Yerel Haberler
Çanakkale
Ezine’de 10 bin kişi iftar sofrasında buluştu 12 Mart 2026 Perşembe - 21:23:28 Çanakkale’nin Ezine ilçesinde belediye tarafından düzenlenen iftarda 10 bin kişi oruçlarını açtı. Ezine Belediye Başkanı Güray Yüksel, Ramazan ayında ‘birlik beraberlik ve bereket soframızda’ diyerek Ezinelileri iftar sofrasından buluşturdu. Ezine Belediyesi, Kapalı Pazaryerinde Ramazan ayı nedeniyle iftar yemeği ve ramazan programı düzenledi. İftara, Çanakkale AK Parti Milletvekili Ayhan Gider, Ezine Kaymakamı Yusuf Kaptanoğlu, Ezine Belediye Başkanı Güray Yüksel, AK Parti Çanakkale İl Başkanı Abdurrahman Kuzu ve çok sayıda vatandaş katıldı. İftar programı Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı. Ezan’ın okunmasının ardından 10 bin kişi iftarını açtı. Duaların ardından iftar programı Kapalı Pazaryeri otoparkında çocuk eğlencesi ve ramazan programıyla devam etti. İftar öncesi, AK Parti Milletvekili Ayhan Gider ve Ezine Belediye Başkanı Güray Yüksel iftara gelen vatandaşlarla bir araya geldi. Bu yıl iftar programının 7’ncisinin düzenlendiğini belirten Ezine Belediye Başkanı Güray Yüksel, "Bizler bu iftarların 7’ncisi tertipliyoruz. İnşallah bundan sonra da bizden sonraki arkadaşlarımız böyle kalabalık iftarlarda tüm şehri siyasetten, kavgadan arındırılmış, birlik beraberlik içinde aynı sofralarda buluşturmayı nasip etsin. Birliğimiz beraberliğimiz şehrimiz için devam etsin, kısmeti daim olsun" dedi. İftar sonrası konuşan AK Parti Milletvekili Ayhan Gider, "Bugün mübarek Ramazan artık bayrama çok az kaldı. Oruçlarla geçirdiğimiz maneviyatla taçlandırdığımız böyle günler inşallah birlik beraberliğimizin vesilesi olur. Oruç tutmanın sadece aç kalmak değil haramdan kaçmanın olduğunu bilmenin de bir vesilesi olur diye ümid ediyorum" diye konuştu.
12 Mart 2026 Perşembe - 11:34 Çanakkale Boğazı’nda makina arızası nedeniyle karaya oturan gemi kurtarıldı Çanakkale Boğazı’ndan geçişi sırasında makina arızası karaya oturan ’NOTA APP’ isimli dökme yük gemisi Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü römorkörleri tarafından kurtarılarak, karanlık liman bölgesine götürülerek demirletildi. Rusya’dan Mısır’a giden Panama Bayraklı 189 metre boyundaki ’NOTA APP’ isimli 51 bin 258 ton tahıl yüklü dökme yük gemisi dün Çanakkale’nin Eceabat ilçesi Kilitbahir köyü açıklarında makina arızası yaptı. Geminin kaptanı, durumu telsizle Çanakkale Boğazı Gemi Trafik Hizmetleri Merkezi Müdürlüğüne bildirdi. Makina arızası ardından sürüklenmeye başlayan gemi bir süre sonra karaya oturdu. Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğüne ait ’KURTARMA-21’ romörkörü ve ’KEGM-8’ botu bölgeye sevk edildi. Boğazdan geçiş yapan diğer gemiler de arızayla ilgili bilgilendirildi. Karaya oturan ’NOTA APP’ gemisi için Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü ekipleri tarafından gerçekleştirilen kurtarma çalışmasıyla gemi karaya oturduğu yerden kurtarıldı. Kurtarma çalışması nedeniyle çift yönlü trafiğe kapanan Çanakkale Boğazı tekrar transit gemi geçişlerine açıldı. Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü römorkörleri ‘Kurtarma-4’ ve ‘Kurtarma-15’ tarafından kurtarılan oturan ’NOTA APP’ isimli dökme yük gemisi karanlık liman bölgesine götürülerek demirletildi. Gemide sörvey çalışması yapılacak.
