Yerel Haberler
Çanakkale
Troya Tüneli’nde trafik kazası tatbikatı
01 Ekim 2025 Çarşamba - 12:42 Troya Tüneli’nde trafik kazası tatbikatı Çanakkale Troya Tüneli içerisinde AFAD koordinasyonunda düzenlenen trafik kazası tatbikatı gerçekleştirildi. AFAD koordinasyonunda, Karayolları Genel Müdürlüğü’nün sorumluluk alanında yer alan Troya Tüneli’nde yaşanacak muhtemel kazalarda kurtarma çalışmalarına yönelik tatbikat gerçekleştirildi. Tatbikata AFAD, UMKE, sağlık ekipleri, itfaiye, İl Jandarma Komutanlığı, Karayolları 142. Şube ekipleri, tünel işletme personelinden çok sayıda ekip katıldı. Tatbikat senaryosu gereği 4 bin metrelik Troya Tüneli’nin 600’üncü metresinde meydana gelen kazaya ekipler müdahale etti. Kaza yapan araca ilk müdahale itfaiye ekipleri tarafından yapıldı. Daha sonra kaza yerine gelen AFAD ekipleri ve beraberindeki ekipler araç içerisinde sıkışan yaralıyı çıkarma işlemi gerçekleştirildi. Çanakkale İl Afet ve Acil Durum Müdürü Ahmet Ali Artun, tatbikat için yaptığı açıklamada, "Bugün Çanakkale ilimizde Karayolları Genel Müdürlüğü’nün 2025 yılı tatbikat takviminde yer alan tünel kazası tatbikatı için bulunuyoruz. Tüneller bizim hayatımızı kolaylaştıran önemli tesisler Küçükkuyu tarafından Çanakkale yönündeki bu tüneller bu coğrafyadaki zorlu ulaşımı kolaylaştıran tesislerimiz. Hayatımızı kolaylaştırdığı gibi bu tünelleri kullanırken de zaman zaman olumsuz durumlarla karşılaşabiliyoruz. Ulaşım kazaları, jeolojik, meteorolojik olaylarla karşılaşabiliyoruz. Bu durumlarda zor durumda kalan vatandaşlarımızın, mağduriyet yaşayan vatandaşlarımızın bu mağduriyetlerin en kısa sürede ortadan kaldırmak üzere görevi olan kurum ve kuruluşların reaksiyonlarını, yeteneklerini test etmek için bu tatbikatı gerçekleştiriyoruz. Bu tünellerimizden birisi 4 bin metre uzunluğunda Troya Tüneli’miz, diğeri de bin 693 metre uzunluğunda Assos Tüneli’miz. Bugün senaryo gereği Küçükkuyu-Ayvacık yönündeki Troya Tüneli’nde tünelinin 600’üncü metresinde bir kazayı senaryo ediyoruz. Burada görevli olan kara yolları ekiplerimizin, emniyetimizin, jandarmamızın, itfaiyelerimizin, AFAD ve sağlıkçılarımızın katılımıyla güzel bir tatbikat icra edeceğiz. Bu tatbikatlar bizim olağanüstü durumlarda sıra dışı durumlarda reaksiyonlarımızı test edip, öngörüde bulunduğumuz hususların dışında bir şey gelişip gelişmediğini test etmek anlamında güzel uygulamalar. Kaza olsun, olumsuz durumlar olsun istemiyoruz ama en kötüsüne hazırlık yapmak amacıyla burada devletin bütün birimleriyle bu tatbikatı gerçekleştireceğiz" şeklinde konuştu.
