Yerel Haberler
Bursa
Marmara’nın denizkestanesi avcılığına açılmasına tepki 21 Şubat 2026 Cumartesi - 22:27:44 Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi, Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, Marmara Denizi’nin denizkestanesi avcılığına açılmasına tepki göstererek, Marmara’da denizkestanesi avcılığının küçük balıkçıyı değil birkaç ihracatçıyı ihya edeceğini vurguladı. Sarı, Marmara Denizi’nde 13 Şubat 2026-15 Nisan 2026 arasında denizkestanesi avcılığının serbest bırakılmasının yanlış olduğunu belirterek, bu karardan vazgeçilmesi gerektiğini aktardı. Marmara’da denizkestanesi avcılığının küçük ölçekli balıkçıyı değil, denizkestanesini taze ve havyarlı olarak satan birkaç ihracatçıyı ihya edeceğine dikkati çeken Sarı, şunları kaydetti: "Marmara Denizi’nde 2021 yılında yaşanan müsilaj felaketi sonrasında yanlış bir kararla tam üreme zamanında, yani denizkestanesi yumurtaları olgunlaşmışken denizkestanesi avcılığı serbest bırakılmıştı. Müsilaj Bilim ve Teknik Kurulu’nun hazırladığı rapor ve kamuoyunda yükselen tepkiler sonrasında üreme dönemi biterken, yani ihracatçılar gerekli ürünü Marmara’dan topladıktan sonra durdurulmuştu. Anlaşılan aynı lobi işbaşında. Marmara Denizi, 15 Nisan 2026’ya kadar denizkestanesi avcılığına açıldı. Tarihe dikkat edilirse avcılığın tam da denizkestanelerinin havyarının olgunlaştığı döneme denk geldiği görülecektir." "Çare aşırı avcılığı azaltmaktır" Marmara Denizi kıyılarında aşırı denizkestanesi artışına ilişkin bilimsel bir bulgu olmadığını vurgulayan Sarı, "Tam tersine 2022 yılında Müsilaj Bilim ve Teknik Kurulu tarafından hazırlanarak ilgili birimlerle paylaşılan bilimsel raporda kıyısal alanda müsilaj sonrası artış gösteren makro alg artışının kontrolü için denizkestanelerinin hayati önemde olduğu ve avlanmaması gerektiği belirtilmektedir." ifadesini kullandı. Denizkestanesi popülasyonunun deniz ekosisteminin bütünsel bir yaklaşımla yönetilip yönetilmediğinin en net göstergelerinden biri olduğunu belirten Sarı, şöyle devam etti: "Eğer ortamda kirlilik varsa algler artarak ortamdaki azot ve fosforu tüketmeye çalışır. Alg artışı, onların üzerinden beslenen denizkestanesi gibi türlerin çoğalmasına neden olur. Denizkestanesinin popülasyonunu kontrol eden mırmır, karagöz, çipura gibi türler aşırı avlanıyorsa bu sefer denizkestaneleri artış göstererek ortamda baskın olur ve bütün makro algleri tüketerek kıyısal alanı çöle döndürür. Bu durumda çare denizkestanesi avcılığını artırmak değil, aşırı avcılığı azaltmak, denizi ekosistem esaslı olarak yönetmektir." "Denizkestanesi birkaç kişiyi ihya edecektir" Prof. Dr. Sarı,  Marmara Denizi’nde neredeyse bütün balık türleri üzerinde aşırı avcılık yapıldığını vurgulayarak, şunları kaydetti: "Müsilaj ve aşırı avcılık yüzünden küçük ölçekli balıkçılık can çekişmektedir. Yoğun müsilaj yaşanan 2021-2022 ve 2024-2025 avcılık sezonlarında Marmara Denizi’ndeki küçük ölçekli balıkçıların av kaybı yüzde 90’ları bulmuştur. Eğer gerekçe bu kayıpların telafisi ise denizkestanesi avcılığının serbest bırakılması küçük ölçekli balıkçıyı değil, denizkestanesini taze ve havyarlı olarak çoğunlukla Japonya, Fransa gibi ülkelere ihraç eden birkaç kişiyi ihya edecektir. Balıkçılık yönetimi bir bilim dalıdır. Günübirlik talepler, siyasi baskılar veya çıkarlar düşünülerek alınacak her karar deniz ekosisteminde geri dönüşü