye konuştu. "Bu yılın ’Ziya Gökalp Anma Yılı’ olarak ilan edilmesi çok önemli bir karardır" Türk devletlerini ortak bir çatı altında buluşturan Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı’nın (TÜRKSOY) yalnızca fikir birliğinin değil, bu fikirlerin somut adımlara dönüşmesinin de öncüsü ve itici gücü olduğuna değinen Ersoy, şöyle konuştu: "Bu çerçevede 16 Kasım 2024 tarihinde Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta gerçekleştirilen TÜRKSOY Daimi Konsey 41. Dönem Toplantısı’nda bakanlığımızın teklifi ile 2026 yılının ’Ziya Gökalp Anma Yılı’ olarak ilan edilmesi oy birliğiyle kabul edilmişti. 2025 Türk Dünyası Kültür Başkenti Kazakistan’ın Aktau şehrinde yapılan toplantılarda ise bu somut kararlar bir takvime bağlanmıştı. İçinde bulunduğumuz yılın ’Ziya Gökalp Anma Yılı’ olarak ilan edilmesi çok önemli bir karardır. Bu karar, Türk dünyasının ortak aklının, ortak hafızasının ve ortak geleceğe dair iradesinin somut bir göstergesidir. Hem Aşkabat hem de Aktau’da yapılan planlamalar, Gökalp’in fikirlerinin yalnızca geçmişe ait olmadığını; bugün de yol gösterici olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Nitekim 2024 yılı boyunca, vefatının 100. yılı vesilesiyle düzenlenen bilimsel toplantılar, sempozyumlar ve anma etkinlikleri, Gökalp’in düşünce dünyasının ne denli canlı ve güncel olduğunu bir kez daha göstermiştir." "Ziya Gökalp yalnızca bir yazar ya da şair değil, Türk dünyasının fikir babasıdır" Ziya Gökalp’in Türk birliği idealini yalnızca siyasi bir hedef olarak değil; kültürel ve bilimsel temeller üzerine inşa edilmesi gereken köklü bir medeniyet tasavvuru olarak ele alan öncü bir mütefekkir olduğunu vurgulayan Ersoy, "Onun kültür ve medeniyet ayrımı, bugün Türk devletlerinin kendi öz kimliğini koruyarak modern dünyada güçlü bir şekilde var olma arayışına yön veren temel bir rehber niteliğindedir. TÜRKSOY ise bu vizyonun kurumsal hayattaki en somut yansımasıdır. Kültürel bütünleşme hedefi; Gökalp’in bir asır önce işaret ettiği istikametin bugün hayata geçirilmiş halidir. İsmail Gaspıralı’nın ’dilde, fikirde, işte birlik’ ülküsüyle şekillenen bu anlayış, Gökalp’in ortaya koyduğu sosyolojik temeller üzerinde yükselerek Türk dünyasının ortak geleceğine yön vermektedir. Bu çerçevede Ziya Gökalp; yalnızca bir yazar ya da şair değil, Türk dünyasının kültürel bütünleşme idealinin fikir babası ve bu büyük vizyonun mimarıdır. Kendi kültürüne dayanarak evrenselleşmek. İşte bu yaklaşım, bugün TÜRKSOY’un temsil ettiği kültürel bütünleşme vizyonunun da temelini oluşturmaktadır" ifadelerini kullandı. "Ziya Gökalp’in fikirleri, gençlerin zihninde yeniden hayat bulmalıdır" Bakan Ersoy, bugün başlatılan bu etkinlikler silsilesinin; Türkiye’den Türkistan coğrafyasına Balkanlar’dan Batı dünyasına uzanan geniş bir etki alanına sahip olduğuna dikkati çekerek, şu ifadelere yer verdi: "Üniversitelerimizde düzenlenecek bilgi şölenleri, sanat kurumlarımızın katkılarıyla hayat bulacak eserler, uluslararası paneller ve sergiler; Gökalp’in fikirlerini yeniden yorumlayarak geleceğe taşıyacaktır. Selanik’ten Malta’ya, Bakü’den Ankara’ya uzanan bu çok katmanlı program, aynı zamanda bir kültürel diplomasi hamlesidir. Bu anma yılının en önemli hedeflerinden biri de genç kuşaklardır. Ziya Gökalp’in fikirleri, sadece akademik metinlerde kalmamalı; gençlerin zihninde yeniden hayat bulmalıdır. Onun ortaya koyduğu düşünce sistemi, dijital çağın dünyasında gençlerimiz için sağlam bir pusula olabilir." Programa ayrıca, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Kürşad Zorlu, MHP Genel Başkan Yardımcısı İlyas Topsakal, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Derya Örs, Türk Ocakları Genel Başkanı Mehmet Öz, TÜRKSOY Genel Sekreteri Sultan Raev ve davetliler katıldı. Program, Türk Ocakları Genel Başkanı Öz tarafından Bakan Ersoy’a plaket takdimi ve toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.