Çanakkale’de akran zorbalığı: Bir çocuk yoğun bakımda yaşam mücadelesi veriyor
30 Eylül 2025 Salı - 14:31 Çanakkale’de akran zorbalığı: Bir çocuk yoğun bakımda yaşam mücadelesi veriyor Çanakkale’de sınıf arkadaşı Y.C. (14) tarafından darbedilen M.D.Y. (14) ağır yaralandı. Yoğun bakımda yatan M.D.Y.’nin durumunun kritik olduğu öğrenildi.Olay, 25 Eylül saat 15.35’te Biga ilçesinde bulunan Biga İÇDAŞ Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde meydana geldi. İddiaya göre M.D.Y., Y.C.’nin ayağına bastı. Bunun üzerine Y.C., M.D.Y. yumruk attı. M.D.Y., yumruğun etkisiyle kafasını sıraya çarparak yere düştü. Y.C. ise, yerde yatan M.D.Y. tekme ve yumruklarla darbetmeye devam etti. Nöbetçi öğretmen, kavgayı ayırdıktan sonra durumu 112 sağlık ekiplerine bildirdi. İhbar üzerine olay yerine gelen sağlık ekipleri geldi. M.D.Y.’nin kalbinin durduğunu belirlenmesinin üzerine ambulansta yapılan müdahalenin ardından kalp sağlık ekipleri tarafından tekrar çalıştırıldı. Ağır yaralanan M.D.Y., önce Biga Devlet Hastanesi’ne ardından Çanakkale Üniversite Hastanesi’nde tedavi altına alındı. M.D.Y.’nin beyin kanaması geçirdiği ve birçok organında hasar meydana geldiği ortaya çıktı.Öte yandan gözaltına alınan Y.C., emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Y.C., çıkarıldığı mahkemece ’adam öldürmeye teşebbüs’ suçundan tutuklandı."Olay, çocuğuma yapılan vahşice bir saldırı"Mağdur M.D.Y.’nin babası Hasan Yıldız, "2024 yılında ailemi Karabiga’ya getirdim. Çocuğumu ilkokul tamamladıktan sonra lise eğitimi için İÇDAŞ Biga Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne yazdırdım. Olay, çocuğuma yapılan vahşice bir saldırı. Son ders ziline girmeden önceki teneffüs arasında gerçekleşen bir saldırı. Sadece çocuğum yanlışlıkla diğer çocuğun ayağına bastığından gerçekleşen bir hadise. Bildiklerimiz bu kadar. Çocuğum şu anda yoğun bakımda. Hayati mücadelesi devam ediyor. Başka çocukların başına gelmesini istemiyorum. Üzgünüz, bekliyoruz. Çocuk şu anda yoğun bakımda. Durumun kritik olduğunu doktorlar açıkladı" dedi."Uyanmamasına dayanamıyorum"Anne Çiğdem Yıldız ise, çocuğunun bu durumuna dayanamadığını belirterek gözyaşları içinde şu cümleleri söyledi:"Uyanmıyor çocuğum. İlaçları kestikleri halde uyanmıyor çocuğum. Allah’tan gelse her şeye razıyım ama çocuğumun bu durumu bir caninin elinden geldiği için çok üzgünüm. Allah’tan gelse razıydım. Benim çocuğumun başına geldi hiçbir ailenin çocuğunun başına gelmesin. Devletimden bu akran zorbalığına bir çare bulsunlar istiyorum. Hani iki günlük dünya yani bu. Ben çocuğumu çok zorluklarla dünyaya getirdim. Onun orada yatmasına dayanamıyorum. Artık dayanamıyorum. Uyanmamasına dayanamıyorum. Çok anneci bir çocuktu. Bir karıncayı bile incitmezdi benim oğlum. Devletime güveniyorum. En ağır cezayı almasını istiyorum. Elimden geleni ardına koymayacağım.""Toplumda artan akran zorbalığı ve akranın akrana şiddeti vakaları artık üzerine düşünülmesi gereken bir konu"Konuyla ilgilenen Avukat Şeyma Çimendere yaptığı açıklamada, "Toplumda artan akran zorbalığı ve akranın akrana şiddeti vakaları artık üzerine düşünülmesi gereken bir konudur. Ayağa basıldığı gerekçesiyle darbedilen ve kalbi durmuş vaziyette hastaneye intikal ettirilen müvekkilim hayata döndürüldüyse de, birçok organ hasarı ve kafa travmasıyla şu an hastanede yaşam mücadelesi vermektedir. Aile acılıdır, bizler üzüntülüyüz. Şu an için bir tutuklama mevcut olup, tahkikat gerek bizler gerek ise soruşturma makamlarınca titizlikle yürütülmektedir" ifadelerini kullandı.
