Yerel Haberler
Ankara
Uzmanından uyarı: "Varis sadece estetik değil, yaşam kalitesini de etkileyen bir sorun" 09 Mayıs 2026 Cumartesi - 10:29:19 Medical Park Ankara Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Murat İlkar Gelişen, bacaklarda cilt altında belirginleşen mavi, mor ve yeşil renkli damar görüntüleriyle ortaya çıkan varisin, yalnızca estetik bir problem olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti. Medical Park Ankara Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Murat İlkar Gelişen, varisin bacaklardaki yüzeyel toplardamarların genişleyip belirgin hale gelmesiyle oluştuğunu belirterek, "Varis, toplardamar kapakçıklarının bozulmasına bağlı gelişen venöz yetmezlik sonucunda ortaya çıkar. Cilt altında yeşil, mavi veya mor renkli damarlar şeklinde görülebilir" diye konuştu. "Her hastada farklı belirtiler gösterebiliyor" Varis hastalarının büyük bölümünde ağrı ve şişlik şikayetlerinin görüldüğünü dile getiren Uzm. Dr. Gelişen, "Hastalarda bacak ağrısı, ödem, geceleri huzursuzluk hissi ve kramp gibi yakınmalar olabilir. Ancak varis her hastada aynı şekilde seyretmez. Çok az görünür varisi olup şiddetli ağrı yaşayan hastalar olduğu gibi ileri düzey varisleri olmasına rağmen hiç ağrı hissetmeyen hastalar da vardır" ifadelerini kullandı. "İleri düzey varislerde cerrahi yöntem uygulanabiliyor" Tedavi yönteminin hastanın damar yapısına ve hastalığın derecesine göre belirlendiğini ifade eden Uzm. Dr. Gelişen, "Cerrahi stripping ameliyatını genellikle çok ileri düzey varisi olan ve toplardamar çapı yaklaşık 8.5-9 milimetrenin üzerinde bulunan hastalarda tercih ediyoruz" dedi. Gelişen, radyofrekans ablasyon ve damar yapıştırma yöntemlerinde belirli damar çaplarının üzerinde başarı oranının düşebildiğini belirterek, "Bu nedenle ileri genişlemiş damar yapılarında klasik cerrahi yöntemler daha uygun olabilmektedir" açıklamasında bulundu. "Lazer yöntemi daha az tercih ediliyor" Lazerle yapılan varis tedavilerinin günümüzde daha sınırlı kullanıldığını belirten Uzm. Dr. Gelişen, "Lazer yöntemlerinde uzun dönemde tekrarlama ihtimali daha yüksek olabildiği için artık daha az tercih edilmektedir" dedi. Cerrahi işlem nasıl uygulanıyor? Stripping ameliyatına ilişkin bilgi veren Gelişen, "Kasık bölgesinden ve ayak bileği hizasından yapılan küçük kesilerle yetmezlik bulunan toplardamar bağlanır ve özel bir tel yardımıyla damar çıkarılır" diye konuştu. Cerrahi yöntemin daha travmatik bir işlem olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Gelişen, iyileşme sürecinin diğer yöntemlere göre daha uzun sürebildiğini ifade etti. "Köpük tedavisi küçük damarlar için uygulanıyor" Skleroterapi olarak bilinen köpük tedavisinin daha küçük çaplı damarlar için kullanıldığını belirten Uzm. Dr. Gelişen, "Bu yöntemde damar içine özel bir ilaç verilerek damar kapatılır. Özellikle estetik açıdan kesi ve dikiş izi oluşmaması nedeniyle tercih edilebilmektedir" dedi. Skleroterapi sonrasında hastaların günlük yaşamlarına kısa sürede dönebildiğini vurgulayan Uzm. Dr. Gelişen, "İşlem sonrasında hastalar normal hayatlarına hemen dönebilir. Ancak damar çapına göre birkaç gün bandaj kullanılması gerektiği için bu süreçte banyo önerilmez" ifadelerini kullandı. Yürüyüş ve yüzme önerisi Varis oluşumunun ilerlememesi için yaşam tarzının önem taşıdığını vurgulayan Gelişen, "Varis hastalarına düzenli yürüyüş ve yüzme öneriyoruz. Hareketli yaşam toplardamar dolaşımını desteklediği için şikayetlerin ilerlemesini azaltabilir" dedi.