zor sonuçlar doğurur." "Deniz deneme-yanılma veya oyun alanı değildir" Denizkestanesi avcılığını Marmara’da serbest bırakan karar alınırken yıllardır bu alanda çalışan bilim insanlarına sorulmadığını, görüş alınmadığını aktaran Sarı, şöyle devam etti: "Bilim araç değil, yol göstericidir. İşinize geldiğinde bilime başvururken, işinize gelmediğinde bilim yokmuş gibi davranmak ancak günü kurtarmaya yarar. Deniz, birilerinin deneme-yanılma veya oyun alanı, çıkar gruplarının sömürü odağı, balıkçıların malı-mülkü değildir. Deniz, insanın da içinde bulunduğu biyosferin kalbidir. Ona uygun, bütünsel olarak yönetilmelidir. Marmara’da denizkestanesi avcılığının serbest bırakılması yanlıştır ve derhal bu karar geri alınmalıdır. Deniz ekosisteminin sağlıklı işlemesi isteniyorsa çare ekosistem esaslı, bilim temelli balıkçılık yönetimidir. Marmara’nın şırı avcılığın önlenmesine, endüstriyel balıkçılığın sınırlandırılmasına ve acilen kritik bölgelerde deniz koruma alanları oluşturulmasına ihtiyacı vardır."
21 Şubat 2026 Cumartesi - 22:24 Bursa’da AK Parti Teşkilatı vefa iftarında buluştu AK Parti Bursa İl Başkanlığı tarafından "Teşkilat Vefa İftarı" programı düzenlendi. Merinos Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen iftar programı, partinin il ve ilçe teşkilat mensuplarını bir araya getirdi. İftar programına il ve ilçe yöneticileri, kadın ve gençlik kolları temsilcileri ile çok sayıda partili katıldı. Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programda, Ramazan ayının birlik, beraberlik ve dayanışma ruhuna vurgu yapıldı. "Bursa teşkilatımız omurgadır" Programda konuşan AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, AK Parti teşkilatının sahada emek veren büyük bir yapı olduğuna dikkat çekti. Gürkan, "Bu dava rahat zamanların değil, zor zamanların davasıdır. Alkışla değil, emekle büyümüştür. Mahalle başkanlarımızdan sandık görevlilerimize kadar gecesini gündüzüne katan tüm dava arkadaşlarıma şükranlarımı sunuyorum. İsmi bilinmeyen ama yükü taşıyan sessiz kahramanlarımız olmasaydı, bugün bu tablo mümkün olmazdı" dedi. Bursa teşkilatının AK Parti için özel bir yere sahip olduğunu belirten Gürkan, "Biz masa başında değil, sahada siyaset yapan bir teşkilatız. Sosyal medyada değil, gönüllerde trend olmaya talibiz. Allah’a şükür gücümüz teşkilattır. 2025 yılı sonu itibarıyla Bursa’da 407 bin 543 üyeye ulaşmış bulunuyoruz" ifadelerini kullandı. "Omuz omuza mücadelemizi sürdüreceğiz" AK Parti Teşkilat Başkanı Ahmet Büyükgümüş ise, kuruluşundan bugüne kadar emeği geçen tüm teşkilat mensuplarına teşekkür ederek, "Sahada, büyüklerimizle omuz omuza mücadelemizi sürdüreceğiz. İnşallah ziyaret ettiğimiz her hanede biriktirdiğimiz umutla, Recep Tayyip Erdoğan’ı yeniden cumhurbaşkanı seçeceğiz. Güçlü teşkilat yapımızla yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz" diye konuştu. "Bu salonda tarihimizin izlerini görüyorum" AK Parti Genel Başkan Vekili Efkan Ala da, AK Parti kadrolarının Türk siyasi tarihinde önemli dönüşümlere imza attığını söyleyerek, "Bu kadro, ‘olmaz’ denilenleri başaran, ‘yapılamaz’ denilenleri yapan bir kadrodur. Bu salonda sadece bugünün değil, tarihimizin de izlerini görüyorum. Bizler demokratik zeminde, hukuk içinde kalarak mücadele ettik. Millet iradesini esas aldık ve milletle birlikte iktidar olduk" dedi. Program, duaların ardından iftar yemeğiyle sona erdi.
