Yerel Haberler
Eskişehir
15 Mart 2026 Pazar - 14:00 Mimariden tasavvufa: Mahperi Hatun’un Şeyh Turesan ile bıraktığı izler Doç. Dr. Demet Kara, Mahperi Hatun’un 1240 yılında inşa ettirdiği Şeyh Turesan Zaviyesi’nin tasavvufi ritüellerle şekillenen mimari sırlarını gün yüzüne çıkardı. Anadolu Selçuklu Devleti’nin önemli kadın figürlerinden biri olan Mahperi Huand Hatun, Selçuklu Dönemi’nden günümüze kalan tarihî miraslarıyla anılıyor. Mahperi Hatun’un geride bıraktığı pek çok eser arasında yer alan Şeyh Turesan Zaviyesi, tasavvuf eğitimlerinin verildiği, dervişlerin barındığı ve ibadet ettiği bir yapı olarak biliniyor. Bu kapsamda Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Türk-İslam Sanatı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Demet Kara, yüksek lisans tez çalışması olan "Mahperi Huand Hatun’un yaptırdığı yapılardan biri olan Şeyh Turesan Zaviyesi" hakkında bilinmeyenleri anlattı. "Zaviye-i Şeyh Turesan Mahperi Hatun tarafından yaptırıldı" Zaviye terimi, anlam olarak 14. ve 15. yüzyıla kadar şehir, kasaba ve köylerde ya da yollar üzerinde kurulmuş, içinde belli bir tarikata mensup şeyh ve dervişlerin yaşadığı, yol üzerinden gelip geçen yolcuların ücretsiz misafir edildiği belli bir müesseseyi ifade etmek için kullanılır. Bu yapıların zaviye olarak adlandırılmasının yanı sıra ribat, hânikâh, buk’a, savmaa, düveyre ve medrese gibi isimlerle de anıldığı görülüyor. Kayseri’nin İncesu ilçesi ile Ürgüp’ün Başköy kasabası arasında yer alan, Tekke Dağı olarak adlandırılan mevkide bulunan Şeyh Turesan Zaviyesi; 1240 inşa tarihiyle bu tarikat yapılarının ilk örnekleri arasında yer alıyor. Zaviye, inşa kitabesine göre I. Alâeddin Keykubad’ın eşi, II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in annesi Mahperi Huand Hatun tarafından, II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in saltanat döneminde yaptırılıyor. Zaviyenin inşa kitabesinde Mahperi Hatun’un ismi geçmiyor. Ancak yapının vakıf kaydı Mahperi Huand Hatun ismini vermekle birlikte, yapının zaviye olduğunu da "Zaviye-i Şeyh Turesan" ifadesiyle doğruluyor. İnşa kitabesi ve vakıf kaydı birlikte değerlendirildiğinde; yapının zaviye olduğu, 1240 yılında II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in saltanat yıllarında annesi Mahperi Hatun tarafından Şeyh Turesan adına yaptırıldığı anlaşılıyor. "Zaviyenin mimari yapısı ritüeller için de kullanılmış" Zaviyenin mimari planı ve kullanım amacı, döneminin diğer yapılarına göre bazı farklılıklar barındırıyor. Plan bakımından incelendiğinde, yapı içerisinde yer alan bazı mimari unsurların mekân kurgusunu geliştirmek ya da yapıyı sağlamlaştırmak amacıyla yapılmadığı görülüyor. Bu nedenle söz konusu mimari öğelere, inançla ilgili gerçekleştirilen ritüeller kapsamında ihtiyaç duyulduğu tahmin ediliyor. Bu unsurlardan ilki, sofada yer alan ana eyvanın zeminden yükseltilmiş bir sekisinin bulunması. Eyvanlı tarikat yapılarında eyvan