Yerel Haberler
Antalya
İkiz bebeklerinin fotoğraflarını çekerek başladı, evinin bir odasını stüdyoya çevirdi
27 Şubat 2026 Cuma - 12:32 İkiz bebeklerinin fotoğraflarını çekerek başladı, evinin bir odasını stüdyoya çevirdi Antalya’nın Serik ilçesinde hobi olarak ikiz bebeklerinin fotoğraflarını çekerek başladığı fotoğrafçılıkta eşinin desteğiyle profesyonelliğe adım atan genç kadın, evinin bir odasını stüdyoya çevirdi. İlçenin tek doğum ve bebek fotoğrafçısı olan Ebru Dinç Toköz, "Hayalinizin peşinden muhakkak gidin" dedi. Antalya’nın Serik ilçesinde yaşayan 7 yıllık evli ve ikiz çocuk annesi Ebru Dinç Toköz, hobi olarak ikiz bebeklerinin fotoğrafını çekerek başladığı hamile ve bebek fotoğrafçılığında profesyonelliğe adım attı. Eşinin de desteğiyle Diyarbakır ve Adana’daki usta isimlerden eğitimler alarak 2 yıl önce profesyonel kariyerine adım atan Toköz, evinin bir odasını stüdyoya çevirerek, açtığı "Ebru’nun Kadrajı" isimli sosyal medya hesabı ile ilçenin tek doğum ve bebek fotoğrafçısı oldu. Hobi olarak başladı, profesyonelliğe adım attı Üniversiteden maliye bölümünden mezun olduğunu ve lisans yaptığını belirten Ebru Dinç Toköz, fotoğrafçılığa ikiz bebeklerinin yeni doğan ve yaş günü çekimlerini yaparak başladığını belirtti. Eşinin kendisini bu konuda desteklediğini ve profesyonel eğitim almaya yönlendirdiğini belirten Toköz, "Maliye mezunuyum, maliyeye çok yönelmek istemedim açıkçası, kendi işimi yapmak istedim. Biraz da merakım olduğu için bu yönde de kendimi ilerlettim, eğitimlerimi de aldım. İkiz bebeklerimin yeni doğan çekiminden yaş çekimlerine kadar bütün hepsini yaptırdık. Benim biraz fotoğraf çekmeye merakım vardı zaten. Eşim de bu konuda beni destekledi. Onun desteğiyle böyle home-office şeklinde bir stüdyomuz oldu. Çekimlerimi o şekilde yapıyorum. Onun da desteğiyle böyle güzel bir meslek sahibi oldum aslında" dedi. "Ailelerden güzel geri dönüşler oluyor" İlçedeki ailelerin hamilelik dönemlerinde ve bebeklerinin profesyonel çekimlerini yaptırmak için ya Antalya merkez ya da Manavgat’a gitmek zorunda olduğunu belirten Toköz, "Evden çalışıyorum, evimin bir odasını stüdyoya çevirdim. İkizlerimden dolayı bir yer açmayı düşünmedim aslında. Hem onlarla ilgilenip hem işimi yapmayı düşündüm. O şekilde başladık. Ailelerimden geri dönüşler çok güzel. Özellikle Serik’teki ailelerimden, çünkü hep burada profesyonel bir şekilde bu işin olmadığını düşünüyorlar. Genelde çekimlere Antalya’ya ya da Manavgat’a gitmek zorunda kaldıklarını söylüyorlardı, gayet memnunlar" ifadelerini kullandı. "Çocukları sevdiğim için bu iş bana zor gelmiyor" İşini severek yaptığını söyleyen Ebru Dinç Toköz, "Hem ikiz bebek, hem ev hanımlığı, hem iş, bu üçünü birleştirince zor olmuyor mu diye soruyorlar. Alıştım artık, çünkü işimi severek yapıyorum, çocukları seviyorum. Çocukları sevdiğim için bu iş bana zor gelmiyor. Eşimin de desteği olunca bu zor işler bana kolaylaşıyor. Yeni doğan çekimleri yapıyorum, hamile çekimleri yapıyorum. 1 yaş, 2 yaş, 3 yaş, aile çekimleri, doğum çekimleri de yapıyorum bunun yanı sıra. Hastanelere gidip doğum çekimlerine de giriyorum. Hayalinizin peşinden muhakkak gidin. Ben yapamam, benim destekçim yok diye düşünmeyin. En büyük destekçiniz kendinizsiniz. Tabii eşiniz de bu konuda çok önemli. Benim eşim de destek olduğu için ben belki buralara geldim bugün. Ama hayallerinizin peşinden gidin ve asla ’Ben bunu yapamam, işte o kadar vaktim yok’ gibi şeyler düşünmeyin, eminim yapabilirsiniz" şeklinde konuştu. "Kendi okuduğu bölüme ilgisi yoktu" Eşinin fotoğraf çekmeye ilgisini fark ettiğinde bu alanda kendisini geliştirmesi için destek olduğunu söyleyen Haluk Toköz ise, "Eşimin bu