BBP lideri Destici: "Muhsin Yazıcıoğlu bizim sadece genel başkanımız değil, o bizim dava arkadaşımızdır"
25 Mart 2026 Çarşamba - 15:38 BBP lideri Destici: "Muhsin Yazıcıoğlu bizim sadece genel başkanımız değil, o bizim dava arkadaşımızdır" Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, "Muhsin Yazıcıoğlu bizim sadece genel başkanımız değil; o bizim varlığı, yokluğu, mutluluğu, hüznü, inançlarımızı, ideallerimizi, hayallerimizi, sevgilerimizi paylaştığımız dava arkadaşımızdır" dedi. BBP kurucu Genel Başkan merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatının 17. yıl dönümü dolayısıyla Ankara’da bir otelde anma programı gerçekleştirildi. Burada konuşan BBP lideri Destici, Yazıcıoğlu’nun aziz hatırasını bir ömür yaşatacaklarını ve merhum Yazıcıoğlu’nun kutlu bir dava adamı olduğunu belirtti. Muhsin Yazıcıoğlu’nun hem İslam dünyasında hem de Türk dünyasında önemli bir kişilik olduğunun altını çizen Destici, Yazıcıoğlu’nun çok yönlü kişiliği ışığında Türkiye’ye hizmet etmeye devam edeceklerini sözlerine ekledi. "Muhsin Yazıcıoğlu bizim sadece genel başkanımız değil, o bizim yol arkadaşımız ve dava arkadaşımız" Muhsin Yazıcıoğlu’nun sadece bir siyasetçi değil, özgün bir fikir adamı olduğunu belirten Destici, "Muhsin Yazıcıoğlu bizim sadece genel başkanımız değil; o bizim varlığı, yokluğu, mutluluğu, hüznü, inançlarımızı, ideallerimizi, hayallerimizi, sevgilerimizi paylaştığımız dava arkadaşımızdır. Kararlıkla ifade etmek istiyorum ki tanıdığımız ilk günden şehadetine kadar şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun yanındaydık. Bugün de onun ilkelerinin yanında ve davasının yolundayız. İnandıklarımızın, doğru bildiklerimizin, doğruluğun ve doğruluğun yanındayız. Onunla birlikteyken de, onu kaybettikten sonra da Muhsin Yazıcıoğlu’nun çizgisinden asla vazgeçmedik, asla ayrılmadık ve asla da ayrılmayacağız" diye konuştu. "Kaynaşmış bir Türkiye istiyorum’ diyordu" Yazıcıoğlu’nun en önemli amacının, tüm Türkiye’de hep birlikte kardeşçe yaşamak olduğunun altını çizen Destici, "80’li ve 90’lı yıllarda üniversitelerde kız çocuklarımızın başörtüsüyle ve başı açığıyla kardeşçe yaşamasına müsaade etmediler. Zorla başlarını açtırdılar ama bugün zorbalık bitti ve kız çocuklarımız başı açığıyla ve başı kapalısıyla kardeşçe üniversitede okuyor, devlet dairelerinde çalışıyor, hatta polis ve asker olarak görev yapıyor. Dediğim gibi ‘bir hayalim var. Bütün vatandaşlarımızın; Kürt’ü, Türkmen’i, Alevi’si, Sünni’si ayrılma olmadan, zengin, fakir, yoksul ayrılmaları görünmeden kaynaşmış bir Türkiye istiyorum’ diyordu" şeklinde konuştu. "Gerçekten samimi bir Müslüman" Yazıcıoğlu’nun iyi bir milliyetçi ve İslam adamı olduğunu ifade eden AK Parti Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş ise, "Davasından dönmeyen, inandığı yolda eğilmeyen, bükülmeyen, her zaman gittiği yolda dümdüz giden bir Genel Başkanı o gün Türkiye, yeni yeni tanımaya başlamıştı. 2007 yılında birlikte milletvekili olduğumuz dönemde onun yaptığı çalışmaları, onun yaptığı gayretleri ve hakikaten bu millete olan sevdasını o günde tanıma imkanı ve fırsatını bulmuştum. Gerçekten samimi bir Müslümandı. Ben buna şehadet ederim. İyi bir ülkücüydü, iyi bir milletçiydi. Buna şehadet ederim" ifadelerine yer verdi. "Sivas’ın onun için çok ayrı bir yeri vardır" Muhsin Yazıcıoğlu’nun Türkiye için önemli bir yere sahip olmasının yanı sıra, Sivas’ın onun için ayrı bir yeri olduğunun altını çizen Sivas Belediye Başkanı Adem Uzun ise, "Muhsin Başkanımız sadece Sivaslılar için değil, Türk ve İslam dünyasında birçok kişinin gönlünde taht kuran birisiydi. Sivas’ın onun için çok ayrı bir yeri vardır. Sivas’a özellikle belediyecilikte hizmet etmeyi çok istiyoruz. Şu an bu bize nasip oldu" cümlelerine yer verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan da Yazıcıoğlu’nu unutmadı Ayrıca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nu anma programına yayımladığı bir mesajla katılım sağladı. Erdoğan, mesajında merhum Yazıcıoğlu’nun sarsılmaz iradesiyle Türk milletinin hafızasında müstesna bir yer edindiğini belirtti. Yazıcıoğlu’nun zorluklar karşısında ilkelerine sadakati, hayatı boyunca milli ve manevi değerleri sahiplenmesini hiçbir zaman unutmayacağını vurgulayan Erdoğan, şehadetinin 17. yıldönümünde Muhsin Yazıcıoğlu’nu tekrardan yad ettiğini ifade etti. Programa BBP Genel Başkanı Mustafa Destici’nin yanı sıra BBP Genel Sekreteri Ahmet Yelis, AK Parti Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş, Sivas Belediye Başkanı Adem Uzun, Pakistan Ankara Büyükelçisi Yusuf Cüneyd, parti üyeleri ve vatandaşlar katılım sağladı.
Bakan Ersoy: "Ziya Gökalp; yalnızca bir yazar ya da şair değil, Türk dünyasının fikir babasıdır"