bölümünde bir mihrap bulunmaması, eyvanların tasavvufi ritüeller esnasında seyirci mahfili olarak kullanılmasından kaynaklanıyor. Bu doğrultuda, zaviyenin ana eyvanında bulunan sekinin işlevi de bu şekilde açıklanabiliyor. Diğeri ise orta sofanın örtüsünü destekleyen takviye kemerleri arasına yerleştirilmiş sembolik kubbe ve bu kubbenin altına denk gelecek biçimde yapılmış tonoza açılan merdiven kuruluşu. Merkezi kubbe-eyvan ilişkisine sahip Anadolu Selçuklu zaviyelerinde, merkezde yer alan kubbedeki açıklık aracılığıyla evrenle bağlantı kurulduğu ileri sürülüyor. Bu bağlamda Şeyh Turesan Zaviyesi’nin sembolik kubbesinde böyle bir açıklığın bulunmamasının oluşturduğu eksikliğin, hemen yakınında tonoza açılan ve çatıya çıkan bir açıklıkla giderilmeye çalışıldığı düşünülüyor. Alt kısımda yer alan merdivenin kuruluşu da bu yorumu destekliyor. Tarikat zaviyelerinin sosyal görevlerinden birini de ülkede dolaşan "âyende ve revende"ye (gelip geçene) belirli bir süre karşılıksız barınma ve konaklama imkânı sağlanması oluşturuyor. Şeyh Turesan Zaviyesi’nde eyvana açılan bazı odaların yaşam mekânı olarak kullanıldığı biliniyor. Bu kapsamda, kuzey duvarı boyunca uzanan ve günümüzde mezarlık olarak anılan bölümün duvarlarında yer alan halkaların, konaklayan kişilerin hayvanlarını barındırmak amacıyla kullanıldığı anlaşılıyor. Mahperi Hatun, özellikle Kayseri, Tokat ve Yozgat gibi şehirlerde vakıflar ve hayır kurumları kurdu. Zaviyeler ise Osmanlı döneminde tekke ve dergâhlara dönüşerek bu işlevlerini sürdürdü.
II. Dünya savaşında Türkler
07 Kasım 2025 Cuma - 15:58 II. Dünya savaşında Türkler Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Satan, Türkiye’nin II. Dünya Savaşına fiili olarak katılmamasına rağmen 4 milyon Özbek, Kırgız, Kazak, Türkmen, Azerbaycan, Kafkasya ve Kırım Türklerinin hayatlarını kaybettiğini belirtti. Satan, "Türk Devletler Teşkilatı bu acıları duyurmayı kendisine görev edinmeyi, özellikle sinema ve belgesel yapının teşvik edilmeli" Eskişehir Türk Ocaklarında 2. Dünya Savaşında Türkler konuşuldu. Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Satan, yaptığı konuşmada, 1939-45 arasında süren II. Dünya Savaşına Türkiye’nin fiili olarak katılmadığını anlattı. Türkiye’nin neredeyse harp bittikten sonra müttefiklerin yanında güya harbe katıldığını ilan ettiğini, ama zaten harp bittiğini belirten Satan, "Türkiye harbe katılmadı amma, Türk Milleti harbin tamda ortasındaydı. Zira Sovyet ordusunun takriben yüzde 40’ı Türk soylu idi. Yapılan hesaplamalara göre Sovyetler 6 milyon Türk’ü askere aldı. Özbek, Kırgız, Kazak, Türkmen, Azerbaycan Türkleri, Kafkasya Türkleri, Kırım Türkleri ve daha niceleri. 