yolculuğunda en büyük destekçisi ben oldum diyebilirim. Eşim üniversiteden maliye mezunu. Kendi okuduğu bölüme karşı bir ilgisi yoktu. Fotoğraf çekmeye ilgisi var, bu benim de dikkatimi çekti. Ben de bu alanda kendisine destek verdim. Biz kendi çocuklarımızın böyle 1 yaş, 2 yaş çekimlerini falan hep yaptık. Gittiğimiz stüdyolar da benim çok hoşuma gitti. O da zaten fotoğraf çekmeyi falan sevdiği için bu şekilde maceraya başladık" dedi. "Hayalleri varsa gerçekleştirebilirler" Hobi olarak başladığı fotoğrafçılıkla eşinin gelişmesi için profesyonel eğitimler aldığını belirten Haluk Toköz, "İlk önce eğitimlerimizi aldırdık. Türkiye çapında en iyi bebek fotoğrafçılarından bir-ikisinden eğitim aldık. Ondan sonra kendi stüdyomuzu, ekipmanlarımızı aldık kurduk. Bu şekilde bir maceraya atıldı. Böyle bir şeye atılması benim için de çok iyiydi, destek verdim. Daha iyi yerlere geldi, daha da iyi yerlere gelebileceğine inanıyorum. Ev hanımı olup da illa bir dışarıda stüdyo açmaktansa, evin bir odasını da kullanabilirler. Herkese tavsiye ediyorum, evde gerçekleştirilebilecek bir hayalleri varsa gerçekleştirebilirler" ifadelerini kullandı. "İsteyince her şey mümkün" Bebeğinin fotoğraflarını çektirmek için Ebru Dinç Toköz’ün stüdyosuna gelen İbrahim Kökçe, "Valla işin açığı bu kadarını ben de beklemiyordum. Biraz garipsedim, evde nasıl olacak diye düşünürken geldim. Ama gayet güzel, her şey çok güzel, hoşuma gitti. Tavsiye ederim, ev hanımlarımız için güzel bir iş düşüncesi. Ben kutluyorum kendisini. İstedikten sonra yapılabilecek her şey mümkün oluyormuş" şeklinde konuştu.
Başkan Vekili Özdemir: "Korkutelililerin emeği şehrimize büyük değer katıyor"
27 Şubat 2026 Cuma - 12:23 Başkan Vekili Özdemir: "Korkutelililerin emeği şehrimize büyük değer katıyor" Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir, Korkutelililer Derneği’nin düzenlediği geleneksel iftar yemeğine katıldı. Başkan Vekili Özdemir bu sofralarda sadece bir iftar yemeğini değil aynı zamanda ortak kültürün, değerlerin ve hemşerilik bilincinin de paylaşıldığını söyleyerek, "Korkutelililer Derneği’miz gibi köklerine sahip çıkan, kültürünü yaşatan ve dayanışmayı büyüten yapılar toplumsal birlikteliğimizin yapı taşlarıdır" dedi. Antalya Korkutelililer Derneği, Ramazan ayı dolayısıyla geleneksel iftar yemeğinin dördüncüsünü gerçekleştirdi. İftar programında akşam ezanının okunmasıyla birlikte oruçlar açıldı, dualar edildi. Ramazan ayının rahmetinin ve bereketinin hissedildiği iftar sofrasında Korkutelililerle birlikte olmaktan çok büyük bir memnuniyet duyduğunu söyleyen Başkan Vekili Özdemir, Korkutelililer Derneği’nin, köklerine sahip çıkan, kültürünü yaşatan ve dayanışmayı büyüten bir oluşum olduğunu söyledi. Korkutelililerin varlığının ve emeğinin şehre büyük bir değer kattığını söyleyen Büşra Özdemir, dernek başkanı Adnan İmirgi ve katkı sunan herkese teşekkür etti. "Antalya’nın her köşesinde dayanışma ruhu var" Başkan Vekili Özdemir, "Her etkinliğinizde, her davetinizde sizlerin yanında olan, sizleri çok seven hemşehriniz Muhittin Başkanımız burada olmayı, sizlere hitap etmeyi çok isterdi. Bilin ki gönlü, güzel dilekleri sizlerle. Ramazan ayı yardımlaşmanın, paylaşmanın ve hoşgörünün ayı. Bugün aynı sofrada buluşmak, gönüllerimizi birleştirmek, kardeşliğimizi büyütmek demek. Biz bugün bir iftar yemeğini değil aynı zamanda ortak kültürümüzü, değerlerimizi ve hemşerilik bilincimizi de paylaşıyoruz. Antalya farklı kültürlerin, farklı hikayelerin kardeşçe birlikte yaşadığı bir şehir ve bu güzel şehrin her köşesinde dayanışma ruhu var. Bu mübarek ayın soflarımıza bereket, gönüllerimize huzur, işlerimize hayır getirmesini diliyorum" diye konuştu.