12 Mart 2026 Perşembe - 11:22 Çanakkale’de 111 yıllık ’Zafer’ coşkusu Çanakkale Deniz Zaferi’nin 111’inci yıl dönümü kutlamaları ve 18 Mart Şehitleri Anma Günü’nü içeren ’Zafer Haftası’ etkinlikleri başladı. Çimenlik Kalesi içindeki açılış töreninde büyük coşku yaşandı. ’Zafer Haftası’ açılış töreni, Çanakkale’de 111 yıl önce, 8 Mart gecesi boğaza döktüğü mayınlarla Deniz Savaşları’nın gidişatını değiştiren Nusret Mayın Gemisi’nin aslına uygun olarak yapılan TCG Nusret’in bağlı bulunduğu Çimenlik Kalesi’nde yapıldı. Çanakkale Valisi Ömer Toraman, Çanakkale Boğaz ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Mustafa Biçen, Çanakkale Belediye Başkanı Av. Muharrem Erkek, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanı İsmail Kaşdemir, İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Cemalettin Akyüz, Güvenlik Batı Marmara Grup Komutanı Yarbay Orhan Öğrenci, askeri erkan, gaziler, şehit aileleri ve öğrenciler katıldı. Şehitler için saygı duruşunda bulunuldu, ardından İstiklal Marşı eşliğinde, Türk bayrağı göndere çekildi. Vali Doç. Dr. Ömer Toraman törende yaptığı konuşmada, "Çanakkale Deniz Zaferi’nin 111’inci yıl dönümünü hep beraber idrak ediyoruz. Çanakkale Savaşı hem mahiyeti itibariyle hem de neticeleri itibariyle dünya harp tarihinin çok müstesna örneklerinden bir tanesi oluşturmaktadır. Bu savaşta yenilmez orduların kesin mağlubiyeti, Türk ordusunun da kesin zaferiyle neticelenmiştir. Hem deniz savaşı safhası hem kara savaşı safhası aynı zaferle neticelenmiştir. Bugüne kadar yenilmez olarak görülen orduların ve donanmaların çaresizliğinin sahnelendiği yerdir. Bu bütün dünyaya örnek teşkil etmiş ve bu güçlü orduların, donanmaların yenilebileceğini bütün dünyaya Türk ordusu göstermiştir. Bunu mümkün kılan şüphesiz Mehmetçiğin direnci, kararlılığı, kahramanlığı ve vatan sevgisidir" dedi. Konuşmanın ardından Vali Ömer Toraman tarafından Kıbrıs Gazisi İzzet Küçük’e Milli Mücadele Madalyası’nın tevcihi yapıldı. Kutsal emanetler yola çıktı Daha sonra halk oyunları ve mehter gösterisi sergilendi. Şehitler diyarı Gelibolu Yarımadası’ndan alınan toprak, zaferin kazanıldığı Çanakkale Boğazı’ndan alınan deniz suyu ve rengini şehitlerimizin kanından alan Türk bayrağından oluşan kutsal emanetler, Vali Ömer Toraman tarafından bu yıl Ankara’ya götürecek olan atletler Hüseyin Ege Arslan ve Şimal Alkan’a teslim edildi. Çimenlik Kalesi’ndeki programın ardından, protokol üyeleri ve katılımcılar, Çanakkale Valiliği önüne kadar ’Halk Yürüyüşü’ gerçekleştirildi. Yürüyüşe katılanlar, ellerindeki Türk bayrakları ile Zafer coşkusunu yaşadı. Valilik önünde düzenlenen törende ise, atletler, emanetleri Ankara’ya götürmek için 29’uncu ’Zafer Koşusu’na başladı. Kutsal emanetler sırasıyla Balıkesir, Bursa, Bilecik, Eskişehir ve Ankara illerinin sınırlarından geçirilerek, 18 Mart günü Ankara’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teslim edilecek. Şehitleri Anma Günü ile Çanakkale Deniz Zaferi kutlamaları, hafta boyunca çeşitli etkinliklerle devam edecek.
