Yerel Haberler
Ankara
21 yaşındaki kadın tespih ustası, fuarda ilgi odağı oldu 10 Mayıs 2026 Pazar - 11:56:38 ATO Congresium’da gerçekleştirilen Tespih Sanatı, Antika ve Doğal Taşlar Fuarı’nda el işçiliğiyle hazırladığı ürünleri tanıtan 21 yaşındaki tespih ustası Ece Daldal, ziyaretçilerin odağı oldu. ATO Congresium’da 7-10 Mayıs tarihleri arasında düzenlenen Tespih Sanatı, Antika ve Doğal Taşlar Fuarı ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor. El emeği tespihler, antika eserler ve doğal taşların sergilendiği fuarda, genç yaşına rağmen tespih ustalığıyla öne çıkan 21 yaşındaki Ece Daldal ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Yaklaşık 2 yıldır tespih yapımıyla ilgilenen Daldal, fuarda kendi el emeği ürünlerini ziyaretçilerin beğenisine sundu. Tespih sanatına duyduğu merakla bu işe başladığını belirten Daldal, "Ablam tespih ustası. Bir buçuk sene önce ondan çok heves ettim. Tek başıma yapmayı çok istedim, ablam da öğretti. Kolay yapılabilecek ya da kısa sürede öğrenilebilecek bir iş değil. Ablam sekiz ay önce yurt dışına gitti, gitmeden önce de bana bunu miras olarak bıraktı. Ben de üzerine yenilikler ekleyerek atölyeye devraldım. Sanatımı icra ediyorum" ifadelerini kullandı. "Kadından tespih ustası mı olur" Genç yaşta ve kadın bir tespih ustası olarak sektörde yer almasının hem eleştirilere hem de takdir dolu yorumlara neden olduğunu belirten Ece Daldal, "Çok fazla övgü de var, eleştiren de var. Öncelikle kadın genç girişimciyim ve 21 yaşındayım. Bazı insanlar ’kadından tespih ustası mı olur? Nasıl yapabilir?’ diye düşünüyorlar. Bu meslek genellikle erkek işi olarak görülüyor ama bence kadınlar bu işi daha zarif yapabiliyor. Ben kadınlarımızı çok destekliyorum. Kadınların yapamayacağı hiçbir işi yoktur. Kadının eli değdiği zaman her şey daha zarif oluyor" dedi. Anne Hayriye Daldal ise kızıyla gurur duyduğunu belirterek, "Kadınlar bu sanatı gördüklerinde şaşırıyor ve ‘Acaba biz de yapabilir miyiz?’ diye soruyorlar. Elbette yapabilirler. Bazı erkek ustalarımız bir bakıyorlar, ‘Kadın yapar mı? Bu işler bizim işlerimiz.’ Hayır yapabilirler. Bu işler sizin işleriniz değil. Kadınların zarif ellerinden çıkan tespihler çok daha ince işçilik taşıyor" şeklinde konuştu.
10 Mayıs 2026 Pazar - 11:55 Bakan Uraloğlu: "Demiryolunda 2017 yılından bu yana yaklaşık 9 milyon engelli yolcumuza ücretsiz hizmet verdik" Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, ‘Dünya Engelliler Haftası’ dolasıyla "Demiryolunda 2017 yılından bu yana yaklaşık 9 milyon engelli yolcumuza ücretsiz hizmet verdik" dedi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 10-16 Mayıs tarihlerini kapsayan ‘Dünya Engelliler Haftası’ vesilesiyle açıklamalarda bulundu. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak 2002’den bu yana Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘önce insan’ vizyonuyla hareket ettiklerini vurgulayan Bakan Uraloğlu, "Bakanlık olarak herkes için erişilebilir bir ulaşım sistemi için çalışmalarımıza devam ediyoruz" ifadesini kullandı. "Turuncu Masa uygulaması ile bugüne kadar 87 bin 795 yolcumuza destek olduk" Hareket kabiliyeti kısıtlı bireylerin hızlı tren terminallerinde güvenli dolaşımını sağlamak amacıyla 2019 yılında ‘Turuncu Masa