ANTGİAD iftarında "İnsanın Fabrika Ayarları" konuşuldu
27 Şubat 2026 Cuma - 11:39 ANTGİAD iftarında "İnsanın Fabrika Ayarları" konuşuldu Antalya Genç İş İnsanları Derneği (ANTGİAD), geleneksel iftar yemeğinde iş dünyasını, akademiyi ve sivil toplumu aynı sofrada buluşturdu. Ramazan ayının manevi atmosferinde gerçekleşen buluşmada insan, toplum ve değerler ekseninde güçlü mesajlar verildi. ANTGİAD tarafından düzenlenen geleneksel iftar yemeği, yoğun katılımla bir otelde gerçekleşti. Programın açılışında konuşan ANTGİAD Başkanı Ercan Yavaş, Ramazan ayının yalnızca bir ibadet dönemi değil, insanın kendisiyle yeniden bağ kurduğu, sakinleştiği ve iç muhasebe yaptığı özel bir zaman dilimi olduğuna vurgu yaptı. Yavaş, "İnsani duygularımız kaybolmuyor; sessizleşiyor, bastırılıyor ve görünmez hale geliyor. Çünkü çağımızda hız var ama derinlik yok, gürültü var ama anlam yok" dedi. "Toplum birbirine karşı etiketler oluşturuyor " Toplumsal kutuplaşmaya dikkat çeken Yavaş, bu tablonun kendiliğinden oluşmadığını vurgulayarak, "Bugün kutuplaşma; tahammülsüzlük ve empati yoksunluğu ile beslenen bir iklimdir. İnsanlar artık fikirleriyle değil, etiketleriyle tanımlanıyor. Toplum birbirini kucaklamak yerine, birbirine karşı zıt kutuplar oluşturuyor" dedi. Kutuplaşmanın kısa vadede bazı aktörlere alan açsa da uzun vadede toplumsal zarar ürettiğini belirten Yavaş, "Kutuplaşma sorunları çözmez, sadece erteler. Ve ertelenen her sorun, büyüyerek geri döner" ifadelerine yer verdi. "Dil bozulursa, düşünce de daralır" Dilin toplum üzerindeki belirleyici etkisine değinen Yavaş, kelimelerin anlam kaybının düşünce dünyasını da daralttığını ifade etti. Yavaş, "Toplumlar önce kelimelerle ayrışır. Eleştiri ‘tehdit’, farklılık ‘tehlike’ olarak görülmeye başlandığında, insanlar düşüncelerinden değil kelimelerden korkar hale gelir. Dili kim yönetiyorsa, zihni de o yönetir" dedi. "Sorun kaynak yetersizliği değil, paylaşım eksikliği" Dünyadaki çatışmaların temel nedenlerine de değinen Yavaş, kaynakların yeterli olmasına rağmen süregelen kavgaların insani eksikliklerden beslendiğini vurgulayarak, "Dünyada hepimize yetecek kadar hava, su ve gıda var. Sorun kaynak yetersizliği değil; insani yetersizliktir. Paylaşma eksik, vicdan eksik, anlam eksik" şeklinde konuştu. "Vicdan yoksa, en güçlü sistemler bile çöker" Vicdan kavramına da vurgu yapan Yavaş, şu değerlendirmeyi yaptı: "Vicdan; insanın içindeki en sessiz ama en güçlü pusuladır. Yasa yokken de doğruyu gösterir, kamera yokken bile yanlışı durdurur." Sevginin ise toplumları ayakta tutan en güçlü bağ olduğuna dikkat çeken Yavaş, Ramazan ayının bu anlamda önemli bir vicdan ve sevgi hatırlatması sunduğunu ifade etti. ATGİAD Başkanı Ercan Yavaş, konuşmasının finalinde "Fabrika ayarlarımıza dönersek iyi insan oluruz" dedi. "İnsan bozulmadı, sadece unuttu" Programa konuk olan Prof. Dr. Sinan Canan, "İnsanın Fabrika Ayarları" başlıklı konuşmasında insan doğasının temel özelliklerine, günümüz yaşam tarzının zihin ve duygu dünyası üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Canan, insanın doğuştan getirdiği biyolojik ve psikolojik donanımın günümüz yaşam biçimiyle çoğu zaman çeliştiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: "İnsan doğası gereği merhametli, öğrenmeye açık ve anlam arayan bir varlıktır. Ancak içinde yaşadığımız sistem, bizi bu özelliklerden uzaklaştıracak biçimde çalışıyor. Hızlı, tepkisel ve yüzeysel bir hayata alışıyoruz. Sürekli tetikte olan bir beyin, derin düşünemez. Sürekli kıyas yapan bir zihin, şükredemez. Sürekli yarış halinde olan bir insan da merhametini kolayca kaybedebilir." "İnsan, özünde kötü değildir" İnsanın özünde kötü olmadığını, ancak çevresel şartların ve öğrenilmiş davranış kalıplarının bireyi dönüştürdüğünü belirten Canan, şu değerlendirmeyi yaptı: "Her insan dünyaya masum ve potansiyel dolu gelir. Kötülük doğuştan gelmez; öğrenilir." "Fabrika ayarlarına dönmek" ifadesinin bir nostalji çağrısı değil, bilinçli bir farkındalık süreci olduğunu dile getiren Canan, "Fabrika ayarlarına dönmek demek, insanın kendi doğasını yeniden tanıması demektir. Kendi zihninin nasıl çalıştığını bilmek, duygularını fark etmek ve reflekslerini sorgulamak demektir" dedi. ANTGİAD üyelerine özel imzalı kitap Program sonunda Prof. Dr. Sinan Canan, "İnsanın Fabrika Ayarları" adlı kitabını ANTGİAD üyeleri için imzalayarak armağan etti. Bu esnada üyelerle sohbet eden Canan, yoğun ilgi gördü.