25 Mart 2026 Çarşamba - 15:38 Bakan Ersoy: "Ziya Gökalp; yalnızca bir yazar ya da şair değil, Türk dünyasının fikir babasıdır" Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, "Bu çerçevede Ziya Gökalp; yalnızca bir yazar ya da şair değil, Türk dünyasının kültürel bütünleşme idealinin fikir babası ve bu büyük vizyonun mimarıdır" dedi. Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, Doğumunun 150. Yılında Ziya Gökalp Anma Yılı Açılış Töreni’ne katıldı. Programda bir konuşma gerçekleştiren Bakan Ersoy, Türk düşünce hayatının en önemli isimlerinden biri olan Ziya Gökalp’i doğumunun 150. yılında ‘anmak’, ‘anlamak’ ve ‘yeniden yorumlamak’ üzere bir araya geldiklerini kaydederek, "Bu anlamlı buluşma, yalnızca bir anma programı değil; aynı zamanda küresel çapta önemli gelişmeler yaşanırken Türk devletlerinin birlik ve dayanışma ruhunu eyleme dönüştüren en güçlü irade beyanıdır" diye konuştu. "Bu yılın ‘Ziya Gökalp Anma Yılı’ olarak ilan edilmesi çok önemli bir karardır" Türk devletlerini ortak bir çatı altında buluşturan Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı’nın (TÜRKSOY) yalnızca fikir birliğinin değil, bu fikirlerin somut adımlara dönüşmesinin de öncüsü ve itici gücü olduğuna değinen Ersoy, şöyle konuştu: "Bu çerçevede 16 Kasım 2024 tarihinde Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta gerçekleştirilen TÜRKSOY Daimi Konsey 41. Dönem Toplantısı’nda bakanlığımızın teklifi ile 2026 yılının ‘Ziya Gökalp Anma Yılı’ olarak ilan edilmesi oy birliğiyle kabul edilmişti. 2025 Türk Dünyası Kültür Başkenti Kazakistan’ın Aktau şehrinde yapılan toplantılarda ise bu somut kararlar bir takvime bağlanmıştı. İçinde bulunduğumuz yılın ‘Ziya Gökalp Anma Yılı’ olarak ilan edilmesi çok önemli bir karardır. Bu karar, Türk dünyasının ortak aklının, ortak hafızasının ve ortak geleceğe dair iradesinin somut bir göstergesidir. Hem Aşkabat hem de Aktau’da yapılan planlamalar, Gökalp’in fikirlerinin yalnızca geçmişe ait olmadığını; bugün de yol gösterici olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Nitekim 2024 yılı boyunca, vefatının 100. yılı vesilesiyle düzenlenen bilimsel toplantılar, sempozyumlar ve anma etkinlikleri, Gökalp’in düşünce dünyasının ne denli canlı ve güncel olduğunu bir kez daha göstermiştir." "Ziya Gökalp; yalnızca bir yazar ya da şair değil, Türk dünyasının fikir babasıdır" Ziya Gökalp’in Türk birliği idealini yalnızca siyasi bir hedef olarak değil; kültürel ve bilimsel temeller üzerine inşa edilmesi gereken köklü bir medeniyet tasavvuru olarak ele alan öncü bir mütefekkir olduğunu vurgulayan Ersoy, "Onun kültür ve medeniyet ayrımı, bugün Türk Devletlerinin kendi öz kimliğini koruyarak modern dünyada güçlü bir şekilde var olma arayışına yön veren temel bir rehber niteliğindedir. TÜRKSOY ise bu vizyonun kurumsal hayattaki en somut yansımasıdır. Kültürel bütünleşme hedefi; Gökalp’in bir asır önce işaret ettiği istikametin bugün hayata geçirilmiş halidir. İsmail Gaspıralı’nın ‘dilde, fikirde, işte birlik’ ülküsüyle şekillenen bu anlayış, Gökalp’in ortaya koyduğu sosyolojik temeller üzerinde yükselerek Türk dünyasının ortak geleceğine yön vermektedir. Bu çerçevede Ziya Gökalp; yalnızca bir yazar ya da şair değil, Türk dünyasının kültürel bütünleşme idealinin fikir babası ve bu büyük vizyonun mimarıdır. Kendi kültürüne dayanarak evrenselleşmek İşte bu yaklaşım, bugün TÜRKSOY’un temsil ettiği kültürel bütünleşme vizyonunun da temelini oluşturmaktadır" ifadelerini kullandı. "Ziya Gökalp’in fikirleri, gençlerin zihninde yeniden hayat bulmalıdır" Bakan Ersoy, bugün başlatılan bu etkinlikler silsilesinin; Türkiye’den Türkistan coğrafyasına Balkanlar’dan Batı dünyasına uzanan geniş bir etki alanına sahip olduğuna dikkati çekerek, şu ifadelere yer verdi: "Üniversitelerimizde düzenlenecek bilgi şölenleri, sanat kurumlarımızın katkılarıyla hayat bulacak eserler, uluslararası paneller ve sergiler; Gökalp’in fikirlerini yeniden yorumlayarak geleceğe taşıyacaktır. Selanik’ten Malta’ya, Bakü’den Ankara’ya uzanan bu çok katmanlı program, aynı zamanda bir kültürel diplomasi hamlesidir. Bu anma yılının en önemli hedeflerinden biri de genç kuşaklardır. Ziya Gökalp’in fikirleri, sadece akademik metinlerde kalmamalı; gençlerin zihninde yeniden hayat bulmalıdır. Onun ortaya koyduğu düşünce sistemi, dijital çağın dünyasında gençlerimiz için sağlam bir pusula olabilir." Programa ayrıca, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Kürşad Zorlu, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı İlyas Topsakal, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Derya Örs, Türk Ocakları Genel Başkanı Mehmet Öz, TÜRKSOY Genel Sekreteri Sultan Raev ve davetliler katıldı. Program, Türk Ocakları Genel Başkanı Öz tarafından Bakan Ersoy’a plaket takdim edilmesi ve toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.
HAK-İŞ Başkanı Arslan: "Suyun ticarileştirilmesine karşı cepheden bir mücadele başlatan Türkiye’de tek konfederasyonuz"