2. Dünya savaşının tek mağduru Yahudiler gibi bir algı var. Sadece Yahudiler değil bütün milletler acı çekti. Harpte en çok kayıp veren asker ve sivil Sovyetler idi takriben 27 milyon. Sırasıyla; 20 milyon Çin, 12 milyon civarında Almanya, 6 milyon civarında Polonya ve takriben 4,5 milyon Türk soylu, yani harbe güya girmedik amma Sovyet ordusunun içerisindeki adı sanı, soyu sopu Türkoğlu Türk olan 6 milyonun 4 milyonu öldü veya kaybedildi. Harbin mağlubu Japonya’nın 2 misli ölü" diye belirtti. Türkiye dışındaki bütün Türklerin bu savaşa girdiğini, ancak bunun kendi rızaları ile olmadığını anlatan Prof. Dr. Ali Satan, "İşgali altında bulundukları, özellikle Sovyetler tarafından askere alınıp ön cephelere gönderildiler. Savaşta ölenler şanslıydı, ölmeyip esir olanlar için acı dolu yıllar başladı. Esir kampları adeta ölüm kampları oldu. Açlık, yokluk, hastalık, yorgunlukla perişan oldular. Türk Dünyası ve Türkler için savaşın bitmesi acıları bitirmedi. Müttefikler tarafından Stalin’in talebe üzerine Sovyetlere teslim edilen Türk soylu esirlerin kurşuna dizilmesi, Stalin yönetiminin sürgünleri, savaşta esir olanların cezalandırılması, parçalanmış aileler ve artan kızıl baskılar ile acı ve ıstırapların etkileri 1990’lara kadar devam etti" dedi. Ali Satan, bu konuda daha çok akademik çalışma yapılması ve Türk Devletler Teşkilatının bu acıları duyurmayı kendisine görev edinmesi gerektiğini özellikle sinema ve belgesel yapımının teşvik edilmesi gerektiğini hatırlattı. Toplantıya çok sayıda ilgili ve heyecanlı dinleyici topluluğu katıldı. Sorulan soruların cevaplandırılmasından sonra Eskişehir Türk Ocağı Başkanı Prof. Dr. Nedim Ünal da bu çalışmanın Türk dünyasının milli bilinç ve hissiyatının uyanması ve gelecek nesillere aktarılması için bir başlangıç olmasını dilediğini ifade ederek Satan’a Şükran Beratını takdim etti.
Enerjinin geleceğini şekillendirecek projeler yarıştı
07 Kasım 2025 Cuma - 14:28 Enerjinin geleceğini şekillendirecek projeler yarıştı Elektrik dağıtım şirketi OEDAŞ’ın Ar-Ge departmanı tarafından enerji sektöründe yenilikçi fikirlerin ortaya çıkmasına katkı sağlamak amacıyla düzenlenen "Enerji Dolu F2rler: Watt’s Next" yarışmasının ödül töreni yapıldı. Kurum içi ve kurum dışından toplam 102 başvuru alınan ve 20 projenin finale kaldığı yarışmada, kurum içi kategorisinde Arıza Bakım Onarım çalışanı Halil Akça, Yaşam Kalkanı isimli projesiyle ilk sırada yer alırken kurum dışı kategorisinde EyeOnBlue Fire isimli proje ile Smart City&Partners firması yarışmanın kazananı oldu. OEDAŞ Ar-Ge Grup Müdürü Ural Halaçoğlu, finale kalan projelerin elektrik dağıtım sektörünün yanı sıra ulusal enerji hedeflerine de katkı sağlayacak nitelikte olduğunu söyledi. Elektrik dağıtım şirketi Osmangazi Elektrik Dağıtım AŞ’nin (OEDAŞ) Ar-Ge departmanı tarafından gerçekleştirilen "Enerji Dolu F2rler: Watt’s Next" yarışmasının sonuçları açıklandı. Eskişehir’de düzenlenen törene Zorlu Enerji ve OEDAŞ yöneticileri ile katılımcı firmaların temsilcileri ve OEDAŞ çalışanları katıldı. Enerji sektörünün geleceğine yön verecek teknolojik, çevresel ve operasyonel çözümlerin geliştirilmesine katkı sunmak üzere düzenlenen yarışmaya kurum dışından 40, kurum