Bayram ve sezon öncesi turizmde kritik uyarı: "Gerçek dışı fiyatlara aldanmayın"
27 Şubat 2026 Cuma - 10:29 Bayram ve sezon öncesi turizmde kritik uyarı: "Gerçek dışı fiyatlara aldanmayın" Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD) Başkanı Hakan Saatçioğlu, turizm sektöründe dijitalleşmeyle birlikte artan siber güvenlik risklerine dikkat çekti. Misafir verilerinin korunmasının artık hayati önemde olduğunu vurgulayan Saatçioğlu, sahte web siteleri ve kopyalanmış sosyal medya hesapları üzerinden sunulan gerçek dışı fiyatların misafirleri mağdur ettiğini belirterek, "Biz 7 günlük bir tatili 100 bin TL’ye pazarlarken 50 bin TL’ye verildiğini görüp gelen misafirler hayal kırıklığı yaşıyor. Çok gerçek dışı bir fiyat görüldüğünde bunun sahte olabileceği mutlaka göz önünde bulundurulmalı" dedi. POYD Başkanı Saatçioğlu, turizm ve otelcilik sektöründe dijitalleşmenin beraberinde getirdiği siber güvenlik tehditleri ve veri koruma süreçlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Dijitalleşmenin işletmeleri siber saldırılara karşı daha hassas hale getirdiğini belirten Saatçioğlu, geçmişte teorik düzeyde kalan saldırıların artık fiilen yaşandığını söyledi. "IT departmanı artık risk departmanı" Saatçioğlu, "IT departmanlarımız artık bizim için sıradan bir departman değil. Bir risk departmanı haline geldi. Aynı zamanda itibarımızı yöneten kritik bir birim oldu. Dijitalleşmeyle birlikte sistemleriniz birçok tehdide açık hale geliyor. Daha önce teorik olan siber saldırılar artık turizm sektöründe de yaşanmaya başladı. Bu nedenle veri güvenliği bizim için son derece önemli ve hassas bir konu" diye konuştu. "Misafirlerden minimum veri alıyoruz" Misafir verilerinin korunmasına yönelik uygulamalara değinen Saatçioğlu, veri minimizasyonu yaklaşımını benimsediklerini vurguladı. Saatçioğlu, "Misafirlerden mümkün olduğunca minimum veri almaya çalışıyoruz. Pasaport veya kimlik okutulduğunda yalnızca isim, doğum tarihi ve T.C. kimlik numarası alınıyor. Diğer bilgiler gölgeleniyor. Verilerin herhangi bir yerde depolanmaması, yanlış kişilerin eline geçmemesi ve otel dışından yapılabilecek saldırılara karşı korunması için mevcut tüm teknolojik altyapıyı kullanıyoruz" ifadelerini kullandı. Penetrasyon testleriyle sürekli denetim Otellerin siber dayanıklılık seviyesini ölçmek için düzenli testler yapıldığını belirten Saatçioğlu, sistemlerin sürekli kontrol altında tutulduğunu söyledi. Saatçioğlu, "Penetrasyon testleri yapılıyor. Dışarıdan gelebilecek bir saldırıya karşı altyapımızın ne kadar dayanıklı olduğunu, hangi önlemlerin yeterli olduğunu bu testlerle değerlendiriyoruz. Sistemlerimizi sürekli gözden geçiriyoruz" şeklinde konuştu. "Oteller günde ortalama 100 siber saldırıya maruz kalabiliyor" Siber tehditlerin küresel ölçekte arttığını dile getiren Saatçioğlu, büyük zincir otellerin daha yoğun saldırı riski taşıdığına dikkat çekti. Saatçioğlu, "Siber saldırılar artık ciddi bir suç alanı. Benim bildiğim kadarıyla dünya genelinde oteller günde ortalama 100 siber saldırıya maruz kalabiliyor. Hilton, Sheraton, Ritz Carlton gibi büyük veri depolayan zincirler çok daha fazla saldırı riskiyle karşı karşıya kalabiliyor" dedi. Saldırıların hedefinde kredi kartı ve operasyonel sistemler var Siber saldırıların temel hedeflerine değinen Saatçioğlu, finansal verilerin ve otel operasyonlarının risk altında olduğunu belirterek, şöyle devam etti: "Genellikle misafir verilerine ve kredi kartı ödemelerine ulaşmaya çalışıyorlar. Bunun yanında otelin tüm hesaplarını bloke etmeye yönelik girişimler de söz konusu. Böyle bir durumda hiçbir işlem yapamaz hale gelebiliyorsunuz. Bu, otelin tüm operasyonel sisteminin durması anlamına geliyor." Sahte siteler ve sosyal medya tuzağı Saatçioğlu, kopyalanmış web siteleri ve sahte sosyal medya hesapları üzerinden yapılan dolandırıcılıklara karşı misafirleri uyardı. Saatçioğlu,"Otellerin birebir kopyalanmış web sayfaları açılıyor, sahte sosyal medya hesapları oluşturuluyor. Gerçek dışı ve çok düşük fiyatlarla rezervasyon sunuluyor. Misafirler bu siteler üzerinden işlem yaptığında ciddi mağduriyetler yaşanabiliyor. Zaman zaman misafir geliyor ancak sistemimizde rezervasyon bulunmuyor. Gerçek fiyatın yüzde 50 altında bir bedelle tatil satın aldığını düşünerek gelen misafir büyük hayal kırıklığı yaşıyor. Bu tür sahtecilikleri tespit ettiğimizde suç duyurusunda bulunuyoruz. Hem finansal hem de itibar kaybı yaşanıyor. Hatta itibar zedelenmesi çok daha büyük bir risk. Bir işletmenin itibarını yeniden inşa etmek son derece zor" diye konuştu. "Gerçek dışı fiyat mutlaka teyit edilmeli" Misafirlerin bilinçli hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Saatçioğlu, doğrudan teyit çağrısı yaparak, sözlerini şu şekilde tamamladı: "Kullanıcı çok bilinçli olmalı. Online pazarda fiyatlar birbirine çok yakındır. Channel Manager sistemleri sayesinde tüm platformlarda aynı fiyat politikası uygulanır. Çok gerçek dışı bir fiyat görüldüğünde mutlaka şüpheyle yaklaşılmalı ve tesis doğrudan aranarak teyit edilmelidir."
