Yerel Haberler
Antalya
18 Nisan 2026 Cumartesi - 12:37 Bakan Fidan: "İsrail kendi güvenliğinin değil, daha fazla toprağın peşinde" Antalya Diplomasi Forumu’nda konuşan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ukrayna-Rusya savaşından Gazze’deki insani tabloya, İsrail’in bölgedeki politikalarından uluslararası sistemdeki kırılmaya kadar birçok başlıkta dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Fidan, "Özellikle son yıllarda çok daha net hale geldi ki, bu kavramın altında İsrail’in peşinde olduğu şey daha fazla topraktır. Gerçekte olan budur. İsrail kendi güvenliğinin peşinde değil; daha fazla toprağın peşinde. Güvenlik, Netanyahu hükümeti tarafından daha fazla toprağı işgal etmek için bir gerekçe olarak kullanılıyor" diye konuştu. Fidan, Ukrayna görüşmelerine ilişkin yaptığı değerlendirmede ise, "Şu anda Ukrayna görüşmeleri bakımından karşı karşıya olduğumuz tek olumsuzluk, İran’daki savaştır. Bu durum, Rusya-Ukrayna görüşmelerini bir kenara itmiş durumda. İnşallah, İran’la ilgili ateşkes ya da barış anlaşması sağlanır sağlanmaz, dikkatimizi derhal yeniden Ukrayna görüşmelerine çevireceğiz" dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın ev sahipliğinde bu yıl beşinci kez düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF2026) teması, "Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Başetmek" olarak belirlendi. 17-19 Nisan tarihleri arasında Antalya’nın Serik ilçesine bağlı Belek turizm bölgesindeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen forumun ikinci gününde, ADF Sohbetleri kapsamında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan değerlendirmelerde bulundu. Fidan, Antalya Diplomasi Forumu’nun her geçen yıl daha da önem kazandığını belirterek, forumun özellikle bölgesel meselelerin ele alınması bakımından ayrı bir zemin sunduğunu söyledi. "Antalya Diplomasi Forumu bölgemiz için eşsiz bir fırsat" Antalya Diplomasi Forumu’nun dünya siyasetinde daha etkili bir yer edinmeye başladığını kaydeden Fidan, "Antalya Diplomasi Forumu her geçen yıl çok verimli bir yönde gelişiyor; katılımcı sayısı da, ele alınan konu başlıklarının sayısı da artıyor ve dünya siyasetinde çok daha etkili bir yer edinmeye başlıyor. Aslında Antalya Diplomasi Forumu ile yapmaya çalıştığımız şey, bu platformu özellikle bölgesel meselelerimiz açısından öne çıkarmaktır" ifadelerini kullandı. Dünyadaki benzer platformlarda çoğunlukla küresel ve Batı merkezli sorunların ele alındığını belirten Fidan, "Bölgesel meseleler, özellikle bizim bölgemizle çok yakından ilgili konular, belki Ukrayna meselesi dışında, derinlemesine tartışılmıyor. Ama bunun dışında, örneğin Orta Doğu, Kuzey Afrika, hatta Balkanlar ve Akdeniz’e ilişkin meselelerde çok fazla platform görmüyoruz. Bu bakımdan Antalya Diplomasi Forumu’nun bölgemiz için bölgesel tartışmalar yürütme, bölgesel çözümler ve fikirler ortaya koyma açısından eşsiz bir fırsat sunduğunu düşünüyorum" dedi. "Diplomasiye her zamankinden daha fazla ihtiyaç var" Uluslararası sistemde çok taraflılığın ve kurallara dayalı yapının zayıfladığını