21 Şubat 2026 Cumartesi - 17:32 Medya Buluşması’nda Ramazan ve kent kültürü ele alındı Osmangazi Belediyesi tarafından düzenlenen "Medya Buluşması" etkinliği, Bursa’da Ramazan ayının toplumsal yaşamdaki yeri ve kent kültürüne etkilerini gündeme taşıdı. Gençlik ve Girişimcilik Merkezi’nde gerçekleştirilen programda, geçmişten günümüze Bursa’da Ramazan geleneği ve değişen şehir yaşamı kapsamlı biçimde ele alındı. Sevda Kurul’un moderatörlüğünü üstlendiği Gazeteci İbrahim Öge’nin ise konuşmacı olarak katıldığı etkinlikte; Bursa’nın eski Ramazan akşamları, mahalle kültürü, komşuluk ilişkileri ve bu kültürün zamanla nasıl dönüştüğü üzerine önemli değerlendirmeler yapıldı. Öge, Ramazan ayının yalnızca dini bir dönem olmadığını, aynı zamanda kentin sosyal hafızasında güçlü bir yer tuttuğunu vurguladı. Ramazan gelenekleri masaya yatırıldı Bursa’nın kadim bir başkent olduğuna dikkat çeken Gazeteci İbrahim Öge, sözlerinde şu ifadeleri kullandı: "Geçmişte Ramazan ayının başlangıcı rü’yet-i hilal yoluyla belirlenirdi. Ayın hareketleri gözlemlenir, hilalin görülmesi Bursa kadısına bildirilirdi. Hilal görüldüğünde top atışlarıyla Ramazan’ın başladığı halka ilan edilirdi. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde ve Osmanlı arşiv belgelerinde Bursa’da bu gözlemenin yapıldığı yerler açıkça anlatılmaktadır. Şaban ayının son günlerinden itibaren Ramazan defteri devreye girer, fiyatlar Ramazan boyunca sabit tutulurdu. Bakırcılar Çarşısı ve çevresi bu dönemde büyük bir ticari canlılık yaşardı. Evlerdeki bakır tabaklar kalaylanır, Ramazan sofraları için özel hazırlıklar yapılırdı. Ramazan ayı, Bursa’da hem manevi hem de sosyal ve ekonomik açıdan hayatın merkezinde yer alırdı." Ramazan ayının toplumsal dayanışma yönüne dikkat çeken Öge, "Birlik ve beraberlik noktasında çok önemli işler yapılıyordu. Hem çocuklar, hem dar gelirliler hem de yaşlılar düşünülüyordu. Mesela ‘diş kirası’ diye bir gelenek vardı; insanlar evine gelen misafire ‘beni şereflendirdin, bereket verdin’ diyerek hediye ederdi. Bir de zimem defteri uygulaması vardı. Bu gelenek, Ramazan boyunca imkanı olanların mahalle bakkalına gidip veresiye defterini istemesiyle başlardı. Mahalle bakkalı borcun ne kadar olduğunu söyler, kişi ya tamamını öder ya da defterin başından, ortasından, sonundan bir sayfa açtırarak borçları kapatırdı. Böylece yüzlerce insan büyük bir borç yükünden kurtulurdu. Bu çok önemli bir toplumsal dayanışma örneğiydi. Ramazan kültürümüzde çocuklara yönelik uygulamalar da vardı. Tekne orucu ya da oruca direk vurma dediğimiz uygulamayla çocuklar öğleye kadar oruca alıştırılır, dayanma süresi uzatılmaya çalışılırdı. İlk orucunu tutan çocuklar ödüllendirilir, çeşitli hediyelerle teşvik edilirdi" ifadelerini kullandı. "Kültürümüzden korkmayın" Gençlere tavsiyelerde bulunan İbrahim Öge, "Kültürümüzden korkmayın. Türk kültürü korkulacak bir kültür değildir. Türk kültürü ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ diyen bir kültürdür. Türk kültürü açın, tokun halini bilen, yardımlaşmayı ve dayanışmayı esas alan bir kültürdür. Emin olun, birçok İslam coğrafyasında Ramazan’ı bizim gibi birlik ve beraberlik içerisinde yaşayan başka bir millet yok. Kendi kültürünüzden geleni okuyarak, araştırarak atalarınızı ve törenizi tanıyın. Bunu yaptığınızda kültürünüzü ideolojik bakıştan, ötekileştirmeden ve ayrıştırmadan kurtarırsınız" diye konuştu. Program sonunda Gazeteci İbrahim Öge, Osmangazi Belediyesi’ni Ramazan etkinlikleri ile ilgili yaptıkları çalışmalardan dolayı yürekten kutladı. Osmangazi Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürü Süleyman Çavlı ise İbrahim Öge’ye günün anısına teşekkür plaketi takdiminde bulundu.