Türkiye son 20 yılda, Antalya’dan büyük tarım alanını kaybetti
27 Şubat 2026 Cuma - 09:30 Türkiye son 20 yılda, Antalya’dan büyük tarım alanını kaybetti Türkiye İstatistik Kurumu’ndan alınan verilere göre; Türkiye’nin son 20 yılda kaybettiği tarım alanı, Antalya’nın yüzölçümünü aşarken; Antalya’da ise yüzölçümünün yüzde 3’ünü aşkın tarım toprağı kaybedildi. Tarım alanı kayıplarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, "Tarım toprağını kaybetmek, gelecek için üreteceğimiz gıdayı kaybetmek demektir. Toprak, üretemediğimiz bir varlık. O nedenle çok özen göstermemiz gerekiyor" dedi. Türkiye genelinde ve özellikle tarımın başkenti olarak gösterilen Antalya’da, aşırı kentleşme ve sanayileşmenin etkisiyle yaşanan tarım toprağı kaybı, rakamlarla çarpıcı biçimde ortaya kondu. Türkiye İstatistik Kurumu’ndan alınan verilere göre; Türkiye, son 20 yılda tarım topraklarının yüzde 9,7’sini kaybetti. Bu kayıp yaklaşık 25 milyon 910 bin dekar, yani 3 milyon 628 bin futbol sahası büyüklüğünde alana karşılık geliyor. Antalya’da ise son 20 yılda tarım topraklarının yüzde 16,7’si yok oldu. Kent yüzölçümünün yüzde 3’ünü aşan bu kayıp, yaklaşık 90 bin futbol sahası büyüklüğüne ulaştı. Türkiye’nin kaybı Antalya’yı aştı Son 20 yılda Türkiye genelinde kaybedilen 25 milyon 910 bin dekarlık tarım alanının, yüzölçümü bakımından Antalya’dan daha büyük bir alana karşılık gelmesi dikkat çekerken; Antalya’da kaybedilen 643 bin dekarlık tarım alanının ise kent yüzölçümünün yaklaşık yüzde 3,1’ine denk geldiği hesaplandı. Tarım potansiyeli ve örtü altı üretimdeki liderliğiyle öne çıkan kentte kayıp oranının Türkiye ortalamasının üzerinde gerçekleşmesi, tabloyu daha çarpıcı hale getirdi. Tarımın merkezi Antalya’da tablo ağırlaşıyor 2024 yılı itibarıyla Türkiye’nin toplam tarım alanlarının yüzde 14’ü Antalya’da yer alıyor, Antalya’nın en fazla tarım alanına sahip ilçeleri sıralamasında Korkuteli yüzde 31’lik payla ilk sırada yer aldı. Korkuteli’ni yüzde 14’lük payla Elmalı, yüzde 12’lik payla Manavgat ve yüzde 11’lik payla Serik takip etti. Antalya’daki tarım alanlarının kullanım dağılımında tarla bitkileri üretimi yüzde 47,4 ile en büyük payı alırken, meyvecilik yüzde 25, nadas alanları yüzde 14, sebze üretimi yüzde 13,3 ve süs bitkileri üretimi yüzde 0,2 oranında gerçekleşti. Son 30 yıllık veriler, Türkiye’nin tarım alanlarının yüzde 10,6’sını kaybettiğini, Antalya’daki kaybın ise yüzde 21’e ulaştığını ortaya koydu. Toprak kaybının Türkiye genelinde en hızlı yaşandığı dönemin 2005-2021 yılları arası olduğu belirtilirken, Antalya’da 1995-2010 ile 2020-2024 dönemleri öne çıktı. Bazı ilçelerde gerileme Antalya’da son 20 yılda en fazla tarım toprağı kaybı Akseki ve Gündoğmuş ilçelerinde yaşandı. Her iki ilçede tarım alanlarının yaklaşık yüzde 86’sının kaybedildiği belirlendi. Bu ilçeleri yüzde 72’lik kayıp ile İbradı takip etti. Merkez ilçelerde ise aynı dönemde tarım alanlarında yaklaşık yüzde 10 oranında azalma kaydedildi. Yoğun tarım yapılan ilçelerde de dikkat çekici kayıplar yaşandı. Kumluca’da tarım alanlarının yüzde 44’ünün, Kaş’ta yüzde 43’ünün, Demre’de yüzde 42’sinin, Gazipaşa’da yüzde 35’inin, Kemer’de yüzde 32’sinin ve Alanya’da yüzde 25’inin kaybedildiği açıklandı. Elmalı’da yüzde 20, Manavgat’ta ise yüzde 12 oranında tarım alanı kaybı yaşandı. Buna rağmen Korkuteli’nin son 20 yılda tarım alanlarını yüzde 8 artırdığı, Finike’de yüzde 4, Serik’te ise yüzde 0,6 oranında artış kaydedildiği görüldü. "Toprak üretemediğimiz bir varlık" Tarım alanı kayıplarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Antalya Tarım Konseyi ve Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, tarım topraklarının giderek artan baskı altında olduğunu söyledi. Çandır, "Aşırı kentleşmenin ve sanayileşmenin getirdiği yükle tarım toprakları sürekli tehdit altında. Son 20 yıla baktığımızda Türkiye genelinde tarım topraklarının yüzde 9,7’sini kaybetmiş durumdayız. Antalya gibi tarımsal üretimi ve ihracatıyla öne çıkan kentimizde durum daha acı. Antalya’da yüzde 16,7 civarında tarım toprağımızı kaybettik. Bu yaklaşık 90 bin futbol sahası demek. Tarım toprağını kaybetmek, geleceğe