09 Mayıs 2026 Cumartesi - 10:17 Yüksek risk içeren saha çalışmalarında görev yapan personelin güvenliği masaya yatırıldı Hakkari’de sosyal hizmet çalışanına yönelik gerçekleştirilen saldırının ardından, Sağlık-Sen heyeti Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ı ziyaret etti. Hakkari’de sosyal hizmet çalışanına yönelik gerçekleştirilen saldırının ardından, Sağlık-Sen Genel Başkanı Mahmut Faruk Doğan ve Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Irgatoğlu, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ı makamında ziyaret etti. Ziyarette, yüksek risk içeren saha çalışmalarında görev yapan personelin güvenliğinin öncelikli olarak ele alınması gerektiği vurgulandı. Bakanlıkta gerçekleşen görüşmede özellikle Sosyal Risk Haritaları kapsamında sahada görev yapan sosyal hizmet profesyonellerinin çalışma koşulları, güvenlik ihtiyaçları ve uygulamada karşılaşılan yapısal sorunlar gündeme taşındı. Sağlık-Sen Yönetimi, yüksek risk içeren saha çalışmalarında personelin güvenliğinin öncelikli olarak ele alınması gerektiğini vurgulayarak, gerekli durumlarda kolluk kuvveti desteğinin sağlanmasının ve başta hane ziyaretleri olmak üzere saha çalışmalarının birden fazla personelle yürütülmesinin önemine dikkati çekti. Görüşmede ayrıca, risk altında olduğu değerlendirilen bireylere ilişkin verilerin doğru yöntemlerle tespit edilmesi, güncel tutulması ve gizlilik ilkesi çerçevesinde korunmasının büyük önem taşıdığı ifade edildi. Hizmet sunumu sürecinde hem vatandaşların hem de görev yapan personelin kişisel bilgilerinin korunması gerektiği belirtilirken, yanlış veya eksik veri kaynaklı oluşabilecek ikincil mağduriyetlerin önüne geçilmesi gerektiği kaydedildi. Ayrıca sosyal hizmet tazminatının oranının artırılması ve kapsamının genişletilmesi gerektiği de Bakan Göktaş ile paylaşıldı. Ziyaret sonrası Genel Başkan Mahmut Faruk Doğan sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, şu ifadeleri kullandı: "Ziyaretimiz boyunca Bakanımızın konuya yaklaşımındaki samimiyeti, hassasiyeti ve çözüm odaklı iradesini memnuniyetle müşahede ettik. Özellikle sosyal hizmet çalışanlarının güvenliği, çalışma şartlarının iyileştirilmesi ve benzer acı hadiselerin tekrar yaşanmaması adına gösterdiği iyi niyetli gayretin son derece kıymetli olduğunu ifade etmek isteriz. Bakanımız; sosyal hizmet çalışanlarının devlet adına büyük bir fedakarlıkla görev yaptığını, her bir personelin kendileri açısından çok kıymetli olduğunu vurgulamış; çalışanlarımızın daha güvenli ve daha huzurlu ortamlarda hizmet verebilmesi adına gereken her türlü çalışmanın yapılacağını ifade etmiştir." Sosyal Risk Haritaları kapsamında görevlendirilen sosyal hizmet profesyonelleri için talep edilen konular ise şu şekilde: "Sosyal Risk Haritası kapsamında görevlendirilen sosyal hizmet profesyonellerine yaptıkları göreve dayanak olacak bir görevlendirme yazısı verilmeli. Bu kapsamda görevlendirilen personele teknik alt yapı ve lojistik destek sağlanmalı. Sosyal Risk Haritaları kapsamında olan vatandaşların sistem üzerindeki verilerinin güncelliğine hassasiyet gösterilmeli. Aile Sosyal Destek Programı (ASDEP) kapsamında yürütülen alan taramalarının kaldırılarak, Sosyal Risk Haritası temelli koruyucu ve önleyici sosyal hizmet modeline geçilmeli. İllerde Sosyal Risk Haritalarından sorumlu birim ve yetkili tanımlanmalı".
09 Mayıs 2026 Cumartesi - 10:05 Dünyada sadece Ankara’da görülen çiçek, görenleri hayran bırakıyor Ankara’nın Haymana ilçesinde yetişen ve dünyada yalnızca bu bölgede görüldüğü belirtilen "Haymana Zarif Akyıldızı Çiçeği" baharın gelişiyle birlikte yeniden açtı. Ankara’nın Haymana ilçesinde yetişen ve dünyada yalnızca bu bölgede görüldüğü belirtilen "Haymana Zarif Akyıldızı Çiçeği" baharın gelişiyle birlikte yeniden ortaya çıktı. Endemik türler arasında yer alan çiçek, doğada oluşturduğu görüntüyle dikkat çekti. Kısa süreli çiçeklenme dönemine sahip olan Haymana Zarif Akyıldızı Çiçeği, narin yapısı ve dikkat çekici görünümüyle doğaseverlerin ve fotoğraf tutkunlarının ilgisini çekiyor. Bölgenin doğal zenginlikleri arasında gösterilen türün korunması gerektiğine dikkat çekiliyor. Uzmanlar, yalnızca Haymana’da yetişen bitkinin doğal yaşam alanlarının korunmasının büyük önem taşıdığını belirterek vatandaşları çiçekleri koparmamaları ve çevreye zarar vermemeleri konusunda uyardı. Dünyada sadece Haymana’da açan Haymana Zarif Akyıldızı Çiçeği, ilçenin biyolojik çeşitliliği ve doğal mirası açısından önemli türler arasında gösteriliyor. "Çok zarif ve narin bir çiçek türü" Haymana Zarif Akyıldızı Çiçeği’nin sadece Haymana’da görüldüğünü belirten Haymana Belediyesi basın sorumlusu İhsan Genç, "Haymana Zarif Akyıldızı Çiçeği, isminden de anlaşılacağı üzere gerçekten çok zarif ve narin bir çiçek türü. Türkiye bildiğiniz gibi iklim çeşitliliği dolayısıyla endemik bitkiler açısından gerçekten çok zengin bir ülke. Haymana Zarif Akyıldızı Çiçeği’nin de bilimsel adı 1989 yıllarında ‘Ornithogalum demirizianum’ olarak geçen endemik bir tür olarak keşfedildi. 