belirten Fidan, mevcut dönemde diplomasinin daha da hayati hale geldiğini söyledi. Fidan, "Diplomasinin her zamankinden daha ilgili ve her zamankinden daha gerekli olduğu bir dönemdeyiz. Çünkü çok taraflılığın ve uluslararası düzenin çöktüğünü gördüğümüz bir çağda, çok daha fazla diyaloğa ihtiyaç duyuyoruz" diye konuştu. Yerleşik bir sistemin işlediği dönemlerde devletlerin daha az temas ihtiyacı hissettiğini, ancak sistemin zayıfladığı anlarda koordinasyonun zorunlu hale geldiğini belirten Fidan, "Uluslararası sistemin çökmekte olduğunu ve hukuksuzluğun ortaya çıktığını gördüğünüzde, daha fazla koordinasyona başlamanız gerekir. Diğer taraflarla daha fazla iletişim kurmanız gerekir; aksi halde ezilirsiniz ve kendinizi bir kazanın içinde bulabilirsiniz" dedi. Soğuk Savaş sonrasındaki dönemin 1990’lardan itibaren değişmeye başladığını, 2010-2011 sonrasının ise "serbest düşüş" dönemi olduğunu söyleyen Fidan, insanlığın artık yıkım ve savaş yaşandıktan sonra öğrenen bir döngüden çıkması gerektiğini vurguladı. "Bölgemizde güç siyaseti uzun zamandır oyunun kurallarına hâkim" Fidan, Orta Doğu başta olmak üzere Türkiye’nin çevresindeki bölgelerde uzun süredir güç siyasetinin belirleyici olduğunu belirterek, bunun ciddi yıkım ve istikrarsızlık ürettiğini ifade etti. Fidan, savaşların sadece bölgeyi değil, kısa sürede diğer ülkeleri de olumsuz etkilediğini kaydederek, "Ne yazık ki bizim bölgemizde güç siyaseti uzun zamandır oyunun kurallarına hâkim durumda. Bu yüzden bir tür düzen getirmemiz gerekiyor. Çünkü sorunları çözmenin eski yöntemi, çoğu zaman savaşı içeriyor ve bu da bize yardımcı olmuyor" şeklinde konuştu. Bölgede kalıcı istikrarın temel şartının egemenliğe, toprak bütünlüğüne ve güvenliğe saygıdan geçtiğini söyleyen Fidan, "Bakın, her ulusun kendi sınırı var. Dolayısıyla hiçbir ülke başka bir ülkenin toprağının peşinde değil; İsrail hariç. İsrail yayılmacı politikaların peşinde. Ama İsrail dışında, bölgedeki ülkelerin kendi sınırları, kendi bayrakları ve kendi devletleri var. O halde, bölgede diğer ulus devletlerin toprak bütünlüğüne, egemenliğine, emniyetine ve güvenliğine saygı duyduğumuz sürece, bu çok temel bir başlangıç noktasıdır. Bence sorunların yüzde 80’inden fazlasını çözeriz" ifadelerini kullandı. "Biz savaş değil, diplomasi ve diyalog yürütüyoruz" Türkiye’nin bölgesel krizlerdeki yaklaşımını da anlatan Fidan, diplomasinin çatışmalarda tüm taraflarla temas kurmayı zorunlu kıldığını vurguladı. Fidan, "Biz savaş değil, diplomasi ve diyalog yürütüyoruz. Savaşta taraf tutmanız gerekir; ama diplomaside çatışmaya dâhil olan her tarafla, bütün taraflarla temas kurmanız gerekir. Bizim için başlangıç noktası budur" dedi. Bölgede dış politika önceliklerinin savaşların önlenmesi ve süren çatışmaların sonlandırılması olduğunu belirten Fidan, "Bölgede dış politika önceliğimiz ise savaşların patlak vermemesini sağlamak, eğer süren bir çatışma varsa bunun durdurulması ya da sona erdirilmesidir. Bölgemizde ticaretin, kalkınmanın, emniyetin, güvenliğin ve istikrarın mümkün olmasının tek yolu budur" diye