Yerel Haberler
Erzincan
Girlevik Şelalesi kış aylarında karla bir başka güzel
28 Aralık 2023 Perşembe - 09:52 Girlevik Şelalesi kış aylarında karla bir başka güzel Erzincan’ın Çağlayan beldesindeki Girlevik Şelalesi, geçtiğimiz hafta sonu yağan karla adeta gelinlik giydi. Yaz aylarında yerli ve yabancıların akınına uğrayan şelale, karla birlikte ayrı bir güzelliğe büründü. Erzincan’da, doğal güzelliğiyle öne çıkan Girlevik Şelalesi’nde, kar yağışının ardından kartpostallık manzaralar oluştu. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünce tescillenen alanlar içerisinde yer alan Girlevik Şelalesi, 21 Ekim 2020 tarihinde "Doğal Sit-Nitelikli Doğal Koruma Alanı" olarak tescil edilmesinin ardından ziyaretçilerini cezbediyor. Kent merkezine 35 kilometre uzaklıkta yer alan Kalecik köyündeki 9 kaynak suyunun birleşmesiyle oluşan Girlevik Şelalesi, ziyaretçilerine her mevsim ayrı güzellik sunuyor. Geçtiğimiz Pazar günü yağan kar yağışı ile beyaza bürünerek adeta gelinliğini giyen şelalede, hava sıcaklığının gece sıfırın altında 5 dereceye kadar düşmesi nedeniyle buz sarkıtları da oluştu. Yazın serin havası ve çevresindeki yemyeşil bitki örtüsüyle, kışın da kar ve buzla bütünleşen eşsiz manzarasıyla ziyaretçilerin ilgisini çeken şelale, güzel görüntüler oluşturdu. Şelaleyi ziyaret eden vatandaşlardan Erkan Adem, "Buranın çok güzel bir doğası var, şelale çok güzel görünüyor. Karın yağmasıyla da harika bir manzara oluştu. Herkesi bu güzelliği görmeyi tavsiye ederim, adeta görsel şölen sunan şelaleye gelen ziyaretçiler yazın ayrı güzel, kışın ayrı güzel bu eşsiz manzarayı herkesin gelip görmesi gerekir" dedi.
Erzincan’da kartpostallık kış fotoğrafları
28 Aralık 2023 Perşembe - 09:49 Erzincan’da kartpostallık kış fotoğrafları Erzincan’da geçtiğimiz hafta sonu yağan karla birlikte kartpostallık kış fotoğrafları objektiflere yansıdı. Bu sene Türkiye’nin büyük bir bölümüne geç gelen karakış, kar yağışıyla birlikte beyaz güzellikleri sundu. Erzincan ve ilçelerinde çekilen kış temalı kartpostallık fotoğraflar objektiflere yansıdı. Sosyal medyanın da hit olmasıyla birlikte Erzincan’ın doğal, tarihi ve kültürel mekânlarını fotoğraflayan fotoğraf tutkunları en güzel kareyi yakalayabilmek için kıyasıya çaba harcıyor. Kar nedeniyle beyaza bürünen köylerde kışın zorluklarıyla güzelliklerinin bir arada yaşanması, besicilerin çetin kış şartlarının yaşandığı köylerde geçim kaynakları olan hayvanlarını kar örtüsü üzerinde beslemeleri, beyaz örtüyle kaplanan tarihi ve turistik mekânların havadan görselleri, Terzi Baba Türbesi, dondurucu soğukların etsiyle buz tutan ve her yıl çok sayıda ziyaretçiyi ağırlayan Girlevik Şelalesi, Kemaliye ilçesinde bulunan tarihi ahşap evler, Doğu Ekspresi, kanyonlar, dağ keçileri fotoğraf tutkunlarına seyrinden güzel kareler sunuyor. Fotoğraf ve drone ile çekim yapmak için Erzincan’a gelen İsmet Arçin, Nazım Özdemir ve Adem Albayrak isimli 3 arkadaş, “Buraya özellikle Doğu Ekspresini ve yaban hayatını çekmek için geldik. Muhteşem bir doğa. Erzincan’ın ilçeleri Kemaliye, İliç, Kemah, Tercan karla bir başka güzel. Bolca fotoğraf çektik” ifadelerine yer verdi. Fotoğraf çekerken köy sakinleriyle de hoşça muhabbet etme imkânı bulduklarını kaydeden İsmet Arçin, yaban hayatına da dikkat çekti.