2022 yılında özellikle Haymana ilçemizin Sındıran Mahallesinde kaya mezarlarının olduğu yerde yayılış gösteriyor. Tohumun üretilmesi ve çoğaltılması ile ilgili şu anda çalışmalar devam etmekte. Bu bitkinin en önemli özelliği ya da endemik kalan özelliği sadece bulunduğu coğrafyada yetişebilmesi. Dağlık alanlarda, kayalıkların gölgelik kısımlarında, biraz daha yosun tutmuş kayaların bulunduğu yamaçlarda yetişen biraz daha nispeten ılıman bir hava isteyen, yüksek bir hava isteyen bir bitki. Dolayısıyla şu anda başka bir yerde yetiştirilemiyor. Sadece Haymana’da Sındıran mahallesinde yaygınlaşmış bir tür" diye konuştu. "Şu anda aslında tam da olgunlaşma aşamasına denk geldik" Haymana Zarif Akyıldızı Çiçeği’nin adı vesilesiyle bilimsel olarak kaynaklara geçebilmesi için yoğun çaba sarf ettiklerini dile getiren Genç, "Çiçeğin adı ‘Zarif Tükrük otu’ olarak aslında bilimsel literatüre geçiyor. Tükrük otu ismi insanlara biraz itici geldiği için sonradan bilim literatüre Haymana Zarif Akyıldızı olarak geçmesi için şu anda yoğun bir gayret var. Şu anda aslında tam da olgunlaşma aşamasına denk geldik. Mayıs ayının başlarındayız. Mayıs ayının sonuna kadar büyüyor. Nisan ve mayıs aylarında bu bitki türü daha çok kendini gösteriyor ve kendini sergiliyor diyebiliriz. Nisan ve mayıs aylarından sonra haziran ve temmuz aylarında da tohumlanma sürecine giriyor. Tohumu da o dönemlerde alınabiliyor" şeklinde konuştu. "Bu bölgenin koruma altına alınmasını talep etmekteyiz" Bu çiçeğin sadece Haymana’da yetişmesinden dolayı yetkililerden bu türü koruma altına almalarını istediklerini vurgulayan Genç, "Yetkililerden özellikle bu türün koruma altına alınmasını, bu bölgenin koruma altına alınmasını talep etmekteyiz. Çünkü bu tür endemik bir tür ve gerçekten zarif ve narin bir tür. Görülmesi gereken bir tür, korunma altına alınması gereken bir tür. Dolayısıyla yetkililerden özellikle bu bölgenin hem evcil hayvanlar hem insanlar tarafından zarar görmemesi için koruma altına alınmasında çok büyük fayda olduğunu düşünmekteyim" dedi.
09 Mayıs 2026 Cumartesi - 09:13 TESK Başkanı Palandöken’den Anneler Günü mesajı Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu Başkanı Bendevi Palandöken Anneler Günü vesilesiyle bir mesaj yayımladı. Palandöken mesajında, annelerin kıymetinin bilinmesi gerektiğini belirtti. TESK Başkanı Palandöken, Anneler Günü vesilesiyle bir mesaj yayımladı. Mesajında annelerin önemine vurgu yapan Palandöken, annelere yapılan iyiliğin onlar için en büyük hediye olduğunu belirtti. Annelere en güzel ve özel hediyeler alınmasının bir önemi olmadığını, sadece bir kır çiçeğinin bile onları mutlu edeceğini ifade eden Palandöken, tüm annelerin kutsal olduğunu sözlerine ekledi. "Annenize yapmış olduğunuz sevgi ve saygı onlar için en büyük hediye" Annelerin kıymetinin bilinmesinin gerektiğini ve bu konuda daha özenli yaklaşılması gerektiğini belirten Palandöken, "Anneler Günü’nün hem toplumsal hem de ekonomik açıdan büyük bir anlam taşıdığını belirten TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, "Anneler günü kutlu olsun. Annenize, aile büyüklerinize yapmış olduğunuz sevgi ve saygı onlar için en büyük hediye. Hele annenize ‘Anneciğim’ deyip boynuna sarılmanız yeterli. Ancak imkanlarınız doğrultusunda bir kır çiçeği bile onları mutlu eder. Ama evin büyüğü anneniz gerçekten de sizi hem eğitiminizle hem bugüne getirmesiyle hem de topluma hayırlı evlat kazandırmasıyla hep sizinle övünür. Onun için annelerinizin, aile büyüklerinizin, babalarınızın kıymetini çok iyi bilmeniz lazım" diye konuştu. "Dünyanın dört bir yanında bu kutlanıyor ama ülkemizde çok farklı bir şekilde kutlanıyor" Bu yıl Anneler Günü’nün ekonomiye yaklaşık 100 milyar liralık katkı sağlamasının öngördüklerini dile getiren Palandöken, "Esnaf açısından da çok önemli. Özel günler anneler günü, babalar günü, sevgililer günü aynı şekilde bilindiği üzere yine iki tane dini bayramımız. Dolayısıyla esnaf bugünlerde bütün sektörleri birden canlandırır. Tabii buradaki önemli olan onlara alacağınız hediyeler. Taksiciden çiçekçisine, takıcısından konfeksiyoncusuna, pastacısından çikolatacısına, herkesin nasibini aldığı bir gün. Anneler günü tabii, burada hem ulvi görevi hem de analarımızın o hayır duasını almak için önemli de bir fırsat. Olur ya, başka şehirlerde otursanız bile, annenizi, aile büyüğünüzü ziyaretiniz o gün için çok önemli. Dini bayramlar kadar tabii yapmış olduğunuz işte eve gelip o sofrada oturmanız, onların sizi, sizin de küçük aile bireylerinizle onların yanında olmanız gerçekten onlar için en büyük sevgi yumağı. Aman dikkat edelim ve toplumun bu hassas anneler günü sevincini toplumsal olarak da paylaşalım. Dünyanın dört bir yanında bu kutlanıyor ama ülkemizde çok farklı bir şekilde kutlanıyor" şeklinde konuştu. "Ana, aile sevgisi toplumdaki olumsuzlukları bir anda silip atıyor" Anneliğin toplumun temel direği olduğunun altını çizen Palandöken, "Ana, aile sevgisi toplumdaki olumsuzlukları bir anda silip atıyor. Onun için bugünde sağlıklı bir şekilde idrak edebilmeniz, aynı şekilde çevrenizdeki esnaftan alışveriş yaparak onları da mutlu etmeniz tabii ki esnaf açısından önemli. Biz hep bu günleri özellikle böyle iple çektiğimiz günler var ya tabiri caizse yine önemli bir hasılat beklentisinde oluyor. Bu arada dışarıda yemek yiyenler aynı şekilde başka etkinlikleri ayrıca yapmanın, o güzelliği birlikte paylaşmanın hem de ekonomik olarak esnaf açısından da olmazsa olmazı. Yine aynı şekilde bu güzel ve mutlu gününüzü ben de şimdiden tebrik ediyorum. İnşallah ki bu yılda hemen akabinde gelen Kurban Bayramı da bu sevinçleri daha da pekiştirir diyorum" ifadelerini kullandı.