25 Mart 2026 Çarşamba - 15:15 HAK-İŞ Başkanı Arslan: "Suyun ticarileştirilmesine karşı cepheden bir mücadele başlatan Türkiye’de tek konfederasyonuz" Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (HAK-İŞ) Genel Başkanı Mahmut Arslan, "HAK-İŞ olarak suyun ticarileştirilmesine karşı cepheden bir mücadele başlatan Türkiye’de tek konfederasyonuz" dedi. HAK-İŞ Konfederasyonu tarafından 22 Mart Dünya Su Günü kapsamında ‘Emek ve Su’ paneli gerçekleştirildi. Panel kapsamında, su hakkı ve sürdürülebilir su yönetimi alanlarına emek bakış açısıyla yaklaşması ve suyun geleceği hususunda farkındalığın artırılması amaçlandı. "Suyun ticarileştirilmesine karşı cepheden bir mücadele başlatan Türkiye’de tek konfederasyonuz" Program çerçevesinde bir konuşma gerçekleştiren HAK-İŞ Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Arslan, Konfederasyon olarak 22 Mart Dünya Su Günü’ne kapsamında daha önce de çeşitli etkinliklere imza attıklarını dile getirdi. Arslan, suyun ticarileştirilmesi konusunda büyük bir tehditle karşı karşıya olduklarını belirterek, "HAK-İŞ olarak suyun ticarileştirilmesine karşı cepheden bir mücadele başlatan Türkiye’de tek konfederasyonuz. Bu konuda da Hizmet-İş Sendikamızı anmadan geçemeyeceğim. Çünkü birlikte bu mücadeleyi başlattık. Dünya su formunun maalesef dışarıdan bakıldığı zaman sanki Birleşmiş Milletler’in bir kuruluşu gibi lanse ediliyor. Aslında su şirketlerinin finanse ettiği ve dünya su kaynaklarını özelleştirerek daha fazla kazanç elde etme çabalarının bir parçası olduğunu fark edince biz çok telaşa kapıldık. Dünya su formuna ilk kez bir işçi sendikası olarak katıldığımızda gördük ki orada büyük bir başka bir dünya var. Bütün dünyanın su kaynaklarına göz dikmiş, gerçekten kar ve daha fazla kazanmak hırsı olan şirketlerin, dünyadaki su kaynaklarını, su imkanlarını nasıl kendi çıkarları için kullanacaklarını görünce gerçekten dehşete kapıldık. Daha fazla çalışmamız gerektiğini gördük" açıklamasında bulundu. Suyun insanlığın ortak hakkı olduğunu vurgulayarak, suyun ticarileştirilmesine karşı mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceğimizin altını çizen Arslan, su kaynaklarının korunmasının yalnızca çevresel değil, aynı zamanda sosyal adalet ve sürdürülebilir kalkınma meselesi olduğunu ifade etti. Arslan, suyun temel bir insan hakkı olduğunun altını çizerek, bu hakkın korunması gerektiğini vurguladı. "Su özelleştirmelerinin tartışılmasını yapmaya çalışıyoruz" HAK-İŞ’in birinci görevlerinden bir tanesinin suyun ticarileştirmesine karşı mücadele etmek olduğunu kaydeden Aslan, "Suyun sadece kentlerdeki su satışının veya suyun değil yeraltı kaynaklarımızın da yine sınırı geçen sularımız da dahil hiçbirisinin özel sektöre verilmemesi gerekiyor. Çünkü su hepimizin ortak hakkı. Su hakkı dediğimiz bir hak, uluslararası anlaşmalarda da bu hak herkes için kabul edilmiş. Biz de bu hakkı mutlaka korunmasını istiyoruz. Bu konuda özellikle dünyadaki su özelleştirmelerinin tartışılmasını yapmaya çalışıyoruz. Bu konuda çeşitli platformlarda yer alıp bu konuda bilinç oluşturmaya çalışıyoruz" ifadelerine yer verdi. "İki tane su şirketi fiyatları belirliyor" Arslan, su kaynaklarının su firmalarının tarafından tekelleştiğini vurgulayarak, "İki tane su şirketi fiyatları belirliyor ve sıfır küsur kuruşa elde ettikleri suyu damacanasını 200 lira civarında satmaya başladı. Burada da korkunç bir istismar, korkunç bir haksız kazanç var. Ve bizim ortak ürünümüz olan suyu maalesef pazarlık konusu yaparak oradan ciddi kaynaklar elde edenler var. Ben Sayın Bakan’a da söyledim, buna da el atmamız gerekiyor. Yerin altından çıkan kaynak sularımızı bir şekilde ihalesi yaparak imtiyaz haklarını elde ediyorlar. Sonra bunlar birleşiyorlar ve suyun piyasasını oluşturuyorlar. Bu tekelleşmeye karşı mutlaka ama mutlaka hükümetimizin bir şeyler yapması gerekiyor. Gerçekten insanlar şebekeden akan suyu içemiyorsa, ona sunduğunuz ikinci bir alternatif damacana suyun fiyatlarını, 5 kuruşla 10 kuruşla 1 liraya elde ettiğiniz maliyetini 200 liraya satıyorsanız buna birilerinin dur demesi gerekiyor. Bu tekelleşmenin bir de şehir şebekelerinde olduğunu düşünün. Bize en ağır şartlarda, en yüksek fiyattan ve en kötü suyu ulaştıracaklardır" şeklinde konuştu. "Nijer’de su kuyusu açtık" Afrika ülkelerinde başta olmak üzere ihtiyaç duyulan yerlerde HAK-İŞ olarak su kuyuları açtıklarını ifade eden Arslan, "Konfederasyonumuzun bu konudaki desteğiyle en son 50. yıl etkinliklerimiz çerçevesinde Nijer’de kadınların çocukların yaklaşık 10 kilometreden köylerine su sağladığı bir yerde gerçekten ihtiyaç duyulan yerde her gün için 24 saat su verilebilecek, 10 ayrı musluktan suyun aktığı, güneş enerjisiyle de 24 saat suyun verilebildiği bir noktaya güzel bir kuyu açtık. Bunun ödemesini yaptık, kuyunun açılışını yaptık. Oradaki çocukların ve kadınların teşekkürünü bizzat bize ulaştırdılar. Evet, okula gidemeyen çocuklar evlerinde en temel ihtiyaçları olmayan kadınların sırtlarında taşıdıkları suyun yerine köyün içerisinde böyle bir imkanı sağladık" şeklinde konuştu. Su konusunda neler yapabileceklerinin tespitini de yaptıklarını söyleyen Arslan, HAK-İŞ olarak su kaynaklarını korunmak, suyun verimliliğini artırmak, temiz suya daha fazla ulaşmak ve benzeri konulardaki hassasiyetlerini de kamuoyuyla, HAK-İŞ üyeleriyle paylaştıklarını dile getirdi. İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarına da değinen Arslan, Körfez ülkeleri Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt’in endişeye kapılmalarına neden olan asıl unsurun petrol değil, su tesisleri olduğunu dile getirdi. Arslan, bu ülkelerin su kaynaklarının yüzde 80-90’ının deniz suyundan arıtılarak elde edildiğini, su tesislerinin bombalanması durumunda o ülkelerde hayatın duracağını ifade etti. Konuşmaların ardından Arslan, programa katılım gösteren Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürü Afire Sever’e hediye takdiminde bulundu. Program, açılış konuşmalarının ardından basına kapalı olarak devam etti.