Girlevik şelalesi’nden kartpostallık kış manzarası
28 Aralık 2023 Perşembe - 09:48 Girlevik şelalesi’nden kartpostallık kış manzarası Erzincan’ın Çağlayan beldesindeki Girlevik Şelalesi, geçtiğimiz hafta sonu yağan karla adete gelinlik giydi. Yaz aylarında yerli ve yabancıların akınına uğrayan şelale, karla birlikte ayrı bir güzelliğe büründü. Erzincan’da, doğal güzelliğiyle öne çıkan Girlevik Şelalesi’nde, kar yağışının ardından kartpostallık manzaralar oluştu. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünce tescillenen alanlar içerisinde yer alan Girlevik Şelalesi, 21 Ekim 2020 tarihinde "Doğal Sit-Nitelikli Doğal Koruma Alanı" olarak tescil edilmesinin ardından ziyaretçilerini cezbediyor. Kent merkezine 35 kilometre uzaklıkta yer alan Kalecik köyündeki 9 kaynak suyunun birleşmesiyle oluşan Girlevik Şelalesi, ziyaretçilerine her mevsim ayrı güzellik sunuyor. Geçtiğimiz Pazar günü yağan kar yağışı ile beyaza bürünerek adeta gelinliğini giyen şelalede, hava sıcaklığının gece sıfırın altında 5 dereceye kadar düşmesi nedeniyle buz sarkıtları da oluştu. Yazın serin havası ve çevresindeki yemyeşil bitki örtüsüyle, kışın da kar ve buzla bütünleşen eşsiz manzarasıyla ziyaretçilerin ilgisini çeken şelale, güzel görüntüler oluşturdu. Şelaleyi ziyaret eden vatandaşlardan Erkan Adem, "Buranın çok güzel bir doğası var, şelale çok güzel görünüyor. Karın yağmasıyla da harika bir manzara oluştu. Herkesi bu güzelliği görmeyi tavsiye ederim, adeta görsel şölen sunan şelaleye gelen ziyaretçiler yazın ayrı güzel, kışın ayrı güzel bu eşsiz manzarayı herkesin gelip görmesi gerekir" dedi.
1939 Erzincan Depremi’ni Anma Programı ve Yerelde Afet İletişim Paneli düzenlendi
27 Aralık 2023 Çarşamba - 15:22 1939 Erzincan Depremi’ni Anma Programı ve Yerelde Afet İletişim Paneli düzenlendi Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Erzincan Bölge Müdürlüğü tarafından 1939 Erzincan Depremi’nin yıl dönümünde "1939 Erzincan Depremini Anma Programı ve Yerelde Afet İletişim Paneli" düzenlendi. Erzincan’ı afetler karşısında daha dirençli bir şehir olması noktasında farkındalık oluşturulması hedeflenen anma ve panel programı Müftülük Konferans Salonu’nda saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Panel, 100. yıl marşı videosu ile 1939 ve 1992 Erzincan depremlerinin görsellerinin yar aldığı kısa filmin gösterilmesiyle devam etti. Panelde il olarak açılış konuşması yapan Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Erdem Yavuz, Deprem riski altındaki şehirlerden biri olan Erzincan’ı afetler karşısında daha dirençli bir şehir olması noktasında farkındalık oluşturmasını hedeflediklerini kaydetti. Daha sonra konuşma yapan İletişim Başkanlığı Erzincan Bölge Müdürü Metehan Akkaya ise, “Bugün 1939 Erzincan Depremi’nin yıl dönümünde depremlerde hayatını kaybeden canlarımızı anmak ve yerelde afet iletişimi hakkında farkındalık oluşturmak masadıyla buradayız. 2020 yılında İstanbul’dan Erzincan’a geldiğimde bu şehrin düzenli yapısı, şehir merkezinde 3 kattan yüksek binaların olmayışı başınızı kaldırdığınızda dört cephede şehri kuşatan dağların hepsini görebiliyor olmak beni büyülemişti. Bunun sebebinin deprem riski olduğunu düşündüğümde aynı fay hattında yer alan diğer şehirlerimizde bu düzende yatay yapılaşmanın neden olmadığını sorgulamıştım. Zira aynı kanunlar 81 il için de geçerliyken en iyi bu şehirde uygulanıyordu. Sonuç olarak bu durumun Erzincan’ın mazisindeki şiddetli depremlerin toplumda uyandırdığı afet bilincinden kaynaklandığına kanaat ettim. Ülkemizin deprem riski altındaki şehirlerinden biri olan Erzincan’ın afetler karşısında daha dirençli bir şehir olması noktasında bir farkındalık oluşturmayı hedeflediğimiz panel programımız ‘Afet Süreçlerinde Kurumsal İletişimin Önemi’ ve “Afet İletişiminde Sivil Toplum Kuruluşlarının Rolü” konulu oturumlarla devam edecek” dedi. Ardından konuşmasını yapan Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi (EBYÜ) Deprem Teknolojileri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Şevket Özden açıklamasında, “Doğu Anadolu Fayının üzerindeyiz, Kuzeydoğu Anadolu Fayının üzerindeyiz. Son dönemlerde çok konuşulan fay yedisi fayı bunun etkisi de var. Dolayısıyla bu bölgede bir deprem oluşma riski var. Eğer oturduğumuz binalar depreme dayanıklı yapılmışsa ya da depremin olduğu esnada herhangi bir yanığının içinde değilsek bu risk bizim canımıza tehlike oluşturmuyor. Dolayısıyla şimdi iki tane riskimiz var. Bir o tehlikenin oluşma riski, ikincisi oluşan tehlikenin benim canıma, malıma, içinde yaşadığım toplumun sosyoekonomik durumuna ne kadar zarar verdiği. Bu riskin afete dönüşmemesi önündeki en büyük etken toplumun kendisi. Depremden oluşabilecek riskleri de toplum olarak biz arttırabiliyoruz. Ya da azaltabiliyoruz. Üç kat tasarlanmış bir binanın üzerine ilave bir kat daha yapıyorsak bunu birileri gözü kapalı iken yapıyorsa öyle bir durumda riski arttırmış oluyoruz. Burada iletişimin ve basının önemi çıkıyor ortaya. Biz afetin öncesinde de iletişimi çok sık tutmalıyız. Bu bilgileri halka yaymak zorundayız. Yapacağımız hataların riski arttırdığını afetin büyüklüğünü arttırdığını vatandaşımıza net bir şekilde anlatmamız gerekiyor. Doğru yapılaşma, doğru yerde, doğru kontrolle yapılaşma ve her şeyden öte yaptığımız yapıların muhtemel bir depremde canımız için risk oluşturduğunu bilmeliyiz” diye konuştu. Panelde, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Akın Levent de bir konuşma yaparken, son olarak kürsüye gelen Erzincan Valisi Hamza Aydoğdu depreme ve depremlere ciddi manada hazırlıklı olunması gerektiğinin altını çizerek konuşmasında şunlara yer verdi: “AFAD başkanımıza talimat verdim gerekirse bir animasyon çizgi film halinde, Erzincan merkezde deprem olduğu anda koordinasyon merkezi neresi, çadır kurulma alanı, toplanma alanı, konteyner şehirler nereye kurulacak, gelen yardımlar nerelerde kullanılacak, kim ne görevi yapacak hepsini bizim ezbere bilmemiz gerekiyor. Biz madem depremden kaçamıyoruz, coğrafya böyle bir coğrafya, o zaman depremle birlikte yaşamayı, mutlak suretle öğrenmemiz gerekiyor. Altını çizeceğim bir şey daha şehirde dolaşırken acılarla yoğrulmuş bir şehir doğru. Acı insana asalet katar. Ama acılar bizi oturmaya tembelliğe sevk etmemeli. Bunu şiddetle reddediyorum. Bu asla kabul etmiyorum. Evet, acılar var, evet deprem bölgesi bizim daha çok çalışmamız gerekiyor. Daha çok üretmemiz gerekiyor. Biz depremin arkasına sığınarak böyle pişmanlık içerisinde oturacak bir şehir değiliz. Daha çok üretip istihdam oluşturacağız. Daha ileriye daha güvenle bakacağız. Bunu üzerimizde kesinlikle atmamız gerekiyor. Biz bunu başarabilirsek deprem olacaktır, kasar, sıkıntı olacaktır ama biz genel konulardan ders alarak önümüze bakmamız gerekiyor. Onun için bu çalıştayı çok önemsiyoruz” ifadelerini kullandı. Panel programı 3 oturumdan oluşup başlıkları ise şu şekilde oldu: 1- Afet Süreçlerinde Kurumsal İletişimin Önemi 2- 2- Afet Süreçlerinde Ulusal ve Yerel Medyanın Koordinasyonu 3- Afet İletişiminde Sivil Toplum Kuruluşlarının Rolü
1939 Erzincan Depremi ve sonrası
27 Aralık 2023 Çarşamba - 14:06 1939 Erzincan Depremi ve sonrası Sosyal ve Beşeri Bilimler, Tarih ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi hakkında araştırma ve yayınları bulunan Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi (EBYÜ) Eğitim Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Erdem Yavuz, çıkardığı kitapta 1939 Erzincan depremi ve sonrasını kaleme aldı. Kitabında 1939 depremi, Erzincan ve bölgeye etkisini anlatan Doç. Dr. Erdem Yavuz, şu bilgilere yer verdi: “Büyük deprem kuşağı içerisinde bulunan Erzincan Ovası en şiddetli depremlere maruz kalmıştır. Erzincan’ın bu kuşak üzerinde bulunan diğer yerlere nazaran özel bir durumu vardır. Bu özel durum ülkemizi doğudan batıya keteden Kuzey Anadolu Fayına bağlı en genç ve geniş