konuştu. Türkiye’nin Ukrayna’dan Gazze’ye, İran’dan Afrika’daki bazı çatışmalara kadar çok sayıda kriz alanında yoğun çaba yürüttüğünü söyleyen Fidan, "İşte bu nedenle bölgemizde hâlihazırda süren yangınları söndürmek için çok yoğun çalışıyoruz; Ukrayna’dan Gazze’ye, İran’dan Afrika’daki bazı çatışmalara kadar, gerekirse zaman zaman Balkanlar’da da devreye giriyoruz" dedi. "İran’daki savaş, Rusya-Ukrayna görüşmelerini bir kenara itti" Ukrayna-Rusya savaşına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Fidan, sürecin inişli çıkışlı seyrettiğini ancak tarafların ve arabulucuların görüşmeleri sürdürme iradesini koruduğunu söyledi. Fidan, "Ne yazık ki Ukrayna-Rusya savaşı inişli çıkışlı bir seyir izliyor. Ancak olumlu olan taraf şu ki, her iki tarafın ve arabulucuların en azından süreci sürdürme konusunda hâlâ istekli olduğunu görüyoruz. Bu hepimiz için büyük bir artı" ifadelerini kullandı. Türkiye’nin tarafları ateşkes ve kalıcı çözüme yönlendirmeye çalıştığını belirten Fidan, Ukrayna’daki savaşın büyük bir yıkım ve istikrarsızlık ürettiğini söyledi. Fidan, "Şu anda Ukrayna görüşmeleri bakımından karşı karşıya olduğumuz tek olumsuzluk, İran’daki savaştır. Bu durum, Rusya-Ukrayna görüşmelerini bir kenara itmiş durumda. İnşallah, İran’la ilgili ateşkes ya da barış anlaşması sağlanır sağlanmaz, dikkatimizi derhal yeniden Ukrayna görüşmelerine çevireceğiz. Bu çok önemli. O meseleye olan odağımızın kaymasına izin veremeyiz" dedi. Söz konusu savaşın yalnızca iki ülkeyi değil, bölgesel ve küresel dengeleri de etkilediğini vurgulayan Fidan, tırmanma riskine de dikkat çekti. "İsrail kendi güvenliğinin değil, daha fazla toprağın peşinde" İsrail’in uzun süredir kendi güvenliğini gerekçe göstererek uluslararası kamuoyunda bir algı oluşturduğunu belirten Fidan, son yıllarda bunun arkasında daha fazla toprak hedefinin bulunduğunun netleştiğini söyledi. Fidan, "İsrail, uluslararası alanda, kendi güvenliğinin peşinde olduğu yönünde bir yanılsama oluşturdu. Ancak özellikle son yıllarda çok daha net hale geldi ki, bu kavramın altında İsrail’in peşinde olduğu şey daha fazla topraktır. Gerçekte olan budur. İsrail kendi güvenliğinin peşinde değil; daha fazla toprağın peşinde. Güvenlik, Netanyahu hükümeti tarafından daha fazla toprağı işgal etmek için bir gerekçe olarak kullanılıyor" diye konuştu. Bu sürecin Filistin topraklarından başladığını, Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ten Lübnan ve Suriye’ye uzanan bir yayılmacılık politikası izlendiğini belirten Fidan, "Bu, bölgede süregelen bir işgal ve yayılmacılık politikasıdır. Bence bunun durması gerekiyor" dedi. İsrail’in ancak diğer ülkelerin güvenlik, egemenlik ve özgürlüklerine saygı göstermesi halinde bölgede kalıcı barış içinde yaşayabileceğini vurgulayan Fidan, "İsraillilerin daha fazla toprak elde etmeye dönük yayılmacı politikaları, bölgesel ölçekte çok büyük bir sorun oluşturuyor" ifadelerini kullandı. "Avrupa Birliği, İsrail’i sınırlamak için daha fazlasını yapmalı" İsrail’e verilen Batı desteğinin meseleyi daha da karmaşık hale