Türk askerleri, Çanakkale cephesinde düşmanla burun buruna siper kazdı
29 Eylül 2025 Pazartesi - 10:04 Türk askerleri, Çanakkale cephesinde düşmanla burun buruna siper kazdı Çanakkale muharebelerinde siper yapımının önemi ve zorluğuna dikkat çeken ÇOMÜ Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Borlat, askerlerin düşmana sadece birkaç metre uzaklıkta gece gündüz siper kazdığını söyledi. Çanakkale muharebelerinde askerlerin ön hatlarda düşmana yalnızca 8 metre mesafede siper kazmak zorunda kaldığını söyleyen ÇOMÜ Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Borlat, bazı siperlere günde ortalama 150 el bombası düşerken, askerlerin hem korunma hem de taarruz hazırlığını bir arada sürdürdüklerini aktardı. 19’uncu Tümen’in belgelerine göre, taşlık ve engebeli araziyi kullanarak inşa edilen siperler, yalnızca savunma amaçlı değil, düşmana karşı hızlı taarruz için özel kademelerle hazırlandı. İşlemlerin çoğunlukla gece, mehtap ve ay ışığında gerçekleştirildiğini belirten Doç. Dr. Barış Borlat, yoğun ateş altında görev yapan askerlerin kendi hatlarını güçlendirirken, düşmanın saldırılarını karşılamak için de hazırlık yaptığını vuruladı. Doç. Dr. Borlat, "Siperler bir yandan da askerlerin muharebe etme alanları ve bir yandan da yaşam alanları olduğunu göreceğiz. Nitekim muharebeler devam ederken topçu bombardımanından kaynaklı askerler siperlerin içerisinde toprakların üzerini kapatmasıyla birlikte siperin içerisi doğal bir şehitlik halini almaya başlayacak. Yani asker aslında siperin içerisindeki yaşamıyla birlikte kendi mezarı da olduğunu söyleyebiliriz" dedi. "Cephede kahramanların siperlerin isimlendirilmesiyle de yaşamış" Çanakkale muhareblerinde mevzi yapım çalışmalarına değinen ÇOMÜ Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Borlat, "Çanakkale Kara Muharebesi 25 Nisan 1915 gününde başlamış ve kısa süre sonra mevzi harbine dönmeye başlamıştı. Ancak mevzi harbinin başlaması ile birlikte aslında en temel problemse her iki tarafın da birbirine yaklaşan şekilde siper kazması, mevzi kazmasıydı. Aslında bundaki amaç şuydu her iki tarafın topçu atışından korunmak ve kısmen sakınmayı sağlamaktı. Bu amaçla Çanakkale cephesinde hızla siper yapımının başlamış olduğunu göreceğiz. Özellikle Arıburnu bölgesindeki siperler yapılmaya başlandığında en temel sorunların bir tanesi de bu siperlerin içerisinde nasıl yol bulacağız? Askerler burada nasıl hareket edeceklerdi. İşte bu amaçla özellikle Conkbayırı bölgesinden başlamak üzere siperlere numara verilmiş olduğunu göreceğiz. Numaralar 1’den başlayacaktı ve 90’a kadar Arıburnu bölgesinde bir siperlerin numaralandırıldığını göreceğiz. Özellikle bölge içerisinde kahramanlık yapan askerler olduğunda bu kahramanlık yapılan yerlere bu isimlerin verilmiş olduğunu göreceğiz. Örneğin bölge içerisinde Hüseyin Ağa Siperi, Mehmet Çavuş Siperi, Seyit Efendi Siperinde olduğu gibi. Böylece aslında cephede kahramanların siperlerin isimlendirilmesiyle de yaşamış olduğunu söyleyebiliriz" şeklinde konuştu. "Bir nevi mühendislik harikasıydı" Siper yapımının fenni usullere değinerek yapıldığını belirten Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Borlat, "Siperlerin başka bir yanı ise şuydu bu aslında bir