ölçülü tektonik hareketlerdir. Erzincan Ovası’ndaki çökmeler bitmemiştir ve devam edecektir. Sık sık meydana gelen depremler bunun en bariz delilidir. Erzincan’da meydan gelen bu depremler yüzünden şehir ve çevresi zaman zaman yıkıntı haline gelmiş, tarihi eserlerin çoğu yok olmuş, bir kısmı ise harabe halini almıştır. X. yüzyıldan itibaren birçoğu şiddetli olmak üzere 36 kadar depremin meydana geldiği tespit edilmiştir. Farklı kaynaklarda tarihi süreç içerisinde Erzincan veya yakın çevresinde çok sayıda can ve mal kaybına neden olan depremlerin meydana geldiğine işaret edilmektedir. 967, 1045, 1168, 1287, 1422, 1576, 1666 depremleri can kaybının olduğu yazılı kayıtlara geçen en önemli doğal afetlerdendir. Tarihi belgeler ışığında Erzincan’ın son bin yılda 11 kez tümüyle yıkıldığı belirtilmektedir. 1135 yılında Erzincan’da yaşanan büyük deprem, başta Erzurum olmak üzere çevredeki illerde de etkili olmuştur. 1236’da Erzincan iki ayrı büyük deprem daha yaşamıştır. 1268’de Erzincan ve civarındaki bölgede meydana gelen depremde 15.000, 1457’de 32.0007 ve 1482’de de 15.000 kişi hayatını kaybetmiştir. 1584’de Erzincan ve Erzurum’da yaşanan büyük depremde Erzincan’ın tamamen yıkıldığı 15.000 insan kaybının yaşandığı belirtilmektedir. Erzincan’daki en büyük depremlerden biri olan kayıtlara geçen ve çeşitli eserlerde ayrıntılı olarak incelenen 19 Temmuz 1784 depreminde yaklaşık 10.000 kişi hayatını kaybetmiştir. Deprem sonrası halkın önemli bir kısmının Erzurum’a göç ettiğine işaret edilmektedir. İncelemelerde bulunmak üzere şehre gelen Erzurum Valisi Süleyman Paşa ve beraberindekiler artçı depremde hayatlarını kaybetmiştir. Cumhuriyet Dönemi’nde ise ilk şiddetli deprem, 10 Aralık 1930 Çarşamba günü öğle vakti meydana gelmiştir. Deprem civar illerde de hissedilmişse de tahribatını Erzincan’da yapmıştır. 1930 depreminde İzzet Paşa Camiinin kubbesi çökmüş, pek çok resmi ve sivil bina hasar görmüştür. Bu depremle tüm binalar direncini yitirmiştir. 1930’lu yılların sonuna kadar gerek ülke içinde gerekse ülke dışında siyasi, askeri, ekonomik ve sosyal alanlarda pek çok önemli hadise cereyan etmiştir. İçeride ve dışarıda cereyan eden ve ülke ekonomisini derinden sarsan tüm bu gelişmeler esnasında 1939’da, II. Dünya Savaşı patlak verdi. Türkiye her ne kadar fiili olarak savaşa girmemiş olsa da, ülke ekonomisi artan askeri harcamaların yüküyle ezilmeye ve gerilemeye devam etti. II. Dünya Savaşı’nın olumsuz etkisi Türkiye’de de her alanda özelliklede ekonomide kendini gösterdi. Savaşın başlamasından yaklaşık üç ay sonra insanlık tarihinin en büyük felaketlerinden biri olarak kabul edilen 1939 depremi meydana geldi. 1939 depremi; Amasya, Yozgat, Çorum, Tokat, Sivas, Erzurum, Elazığ, Tunceli, Gümüşhane, Giresun, Ordu, Samsun, Trabzon gibi çok geniş bir alanda yıkıcı etkisini gösterdi. Depremden en çok etkilenen yer ise şüphesiz Erzincan’dı. Tarih boyunca doğal afetler, savaşlar, muhacirlik, salgın hastalıklar ve yokluklar gören ve ekonomik anlamda pek çok sıkıntıya maruz kalan Erzincan halkı, II. Dünya Savaşı’nın neden olduğu zor şartlarla mücadele etmek zorunda kaldı. Üstelik savaşın hemen akabinde insanlık tarihinin en büyük doğal afetleri arasında kabul edilen deprem felaketi yaşandı. Depremin yıkıcı etkisi Erzincan’ın siyasi, sosyal ve kültürel alanlarında olduğu gibi ekonomik alanda da hissedilir derecede kendini gösterdi. Yıllarca süren savaşlara ve depremlere karşı fedakârlık gösteren Erzincanlılar, 1940’lı yılların başında yeniden fedakârlık yapmak zorunda kaldı. Savaş döneminin zor şartlarında Erzincan’da yaşanan sıkıntılı süreç, 1939 depremi ile katbekat arttı. 