içinden ise 62 olmak üzere toplam 102 başvuru alındı. OEDAŞ yöneticilerinden oluşan jüri tarafından belirlenen 10 kurum dışı ve 10 kurum içi finalist, projelerini son olarak jüri önünde anlattı. Kurum dışında birincilik ödülü EyeOnBlue Fire projesinin Girişimciler, teknokent firmaları ve üniversite ekiplerinin katıldığı kurum dışı kategorinin birincisi Smart City&Partners firması, EyeOnBlue Fire projesi ile 700 bin TL’lik büyük ödülün sahibi oldu. Çok Seviyeli Dönüştürücüler (MLC): Esnek Enerji Dönüşümü projesiyle ikinci olan İnovasyon Mühendislik Teknoloji Geliştirme firması 500 bin, OSOS ile Akıllı İstasyon Takini projesiyle üçüncülüğü elde eden MRC Ar-Ge firması ise 300 bin TL’lik ödülü kazandı. Kurum içinde en beğenilen proje Yaşam Kalkanı Kurum içi kategoride ise Arıza Bakım Onarım çalışanı Halil Akça, Yaşam Kalkanı projesiyle ilk sırada yer aldı. Onu, Command Gate projesiyle SCADA ve Kontrol departmanından Serhat Tanrıverdi ve SRTM Tabanlı ENH Güzergah Optimizasyonu ile Projelerin Sahada Eş Zamanlı Hazırlanması projesiyle Sistem İşletme departmanından Emrah Üstündağ takip etti. Kurum içi kategorinin kazananları ise sırasıyla 100 bin, 75 bin ve 50 bin TL’lik ödülü kazandı. OEDAŞ ayrıca tüm katılımcılara çeşitli hediyeler takdim etti. Ural Halaçoğlu: "Teknolojik dönüşüm; bilgi, cesaret ve vizyon gerektiriyor" Enerji sektörünün teknolojik dönüşümün en hızlı yaşandığı alanlardan biri olduğunu söyleyen OEDAŞ Ar-Ge Grup Müdürü Ural Halaçoğlu, "Bu dönüşümün parçası olmak, hatta yönünü belirlemek; bilgiye, cesarete ve vizyona dayalı bir kültürün inşasını gerektiriyor. Enerji Dolu Fikirler yarışması, tam da böyle bir kültürün ürünü. Geçtiğimiz yıl kurum içinde başlattığımız bu yolculuğu, bu yıl ülke geneline taşıyarak farklı disiplinlerden gelen yenilikçi fikir sahiplerini aynı hedef için buluşturduk. Katılımcılarımızın geliştirdiği projeler, elektrik dağıtım sektörünün yanı sıra ulusal enerji hedeflerimize de katkı sağlayacak nitelikte. Emeği geçen herkese teşekkür ediyor, dereceye giren ekipleri tebrik ediyorum. Yarışmamız önümüzdeki yıllarda da enerji sektöründe yenilikçi düşüncelerin önünü açmaya devam edecek" dedi.
TEI başarılarını 10 ödülle taçlandırdı
07 Kasım 2025 Cuma - 14:16 TEI başarılarını 10 ödülle taçlandırdı Türkiye’nin havacılık motorlarındaki lider şirketi TEI, farklı kategorilerde ulusal ve uluslararası 10 farklı ödüle layık görüldü. TEI’nin çalışan bağlılığı, yetenek yönetimi, yetenek kazanımı, öğrenme ve gelişim alanlarında hayata geçirdiği yenilikçi insan kaynakları projeleri, Brandon Hall Excellence Awards’ta üç altın ve bir gümüş ödüle layık görüldü. Ödül programı kapsamında TEI, Öğrenme ve Gelişim alanında "En İyi Eğitim Ekibi", Yetenek Yönetimi alanında "En İyi Çalışan Bağlılığı", Yetenek Kazanımı alanında "En İyi Yetenek Kazanımı" kategorilerinde üç altın, İnsan Kaynakları alanında "En İyi İş Gücü Planlama ve Yönetimi" kategorisinde ise bir gümüş ödülün