AK Partili Gider: "28 Şubat’ı unutmadık, unutturmayacağız"
28 Şubat 2025 Cuma - 09:35 AK Partili Gider: "28 Şubat’ı unutmadık, unutturmayacağız" AK Parti Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Türk siyasi tarihine kara bir leke olarak geçen 28 Şubat postmodern darbesini aradan geçen bunca yıla rağmen unutmadıklarını belirterek, "Bizler, 28 Şubat’ı unutmayarak ve unutturmayarak, millet iradesinin her zaman galip geleceğini göstermeye devam edeceğiz" dedi. AK Parti Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, 28 Şubat darbesinin yıl dönümü ile ilgili yazılı açıklamada bulundu. Türk siyasi tarihine kara bir leke olarak geçen 28 Şubat postmodern darbesini aradan geçen bunca yıla rağmen unutmadıklarını vurgulayan AK Parti Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, "Bizler, 28 Şubat’ı unutmayarak ve unutturmayarak, millet iradesinin her zaman galip geleceğini göstermeye devam edeceğiz. Refahyol hükümetini yıkan ve milletin inancına savaş açan postmodern darbenin üzerinden tam 28 yıl geçti. 1997 yılında siyasi tarihimize kara bir leke olarak geçen 28 Şubat postmodern darbesi, halktan yediği demokrasi tokadı ile tozlu raflarda yerini alırken, ardında bıraktığı izler halen unutulmadı" dedi. Bu postmodern darbenin millet iradesine karşı kurulmuş bir vesayet düzeninin en açık göstergelerinden biri olduğuna dikkat çeken Milletvekili Ayhan Gider, demokrasiye balans ayarı vermek için yola çıkanların, aslında milletin geleceğine ipotek koymaya çalıştığına ifade ederek, sözlerine şöyle devam etti: "28 Şubat, eğitimden ekonomiye kadar birçok alanda derin yaralar açmıştır. Bin yıl süreceği söylenen bu karanlık dönem, milletimizin iradesine sahip çıkmasıyla tarihin çöplüğüne gömülmüştür. Bu postmodern darbenin, bu memlekette demokrasiyi askıya alan 27 Mayıs darbesinden, sağcı-solcu demeden fikri zikri ne olursa olsun insanları katledilmesine yol açan 12 Eylül darbesinden, sümüklü bir hocanın peşinde gidenlerin gerçekleştirdiği 15 Temmuz darbe girişiminden hiçbir farkı yoktur. Ancak unutmamak gerekir ki, vesayetçi anlayış fırsat kollamaktan hiç vazgeçmez. Bugün, Türkiye’yi yeniden eski karanlık günlerine döndürmek isteyenler farklı maskelerle sahneye çıkabilir. Bizler, 28 Şubat’ı unutmayarak ve unutturmayarak, millet iradesinin her zaman galip geleceğini göstermeye devam edeceğiz. Dün olduğu gibi bugün de demokrasinin, özgürlüklerin ve milletimizin yanında duruyoruz. Türkiye, bir daha asla vesayetin gölgesinde yaşamayacak."