1939 Erzincan Depremi Kandilli Rasathanesi’ne göre deprem, 27 Aralık 1939 Çarşamba günü gece yarısı saat 1’i 57 dakika 30 saniye geçe başlamış ve 2-3 dakika sürmüştür. Rasathane Müdürü Prof. Fatin Gökmen, depremin şiddetinden rasathanedeki birçok cihazın bozulduğunu ifade etmiştir. Depremin konumu 39 80 kuzey enlemi ve 39 51 doğu boylamı, odak derinliği 20 km ve şiddeti ise 7,9’dur. Hasara uğramış bölgelerin uzunluğu 400 km. (Erzincan’ın doğusundan Amasya’ya kadar), genişliği ise (güneyde Sivas’tan Kuzeyde Karadeniz’e kadar) 200 km’dir. Bununla birlikte birinci derecede yıkım ve hasar Erzincan Ovası’ndan Kelkit Vadisi’ne kadar olan bölgededir. Depremin meteorolojik şartlarla da paralellik gösterdiği, mevsim için normal olmayan ve uzun süren bir yüksek basınç safhasından sonra şiddetli alçak basınç dalgalarının geldiği ve depremin alçak basıncın yoğun olduğu bir dönemde yaşandığına işaret edilmektedir. Türkiye’nin en büyük deprem felaketlerinden biri olan 1939 Erzincan Depremi’ni, dünya rasathanelerinin birçoğunun tespit ettiği ve depremin şiddetinin etkisinden bazı yerlerde sismograf iğnelerinin kırıldığı gazetelerde yer almaktadır. Deprem, ulusal basında büyük yankı bulmuş ve felaketin acı yüzü tüm yurtta derin üzüntüye sebep olmuştur. Erzincan Valisi Osman Nuri Tekeli ve Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı General Muharrem Mazlum İskora, depremden ancak saatler sonra Kemah Dumanlı İstasyonu’na ulaşarak durumu Ankara’ya bildirmişlerdir. Depremin haberi alınır alınmaz TBMM, 27 Aralık günü olağanüstü olarak toplanmıştır. Dönemin İçişleri Bakanı ve Sosyal Yardım Bakanı ilk yardım malzemelerinin olduğu trenle aynı gün deprem bölgesine hareket etmişlerdir. 14 vilayeti etkisi alan depremin en çok etkilendiği yer ise Erzincan’dır. Kuzey Anadolu Fayı’nın doğu-batı doğrultusunda kat ettiği Erzincan’da, depremin en büyük yıkıcı etkileri ova üzerinde görülmektedir. Öncelikle alüvyal dolgu depremin yıkıcı etkilerini artırmaktadır. Bunun yanında tarihi devirlerden beri yaşamaya elverişli Erzincan Ovası kalabalık nüfus kitlelerini barındırdığından depremlerdeki kayıplarda doğru orantılı olmaktadır. 1939 Depremi’nde, Erzincan’da meydana gelen yıkımlar şehir merkezi ile sınırlı değildir. Ova üzerindeki köyler başta olmak üzere çevre ilçelerde de can ve mal kayıpları yaşanmıştır. Neredeyse ilkel denilebilecek binaların tamamı yıkılmış ve Erzincan’da hayat durmuştur. Öte yandan depremin yıkıcı etkisi yanında, depremle birlikte çıkan yangınlar da fevkalade tesirli olmuştur. Depremin ardından yaklaşık iki hafta sonra Ekşisu mevkiinde büyük çöküntüler meydana gelmiş ve kırıklardan sular fışkırmıştır. Enkaz altından sağ kurtulmayı başaran felaketzedeler, çetin kış şartları ve deprem neticesinde çıkan yangınlarla da mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Depremle birlikte Erzincan’ın dış dünya ile olan tüm haberleşme ve ulaşım imkânları kesintiye uğramıştır. Deprem bölgesinde birçok yerde demiryolu hatları bozulmuş, karayollarında ise kar ve tipi nedeniyle ulaşım sağlanamamıştır. Dolayısıyla depreme ilk müdahale edenler, askerler ve ha-pishanenin duvarlarının yıkılması sonucu açıkta kalan mahkûmlar olmuştur. Mahkûmların, askerlerin emrinde kurtarma çalışmalarına katıldıkları ve depremden 6 gün sonra 500’ün üzerinde vatandaşı sağ olarak kurtarmışlardır. 5 Nisan 1940 tarihli ve 1/358 numaralı “Zelzele Felaketine Uğrayanların Kurtarılması Hususunda Fevkalade Hizmetleri Görülen Bazı Mahkûmların Affı Hakkında Kanun Layihası” ile arama ve kurtarma çalışmalarına katılan 241 mahkûmun 187’sinin cezası tamamen, 54’ünün cezası ise kısmen affedilmiştir. Bir yıl sonra 31 mahkûmun cezası daha affedilmiş, para cezası olanların cezaları ve bunların her türlü mahkeme masrafı ve borçları silinmiştir. Deprem sonrası dönemin kısıtlı imkânlarına rağmen, devlet tarafından azami bir gayret gösterildiği, Erzincan’a ilk etapta Kızılay aracılığıyla yardım gönderildiği ve imdat trenlerinin yola çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Ancak haberleşme ve ulaşımın kesintiye uğraması, depremin çok geniş bir alanda yıkıcı etkisini göstermesi ve Erzincan dışında çok sayıdaki vilayette de arama ve kurtarma çalışmalarının yapılması