üreteceğimiz gıdayı kaybetmek demektir. Toprak, üretemediğimiz bir varlık. O nedenle çok özen göstermemiz gerekiyor" dedi. Tarım ve gıdanın artık küresel ölçekte stratejik sektörler arasında yer aldığını vurgulayan Çandır, "Türkiye ekonomisinde en belirgin başlıklardan biri enflasyon. Bunun tetikleyicisi olarak tarım ve gıda ürünleri öne çıkıyor. Tarım topraklarını kaybedersek, çiftçileri üretimden uzaklaştırırsak, üretimde düşüş başlar. Bu da enflasyona, ardından gıdaya erişim sorununa ve dışa bağımlılığa neden olur. Bu coğrafya bize dört mevsimi sunan verimli bir coğrafya. Bunun hakkını vermemiz gerekir" ifadelerini kullandı.
Tour of Antalya, 12 Mart’ta başlayacak
26 Şubat 2026 Perşembe - 18:43 Tour of Antalya, 12 Mart’ta başlayacak Türkiye Bisiklet Federasyonu ve UCI 2026 Yol Bisikleti Takvimi’nde UCI Europe Tour 2.2 kategorisinde yer alan Tour of Antalya, bu yıl tarihinde ilk kez 29 takım ve 174 sporcu ile start alacak. Tour of Antalya 2026, 12-15 Mart tarihlerinde dört etap üzerinden gerçekleştirilecek. 2026 yılında tüm etap startları 4 gün boyunca The Land of Legends’tan verilecek. Tour of Antalya 2026 Rotası: 1. Gün: 12 Mart- The Land of Legends -Erdal İnönü Parkı (145 km) 2. Gün: 13 Mart- The Land of Legends- The Land of Legends (138 km) 3. Gün: 14 Mart- The Land of Legends- Saklıkent Kayak Merkezi (Kraliçe Etap) (87,7 km) 4. Gün: 15 Mart- The Land of Legends- Atatürk Parkı (142,4 km) Kraliçe etap olarak öne çıkan Saklıkent Kayak Merkezi’ndeki tırmanış, genel klasmanın şekillenmesinde yarışın en kritik bölümlerinden biri olacak. Parkur, zorlu yapısıyla sportif rekabeti üst seviyeye taşırken; Perge Antik Kenti, Silyon Antik Kenti, Doyran Göleti, Kaleiçi ve Konyaaltı Sahili gibi Antalya’nın kültürel ve turistik değerlerini de uluslararası izleyiciyle buluşturacak. Tour of Antalya 2026, ulusal ve uluslararası yayınlarla geniş bir izleyici kitlesine ulaşacak. Yarışın 4. etabı TRT Spor’dan canlı yayınlanacak, ayrıca organizasyon için hazırlanan 52 dakikalık özel program Eurosport’ta iki kez ekranlara gelecek. Tüm etapların start ve finiş noktalarındaki heyecan, SportsTV canlı yayınlarıyla izleyicilere aktarılacak. Metin Cengiz: "Tour of Antalya, Antalya ve Türkiye için Büyük Değer Taşıyor" Antalya’nın tarihi miraslarından biri olan Hadrian (Hadrianus) Kapısı’nda düzenlenen Tour of Antalya basın toplantısında konuşan Türkiye Bisiklet Federasyonu Asbaşkanı Metin Cengiz, Tour of Antalya’nın Antalya ve Türkiye için sportif ve turizm değerini vurgulayarak şunları söyledi: "Bu yıl 6’ncısı gerçekleştirilecek olan Tour of Antalya, kısa süre içerisinde şehrimizin ve ülkemizin en önemli uluslararası spor organizasyonlarından biri haline gelmiştir. Antalya’mız; doğal güzellikleri, iklimi ve sahip olduğu güçlü turizm altyapısıyla yalnızca önemli bir tatil destinasyonu olmakla kalmayıp, Tour of Antalya gibi marka organizasyonlar sayesinde sporla, doğayla ve sürdürülebilir yaşam anlayışıyla bütünleşmiş çağdaş bir dünya kenti olarak da öne çıkmaktadır. Bu tür uluslararası organizasyonların; bisiklet altyapı yatırımlarının artmasına, bisiklete binen kişi sayısının artmasına ve ülkemizde bisiklet sporunun gelişimine önemli katkılar sunduğuna inanıyoruz. Bu nedenle Federasyon olarak, ev sahipliği yaptığımız tüm organizasyonlarda ’Bir bisiklet yarışının ötesinde’ anlayışını benimsiyoruz. Antalya’nın uluslararası takımlar için önemli bir kamp merkezi haline gelmesi, bu organizasyonlardan ilhamla kurulan Türk takımlarımız ve yarışı izleyen çocuklarımızın, gençlerimizin kurduğu hayaller bunun en somut göstergesidir." Tour of Antalya 2026’da 7 Türk Takımı Uluslararası Arenada UCI Europe Tour 2.2 kategorisinde yer alan Tour of Antalya 2026’ya 14 farklı ülkeden 29 takım ve 174 sporcu katılım sağlayacak. Rekor katılımın yaşandığı organizasyonda 7 Türk takımı da start alacak. Spor Toto Cycling Team, Konya Büyükşehir Belediye Spor, MBB Continental Cycling Team, İstanbul Team, Konya Gelişim Spor Kulübü, Gebiz Spor Kulübü ve Antalya Spor Kulübü, Tour of Antalya 2026’da Türkiye’yi temsil edecek. Tour of Antalya 2026 takımları şöyle: 1.Almaty Continental Team (Kazakistan) 2. Antalya Spor Kulübü (Türkiye) 3. APS Pro Cycling by Team Cadence Cyclery (ABD) 4. ASC Monsters Indonesia (Endonezya) 5. Azerbaijan National Team (Azerbaycan) 6. Bike Aid (Almanya) 7. China Anta - Mentech Cycling Team (Çin) 8. China Chermin Cycling Team (Çin) 9. CLN - Kosovo (Kosova) 10. Gebiz Spor Kulübü (Türkiye) 11. Hucare Factory Team (Almanya) 12. İstanbul Team (Türkiye) 13. Konya Büyükşehir Belediye Spor (Türkiye) 14. Konya Gelişim Spor Kulübü (Türkiye) 15. Les Rouleurs (Kanada) 16. Li Ning Star (Çin) 17. MBB Continental Cycling Team (Türkiye) 18. Mazowsze Serce Polski (Polonya) 19. National Team of Kazakhstan (Kazakistan) 20. Project Echelon Racing (ABD) 21. Rembe | rad-net (Almanya) 22. Shimano Racing Team (Japonya) 23. Soudal Quick-Step Devo Team (Belçika) 24. Spor Toto Cycling Team (Türkiye) 25. Team Amani (Ruanda) 26. Team Huansheng (Çin) 27. Team Vino (Kazakistan) 28. Uzbekistan National Team (Özbekistan) 29. Wibatech Lubelskie Pera Polski (Polonya)
Oturduğu yerde aracın altında kalmaktan saniyelerle ile kurtuldu, o anlar güvenlik kamerasına yansıdı
26 Şubat 2026 Perşembe - 15:10 Oturduğu yerde aracın altında kalmaktan saniyelerle ile kurtuldu, o anlar güvenlik kamerasına yansıdı Antalya’da iş yerinin önünde bekleyen bir kişi zincir markete dalan aracın altında kalmaktan saniyelerle kurtuldu. Market çalışanının ölümle burun buruna geldiği o anlar iş yerinin güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı. Kaza, önceki gün sabah 08.30 sıralarında Kepez ilçesi Ayanoğlu Mahallesi Tansu Çiller Caddesi üzerinde meydana geldi. 07 AC 0490 plakalı hafif ticari araç kontrolsüz kavşakta plakası öğrenilemeyen bir otomobille çarpıştı. Çarpışmanın etkisiyle kontrolden çıkan araç savrularak yol kenarındaki bir zincir markete yöneldi. Bu sırada kapının önünde oturan market çalışanı Abdülsamet Büyükköse, yolun karşısına geçmeye çalışan mesai arkadaşının çığlığı ve ani bir refleksle oturduğu yerden kalkarak aracın altında kalmaktan son anda kurtuldu. O anlar iş yerinin güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı. Görüntülerle kaza yapan aracın market çalışanının üzerine doğru geldiği ve Büyükköse’nin refleksi sayesinde aracın kendisine çarpmaktan kurtulduğu anlar yer aldı. Olayın şokunu kısa sürede üzerinden atan Büyükköse, kaza yapan araçlardaki yaralı sürücülere yardım etti. Ölümle burun buruna geldi Kazayı küçük sıyrıklarla yara almadan atlatan market çalışanı Büyükköse ölümle burun buruna geldiği o anları anlattı. Fren sesi ile aracın üzerine doğru geldiğini fark ettiğini söyleyen Büyükköse, "Sabah saatlerinde burada oturuyordum. Açılış saati için bekliyordum. Bir anda fren seslerini duydum. Fren sesi ile beraber araba üzerime doğru kaymaya başladı. Zaten araç kaydığı anda kendimi buraya attım. Bir saniye farkla çok şükür Allah’a çok şükür verilmiş sadakam varmış, kendimi kurtardım. Kolumda ve sırtımda tekerin çarpması nedeniyle kısa süreli ağrı oldu. Sonra direksiyondaki yaralıya baktım. Birinin bilinci açıktı ama yüzü kan içerisindeydi. Diğer sürücüyü de hava yastığı kurtardı. Sonrasında ambulans, polis geldi" dedi. "Verilmiş sadakam varmış" Güvenlik kamerası kayıtlarını izlediğinde hayretler içinde kaldığını ve saniye ile kurtulduğunu söyleyen Büyükköse, "Kamera kaydını arkadaşlarla tekrar izlediğimde gerçekten bir saniye farkla kurtarmışım. Telefona biraz daha dalmış olsaydım Allah korusun şu anda ben de hastanede olabilirdim. Saniyenin de altında salise farkı ile kaçtım fren sesini duymamla birlikte. Ayağa kalktığımda araba üzerime doğru kayarak geliyordu zaten. Saniye farkı ile çok şükür Allah kurtardı, verilmiş sadakam varmış, Allah beterinden korusun. Yetkililerden buraya önlem alınmasını istiyorum. Burası işlek bir cadde, kontrolsüz bir kavşak. Burada sürekli kazalar oluyor. Az önce yine küçük bir kaza oldu. Burası biraz kör nokta oluyor. Gelen araba hızlı geliyor ve görmüyor. Buraya trafik lambası veya bir kasis yapılması gerekiyor. Can kaybı olmaması için şart, günde en az 3-4 defa kaza oluyor. Motorlar defalarca kaydı burada, bunun için bir önlem alınmasını istiyoruz" ifadelerini kullandı.