getirdiğini belirten Fidan, özellikle Avrupa Birliği’nin son dönemde bazı adımlar atsa da bunun yeterli olmadığını söyledi. Fidan, "Avrupa’nın, Avrupa Birliği olarak ve kurumsal bir yapı olarak bir araya gelmesi, kendi gücünü gerçekten İsrail’in bölgesel ve küresel güvenliği istikrarsızlaştıran eylemlerini sınırlamak için kullanması gerekiyor. Şu anda Avrupa Birliği’nden görmediğimiz şey tam olarak budur" dedi. Batı Şeria’daki bazı aşırı yerleşimcilerin yaptırım listesine alınmasını hatırlatan Fidan, buna rağmen İsrail’in işgal, saldırı ve insani hukuk ihlalleri karşısında daha güçlü adımlar gerektiğini söyledi. Fidan, "İsrail’in bölgede nasıl davranması gerektiğini gerçekten sağlamak için daha fazlasını yapmaları gerekiyor. Soykırım işlemeyi durdurmalı. Yerleri işgal etmeyi durdurmalı. Batı Şeria ve Gazze’de olduğu gibi başkasına ait toprakları çalmayı durdurmalı" ifadelerine yer verdi. "Gazze Planı’nın ilk aşamasındaki insani yükümlülükler yerine getirilmedi" Gazze’deki son duruma ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Fidan, geçen yıldan itibaren Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bazı ülkelerin ABD ile birlikte Gazze Barış Planı’na öncülük ettiğini söyledi. Planın savaşın durdurulmasında etkili olduğunu belirten Fidan, "Geçen yıldan itibaren, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bir dizi ülke, Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte hareket ederek Gazze Barış Planı’na öncülük etti. Bu da Gazze’de savaşı durdurmayı mümkün kıldı. Özellikle o zamana kadar aktif bir soykırım söz konusuydu. Şimdi İsrailliler Gazze halkını hâlâ kasıtlı olarak öldürüyor, ancak en azından kitlesel öldürme düzeyi durdu" dedi. Planın aşamalardan oluştuğunu kaydeden Fidan, şu anda Kahire’de devam eden görüşmelerde birinci aşamanın performansının değerlendirildiğini ve ikinci aşamaya geçiş zemininin ele alındığını ifade etti. Fidan, "Her iki taraf da farklı şeyler ileri sürüyor. Ancak genel olarak şunu söyleyebilirim: Özellikle anlaşmanın insani boyutu söz konusu olduğunda, İsrail’in birinci aşamayla ilgili yükümlülüklerini fiilen yerine getirdiğini görmedik" diye konuştu. İlk aşamanın gerekleri arasında daha fazla insani yardım, tıbbi destek, barınak girişine izin verilmesi ve Filistin teknik komitesinin Gazze’de çalışmaya başlamasının yer aldığını söyleyen Fidan, "Daha fazla insani yardıma, daha fazla tıbbi yardıma ihtiyacımız var. Barınakların içeri sokulmasına izin verilmesi gerekiyor. Filistin teknik komitesinin Gazze’de kendi çalışmalarına başladığını görmemiz gerekiyor; ancak henüz başlamış değiller. Gazze’ye girişlerine izin verilmiyor. Bunlar birinci aşamanın gerekleridir" dedi. Fidan, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesinin ardından ikinci aşamaya geçilerek daha somut sonuçların görülebileceğini belirterek, "Ama şu anda insani durum, birinci aşama şartlarının gerektirdiği şekilde tam anlamıyla ele alınmıyor. Şu an bulunduğumuz nokta budur. Ve umarım Kahire’de devam eden görüşmeler, inşallah, olumlu bir sonuç verecektir" şeklinde konuştu.