Erişilebilir Ulaşım Hizmet Noktası’ uygulamasını hayata geçirdiklerini hatırlatan Uraloğlu, şu ifadelere yer verdi: "Uygulamayla, engelli bireyler gar veya istasyon girişinde belirlenen yerden alınarak trendeki seyahat edeceği koltuğa yerleştiriliyor ve seyahat sonunda trenden alınarak gar veya istasyon çıkışındaki hizmet noktası butonunun bulunduğu noktaya kadar ulaştırılıyor. Turuncu Masa Uygulamasını tüm ulaşım türlerinde hizmet veren terminallerde yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalarımıza devam ediyoruz. 27 YHT garımızda Turuncu Masa hizmeti veriyoruz. Bugüne kadar 87 bin 795 yolcumuza destek olduk." ifadelerini kullandı. "119 İstasyonda erişilebilirlik uygulamalarını fiilen tamamlayarak vatandaşlarımızın hizmetine sunduk" TCDD Genel Müdürlüğünün de erişilebilir ulaşım vizyonuyla gar, istasyon ve peronlarda kapsamlı bir erişilebilirlik dönüşümü gerçekleştirdiğini belirten Uraloğlu, "Erişilebilir ulaşım vizyonu doğrultusunda sürdürülen çalışmalar kapsamında bugüne kadar 130 adet istasyona ilişkin proje çalışmalarını tamamladık. 119 adet istasyonda erişilebilirlik uygulamalarını fiilen tamamlayarak vatandaşlarımızın hizmetine sunduk" diye konuştu. "42 Havalimanımız Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’ndan Erişilebilirlik Belgesi’ne sahiptir" Havalimanlarında da erişilebilirlik standartlarını yaygınlaştırdıklarını dile getiren Uraloğlu, "Turuncu Masa hizmetimizi 3 havalimanımızda da başlattık. 38 havalimanımız Engelsiz Havalimanı Kuruluşu unvanına, 42 havalimanımız ise Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’ndan Erişilebilirlik Belgesi’ne sahiptir" şeklinde konuştu. Uraloğlu ayrıca, denizcilik sektöründe de Engelsiz Denizler Projesi ile yolcu gemilerinde rampalı girişler, asansörler ve engelli tuvaletleri zorunlu hale getirdiklerini kaydetti. "Demiryolunda 2017 yılından bu yana yaklaşık 9 milyon engelli yolcumuza ücretsiz hizmet verdik" Engelli bireylerin seyahatlerini daha kolay hale getirebilmek için Yüksek Hızlı Tren ve ana hat trenlerinde ücretsiz seyahat uygulamasının sürdürüldüğünü vurgulayan Uraloğlu, "Ücretsiz seyahat hakkı kapsamında, demiryolunda 2017 yılından bu yana yaklaşık 9 milyon engelli yolcumuza ücretsiz hizmet verdik. Karayolu ulaşımında da 2025’te 1 milyon 784 bin 410, 2026 yılının ilk dört ayında ise 356 bin 771 engelli vatandaşımız şehirlerarası otobüslerde yüzde 40’a varan indirimlerden faydalandı" dedi. Haberleşmede engelsiz hizmetler Haberleşme sektöründe, e-Devlet Kapısı’nda işaret diliyle destek sunan Engelsiz Çağrı Merkezini hayata geçirdiklerini hatırlatan Uraloğlu, e-Devlet İletişim Merkezinin, Temmuz 2015 tarihinde web adresi üzerinden, Ağustos 2018 tarihinde ise mobil üzerinden arayan işitme engelli vatandaşlara görüntülü ve yazılı olarak online hizmet vermeye başladığını söyledi. Uraloğlu, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "e-Devlet İletişim Merkezimizden, bugüne kadar web üzerinden toplam 43 bin 871 mobil üzerinden de 10 bin 375 olmak üzere toplam 54 bin 246 işitme engelli vatandaşımıza hizmet verildi. PTT eliyle de engelli vatandaşlarımız aylıklarını evlerinde teslim alabiliyor. Türkiye Kart ile engelli ve gazi vatandaşlarımıza ulaşımda da yeni imtiyazlar sağlıyoruz."