sahibi oldu. İnsan kaynakları alanında diğer bir aldığımız global ödül olan CIPD People Management Awards 2025’te TEI, stratejik iş gücü planlaması, veriye dayalı yetenek yönetimi uygulamaları ve çalışan odaklı uygulamalarıyla "En İyi Yetenek Yönetimi İnisiyatifi Ödülü" kategorisinde ödüle layık görüldü. Başarılı insan kaynakları süreçleriyle birlikte öğrenme ve gelişime odağına alan çalışmalarıyla TEI, Momentum İç Eğitmen Okulu programıyla TEGEP Eğitim ve Gelişim Ödülleri’nde İç Eğitmen Gelişim Programı Kategorisi’nin en iyisi olmayı başardı. Gerçekleştirilen çalışmalarla gençlerin kariyer hedeflerinde de yerini alan TEI, 180 farklı şirket arasında 190.000’i aşkın öğrencinin değerlendirmesi ile Youth Awards’ta En Çok Çalışmak İstenen Savunma Sanayi Şirketi kategorisinde bronz, En Beğenilen İşe Alım Programı kategorisinde ise Gücün Kaynağında Kariyer Staj Programı ile başarı ödülünü kazandı. Nitelikli insan kaynağına ulaşma hedefiyle sürdürülen işveren markası stratejileriyle TEI, Employer Brand Academy tarafından verilen Employer Brand Stars ödüllerinde, İşveren Markası Stratejisi kategorisinde ikinci kez altın ödüle layık görüldü. Son olarak sosyal sorumluluk faaliyetleriyle özellikle çocukların refahı ve gelişimi için pek çok farklı projeyi hayata geçiren TEI, Communicate dergisi tarafından düzenlenen Corporate Engagement Awards’ta, Kurumsal İtibarı Destekleyen En İyi Kurumsal Sosyal Sorumluluk Programı kategorisinde ikinci kez gümüş ödülün sahibi oldu.
Anadolu Üniversitesi ’Yunus’un Fidanları’nı toprakla buluşturdu
07 Kasım 2025 Cuma - 11:25 Anadolu Üniversitesi ’Yunus’un Fidanları’nı toprakla buluşturdu Anadolu Üniversitesi Engelliler Entegre Yüksekokulu (EEYO) tarafından düzenlenen ‘Yunus’un Fidanları: Yunus Emre Eğitim Öğretim Yılı Ağaç Dikme Etkinliği’ düzenlendi. Etkinlik, Yunus Emre’nin insan ve doğa sevgisini yaşatmak amacıyla Odunpazarı Karaalan mevkiinde gerçekleştirildi. Öğrenciler, doğaya katkı sağlamak ve çevre bilincini artırmak amacıyla hazırladıkları fidanları Yunus Emre’nin beyitlerinin yazılı olduğu kartlarla birlikte toprağa yerleştirdiler. Katılımcılar, ‘Yunus’un Fidanları’ etkinliğiyle hem çevreye duyarlılık mesajı verdi hem de Anadolu kültürünün önemli bir değeri olan Yunus Emre’nin felsefesini yaşatma fırsatı buldu. "Öğrencilerimizin de Yunus’un sevgisiyle ve insan anlayışıyla eğitim almalarını amaçlıyoruz" Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel, fidanlarla beraber Yunus’un bir sözünü de toprağa gömdüklerini belirtti. Hem ağaçlandırma kampanyasının başlangıcını yapmak hem de öğrencilerde çevre bilinci ve doğa sevgisini güçlendirmek amacıyla bu etkinliğin düzenlendiğini ifade eden Rektör Adıgüzel, "Bildiğiniz gibi Anadolu Üniversitesi bu yılı Yunus Emre Eğitim Öğretim Yılı ilan etti. Biz de Yunus Emre yılında özgün olarak bu yıl da ağaçlandırma kampanyamızın bir başlangıcını yapmak amacıyla hem de öğrencilerimize yeşilin ve