40 yıldır ayakkabıları yeniliyor
18 Şubat 2026 Çarşamba - 11:11 40 yıldır ayakkabıları yeniliyor İznik Belediyesi hayata geçirdiği "Yaşayan İznik Hazineleri" projesinin 42.belgeselinde 40 yıldır ayakkabı tamirciliği yapan Fahrettin Yılmaz’ın (56) hayatını ele aldı. Unutulmaya yüz tutmuş el sanatlarının ustaları ile mesleklerinde yarım asrı devirmiş kişilerin hayatları kent hafızasını gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla İznik Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nün "Yaşayan İznik Hazineleri" projesi kapsamında belgeselleştirilmeye devam ediyor. Bu kapsamda son olarak kırk yıllık Ayakkabı Tamircisi Fahrettin Yılmaz’ın (56) hayatı ele alındı. 1970 yılında Trabzon’un Akçaabat ilçesinde dünyaya gelen Fahrettin Yılmaz 1976 yılında 6 yaşındayken ailesi ile birlikte İznik’e göç eder. İznik’e geldiği ilk yılda Ayakkabı Tamircisi Adem Demirtaş’ın yanında çırak olarak işe başlar.17 yaşına kadar ustasının yanında çırak olarak çalıştıktan sonra kendi dükkanını açar. İlkokulu Kılıçaslan İlkokulunda, Liseyi ise dönemin Endüstri Meslek Lisesi’nde okuyan Yılmaz, kırk yıla yakın süredir devam ettirdiği Ayakkabı Tamirciliği mesleğini farklı işler yapsa da bırakamaz. Mesleğe ilk başladığı yıllarda yokluk vatandaşın yokluk içerisinde olduğunu ve çok fazla tamir işi olduğunu dile getiren Yılmaz, günümüzde ayakkabı tamirinin azaldığını belirtti.Tüm bu hayatı ile İznik’teki hâtıralarını anlattığı ‘Yaşayan İznik Hazineleri’ 42.bölümü İznik Belediyesi tarafından yayınlandı. Yaşayan İznik Hazineleri projesi önümüzdeki süreçte de ustaları ekranlara yansıtmaya devam edecek.