Aile ve Gençlik Fonu kapsamında bu ay 660,9 milyon lira ödeme yapıldı
25 Mart 2026 Çarşamba - 13:32 Aile ve Gençlik Fonu kapsamında bu ay 660,9 milyon lira ödeme yapıldı Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, aile kurumunun desteklenmesi ve genç çiftlerin evlilik süreçlerine katkı sağlanması amacıyla kurulan Aile ve Gençlik Fonu kapsamında bu ay 2 bin 878 gence toplam 660,9 milyon lira ödeme yapıldığını belirterek, "Bu ödemeyle bugüne kadar toplam 132 bin 688 gencimize kredi desteği sağlamış olduk. Gençlerimizin evlilik süreçlerine katkı sunmak amacıyla sağladığımız toplam destek miktarı ise 10 milyar 734 milyon lirayı buldu" dedi. Bakan Göktaş yaptığı açıklamada, aile kurumunun desteklenmesi, güçlendirilmesi ve gençlerin sosyal risklere karşı korunması amacıyla Aile ve Gençlik Fonu’nu kurduklarını hatırlatarak, aile kurmayı her daim teşvik ettiklerini ve aileyi güçlendirmeyi ana hedef olarak gördüklerini vurguladı. Fonun Türkiye’nin yeraltı zenginliklerinden elde edilen gelirlerle finanse edildiğini hatırlatan Göktaş, "Bu kaynakla gençlerimizin geleceğine yatırım yapıyoruz. Aileyi güçlendirmek adına 81 ilimizin tamamında bu projeyi kararlılıkla sürdürüyoruz" ifadelerini kullandı. Aile ve Gençlik Fonu’ndan daha fazla genç çiftin yararlanabilmesi için ocakta kredi miktarını güncellediklerini belirten Göktaş, "Fona başvuran çiftlerden ikisinin de 18-25 yaş arasında olması halinde 250 bin lira, 26-29 yaş aralığında olmaları durumunda ise 200 bin liralık destek sağlıyoruz. Başvurusu onaylanan çiftlerimize kredi desteğini 48 ay vadeli ve 2 yıl geri ödemesiz şekilde veriyoruz" dedi. 48 ay içinde çocuk sahibi olan çiftlerin geri ödemelerine 12 ay erteleme Fondan yararlanma kriterlerinden biri olan gelir şartını da yükselttiklerini hatırlatan Göktaş, "Gelir durumu değerlendirmesinde son 6 ay gelirine ilişkin başvuru şartını asgari ücretin 2,3 katından 2,5 katına çıkardık. 48 ay içinde çocuk sahibi olan genç çiftlerimizin geri ödemelerini ise her çocuk için 12 ay olacak şekilde erteliyoruz. Nitekim fon kapsamında bugüne kadar desteklediğimiz 8 bin 20 çiftimizin 8 bin 113 çocuğu dünyaya geldi" açıklamasını yaptı. Gençlerin evliliklerini sağlam temeller üzerine kurmalarını hedeflediklerini ve evlilik yolundaki çiftleri yalnız bırakmadıklarını vurgulayan Göktaş, şunları kaydetti: "2023’te hayata geçirdiğimiz Aile ve Gençlik Fonu’na yapılan toplam başvuru sayısı 221 bin 351’e ulaştı. Bu ay 2 bin 878 gencimize sağladığımız 660,9 milyon liralık ödeme ile bugüne kadar toplam 132 bin 688 gencimize kredi desteği sağlamış olduk. Gençlerimizin evlilik süreçlerine katkı sunmak amacıyla sağladığımız toplam destek miktarı ise 10 milyar 734 milyon lirayı buldu. Gençlerimize sadece maddi destek sağlamakla kalmıyor, eğitim ve danışmanlık hizmetlerimizle de yanlarında oluyoruz. Bu kapsamda bugüne kadar 163 bin 126 gencimize eğitim ve rehberlik desteği verdik." Bakan Göktaş, Aile ve Gençlik Fonu başvurularının ailegenclikfonu.aile.gov.tr web sitesi veya e-Devlet üzerinden yapıldığını sözlerine ekledi.
Bakan Işıkhan: "İşsiz sayısı, 2025 yılında bir önceki yıla göre 147 bin kişi azaldı"
25 Mart 2026 Çarşamba - 13:28 Bakan Işıkhan: "İşsiz sayısı, 2025 yılında bir önceki yıla göre 147 bin kişi azaldı" Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, "İşsiz sayısı, 2025 yılında bir önceki yıla göre 147 bin kişi azalarak 2 milyon 966 bin kişi oldu" dedi. Bakan Işıkhan, sosyal medya hesabından Orta Vadeli Program (OVP), Ulusal İstihdam Stratejisi (UİS) ve çalışma hayatını geliştirmeye yönelik politikaların etkisine değinerek 2025 yılındaki başarılara yönelik açıklama yaptı. İşsiz sayısının 2025 yılında bir önceki yıla göre 147 bin kişi azalarak 2 milyon 966 bin kişi olduğunu ifade eden Işıkhan, kadınlarda işsizlik oranının, bir önceki yıla göre 0,5 puan azalarak yüzde 11,3’e gerilediğini bildirdi. Aynı zamanda Işıkhan, genç nüfusta işsizlik oranının, 1 puan azalarak 2005 yılından beri en düşük seviyesi olan yüzde 15,3’e gerilediğini açıkladı. "İşsiz sayısı, 2025 yılında bir önceki yıla göre 147 bin kişi azaldı" Bakan Işıkhan, yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "Orta Vadeli Programımız (OVP), Ulusal İstihdam Stratejimiz (UİS) ve çalışma hayatını geliştirmeye yönelik politikalarımızın etkisiyle 2025 yılında önemli başarılara imza attık. Geçtiğimiz yıl yüzde 8,3 olarak gerçekleşen işsizlik oranı, 2012 yılından itibaren en düşük seviyesine geriledi. İşsiz sayısı, 2025 yılında bir önceki yıla göre 147 bin kişi azalarak 2 milyon 966 bin kişi oldu. Aynı dönemde kadınlarda işsizlik oranı, bir önceki yıla göre 0,5 puan azalarak yüzde 11,3’e geriledi. Genç nüfusta işsizlik oranı, 1 puan azalarak 2005 yılından beri en düşük seviyesi olan yüzde 15,3’e geriledi. Kadınların ve gençlerin çalışma hayatına katılımlarını artırmak için yürüttüğümüz programlarımızın olumlu sonuçlarını her geçen gün daha fazla almaya devam edeceğiz. İstihdam edilenlerin sayısı 32 milyon 566 bin kişi, istihdam oranı ise yüzde 49; işgücü 35 milyon 533 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise yüzde 53,5 olarak gerçekleşti. İşgücümüz ve çalışma hayatımız güçlendikçe Türkiye güçlenecek. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, ekonomi modelimizin parolası olan yatırım, istihdam, üretim ve ihracat odaklı politikalarımızı uygulamayı sürdüreceğiz. Türkiye Yüzyılı bu temeller üzerinde yükselecek."