Üzümdere Irmağı kuraklığa yenik düştü, eski halinden eser kalmadı
19 Ağustos 2025 Salı - 22:55 Üzümdere Irmağı kuraklığa yenik düştü, eski halinden eser kalmadı Akseki ve İbradı ilçe sınırlarında bulunan ve Oymapınar ile Manavgat barajlarını besleyen en önemli kaynaklardan olan Üzümdere Irmağı kuraklık sebebiyle bazı göbetler harici kurudu. Irmakta su akışı tamamen dururken aynı zamanda Alabalık Vadisi olarak da bilinen Üzümdere Irmağı’nda balıklar ve yengeçler de kayboldu. Üzümdere Vadisi’nin son durumu ise dron ile görüntülendi. Oymapınar ve Manavgat barajlarını besleyen Üzümdere Irmağı’nda göletler dışında su kalmadı. Irmakta yer yer bulunan küçük göletler dışında su akmayınca, ırmakta bulunan canlılar yok oldu. Bölgede yaşayanlar önceki yıllarda kasım ayına kadar su akan ırmakta, son yıllarda bu mevsimlerde de kuruma yaşandığını belirtti. Irmağın kurumasının nedeni olarak ise yaz yağmurlarının ve sonbahar yağmurlarının vaktinde gelmemesi ve kışın eski karların yağmaması olduğu söyleniyor. "Kışın su seviyesi 8-10 metreye kadar ulaşıyor" Üzümdere Irmağı kıyısında işletmecilik yapan İbradı’nın Düzlen Mahallesi’nden Erkan Düzenli, Üzümdere Irmağı’nın Oymapınar Barajı’nı besleyen en önemli kollarından biri olduğunu söyledi. Irmakta kış aylarında su seviyesi 8-10 metreye kadar yükseliyor. Bu bölge için önemli bir değer. Eskiden yaz yağmurları yağardı. Irmakta su hiç bitmezdi. Son yıllarda havaların kurak gitmesi Üzümdere Irmağı’nı da etkiledi. Yosunlar ortada. Asırlık kavak ağaçlarının kökleri çıkmış. Saçakları ortada, ağaçlar bile üzgün durumda" dedi. "Oymapınar Barajı’nın en önemli kolu" Uzun yıllardır bu bölgede yaşadığını anlatan Düzenli, "Irmağımız son 10-15 yıldır yağışların etkisiyle kuruyor. Tabii ki başka faktörlerin de olduğunu düşünüyorum. Geçen yıl Temmuz ayında kurumuştu. Bu yıl Ağustos ayının ortalarında kurudu. Irmağımız Akseki ve İbradı sınırları içerisinde bulunuyor. Irmak Oymapınar Barajı’nı en büyük destekleyen su kaynaklarından birisidir. Çocukluğumuzda su az da olsa akardı. Irmak tamamen kurumazdı" diye konuştu. "Yaban hayatını da etkiliyor" Üzümdere Irmağı’nın kurumasının, 16 Ekim 2005 tarihinde Yaban Hayatı Geliştirme Sahası olarak da ilan edilen, 18 bin 462 hektarlık bir alanda bulunan binlerce yaban hayatını da etkilediğine dikkat çeken Düzenli, "Bölgede bulunan yaban hayatını bile ciddi şekilde etkiliyor. Bölge yaban hayatı koruma sahası içerisindeyiz. Birçok yaban hayatını içerisinde barındırıyor. Onların en önemli su kaynakları bu Üzümdere Vadisidir. Gerçekten çok üzülüyoruz. Üzücü bir durum" şeklinde konuştu. "Ağaçlar kurumaya başladı" Düzenli, "Tabii ki bölgedeki ağaçlar da kurumaya başladı. Canlı örnekleri var. Su sadece derin çukurlarda kaldı. Su akışı olmuyor. Sadece göbetlerde su var. Çıkış noktasında da su akmıyor. Tamamen bitmiş durumda. Bölgeye gelen misafirlerimiz olsun, müşterilerimiz olsun buraları bilen kişiler buraya gelince suyu görmeyince büyük şaşkınlık içerisinde kalıyorlar. İnşallah en kısa sürede yağışlar başlar ve Üzümdere Irmağı yeniden eski haline gelir" diye sözlerine ekledi.