Köpüklü balonu patlatmadan, jiletle tıraş ederek sınavı geçiyorlar
18 Şubat 2026 Çarşamba - 10:09 Köpüklü balonu patlatmadan, jiletle tıraş ederek sınavı geçiyorlar Bursa’daki meslek ve teknik anadolu lisesi öğrencileri hem eğitimlerini tamamlıyor, hem de meslek sahibi olup bir yandan da para kazanabiliyorlar. Gerçek müşteriyi tıraş edebilmek için Osmanlı döneminde kullanılan yöntem deneniyor.Şişirilen balona köpük sürülüyor. Öğrenciler jilet kullanarak köpüklü balonu patlatmazlarsa başarılı oluyorlar. Güzellik Hizmetleri bölümünde eğitim görerek kuaför ustası olacak öğrenciler eğitimlerini en iyi şekilde tamamlamak için çalışıyorlar. Okul yönetimi öğrencilerin gerçek meslek sahibi olabilmeleri için onları her daim desteklemeye devam ediyor. Okul öğrencilerinden Ahmet Sarı’nın en büyük hayali Milli Eğitim Bakanı Yusf Tekin’i okullarında görmek ve onu tıraş etmek. Yenişehir Hüma Hatun Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Güzellik Hizmetleri Öğretmeni Sinan Eşkin, "Bu teknik Osmanlıdan günümüze kadar gelen bir teknik. Müşteri almadan önce öğrencilerimiz balonla uygulama yapıyorlar. Balonu patlatmayanlar sınavı geçtikleri takdirde gerçek müşteriyle baş başa kalıyorlar. Uygulama yapan öğrencilerimiz balonu patlatmadıkları için sınavı geçtiler. Okulumuzda hem kız hem de erkek öğrencilerimiz eğitim alabiliyor. Bu eğitimlerini 12.sınıfta staj eğitimleriyle işletmelerde daha da pekiştiriyorlar. Öğrencilerimiz mezun olduktan sonra kendi işyerlerini açabiliyorlar. İki yıl ön lisans programı okuyabiliyorlar. 4 yıllık fakülte eğitimi görüp alanlarında öğretmenlik de yapabiliyorlar" diye konuştu. En büyük hayali bakanı traş etmek Hüma Hatun Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Okul öğrencilerinden Ahmet Sarı, "12 sınıf öğrencisiyim. En büyük hayalim Milli Eğitim Bakanımız Yusuf Tekin’i okulumuzda görmek ve onu tıraş etmek. Bu bölüm insanları geliştirip halkla ilişkilerini kuvvetlendiriyor" dedi. Yenişehir İlçe Milli Eğitim Müdürü Hüseyin Yaşar, " Burada öğrencilerimiz hem meslek sahibi olmayı öğreniyorlar hem de bütçelerine katkı anlamında güzel bir imkana sahip oluyorlar. Öğrencilerimize aynı zamanda meslek ahlakı yönünden de bilgiler vermeye özen gösteriyoruz. Büyükleri karşılama, müşteriye nasıl davranılır gibi birçok alanda onlara katkılar sağlayan eğitimlerde sunuluyor" dedi.
Bursa’nın kadınlar matinesinde güven ve sanat vurgusu
18 Şubat 2026 Çarşamba - 10:06 Bursa’nın kadınlar matinesinde güven ve sanat vurgusu Bursa’nın vazgeçilmez eğlencelerinden biri haline gelen Kadınlar matinesi öncesinde sahneye çıkmaya hazırlanan Mehmet Çevik, samimi açıklamalarda bulundu. Yıllardır kadınlara özel düzenlediği matine organizasyonlarıyla büyük bir kitleye ulaşan Çevik, başarısının temelinde güven ve sevgi olduğunu vurguladı. İşini büyük bir aşkla yaptığını dile getiren Mehmet Çevik, arkasında kendisini samimiyetle dinleyen geniş bir dinleyici kitlesi olduğunu söyledi. Sadece yerel değil, ulusal magazinde de güçlü dostlukları bulunduğunu ifade eden Çevik, "Bu işi gerçekten layıkıyla yapan, yol arkadaşı dediğim insanlar beni sevenlerimle buluşturuyor. Bu da hem yerelde hem ulusalda karşılık buluyor" dedi. "Sanatçı her yönüyle örnek olmalı" Magazin dünyasında yaşanan gelişmelere temkinli yaklaştığını belirten Çevik, bu konularla ilgili konuşmaktan özellikle kaçındığını dile getirdi. Sanatçının topluma örnek olması gerektiğinin altını çizen Çevik, "Sanatçı; duruşuyla, yaşam tarzıyla, sahnesiyle, sesiyle, kıyafetiyle bir bütün olmalı. Halka ve sevenlerine örnek teşkil etmeli" ifadelerini kullandı. 16 yaşından beri sahnede Kadınlar matinesi serüveninin genç yaşlarda başladığını anlatan Mehmet Çevik, "Yaklaşık 16 yaşımdan beri bu organizasyonları yapıyorum. İlk olarak Gemlik’te başladık. O dönemlerde sosyal medya yoktu ama 400-500 kişilik salonları dolduruyorduk. Sonrasında Yalova ve Türkiye’nin birçok şehrinde sahne aldık. Bursa’da ise her ay düzenli olarak bin kişiyi aşkın misafirimizi ağırlıyoruz" diye konuştu. "Bana emanet edilen güveni boşa çıkarmam" Kadınlar matinesinin en önemli unsurunun güven olduğunu vurgulayan Çevik, "Eşler, hanımlarını getirip bana emanet ediyor. Eğleniyorlar, sonra gelip alıyorlar. Güven vermeyen bir sanatçıya bu ilgi olmaz. Ben de bir aileyim, benim de çocuklarım var. Bu işi sadece sanat ve eğlence için yapıyoruz" dedi. "Onlar benim gücüm" Kadınların günlük hayatın yoğun temposunda yorulduğunu belirten Çevik, ayda bir kez onları eğlenceli bir ortamda ağırlamaktan büyük mutluluk duyduğunu ifade etti. "Bugün de yine birbirinden kıymetli hanımlarla, güzel kalplerle bir arada olacağım. Onlar bana büyük bir güç ve destek oluyor. Kendimi çok şanslı hissediyorum" sözleriyle duygularını dile getirdi.