ASO Başkanı Ardıç: "Savaş artık sadece sınır hattını değil, üretim bantlarını da titreten bir dalgaya dönüştü"
25 Mart 2026 Çarşamba - 12:36 ASO Başkanı Ardıç: "Savaş artık sadece sınır hattını değil, üretim bantlarını da titreten bir dalgaya dönüştü" Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, mart ayı meclis toplantısında yaptığı konuşmada, "Savaş artık sadece sınır hattını değil, üretim bantlarını da titreten bir dalgaya dönüştü" dedi. ASO mart ayı meclis toplantısı, Başkan Seyit Ardıç’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Toplantının açılışında konuşan Başkan Ardıç, hem küresel ekonomik gelişmeleri hem de Türkiye ekonomisindeki son durumu değerlendirdi. Ardıç, konuşmasında Katar’da gerçekleştirilen eğitim faaliyeti sırasında meydana gelen helikopter ve Ağrı’daki trafik kazasında şehit olan askerleri de anarak başsağlığı diledi. "Son dönemlerde dünya ekonomisini jeopolitik gerilimler ve çatışmalar belirliyor" Dünya ekonomisinde üretim ve büyüme yerine artık jeopolitik gerilimlerin belirleyici olduğuna dikkat çeken Ardıç, "Üzülerek söylemeliyim ki son dönemlerde dünya ekonomisinin gündemini üretim, ticaret ve büyüme değil, artan jeopolitik gerilimler ve çatışmalar belirliyor. Bugün dünya ekonomisinin kaderi artık yalnızca rakamlarla yazılmıyor, çatışma süreçleriyle ve çoğu zaman akıl ve diplomasinin uzağında alınan kararların oluşturduğu belirsizliklerle yazılıyor. Küresel ekonomi artık sadece piyasaların değil, fay hatlarının da diliyle konuşuyor. Bu nedenle yatırım, ihracat, finansman ve sanayi üretimini konuşurken, aynı zamanda savaşların, belirsizliklerin ve krizlerin ekonomik sonuçlarını da değerlendirmek zorunda kalıyoruz. Yılın ilk çeyreğini geride bırakırken küresel risk algısı daha da derinleşiyor. Hemen üstümüzdeki Rusya-Ukrayna savaşının ekonomik ve siyasi etkileri halen sürerken, şimdi de hemen aşağımızda ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarıyla başlayan, Körfez ülkelerine de yayılan ve çok daha geniş sonuçlar doğurabilecek yeni bir çatışma sarmalıyla karşı karşıyayız" dedi. "Savaş artık sadece sınır hattını değil, üretim bantlarını da titreten bir dalgaya dönüştü" Son dönemde artan çatışmaların enerji fiyatlarını yükselttiğini belirten Ardıç, "Enerji fiyatlarında yaşanan hızlı yükseliş, küresel enflasyon baskısını yeniden artırabilecek bir gelişmedir. Bu durum merkez bankalarının para politikalarını daha da karmaşık hale getirirken, sanayi açısından bakıldığında savaşların ekonomik karşılığı, daha pahalı enerji, daha pahalı lojistik, daha yüksek sigorta giderleridir. Bu da daha temkinli yatırım kararları ve daha zor bir dış ticaret iklimi demektir. Bu süreç tüm sektörleri farklı ölçüde olumsuz şekilde etkileyecektir. Savaş artık sadece sınır hattını değil, üretim bantlarını da titreten bir dalgaya dönüşmüştür" diye konuştu. "Savunma sanayii yalnızca güvenliğimizin değil, ekonomik bağımsızlığımızın da temelidir" Türkiye açısından gelişmelerin hem risk hem de zorunluluk barındırdığını kaydeden Ardıç, enerji fiyatlarındaki artışın cari denge ve enflasyon üzerinde baskı oluşturduğunu söyledi. Ardıç ayrıca güçlü bir savunma sanayiinin önemine de vurgu yaparak, "Savunma sanayii yalnızca güvenliğimizin değil, ekonomik bağımsızlığımızın da temelidir" ifadelerini kullandı. "Ordusu olmayanın yurdu olmaz" Yurdu korumanın yalnızca silah altında bir kuvvetle olmadığını belirten Ardıç, "Çağımızda yurdu korumak yalnızca silah altında bir kuvvete sahip olmakla değil, o kuvveti çağın gereklerine göre besleyen teknolojiye, üretim gücüne, veri kapasitesine ve stratejik akla sahip olmakla mümkündür. Bugün güçlü savunma sadece sınırda değil, fabrikada başlar. Ar-Ge Merkezlerinde, laboratuvarlarda, tersanelerde, uydu sistemlerinde, yazılım altyapısında ve siber alanda inşa edilir. Bugün cephe dediğimiz yerin bir ucu sınırda, diğer ucu üretim ve teknoloji üslerindedir. Artık mesele yalnızca bir orduya sahip olmak değil; kendi uçağını, kendi İHA’sını, SİHA’sını, hava savunma sistemini, radarını, elektronik harp kabiliyetini, roketini, füzesini, yazılımını ve kritik bileşenlerini geliştirebilen bağımsız bir savunma ekosistemi kurmaktır. Ordusu olmayanın yurdu olmaz. Ama şunu da unutmayalım, Savunma teknolojisinde bağımsız olmayanın geleceği olmaz" ifadelerini kullandı. "Mesele yalnızca para politikası değildir" Tarımın zayıfladığını ve sanayinin de istenen ölçüde büyümediğini savunan Ardıç, "Arz kapasitesinin yeterince güçlendirilemediği bir ekonomide, makroekonomik dengelenmenin kalıcı biçimde sağlanması da, enflasyonla etkili ve gerçekçi bir mücadele yürütülmesi de mümkün değildir. Tarım zayıflıyor, sanayi istenen ölçüde büyümüyor ve üretim kapasitesi yeterince genişlemiyorsa, yalnızca talebi baskılayarak kalıcı fiyat istikrarı sağlanamaz. Çünkü mesele yalnızca para politikası meselesi değildir. Mesele üretimdir, verimliliktir, tarımda ve sanayide arz kapasitesini yeniden güçlendirmektir. Arz yönünü güçlendirmeden ne kaliteli büyümeden, ne de kalıcı refah artışından söz edemeyiz. Gerçekçi ve sürdürülebilir bir enflasyonla mücadelenin yolu, üretimi, sanayiyi, tarımı ve verimliliği merkeze alan bir büyüme anlayışından geçmektedir" diye konuştu. "Personellerimizin yarısı kadınlardan oluşuyor " Ardıç, Kadınların üretim ve yönetimde daha fazla yer almasının sürdürülebilir kalkınma açısından önemli olduğunu belirterek şu şekilde konuştu: " Kadınların üretimde, yönetimde ve girişimcilikte daha güçlü şekilde yer alması, yalnızca toplumsal bir gereklilik değil, aynı zamanda sürdürülebilir kalkınmanın da temel şartlarından biridir. Ankara Sanayi Odası olarak biz de bu anlayışı sözde değil, uygulamada hayata geçirmeye büyük önem veriyoruz. Bugün Odamız personelinin yarısı kadınlardan oluşuyor. Odamızda görev yapan 7 müdürümüzden 5’inin kadın olması, bu yaklaşımımızın somut bir göstergesidir. Kurumsal yönetim araştırmaları, kadınların daha fazla sorumluluk üstlendiği yönetim ekiplerinde inovasyonun arttığını, kurumsal performansın yükseldiğini gösteriyor. Çünkü kadınların aklı, titizliği, vizyoner bakışı ve çözüm odaklı yaklaşımı, yönetim kalitesine son derece olumlu yansıyor ve başarı artıyor. Biz de Odamızda bu olumlu sonuca ulaşmanın haklı gururunu yaşıyoruz."