Bakan Uraloğlu: "Avrupa’nın 6’ncı, dünyanın 8’inci yüksek hızlı tren işletmecisi konumuna yükseldik"
10 Mart 2026 Salı - 21:04 Bakan Uraloğlu: "Avrupa’nın 6’ncı, dünyanın 8’inci yüksek hızlı tren işletmecisi konumuna yükseldik" Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, "2002 yılında yaklaşık 11 bin kilometre olan demiryolu ağımız, bugün 2 bin 251 kilometresi Yüksek Hızlı Tren hattı olmak üzere 13 bin 919 kilometreye ulaştı. Avrupa’nın 6’ncı, dünyanın 8’inci yüksek hızlı tren işletmecisi konumuna yükseldik" dedi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) Taşımacılık çalışanlarıyla Eryaman Yüksek Hızlı Tren Atölyesi’nde düzenlenen iftar programına bir araya geldi. Bakan Uraloğlu, Türkiye’de demiryollarının tarihinin 1856 yılında İzmir-Aydın hattına ilk rayın döşenmesiyle başladığını hatırlatarak, 2002 yılından itibaren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde hayata geçirilen gelişim hamleleri sayesinde demiryollarının yeniden devlet politikası olarak ele alındığını ifade etti. "Avrupa’nın 6’ncı, dünyanın 8’inci yüksek hızlı tren işletmecisi konumuna yükseldik" 2002 yılında yaklaşık 11 bin kilometre olan demiryolu ağını, bugün yaklaşık 14 bin 13 kilometreye ulaştığını belirten Uraloğlu, "Demiryollarını Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde 2002 yılından itibaren başlattığımız gelişim hamleleriyle devlet politikası olarak ele aldık. 2002 yılında yaklaşık 11 bin kilometre olan demiryolu ağımız, bugün 2 bin 251 kilometresi Yüksek Hızlı Tren hattı olmak üzere 13 bin 919 kilometreye ulaştı. Avrupa’nın 6’ncı, dünyanın 8’inci yüksek hızlı tren işletmecisi konumuna yükseldik. Ancak biz sadece yeni hatlar inşa etmekle yetinmedik; devraldığımız 11 bin kilometrelik demiryolu ağını da baştan aşağı yeniledik, modernize ettik. Böylece hatlarımızın yüzde 61’ini sinyalli, yarısından fazlasını elektrikli hale getirerek, mevcut altyapımızı dünya standartlarında güvenli, hızlı ve verimli bir sisteme dönüştürdük. Şu anda; Halkalı - Kapıkule, Ankara-İzmir, Bandırma-Bursa-Yenişehir-Osmaneli, Mersin-Adana-Osmaniye-Gaziantep, Yerköy-Kayseri, Kırıkkale-Çorum Hızlı Tren Hatları ve Kars-Iğdır-Aralık-Dilucu Demiryolu Hattı gibi yeni hatların yapımlarına devam ediyoruz. Demiryolu ağımızı 2028’e kadar 17 bin 287 kilometreye, 2053 yılında ise 28 bin 590 kilometreye yükseltmeyi hedefliyoruz" açıklamalarında bulundu. "2009 yılında hizmete giren Yüksek Hızlı Trenlerle bugüne kadar yaklaşık 109 milyon vatandaş seyahat etti" Bakan Uraloğlu, en yoğun demiryolu hattının yaklaşık 6 milyon yolcu ile Ankara-İstanbul hattı olduğunu vurgulayarak, "Ankara’dan, Eskişehir’e, İstanbul’a, Konya’ya, Karaman’a ya da Sivas’a seyahat eden vatandaşlarımızın çok büyük bir bölümü tercihini demiryolundan yana kullanıyor. İlk olarak 2009 yılında Ankara-Eskişehir hattıyla hizmete başlayan yüksek hızlı trenlerle bugüne kadar yaklaşık 109 milyon vatandaşımız yolculuk etti. 2025 yılı da demiryolu taşımacılığı açısından verimli ve başarılı bir yıl oldu. Geçen yıl boyunca yüksek hızlı trenler, anahat trenleri, bölgesel trenler ve kent içi hatlarımızda yaklaşık 283 milyon yolcuya hizmet sunduk. Yaklaşık 12 milyon yolcu yüksek hızlı trenleri tercih etti ve en yoğun hattımız yaklaşık 6 milyon yolcu ile Ankara-İstanbul hattı oldu" diye konuştu. Bakan Uraloğlu, Turistik Doğu Ekspresi’nin 2025-2026 kış sezonunu büyük bir başarıyla tamamladığını belirterek, Ankara-Kars ve Kars-Ankara yönlerinde toplam 60 sefer gerçekleştirildiğini ve 10 bin 166 