Büyükşehir uzmanlarından Ramazan’da beslenme tavsiyeleri
18 Şubat 2026 Çarşamba - 10:02 Büyükşehir uzmanlarından Ramazan’da beslenme tavsiyeleri Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde görevli Diyetisyen Dr. Nilgün İstek, Ramazan ayının gelmesi ile birlikte vatandaşların beslenmesine ilişkin tavsiyelerde bulundu. Bursa Büyükşehir Belediyesi, Ramazan ayında da vatandaşlara yönelik ücretsiz sağlıklı beslenme danışmanlığı hizmetini sürdürüyor. Ücretsiz diyetisyen hizmeti kapsamında sağlıklı, yeterli, dengeli ve bilinçli beslenme adına yol gösteriliyor. Destek kapsamında yaşam kalitesini arttırmaya yönelik çalışmalar yapılırken, buna uygun beslenme programları oluşturuluyor. En kritik öğün, sahur Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde görevli Diyetisyen Dr. Nilgün İstek, Ramazan ayının manevi yönünün yanında beslenme alışkanlıklarının da yeniden şekillendiği bir dönem olduğunu söyledi. Ramazan ayında en kritik öğünün sahur olduğunu belirten Dr. Nilgün İstek, sahur yapılmadığı takdirde gün içerisinde halsizlik, baş ağrısı, dikkat azalması gibi sorunlar yaşanabileceğini ifade etti. Sahur nasıl yapılmalı? Doğru bir sahurun yapılmasının da bu tür etkileri ortadan kaldırabileceğini anlatan Dr. Nilgün İstek, "Sahurda tam buğday unu, tam tahıllı ekmek gibi karbonhidratların yanında yumurta, peynir, yoğurt gibi sağlıklı ve proteinli besinler tüketilebilir. Aynı zamanda zeytin, ceviz, badem, fındık gibi sağlıklı yağların alınması da faydalı olur. Sahurda şekerli gıdalar, tuzlu yiyecekler, salamuralar mümkün olduğunca az tüketilmeli. Böylece gün boyunca çabuk acıkma veya çabuk susama gibi durumları en aza indirebiliriz" dedi. İftarda nelere dikkat edilmeli? İftarda ise en önemli noktanın kademeli beslenmek olduğunu dile getiren Dr. Nilgün İstek, "Uzun süreli açlıktan sonra iftar saatinde birdenbire çok ağır ve yağlı yiyecekler yemek sindirim sistemi problemlerine yol açabilir. Özellikle kronik hastalığı olanlar dikkat etmelidir. Öncelikle suyla oruç açılmalı, bir veya iki adet hurma ve zeytinle devam edilmelidir. Çorba içtikten sonra ise doğrudan ana yemeğe geçilmemeli. 10-15 dakika kadar ara verdikten sonra ana yemeğe geçilmelidir. Bu, sindirimin daha da rahatlamasına yardımcı olacaktır. Ayrıca ara vermek tokluk sinyallerinin oluşmasını sağlar. Aşırı yemek yemenin önüne geçilmiş olur. Kan şekerinin de hızlı yükselmesini engeller. Bu, daha kontrollü bir metabolizma açısından önemlidir" diye konuştu. Ramazan’da sıvı tüketimi önemli Oruç döneminde sıvı dengesinin sağlanmasının da önemli olduğunu vurgulayan Dr. Nilgün İstek, yeterli miktarda su alınmadığı durumda baş ağrısı, dikkat azalması, halsizlik ve sindirim sistemi problemleri yaşanabileceğini anlattı. Suyu da zamana yayarak iftar ile sahur arasında tüketmek gerektiğini söyleyen Dr. Nilgün İstek, "Çay ve kahvenin, su yerine geçmeyeceği bilinmelidir. Yiyeceklerdeki demirden daha iyi yararlanabilmek için çay ve kahvenin yemekten yaklaşık bir saat sonra tüketilmesini tavsiye ediyoruz. Ayrıca Ramazan ayında hareket etmek de çok değerlidir. İftardan yaklaşık bir saat sonra yapılacak fiziksel aktivite, sindirimin rahatlamasına, kan şekerinin dengelenmesine ve kilo kontrolüne yardımcı olacaktır. Kronik hastalığı olanlar özellikle oruç tutma dönemi öncesinde doktora ve diyetisyene danışmalıdır" dedi.