AFAD Deprem ve Risk Azaltma Müdürü Prof. Dr. Orhan Tatar: "Herhangi bir yıkıcı etkisi olmayacağını söylüyoruz"
27 Şubat 2025 Perşembe - 16:22 AFAD Deprem ve Risk Azaltma Müdürü Prof. Dr. Orhan Tatar: "Herhangi bir yıkıcı etkisi olmayacağını söylüyoruz" ’Çanakkale İlinin Deprem Tehlikesi ve Depreme Dirençli Okullar’ Çalıştayı’na katılan AFAD Deprem ve Risk Azaltma Müdürü Prof. Dr. Orhan Tatar, Ege Denizi’nde yaşanan depremleri değerlendirerek, "Her türlü senaryoya karşı olacak olan tsunaminin ülkemize ulaşma süresini ve ulaştığında ne tür bir etki yapacağı konusunda da birtakım öngörülerimiz var. Bütün senaryolara göre böyle bir tsunami oluşsa dahi ülkemiz kıyılarına ulaşabileceği en erken sürenin 1 saatten daha uzun süre olacağını öngörüyoruz ve herhangi bir yıkıcı etkisi olmayacağını söylüyoruz" dedi. Çanakkale’de ’Depreme Dirençli Okullar-Earthquake Resilient Schools-EReS Projesi’ kapsamında, ’Çanakkale İlinin Deprem Tehlikesi ve Depreme Dirençli Okullar’ Çalıştayı düzenlendi. Çalıştaya, Çanakkale Vali Yardımcısı Mustafa Özsoy, Çanakkale Boğaz ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Mustafa Biçen, AFAD Deprem ve Risk Azaltma Müdürü Prof. Dr. Orhan Tatar, AFAD Çanakkale İl Müdürü Ahmet Ali Artun, daire müdürleri, Acil Yardım ve Afet Yönetimi Bölümü öğrencileri, AFAD ekipleri katıldı. Ardından protokol konuşmalarına geçildi. Konuşmaların ardından çalıştay, EreS Projesinin tanıtımı ve ’Çanakkale’de Deprem Gerçeği ve Okullarımız’ paneliyle devam etti. AFAD Başkanlığı tarafından düzenlenen Depreme Dirençli Okullar (EReS) projesi Türk-Yunan ortaklığında Çanakkale’de pilot uygulama alanı olarak seçildi ve Avrupa Birliği sivil korunma mekanizması tarafından desteklenen bir proje olarak yer alıyor. EReS (Earthquake Resillient Schools) projesi kapsamında, Türkiye’den Çanakkale ve İzmir, Yunanistan tarafında ise Dedeağaç ve Sisam yerleşimleri pilot olarak seçildi. Her bir ilde 6 okulda çalışmalar gerçekleştirildi. Deprem zararlarının azaltılması kapsamında kritik tesislerden okulların her zaman önemli olduğunun dikkat çekildiği projede, gerek afet öncesi eğitim kurumlarında faaliyet gösteren bireylerin depreme, afete karşı eğitimlerinin sağlanması, farkındalığının oluşturulması, bu yapıların deprem olayına karşı daha güvenilir hale sokulması kriz anında da bu kritik tesislerin durumunun acilen ortaya konması, kriz yönetiminde kullanılabilirliğinin belirlenmesi kurulacak sistemlerle sürekli gözlem altında tutulması ve müdahale sistemlerinin ulusal ve uluslararası modellerle araştırılması EReS projesinin temel gerekçeleri arasında gösterildi. Projede yer alan Yunanistan tarafında 21 Türkiye tarafında 23 olmak üzere toplam 44 araştırmacı Çanakkale’de seçilen 6 pilot okulda çalışmalarını tamamladı. Çalışmalar kapsamında deprem cihazları yerleştirildi. Farkındalık oluşturmayı amaçlayan bir proje Çalıştay öncesi gazetecilerin sorularını yanıtlayan AFAD Deprem ve Risk Azaltma Müdürü Prof. Dr. Orhan Tatar, "Çalıştay’ın temel amacı afete dirençli okullar adı altında bir projemiz var. Projemiz Avrupa Birliği tarafından destekleniyor. Uzun zamandan bu yana sahada çalışmaları devam ediyor. Projenin temel ekseni şu, hem Yunanistan’da hem Türkiye’de pilot olarak seçilen toplam 4 tane ilimizde ki bunlardan iki tanesi Türkiye, iki tanesi Yunanistan’da bulunan iller. Bu okullarda biz aynı zamanda sismoloji eğitimi dediğimiz bir yöntemle bir yandan öğrencilerimize, çocuklarımıza sismoloji eğitimi verirken, bir yandan bilimi sevdirirken diğer yandan aslında afetlere karşı farkındalık oluşturmayı amaçlayan bir proje" dedi. "Süreci yakından takip ediyoruz" Ege Denizi’nde yaklaşık 1 ay öncesinden başlayan sismik aktivitenin yoğun bir şekilde devam ettiğini belirten AFAD Deprem ve Risk Azaltma Müdürü Prof. Dr. Orhan Tatar, "2-3 Şubat tarihlerinde en üst noktaya ulaşmıştı. Her gün yaklaşık 200 civarı o dönemde deprem oluyordu. O günden bugüne biraz daha azalma eğiliminde. Baktığımızda ilk günden itibaren biz de ülke olarak AFAD’ın koordinasyonunda bu süreci yakından takip ediyoruz. Bu konuda gerekli hazırlıklarımızı yaptık. 