yolcuya hizmet verildiğini ifade etti. "Toplam 18 bin 568 katılımcı ile yapılan çalışmada memnuniyet oranı yüksek hızlı trenlerde yüzde 91,5 olarak ölçüldü" Demiryollarına yönelik müşteri memnuniyeti araştırmalarında genel memnuniyet oranının yüzde 90,5 olarak ölçüldüğünü aktaran Uraloğlu, "2019’dan bu yana da 91 bini aşkın seyahat sever, fotoğraf tutkunu ve turizm meraklısı, bu unutulmaz deneyimle Anadolu’nun eşsiz doğası ve kültürüyle buluştu. Müşteri memnuniyeti araştırmalarımız da başarılarımızı teyit ediyor. Toplam 18 bin 568 katılımcı ile yapılan çalışmada yüksek hızlı trenlerde yüzde 91,5 olmak üzere genel memnuniyet oranı yüzde 90,5 olarak ölçüldü. Bu tablo, demiryoluna duyulan güvenin en açık göstergelerinden biridir ve emeğimizin en güzel karşılığıdır. Bu oranları önümüzdeki yıllarda daha da yukarı taşıyacağız" şeklinde konuştu. "Ramazan Bayramı tatili boyunca trenlerimizde toplam 8 bin 898 kişilik ek kapasite oluşturduk" Ramazan Bayramı tatili süresince yolcu talebini karşılamak amacıyla Ankara-İstanbul ve İstanbul-Ankara hattında 19, 22 ve 23 Mart tarihlerinde toplam 6 ek Yüksek Hızlı Tren seferi düzenleyeceklerini ifade eden Uraloğlu, şu ifadelere yer verdi: "20-21-22 Mart tarihlerinde idrak edeceğimiz bayramda, vatandaşlarımızın sevdiklerine kavuşma özlemi artacak, şehirler arası ulaşım talebi yükselecek. Biz de bu talebe en güzel şekilde cevap vermek için hazırlıklarımızı tamamladık. Ramazan Bayramı tatili boyunca artan yoğunluğu karşılamak amacıyla trenlerimizde toplam 8 bin 898 kişilik ek kapasite oluşturduk. Özellikle Ankara-İstanbul, İstanbul-Ankara güzergahında 19, 22 ve 23 Mart tarihlerinde 6 ek Yüksek Hızlı Tren seferi düzenleyerek 2 bin 898 yolcumuza daha ulaşım imkânı sağlayacağız. Bunun yanı sıra ana hat ve bölgesel trenlerimize 100 ek vagon ilave ederek 6 bin kişilik ilave koltuk kapasitesi sunacağız. Her bayramda olduğu gibi bu Bayram boyunca da sahada, trenlerimizde, istasyonlarımızda her zamanki gibi görevimizin başında olacağız; siz değerli demiryolcu kardeşlerimle birlikte vatandaşlarımıza en güzel hizmeti sunmaya devam edeceğiz." "Yılda yaklaşık 24 milyon biletin dijitalleşmesi sayesinde 3 bin ağacın kesilmesini önlendi" Trenlerde yolcu kabul işlemlerini QR kod veya kimlik kartı ile saniyeler içinde gerçekleştirildiğini hatırlatan Uraloğlu, "Hayata geçirdiğimiz Yolcu Taşıma Platformu (YTP), biletleme, rezervasyon ve müşteri hizmetleri süreçlerini tek bir çatı altında toplayarak; yılda yaklaşık 24 milyon biletin dijitalleşmesi sayesinde 3 bin ağacın kesilmesini önlemiştir. Artık trenlerimizde yolcu kabul işlemlerini QR kod veya Kimlik Kartı ile saniyeler içinde gerçekleştiriyoruz. Bu sayede yolcu deneyimi önemli ölçüde iyileşti, işlemler daha hızlı ve sorunsuz hale geldi" dedi. "Proje sayesinde son 5 yılda önemli kazalarda yüzde 51 oranında azalma sağladık" Seyrüsefer Güvenliği Platformu ile de 572 lokomotife yapay zeka destekli kamera sistemi monte edildiğini söyleyen Uraloğlu, "Yine diğer bir önemli projemiz olan Tren İzleme ve Koordinasyon Merkezi kapsamında devreye aldığımız Seyrüsefer Güvenliği Platformu ile de 572 lokomotife yapay zeka destekli kamera sistemi monte ettik. Bu sistem, makinistlerimizin dikkat dağınıklığı, yola bakmama, esneme, yorgunluk gibi anomalileri anında tespit ederek gerekli aksiyonları alıyor. Proje sayesinde son 5 yılda önemli kazalarda yüzde 51 oranında azalma sağladık" diye konuştu. Program, Bakan Uraloğlu’nun demiryolları çalışanlarına plaket takdim etmesiyle sona erdi.