10 Mayıs 2026 Pazar - 11:10 ATO Başkanı Baran’dan vergi reformu çağrısı: "Sistemin bütüncül bir bakış açısıyla yeniden değerlendirilmesi gerekiyor" Ankara Ticaret Odası (ATO) Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, "Vergi sisteminde sürekli değişikliğe ihtiyaç duyulmaması için, üretimi, yatırımı, ihracatı, kayıtlı ekonomiyi ve adaleti esas alan bütüncül bir bakış açısıyla yeniden değerlendirilmesi gerekiyor" dedi. ATO Başkanı Gürsel Baran, yazılı bir açıklama yaparak, vergiye yönelik düzenlemeleri de içeren Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni değerlendirdi. Baran, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen teklif içerisinde üretim, ihracat, teknoloji yatırımları ve yabancı sermayeyi teşvik eden olumlu başlıklar bulunduğunu kaydederek "Üretimi ve yatırımı teşvik eden her adımı değerli buluyoruz. Özellikle sanayi sicil belgesine sahip üretici firmalara sağlanan kurumlar vergisi indirimini olumlu bir adım olarak değerlendiriyoruz" dedi. Döviz ve altın girişini teşvik eden, varlık barışı dahil olmak üzere teklif içinde yer alan düzenlemelerin, etkisinin sınırlı ve kısa vadeli kalmaması için öncelikli olarak atılması gereken adımın vergi sisteminin bütüncül bakış açısıyla ele alınması olacağının altını çizen Baran, vergi sisteminin sürekli ve parça parça değişikliklerle yönetilmesinin hem mükellef hem de kamu açısından sürdürülebilir olmadığını söyledi. Vergide ivedi olarak bütünsel bir reforma ihtiyaç duyulduğunu belirten Baran, "Vergi sisteminde yapılan her yeni düzenleme, sistemin başka bir alanında yeni bir başka ihtiyacın ortaya çıkmasına neden oluyor. Vergi sisteminde sürekli değişikliğe ihtiyaç duyulmaması için, üretimi, yatırımı, ihracatı, kayıtlı ekonomiyi ve adaleti esas alan bütüncül bir bakış açısıyla yeniden değerlendirilmesi gerekiyor" diye konuştu. Baran, iş dünyasının yatırım planlarını günlük ya da yıllık değil uzun vadeli yaptığını hatırlatarak, sürekli değişen vergi düzenlemelerinin öngörülebilirliği zayıflattığını kaydetti. Vergide tek oran Türkiye’de halen yürürlükte olan Gelir Vergisi Kanunu’nun 60 yılı aşkın süre önce hazırlandığını ve yıllar içinde çok sayıda değişikliğe uğradığını belirten Baran, bu durumun hem yatırım kararlarını zorlaştırdığını hem de mükellefler üzerinde ciddi bir uyum maliyeti oluşturduğunu söyledi. Baran, sık değişen mevzuatın vergi sisteminde öngörülebilirliği azalttığını kaydetti. Baran, yaklaşık 20 yıl önce önemli bir reform niteliği taşıyan 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu ile kurumlar vergisi oranının yüzde 30’dan yüzde 20’ye düşürüldüğünü ve Türkiye’nin bu sayede vergide rekabetçi ülkeler arasında yer aldığını hatırlattı. Aradan geçen süreçte yapılan çok sayıdaki düzenleme nedeniyle sistemin yamalı bohçaya dönüştüğünü ifade eden Baran, bugün yüzde 18 ile yüzde 30 arasında değişen farklı oranların uygulandığı karmaşık bir yapının ortaya çıktığını söyledi. Dijitalleşmedeki kolaylıklar mükellefe de yansıtılmalı Vergi Usul Kanunu’nun da günün ekonomik gerçeklerine cevap vermekte zorlandığını ifade eden Baran, mevzuatta hala kağıt ortamındaki vergi sisteminin izlerinin bulunduğunu belirtti. Dijitalleşen ekonomi ve değişen ticaret yapısına dikkat çeken Baran, "Çağdaş vergi sistemlerinin temel unsurlarından biri olan mükellef haklarının daha güçlü bir şekilde mevzuata ve idari uygulamalara yansıtılması gerekiyor" dedi. E-haciz uygulamaları Kamu alacaklarının tahsiline ilişkin 6183 sayılı Kanun’un uygulamada mükellefler açısından önemli sorunlara yol açtığını belirten Baran, kamu alacakları nedeniyle borç tutarının üzerinde tüm banka hesaplarına uygulanan e-haciz işlemlerinin işletmelerin ticari faaliyetlerini durma noktasına getirebildiğini söyledi. KDV sistemi sadeleşmeli KDV sistemine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Baran, uzun süredir devreden KDV sorununun iş dünyasının finansman yükünü artırdığını belirterek, "Birden çok oranda kullanılan, alışta ve satışta farklı oranlarda uygulanan KDV sistemi sadeleşmeli, iade süreçleri hızlanmalı ve işletmelerin üzerinde finansman baskısı oluşturan uygulamalar gözden geçirilmeli" dedi. Sade, güven veren, anlaşılır ve uygulanabilir bir yapı Vergi sisteminde sadeleşmenin önemine dikkat çeken Baran, mükellef haklarını esas alan, kayıt dışılıkla mücadelede güven veren, anlaşılır, uygulanabilir ve uyum maliyeti düşük bir yapının kritik önemde olduğunu belirtti. Baran, "Vergi sistemini, temel amacı yalnızca gelir toplamak olan bir yapı olarak düşünmekten ve böyle inşa etmekten vazgeçmeliyiz. Vergi sistemi üretimi destekleyen, yatırımı artıran, istihdamı koruyan ve rekabet gücünü yükselten bir yapı olarak yeniden inşa edilmelidir. Vergi tabanını genişleten, kayıt dışılığı azaltan, dolaylı vergilerin yükünü hafifleten, vergiye uyumlu mükellefi gözeten, aflara son veren kapsamlı bir reforma ihtiyaç var. Parçalı değişiklikler vergi ödeyenlere de devlete de uzun vadede fayda sağlamıyor. Ekonominin tüm çarklarını uyum içinde döndürmenin ve refah toplumuna gitmenin yolu vergide adaletten ve kapsayıcılıktan geçmektedir. Bilhassa kurumlar vergisinde yapılması öngörülen indirimin daha kapsayıcı olarak tüm mükellefleri ve faaliyet alanlarını kapsayacak şekilde tek oranlı bir sisteme dönüştürülmesi, vergi tekniği açısından zorunlu olanlar dışında tüm indirim, istisna ve muafiyetlerin kaldırılması en uygun adım olacaktır" diye konuştu. Reform sürecinde iş dünyası ile istişare Baran, reform sürecinde iş dünyasının görüş ve beklentilerinin dikkate alınmasının önemine işaret ederek, kamu ile özel sektör arasında güçlü istişare mekanizmalarının, örneğin bir vergi reform komisyonunun oluşturulmasının Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir büyümesine katkı sağlayacağını kaydetti.