BUÜ’de spor bilimlerine yeni nesil bakış
18 Şubat 2026 Çarşamba - 10:02 BUÜ’de spor bilimlerine yeni nesil bakış Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) AR-GE Koordinatörlüğü tarafından düzenlenen ve geleneksel hale gelen Uludağ Tematik Kahve Günleri’nin sekizincisi, "Spor Bilimlerinde Yeni Nesil Araştırmalar ve Uygulamalar" temasıyla gerçekleşti. Fen Edebiyat Fakültesi Dekanlık Binasında yapılan etkinliğe; Rektör Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, Spor Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ramiz Arabacı, AR-GE Koordinatörü Prof. Dr. Esra Karaca, alanında uzman konuşmacılar ile akademik ve idari personelin yanı sıra öğrenciler de katıldı. Disiplinler arası etkileşim araştırma gücümüzün yakıtıdır Etkinliğin açılışında konuşan BUÜ Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, üniversitenin temel iddiasının araştırma üniversitesi sıralamalarında hem ulusal hem de uluslararası düzeyde hızla yükselmek olduğunu belirtti. Rektör Yılmaz, bu hedefin sadece kağıt üzerindeki rakamlardan ibaret olmadığını, asıl amacın fen, mühendislik, sağlık ve sosyal bilimler yelpazesindeki tüm bilimsel faaliyetleri nitelikli hale getirmek olduğunu vurguladı. Üniversite içindeki birimlerin kendi kulvarlarındaki en iyi kurumlarla yarışması gerektiğini ifade eden Yılmaz, bu rekabet gücünü artırmanın yolunun ise içe kapanmak değil, tam aksine disiplinlerarası bir perspektifle diğer alanlarla ve sanayiyle güçlü bir network kurmaktan geçtiğini dile getirdi. "Sporda ekonomik ve toplumsal katma değer şart" Spor Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ramiz Arabacı, sporun küresel ekonomideki yerini rakamlarla ortaya koyarak, sektörün yıllık 1.4 trilyon dolara kadar ulaşan bir hacme sahip olduğunu belirtti. Spor bilimlerinin sadece sosyal bir alan değil; biyofizik, mühendislik, yapay zeka ve veri bilimiyle iç içe geçmiş devasa bir ekosistem olduğunu vurgulayan Arabacı, günümüzde giyilebilir teknolojiler, VR uygulamaları ve genetik araştırmaların sporcu performansını takip etmede kritik rol oynadığını ifade etti. Bursa’nın spor potansiyelinin bu süreçte büyük bir sinerji geliştirdiği kaydeden Arabacı, geleceğin spor bilimcilerinin mühendislikten istatistiğe kadar farklı alanlarda çift anadal veya yan dal yaparak kendilerini çok yönlü geliştirmeleri gerektiğinin altını çizdi. "Tematik kahve günleri marka haline geldi" AR-GE Koordinatörü Prof. Dr. Esra Karaca, kahve günlerinin artık sadece üniversite içinde değil, kamu ve sanayi nezdinde de ilgi gören bir marka haline geldiğini ifade etti. Bu ayki spor bilimleri temasının