AK Parti Sözcüsü Çelik: "En büyük gücümüz, en büyük kuvvetimiz birliğimiz ve beraberliğimizdir"
10 Mart 2026 Salı - 20:39 AK Parti Sözcüsü Çelik: "En büyük gücümüz, en büyük kuvvetimiz birliğimiz ve beraberliğimizdir" AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Dünyanın çok zor zamanlarından bir tanesindeyiz. Ülkemizi kötülüklerden korumak için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. En büyük gücümüz, en büyük kuvvetimiz birliğimiz ve beraberliğimizdir" dedi. AK Parti Sözcüsü Çelik, Ankara Üniversitesi Güneş Meydanı’nda düzenlenen iftar programına katılarak, üniversite öğrencileriyle beraber iftarını yaptı. Burada konuşan Çelik, Türkiye’nin dört bir yanından eğitim almak için Ankara Üniversitesine gelen öğrencilerin birlik ve beraberlik içerisinde aynı sofranın etrafında buluşmasının çok kıymetli olduğunu söyleyerek, "Dünyanın çok zor zamanlarından bir tanesindeyiz. Savaşlar, depremler, kıtlıklar, yoksulluklar dünyanın her tarafını sarmış durumda. Bunun içerisinde ülkemizin, memleketimizin geleceğine daha güzel imzalar atmak için bu birlikteliği daha güçlü bir şekilde korumamız gerekiyor. Gazze’deki soykırımdan en son İran’a saldırıya kadar bir sürü kötülük etrafımızda kol geziyor. Hem bu kötülükle mücadele ediyoruz hem de ülkemizi bu kötülüklerden korumak için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. En büyük gücümüz, en büyük kuvvetimiz birliğimiz ve beraberliğimizdir" dedi. Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Ünüvar ise Türkiye’nin etrafının ateş çemberi halinde olduğunu dile getirerek, "Bizi bu ateş çemberinin dışında tutan güç birlik ve beraberliğimizdir. Tıpkı bu iftar sofrasında beraber olduğumuz gibi aynı duyguları paylaşıyoruz. Bu duygularımızı geliştirmemiz lazım" diye konuştu.
DEM Parti Grup toplantısı
10 Mart 2026 Salı - 20:08 DEM Parti Grup toplantısı DEM Parti Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, "Şimdiye kadar çok zaman kaybedildi. Ama dünya dengelerinin alt üst olduğu bu dönemde artık kaybedecek bir şey kalmadı. Türkiye bölgesel türbülansa karşı stratejik bir istikrar merkezi olabilir. Tehlike büyük ama iktidar hala küçük hesaplar peşinde" dedi. Bakırhan, partisinin grup toplantısında konuştu. Bakırhan, dünyanın gündeminin İran olduğunu söyleyerek, "İran’a saldırıların 11. günündeyiz. Ortadoğu’nun semaları neredeyse savaş uçakları ve dronlarla kaplı. Ortadoğu resmen toz duman içinde. Burada iki şey bize kendisini hatırlatıyor hatırlamak istemesek de. Dünyanın neresinde olursa olsun bir rejimi güçlü yapan şey ne füzeler ne de savaş uçaklarıdır. Bunu İran’da bir kez daha gördük. Bir devleti güçlü yapan aslında halkından almış olduğu rızadır. Halk devlete, rejime, yönetime ne kadar rıza gösteriyorsa o devletin gücü de o kadardır. İran’da rejim bir türlü bu gerçeği anlamadı. Kadınların her türlü özgürlüğünü yasakladı. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri olmasına rağmen ekonomisini yönetemedi. Kimliklere ve inançlara özgürlük tanımadı. İkinci bir gerçek daha var. Buna aslında defalarca tanıklık ettik ama bu sefer herkesin bilinci biraz daha berraklaştı. Dış müdahalelerle bir ülkede rejimi değiştirmek o ülkeye huzur, demokrasi ve mutluluk getirmiyor. Bu savaştan çıkaracağımız çok önemli iki başlık budur. Bir ülkeye demokrasi ve refahın gelmesinin bir yolu var. Ülkenin kendi dinamikleriyle, kendi itiraz edenleriyle birlikte rejimin demokratikleşmesi ancak sağlanabilir" ifadelerini kullandı. Terörsüz Türkiye sürecine değinen Bakırhan, "Dört bir yanımız ateş çemberi ve bu ateş her geçen gün sınırlarımıza daha çok yaklaşıyor. Bir yılı aşkın süredir özellikle buralardan kendi düşüncelerimizi ifade ettik, uyarılarımızı yaptık. Aman gecikmeyelim, aman elimizi çabuk tutalım; bir kasırga almış başını, tüm bölgeyi kasıp kavuruyor dedik. Bugün adeta Sırat Köprüsündeyiz. Bu tarihi kavşağı ve fırsatı oyalayarak, erteleyerek heba etme lüksümüz yok. Şimdiye kadar çok zaman kaybedildi. Ama dünya dengelerinin altüst olduğu bu dönemde artık kaybedecek zamanımız kalmadı. Türkiye bölgesel türbülansa karşı stratejik bir istikrar merkezi olabilir. Tehlike büyük ama iktidar hala küçük hesaplar peşinde. Dünya neyi konuşuyor, onlar kayyımların süresini uzatmakla meşgul. Kayyım süresi hangi akılla, hangi hukukla uzatılıyor? Bunu anlamakta insan güçlük çekiyor. Artık buna bir son verin. Belediyelerdeki kayyımları çekin, seçilmişler görevlerinin başına