ormanın sevgisini kazandırmak, onlara çevre bilincini kazandırmak amacıyla bugün bir etkinlik düzenledik. Anadolu Üniversitesi Engeller Entegre Yüksekokulumuzdaki öğrencilerimiz ve hocalarımızla birlikte bugün bu sahada ağaçlandırma çalışmasını başlattık. Her fidanla beraber Yunus’un bir sözünü de toprağa gömerek, ağaçlarımızla birlikte Yunus’un o sevgi dolu sözleriyle bu ağaçların büyümesi, öğrencilerimizin de Yunus’un sevgisiyle ve insan anlayışıyla eğitim almalarını amaçlıyoruz" dedi. "Yaklaşık 6 bin yeni öğrencimiz için ağaçlandırma kampanyasına katkı sağlamış olacağız" Rektör Adıgüzel, sözlerinin devamında, "Bildiğiniz gibi biz bu yıl başında Anadolu Üniversitesi’ndeki her öğrencimiz bir fidan diye bir sloganla öğrencilerimize bir fidan dikeceğimizi belirtmiştik. Bugünkü etkinlikle Engeliler Entegre Yüksek Okulundaki öğrencilerimizle bu kampanyanın ilk adımını böylece atmış olduk. Önümüzdeki günlerde Anadolu Üniversitesine kaydolan yaklaşık 6 bin yeni öğrencimiz için ağaçlandırma kampanyasına katkı sağlamış olacağız. 120 öğrencimiz, akademisyenlerimiz, hocalarımızla beraber yaklaşık 170’e yakın ağacı bugün toprakla buluşturduk. 11 Kasım Dünya Ağaçlandırma Günü, Anadolu Üniversitesi olarak 11 Kasım’da da yine ağaçlandırma kampanyasına katkı sunacağız" ifadelerini kullandı. "Bugün sadece toprağa değil, kalbimize de birer fidan dikiyoruz" Engelliler Entegre Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Zehranur Kaya, Yunus Emre’nin insan sevgisine ve doğayla kurduğu derin bağa vurgu yaparak şu sözleri dile getirdi: "Engelliler Entegre Yüksekokulu, işitme kayıplı öğrencilerin eğitim aldığı Türkiye’deki tek özel yükseköğretim kurumudur. Biz de öğrencilerimize Yunus’un felsefesini, sözlerini ve sevgisini aşılayabilmek için böyle bir etkinlik düzenledik. Her bir öğrencimizin elinde Yunus’un güzel sözleri var. Bu sözleri okuyup anlamaları ve ardından bir fidanla buluşturup toprağa gömerek bu sevgiyi ağaçlarla büyütmeyi hedeflediler. Öğrencilerimiz hem doğa sevgisini hem bir ağacın nasıl yetiştiğini hem de Yunus Emre sevgisini yaşamak için bugün burada toplandılar. Yaklaşık 120 öğrencimiz ve hocalarımızla bir araya geldik. Umarım diktikleri fidanlar, yüreklerindeki sevgi gibi büyür, yeşerir ve çok güzel bir ormana dönüşür." "Her kök, Yunus’un sözlerinden doğan sevgiyi büyütecek "Öğrenci Konseyi Başkanı Ayşe Hafize Akman ise "Bugün toprağa bir fidan değil, bir umut ekiyoruz. Her kök, Yunus’un sözlerinden doğan sevgiyi büyütecek. Yıllar sonra bu ağaçların gölgesinde oturanlar, Yunus’un nefesini hissedecekler" şeklinde konuştu. Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel’in yanı sıra Eskişehir Orman İşletme Müdür Yardımcısı Mehmet Gülbaş, Anadolu Üniversitesi EEYO Müdürü Doç. Dr. Zehranur Kaya, Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Meltem Özten Anay ve EEYO öğrencilerinin katıldığı etkinlik, toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.