nevi bir mühendislik harikasıydı çünkü siper yapımı tesadüfi değildi. Çanakkale bölgesinde aslında biz Balkan Harbi’nden itibaren siperlerin yapılmaya başlanmış olduğunu göreceğiz. Bu geçmiş tecrübe etkisiyle siper yapılma esnasında mesafelerin hangi noktalardan geçeceği, siper derinliğinin 1 metre 80 santimetreye hazırlanması, hatta bunun için sahra tahkimatnamesi hazırlanmış ve bu tahkimatnamedeki belirtilen bütün özelliklerle yapılmış olduğunu göreceğiz. Dönem içerisinde buna fenni usullerle siperlerin yapılması esasının olduğunu göreceğiz. Bu amaçla istihkam birliklerinde siperlerin nasıl yapılacağı tarif edilmiş, her birliğin piyade askerleri tarafından siper yapımı icra edilmiş, ve sadece Arıburnu bölgesinde yaklaşık bir ay içerisinde 3 kilometreye uzanan bir siper ağanın yapılmış olduğunu göreceğiz" ifadelerini kullandı. "Muharebe etme alanları ve bir yandan da yaşam alanları" Siperlerde uzun süre zaman geçiren askerlerin hem burada savaştıklarını hem de yaşamlarını sürdürdüklerini söyleyen Doç. Dr. Barış Borlat, "Siperler bir yandan da askerlerin muharebe etme alanları ve bir yandan da yaşam alanları olduğunu göreceğiz. Asker siperin içerisinde 8 buçuk aydan fazla muharebe etmiş. Bir yandan aile hasretini, özlemini bu siperin içerisinde yaşamış ancak bir yandan da sadece bakın bomba sırtının bulunmuş olduğu yerdeki dönemin askeri kayıtlarına göre günlük 150 el bombasının düşmüş olduğunu göreceğiz. Yani asker bir yandan günde 150 el bombasına maruz kalacak ki dönemin subaylarından Fasi Kayabalı hatıralarında şundan bahsediyor: ’Osmanlı cephesinde subay olmak her şeyden önce el bombasına tahammül etmektir. El bombalarının etkisiyle saçım sakalım ağardı’ diyor. Yaşı 21’dir kendisinin, içinde bulunduğu aslında psikolojiyi de o el bombası ve ’mevzi harbi’nin yapmış olduğu etkiyi de en iyi anlatan anılardan birisi olduğunu söyleyebiliriz. Bu durum devam eden birçok hatıralarda yer alacaktır. Askerler mevzi harbi içerisinde Atatürk’ün bahsettiği bomba sırtındaki taraflar arasındaki mesafenin 8 metre kadar düştüğü bir gerçeklik içerisinde 9 ay boyunca düşmanıyla mücadele edecek. Bir yandan da siperin içerisinde aile özlemiyle, aile hasretiyle mektup yazacak. Ailesinden gelen haberleri bu siperin içerisinde öğrenmeye başlayacak" diye konuştu. Siperlerde yaşanan seller nedeniyle de askerler şehit oldu Eylül-ekim ayları ile beraber yağışların başlamasıyla siperler içerinde askerlerin zor durumlar yaşadığını aktaran Doç. Dr. Borlat, "Çanakkale bölgesinde tam da içinde bulunduğumuz eylül-ekim ayı içerisinde yağışlar başlayacak ve bu yağışlarla birlikte askerlerin siperlerin içerisinde sel baskınlarından kaynaklı olarak da şehit olduğunu göreceğiz. Yani aslında burası bir zaman içerisinde askerlerin doğal şehitliği halini almaya başlayacak, ki biz buna muharebe esnasında da şahit olacağız. Nitekim muharebeler devam ederken topçu bombardımanından kaynaklı askerler siperlerin içerisinde toprakların üzerini kapatmasıyla birlikte siperin içerisi doğal bir şehitlik halini almaya başlayacak. Yani asker aslında siperin içerisindeki yaşamıyla birlikte kendi mezarı da olduğunu söyleyebiliriz. Bu haliyle Gelibolu Yarımadası’nın 1915 yılındaki hava fotoğraflarına