dönsün" dedi. Bakırhan, "İkincisi, birkaç gün önce Danıştay’ın barış akademisyenleri kararı çok ilginç. Danıştay, "Barış için imza atanlar suçlu" demeye devam ediyor. Biz de diyoruz ki sizin bu yanlışta ısrarınız asıl suçtur. Barış Akademisyenleri suçlu değil. AYM’nin ihlal kararlarını fiilen yok sayan ve Barış Akademisyenlerini yeniden hedef haline getiren Danıştay’ın bu kararını kınıyoruz. Bu kararından vazgeçmelidir. Barış talebi suç değildir. Önümüzdeki günlerde hazırlanacak yasal düzenlemeler, Barış Akademisyenlerinin uğradığı haksızlığı gidermeyi de kapsamalıdır. Bu da sizin için bir fırsattır. AİHM’in aldığı bir karar var. Meclis’i bekleyecek bir şey yok. Bunu uygulayacak olan Adalet Bakanıdır. Buyurun, uygulayın" dedi. İBB’ye yönelik yolsuzluk davasıyla ilgili Bakırhan, "Ona ilişkin düşüncelerimizi söylemiştik. 15 milyonluk bir kentin belediye başkanının tutuklu yargılanması doğru değil. İmamoğlu’nu tutuklu yargılayarak, kayyımların görevini uzatarak, Barış Akademisyenlerine zulmederek, AİHM kararlarını uygulamayarak nasıl birliğimizi sağlayacağız, nasıl demokrasiyi getireceğiz? Gün sandık ve oy hesabı yapma günü değil. İktidara da muhalefete de söylüyorum: Artık bu tehlikeyi görün. Bu topraklar bizim. Bu toprakların bereketi barıştadır ve birliktedir" dedi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Ülkemiz, bölgesel hadiseleri güç dengesi bakımından değil; insani, hukuki ve siyasi sonuçları itibarıyla gündemine almaktadır"
10 Mart 2026 Salı - 16:56 TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Ülkemiz, bölgesel hadiseleri güç dengesi bakımından değil; insani, hukuki ve siyasi sonuçları itibarıyla gündemine almaktadır" TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, "Ülkemiz, bölgesel hadiseleri güç dengesi bakımından değil; insani, hukuki ve siyasi sonuçları itibarıyla gündemine almaktadır. Devletimiz ilgili tüm kurum ve kuruluşlarıyla ilkeli, serinkanlı, sonuç almaya dönük ve hakkaniyeti esas alan bir diplomasi anlayışıyla hareket etmektedir. Bu anlayış, savaşın diliyle konuşmadan kararlılık gösterebilen ve gerilimi tırmandırmadan adaleti talep edebilen aklın tezahürüdür. Bugün bölgemizde en çok ihtiyaç duyulan da budur. Muhataplarıyla konuşabilen, riskleri görebilen, savaşı normalleştirmeyen ve bölgede sükûneti tesis etmeye çalışan tutumumuz, ülkemizin çözüme en önemli stratejik katkılarından biridir" dedi. TBMM Genel Kurulu’nda İran’a yapılan saldırılar ile ilgili olarak kapalı oturum gerçekleştirildi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in bilgi vereceği Genel Kurul’da kapalı oturum dolayısıyla Genel Kurul bitişiğindeki basın ofisleri de kapatıldı. TBMM Başkanı Kurtulmuş kapalı oturum öncesinde, son günlerde yaşanan hadiselerin uluslararası sistemin mahiyetine ilişkin çok derin sarsıntıları açığa çıkardığını belirterek, "İran’a yönelik son saldırılar bölgemizde zaten kırılgan olan dengeleri daha da hassas hale getirmiştir. Bu saldırılarla oluşan güvenlik kriziyle birlikte uluslararası hukuk, meşruiyet, egemenlik, diplomasi ve caydırıcılık gibi kavramların mevcudu aşındırıldığında bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bugün karşı karşıya bulunduğumuz tabloyu sadece askeri bir gelişme olarak değerlendirmek meselenin esasını kavramakta yetersiz kalınmasını sağlayacaktır. Uluslararası mekanizmaların etkisizleştirildiği açık bir sistem bulundu. Daha açık söylemek gerekirse bugün yaşananlar sistemin hukukla değil kuvvetle tanıdığı bir şey değildir. Bir başka ifadeyle dünya siyaseti giderek orman kanunlarının belirleyici olduğu bir zamana doğru sürüklenmektedir. Uzun yıllar boyunca dünya kamuoyuna kurallara dayalı uluslararası düzen olarak savunulan çerçevede bugün ciddi bir meşruiyet ve işlev kaybına uğradığı görülmektedir. Kurumlar vardır fakat tesirleri neredeyse sıfıra inmiştir. Kurallar vardır fakat çözüme karşı işletilememektedir. Kavramlar vardır içleri boşaltılmıştır. Bu sebeple bugün yaşanan gelişmeler hiç normal adam olarak asla değerlendirilemez" ifadelerini kullandı. Kurtulmuş, açıklamalarına şöyle devam etti: "Açıkça ifade etmek gerekir ki uluslararası sistem niteliği ve işleyişi bakımında ağır bir çözülme sürecine girmiştir. Hukukun yerine kuvveti, ilkenin yerine keyfiliği, müşterek vicdanın yerini stratejik hesapların aldığı ortam oluşmaktadır. Böylesi zamanlarda en ağır bedel her zaman olduğu gibi siviller tarafından ödenmektedir. Gazze’de devam eden