TVHB Başkanı Eroğlu: "Geçmişten bugüne mesleğimize emek veren tüm meslektaşlarımızı saygı ve minnetle anıyoruz"
09 Mart 2026 Pazartesi - 10:57 TVHB Başkanı Eroğlu: "Geçmişten bugüne mesleğimize emek veren tüm meslektaşlarımızı saygı ve minnetle anıyoruz" Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB) Başkanı Ali Eroğlu, "Kuruluş yıl dönümümüzde, geçmişten bugüne mesleğimize emek veren, katkı sunan tüm meslektaşlarımızı saygı ve minnetle anıyoruz" dedi. TVHB’nin kuruluşunun 72. yıl dönümü dolayısıyla yazılı açıklama yapan Başkanı Eroğlu, bu özel günde geçmişten bugüne meslek adına emek veren tüm meslektaşlarını saygı ve minnetle andığını ifade etti. Aynı zamanda Eroğlu, veteriner hekimlerin mesleki yetki ve haklarının korunmasının, TVHB’nin temel öncelikleri arasında olduğunu belirtti. "Veteriner hekimlik mesleği hayvan sağlığı ve refahından hayvansal üretime çok geniş bir sorumluluk alanına sahip" Ali Eroğlu, şu ifadelere yer verdi: "Türk Veteriner Hekimleri Birliği, 72 yıl önce 9 Mart 1954 tarihinde 6343 sayılı Kanunla kurulmuş, ülkemizdeki tüm veteriner hekimleri temsil eden, kamu kurumu niteliğinde ve tüzel kişiliğe haiz bir meslek örgütüdür. 72. kuruluş yıl dönümümüzü kutlarken, mesleğimizin köklü geçmişini, toplum sağlığına katkılarını ve geleceğe dair sorumluluklarımızı bir kez daha hatırlamak isteriz. Veteriner hekimlik mesleği; hayvan sağlığı ve refahından hayvansal üretime, gıda güvenliğinden halk sağlığına, çevre sağlığından biyogüvenliğe, antimikrobiyal dirençten iklim değişikliği ile mücadeleye kadar çok geniş bir sorumluluk alanına sahiptir. Küresel salgınlar, gıda krizleri, hayvan kaynaklı hastalıklar ve çevresel tehditler, veteriner hekimliğin hayati rolünü her geçen gün daha da ön plana çıkarmaktadır. Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak, mesleğimizin yetki ve sorumluluk alanına giren bu konularda, ilgili bakanlıklar, kamu kurumları, özel sektör ve diğer meslek örgütleriyle etkin bir diyalog zemini oluşturarak ortak stratejiler geliştirmeye, mesleğimizin toplumsal katkısını güçlendirmeye devam ediyoruz. Bilim ve teknolojideki hızlı değişime uyum sağlayan, eğitimde kaliteyi esas alan ve mesleki hakları kararlılıkla savunan bir anlayışla çalışmalarımızı sürdürüyoruz." "Bilimsel mirası geleceğe taşıma kararlılığımızı bir kez daha vurguluyoruz" Dünyanın ilk veteriner fakültesinin 1762 yılında Fransa’da Claude Bourgelat tarafından kurulmasının, bilimsel veteriner hekimliğin başlangıcını simgelediğini vurgulayan Eroğlu, "Louis Pasteur’ün kuduz aşısını geliştirmesi, Bernhard Bang’in bruselloz etkenini ortaya koyması, Sir John McFadyean’ın veteriner patolojisine yaptığı katkılar gibi pek çok bilimsel başarı, mesleğimizin insanlık tarihindeki vazgeçilmez yerini kanıtlamıştır. Bu öncü bilim insanlarını saygıyla anıyor, onların bilimsel mirasını geleceğe taşıma kararlılığımızı bir kez daha vurguluyoruz" diye konuştu. 183 yıllık köklü geçmiş Ali Eroğlu, Türkiye’de veteriner hekimliği eğitiminin 1842 yılında Mekteb-i Harbiye bünyesinde başladığını hatırlatarak, veteriner hekimlerin Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana halk sağlığı, hayvan sağlığı, gıda güvenliği ve kırsal kalkınma alanlarında önemli görevler üstlendiğini belirtti. Eroğlu ayrıca, Türk veteriner hekimliğinin gelişimine katkı sunan Şefik Kolaylı, Süreyya Tahsin Aygün ve Mehmet Akif Ersoy gibi isimleri de andı. "Veteriner hekimlerin mesleki yetki ve haklarını korumak, birliğimizin temel öncelikleri arasındadır" Toplum sağlığının, veteriner hekimlerin katkısı olmadan tam anlamıyla korunamayacağının altını çizen Eroğlu, "Hayvanlardan insanlara bulaşan zoonotik hastalıklarla mücadelenin yanı sıra, gıda güvenliğinin sağlanması ve sürdürülebilir hayvancılık uygulamaları için veteriner hekimlerin bilimsel bilgi ve deneyimine duyulan ihtiyaç her geçen gün artmaktadır. Bu noktada, veteriner hekimlerin mesleki yetki ve haklarını korumak, alan dışı müdahalelere karşı durmak ve mesleğimizin geleceğini güvence altına almak, birliğimizin temel öncelikleri arasındadır. Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak, mesleğimizin yüksek standartlarını oluşturmak, meslek onurunu yüceltmek ve toplumumuza en kaliteli hizmeti sunmak için kararlılıkla çalışıyoruz. Fiili hizmet süresi, sağlık meslek grubu statüsü, sağlıkta şiddetin önlenmesi, kamuda istihdamın artırılması, çalışan ve emekli veteriner hekimlerimizin özlük haklarının iyileştirilmesi ve mesleki haklarımızın korunması gibi pek çok alanda aktif çalışmalar yürütmekteyiz" şeklinde konuştu. "Geçmişten bugüne mesleğimize emek veren tüm meslektaşlarımızı saygı ve minnetle anıyoruz" Ali Eroğlu’nun açıklamasında şu ifadeler yer aldı: "Eğitim kalitesinin artırılması, veteriner fakültelerinin fiziki altyapı ve akademik kadro açısından güçlendirilmesi, ihtiyaç analizine dayalı fakülte planlaması yapılması, meslek içi eğitim programlarının yaygınlaştırılması ve veteriner hekimlikte uzmanlaşma süreçlerinin güçlendirilmesi, mesleğimizin geleceği açısından hayati öneme sahiptir. Eğitimde standartı yakalayamayan bir mesleğin, gelecekteki sürdürülebilirliği tehlikeye girecektir. Tüm bu çalışmalarımızın temelinde, mesleğimizin tarihi birikiminden aldığımız güç ve meslektaşlarımızın özverili katkıları yer almaktadır. Mesleğimizin bugünlere gelmesinde emeği geçen her bir veteriner hekimin, ortaya koyduğu çaba ve fedakârlık, geleceğe yönelik sorumluluklarımızı da şekillendirmektedir. Kuruluş yıl dönümümüzde, geçmişten bugüne mesleğimize emek veren, katkı sunan tüm meslektaşlarımızı saygı ve minnetle anıyoruz."
TVHB Başkanı Eroğlu, TVHB’nin 72. yıl dönümünü kutladı
09 Mart 2026 Pazartesi - 10:20 TVHB Başkanı Eroğlu, TVHB’nin 72. yıl dönümünü kutladı Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB) Başkanı Ali Eroğlu, 9 Mart 1954 yılında kurulan TVHB’nin 72. yıl dönümünü kutladı. Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB) Başkanı Ali Eroğlu, TVHB’nin kuruluşunun 72. yıl dönümü sebebiyle açıklamada bulundu. Eroğlu, TVHB’nin 9 Mart 1954 yılında kuruluş kararının alınıp 18 Mart 1954 yılında Resmi Gazete’de yayımlanarak kurulduğunu belirtti. Eroğlu, "Bugün 72. kuruluş yıl dönümümüz. Bu vesileyle 7 Mart Cumartesi günü Kahramanmaraş’ta 72. kuruluş yıl dönümü programı içerisinde bir iftar yemeği düzenledik. Geçen yıl aynı etkinliği Hatay’da gerçekleştirmiştik. Bu yıl da Kahramanmaraş’ta etkinlik oldu. TVHB’nin kamu kurumu niteliğinde olması önemli. Bugün itibariyle kendisine bağlı 8 bölge ve 64 il olmak üzere 72 tane veteriner hekimleri odamız mevcut. Kamuda, özelde ve serbest olarak mesleğini yürüten yaklaşık 45 bini geçen veteriner hekim mevcut. Bunların tamamını temsil eden bir özelliği var" diye konuştu. "Mesleğini serbest ve özel olarak icra eden veteriner hekimler için bu odalara üye olmak zorunlu" 1980 yılına kadar veteriner hekim olan herkesin veteriner hekimler odasına üye olmasının mecburi olduğunu vurgulayan Eroğlu, "Ancak 80’den sonra kaldırıldığı için kamuda çalışanların üyeliği isteğe göre. Ama mesleğini serbest ve özel olarak icra eden veteriner hekimler için bu odalara üye olmak zorunlu" ifadelerini kullandı. "Veterinerlik çok önemli şahsiyetler yetiştirmiş bir meslektir" Osmanlı’da bilimsel olarak veteriner hekimlik kavramının 1842 yılında başladığını kaydeden Eroğlu, "Veterinerlik çok önemli şahsiyetler yetiştirmiş bir meslektir. Mehmet Akif Ersoy, istiklal şairimiz, veteriner hekimdir. O zamanki adı baytar mektebi şeklinde olan okulun 1893 yılında birincilikle mezun olan öğrencisidir. Genel müdür yardımcılığına kadar yükselmiş, idari görevlerde bulunmuştur. Ayrıca sahayı gezmiş, Türkiye sahasını, Suriye tarafını, balkanları gezmiştir. Hatta arkadaşları hatıralarında, ‘Akif, at sırtında baytarlığın vermiş olduğu sorumluluğu yerine getirmek için doğuyu, Anadolu’yu karış karış gezip Anadolu insanını tanımasaydı İstiklal Marşı’nı yazamazdı’ diyor" şeklinde konuştu.