Üzümdere Irmağı kuraklığa yenik düştü, eski halinden eser kalmadı
19 Ağustos 2025 Salı - 21:56 Üzümdere Irmağı kuraklığa yenik düştü, eski halinden eser kalmadı Akseki ve İbradı ilçe sınırlarında bulunan ve Oymapınar ile Manavgat barajlarını besleyen en önemli kaynaklardan olan Üzümdere Irmağı kuraklık sebebiyle bazı göbetler harici kurudu. Irmakta su akışı tamamen dururken aynı zamanda Alabalık Vadisi olarak da bilinen Üzümdere Irmağı’nda balıklar ve yengeçler de kayboldu. Üzümdere Vadisinin son durumu ise dron ile görüntülendi. Oymapınar ve Manavgat barajlarını besleyen Üzümdere Irmağı’nda göletler dışında su kalmadı. Irmakta yer yer bulunan küçük göletler dışında su akmayınca, ırmakta bulunan canlılar yok oldu. Bölgede yaşayanlar önceki yıllarda kasım ayına kadar su akan ırmakta, son yıllarda bu mevsimlerde de kuruma yaşandığını belirtti. Irmağın kurumasının nedeni olarak ise yaz yağmurlarının ve sonbahar yağmurlarının vaktinde gelmemesi ve kışın eski karların yağmaması olduğu söyleniyor. "Kışın su seviyesi 8-10 metreye kadar ulaşıyor" Üzümdere Irmağı kıyısında işletmecilik yapan İbradı’nın Düzlen Mahallesinden Erkan Düzenli, Üzümdere Irmağının Oymapınar Barajını besleyen en önemli kollarından biri olduğunu söyledi. Irmakta kış aylarında su seviyesi 8-10 metreye kadar yükseliyor. Bu bölge için önemli bir değer. Eskiden yaz yağmurları yağardı. Irmakta su hiç bitmezdi. Son yıllarda havaların kurak gitmesi Üzümdere Irmağını da etkiledi. Yosunlar ortada. Asırlık kavak ağaçlarının kökleri çıkmış. Saçakları ortada, Ağaçlar bile üzgün durumda" dedi. "Oymapınar Barajının en önemli kolu" Uzun yıllardır bu bölgede yaşadığını anlatan Düzenli, "Irmağımız son 10-15 yıldır yağışların etkisiyle kuruyor. Tabii ki başka faktörlerinde olduğunu düşünüyorum. Geçen yıl Temmuz ayında kurumuştu. Bu yıl Ağustos ayının ortalarında kurudu. Irmağımız Akseki ve İbradı sınırları içerisinde bulunuyor. Irmak Oymapınar barajını en büyük destekleyen su kaynaklarından birisidir. Çocukluğumuzda su az da olsa akardı. Irmak tamamen kurumazdı" diye konuştu. "Yaban hayatını da etkiliyor" Üzümdere Irmağının kuruması, 16 Ekim 2005 tarihinde Yaban Hayatı Geliştirme Sahası olarak ta ilan edilen, 18.462 hektarlık bir alanda bulunan binlerce yaban hayatını da etkilediğini dikkat çeken Düzenli, "Bölgede bulunan yaban hayatını bile ciddi şekilde etkiliyor. Bölge Yaban hayatı koruma sahası içerisindeyiz. Birçok yaban hayatını içerisinde barındırıyor. Onların en önemli su kaynakları bu Üzümdere vadisidir. Gerçekten çok üzülüyoruz. Üzücü bir durum" şeklinde konuştu. "Ağaçlar kurumaya başladı" Düzenli, "Tabii ki bölgedeki ağaçlarda kurumaya başladı. Canlı örnekleri var. Su sadece derin çukurlarda kaldı. Su akışı olmuyor. Sadece Göbetlerde su var. Çıkış noktasında da su akmıyor. Tamamen bitmiş durumda. Bölgeye gelen misafirlerimiz olsun, müşterilerimiz olsun buraları bilen kişiler buraya gelince suyu görmeyince büyük şaşkınlık içerisinde kalıyorlar. İnşallah en kısa sürede yağışlar başlar ve Üzümdere Irmağı yeniden eski haline gelir" diye sözlerine ekledi.