Bakan Yumaklı: "Barajlar bir milletin yarınına yazdığı güven mektuplarıdır"
25 Mart 2026 Çarşamba - 12:18 Bakan Yumaklı: "Barajlar bir milletin yarınına yazdığı güven mektuplarıdır" Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, "Barajlar betondan ibaret değildir. Barajlar bir milletin yarınına yazdığı güven mektuplarıdır. Bugün Devlet Su İşleri yalnızca bir kurum değildir. Türkiye’nin suyla atan kalbidir" dedi. Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü Konferans Salonu’nda düzenlenen ‘2026 Dünya Su Günü’ programına katıldı. Programda bir konuşma gerçekleştiren Bakan Yumaklı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararıyla her yıl 22 Mart’ta kutlanan Dünya Su Günü’nün bu yılki temasının ‘su ve insan’ olarak belirlendiğini kaydederek, "Bu tema aslında insanlık tarihinin en eski gerçeğini bize hatırlatmış durumda. İnsan suyla var olmuştur, suyla medeniyet kurmuştur, suyla kalkınmıştır. Su sadece bir doğal kaynak değildir. Su; hayatın kendisidir. Sağlıktır, gıdadır, enerjidir, güvenliktir ve gelecektir. Bugün burada sadece suyu konuşmak için değil; suyun içinde saklı olan insanlık hikayesini konuşmak için bir aradayız. İnsanlık tarihi bize çok net bir gerçeği gösteriyor. Su, tarihin hem mürekkebi hem de kağıdı olmuştur. Mısır’da binlerce yıl önce suyu yükseltmek için kullanılan ‘Arşimet Vidası’nın yakın zamanlara kadar kullanıldığını hepimiz biliyoruz. Bu, insanlığın en eski ‘teknoloji’ cümlelerinden biridir; ‘Suyu yerinde tutamazsan, onu akılla yükseltirsin.’ Mezopotamya’da insanlar suyu akıllarıyla yönetirlerdi. Şehir planlarının içinde su yollarının isimleri yazılıydı. Yani insanlık suyu sadece kazmayla değil, aklıyla yönetmeye başlamıştı. Anadolu’ya baktığımızda ise bu hikâye daha gurur verici bir hal alır. Dünya Sulama Mirası Listesi’ne girmiş Çorum’daki Hitit Barajı yaklaşık 3 bin 200 yıl önce inşa edildi. Yine aynı listede yer alan Van’daki Şamran Kanalı, 53 kilometre boyunca suyu hayatla buluşturdu ve bugün halen kullanılmaktadır. Bu eserler bize şunu gösteriyor; su yönetimi, medeniyet yönetimidir" diye konuştu. "Barajlar bir milletin yarınına yazdığı güven mektuplarıdır" Osmanlı döneminde İstanbul’a su taşıyan kemerler, çeşmeler ve su yolları yalnızca mühendislik eserleri olmadığını vurgulayan Bakan Yumaklı, Osmanlı Devleti’nin, su için özel bir Su Nezareti kurduğunu belirtti. Yumaklı, Cumhuriyet döneminde ise bu anlayışın kurumsallaştığını ifade ederek, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘İktisadiyatımızın ana tedbirlerinden olan Su İşleri umumi idaresinin fenni kabiliyet ve kudreti, çok sağlam kurulmalıdır’ sözünü hatırlattı. Yumaklı, bugün DSİ’nin bu vizyonun devamı olduğunu aktararak, şu ifadelere yer verdi: "Seyhan Barajı’ndan Keban’a, Keban’dan Atatürk Barajı’na, Atatürk’ten Yusufeli’ne kadar uzanan bu büyük eserler zinciri, bize bir gerçeği gösterir; barajlar betondan ibaret değildir. Barajlar bir milletin yarınına yazdığı güven mektuplarıdır. Bugün Devlet Su İşleri yalnızca bir kurum değildir. Türkiye’nin suyla atan kalbidir. 81 ilde faaliyet gösteren 25 bölge müdürlüğümüz ve yaklaşık 24 bin kişilik büyük bir emek ordusu ile; Bir baraj şantiyesinde, bir sulama kanalında, bir taşkın anında, bir içme suyu hattında çalışıyoruz. Bu emek ordusuyla, Cumhuriyetimizin kuruluşundan itibaren 7,7 trilyon lira maliyetli 18 binden fazla su tesisi hizmete alınmıştır. Bunların içinde; bin 800’den fazla baraj ve gölet, 3 bin 600’den fazla sulama tesisi, 11 binden fazla taşkın kontrol tesisi, yüzlerce içme suyu ve enerji tesisi bulunmaktadır. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde son 23 yılda yapılan yatırımlar ise tüm yatırımların yüzde 60’ından fazlasını oluşturmaktadır. Bu yatırımların anlamı şudur; tarlaya su gitmesi, şehirde musluğun akması, fabrikada üretimin durmaması ve vatandaşın güven içinde yaşaması. Bugün; 7,3 milyon hektar tarım alanı sulamaya açılmış, 183,7 milyar metreküp su depolanmış, 5,5 milyar metreküp yıllık içme suyu sağlanmış, 11 bin 237 adet taşkın kontrol tesisi yapılmış, 7,8 milyon hektar alanda arazi toplulaştırma çalışmaları tamamlanmış, HES kurulu gücümüz ise 32 bin 500 megavata ulaşmıştır." "Son 23 yılda döşenen boruların uzunluğu 120 bin kilometreyi geçti" Artık dünyanın, iklimin, yağış düzenlerinin değiştiğini dile getiren Yumaklı, bu nedenle modern sulama sistemlerini yaygınlaştırdıklarını söyleyerek, "Basınçlı borulu sistemler sayesinde yılda, yaklaşık 10 milyar metreküp su tasarrufu sağlıyoruz. Son 23 yılda döşenen boruların uzunluğu 120 bin kilometreyi geçti. Bu borularla dünyanın etrafını üç kez dolaşabilirsiniz. Artık suyu