katliamların, açlığın, kuşatmanın ve sistematik yıkımını yozlaştığı insani felaket tüm ağırlığıyla sürerken şimdi İran’da hayatını kaybeden sivillerin acısı ile Lübnan’da derinleşen kayıplar, büyük trajedinin yeni halkaları olarak önümüzde durmaktadır. Gazze’de toprağa düşen masumların acısı ile İran’da ve Lübnan’da hayatını kaybeden insanların acısı arasında bir fark yoktur. Her biri aynı hoyratlığı, pervasızlığı ve hukuk tanımaz ehliyetin birbirine eklenen neticelerdir. Gazze’de çocukların acısına, İran’da okulda katledilen çocukların acısı eklenmiştir. Mevcut tablonun parçalar halinde değil, bükülüp bütünlük içerisinde ele alınması gerekir. Gazze’de yaşananları Suriye’den, Suriye’de yaşananları İran’dan bağımsız, İran’da yaşananları Lübnan’dan kopuk, Lübnan’daki sarsıntıyı da Yemen’den, Somali’den ve hatta bölgesel güvenlik denkleminden ayrı değerlendirmek mümkün değildir. Bizim milletçe sahip olduğumuz ahlaki ve siyasi duruş açıktır. Bizim medeniyet birikimimiz, tarih şuurumuz ve millet vasfımız, zulüm karşısında söze yıkılmayı değil, hakkı açık biçimle ifade etmeyi gerekli kılar. Türkiye Cumhuriyeti böyle zamanlarda susamaz, Gazi Meclisimiz böyle zamanlarda susamaz." Kurtulmuş, bugün İsrail yönetiminin izlediği saldırgan çizginin, bölgesel gerilimin en belirleyici unsuru olduğunu ifade ederek, "Gazze’de yaşanan insanlık dışı tablo, sıradan bir askerî operasyon yahut güvenlik tedbiri olarak izah edilemeyecek seviyeye çoktan ulaşmıştır. Sivil hayatı doğrudan hedef alan, açlığı bir baskı aracına dönüştüren, insani yardımı engelleyen ve tüm bunları güvenlik gerekçeleriyle perdelemeye çalışan anlayış, insanlığın müşterek hukuk ve vicdan zeminini tahrip etmiştir. Bu bakımdan Gazze’de gördüğümüz tablo, soykırım siyasetinin son derece ağır ve vahim bir safhaya ulaştığını göstermektedir. Şimdi de bu tehlikeli siyasetin, Amerika Birleşik Devletleri’ni de doğrudan savaşın içine çeken yeni bir boyut kazanmış olması, bölgesel ve küresel ölçekte çok daha büyük felaketlerin habercisi olabilecek mahiyettedir. Böyle bir sürüklenmenin doğuracağı neticeler, bölgedeki ülkelerin sınırlarıyla sınırlı kalmayacaktır. Enerji güvenliğinden ticaret yollarına, göç hareketlerinden toplumsal ve ekonomik istikrara kadar pek çok başlıkta yeni kırılmaların ortaya çıkması kaçınılmaz hale gelecektir. Nitekim savaşın ABD’de dahil ciddi maliyet kaygıları, toplumsal tereddütler ve siyasi tartışmaları çoktan başlamıştır. Ateşin büyümesi, onu uzaktan izleyenleri de bir gün gelir içine çeker. Bu sebeple saldırıların derhal durdurulması ve çatışmanın daha geniş bir felakete dönüşmesinin engellenmesi, bugün herkes için bir zorunluluktur. Türkiye’nin son günlerde ortaya koyduğu yoğun diplomasi trafiğini tam da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Ülkemiz, bölgesel hadiseleri güç dengesi bakımından değil; insani, hukuki ve siyasi sonuçları itibarıyla gündemine almaktadır. Devletimiz ilgili tüm kurum ve kuruluşlarıyla ilkeli, serinkanlı, sonuç almaya dönük ve hakkaniyeti esas alan bir diplomasi anlayışıyla hareket etmektedir. Bu anlayış, savaşın diliyle konuşmadan kararlılık gösterebilen ve gerilimi tırmandırmadan adaleti talep edebilen aklın tezahürüdür. Bugün bölgemizde en çok ihtiyaç duyulan da budur. Muhataplarıyla konuşabilen, riskleri görebilen, savaşı normalleştirmeyen ve bölgede sükûneti tesis etmeye çalışan tutumumuz, ülkemizin çözüme en önemli stratejik katkılarından biridir" dedi. Kurtulmuş, açıklamalarına şöyle devam etti: "Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin vakarına ve milletimizin vicdanına yakışan tutum; hukuku savunan, diplomasiyi önceleyen ve zulüm karşısında sözünü sakınmayan bir tutumdur. Biz ne savaşın diliyle teslim alınırız ne de suskunluğun konforuna çekiliriz. Biz adaletten vazgeçmeden barışı savunuruz; diplomasiyi savunuruz. Biz zulmü görmezden gelmeden bölgesel istikrarı savunuruz. Temennimiz, saldırıların bir an önce sona ermesi, hukuk dışı müdahalelerin durdurulması, diplomasi masasının sahici biçimde yeniden kurulması ve bölgemizin daha büyük felaketlere sürüklenmeden sükûnet zeminine kavuşmasıdır. Bölgedeki saldırılarda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyor; çatışmaların gölgesinde endişe ve belirsizlik içinde yaşayan tüm halklara geçmiş olsun dileklerimi ifade ediyorum. Bundan sonra da hem ilkeli dış politika çizgisini hem de bölgesel barış yönündeki samimi gayretlerimizi kararlılıkla sürdüreceğiz."