7 Şubat tarihinde geniş katılımlı bir toplantı gerçekleştirdik. Bu toplantıya Meteoroloji Genel Müdürlüğü’müz, Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitümüz, MTA Genel Müdürlüğü’müz, Deprem Danışma Kurulumuz ve birçok bilim insanımız, bu konuda çalışan bilim insanımız bu toplantıya katıldı. Bu toplantının sonrasında da hem alınan önlemler, tedbirler, hazırlıklar münazara edildi, hem de bu sürecin açıkçası geri planda neler, nasıl takip edileceği konusunda bir görüş ortaya çıktı. 11-13 Şubat tarihlerinde de bölgede çok ciddi bölgesel koordinasyon toplantıları gerçekleştirdik. Hem Muğla’da, Aydın’da, İzmir illerimizde sayın valilerimizin başkanlığında, büyükşehir belediye başkanlarımızın katılımıyla, ilçe belediye başkanları, kaymakamlarımız, muhtarlarımızın katılımıyla çok önemli, verimli toplantılar gerçekleştirdik. Yine bölgedeki yapılan hazırlıklar masaya yatırıldı. Şu anda bu sismik aktivite hale devam ediyor. Günlük ortalama olan deprem sayısı 60 ile 100 arasında değişiyor. Belli bir düşüş var ama hala riskin tümüyle kaktığını söylemek için erken. Bu anlamda hem uyarı sistemlerimiz, hem diğer yandan bir müdahale anlamında olabilecek çalışmalar, hepsi hazır durumda. Hem il afet müdahale planı kapsamında hem de ilçe afet müdahale planı kapsamında bunlar yapılıyor" dedi. "Herhangi bir yıkıcı etkisi olmayacağını söylüyoruz" Hem tsunamiye karşı, hem de volkanik bir patlama sonrasında muhtemel bir volkan küllerinin yayılmasıyla ilgili değişik modellemeler yapıldığını da ifade eden Tatar, "Bunu biz her gün çalışıyoruz. Bu anlamda Meteoroloji Genel Müdürlüğümüz her gün 3 bin, 5 bin, 10 bin metre yükseklikteki rüzgarın akım yönlerini modelleyerek muhtemel bir patlama durumunda onun ülkemize etkisinin ne olup, olmayacağı konusunda da modellemeler her gün AFAD ile paylaşıyor. Diğer yandan tsunami konusunda ülkemizde çok yetkin bilim insanları var. Bu anlamda da bu hocalarımız sürekli bu modellemeleri yapıyor. Özellikle her türlü senaryoya karşı olacak olan tsunaminin ülkemize ulaşma süresini ve ulaştığında ne tür bir etki yapacağı konusunda da birtakım öngörülerimiz var. Bu konuda da şunu söyleyebiliriz. Baktığınızda aslında bütün senaryolara göre böyle bir tsunami oluşsa dahi ülkemiz kıyılarına ulaşabileceği en erken sürenin 1 saatten daha uzun süre olacağını öngörüyoruz ve herhangi bir yıkıcı etkisi olmayacağını söylüyoruz" diye konuştu. "Bunların herhangi bir şekilde bir depremin haberci olarak yorumlanması mümkün değil" Son dönemde ülkenin farklı bölgelerinde sahil kesimlerde oluşan deniz çekilmelerine de değinen Tatar, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu deniz çekilmeleri bir depremin habercisi mi, değil mi şeklinde birtakım yorumlar medyaya yansıdı. Bu konuda da Meteoroloji Genel Müdürlüğümüzün çok net modellemeleri ve açıklamaları var. Bunu da toplantıda dile getirdik. Bunlar tamamen kuzeyli esen rüzgarların etkisiyle denizlerdeki geriye doğru süpürülme, sürtünme şeklinde gelişen deniz çekilmeler olduğu net olarak ortaya kondu. Bunların herhangi bir şekilde bir depremin habercisi olarak yorumlanması mümkün değil. Ege’deki sismik aktiviteyi biz geri planda AFAD’ın koordinasyonunda bütün kurumlarımızla ciddi bir uyum içerisinde takip ediyoruz. Şu an için ilave tekrar söylenecek herhangi bir şey yok."