gibi nedenlerden dolayı Erzincan’daki ilk yardım çalışmaları olumsuz olarak etkilenmiştir. Bu olumsuzluklar Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı tarafından alınan tedbirlerle en aza indirilmeye çalışılmıştır. Depremden sağ olarak kurtulanlar ise çok meşakkatli günler geçirmişlerdir. Yiyecek ve giyecekleri enkaz altında kalan depremzedeler, günlerce süren artçı depremlerle birlikte dondurucu soğuk ve karla mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Depremden sonra yaklaşık bir ay açıkta kalan Erzincan halkı, bir ay sonra gönderilen çadırlarda ve kendi imkânlarıyla yaptıkları barakalarda hayatlarını idame ettirmeye çalışmışlardır. Kurulan çadırlar, sahra hastaneleri ve aş evleri ile halkın yaraları sarılmaya çalışılmıştır. Kısıtlı imkânlarla, Kızılay aracılığıyla un, ekmek, şeker, çay, yağ, kavurma, gaz yağı, kuru sebze, konserve, tuz, sabun, giyim eşyası, battaniye, kilim, çadır gibi temel ihtiyaç maddeleri dağıtılmıştır. Depremin ilk şokunun atlatılmasından, yaralılara müdahale edilmesinden sonra enkaz kaldırma ve enkaz altında kalan ölülerin naaşlarının çıkarılmasına başlanmıştır. Ulaştırma Bakanlığı tarafından, enkaz kaldırma ve ölülerin naaşlarının kaldırılması, şehirdeki asayiş ve genel sağlığın korunması için ikinci bir karara kadar Erzincan’a girişlerin ve demiryolu ile yolcu naklinin yasaklanmasına dair yapılan teklif, Bakanlar Kurulunca 03.01.1940 tarihli ve 12616 sayılı kararname ile kabul edilmiştir. Enkaz kaldırma çalışmalarının ilkbahara kadar sürdüğü, şehrin güvenliğinin Ankara’dan gelen polisler tarafından sağlandığı anlaşılmıştır. Bunun yanında deprem sonrası halkın bir kısmının, soğuk hava şartlarından etkilenmemeleri düşüncesiyle, Hatay, Mersin, Tarsus, Seyhan, Malatya, Gaziantep, Kayseri, Sivas, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’a nakledilmiştir. Depremzedelerin bir kısmının da, belirlenmiş yerlerin dışındaki şehirlerdeki akrabalarının yanına yerleştikleri tespit edilmiştir. 1 Temmuz 1940 tarihinden itibaren kendi rızasıyla Erzincan’a geri dönmek isteyenlerin yol masraflarının karşılanarak Erzincan’a gönderilmişler, dönmek istemeyenlere ise herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Savaşlar yüzünden yakılıp yıkılan Erzincan’ın imarı konusunda acele edilmesi ve yapılarda depreme dayanıklılığın göz ardı edilmesi ve 1930’da meydana gelen depremle birlikte Erzincan’daki tüm binaların direncini yitirmesi gibi sebepler, 1939 depreminin aşırı yıkım yapmasına neden olmuştur. Deprem sırasında binaların pek çoğu kısmen ya da tamamen yıkılmış, pek çoğu da hasar görmüştür. Enkaz yığını haline gelen Erzincan’da birçok kişi hayatını kaybetmiş ya da yaralanmıştır. Erzincan’da depremden en çok etkilenen yer, şehir merkezi olmuştur. Şehir merkezinin az nüfus barındırması, can ve mal kaybının daha da artmasının önüne geçmiştir. Depremin etkilerini ortaya koyan farklı kaynaklarda farklı verilere ulaşılsa da verilerin hemen hemen aynı olduğu görülmektedir. Depremde Erzincan’da 15 bin civarında insan hayatını kaybederken, 4 bin civarında yaralanan olmuştur. 30 bin civarında bina tamamen yıkılmış, 8 bin civarındaki bina da oturulmayacak derecede hasar görmüştür. 50 bin civarında büyük ve küçükbaş hayvan ile binek hayvanı telef olmuştur. Felaketzedelere yardım amacıyla TBMM Başkanı’nın başkanlığında 29 Aralık 1939 tarihinde kurulan Milli Yardım Komitesi aracılığıyla tüm yurt genelinde yardım seferberliği başlatıldığı anlaşılmaktadır. Bağış kampanyasını ilk olarak TBMM Başkan ve üyelerinin, Başbakan ve bakanların başlattığı ve daha sonra da tüm genel müfettişlere ve valilere gönderilen tebligatla bağış kampanyasının ülke genelinde yayıldığı sonucuna varılmıştır. Felaketzedeler için yapılan yardımlar sadece yurt içiyle sınırla kalmamış, yurt dışından da birçok yardımlar yapılmıştır. Pek çok ülkenin katıldığı yurt dışından yapılan bağışlarda en dikkat çekici ülkeler İngiltere ve Fransa