Göçmen kuşların uğrak noktası Türkiye: 2025’te 34 bin 360 kuş halkalandı
09 Mart 2026 Pazartesi - 09:57 Göçmen kuşların uğrak noktası Türkiye: 2025’te 34 bin 360 kuş halkalandı Geçen yıl 3 farklı halkalama istasyonunda yürütülen çalışmalar kapsamında 179 türden 34 bin 360 kuş halkalandı. Yüz yılı aşkın süredir dünya genelinde kullanılan standart bir bilimsel yöntem olan kuş halkalama çalışmaları sayesinde; kuş türlerinin göç stratejileri, konaklama ve kışlama alanları, üreme bölgeleri, yaşam süreleri ve hayatta kalma oranları hakkında önemli veriler elde ediliyor. Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü tarafından 2025 yılında gerçekleştirilen kuş halkalama çalışmalarına ilişkin ‘Türkiye Ulusal Halkalama Çalışmaları 2025 Raporu’ hazırlanırken, rapordaki veriler İHA muhabiri tarafından derlendi. Hazırlanan raporda, Türkiye’nin kritik göç yolları üzerinde bulunan kuş popülasyonlarının korunması ve bilimsel olarak izlenmesine yönelik önemli bulgular ortaya konuldu. DKMP Genel Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülen çalışmalar, binlerce kuşun göç stratejileri ve yaşam döngülerinin belirlenmesini sağladı. En çok halkalama Iğdır’da yapıldı Geçen yıl 3 halkalama istasyonunda toplam 179 farklı türden 34 bin 360 birey halkalandı. Aras Kuş Araştırma ve Eğitim Merkezi, en fazla türün gözlemlendiği ve en çok kuşun halkalandığı istasyon oldu. En fazla halkalanan türler arasında ilk beşte karabaşlı ötleğen, kızılgerdan, çıvgın, söğütbülbülü ve boz ötleğen yer aldı. Genel Müdürlük tarafından yürütülen koruma ve kontrol faaliyetleri kapsamında el konulan ve doğaya dönmesi uygun görülen kuşlara da halkalama işlemi uygulandı. Bu çerçevede 22 farklı türden 100 kuş, tedavi süreçlerinin ardından halkalanarak yeniden doğaya kazandırıldı. Halkalandıktan 8 yıl sonra Türkiye’de Aynı zamanda 2025 yılında 13 türden 31 kuşa ait geri bildirim verisi elde edildi. En eski geri bildirim, 2017 yılında İsrail’de halkalanan bir küçük sumruya ait oldu. Söz konusu birey, halkalandıktan yaklaşık 8 yıl sonra Türkiye’de canlı olarak gözlemlendi. Uzak mesafeden gelen bildirim En uzak mesafeden elde edilen geri bildirim ise 2024 yılında Sinop’ta halkalanan bir leyleğe ait oldu. 12 Haziran 2024 tarihinde Sinop’un Saraydüzü ilçesinde halkalanan leylek, 9 Mart 2025 tarihinde yaklaşık 7 bin 182 kilometre uzaklıktaki Güney Afrika Cumhuriyeti’nde canlı olarak gözlemlendi. Türkiye’de Iğdır Aras Kuş Araştırma ve Eğitim Merkezi, Ankara Eymir Kuş Halkalama İstasyonu ile Boğazkent Uygulamalı Çevre Eğitimi ve Kuş Halkalama İstasyonu’nda yürütülen bu çalışmalar; Türkiye’nin kuş bilimi ve doğa koruma alanında uluslararası düzeydeki katkılarını güçlendirirken, yerel halk ve öğrencilerde doğa bilincinin gelişmesine de katkı sağlıyor.