özellikle mühendislik ve tıp bilimleriyle doğrudan ilişkili olduğuna dikkat çeken Karaca, etkinliğin temel amacının akademisyenlerin birbirleriyle olan etkileşimini artırmak ve sanayi ile kalıcı iş birlikleri kurmak olduğunu belirtti. Yapılan her toplantı sonrası katılımcılardan geri bildirim aldıklarını ve somut iş birliği sonuçlarını takip ettiklerini söyleyen Karaca, spor bilimleri özelindeki bu buluşmanın da yeni projelere kapı aralamasını beklediklerini aktardı. Programında devamında; BUÜ Tıp Fakültesi Öğr. Gör. Faruk Ateş, Ocalis Firması Kurucu Ortağı Ahmet Emre Öçal, BUÜ Spor Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Recep Görgülü, Alpmed Tıbbi Cihazlar Firması Satış Müdürü Tolga Türker, BUÜ Spor Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sedat Arslan, Fayda Proje Sorumlusu Fatih Belgi, BUÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Figen Kıvılcım Çorakbaş, Sense4motion Firması İş Geliştirme Sorumlusu Aslı Elaslan, BUÜ Yenişehir İbrahim Orhan MYO Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bahadır Erman Yüce, Bravomed Medikal Sağlık Ürünleri Firma Sahibi Mehmet Seçkin tarafından sunumlar yapıldı.
Ekşi mayanın sırrı paylaşıldı
18 Şubat 2026 Çarşamba - 09:50 Ekşi mayanın sırrı paylaşıldı Osmangazi Belediyesi, Somuncu Baba Evi, Fırını ve Kültür Merkezi’nde düzenlediği atölye çalışmasıyla vatandaşları geleneksel ekşi maya ile doğal ekmek kültürüyle buluşturdu. Osmangazi Belediyesi tarafından gerçekleştirilen "Somuncu Baba’nın İzinde Tasavvuf Sohbetleri ve Ekmek Yapım Atölyesi" kapsamında katılımcılara ekşi mayanın yapım süreci uygulamalı olarak anlatıldı. Vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği etkinlikte 4. Kuşak Ekmek Ustası Hakan Doğan; ekşi mayanın hazırlanması, çoğaltılması, muhafaza edilmesi ve kuşaktan kuşağa aktarılmasıyla ilgili bilgilerini paylaştı. Doğan, katılımcılara evlerinde ekşi maya hazırlamanın püf noktalarını gösterirken, etkinlik sonunda ekşi mayalı ekmeklerden lokma ikramında bulundu. "Ekmek parmak izi gibidir" Ekmeğin en önemli sırrının sabır olduğunu vurgulayan Doğan, "Ekmeğin tek bir püf noktası var, o da sabır. Sabrınız varsa ekmeği yaparsınız, yoksa hiç bu işe girişemezsiniz. Onun dışında her şeyi ekmek size öğretir. Ekmek parmak izi gibidir, bir yaptığınız ekmeğin aynısını bir daha yapamazsınız. Ekşi maya da öyle, bulunduğu ortama göre değişiklik gösterir. Bir gramında milyonlarca canlı yaşıyor. O canlının ne kadar olduğu, ne kadar artırdığına göre sürekli lezzet değişiyor. Havaya, suya, una ve mayanın canlı yapısına göre lezzeti sürekli farklılaşır" ifadelerini kullandı. Etkinliğe katılan vatandaşlar ise hem geleneksel yöntemleri yerinde öğrenmenin hem de uygulamalı deneyim kazanmanın kendileri için çok değerli olduğunu vurguladı. Aynı zamanda Osmangazi Belediyesi’ne teşekkür eden katılımcılar, ekşi maya ve doğal ekmek yapımı konusunda önemli bilgiler edindiklerini, artık evlerinde kendi ekmeklerini yapabileceklerini paylaştı.