olmuştur. Yardımların uluslararası acil insani yardımlar kapsamında olmakla birlikte, II. Dünya Savaşı’nda Türkiye’yi bir müttefik olarak kendi yanına çekme endişesiyle yapılmış olma ihtimali de oldukça kuvvetlidir. Bunun yanında yurt dışı kaynaklı yapılan yardımlarda öne çıkan başka bir hususta Son Halife Abdülmecid Efendi’nin felaketzedeler için Hindistan’da bir yardım kampanyası başlatmış olmasıdır. Nakdî ve aynî olmak üzere, yurt içinden yapılan yardım miktarı 8.350.124,62 TL, yurt dışından yapılan yardım miktarı da 2.556.602,76 TL olmak üzere Erzincan’a toplam 10.906.727,38 TL yardım yapıldığı görülmektedir. Toplanan bu yardımların yalnızca 1.282.493,29 TL’si Erzincan’a harcanmış, geri kalan 7.101.240,65 TL’lik kısmı depremden etkilenen diğer şehirlere aktarılmıştır. Ayrıca toplanan paraların bir kısmının da Ankara’daki Saraçoğlu Mahallesi ve Ankara Cebeci Hastanesi’nin ihtiyaçları için kullanılmıştır. Depremin, Erzincan dışında Erzurum, Sivas, Gümüşhane, Tunceli, Amasya, Tokat, Yozgat, Niğde, Trabzon, Giresun, Ordu, Samsun gibi Doğu Anadolu, İç Anadolu ve Karadeniz Bölgelerindeki pek çok şehirde yıkıcı etkisini gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Can ve mal kaybının yaşandığı ve yaralıların olduğu bu şehirlere de devletin kısıtlı imkânlarla da olsa yardım elini uzattığı görülmektedir. Bu şehirlerin genelinde 17 bin civarında insanın hayatını kaybettiği, 5 bin civarında yaralının olduğu, 33 bin civarında binanın tamamen yıkıldığı ve 27 bin binanın ise kullanılamaz hale geldiği tespit edilmiştir. Depremden sonra Erzincan’ın “Yasak Şehir”, “Muvakkat Şehir” ve “Yenişehir” olarak adlandırılan üç sahaya bölünmüştür. Deprem sonrası muvakkat şehir ve Yenişehir alanında bayındırlık ve imar faaliyetleri ile tespit edilen ev tipleri, elektrik, su ve kanalizasyon gibi alt yapı çalışmaları aynı anda devam etmiştir. Netice olarak depremin yıkıcı etkisinin Erzincan’ın siyasi, sosyal, ekonomik, sağlık, eğitim ve kültürel gibi pek çok alanında hissedildiği sonucuna varılmıştır. Deprem, Erzincan’ın siyasi hayatını derinden etkilemiş, deprem ve siyaset olgusu uzun süre iç içe varlığını devam ettirmiştir. Depremin bir başka etkisi de eğitim ve kültür hayatında olmuştur. Deprem neticesinde, Erzincan genelinde 95 adet okul binası yıkılmış, ağır hasarlı okul binalarında ise uzun bir süre eğitim verilememiştir. Deprem neticesinde, pek çok öğretmen ve öğrenci hayatını kaybetmiş, sağ kurtulan öğretmenlerin bir kısmı başka illere tayin edilmiş, bir kısım öğrenciler ise zorunlu olarak aileleriyle birlikte başka illere göç etmek ya da eğitimlerine ara vermek zorunda kalmışlardır. Erzincan Askeri Lisesi, Jandarma Okulu, Ziraat Okulu, Askeri Ortaokul gibi birçok eğitim kurumu başka şehirlere nakledilmiştir. Deprem, Erzincan ekonomisini de derinden etkilemiş, şehrin ekonomik dinamiklerini canlandıracak olan iplik fabrikası, şeker fabrikası, hidroelektrik santrali gibi pek çok önemli proje depremden ötürü ertelenmek zorunda kalmıştır. II. Dünya Savaşı’nın olağanüstü şartlarında şehirde yaşanan sıkıntılı sürecin, 1939 depremi ile birlikte daha da artmıştır. Erzincanlılar, savaş ekonomisi ve depremin neden olduğu tüm olumsuzluklara aynı anda fedakârlık yapmak zorunda kalmıştır. Bu gelişmeler eşliğinde uzun bir dönem Erzincan’da yapılanma ve toparlanma mümkün olamamıştır. Deprem sonrası vaat edilen birçok proje ya hayata geçirilememiş ya da yarım kalmıştır. En önemli aksaklıklar ise muvaffak şehir alanı ile yeni şehir alanının imarında yaşanmıştır. Yanlış tercihler ve uygulamalar ile muvaffak şehir, zaman içerisinde geçici vasfını kaybetmiş ve yeni şehir ile iç içe girmiştir. İlerleyen dönemlerde, muvakkat şehirde yaşayan halka tapuları verilmiş ve gecekondu yapılanmanın önü açılmıştır. Bu durum halkın yeni şehir bölgesine yerleşmesini uzun bir süre geciktirmiştir. Bu nedenlerden ötürü yeni Erzincan şehrinde uzun bir süre yapılanma gerçekleşmemiştir.”