Ara tatil ile ilgili anket sonuçları açıklandı: Katılanların yüzde 80.5’i ‘kaldırılmasın’ diyor
09 Mart 2026 Pazartesi - 09:56 Ara tatil ile ilgili anket sonuçları açıklandı: Katılanların yüzde 80.5’i ‘kaldırılmasın’ diyor Türk Eğitim-Sen, ara tatil ile ilgili yaptığı anket sonuçlarını paylaştı. Buna göre ankete katılanların yüzde 80.5’i ara tatilin kaldırılmaması yönünde oy verdi. Türk Eğitim-Sen ara tatil ile ilgili Türkiye genelinde 2 bin 748 kişiyle bir anket yaptı. Birer haftalık ara tatiller üzerine katılımcıların görüşlerini belirlemek amacıyla yapılan ankette, ‘birer haftalık ara tatiller kaldırılmalı mıdır?’ sorusuna ‘hayır’ yanıtını verenler yüzde 80,5 oranında açık bir çoğunluk oluştururken, ara tatillerin kaldırılması gerektiğini düşünenlerin oranı ise yüzde 19,5 olduğu belirtildi. Ayrıca, anaokulu/anasınıfında görev yapan öğretmenlerin yüzde 82,9’u ara tatillerin kaldırılmasına karşı çıkarken, yüzde 17,1’i kaldırılması gerektiğini belirtti. Bunu yanı sıra ilkokulda da benzer bir tablo seyredildi. İlkokulda görev yapan öğretmenlerin yüzde 81,3’ü ara tatilin kaldırılmasına ‘hayır’, yüzde 18,7’sinin ‘evet’ yanıtını verdiği ifade edildi. Lisede de ciddi bir fark var Lise kademesinde ise dikkat çekici bir farklılık ortaya çıktığı yapılan ankette gözler önüne serildi. Lisede görev yapan öğretmenlerin yüzde 24,6’sı ara tatillerin kaldırılması gerektiğini düşünürken, yüzde 75,4’ü ise kaldırılmasına karşı çıktığı açıklandı. Bu oran, diğer kademelere kıyasla ara tatillerin kaldırılmasını savunanların en yüksek olduğu grubun lise öğretmenleri olduğunu gösterdi. Baskın görüş, ara tatillerin kaldırılmaması yönünde Türk Eğitim-Sen yapılan anket sonuçlarına göre, katılımcıların büyük çoğunluğunu ara tatillerin kaldırılmaması gerektiği yönünde olduğunu belirtti. Lise kademesinde kaldırılmasını isteyenlerin oranının diğer kademelere kıyasla biraz daha yüksek seyretmesi ise, lise düzeyinde sınav ve akademik takvim baskısının, müfredat yetiştirme kaygısının ve öğretim sürecindeki yoğunluğun ara tatil algısını daha eleştirel yönde etkileyebileceğini ifade eden Türk-Eğitim-Sen, Bakanlığa konuyla ilgili çağrıda bulundu. En büyük neden psikoloji Türk Eğitim-Sen, yapılan araştırmada ‘Birer haftalık ara tatiller kaldırılmalı mıdır?’ sorusuna ‘Hayır’ yanıtı veren katılımcıların gerekçeleri incelediğinde, en yüksek düzeyde dile getirilen gerekçenin ‘psikolojik iyi oluş halinin artması ve stresin azalması’ olduğunu belirtti. Bu ifadenin yüzde 18,4 oranında belirtilmiş olup, ‘hayır’ diyen katılımcıların yüzde 82,5’i tarafından paylaşıldığı vurgulandı. Bunu sırasıyla ‘ailelerin birlikte zaman geçirmesini sağlıyor’ (yüzde 16,7), ‘öğretmenlerin derse hazırlık sürecini olumlu etkiliyor’ (yüzde 16,5) ve ‘öğrencilerin öğrenme isteği, dikkati ve okula yönelik motivasyonunu artırıyor" (yüzde 16,2) gerekçeleri izlendiğini ifade eden Türk Eğitim-Sen, bu nedenlerin ara tatillerin hem öğrenci, hem aile, hem de öğretmen boyutunda çok yönlü olumlu etkiler oluşturduğuna işaret ettiğini belirtti. Ayrıca ‘sosyal faaliyetlere yeterli zaman ayrılıyor’ (yüzde 15,5) ve ‘okul dışı etkinliklerin öğrenme sürecini desteklemesi’ (yüzde 13,9) gerekçeleri de belirtildi. ‘Diğer’ nedenlerin ise yüzde 2,8 ile sınırlı kaldığı açıklandı. ‘Evet’ diyenlerin büyük çoğunluğu ‘tatil sonrası öğrencilerde motivasyonun azalmasına neden oluyor’ gerekçesini ortaya sundu Araştırmada ‘Birer haftalık ara tatiller kaldırılmalı mıdır?’ sorusuna ‘evet’ yanıtı veren katılımcıların görüşlerinin gerekçeleri incelendiğinde, katılımcıların en fazla belirttiği nedenler arasında ‘tatil sonrası öğrencilerde motivasyonun azalmasına neden oluyor’ ve ‘okula dönüş sürecinde uyum sağlamada zorluklar oluyor’ ifadelerinin öne çıktığı belirtildi. Her iki gerekçe ara tatiller kaldırılmalıdır diyenlerin yüzde 23,4’ünü oluşturduğu açıklandı. Bu durum, ara tatillerin özellikle öğrencilerin psikolojik ve davranışsal uyumu üzerinden eleştirildiğini gösterdiği ifade edildi. "Raporun en dikkat çekici sonucu, öğretmenlerin büyük çoğunluğunun ara tatillerin kaldırılmasına karşı olmasıdır" Anket sonuçlarını değerlendiren Türk Eğitim Sen Genel Başkanı Talip Geylan, ara tatillerin öğretmenler tarafından yalnızca bir dinlenme arası olmadığını belirterek, "Milli Eğitim Bakanlığı birer haftalık ara tatillerin kaldırılması konusunu gündemine almıştır. Konuya ilişkin en sağlıklı değerlendirmenin öğretmenler tarafından yapılacağı açıktır; zira öğretmenler eğitim sahasının doğrudan ve yansıtıcı unsurudur. Türk Eğitim-Sen olarak bu çerçevede yüz yüze bir anket çalışması düzenleyerek, öğretmenlerin ara tatillere yönelik bakış açısını tespit ettik. Buna göre raporun en dikkat çekici sonucu, öğretmenlerin büyük çoğunluğunun ara tatillerin kaldırılmasına karşı olmasıdır. ‘Ara tatiller kaldırılmalı mı?’ sorusuna verilen yanıtlarda ‘hayır’ diyenlerin yüzde 80,5 oranında açık ara önde olduğu, ‘Evet’ diyenlerin ise sınırlı kaldığı görülmektedir. Bu durum, ara tatillerin öğretmenler tarafından yalnızca bir dinlenme arası değil; eğitim sürecini destekleyen, öğretmen ve öğrencinin yeniden toparlanmasını sağlayan bir ara dönem olarak değerlendirildiğini göstermektedir. Gerekçeler incelendiğinde, kaldırılmasını isteyenler tatil sonrası motivasyon düşüşü ve uyum sorunlarını vurgularken; ara tatillerin kaldırılmasına karşı çıkanların gerekçeleri daha çok öğrencinin ve öğretmenin psikolojik olarak rahatlaması, stresin azalması, öğrenme motivasyonunun yeniden yükselmesi, aile içi etkileşimin artması ve öğretmenin derslere hazırlık sürecinin daha sağlıklı yürütülmesi etrafında yoğunlaşmaktadır" ifadelerine yer verdi. "Rapor, geniş katılımlı yapısıyla sahadan güçlü bir geri bildirim sunmakta" Ara tatilin hem öğretmenler, hem öğrenciler hem de veliler için var olması gerektiğini ifade eden Geylan, "Bu tablo, ara tatilin yalnızca ‘dinlenme’ değil; öğrenci-öğretmen-aile üçgeninde eğitim sürecini yeniden düzenleyen ve sürdürülebilir kılan bir denge aralığı olarak görüldüğünü göstermektedir. Özellikle psikolojik iyilik hali vurgusu, son yıllarda eğitim ortamlarında sıkça tartışılan tükenmişlik, kaygı, davranış problemleri ve iş yükü gibi başlıklarda ara tatilin dolaylı bir destek işlevi üstlendiğini düşündürmektedir. Genel olarak rapor, geniş katılımlı yapısıyla sahadan güçlü bir geri bildirim sunmakta; karar süreçlerinde öğretmen görüşlerinin ve kademeler arası farklılıkların dikkate alınmasının önemini ortaya koymaktadır. Bu nedenle raporun ortaya koyduğu tablo, karar süreçlerinde öğretmenlerin geniş çoğunluğunun eğilimlerini dikkate alan ve ara tatilin niteliğini artırmaya dönük tamamlayıcı adımları önceleyen bir yaklaşımın daha gerçekçi ve uygulanabilir olacağına işaret etmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın sahadan yansıyan bu güçlü sese kulak vermesini; eğitim politikalarını belirlerken öğretmenlerin görüş ve değerlendirmelerini esas almasını bekliyor ve talep ediyoruz" cümlelerine yer verdi.