Antik kentlerde ziyaretçi bilinci uyarısı: "Kültürel miras ve doğal denge tehlikede"
19 Ağustos 2025 Salı - 12:52 Antik kentlerde ziyaretçi bilinci uyarısı: "Kültürel miras ve doğal denge tehlikede" Binlerce yıllık antik kentlerin bilinçsiz ziyaretlerle zarar gördüğünü belirten Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi (ALKÜ) akademisyenlerinden Doç. Dr. Tuna Akçay, kültürel mirasın korunması için tüm ziyaretçileri duyarlı olmaya çağırıyor. Binlerce yıllık tarihiyle açık hava müzesi niteliği taşıyan antik kentler, her yıl yerli ve yabancı birçok ziyaretçiyi ağırlıyor. Ancak uzmanlar, bu alanlarda yapılan bilinçsiz ziyaretlerin hem kültürel mirasa hem de doğal yaşama ciddi zararlar verdiği konusunda uyarıyor. Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi (ALKÜ) akademisyenlerinden Selinus Arkeolojik Araştırmaları Başkanı Doç. Dr. Tuna Akçay, antik kentlerde ziyaretçi bilincinin büyük önem taşıdığını vurguladı. "Bir taşın bile yerinin değiştirilmesi, arkeolojik bağlamın bozulmasına yol açabilir. Aynı şekilde, flora ve fauna üzerinde oluşturulan baskı, ekolojik dengeleri sarsıyor." diyen Akçay, ziyaretçilerin özellikle belirlenmiş yürüyüş rotalarından ayrılmamaları gerektiğini belirtti. "Kazı alanlarına izinsiz giriş ve duvar yazılarına dikkat" Bitki örtüsünün tahrip edilmesi, taşınabilir küçük buluntuların yerinden alınması, duvar yazıları ve kazı alanlarına izinsiz giriş gibi davranışların yaygınlaştığını ifade eden Akçay, bu tür eylemlerin hem tarihi hem de doğal yapıya geri dönüşü olmayan zararlar verdiğini söyledi. Akçay, "Bilgi panolarını dikkatle okumak, koruma amacıyla konulan uyarı tabelalarına uymak ve yerel rehberler eşliğinde geziler yapmak; bilgilendirici ve koruyucu olacaktır" dedi. Kenelere ve yılanlara karşı uyarılar Antik kentlerin doğal yapısının bazı sağlık riskleri barındırdığını da belirten Akçay, özellikle ilkbahar ve yaz aylarında sıkça karşılaşılan kenelere karşı ziyaretçileri uyardı. Uzun kollu kıyafetlerin tercih edilmesi, pantolon paçalarının çorap içine sokulması, kene kovucu spreylerin kullanılması ve açık alanlarda yere oturulmaması gerektiğini ifade eden Akçay, "Geziden sonra vücut kontrolü yapılmalı, özellikle çocuklu aileler bu konuda daha dikkatli olmalıdır." dedi. Bölgelerde zaman zaman yılanların da görülebildiğini hatırlatan Akçay, "Taşlık alanlarda çıplak elle temas etmekten kaçınılmalı, çalılık bölgelerde yürürken dikkatli olunmalı ve ayak bileklerini koruyan ayakkabılar giyilmelidir" uyarısında bulundu. "Yaban hayatına müdahale etmeyin" Yaban hayvanlarıyla doğrudan temas kurma girişimlerinin de arttığını belirten Doç. Dr. Akçay, "Yaban hayvanları ilgi çekici olabilir ancak onların yaşam alanlarına müdahale etmeden, uzaktan gözlemle yetinmek gerekir. Bu hem bireysel güvenlik hem de doğal denge açısından önemlidir" diye konuştu. Son olarak Akçay; antik kentlerin korunmasının yalnızca uzmanların değil, tüm ziyaretçilerin ortak sorumluluğu olduğunu vurguladı ve kamuoyunun bu konuda daha fazla bilinçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.