bakıldığında neredeyse her yer köstebek yuvası gibi kazılmış ki bunlar kendi içerisinde zeminlik, itibas siperleri, hendek siperleri gibi birçok özel isimle adlandırılmak suretiyle aslında biz bir siper ağı sisteminin Gelibolu Yarımadası’nda var olduğunu da söyleyebiliriz" dedi. "Asker bir yandan düşmanla bir yandan da iklimle mücadele ediyordu" Zorlu iklim şartları nedeniyle siperlerde askerlerin hem hastalandığını hem de şehit olduğunu vurgulayan Borlat, o şartları şöyle anlattı: "Çanakkale cephesinde 1915 yılında asker bir yandan düşmanla bir yandan da iklimle mücadele ediyordu. Özellikle eylül ayı geldiğinde bölgedeki yağışlar hızla artmaya başlamış ve siperler içerisinde askerlerin mahfuz bölgelerini bir sel sularıyla bastığını göreceğiz. Bu durum askerlerde selden kaynaklı olarak şehit olma durumunu beraberine getirecekti. Eylül ayındaki yağmurlar arkasından ekim-kasım ayında ise özellikle havanın hızla soğuması ve karın gelmesiyle birlikte asker bu defa kar içerisinde soğuktan donarak ve aslında etkilenmek suretiyle şehit olduğunu göreceğiz. Bu durum sadece askerin şehit olmasını değil bölgedeki hastalanmaların da hız artırdığını söyleyebiliriz. Eylül ayındaki yağışlardan kaynaklı özellikle siperlerin içerisinde su birikmeye başlamış. Bu su askerin ayaklarından soğuk almasını ve cephe içerisinde siper hatlarında özellikle ishal olmalarını hızlandırmıştır. Ve ishalden kaynaklı bu aydan sonra biz şehit sayısının hızla artmış olduğunu da söyleyebiliriz." "Siper içerisindeki askerlere Ayvacık’tan özel bir ayakkabı imali" Siperin zorlu şartlarına karşı özel bir ayakkabı tasarlandığını aktaran Borlat, "Önlem amacıyla siper içerisindeki askerlere Ayvacık’tan özel bir ayakkabı imali olduğunu göreceğiz. Keçi derisinden ayakkabı yapılacaktır. Bölgede Eylül ayında yapılan ayakkabıyı özellikle şöyle tarif ediyor. Altında takunyası bulunacak. Keçi derisini ayağına giydirmek suretiyle siperin içerisindeki asker eylül ayından sonra artık bu ayakkabıları kullanmaya başlayacak. Ve bu ayakkabılar sadece ön hatta muharebeden askere aittir. Yani eğer olur da siperden geriye alınacak olursa ayağındaki bu ayakkabıyı da çıkartması gerekiyor. Yani artık sadece düşman değil bir anlamda iklimle mücadele eylülden sonra Çanakkale cephesinde hızla artmış olduğunu da söyleyebiliriz" ifadelerini kullandı.
Troya’da 4 bin 500 yıllık altın broş ve yeşim taşı bulundu
27 Eylül 2025 Cumartesi - 16:59 Troya’da 4 bin 500 yıllık altın broş ve yeşim taşı bulundu Çanakkale’de, 5 bin 600 yıllık geçmişe sahip Troya Ören Yeri’nde yürütülen kazı çalışmalarında Troya’da 4 bin 500 yıllık altın broş ve yeşim taşı gün ışığına çıkarıldı. Troya Antik Kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Rüstem Aslan, yapmış olduğu açıklamada, "Bu tipolojik buluntuyla biraz tarihlendirme sorununu da çözmüş olacağız" ifadeleri yer aldı. Çanakkale’de, 5 bin 600 yıllık geçmişe sahip Troya Ören Yeri’nde Tevfikiye köyü sınırlarında yer alan 5 bin yıllık medeniyete ev sahipliği yapan Troya Ören Yeri Kazılar 2025 yılı çalışmaları devam ediyor. Çalışmalar sırasında 4 bin 500 yıllık altın broş ve yeşim taşı gün ışığına çıkarıldı. Troya Antik Kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Rüstem Aslan ve Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Reyhan Körpe buluntular hakkında açıklama yaptı. ‘Troya’da çıkması ayrı bir önem taşıyor’ Kültür ve Turizm Bakanlığının ‘Geleceğe Miras Projesi’ çerçevesinde Prof. Dr. Rüstem Aslan başkanlığında yapılan kazılarda bulunan altın broş ve yeşim taşı hakkında açıklamalarda bulanan Kazı Başkanı Arslan; "Yaklaşık M.