28 Şubat mağduru öğretim görevlisi yaşadıklarını anlattı
27 Şubat 2025 Perşembe - 10:08 28 Şubat mağduru öğretim görevlisi yaşadıklarını anlattı 28 Şubat sürecinde Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde (ÇOMÜ) öğretim görevlisi olan Bünyamin Nami Tonka, o dönemde ceberut bir baskı yaşadıklarını belirterek, "Ben bu baskıyı yaşadım. 28 Şubat‘ın mağdurları muhafazakar, milliyetçi akademik personeller oldu ama bunun yanında FETÖ’cü diye varsaydığımız Amerika’nın Türkiye’deki aparatlarının hiçbir tanesinin burnu bile kanamadı. Bunun bir Amerikan operasyonu olduğunu da görmüş oluyoruz ki, zaman içinde bunu 15 Temmuz döneminde de zaten yaşamış olduk. Biz kapının önüne koyulduk. Yani devletimizi, milletimizi, milletimizin inançlarını seven insanlar kapının önüne konmuş oldu" dedi. 28 Şubat sürecinde ÇOMÜ’de Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim görevlisi olarak görev yapan Bünyamin Nami Tonka, 1998 yılında sınıfında başörtülü öğrencilerin bulunması sebebiyle birçok kez soruşturmadan geçti. 1998’de eğitim-öğretimin başladığı ilk hafta basın mensupları ÇOMÜ Rektörlüğü’ne hayırlı olsun ziyaretinde bulundu. Bir sınıftan da görüntü almak isteyen basın mensupları, Bünyamin Nami Tonka’nın dersine girerek çekimler yaptı. Görüntülerde birçok başörtülü kız öğrencinin görülmesi üzerine rektörlük tarafından Tonka hakkında arka arkaya soruşturmalar açıldı. Kısa süre sonra üniversite ile ilişiği kesilen Tonka, bir süre Manisa Celal Bayar Üniversitesi’nde görev yaptıktan sonra emekliye ayrılmak zorunda kaldı. Türkiye’nin siyasi tarihinde çok önemli dönemler olduğunu belirten Bünyamin Nami Tonka, "Bunlardan bir tanesi 27 Mayıs 1960 ihtilali, 12 Mart 1971 Muhtırası, 12 Eylül 1980 darbesi ve hemen akabinde de oligarşik bir yapının Türkiye Cumhuriyeti Devleti içinde, kamu, kurum ve kuruluşları içerisinde bir etki yapmak ve kendi bakış tarzlarına göre Türkiye’yi dizayn etme projesiydi. Bu projenin arkasında kuvvetle muhtemel Amerika vardı o dönemde de ve o dönemde bilhassa üniversitelerde başı bağlı olan öğrencilerin üniversiteye girmesine yönelik büyük bir baskı vardı. Ben hür düşünceli bir fert olduğum içinde Türk kadınının, Türk kızının alacağı eğitimin çok önemli olduğunu, geleceğin annelerinin çok kaliteli olmalarını istediğim için de kızlarımızın başörtüsü bağlı olmuş veya kılık kıyafeti farklı olmuş, bunların hiçbir tanesini gündeme almaksızın bütün öğrencilerimi sınıfa aldım, onlarla normal derslerimi yaptım. Tabi o dönem de rektörler değiştirildi. Büyük bir baskı vardı akademik personel üzerine, ben ama bunların hiçbir tanesini değerlendirmedim. Ne biliyorsam onu yaptım. Şimdi günümüze geldiğimiz zamanda benim yaptığımın doğru, onların yanlış olduğunu da görüyorum. Bu dönem içerisinde üniversitemizin açılış döneminde yine basın mensupları rektöre gidiyorlar ne diyorsunuz, onunla konuşuyorlar, arkasından da diyorlar bir sınıfta öğrencilerden de görüntü alalım diyorlar. Fen Edebiyat Fakültesine geldiler, tabi senenin ilk günü, ilk dersi kim