yalnızca borularla değil, veriyle de yönetiyoruz. Yapay zeka destekli sistemlerle; toprak nemini ölçüyor, yağışı takip ediyor, sulamayı otomatik olarak yönetiyoruz. Çünkü gelecekte su, yalnızca bulunan değil, yönetilen bir kaynak olacaktır. Bir ülkenin gerçek gücü bazen gözle görülmez. O güç, dağların arasında saklı bir barajda, kilometrelerce uzanan bir kanalda, yerin yüzlerce metre altından ilerleyen bir tünelde yaşar. Çünkü suyu doğru yöneten bir millet, aslında geleceğini yönetir. Onlar bir milletin azminin simgeleridir. Örneğin; Atatürk Barajı, Fırat’ın kalbine vurulmuş bir mühür gibidir. Keban Barajı, bir nehrin boynuna takılmış gerdanlık gibi. Yusufeli Barajı, insan iradesinin gücünü gösterir. Deriner Barajı, bir vadinin sessizliğine kurulmuş dev bir kararlılıktır. Ilısu Barajı, Mezopotamya’nın kalbine bırakılmış bereket anahtarıdır. Ermenek Barajı, dar bir vadide saklanan büyük bir hazinedir. Konya Ovası’na su taşıyan Mavi Tünel, susuz bir ovaya yazılmış yeni bir hikayedir. Şanlıurfa’daki Harran kanalları, Mardin’deki Ceylanpınar sulamaları, Diyarbakır’daki Kralkızı sistemi. Bunlar sadece kanallar değildir. Toprağın kalbine uzanan damarlar gibidir. Türkiye’den Kuzey Kıbrıs’a denizin altından uzanan sadece su hattı değil kardeşlik köprüsü de var. Bu proje bize şunu anlatır; su bazen sadece bir ihtiyaç değil, bir kardeşlik köprüsüdür" ifadelerini kullandı. "2025 yılına barajlarımızda 10 milyar metreküp daha az suyla girdik" Kar yağışının aslında Türkiye’nin doğal barajı olduğunu ancak o doğal barajın da küçüldüğünü belirten Yumaklı, "2025 yılına barajlarımızda 10 milyar metreküp daha az suyla girdik. Bu sadece bir sayı değildir. 10 milyar metreküp, 125 milyon insanın yıllık içme suyu ihtiyacına eşittir. 2025 yılında birkaç örnek verelim. Konya Bağbaşı Barajı’nda su kalmadı. Eğirdir Gölü bin yıl sonra ilk kez ikiye ayrıldı. Çatalan Barajı tarihinin en düşük seviyesine geriledi. Bütün bunlar bize bir mesaj veriyor. O da şu; kuraklık artık kapımızdaki bir misafir değildir. Kuraklık artık evimizin içindedir. Ama şunu da açıkça söylemek isterim; Türkiye bu mücadelede hazırlıksız değildir. Bugüne kadar kurulan barajlar, göletler, sulama projeleri sayesinde kuraklığın etkilerini büyük ölçüde hamdolsun yönettik. Ancak artık yeni bir döneme girdiğimizi tekrar ifade etmek istiyorum. Bu dönemin adı, suyu koruma dönemi. Çünkü bugün şehirlerde kullanılan suyun yaklaşık yüzde 31’i kayıp ve kaçak olarak yok olmaktadır. Yani bazı şehirlerde barajdan çıkan her üç bardak sudan birisi, daha vatandaşa ulaşmadan maalesef yok olmaktadır. Artık suyu yalnızca doğal bir kaynak olarak değil, stratejik bir varlık olarak görmek zorundayız" şeklinde konuştu. Programa ayrıca, DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, Milletvekili Vahit Kirişci, akademisyenler, öğrenciler ve davetliler katıldı. Konuşmaların ardından Dünya Su Günü kapsamında düzenlenen yarışmada dereceye giren isimler açıklanarak ödülleri takdim edildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin 5G’ye geçişini 31 Mart’ta resmen ilan edecek
25 Mart 2026 Çarşamba - 11:56 Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin 5G’ye geçişini 31 Mart’ta resmen ilan edecek Türkiye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleri, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun katılımlarıyla 31 Mart’ta Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenecek törenle 5G’ye geçişini resmen ilan edecek. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye’nin mobil haberleşme tarihinde yeni bir dönüm noktasına ulaştığını belirterek, 5G’ye geçiş sürecine ilişkin açıklamada bulundu. Bakan Uraloğlu, Türkiye’nin 32 yıllık mobil iletişim yolculuğunda kritik bir eşiğe geldiğini vurgulayarak, 23 Şubat 1994’te başlayan bu serüvenin bugün 5G teknolojisiyle yeni bir safhaya taşındığını ifade etti. 5G dönemi resmen başlıyor Uraloğlu, 31 Mart’ta Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın teşrifleri ile düzenlenecek törenle Türkiye’nin 5G’ye geçişinin resmen ilan edileceğini belirterek, "1 Nisan 2026’da 81 ilimizde 5G hizmeti kademeli olarak başlamış olacak. İki yıl içerisinde ülkemizin her bir noktasında 5G hizmetini yaymayı hedefliyoruz" ifadelerini kullandı. 5G ile birlikte iletişim hızının artacağını kaydeden Uraloğlu, bu dönüşümün yalnızca haberleşmeyle sınırlı kalmayacağını vurguladı. Uraloğlu, "Yeni teknolojiyle birlikte; akıllı ulaşım sistemlerinden otonom sürüşe, uzaktan sağlık uygulamalarından akıllı fabrikalara, yüksek çözünürlüklü medya yayıncılığından tarım teknolojilerine kadar birçok alanda köklü değişim yaşanacak" diye konuştu.