SOLOTÜRK gösteri ekibi ESOGÜ öğrencileriyle buluştu
07 Kasım 2025 Cuma - 10:39 SOLOTÜRK gösteri ekibi ESOGÜ öğrencileriyle buluştu Türk Hava Kuvvetleri bünyesindeki modern ve yüksek performanslı F-16 uçağının kabiliyetlerini izleyicilere bir gösteri şeklinde sunan SOLOTÜRK gösteri ekibinden pilotlar Hv. Plt. Yb. Murat Bakıcı ve Hv. Plt. Bnb. M. Erhan Aydemir, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Sanat ve Tasarım Fakültesi’nin düzenlediği söyleşi ve imza gününde ESOGÜ öğrencileriyle bir araya geldi. ESOGÜ Kongre ve Kültür Merkezi’ndeki etkinliğe ESOGÜ Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Emine Gümüşsoy ve Prof. Dr. Hakan Demiral, Rektör Danışmanı Doç. Dr. Y. Murat Bulut ve diğer yöneticiler ile öğrenciler ve üniversite personeli katıldı. Etkinlik açılışında konuşan ESOGÜ Sanat ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şirin Şengel, SOLOTÜRK’ün Türk milletinin gökyüzündeki gücünü, özgüvenini ve estetik duyarlılığını; Türk Hava Kuvvetleri’nin cesaretini, disiplinini ve mükemmelliğe olan tutkusunu temsil ettiğini belirtti. Şengel, SOLOTÜRK’ün gökyüzünü bir tuval, F-16 uçağını bir fırça gibi kullanarak izleyenlerde hayranlık ve gurur uyandıran benzersiz bir hava sanatı gösterisi sergilediğini kaydetti. Prof. Dr. Şengel, SOLOTÜRK’ün yalnızca bir gösteri ekibi değil bilimin, sanatın ve tasarımın birleşiminden doğan çağdaş bir estetik anlayışının temsilcisi olduğunu ifade etti. Sanat ve Tasarım Fakültesi olarak geçtiğimiz yıl Kasım ayında, Türk havacılık tarihinde iz bırakan F-4 Phantom savaş uçağının Türk Hava Kuvvetleri envanterine girişinin 50. yılı anısına özel bir boyama tasarımı gerçekleştirdiklerini hatırlatan Prof. Dr. Şengel, bu değerli çalışmanın ulusal belleğimizde yer edinen bir tasarım başarısı olarak ESOGÜ Sanat ve Tasarım Fakültesi’nin gurur kaynağı olduğunu dile getirdi. Prof. Dr. Şirin Şengel, ülkemize yaşattıkları gurur ve ilham için SOLOTÜRK gösteri ekibine ESOGÜ ve Sanat ve Tasarım Fakültesi adına teşekkür ederek konuşmasını tamamladı. Açılış konuşmasının ardından SOLOTÜRK ekip lideri ve 1. gösteri pilotu Hv. Plt. Yb. Murat Bakıcı ve 2. gösteri pilotu Hv. Plt. Bnb. M. Erhan Aydemir sunumlarını gerçekleştirirken, SOLOTÜRK Basın ve Halkla İlişkiler ekibinden Hv. Ütğm. Alper Şen de etkinliğe katıldı. Kendilerini tanıtan pilotlar sonrasında SOLOTÜRK ekibi, SOLOTÜRK uçağının özellikleri ve tasarımı, gösterilerde sergiledikleri hareketler ve nasıl SOLOTÜRK pilotu olunabileceği hakkında bilgiler verdiler. SOLOTÜRK’ün Türkiye Cumhuriyeti devletinin gücünü gösterdiğini vurgulayan Hv. Plt. Yb. Murat Bakıcı, SOLOTÜRK gösteri ekibinin pilotlarının aktif savaş pilotu olmasıyla dünyadaki benzerlerinden ayrıldığını kaydetti. Hv. Plt. Yb. Murat Bakıcı dünyanın her tarafına gösteriler sergilemek için gittiklerini ve oralardaki özgüvenlerinin ve maneviyatlarının asil Türk milletini temsil etmekten geldiğini ifade etti. Soru-cevap bölümü ve teşekkür belgesi takdimi ile tamamlanan söyleşinin ardından, Hv. Plt. Yb. Murat Bakıcı, Hv. Plt. Bnb. M. Erhan Aydemir ve Hv. Ütğm. Alper Şen fuaye alanında ESOGÜ öğrencileri ile imza etkinliğinde bir araya geldi.