yapabilir, bir tek benim olduğum ders yapılıyordur mutlaka diye ben de hakikaten ders yapıyorum ve kapı açıldı kameralarla herkes içeriye girdi ve görüntü aldılar. Görüntüde en arkada başörtülü öğrencilerin hepsi oturuyor ve başörtüler açılmış değil. Bunun üzerine bu yayınlanınca da, arkasından Rektörlük birçok soruşturma açtı. Bu soruşturmaların sonucunda işte ihtar, kınama gibi cezaları veriyorlar ki itiraz etmeyelim diye ve arkasından soruşturma bir tane de arkasından eften püften soruşturmalar geçiriyoruz. Sonunda akademik personelin görev sürelerini iki yıl, üç yıl uzatma ile ilgili uygulamalar var. Benim görev süremi uzatma dönemi geldiği zaman kanun diyor ki, iki yıl en az, en fazla üç yıl uzatılır diyor. O dönemin rektörü önce 45 gün, ben itiraz ettim. Sonra üç ay, son kez olmak üzere beş ay görev süremi uzattı ve akabinde de bizi kapının önüne koymuş oldular" dedi. 28 Şubat döneminde ceberut bir baskı yaşadıklarını belirten Bünyamin Nami Tonka, "Ben bu baskıyı yaşadım ve bizim Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nden de o dönem de 180 kadar akademik personel görevlerinden uzaklaştırıldı, mobbing uygulandı ve bunların yerine de çok daha, bilimsel altyapıları tartışılır birçok insanlar getirilmiş oldu ve farklı bir kadrolaşmayla ilgili uygulama yapıldı. Bu uygulamanın sonucunda Türkiye malum yere doğru gitmeye başladı. 28 Şubat’ın mağdurları muhafazakar, milliyetçi, akademik personeller oldu ama bunun yanında FETÖ’cü diye varsaydığımız Amerika’nın Türkiye’deki aparatlarının hiçbir tanesinin burnu bile kanamadı. Bunun bir Amerikan operasyonu olduğunu da görmüş oluyoruz ki, zaman içinde bunu 15 Temmuz döneminde de zaten yaşamış olduk. Biz kapının önüne koyulduk. Yani devletimizi, milletimizi, milletimizin inançlarını seven insanlar kapının önüne konmuş oldu. Tabii çok mağdur olduk ve siz normalde hayatınızı devam ettiriyorsunuz ve ceberut bir baskı sizi kapının önüne koyuyor. Bu insan beyninde ve insanlık kişiliklerinde travmalar yaşatıyor ve biz bu travmaları yaşadık. Aradan zaman geçti, Türkiye daha normalleşir bir hale geldi, biz hep bekledik, 28 Şubat döneminde mağdur olanların da mağduriyetlerini giderecek olan kanun çıksın ve biz tekrar akademik personel olarak görevimizi dönelim ve kaldığımız yerden devam edelim ve biz akademik yükselmeler de atıldığımızdan dolayı bir yere gelme durumumuz olmadı. Bu konuda hala çözüm yolları olabilir ama aradan da çok yıllar geçti. Ama buradan yani mağdur olduk deyip bir yerlere gelenlerin, biz gerçek mağdurlarla ilgili hiçbir karar vermemiş olması da düşündürücüdür. Ben yine de bu ülkeyi, bu vatanı, bu toprakların insanlarını hiçbir ayrım yapmaksızın hepsini seviyorum, hepsini kucaklıyorum. Biz bir dönemi yaşadık, mağdur olduk, acılar çektik, hafakanlar bastı. Ama bunun yanında yine de bu topraklarda yaşamaktan mutluluk duyuyoruz. Türkiye iyi yerlere gidecek diye düşünüyorum. İnşallah zaman içinde bir daha hiç mağduriyetin yaşanmadığı bir ülke konumuna geliriz diye de düşünüyorum" şeklinde konuştu.