Ö. 2500 yılına tarihlenen küçük bir hazine buluntusu keşfedildi. Bu buluntunun önemine özellikle 19’uncu yüzyıldaki Heinrich Schliemann’ın bulup yasa dışı yollarla kaçırdığı hazinelerle birlikte değerlendirmek gerekiyor. O hazine buluntularının içinde bizim bulduğumuz altın iğne broş ve diğer yeşim taşı ve diğer bronz iğne tipolojisinde buluntular da var fakat altın broş tipindeki buluntunun 2-3 örneği söz konusu. Bir kere bu birçok tartışmayı birinci açıdan özellikle eserlerin çıktığı yerde sergilenmesi ilkesinin yani Troya Müzesi’nde sergilenmesi ilkesinin en somut örneğini oluşturuyor. İkincisi, özellikle kronolojik yani 19’uncu yüzyıldan itibaren kronolojik açıdan tam tarihlenememişti bunlar yani tartışılıyordu. Burada hem bu tipolojik buluntuyla biraz tarihlendirme sorununu da çözmüş olacağız. Gerçekten ender bir buluntu. Tabi Troya’da çıkması ayrı bir önem taşıyor diğer hazine buluntularıyla beraber. Bundan sonra da zaten yapılacak kazı ve çalışmalarda bu buluntuları destekeleyecek mimari ve diğer çanak çömlek gibi arkeolojik konteksiyle beraber diğer buluntularla beraber yayına hazırlayıp Troya Müzesi’nde sergilenecektir" ifadelerine yer verdi. ‘Troya’nın dünyanın Tunç çağlarında önemli bir ticaret merkezi’ Troya Antik Kenti Kazı Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Reyhan Körpe ise "Yaklaşık 160 yıldan bu yana devam eden Troya kazılarının en önemli buluntularından biri bu sene 2025 yılı kazılarında ele geçirildi. Bu sene ‘6M’ sarayının önündeki dolguda yapılan çalışmalarda bir adet altın broş, yeşim taşı ve çeşitli kemik aletler ortaya çıkartıldı. Özellikle bulunan bu altın broş, iğne, örneklerini Schliemann’ın 19’uncu yüzyılda yaptığı kazılarda bulduğu ve Troya Hazinesi olarak bilinen hazine buluntularından birine çok fazla benzemesi bu eserin Schliemann’dan sonra Troya’da bulunan en önemli buluntu olduğunu ortaya koymaktadır. Schliemann’ın bulduğu Troya Hazinesi içerisindeki altınlar uzun yıllar boyunca gerçekliği tartışılmış ama daha sonra yapılan çalışmalarda bu altınların Çanakkale bölgesindeki madenlerde çıkartılan altınlardan yapıldığı anlaşılmıştı. Bu seneki kazılarda bulunan bu broş, bu eserler içerisindeki eserler kadar kaliteli ve artistik bir yapıya, dokunuşa sahip. Ayrıca bu hazinenin gerçekten Troya’da yapılmış olduğunu gösteriyor. Diğer bulunan yeşim taşı ise Troya’ya yaklaşık binlerce kilometre doğudan, Çin’den, Afganistan’dan gelmiş bir taş. Bu da Troya’nın dünyanın Tunç çağlarında önemli bir ticaret merkezi olduğunu gösteriyor. Troya kazıları 2014yılından bu yana Prof. Dr. Rüstem Aslan başkanlığında ve benim onun yardımcılığımda devam etmekte. Bu kazılarda bu sene bulduğumuz bu broş, yeşim taşı ve çeşitli kemik aletler, Troya’nın hala sırlarını sakladığını, verecek şeylerinin hâlâ olduğunu bize göstermesi bakımından oldukça önemlidir" şeklinde konuştu.