Oturduğu yerde aracın altında kalmaktan saniyelerle böyle kurtuldu
26 Şubat 2026 Perşembe - 14:49 Oturduğu yerde aracın altında kalmaktan saniyelerle böyle kurtuldu Antalya’da görenlerin yüreğini ağza getiren olayda işyerinin önünde bekleyen bir kişi kaza sonrası zincir markete dalan aracın altında kalmaktan saliselerle kurtuldu. Market çalışanının ölümle burun buruna geldiği o anlar işyerinin güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı. Önceki gün sabah 08.30 sıralarında Kepez ilçesi Ayanoğlu Mahallesi Tansu Çiller Caddesi üzerinde meydana gelen olayda 07 AC 0490 plakalı hafif ticari araç kontrolsüz kavşakta plakası öğrenilemeyen bir otomobille çarpıştı. Çarpışmanın etkisiyle sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybettiği araç savrularak yol kenarında bulunan bir zincir markete daldı. Bu sırada kapının önünde oturmakta olan market çalışanı Abdülsamet Büyükköse büyük bir gürültüyle üzerine doğru kontrolsüz şekilde gelmekte olan aracı fark etti. Aracın altında kalmaktan saniye ile kurtuldu Yolun karşısına geçmekte olan mesai arkadaşının çığlığı ile ani bir refleksle oturduğu yerden kalkarak hamle yapan Büyükköse saliselerle aracın altında kalmaktan son anda kurtuldu. O anlar işyerinin güvenlik kamerasına saniye saniye yansırken, görüntülerle kaza yapan aracın oturmakta olan market çalışanının üzerine doğru geldiği ve Büyükköse’nin refleksi sayesinde aracın kendisine çarpmaktan kurtulduğu anlar yer aldı. Olayın koşunu kısa sürede üzerinden atan Büyükköse, kaza yapan araçlarda bulunan yaralı sürücülere yardım etti. Ölümle burun buruna geldi Kazayı küçük sıyrıklarla yara almadan atlatan market çalışanı Büyükköse ölümle burun buruna geldiği o anları anlattı. Fren sesi ile aracın üzerine doğru geldiğini fark ettiğini söyleyen Büyükköse, "Sabah saatlerinde burada oturuyordum. Açılış saati için bekliyordum. Bir anda fren seslerini duydum. Fren sesi ile beraber araba üzerime doğru kaymaya başladı. Zaten araç kaydığı anda kendimi buraya attım. Bir saniye farkla çok şükür Allah’a Çok şükür verilmiş sadakam varmış, kendimi kurtardım. Kolumda ve sırtımda tekerin çarpması nedeniyle kısa süreli ağrı oldu. Sonra direksiyondaki yaralıya baktım. Birinin bilinci açıktı ama yüzü kan içerisindeydi. Diğer sürücüyü de hava yastığı kurtardı. Sonrasında ambulans, polis falan geldi" dedi. "Verilmiş sadakam varmış" Güvenlik kamerası kayıtlarını izlediğinde hayretler içinde kaldığını ve saniye ile kurtulduğunu söyleyen Büyükköse, "Kamera kaydını arkadaşlarla tekrar izlediğimde gerçekten bir saniye farkla kurtarmışım. Telefona biraz daha dalmış olsaydım Allah korusun şu anda bende hastanede olabilirdim. Saniyenin de altında salise farkı ile kaçtım fren sesini duymamla birlikte. Ayağa kaltığımda araba üzerime doğru kayarak geliyordu zaten. Saniye farkı ile çok şükür Allah kurtardı, verilmiş sadakam varmış, Allah beterinden korusun. Yetkililerden buraya önlem alınmasını istiyorum. Burası işlek bir cadde, kontrolsüz bir kavşak. Burada sürekli kazalar oluyor. Az önce yine küçük bir kaza oldu. Burası biraz kör nokta oluyor. Gelen araba hızlı geliyor ve görmüyor. Buraya trafik lambası veya bir kasis yapılması gerekiyor. Can kaybı olmaması için şart, günde en az 3-4 defa kaza oluyor. Motorlar defalarca kaydı burada, bunun için bir önlem alınmasını istiyoruz" ifadelerini kullandı. (RB-