İnönü’nün imzasıyla Erzincan, yine deprem fay hattı üzerine kuruldu
27 Aralık 2023 Çarşamba - 13:24 İnönü’nün imzasıyla Erzincan, yine deprem fay hattı üzerine kuruldu Cumhuriyet tarihinin en büyük depremi olarak 1939 yılında kayıtlara geçen Erzincan depreminin ardından o zamanki Reisi Cumhur olan İsmet İnönü ve 14 kişilik heyetin imzasıyla yeni Erzincan’ın belirli sebepler gösterilerek yeniden riskli görülen fay hattı üzerine inşa edildiği ortaya çıktı. 7,9 büyüklüğündeki 1939 Erzincan depremi sonrası yeni Erzincan’ın kurulacağı yerle ilgili belgelere İHA ekibi ulaştı. Dünya tarihinin en büyük depremleri arasında sayılan 1939 Erzincan depremi 26’ı Aralık’ı 27 Aralık’a bağlayan gece saat 01.57’de başladı. 7,9 büyüklüğündeki 1939 Erzincan depremi 52 saniye sürdü. Oluşan deprem neticesinde 116 bin 720 bina yıkıldı. Dünyanın büyük depremleri arasında sayılan bu deprem Türkiye’nin en ciddi deprem felaketlerinden birisi olarak tarihe geçti. Can kayıplarının fazla olmasını bir nedeni de zorlu kış şartlarından dolayı yardımların güç şartlar altında ulaşması. Depremde kayda geçirilen verilere göre 32 bin 962 kişi yaşamını yitirirken 100 bine yakın kişi de yaralandı. Yaşanan depremin ardından yeni Erzincan’ın kurulacağı yerle ilgili 1940 yılında yazılan kararnameye İHA ekibi ulaştı. O zamanki Reisi Cumhur olan İsmet İnönü ve 14 kişilik heyetin imzasıyla yeni Erzincan’ın belirli sebepler gösterilerek yeniden riskli görülen fay hattı üzerine inşa edildiği belgede şu ifadeler yer aldı: “Üniversite jeoloji asistanı ile M.T.A. Enstitüsü jeoloğu ve yine üniversite jeoloji ordinaryüs profesöründen müteşekkil heyet tarafından Erzincan zelzele mıntıkasında yapılan ve Nafia Vekilliğinin 11 Mayıs 1940 tarih ve 5935/ 4555 sayılı tezkeresiyle tevdi olunan jeolojik tetkikatı havi raporda; Zelzelenin vuku bulduğu yerlerde tektonik zelzele hattı mevcut bulunduğu ve bu itibarla şehrin tekrar aynı yerde tesisinde jeolojik mahzurlar görüldüğü cihetle yeni şehir için zelzele bakımından daha emniyetli ve zelzele hatlarından uzak ve zemin daha sağlam bir yer aranarak: 1- Zelzele hattının tamamen haricinde 2- Zemini sağlam tabakalardan müteşekkil 3- Kafi miktarda içme suyu mevcut 4- Her türlü feyazan tehlikesinden masun Olması gibi sebeplerden dolayısıyla Kemah Boğazı ile Hah arasındaki sahanın yeni bir şehir kurulması için en muvafık bir mahal olduğu gösterilmiştir. Nafıa vekaletinin teklifinde de; raporda gösterilen saha her ne kadar zelzelenin azami şiddet bulduğu episantral sahanın haricinde kalmakta ise de buranında yüzde 50 - 70 derecesinde hasara maruz ikinci mıntıkanın hemen civarında bulunduğu ve bundan başka bu mevkie kurulacak şehrin eski şehirden ve eski şehirde kurulmuş olan büyük demir yol teşkilat istasyonundan uzak olması, Erzincan ovasının müntehasında ve köy kesafeti nispeten az bir mıntıkada bulunması, şimali şarkı rüzgarlarına maruz olması, hazır içme suyunun bulunmayışı, cenubi garbi tarafı dağlarla mahdut olup ancak şimali şarki istikametinde inkişaf edilebileceği ve burada ayrıca yeni bir şehir ayrıca kuruluncaya kadar eski şehir civarında yerleşmiş veya yerleşecek olan halkın bilahare yeni şehre nakillerinde müşkülat ve hatta imkansızlıklarla karşılaşılması veya şehrin ikiye bölünmesi muhtemel olduğu cihetle bu mıntıka dahilinde birinci sınıf bir idare ve askeri merkez kurulmasının çok müşkül şartlar ve büyük masraflarla kabil olacağı ve bu müşküllerin böyle bir merkezin inkişafına da mani teşkil edeceği ve buna mukabil esasen büyük teşkilat istasyonunun, askeri kışlaların, hastanenin mevcudiyeti, eski şehre civar mıntıkada muayyen bir halk kütlesinin kendiliğinden yerleşmekte olması, rüzgar ve güneş bakımından daha müsait bir variyette görülmesi ve içme suyunun kolaylıkla temini gibi esaslı tercih sebepleri dolayısıyla yeni kurulacak şehrin şimdiki Erzincan merkezinin 5,50 kilometre şimalinde Trabzon şosası üzerindeki saha ile kışlalar civarında kurulmasının daha muvafık olacağı ve zelzeleye mukavim inşaat hususuna ehemmiyet verileceğine nazaran burasının zelzeleye müsait olması mahzurunu tahfif edebileceği mütalaa edilmiştir. Bu İş İcra Vekilleri Heyetince 22 Haziran 1940 tarihinde görüşülerek gösterilen tercih sebepleri dolayısıyla şehrin, Nafi Vekaleti tarafından muvafık görülen eski Erzincan merkezinin 5,50 kilometre şimalinde Trabzon şosası üzerindeki saha ile kışlalar civarına kurulması kabul edilmiştir.” Öte yandan 1992 tarihinde 6,8 büyüklüğünde yıkıcı bir depreme daha maruz kalan Erzincan’da 653 kişi hayatını kaybetmiş, 8 bin 57 bina hasar gördü veya yıkıldı. Bu deprem 1939 Erzincan depreminin merkez üssü yakınında meydana geldi.